Ana Sayfa Blog Sayfa 58

Üryan Hızır Ocağı: Temiz kalple gelenin şifası olur

Dersim’in Pertek ilçesindeki Zeve (Dorutay) köyünde yer alan Üryan Hızır (Sultan Hıdır) Ocağı, Alevilerin yıl boyunca sıkça ziyaret ettiği bir mekandır. Köylüler, buraya gelenlerin kalplerinin temiz olması durumunda şifa bulduklarını belirtiyor. Elif Koyun, Üryan Hızır Ocağı’nın tarihi ve ritüelleri hakkında bilgi verirken, buraya hasta olanların iyileşerek döndüğünü vurguladı.

Koyun, Sultan Hıdır’ın hikayesini aktararak, geçmişte yaşanan bir olayı anlattı. Sultan Hıdır’ın bir göl kenarında durduğunu ve orada bir çıra yaktığını, paşanın bu durumu askerleriyle araştırdığını söyledi. Askerlerin Sultan Hıdır’ı yanlarına getirememesi üzerine paşanın kendisinin onun yanına gittiğini ve burada yaşanan kerametleri gördüklerini ifade etti. Paşanın, Sultan Hıdır’a asker verdiğini ve bu askerlerin soyundan gelenlerin günümüzde bu köyde yaşadığını belirtti.

Reyhan Kıt ise, geçmişte insanların inançlarının daha güçlü olduğunu, ziyaretçilerin yalın ayak ocağa geldiklerini anlattı. Ziyaretin önemine değinen Kıt, o dönemde insanların ibadetlerini yerine getirirken, şimdi ise kurban kesip hemen geri döndüklerini ifade etti. Kıt, Üryan Hızır’ın şifasının bol olduğunu, buraya gelenlerin doğru niyetle geldiğinde taleplerinin kabul edildiğini söyledi.

Üryan Hızır Ocağı, sadece fiziki bir mekân olmanın ötesinde, insanların manevi ihtiyaçlarını karşıladığına inanılan bir yer. Köylüler, gençlerin burayı ziyaret etmelerini ve inançlarını sürdürmelerini tavsiye ediyor. Zamanla köydeki nüfus azalmış olsa da, ocağın önemi ve ziyaretçileri için anlamı her zaman devam ediyor.

Hüseyin Gazi Metin Dede, bir yıl sonra özlemle anıldı!

Hüseyin Gazi Metin Dede, Hakk’a yürüyüşünün 1. yıldönümünde Antalya’da gerçekleştirilen bir etkinlikle anıldı. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde düzenlenen anmaya, Metin Dede’nin ailesi, AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Alevi kurum temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Etkinlikte, Metin Dede’nin Alevi toplumu için bir yol önderi, rehber ve halk ozanı olduğu vurgulandı.

Sunuculuğunu Bahar Gezer’in üstlendiği anmada, AKD Antalya Şubesi Başkanı Kazım Uçarcan, “Hüseyin Gazi Metin Dedemizin bize bıraktığı miras, Alevilerin asimilasyona karşı nasıl mücadele etmesi gerektiğidir. Kendisi, yolunu sürdüren bir önder olarak bize ışık tutmaktadır,” dedi. Uçarcan, Metin Dede’nin şairliği, felsefesi ve ozanlığından ilham alarak Alevi hak mücadelesini sürdürdüklerini ifade etti.

Metin Dede’nin oğlu Müslüm Metin, babasının devrimci bir halk adamı olduğunu belirterek, “Babam her zaman örgütlenmenin önemini vurgulardı. Toplum örgütlenirse karanlığı yıkar,” dedi. Anmanın ardından Hıdır Abdal Ocağı dedelerinin deyişleri eşliğinde semahlar dönüldü ve gelen misafirlere lokmalar pay edildi.

Hüseyin Gazi Metin Dede, 1939 yılında Sivas Divriği Çamşıh Şahin Köyü’nde doğdu. Çocukluğundan itibaren hayatın zorluklarıyla mücadele eden Metin, yıllarını cem yürütmeye, dedelik ve zakirlik yapmaya adadı. Hem köyünün hem de inancının kültürel mirasını yaşatmayı sürdüren Metin, halkının önderliğini üstlenen bir figür olarak hatırlanıyor.

Seyit Rıza’nın torunu Nermin Polat, Hakk’a yürüdü

Seyit Rıza’nın torunu Nermin Polat, 90 yaşında Elazığ’da Hakk’a yürüdü. Alevi inancının önemli isimlerinden biri olan Polat, yaşamı boyunca toplumsal değerlere katkıda bulundu.

Nermin Polat’ın cenazesi, 1 Aralık’ta Yıldızbağları Cemevi’nde düzenlenecek törenle uğurlanacak. Ardından, Ovacık’ın Axdat köyünde toprağa verilecek.

Alevi inanç ve kültürüne büyük katkılarda bulunan Nermin Polat, yaşamı boyunca toplumsal adalet ve eşitlik mücadelesinin bir simgesi oldu. Onun anısı, bu mücadeleye devam edenler için bir ilham kaynağı olmaya devam edecektir.

Polat’ın vefatı, ailesi ve sevenleri için derin bir üzüntü kaynağı olurken, aynı zamanda Alevi toplumu için de büyük bir kayıp olarak değerlendirilmektedir.

Frankfurt’ta Alevi Katliamı Protestosu: Uluslararası Dayanışma Çağrısı

Almanya’nın Frankfurt kentinde yüzlerce kişi, Suriye’de Alevi sivillere yönelik artan saldırıları protesto etmek amacıyla toplandı. Kent merkezinde düzenlenen eylemde, Suriye’de yaşananların “Alevilere yönelik sistematik bir soykırım girişimi” olduğu ifade edildi. Göstericiler, uluslararası topluma ve insan hakları örgütlerine acil müdahale çağrısında bulundu.

Eylemde yapılan açıklamalarda, Suriye’deki Alevi yerleşimlerinin hedef alındığına dikkat çekildi. Sivillerin ağır kuşatma ve saldırı tehdidi altında olduğu vurgulandı. Katılımcılar, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere tüm uluslararası kurumları göreve çağırarak, saldırıların derhal durdurulmasını ve sivil halkın korunmasını talep etti.

Gösteri boyunca “Alevilere özgürlük” ve “Suriye’de Alevi soykırımı var” sloganları atıldı. Taşınan pankartlarda Suriye’deki insanlık dramına dikkat çekilirken, dünya kamuoyunun sessiz kalmaması gerektiği vurgulandı. Protestocular, Alevilere yönelik saldırıların görünür kılınmasını istedi.

Protestoya katılanlar, Suriye’deki Alevi halkının yalnız bırakılmasının yeni katliamların önünü açtığını belirtti. Etkin ve bağlayıcı uluslararası adımların atılmasının hayati önem taşıdığı ifade edildi. Saldırıların belgelenmesi, faillerin yargılanması ve kalıcı koruma mekanizmalarının oluşturulması talep edildi.

Eylem, Suriye’deki saldırılar altında yaşayan Alevi halkıyla dayanışma mesajlarının verilmesiyle sona erdi. Katılımcılar, mücadeleyi büyütmeye ve konuyu uluslararası alanda gündemde tutmaya devam edeceklerini dile getirdi.

Köln’de Colani’nin Alevi Değerlerine Karşı Protestosu Gerçekleşti

Köln’de Alevilere Yönelik Soykırımlar Protesto Edildi

Köln, Almanya – Alevilere yönelik soykırım ve katliamlar, uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmeye devam ediyor. Suriye’de Beşşar Esad rejiminin düşmesinin ardından kurulan Colani hükümetinin, Alevilere karşı işlenen suçlara sessiz kalması Köln’de protesto edildi. 6 Mart’tan bu yana Suriye’nin kıyı bölgelerinde devam eden çatışmalar sonucu, çoğu sivil olmak üzere yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

Alevi kuruluşları, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun öncülüğünde Cumartesi günü Köln, Berlin ve Frankfurt’ta eş zamanlı basın açıklamaları gerçekleştirdi. Köln’de Ren Nehri kıyısında düzenlenen protestoya, devrimci ve demokratik kesimlerden geniş bir destek geldi.

Protestoya katılan konuşmacılar, Türkçe, Arapça, Kürtçe ve Almanca olarak yaptıkları konuşmalarda, Alevilere yönelik baskıların ve katliamların sona ermesini talep etti. İŞİD ve El Kaide gibi cihatçı örgütlerin insanlık dışı yöntemleri eleştirilerek, bu tür uygulamaların tüm halklara karşı bir soykırım suçu olarak değerlendirildiği ifade edildi.

Köln’deki protestoda, Alevi kanaat önderleri bölgeden gelen tanıklıkların endişe verici olduğunu belirterek, uluslararası basında yer alanların çok ötesinde trajedilerin yaşandığını vurguladılar. Ayrıca, Suriye’deki Aleviler için insani yardım koridorunun açılması, güvenliğin sağlanması ve haklarının korunması talepleri dile getirildi.

Alevi örgütleri: Colani ve yandaşları insanlığa karşı suç işliyor!

İzmir’deki Alevi örgütleri, Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlara karşı uluslararası topluma acil çağrıda bulundu. Alevi Kültür Dernekleri Buca Şubesi Cemevi önündeki Hacı Bektaş Veli Parkı’nda yapılan basın açıklamasında, saldırıların sorumlusunun yalnızca Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve lideri Colani değil, onlara destek veren tüm devletler ve güç odakları olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP” ve “Suriye’de Alevi katliamı var, durdurun!” sloganları atıldı.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, bölgede insani yardım koridorunun açılması ve bağımsız bir heyetin durumu incelemesi gerektiğini belirtti. Aslan, Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütlerinin yaşanabilecek tehlikelere ilişkin daha önceki uyarılarına dikkat çekerek, “Halkların bir arada yaşayabileceği demokratik bir Suriye’den yanayız. Buna sessiz kalmak katliama ortak olmaktır” dedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt ise Suriye’deki zulmün ve katliamların devam ettiğini ifade ederek, HTŞ’nin Alevi ve Hıristiyan topluluklarını hedef aldığını söyledi. Bozkurt, “HTŞ’nin nefret dili, Suriye’deki mazlum halklar için bir tehdittir. İnanç merkezlerine yönelik saldırılar açık bir savaş suçudur” şeklinde konuştu.

Bozkurt, uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunarak, HTŞ’ye destek veren ülkelerin bu soykırımın ortağı olduğunu belirtti. “Katil Colani ve çetesine verilen destek yalnızca bölgedeki mazlum halklara değil, tüm insanlığa karşı bir suçtur. Bu çeteler derhal savaş suçlusu ilan edilmeli ve yargılanmalıdır” dedi.

Alevi toplumunun tarih boyunca barış ve adaletin yanında yer aldığını hatırlatan Bozkurt, yaşananları “günümüzün Kerbela’sı” olarak tanımladı. “Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır” diyerek, Colani’nin meşrulaştırılmasına karşı çıkılması gerektiğini vurguladı.

Maraş’ta Alevi kimliği: Dil, kültür ve coğrafya arasındaki kopuşlar

Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Almanya’nın Siegen kentinde “Dil, Kimlik ve Coğrafya: Kürtlerin Maraş’taki Renkleri” konulu bir panel düzenledi. Moderatörlüğünü Ahmet Nazlıkul’un üstlendiği panelde eğitimci Mehmet Kömür, coğrafya, kimlik ve dil arasındaki ilişkilerin kültürel süreklilik açısından önemine vurgu yaptı. Kömür, coğrafyanın kimliği şekillendirdiğini ve dilin kültürün taşıyıcısı olduğunu belirterek, hafıza mekânlarının korunmasının kültürel mirasın geleceğe taşınması açısından hayati olduğunu ifade etti.

Kömür, Tacım Baba’nın Elbistan–Tokarşa Köyü’ndeki evini örnek göstererek, bu mekânın bölgenin kültürel geçmişini taşıyan önemli bir yapı olduğunu vurguladı. Evin bir hafıza müzesine dönüştürülmesi gerektiğini belirten Kömür, bölgenin ağız özellikleri ve sözlü hafızanın korunmasının önemini de dile getirdi.

Panelde Mazlum Doğan da söz alarak Maraş Kürtçesi üzerindeki dil kaybının devlet politikalarından kaynaklandığını ifade etti. Doğan, “Kürtçeyi hedef alan sistematik politikalar”ın dil üzerindeki etkilerini eleştirerek, Maraş Kürtçesi ile ilgili yaygın yanlış anlamalara dikkat çekti. Coğrafya, kimlik ve dil arasındaki bağın kopmasının kimliksel çözülmelere yol açtığını belirten Doğan, hafızanın kaybolmasının kimlik çözülmesine neden olabileceğini vurguladı.

Doğan, gençlerin Kürtçeyi anladığını, ancak bağlamın zayıflamasının sorun yarattığını belirtti. Panel, Kürtçenin ve bölge ağızlarının korunması, kültürel hafızanın güçlendirilmesi ve dilin günlük yaşamda görünür kılınmasının öneminin altının çizilmesiyle sona erdi. Doğan, Maraş Kürtçesindeki zengin terimlerden örnekler vererek katılımcılara dilin değerini aktardı.

Suriye’de Alevilere yönelik soykırıma Malatya’da tepki gösterildi

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Dedeyazı ve Ören şubeleri, Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılara karşı ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Bu zulme sessiz kalan herkes bu katliamlardan sorumlu olacaktır” ifadesine yer verildi. Son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus gibi bölgelerde Alevilere yönelik saldırıların arttığına dikkat çekildi.

PSAKD Genel Merkez Denetleme Kurulu Başkanı Mazlum Köse, Orta Doğu’nun uzun süredir savaş ve şiddetle şekillendirilmeye çalışıldığını belirtti. Köse, Aleviler ve bölgedeki kadim halkların büyük bedeller ödediğini vurgulayarak, bu süreçte en çok acıyı kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı kesimlerin yaşadığını ifade etti. Alevilerin yanı sıra Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve diğer inanç ve etnik grupların da kıyıma uğradığını dile getirdi.

Köse, özellikle HTŞ lideri Ahmet Şara’nın yürüttüğü sistematik soykırıma dikkat çekti. Dürziler ve Hristiyanlar gibi farklı toplulukların mensuplarının katledildiğini, Alevilere yönelik ev baskınları, işkence, tecavüz ve kaçırmaların sürdüğünü kaydetti. Ayrıca, Alevilere yönelik saldırıların dünya kamuoyu tarafından görmezden gelindiğini vurguladı.

Köse, “Suriye’de Aleviler dünyanın gözü önünde sistematik bir soykırıma uğratılmaktadır. HTŞ ve lideri Colani, uluslararası terör listesinde yer almasına rağmen itibarlı bir aktör haline getirilmeye çalışılmaktadır” dedi. Bugün yaşananların sorumlusunun sadece HTŞ ve Colani olmadığını, bu yapılara destek veren ülkelerin de suç ortağı olduğunu belirtti.

Son olarak, Köse, Suriye’deki Alevilere ve kadim halklara yeni bir Kerbela yaşatıldığını ifade ederek, “Zalime diz çökmeyeceğiz. Teslim olmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz” dedi.

CIGERAM HASAN HAYRİ ATEŞ

Bir gün Seyit Rıza’yı en gerçek hâliyle karşımızda görebileceğimizi düşünebilir miydik? Evet, sanatçı Ferhat Tunç, adeta geçmişi ve bugünü üst üste bindirerek bizi böyle bir gerçekliğin içine çekiyor.

Tunç, idamlarının 88. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşları Uşene Seydi, Fındık Ağa, Hesene İvrahime Qıji, Aliye Mırze Sıli, Hesen Ağa ve Reşik Uşen’e atfen Kırmancki/Zazaca yeni bir ağıt seslendirdi.

Tunç, seslendirdiği ağıt için yapay zekâ ile 1937-38’e ait kimi görselleri canlandırarak çok önemli bir ilki gerçekleştiriyor. Böylece hafızanın fotoğraflara sabitlenmiş donmuş hâli kırılıyor ve geçmiş, nefesini yüzümüzde hissettiğimiz, bakışı bize değen yüzlere dönüşüyor. Donmuş bir zaman kesiti olan geçmiş, gerçekliğe en yakın hâliyle canlandırılarak bugüne taşınıyor.

Klipte önce Halvori Kayalıkları’na doğru yürütülen kalabalığı görüyoruz; pek çok kişinin bildiği bir fotoğraf karesinin canlandırılmasıdır ve sahne böyle açılıyor. Ardından Seyit Rıza’yı önce iki askerin kolunda, sonra oğlu Reşik Uşen’le el ele yürürken görünce nefesimiz tutuluyor. Klip, başka sahnelerle akarken iki zaman üst üste biniyor. Gözlerimizin önünde her şey siliniyor, kulaklarımıza fısıldanmış ve bir kısmını da fotoğraf karelerinden bildiğimiz anın içinde buluyoruz kendimizi. Artık pasif bir hatırlamadan çıkıp doğrudan anın içindeyiz. Duygularımız bir volkana dönüşürken, o volkanın ateşten külleri arasında kaldığımızı sanıyoruz.

Böylece hafıza yalnızca yeniden hatırlatmıyor; yeniden canlanarak bugünün vicdanına dokunuyor. Hâlâ bu yakıcı gerçekliğe hakkını veremeyen bizleri derinden sarsıyor. Tarihimizin kırılma anlarına dair anımsamalar ve anmalar, açık ki özellikle biz Dersimliler için çok yönlü bir yüzleşmeyi gerektiriyor. Bu klibi izlerken, ağıdı dinlerken bende oluşan hissiyat, hatırlamanın ötesinde bir yüzleşmeye çağrı oldu.

Tunç, kısa ezgisinde klasik Dersim ağıt formunda gördüğümüz geleneksel sazlar yerine modern müziğin enstrümanlarını kullanmış. Tarihi görseller eşliğinde yumuşak ama hüzünlü bir tınıyla başlayan çalgılar, yüreğin tellerinde bir sızı bırakıyor ve dinleyiciyi dramatik bir atmosfere çekiyor. Ardından Tunç’un dokunaklı sesi sarıyor bizi.

Ağıt, “Pers meke ciğêram, çı ame ma serde / Sorma ciğerim, neler geldi başımıza / Ağırdır yaramız, derindir hasretimiz” dizesiyle açılırken hem bireysel hem toplumsal bir acının kapısını aralıyor. Bu yalnızca geçmiş kayıpların değil, bunların günümüzde de dindirilememesinin acısıdır. Müzik, ağıt ile fısıldama arasında bir tondadır; karşımızda sanki yaşadığı acının ağırlığı altında nefessiz kalmış yaşlı bir Dersimli varmış gibi dinliyoruz. Dede, bizi karşısına almış da kulağımıza fısıldıyor; ders almamız için sitemle nasihat eder gibi, hatırlamaya ve yüzleşmeye davet ediyor.

Tabii yalnızca fısıldamıyor; yaramızı kaşıyor: “Haram yiyen hainler dadandı soframıza / Gözlerimizin önünde memleketimiz yandı,” diyerek dünden bugüne bir gönderme yapıyor. Dün aslında bugündür. Klipteki görselleri izlerken, olayların adeta zamansızlaştığını, geçmişte kalmayarak farklı biçimlerde günümüzde de devam ettiğini görüyoruz.

Bugün de aynı lanetin çemberindeyiz; akbabalar yaralı bir Bezuvar’ın gövdesine çöker gibi coğrafyamıza çökerken, onların hançerini tutanlar günümüzün haramzadeleridir.

Ağıdın en vurucu sözleri ise Xızır’ın küstürülmesine dairdir: “Evvela biz yüz çevirdik, Hak’tan bildiğimiz ne varsa / Küstürdük Xızır’ı.” Bu yalnızca inanç göndermesi değil; toplumun kendi kutsallarına ters düşmesinin acı sonucunu hatırlatıyor. Kadim Dersim inancında Xızır’ın yüz çevirmesi, koruma kalkanlarının yerle yeksan olması, tılsımın bozulması, dağların kilidinin yitirilmesidir. Sonuç ise yaşanan yıkıcı felaketler, soykırım ve günümüzün tarumar olmuş, yersiz yurtsuzlaşmış toplumsallığıdır.

Bu yüzden, ağıt yalnızca geçmişin değil, günümüzün de sesidir. Yakıcı bir gerçekliği anlamaya çağrıdır; çünkü her hakikatin yolu anlamaktan geçer. Sanat, o anlamı en yalın, en içten biçimde dile getirmenin, hatırlatmanın en etkili yoludur. Tunç’un “Persmeke Ciğêram/Sorma Ciğerim” yorumu, bir ağıt olmanın ötesine geçerek soykırıma dair canlandırılmış görseller eşliğinde dinleyiciyi hem dünün hem bugünün aynasına bakmaya davet ediyor.

Bu çok önemli klibin hazırlanmasında Nihat Ulaş’ı da anmak gerekir. Ferhat Tunç’un sürgün yıllarında yaptığı tüm çalışmalarda onun imzası var. Aynı zamanda Dersimli olan Ulaş, “Persmekê Ciğêram” ağıdının yanı sıra müzikal yapısıyla da önemli bir katkı sağlamış.

Klibe tüm dijital müzik platformları ve Ferhat Tunç’un sosyal medya hesapları üzerinden ulaşılabilir.

CİGERAM : ?si=kHxTUzG9wknNCOLV

Şiddetin gölgesindeki azınlık: Suriye Alevileri kimlerdir? Deutsche Welle

Suriye’deki son katliamlar, Ahmet Şara yönetimi altındaki Alevilerin akıbetini tartışmaya açıyor. Peki Esad rejiminin “ayrıcalıklı kesimi” olmakla suçlanan Suriye Alevileri kimlerdir?

Suriye’de Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yaşanan saldırılar, gözleri bir kez daha tarihi değişim sürecindeki ülkeye çevirdi.

Londra merkezli İnsan Hakları Gözlemevi, 13 yıl süren iç savaştan bu yana tanık olunan en geniş çaplı şiddet olayları yaşandığını söylüyor. Gözlemevi’nin verilerine göre, Şam’a bağlı güvenlik güçleriyle devrik lider Beşar Esad destekçileri arasında yaşanan çatışmalarda can kaybı bini aştı. Hayatını kaybedenlerin çoğunluğunun sivil olduğu belirtiliyor.

Batı’dan kınama mesajları ve sorumluları cezalandırma çağrıları gelirken yaşananları “beklenen zorluklar” olarak nitelendiren geçiş döneminin Cumhurbaşkanı ve Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütünün lideri Ahmet Şara da Suriye’de ulusal birlik çağrısında bulundu. Geçmişte Alevilere yönelik saldırılarıyla bilinen HTŞ’nin geçen Aralık ayında Şam’ı ele geçirmesinin ardından ülkedeki azınlıkların akıbeti soru işaretleri yaratmış, HTŞ lideri Şara da Esad rejimini devirmelerinin ardından “Bu mezhepler bu bölgede yüzlerce yıl boyunca birlikte var olmuştur ve hiç kimsenin onları yok etmeye hakkı yoktur” açıklamasını yapmıştı.

Ancak HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesinden yalnızca birkaç hafta sonra Halep’teki bir Alevi türbesine saldırı düzenlendi. Aleviler için sembolik önem taşıyan türbeye yönelik saldırı görüntülerinin yayılmasının ardından binlerce kişi de sokaklara döküldü.

Kendisi de bir Alevi olan Beşar Esad ve ailesiyle geçmişten gelen bağlarının Alevilerin “yeni Suriye“de hedef alınmasına yol açılabileceğine yönelik endişeler uzmanlar tarafından sıkça dile getiriliyordu. Hatta kimi uzmanlar, Alevilere karşı tutumunun geçici hükümetin azınlıklara yönelik gerçek yaklaşımını açığa çıkaracak bir tür “samimiyet sınavı” niteliği taşıdığını dile getirmişti.

Peki, “yeni Suriye”deki gelecekleri pek çok soru işareti barındıran Aleviler kimdir?

Esad döneminde muhalif Alevilere “eşit cezalandırma” 

Alevilerin Suriye’deki nüfusu bazı tahminlere göre, iç savaşın başladığı 2011 yılından önce ülke nüfusunun yüzde 10 ila 13’lük kısmını oluşturuyordu. Alevi toplumu, büyük kentler Şam ve Humus’un yanı sıra ağırlıklı olarak Lazkiye ve Tartus’ta yaşıyor.

Avrupa Birliği (AB) verilerine göre, nüfusunu ağırlıklı olarak Alevilerin oluşturduğu kasaba ve köylerde yaşayan erkeklerin yüzde 60 ila 70’lik kısmı iç savaşta ya öldü ya da yaralandı. Birçok genç Alevi erkek, savaşa gitmekten kaçınmak için kaçtı veya saklandı.
Alevilerin yeni yönetim ve destekçilerinin hedefi olabileceğine yönelik endişelerin temelinde ise bu azınlık mensuplarının tamamının eski rejimi desteklediği ve Esad Ailesi’nin yönetimde olmasından fayda sağladığı iddiaları yatıyor. Oysa geçmişe bakıldığında bu argümanın gerçeği yansıtmadığı görülüyor.

Bazı tahminlere göre, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından önce Aleviler ülke nüfusunun yüzde 10 ila 13’lük kısmını oluşturuyordu. Alevi toplumu, büyük kentler Şam ve Humus’un yanı sıra ağırlıklı olarak Lazkiye ve Tartus’ta taşıyor. Tarihsel açıdan bakıldığında Alevilerin ağırlıklı olarak yaşadığı ülkeler, Suriye ve Türkiye.

Alevilerin sıklıkla Esad Ailesi’nin yönetimde olmasından fayda sağladığı dile getirilse de geçmişe bakıldığında aslında durumun öyle olmadığı görülüyor.

Yapılan kamuoyu araştırmaları Suriye’deki bir çok Alevinin Esad döneminde zorluklarla karşılaştığını gösteriyor. Alman Konrad Adenauer Vakfı’nın (KAS) 2024 yılı başlarında yürüttüğü çalışma, Suriyeli Alevilerin, küçük bir Suriye elitinin bir parçası olmadıkları sürece diğer Suriyelilerle aynı ekonomik zorluklarla boğuşmak durumunda kaldığını ortaya koydu. Çalışmaya göre, Esad rejiminin otoriter yapısı nedeniyle birçok Alevi, savaş boyunca sesini çıkarmaktan çekindi.

Diğer yandan rejime muhalif Aleviler de toplumun diğer muhalif kesimleri gibi ağır bedeller ödemek zorunda bırakıldı. AB İltica Ajansı’nın Şubat 2023’de yayınladığı raporda, Esad yönetimi altında Alevilerin tamamının iyi şartlarda yaşadığı argümanına tezat biçimde, “Muhalif Alevi aktivistler, hükümet güçleri tarafından keyfi tutuklama, işkence, gözaltı ve öldürmeye maruz kalıyor” değerlendirmesine yer verilmişti.

Aleviler Suriye siyasetinde nasıl söz sahibi oldu?

Tarihte Haçlılardan Osmanlılara kadar çeşitli devlet ve aktörler tarafından baskıya uğrayan Alevilerin siyasi kaderi, Fransa’nın Suriye’ye hükmettiği 20’nci yüzyılda kısmen değişti. İzledikleri “böl ve yönet” stratejisi çerçevesinde Fransızlar, Suriye’deki Alevi ve Dürzi azınlıkları Sünni Müslüman çoğunluktan ayrıştırdı ve 1922 yılında hukuken özerk olan bir Alevi devleti kurdu.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nün (FPRI) uzmanları tarafından kaleme alınan bir analizde, Fransa’nın 1946 yılında ülkeden çekilmesinin ardından bağımsızlığını kazanan Suriye’de “Alevilerin siyasi bir varlık elde ettiği” değerlendirmesine yer veriliyor. Söz konusu analizde, 1955 yılında Suriye askerlerinin yaklaşık yüzde 65’inin Alevi olduğuna değiniliyor.

Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasının ardından da Aleviler orduda kariyer basamaklarını tırmanmaya devam etti. Hatta 1963 yılındaki darbeyi yapan beş askerden üçü Alevi’ydi. Bu askerlerden biri, 1971 yılında iktidarı ele geçirecek olan, Beşar Esad’ın babası Hafız Esad idi.

Ortadoğu uzmanı Balanche, “Aleviler için toplumsal koşullar ancak 1963’te Baas Partisi’nin yükselişi ve özellikle Hafız Esad’ın iktidara gelmesiyle iyileşti” değerlendirmesine yer verirken Adnan Younes mahlasını kullanan bir Suriyeli Alevi yazar, 2021 yılında New Lines Magazine için kaleme aldığı bir yazıda şöyle diyor:

“Hafız, yeni bir Alevi kimliğinin biricik temsilcisi ve savunucusu olarak ortaya çıkacaktı.”

Hafız Esad, kişisel korunmasını garanti altına alabilmek adına, yakın çevresinde sadık Alevilere yer verdi. Alevi toplumunun, komünistler gibi sadık olmayan temsilcileri ise cezaevine konuldu.

Baba Esad aynı zamanda, siyasi çıkarlarını maksimize edebilmek adına, toplumu Alevi azınlık ile Sünni çoğunluk arasındaki farkların da aslında o kadar büyük olmadığına ikna etmek için çalıştı. Çalışmalarını Quincy Sorumlu Devlet Yönetimi Enstitüsü’nde sürdüren araştırmacı Joshua Landis, “Esad, Alevi köylerine cami yaptırdı, insanların gözü önünde namaz kıldı ve oruç tuttu. Esad, herkesi aynısını yapmaya teşvik etti” diye konuşuyor. Esad’ın aynı zamanda, Alevilerin, Farsların yeni yılı olan Nevruz ve Hristiyanların Noel’i gibi, geçmişte kutladıkları dini bayramları kutlamamaları için çaba sarf ettiği biliniyor.

Şimdi ne olacak?

Yüzlerce Alevi asker ve Alevi toplumunun diğer mensupları, 1979-1981 yılları arasında Esad rejimine karşı ayaklanan Müslüman Kardeşler örgütünün mezhepçiliği nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldı. Suriyeli Alevilerin uğradığı her saldırıya devlet misillemeyle karşılık verdi.

Müslüman Kardeşler’in yaklaşık 2 bin üyesini öldüren Esad rejimi, 1982’nin Şubat ayında Hama kentini abluka altına aldı. Çatışmalar sonucunda 10 ila 25 bin sivil hayatını kaybetti.

Radikal İslamcıları bir tehdit olarak gören Aleviler, Suriye’de kalıcı olarak laik bir devletin mevcudiyetini umdu. Onlarca yıl boyunca, Hafız ve oğlu Beşar Esad, Alevilerin bu korkusunu sömürdü ve onları koruyacak tek siyasi temsilcilerin kendileri olduğu mesajını verdi.

Ancak iç savaşın derinleşmesiyle birlikte rejime olan bu bağımlılık Alevilerin daha da büyük tehditlerle karşı karşıya gelmesine neden oldu. Esad rejiminin devrilmesi bu azınlığı söz konusu tehditler karşısında tamamen savunmasız bırakma riski taşırken yeni hükümetin kapsayıcı birlik mesajlarının sahada nasıl karşılık bulacağı belirsizliğini koruyor. Geçmişte Alevilere yönelik saldırılarıyla bilinen HTŞ’nin azınlıklara verdiği güvencelere rağmen mezhepsel gerginliklerin derinleşmesi ihtimali Alevi toplumunun bu ülkedeki geleceğine ilişkin endişeleri artıyor.

DW/CS,BÜ,SÖ,HS / 10 Mart 2025