Ana Sayfa Blog Sayfa 57

Humus’ta Aleviler katlediliyor MİHRAÇ URAL

Humus’ta Halid aşiretinden silahlı çetelerin başında olan bir kişi ‘aşiret reisliği’ için öldürüldü, suç Alevilere atıldı. Muhacirin ve El Erman mahallelerinde Alevilere saldırarak, 25’ten fazla kişiyi katlettiler. Suriye’deki Alevi halkı sokaklara çıkarak direnişe geçmeli, direnişe destek verilmeli.

Eli silahlı çeteler, devlet dedikleri organize  güçlerle birlikte Humus’ta Alevilerin yaşadığı Muhacirin ve El Erman mahallelerine hiçbir neden olmaksızın saldırdı. İlk belirlemelere göre 25 kişi katledildi, onlarca kişi yaralandı. Aleviler tarihi hatalarını elindeki silahlarını devlete güvenip teslim ederek yaptı. Bu hatanın  bedelini, ilk olarak 7-10 Mart 2025 tarihli katliamla ödediler; 50.000 insan katledildi.

Dünyanın bu katliamlara tanıklık ettiği sürede de saldırılar durmadı; her gün birer ikişer kişi can verdi. Ellerinde silah yoktu, savunma yapacak güç kalmamıştı. Ölüm üzerine ölüm geldi. Bundan sadece birkaç gün önce kahvede oturan insanlar üzerine ateş açıldı; 5 kişi öldürüldü. Daha da kötü ne bir devlet ne de komşu yardıma geliyordu.

Olaylar Halid aşiretinden silahlı çetelerin başında olan kişinin eşiyle birlikte katledilmesiyle başladı. Evlerinin duvarına “buradan Hüseyiniler geçti” diye bir not bıraktılar. Bunun üzerine aşiret, ”Aleviler katletti diyerek” saldırıya geçti.

Bu onuru kimse çiğnemeyecek

Öncelikle Aleviler asla “buradan Hüseyniler geçti” diye bir slogan atmazlar. Attıkları slogan “ya Ali”dir. Bütün bu olaylar dizininde Alevilerin bu yolla insan öldürdükleri hiç olmamıştır.  Arapça yayında “Ahbar Humus el Asıma” da olayın amca çocukları arasında aşiret reisliğine adaylık tartışmaları nedeniyle ortaya çıktığını bildirdi. Bu haber akla mantığa daha yakındır. Dolayısıyla öldürülen kişilerin “aşiret reisliği” oyununa kurban gittiği söylenebilir. Bu gerçeklere rağmen, Alevi mahallesine saldırarak onlarca kişiyi öldürmek; bir kez daha Alevi olmanın kefaretini ödemektir. Bu anlaşılmaz olaydan çıkartacak en önemli sonuç,  artık susmamak gerektiğidir. Alevi olmak onurlu olmaktır, bu onuru kimsenin çiğnenmesine müsaade etmeyecektir.

Öte yandan, Muhacirin ve El Erman mahalleleri Alevi mahallesidir. Bu mahallelere  nasıl ateş açıp, insan öldürürsünüz? Canlı yayın esnasında kulaklarımla duydum biri bağırıyordu; “eşek oğlu eşekleri vurun öldürün, diri bir tek insan olmayacak hepsini katledin.” Silahsız Aleviler katlediliyordu. Katledenler ise düne kadar birlikte yaşadıkları iyi gün kötü gün dostu olan Arap aşiretleriydi. Bunlar devletten destek alıyorlardı, üstelik ağır silahları vardı. Büyük Arap TV bültenleri olayları “Humus’ta çatışma var” şeklinde sunarak, karşılıklı ateş ediliyor gibi vererek Alevileri de silah güç olarak gösteriyorlar. Bu açıdan Arap medyası tam bir taraflı medya olarak Colani’nin taraftarlığını yapıyordu.

Göz göre göre katlediyorlar

Aleviler bir kez daha katledilirken, dünya kamuoyu ciddi bir tepki göstermedi, göstermiyor. Devlet denilen şebeke, mahalledeki tüm mobil telefonları topladı. Hiç kimsenin çekim yapmaması gerektiğini dile getiriyor ve açıkça “sizlere 2 saat zaman tanıyorum her şeyi toparlayın” dedi. Bu iki saat zarfında görüntü çekenleri topluyor, silahlı güçlerin katletmede hedef seçtiği yerlerin işini bitirmeye çağırıyordu.

Sokağa çıkma çağrısı yapanları da “susun, insanları kışkırtmayın, silahsız olan Alevileri provakasyona düşürmeyin” sözleriyle tehdit ediyordu. Ancak onurlu Aleviler “sokaklara çıkalım sesimizi yükseltelim, hiçbir devlet bizi kurtaramayacak, kendi kendimizi kurtarmak için sokakları dolduralım” diyordu. İlerleyen günlerde ne olur bilinmez ancak açık olan tek şey Aleviler hep öldürülecekler hep yakılıp yıkılacaklar. Bu anlamsız haykırışlara karşı elde ne varsa, taşla sopayla bu kıyım hareketine karşı ayaklanmak ve seslerin yükselmesi gerekiyor.

Çeteleri durdurun

Bu arada Şeyh Ğazal Ğazal BM’ye hitaben bir bildiri yayınladı. Haklı olarak şeyhin yapabileceği tek şey de burdu. Bununla da yetinmeyip halkın sokaklara inmesini sağlayacak çağrılar yapmalıdır. Ğazal Ğazal’ın çağrısında, “Humus kentindeki Alevi mahalleleri, fiili otorite unsurlarınca desteklenen Bedevi gruplar tarafından gerçekleştirilen silahlı barbarca bir saldırıya maruz kalmıştır. Bu saldırı sırasında silahsız siviller, üzerlerine doğrudan ateş açılması, evlerin ve mülklerin yakılması, dükkânların tahrip edilmesi ve bu mahallelerdeki araçların ateşe verilmesi suretiyle korkutulmuştur. Fiili otoritenin, bu mezhepsel nitelikli saldırıları durdurmaktaki aczi ve yaklaşık bir yıldır aralıksız süren ihlalleri, Humus ve diğer tehdit altındaki bölgelerde yaşayan Alevi sivillerin hayatını tehlikeye atmaktadır. Bu doğrultuda, Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve uluslararası karar vericilere acilen şu çağrıyı yapıyoruz;

1-Humus’taki Alevi mahallelerinde sivillerin korunması ve bu saldırıların derhal durdurulması için müdahalede bulunulması.

2-Sivil halka karşı işlenen ihlalleri ve suçları belgelemek üzere bağımsız bir uluslararası soruşturma komisyonu gönderilmesi.

3-Bu saldırıların doğrudan sorumlularının ve kışkırtıcılarının uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku uyarınca hesap vermesinin sağlanması” dedi.

Direnişe geçme zamanı

Bu satırlardan hareketle Suriye’deki Alevi halkını direnişe, sokaklara çıkarak tepkisini dile getirmeye çağırıyoruz. Silahsız olmak direnişin önünde engel değil. “Zaten her gün ölümleri yaşıyoruz, bundan sonrası ne olacak?” diye düşünmenin hiçbir anlamı yoktur. Sokaklar yaşam hakkımızın  sesi olmalı, haykırışımızı herkes duymalı. Bundan sonrası hiçbir şekilde birlikte yaşama olanağı yoktur bununla bilinmesi gerekiyor. Bu halk silahını kendi iradesiyle teslim etmişti, şimdi kendi iradesiyle direnişe geçecektir ve bunun desteklenmesi gerekli. Alevi halkının tek dostu olan Kürtler bu çağrıya cevap olmalı. Rojava Kürtleri bu haklı direnişe omuz verecektir.

özgür politika

Alevilere yönelik soykırıma karşı sessiz kalmayacağız!

Alevi toplumu, tarih boyunca maruz kaldığı ayrımcılık ve şiddet karşısında sessiz kalmayacağını vurguladı. Alevi inancının ve kültürünün yok sayılmasına karşı çıkan temsilciler, bu durumu bir soykırım olarak nitelendiriyor. Toplumun, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleriyle sokağa dökülmesi gerektiği ifade ediliyor.

Toplumun önde gelen isimlerinden biri, Alevilerin yıllarca süren ayrımcılığa ve baskılara karşı durarak, yaşadıkları acıların unutulmaması gerektiğini belirtti. Bu bağlamda, Alevi kimliğinin savunulması ve toplumun bir araya gelerek hak arayışını sürdürmesi gerektiği vurgulanıyor.

Alevi kurumları, bu süreçte dayanışmanın önemine dikkat çekerek, tüm inanç gruplarının eşit haklara sahip olması gerektiğini savunuyor. Alevilerin, kendilerine yönelik saldırılara karşı ortak bir sesle yanıt vermesi gerektiği ifade ediliyor. Bu bağlamda, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleri, Alevi toplumunun öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor.

Alevi temsilcileri, dünya genelindeki insan hakları savunucularını, bu soykırıma karşı duyarlılığa çağırarak, Alevi inancının ve kültürünün korunması için destek bekliyor. Toplumun, yaşadığı zorlukların üstesinden gelebilmesi için bir araya gelmesi ve ortak hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor.

Aleviler Suriye’nin 5 Kentinde Hedef Alındı, Tehdit Büyüyor

Avrupa Alevi Gençler Birliği (AAGB), Suriye’deki Alevilere yönelik artan saldırılara dair sert bir açıklama yaptı. Açıklamada, IŞİD, El Nusra, El Kaide ve Heyet Tahrir Şam (HTŞ) gibi cihatçı grupların bir araya gelerek oluşturduğu sözde “Şam Geçici Hükümeti”nin, Alevilere yönelik sistematik katliam ve baskı politikalarını sürdürdüğü vurgulandı.

AAGB, mart ayında Alevilere yönelik gerçekleştirilen kitlesel katliamların hesabının sorulmadığını belirterek, Ebu Mohammed El Jolani’nin batılı devletler tarafından akredite edilmesini eleştirdi. Uzun süre 10 milyon dolarlık ödül bulunan Jolani’nin, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha da güçlendiği ifade edildi.

Açıklamada, Suudi Arabistan ve Katar’ın finansal katkılarıyla Suriye’nin Dünya Bankası’na olan borcunun ödendiği, ayrıca Katar’a ait El-Cezire kanalının Jolani’yi “şirin göstermek” amacıyla yoğun bir PR faaliyeti yürüttüğü kaydedildi. Bunun yanı sıra, Geçici Şam Hükümeti’nin toplumsal karşılığının olmadığı, 103 selefist örgütün birleştiği bu yapının Suriye halkı nezdinde bir meşruiyeti bulunmadığı vurgulandı.

Alevilere yönelik barışçıl eylemlere HTŞ’nin şiddetle karşılık verdiği, bu cihatçı grupların Alevilere, Kürtlere, Hristiyanlara ve diğer toplumsal kesimlere düşmanlık beslediği ifade edildi. Alevilerin federasyon talebinin zor kullanılarak bastırılmaya çalışıldığı ancak bu çabaların başarısız olacağı belirtildi.

AAGB, Suriye’deki tüm toplumsal kesimlerin demokratik, barışçıl ve seküler bir devlet talebini desteklediğini belirterek, “Selefizm karanlığına karşı tüm toplumu omuz omuza mücadele etmeye davet ediyoruz. Suriye karanlığa teslim olmayacak. Mücadele eden herkesin sesi olmaya devam edeceğiz,” şeklinde bir çağrıda bulundu.

Maraş 1978 Katliamı, Dresden’de Unutulmayacak Bir Anma ile Yaşatılacak

1978 yılında Maraş’ta Alevilere yönelik gerçekleştirilen ve Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçen katliam, Almanya’nın Dresden kentinde düzenlenecek bir panelle anılacak. “Maraş Katliamı / Komkujîya Mereşê: Hakikat ve Adalet Arayışında Israr” başlığıyla gerçekleştirilecek etkinlikte, katliamın tarihsel arka planı, toplumsal sonuçları ve adalet mücadelesi ele alınacak.

Panel, 20 Aralık 2025 Cumartesi günü saat 14.00’te Dresden’de Oschatzer Str. 26 adresinde gerçekleştirilecek. Etkinliğin konuşmacısı, yazar ve araştırmacı Aziz Tunç olacak. Tunç, Maraş Katliamı’nın tarihsel boyutunu ve Alevi toplumunun hakikat ve adalet mücadelesini kapsamlı bir şekilde ele alacak.

Panelde, katliamın sadece geçmişte kalmış bir acı olmadığı, günümüzde de devam eden bir yüzleşme ve adalet sorunu olduğu vurgulanacak. Maraş’ta yaşananların, cezasızlık politikaları ve inkâr pratiğiyle nasıl sürdürüldüğüne dair değerlendirmeler yapılması bekleniyor.

Bu etkinlik, Alevi toplumunun hak arayışını güçlendirmek ve geçmişle yüzleşmek amacıyla önemli bir fırsat sunuyor. Katılımcıların, Maraş Katliamı’nın unutulmaması ve adalet mücadelesinin sürdürülebilir hale gelmesi adına seslerini duyurmaları amaçlanıyor.

DAD Malatya’da Barış Etkinliği Düzenledi: Toplumda Yeşerir

DAD Malatya Şubesi, “İnancımıza Örgütleniyoruz, Demokratik Toplum İnşasına İkrar Veriyoruz” temasıyla düzenlediği etkinlikte, barışın toplumsal zeminde yeşermesi gerektiğine vurgu yapıldı. Etkinlikte konuşan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Suriye’deki Alevi katliamlarına dikkat çekerek, insani yardım koridorunun acilen açılması gerektiğini belirtti. Doğan, Alevi toplumunun tarihsel hafızasının önemine işaret ederek, örgütlü gücün sağlanmasının katliamların durdurulmasında kritik bir rol oynadığını ifade etti.

DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de etkinlikte yaptığı konuşmada, Alevi toplumunun barışın inşasında önemli bir görev üstlendiğini belirtti. Kete, “Barış, toplumun içinde mayalanır. Alevi toplumu bu konuda tarihsel misyon taşımaktadır” dedi. Kadim inançların tarih boyunca baskılara maruz kaldığını ve bu baskılara rağmen özlerini koruduklarını vurguladı.

Etkinlikte DAD Malatya Şube Başkanı Onur Öskul da Alevi toplumunun ortak değerleri etrafında birleşmesinin gerekliliğine dikkat çekerek birlik ve beraberlik mesajı verdi. Sanatçı Ali Sizer’in sahne aldığı konserle sona eren etkinlik, katılımcılar arasında coşku ve dayanışma duygularını pekiştirdi.

Suriye’deki Alevi katliamı Adıyaman’da güçlü bir sesle protesto edildi!

Adıyaman’da bir araya gelen Alevi kurumları, Suriye’deki Alevilere yönelik artan saldırılara karşı ortak bir basın açıklaması yaptı. Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın temsilcileri, Rıza Tanrıverdi Cemevi önünde düzenlenen etkinlikte, Suriye’deki Alevilere yönelik sistematik soykırımı kınadı.

DAD Adıyaman Şube Eş Başkanı Melek Ruşen, Suriye’deki savaşın Alevilere yönelik zalimlikleri artırdığını belirterek, “Alevilerin ve Hristiyanların evleri yakılıyor, kadınlar kaçırılıyor, gençler işkencelerle öldürülüyor. Bu saldırılar, inanç temelli nefret ve yok etme politikalarının bir yansımasıdır” dedi.

Ruştan, Suriye’deki durumu eleştirerek, “Bölgedeki çeteler tarafından Alevilere ve Hristiyan topluluklara yönelik saldırılar, insanlığa karşı işlenen suçlar niteliğindedir. Uluslararası toplum ve medya kuruluşlarının sessizliği, bu soykırımın devam etmesine zemin hazırlamaktadır” ifadelerini kullandı.

Etkinlikte, Alevi toplumu olarak insani yardım götürmeye hazır olduklarını vurgulayan Ruşen, “Suriye’de HTŞ çetelerinin yönetimine son verilmeli ve güvenli, eşit haklara sahip bir yönetim kurulmalıdır” dedi. Alevilerin yaşadığı zulmün kabul edilemez olduğunu belirten Melek Ruşen, “Herkesi bu zulme karşı ses çıkarmaya, masum insanların yaşam hakkını savunmaya davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

Ruşen, “Alevilerin günümüzde yaşadıkları Kerbela’dır. Yezit aynı yezit, mazlum aynı mazlumdur. Bugün Suriye’deki Alevilerin yaşam hakkı savunulmazsa, yarın dünyanın hiçbir yerinde hiçbir inanç topluluğunun güvenliği garanti altına alınamaz” diyerek sözlerini tamamladı.

Alevilere yönelik soykırıma sessiz kalmak kabul edilemez!

Ovacık Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’deki Alevi Katliamı’na ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Suriye’de Aleviler, dünyanın gözü önünde sistematik bir soykırıma uğratılıyor” ifadesi öne çıktı. Platformun düzenlediği etkinlikte, “Suriye’de halklar ve inançlar katliamlarına dur de” pankartı açıldı.

Basın metnini okuyan Orhan Özkanlı, Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiğini ve bu süreçte Alevilere yönelik insanlık dışı yöntemlerle gerçekleştirilen katliamları vurguladı. Özkanlı, ev baskınları, mal varlıklarına el koyma, işkence ve kadın ile gençlerin kaçırılması gibi uygulamaların dünya kamuoyunda büyük bir sessizlikle karşılandığını belirtti.

Alevi soykırımına sessiz kalan herkesin bu katliamlardan sorumlu olacağını ifade eden Özkanlı, Suriye’de yaşanan olayların yalnızca belirli bir yönetim ve çetelerin sorumluluğunda olmadığını, aynı zamanda bu duruma destek veren ülkelerin de sorumlu olduğunu vurguladı. “Aleviler soykırıma tabi tutulurken kimse sessiz kalamaz. Biz de sessiz kalmayacağız” diyerek dayanışma çağrısında bulundu.

DAD, Malatya’da Barış Etkinliği Düzenledi: Toplumda Filizlenir

DAD Malatya Şubesinin düzenlediği etkinlikte konuşan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çekerek, insani yardım koridorunun bir an önce açılması gerektiğini vurguladı. Doğan, Alevi toplumunun kadim değerleri ve örgütlü duruşunun önemine değinerek, “Katliamlarımızı durdurmanın yolu örgütlü güç olmaktır” ifadelerini kullandı.

DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de etkinlikte yaptığı konuşmada Alevi toplumunun barışın toplumsal zeminde yeşermesinde önemli bir rol üstlendiğini belirtti. “Barış, toplumun içinde mayalanır. Alevi toplumu bu konuda tarihsel bir misyon taşımaktadır” diyen Kete, farklı inançların özgün kimlikleriyle var olmaya çalıştığını ifade etti.

Malatya’da “İnancımıza Örgütleniyoruz, Demokratik Toplum İnşasına İkrar Veriyoruz” sloganıyla düzenlenen etkinliğe yoğun katılım oldu. Programa Malatya DEM Parti, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği şubeleri ve çeşitli derneklerden temsilciler de katıldı. DAD Malatya Şube Başkanı Onur Öskul, Alevi toplumunun ortak değerler etrafında birleşmesinin önemine dikkat çekti.

Etkinlik, sanatçı Ali Sizer’in sahne aldığı konserle sona erdi. Katılımcılar, birlik ve dayanışma mesajlarının verildiği programı coşkuyla tamamladı.

Alevi Hakikat Önderlerinden Firaz Ana; “Kadınsız bir yol eksiktir.” “Yolu Bilmeyenler Nereden Bilecek, İkrarın, Erkânın Sahibi Ana Değil mi?”

bu yazı Alevilerin sesi http://aevilerinsesi.eu sitesinden alınmıştır.

 

Alevilerin sesi dergisi dergisi 25 Kasım kadına yönelik her türlü şiddetle uluslararası mücadele günü özel sayısında yayımlanan röportajda alevi hakikat yol sürücüsü Ana firaz Yalvaç yaptığı röportajda şunlara değindi ;

Uzun yıllardır yaşadığımız bölgede Nantes Alevi Kültür Merkezi’nde (Nantes AKM) hizmet yürütüyorum. Ayrıca FUAF – Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde, rızalıkla yol erkân hizmetlerinde yer alıyor; Cem erkânları, Hakk’a uğurlama, muhabbet ve gönül birleme, 40 lokmaları, anma gibi erkânlarda Yola olan bağlılığımı; anadilim, inancım, ilim ve bilimin ışığında gönülden yürütmeye çalışıyorum.

Aslında yol beni çağırmadan önce ben çoktan gönlümü ona bağlamıştım. İçimde hep bir yol aşkı, bir ikrar sevdası, derin bir çağrı vardı.

Bağlama çalıyor, Cem erkânlarında Cem aşığı hizmeti ediyordum. Ama gönlüm hep eksik olanın tamamlayıcısı olmak istiyordu. “Kadınsız bir yol eksiktir.” Bu düşünceyle, eksik olanı tamamlamak niyetiyle hizmete başladım.

El verdim, dil verdim, nefes verdim, gönül verdim. Çünkü biliyordum ki; yol sadece izlenerek değil, içinde olunarak yaşanır.

Yola ikrar verdim. Eğitim sürecinde yolun derinliğini bilen Pirler, yol ehl-i canlar, kadının bu inancın asli bir parçası olduğunu hisseden, yaşatanlar sadece destek değil, bana yoldaş oldular.

Cemlerde yüzlerce can bir aradaydı ama hepsinin dili aynı değildi.
Ve biliyordum ki her can, ibadetini kendi dilinde duyduğunda yüreği daha derinden titrer.

Şeyh Qaji’nin sözüyle: “Her thyrê zone xo waneno, her vas koka xo ser reweno.” (Her kuş kendi dilinde öter, her ot kendi kökünde biter.)

Ben de gerektiğinde anadilim Kırmancki ile hizmet etmeye karar verdim. Çünkü her can, inancını kendi diliyle duyma hakkına sahiptir.

Ana dilden dökülen her nefes, canların gönlüne dokunur. Kimi gözyaşıyla, kimi sessizce, kimi hâl diliyle bu hissiyatı paylaşır. O an anladım ki ben sadece bir hizmet yürütmüyorum; bir kalbe, bir hafızaya, bir hakikate dokunuyorum.

Alevilik, diğer semavi dinlerde olduğu gibi kadının yerinin olmadığı bir inanç sistemi değildir!

Alevilikte kadın-erkek eşitliği, inancın en temel özelliklerinden biridir. Alevi öğretisinde kadın ve erkek “insan” kimliğiyle eşittir; cinsiyet insanın değerini belirleyemez.

Yolumuzun öğretisinde cinsiyet ayrımı yoktur. Bu kadim inanç hiçbir zaman kadın-erkek, genç-yaşlı, zengin-fakir, küçük-büyük ayrımı yapmamıştır. Alevilikte can kavramı vardır.

Cem erkânlarımızda kadın ve erkek yan yana, eşit biçimde yer alır. Birlikte cem olur, semah döner, birbirine niyaz olur.

Yolun öğretisinde zaten Analar vardı ve hep de var olacaklar!

Pirimiz Başköylü Hasan Efendi’nin dediği gibi: “Yolun asıl sahibi Anadır, yol Anadan başlar.

”Anaların dili, yol dilidir; sevgi, itikat ve barış dilidir!…

“Yolda sorun yok, yolcularda sorun var.”

Bu kadim yol, Raa Heqî, doğa temelli bir inanca dayanır. Ancak zamanla büyük ölçüde zarar görmüş, asimilasyona uğramıştır. Bize ait olmayan kavramlar bu öğretiye girmiş, benimsetilmiştir.
Bu da bizi özümüzden uzaklaştırmıştır.

Kadının yoldaki yeri de bu süreçte değişime uğramıştır.
Tekçi ve egemen anlayış, inancımızı kadınsızlaştırmış, tek tipleştirmeye çalışmıştır.

Böylesi bir dönemde özümüze, kadim değerlerimize yeniden dönme ihtiyacı her zamankinden büyüktür!

Ne yazık ki kadınlarımızın önü daha evdeyken kapanıyor!

Kadın bilgi ve emeğiyle hak ettiği yere ulaşamıyor. Kurumlarda da benzer durum sürüyor; çoğu zaman kadın sadece mutfak ve temizlikle sınırlandırılıyor.

Bazı ocaklarda kimi pirler ne yazık ki analara hizmet alanı açmıyor. Kadının hizmeti rahatsızlık verici bulunuyor. Ama bu yolun yarısı kadındır, Anadır.

Zaman zaman hizmette geri plana atıldım, emeğimin görülmediğini hissettim. Ama “gönül kalsın, yol kalmasın” şiarıyla hizmetten geri durmadım.

Çünkü bu yol Hakk’a varan bir yoldur. Hizmet, aşk ile, gönül ile yapılır. Asimilasyona karşı özümüzü korumak, inancımıza ve dilimize sahip çıkmak benim için sadece görev değil, bir ikrardır

Coğrafyamızda yalnızca bir köyde bir değil, birçok ziyaret bulunur. Her biri bir hikâyeye, bir hakikate dayanır.

Dersim’de 366 ziyaret olduğuna inanılır ve bu ziyaretlerin yarısı kadın adlarıyla anılır.
Anaların, evliyaların, ermişlerin izidir onlar.

Ne yazık ki zaman içinde bu kutsal mekânlara da dokunulmuştur.
Kadınların adları silinmiş, yerine erkek isimleri yazılmıştır.
İnancımızın kadim mitolojisi bize ait olmayan anlayışlarla değiştirilmiştir.

Ama hâlâ o ziyaretlere varıp da
“Yaa Bağıra Sıpiye, Ana Buyere, Ana Xaskare, Jela Zalale, Ana Karsniye, Ana Barê, Ana Fatma, Qumriya Zerde, Ana Ovege, Jara Merxe…”
diye niyaz edenler, bu hakikati kalpten bilirler.

Ziyaret, sadece bir mekân değil; bir ana nefesi, bir halkın direnişidir!

Yol “Eline, diline, beline sahip ol” der. Bu söz, inancımızın ahlâk temelidir.

Yolun öğretisinde şiddet değil, rızalık esastır.
“Eline sahip ol”: Kimseye zarar verme, şiddet uygulama, haksız kazanç elde etme!
“Diline sahip ol”: Kimseyi sözlerinle incitme, yalan söyleme, kalp kırma!
“Beline sahip ol”: Rızaya, edebe, saygıya önem ver !

Bu kavramlar hem fiziksel hem duygusal şiddeti reddeder. Yolumuzun inancı, âlemdeki tüm canlılara şiddeti reddeder!

Şiddet, kadının ana yüreğine sığmaz. Kadın, anadır, canı yaşatandır.

Alevi kadınlar her zaman barıştan, sevgiden, güzellikten yana olmuştur…
Eskiden bir husumet çıktığında araya kadınlar girer, sözleriyle barışı sağlardı…

Alevilik özü itibarıyla bir barış yoludur. Bu yolda şiddetin, zorun, baskının yeri yoktur.

Bir kadın ve yol hizmetkârı olarak biliyorum ki: Barışın dili Anadır. Merhametin eli kadındır. Toplumun vicdanı da çoğu zaman kadınların yüreğinden geçer.

Şiddet yolu karartır, barış ise hakikatin ışığıdır…

Tarih boyunca, özellikle Dersim 1937–1938 Tertelesi ve diğer Alevi soykırımlarında kadınlar hem hedef hem araç haline getirilmiştir.

Kadınlar fiziksel, cinsel, ekonomik ve kültürel şiddete uğramış; kimlikleri, dilleri, inançları bastırılmıştır. Birçok kadın sürgün edilmiş, çocukları elinden alınmış, kutsallarından koparılmıştır…

Ama tüm bu yıkıma rağmen kadınlar, Alevi toplumsal belleğinin en güçlü taşıyıcıları olmuştur.
Evlerinde çerağını uyandırmış, lokmasını pişirmiş, ikrarını tutmuş, doğaya şükran sunmayı sürdürmüştür..

Kadınlar bizim hafızamızdır. Her Alevi Anasının yüreğinde bir direniş saklıdır!

Bugün Alevi toplumunda kadınlar özel alanda şiddete maruz kalıyorsa bu, inancımızın değil, ataerkil kültürün yansımasıdır.

Alevi toplumunun Cem’lerinde rızalık denetimi, kadın kurullarının güçlendirilmesi ve eğitimin öne çıkarılmasıyla bu şiddetin önüne geçilmelidir.
Barışı, sevgiyi ve adaleti hatırlatmak; her cana yolun özündeki eşitliği yeniden anlatmak gerekir.

Yola hizmet etmek; rızalık temelinde, ilim ve bilimi rehber edinerek,
Yol dilini kullanarak gönüllere dokunabilmektir.

Adaletli, barışçıl, sevgi dolu bir yaşamı benimsemek;
Yol’un özünü, dilini, öğretisini, hakikatini, inancını, ritüellerini, değerlerini, üslubunu ve edep erkânını canların gönüllerine taşımaktır.

Cem’lerde ve toplumda barışı, eşitliği ve adaleti yaşatmaktır.
Kadın-erkek ayrımı yapmadan her cana rızalılığı gözetmek, mazlumu korumak, küskünlerin gönlünü birlemek ve toplumu bir arada tutmaktır.

Aşk ile,
Firaz Yalvaç

 

Viyana’da Alevi Katliamlarına Karşı Sesimizi Yükselttik

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), 30 Kasım’da Viyana’da Suriye’de Alevilere yönelik süregelen katliamları protesto etmek amacıyla bir basın açıklaması düzenledi. Etkinliğe Alevi toplumunun temsilcileri ve dayanışma grupları katıldı.

Basın açıklaması, Pir Hüseyin Elmas’ın okuduğu gülbank ile başladı. Ardından, Türkçe basın metni yine Elmas tarafından okundu. Almanca metin ise Yönetim Kurulu Üyesi Nurcan Düzgün tarafından katılımcılara duyuruldu.

Açıklamada, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve artan şiddet olayları uluslararası kamuoyuna aktarıldı. Avrupa’daki siyasi karar vericilere ve insan hakları kuruluşlarına, katliamların durdurulması ve sivillerin korunması için acil adımlar atılması çağrısı yapıldı.

Etkinlik, kısa bir değerlendirme konuşmasının ardından gerçekleştirilen nefes dinletisi ile sona erdi. Katılımcılar, nefeslerin ardından barış, kardeşlik ve dayanışma mesajlarını paylaştı.