Ana Sayfa Blog Sayfa 59

CIGERAM HASAN HAYRİ ATEŞ

Bir gün Seyit Rıza’yı en gerçek hâliyle karşımızda görebileceğimizi düşünebilir miydik? Evet, sanatçı Ferhat Tunç, adeta geçmişi ve bugünü üst üste bindirerek bizi böyle bir gerçekliğin içine çekiyor.

Tunç, idamlarının 88. yılında Seyit Rıza ve yol arkadaşları Uşene Seydi, Fındık Ağa, Hesene İvrahime Qıji, Aliye Mırze Sıli, Hesen Ağa ve Reşik Uşen’e atfen Kırmancki/Zazaca yeni bir ağıt seslendirdi.

Tunç, seslendirdiği ağıt için yapay zekâ ile 1937-38’e ait kimi görselleri canlandırarak çok önemli bir ilki gerçekleştiriyor. Böylece hafızanın fotoğraflara sabitlenmiş donmuş hâli kırılıyor ve geçmiş, nefesini yüzümüzde hissettiğimiz, bakışı bize değen yüzlere dönüşüyor. Donmuş bir zaman kesiti olan geçmiş, gerçekliğe en yakın hâliyle canlandırılarak bugüne taşınıyor.

Klipte önce Halvori Kayalıkları’na doğru yürütülen kalabalığı görüyoruz; pek çok kişinin bildiği bir fotoğraf karesinin canlandırılmasıdır ve sahne böyle açılıyor. Ardından Seyit Rıza’yı önce iki askerin kolunda, sonra oğlu Reşik Uşen’le el ele yürürken görünce nefesimiz tutuluyor. Klip, başka sahnelerle akarken iki zaman üst üste biniyor. Gözlerimizin önünde her şey siliniyor, kulaklarımıza fısıldanmış ve bir kısmını da fotoğraf karelerinden bildiğimiz anın içinde buluyoruz kendimizi. Artık pasif bir hatırlamadan çıkıp doğrudan anın içindeyiz. Duygularımız bir volkana dönüşürken, o volkanın ateşten külleri arasında kaldığımızı sanıyoruz.

Böylece hafıza yalnızca yeniden hatırlatmıyor; yeniden canlanarak bugünün vicdanına dokunuyor. Hâlâ bu yakıcı gerçekliğe hakkını veremeyen bizleri derinden sarsıyor. Tarihimizin kırılma anlarına dair anımsamalar ve anmalar, açık ki özellikle biz Dersimliler için çok yönlü bir yüzleşmeyi gerektiriyor. Bu klibi izlerken, ağıdı dinlerken bende oluşan hissiyat, hatırlamanın ötesinde bir yüzleşmeye çağrı oldu.

Tunç, kısa ezgisinde klasik Dersim ağıt formunda gördüğümüz geleneksel sazlar yerine modern müziğin enstrümanlarını kullanmış. Tarihi görseller eşliğinde yumuşak ama hüzünlü bir tınıyla başlayan çalgılar, yüreğin tellerinde bir sızı bırakıyor ve dinleyiciyi dramatik bir atmosfere çekiyor. Ardından Tunç’un dokunaklı sesi sarıyor bizi.

Ağıt, “Pers meke ciğêram, çı ame ma serde / Sorma ciğerim, neler geldi başımıza / Ağırdır yaramız, derindir hasretimiz” dizesiyle açılırken hem bireysel hem toplumsal bir acının kapısını aralıyor. Bu yalnızca geçmiş kayıpların değil, bunların günümüzde de dindirilememesinin acısıdır. Müzik, ağıt ile fısıldama arasında bir tondadır; karşımızda sanki yaşadığı acının ağırlığı altında nefessiz kalmış yaşlı bir Dersimli varmış gibi dinliyoruz. Dede, bizi karşısına almış da kulağımıza fısıldıyor; ders almamız için sitemle nasihat eder gibi, hatırlamaya ve yüzleşmeye davet ediyor.

Tabii yalnızca fısıldamıyor; yaramızı kaşıyor: “Haram yiyen hainler dadandı soframıza / Gözlerimizin önünde memleketimiz yandı,” diyerek dünden bugüne bir gönderme yapıyor. Dün aslında bugündür. Klipteki görselleri izlerken, olayların adeta zamansızlaştığını, geçmişte kalmayarak farklı biçimlerde günümüzde de devam ettiğini görüyoruz.

Bugün de aynı lanetin çemberindeyiz; akbabalar yaralı bir Bezuvar’ın gövdesine çöker gibi coğrafyamıza çökerken, onların hançerini tutanlar günümüzün haramzadeleridir.

Ağıdın en vurucu sözleri ise Xızır’ın küstürülmesine dairdir: “Evvela biz yüz çevirdik, Hak’tan bildiğimiz ne varsa / Küstürdük Xızır’ı.” Bu yalnızca inanç göndermesi değil; toplumun kendi kutsallarına ters düşmesinin acı sonucunu hatırlatıyor. Kadim Dersim inancında Xızır’ın yüz çevirmesi, koruma kalkanlarının yerle yeksan olması, tılsımın bozulması, dağların kilidinin yitirilmesidir. Sonuç ise yaşanan yıkıcı felaketler, soykırım ve günümüzün tarumar olmuş, yersiz yurtsuzlaşmış toplumsallığıdır.

Bu yüzden, ağıt yalnızca geçmişin değil, günümüzün de sesidir. Yakıcı bir gerçekliği anlamaya çağrıdır; çünkü her hakikatin yolu anlamaktan geçer. Sanat, o anlamı en yalın, en içten biçimde dile getirmenin, hatırlatmanın en etkili yoludur. Tunç’un “Persmeke Ciğêram/Sorma Ciğerim” yorumu, bir ağıt olmanın ötesine geçerek soykırıma dair canlandırılmış görseller eşliğinde dinleyiciyi hem dünün hem bugünün aynasına bakmaya davet ediyor.

Bu çok önemli klibin hazırlanmasında Nihat Ulaş’ı da anmak gerekir. Ferhat Tunç’un sürgün yıllarında yaptığı tüm çalışmalarda onun imzası var. Aynı zamanda Dersimli olan Ulaş, “Persmekê Ciğêram” ağıdının yanı sıra müzikal yapısıyla da önemli bir katkı sağlamış.

Klibe tüm dijital müzik platformları ve Ferhat Tunç’un sosyal medya hesapları üzerinden ulaşılabilir.

CİGERAM : ?si=kHxTUzG9wknNCOLV

Şiddetin gölgesindeki azınlık: Suriye Alevileri kimlerdir? Deutsche Welle

Suriye’deki son katliamlar, Ahmet Şara yönetimi altındaki Alevilerin akıbetini tartışmaya açıyor. Peki Esad rejiminin “ayrıcalıklı kesimi” olmakla suçlanan Suriye Alevileri kimlerdir?

Suriye’de Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yaşanan saldırılar, gözleri bir kez daha tarihi değişim sürecindeki ülkeye çevirdi.

Londra merkezli İnsan Hakları Gözlemevi, 13 yıl süren iç savaştan bu yana tanık olunan en geniş çaplı şiddet olayları yaşandığını söylüyor. Gözlemevi’nin verilerine göre, Şam’a bağlı güvenlik güçleriyle devrik lider Beşar Esad destekçileri arasında yaşanan çatışmalarda can kaybı bini aştı. Hayatını kaybedenlerin çoğunluğunun sivil olduğu belirtiliyor.

Batı’dan kınama mesajları ve sorumluları cezalandırma çağrıları gelirken yaşananları “beklenen zorluklar” olarak nitelendiren geçiş döneminin Cumhurbaşkanı ve Heyet Tahrir Şam (HTŞ) örgütünün lideri Ahmet Şara da Suriye’de ulusal birlik çağrısında bulundu. Geçmişte Alevilere yönelik saldırılarıyla bilinen HTŞ’nin geçen Aralık ayında Şam’ı ele geçirmesinin ardından ülkedeki azınlıkların akıbeti soru işaretleri yaratmış, HTŞ lideri Şara da Esad rejimini devirmelerinin ardından “Bu mezhepler bu bölgede yüzlerce yıl boyunca birlikte var olmuştur ve hiç kimsenin onları yok etmeye hakkı yoktur” açıklamasını yapmıştı.

Ancak HTŞ’nin Şam’ı ele geçirmesinden yalnızca birkaç hafta sonra Halep’teki bir Alevi türbesine saldırı düzenlendi. Aleviler için sembolik önem taşıyan türbeye yönelik saldırı görüntülerinin yayılmasının ardından binlerce kişi de sokaklara döküldü.

Kendisi de bir Alevi olan Beşar Esad ve ailesiyle geçmişten gelen bağlarının Alevilerin “yeni Suriye“de hedef alınmasına yol açılabileceğine yönelik endişeler uzmanlar tarafından sıkça dile getiriliyordu. Hatta kimi uzmanlar, Alevilere karşı tutumunun geçici hükümetin azınlıklara yönelik gerçek yaklaşımını açığa çıkaracak bir tür “samimiyet sınavı” niteliği taşıdığını dile getirmişti.

Peki, “yeni Suriye”deki gelecekleri pek çok soru işareti barındıran Aleviler kimdir?

Esad döneminde muhalif Alevilere “eşit cezalandırma” 

Alevilerin Suriye’deki nüfusu bazı tahminlere göre, iç savaşın başladığı 2011 yılından önce ülke nüfusunun yüzde 10 ila 13’lük kısmını oluşturuyordu. Alevi toplumu, büyük kentler Şam ve Humus’un yanı sıra ağırlıklı olarak Lazkiye ve Tartus’ta yaşıyor.

Avrupa Birliği (AB) verilerine göre, nüfusunu ağırlıklı olarak Alevilerin oluşturduğu kasaba ve köylerde yaşayan erkeklerin yüzde 60 ila 70’lik kısmı iç savaşta ya öldü ya da yaralandı. Birçok genç Alevi erkek, savaşa gitmekten kaçınmak için kaçtı veya saklandı.
Alevilerin yeni yönetim ve destekçilerinin hedefi olabileceğine yönelik endişelerin temelinde ise bu azınlık mensuplarının tamamının eski rejimi desteklediği ve Esad Ailesi’nin yönetimde olmasından fayda sağladığı iddiaları yatıyor. Oysa geçmişe bakıldığında bu argümanın gerçeği yansıtmadığı görülüyor.

Bazı tahminlere göre, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından önce Aleviler ülke nüfusunun yüzde 10 ila 13’lük kısmını oluşturuyordu. Alevi toplumu, büyük kentler Şam ve Humus’un yanı sıra ağırlıklı olarak Lazkiye ve Tartus’ta taşıyor. Tarihsel açıdan bakıldığında Alevilerin ağırlıklı olarak yaşadığı ülkeler, Suriye ve Türkiye.

Alevilerin sıklıkla Esad Ailesi’nin yönetimde olmasından fayda sağladığı dile getirilse de geçmişe bakıldığında aslında durumun öyle olmadığı görülüyor.

Yapılan kamuoyu araştırmaları Suriye’deki bir çok Alevinin Esad döneminde zorluklarla karşılaştığını gösteriyor. Alman Konrad Adenauer Vakfı’nın (KAS) 2024 yılı başlarında yürüttüğü çalışma, Suriyeli Alevilerin, küçük bir Suriye elitinin bir parçası olmadıkları sürece diğer Suriyelilerle aynı ekonomik zorluklarla boğuşmak durumunda kaldığını ortaya koydu. Çalışmaya göre, Esad rejiminin otoriter yapısı nedeniyle birçok Alevi, savaş boyunca sesini çıkarmaktan çekindi.

Diğer yandan rejime muhalif Aleviler de toplumun diğer muhalif kesimleri gibi ağır bedeller ödemek zorunda bırakıldı. AB İltica Ajansı’nın Şubat 2023’de yayınladığı raporda, Esad yönetimi altında Alevilerin tamamının iyi şartlarda yaşadığı argümanına tezat biçimde, “Muhalif Alevi aktivistler, hükümet güçleri tarafından keyfi tutuklama, işkence, gözaltı ve öldürmeye maruz kalıyor” değerlendirmesine yer verilmişti.

Aleviler Suriye siyasetinde nasıl söz sahibi oldu?

Tarihte Haçlılardan Osmanlılara kadar çeşitli devlet ve aktörler tarafından baskıya uğrayan Alevilerin siyasi kaderi, Fransa’nın Suriye’ye hükmettiği 20’nci yüzyılda kısmen değişti. İzledikleri “böl ve yönet” stratejisi çerçevesinde Fransızlar, Suriye’deki Alevi ve Dürzi azınlıkları Sünni Müslüman çoğunluktan ayrıştırdı ve 1922 yılında hukuken özerk olan bir Alevi devleti kurdu.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Dış Politika Araştırma Enstitüsü’nün (FPRI) uzmanları tarafından kaleme alınan bir analizde, Fransa’nın 1946 yılında ülkeden çekilmesinin ardından bağımsızlığını kazanan Suriye’de “Alevilerin siyasi bir varlık elde ettiği” değerlendirmesine yer veriliyor. Söz konusu analizde, 1955 yılında Suriye askerlerinin yaklaşık yüzde 65’inin Alevi olduğuna değiniliyor.

Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasının ardından da Aleviler orduda kariyer basamaklarını tırmanmaya devam etti. Hatta 1963 yılındaki darbeyi yapan beş askerden üçü Alevi’ydi. Bu askerlerden biri, 1971 yılında iktidarı ele geçirecek olan, Beşar Esad’ın babası Hafız Esad idi.

Ortadoğu uzmanı Balanche, “Aleviler için toplumsal koşullar ancak 1963’te Baas Partisi’nin yükselişi ve özellikle Hafız Esad’ın iktidara gelmesiyle iyileşti” değerlendirmesine yer verirken Adnan Younes mahlasını kullanan bir Suriyeli Alevi yazar, 2021 yılında New Lines Magazine için kaleme aldığı bir yazıda şöyle diyor:

“Hafız, yeni bir Alevi kimliğinin biricik temsilcisi ve savunucusu olarak ortaya çıkacaktı.”

Hafız Esad, kişisel korunmasını garanti altına alabilmek adına, yakın çevresinde sadık Alevilere yer verdi. Alevi toplumunun, komünistler gibi sadık olmayan temsilcileri ise cezaevine konuldu.

Baba Esad aynı zamanda, siyasi çıkarlarını maksimize edebilmek adına, toplumu Alevi azınlık ile Sünni çoğunluk arasındaki farkların da aslında o kadar büyük olmadığına ikna etmek için çalıştı. Çalışmalarını Quincy Sorumlu Devlet Yönetimi Enstitüsü’nde sürdüren araştırmacı Joshua Landis, “Esad, Alevi köylerine cami yaptırdı, insanların gözü önünde namaz kıldı ve oruç tuttu. Esad, herkesi aynısını yapmaya teşvik etti” diye konuşuyor. Esad’ın aynı zamanda, Alevilerin, Farsların yeni yılı olan Nevruz ve Hristiyanların Noel’i gibi, geçmişte kutladıkları dini bayramları kutlamamaları için çaba sarf ettiği biliniyor.

Şimdi ne olacak?

Yüzlerce Alevi asker ve Alevi toplumunun diğer mensupları, 1979-1981 yılları arasında Esad rejimine karşı ayaklanan Müslüman Kardeşler örgütünün mezhepçiliği nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldı. Suriyeli Alevilerin uğradığı her saldırıya devlet misillemeyle karşılık verdi.

Müslüman Kardeşler’in yaklaşık 2 bin üyesini öldüren Esad rejimi, 1982’nin Şubat ayında Hama kentini abluka altına aldı. Çatışmalar sonucunda 10 ila 25 bin sivil hayatını kaybetti.

Radikal İslamcıları bir tehdit olarak gören Aleviler, Suriye’de kalıcı olarak laik bir devletin mevcudiyetini umdu. Onlarca yıl boyunca, Hafız ve oğlu Beşar Esad, Alevilerin bu korkusunu sömürdü ve onları koruyacak tek siyasi temsilcilerin kendileri olduğu mesajını verdi.

Ancak iç savaşın derinleşmesiyle birlikte rejime olan bu bağımlılık Alevilerin daha da büyük tehditlerle karşı karşıya gelmesine neden oldu. Esad rejiminin devrilmesi bu azınlığı söz konusu tehditler karşısında tamamen savunmasız bırakma riski taşırken yeni hükümetin kapsayıcı birlik mesajlarının sahada nasıl karşılık bulacağı belirsizliğini koruyor. Geçmişte Alevilere yönelik saldırılarıyla bilinen HTŞ’nin azınlıklara verdiği güvencelere rağmen mezhepsel gerginliklerin derinleşmesi ihtimali Alevi toplumunun bu ülkedeki geleceğine ilişkin endişeleri artıyor.

DW/CS,BÜ,SÖ,HS / 10 Mart 2025

KİMDİR BU ŞANSLI TÜRK…? NECATİ ŞAHİN

“Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun..”
Olsun da,
kimdir bu şanslı “Türk..?”
70 yaşımda,
varlığımı hangi şanslı “Türk’e” armağan ettiğimi bileyim abiler, ablalar.
Hakkımdır…
Onca yıl okullarda söyledim
her sabah, her sabah:
“Varlığım Türk varlığına Armağan Olsun…”
Öğretmen oldum. Çocuklara söylettim
her sabah, her sabah:
“Varlığım Türk varlığına Armağan Olsun…”
Kimdir bu şanslı “Türk…?”
“Türküm, doğruyum çalışkanım…”
ilave de olabilirdi: “Zekiyim.”
Bu kısım Aziz Nesin’in alanı.
Girmek haddim olamaz.
Benim derdim
“Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun…”
bölümü…
Kimdir bu şanslı “Türk” ?
Çocuktum Bursa’da.
Okulda Arkadaşlarım:
Arnavut, Pomak, Laz, Cerkes, Gürcü, Abaza, Boşnak, Tatar, Kürt, Zaza, Arap, Roman, Yörük, Türkmen…
Birlikte söylerdik sabah sabah:
“Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun…”
Yatılı okudum Çanakkale’de:
Arkadaşlarım:
Arnavut, Pomak, Laz, Cerkes, Gürcü, Abaza, Boşnak, Tatar, Kürt, Zaza, Arap, Roman, Yörük, Türkmen…
Hepimiz söylerdik sabah sabah:
“Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun…”
Sonraki hayatımda gördüm, tanıdım ki;
Ermeni, Yahudi, Ezidi, Süryani, Rum arkadaşlarım da varmış aralarında.
Gizli gizli…
Peki,
Varlığımızı armağan ettiğimiz bu şanslı
“Türk” kimdir…?
Beri gele,
Tanış olak…

İzmir’den çağrı: Suriye’deki Aleviler için güvenli koridor talep edildi

İzmir’deki Alevi örgütleri, Suriye’de Alevilere yönelik katliamların durdurulması amacıyla insani yardım koridoru açılması ve bağımsız bir heyetin olayları yerinde incelemesi talebinde bulundu. Alevi Kültü Dernekleri Buca Şubesi Cemevi önünde gerçekleştirilen basın açıklamasında, “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP” ve “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları atıldı.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, insani yardım koridorunun açılması ve bağımsız bir heyetin Suriye’de inceleme yapması için çağrıda bulunarak, “Hükümete sesleniyoruz; besleyip büyüttüğünüz bu cihadistlere dur deyin. Vicdani olan herkese sesleniyoruz; bu soykırıma sessiz kalmayın. Herkesi üzerine düşen sorumluluğu yapmaya davet ediyoruz” dedi.

Basın metnini okuyan Alevi Bektaşi Federasyonu Ege Bölge Sorumlusu Mehmet Bozkurt, Suriye’de devam eden zulüm ve katliamların altını çizerek, “HTŞ’nin nefret dili ve yok etme politikası, Suriye’de yaşayan mazlum halklar için bir tehdittir” dedi. Bozkurt, uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunarak, bu çetelerin savaş suçlusu ilan edilmesi gerektiğini vurguladı.

Açıklama, katılımcıların alkış ve sloganlarıyla sona erdi. Alevi örgütleri, demokratik bir Suriye talep ederek, Alevilere yönelik saldırıların önüne geçilmesi için toplumsal duyarlılığın artırılması gerektiğini ifade etti.

Cenevre’de Arap Alevilerine Yönelik Katliamlar İçin Ses Verildi

İsviçre’nin Cenevre kentinde, Birleşmiş Milletler (BM) binası önünde Arap Alevilerine yönelik Suriye’deki katliamlar protesto edildi. Eylem, İsviçre Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Cenevre Demokratik Kürt Toplum Merkezi, İsviçre Göçmen İşçiler Federasyonu ve Cenevre Demokratik Güç Birliği’nin ortak organizasyonu ile gerçekleştirildi.

Protesto, katılımcıların yitirilen canlar için bir dakikalık saygı duruşunda bulunmasıyla başladı. Eylemde “Arap Alevileri şahsında yitirdiğimiz tüm canları anıyoruz” mesajı öne çıktı. Ortak basın açıklaması, önce Fransızca, ardından Türkçe olarak okundu. FEDA İsviçre Eş Başkanı Songül Aslan, Arap Alevilerine yönelik sistematik saldırıların insanlık suçu olduğunu vurguladı.

Aslan, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası barış kuruluşlarını, Arap Alevilerinin güvenliğini sağlamak için acil adımlar atmaya çağırdı. Protesto sırasında katılımcılar, “Alevi susmaz, zulme boyun eğmez!” sloganları atarak dayanışma mesajlarını yineledi ve Suriye’deki şiddetin sona ermesi çağrısında bulundu.

Etkinlik, organizasyonların temsilcileri tarafından yapılan teşekkür konuşmasıyla sona erdi. Katılımcılar, “Barışın hüküm sürdüğü bir dünya umuduyla” ifadesiyle eylemi tamamladı.

Suriye’de Alevi Sivillere Yönelik Saldırılar İçin Londra’da İsyan!

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu ve Demokratik Alevi Federasyonu, Suriye’de Alevi sivillere yönelik artan saldırılara dikkat çekmek için İngiltere’nin başkenti Londra’da ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, özellikle Humus bölgesinde Alevilere yönelik saldırıların kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Açıklamada, son dönemde artan mezhepsel söylemlerin ve Alevi sivillere yönelik saldırıların sert bir dille kınandığı ifade edildi. Suriye’nin, Aleviler, Sünniler, Dürziler, Kürtler, Yezidiler, Hristiyanlar ve diğer tüm toplulukların ortak vatanı olduğu belirtildi.

25 Kasım 2025 tarihinde Suriye Alevi Yüksek İslam Meclisi Başkanı Şeyh Gazel Gazel’in çağrısıyla düzenlenen barışçıl “selam gösterileri”ne binlerce Alevi’nin katıldığı hatırlatıldı ve bu barışçıl girişim desteklendi. Alevi toplumunun itirazının hiçbir zaman mezhepsel bir liderlik meselesi olmadığı, tüm toplulukların eşit yurttaşlık temelinde tanınması gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, geçmişte silahların yetkililere teslim edilerek toplumun silahlı çatışmalardan kaçınmayı tercih ettiği, ancak bugün mezhepçi bir gücün ortaya çıktığı vurgulandı. Çözüm olarak ise Suriye’nin bölünmesi değil, tüm bileşenlerin eşit yurttaşlık temelinde tanınması ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi önerildi.

Son olarak, Suriye’nin tüm bileşenlerine barışçıl, sivil ve demokratik yollarla hakları için mücadele etme çağrısı yapıldı. Avrupa ve dünya genelindeki Alevi kurumlarının, Suriye’deki her bireyin yaşam hakkını savunmaya devam edeceği belirtildi.

Freiburg Alevi Dergâhı’nda Suriye Alevi Katliamları Protesto Edildi

Almanya’nın Freiburg kentindeki Freiburg Alevi Dergâhı, Suriye’de Alevilere yönelik katliamları kınamak amacıyla anlamlı bir etkinlik düzenledi. Etkinlikte, yaşamını yitiren canlar dualarla anılırken, uluslararası kamuoyuna dayanışma çağrısı yapıldı.

Etkinlik, Delil’in uyandırılmasıyla başladı ve Gülseren Acar tarafından okunan Türkçe basın açıklaması ile devam etti. Acar, Suriye’de Alevi toplumunun maruz kaldığı saldırıların insanlık suçu olduğunu vurgulayarak, uluslararası kamuoyunun sessiz kalmaması gerektiğini ifade etti.

Freiburg Alevi Dergâhı Eş Başkanı Nilay Yumuşak, konuşmasında Alevilere yönelik saldırıların yalnızca inanç grubuna değil, tüm insanlığa karşı işlenmiş suçlar olduğunu belirtti. “Sessizlik suça ortak olmaktır” diyerek bu konuya dikkat çekti.

Diğer Eş Başkan Ayhan Erdoğan ise birlik ve dayanışmanın önemini vurgularken, Salih Duran, Kürtçe yaptığı konuşmada Suriye’de Alevilerin yaşadığı acılara dikkat çekerek uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Etkinlikte Türkçe, Kürtçe, Almanca, Fransızca ve İngilizce dillerinde hazırlanan pankartlar açılarak, Suriye’deki Alevi katliamlarına karşı güçlü bir dayanışma mesajı verildi. Freiburg Alevi Dergâhı, Alevilere yönelik şiddet ve baskılara karşı ses yükseltmeye devam edeceğini açıkladı.

Suriye’deki Alevi kardeşlerimize yönelik saldırılar kınandı

Suriye’de Alevilere yönelik artan saldırılar, birçok kesim tarafından protesto edildi. Alevi toplumu, inançları nedeniyle maruz kaldıkları şiddet ve ayrımcılığa karşı seslerini yükseltti. Ülke genelinde düzenlenen gösterilerde, Alevilerin inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlık hakları için dayanışma mesajları verildi.

Gösterilere katılanlar, Alevi kimliğini savunmanın yanı sıra, tüm inanç gruplarının eşit haklara sahip olması gerektiğini vurguladı. Protestolar, Suriye’deki toplumsal barışın sağlanması ve farklı inançların bir arada yaşaması için önem taşıdığını belirten katılımcılar, bu tür saldırıların durdurulması gerektiğini dile getirdi.

Alevi toplumu, saldırıların sona ermesi ve insan haklarının korunması için uluslararası toplumdan destek bekliyor. Yapılan çağrılarda, Suriye’deki tüm inanç gruplarının özgürce yaşayabilmesi için gereken adımların atılması gerektiği ifade edildi.

Bu protestolar, Alevilerin haklarını savunma konusundaki kararlılıklarını ortaya koyarken, toplumda dayanışma ve birlik mesajları ön plana çıktı. Alevi topluluğu, inançlarının ve kültürel kimliklerinin korunması için mücadele etmeye devam edeceğini açıkladı.

MARDEF’in 7. buluşma kampında göç ve cemevi hukuku tartışılıyor!

MARDEF’in 7. Buluşma Kampı, Almanya’nın Siegen kentinde başladı. Açılış konuşmalarını MARDEF Eşbaşkanları Mehmet Üstek ve Hatice Sonzamancı gerçekleştirdi. Programın ilk gününde, Alevi toplumunun örgütlenme süreçleri ve cemevlerinin hukuki statüsü gibi konular ele alındı.

AKEL Vakfı Başkanı Mustafa Şahin, vakfın kuruluş süreci hakkında bilgi verirken, bölgedeki göç sorununa vurgu yaptı. Şahin, “Göç ettiğimiz yerlere uyum sağlamak ve kültürümüzü yaşatmak için mücadele ediyoruz” dedi. 1990’lı yıllarda İstanbul’da bir araya gelen hemşerilerin ihtiyaçları doğrultusunda kurulan AKEL, zamanla büyüyerek çeşitli kültürel etkinlikler düzenlemeye başladı.

Etkinliğin ilerleyen bölümünde, cemevi inşaat süreçleri masaya yatırıldı. Nurhak Cemevi’nin inşaatının kış koşulları ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle durma noktasına geldiği belirtildi. Narlı Cemevi’nin ise çatı aşamasına geldiği ve kısa sürede tamamlanması hedeflendiği ifade edildi.

Avukat Tarık Alpdoğan, Alevi toplumunun ibadet mekânları olan cemevlerinin hukuki statüsü üzerine kapsamlı bir sunum yaptı. Cemevlerinin hâlâ resmi ibadethane statüsüne sahip olmamasının nedenlerini açıklayan Alpdoğan, mülkiyet sorununa da dikkat çekti. Cemevlerinin mülkiyetinin topluluk adına tescil edilmesinin zorunlu olduğunu vurguladı.

Mersin’den HTŞ’ye çağrı: Alevilere yönelik soykırımı hemen durdurun!

Mersin’de bir araya gelen Suriye’deki Katliamlara Karşı Dayanışma İnisiyatifi, Alevilere yönelik artan saldırıları kınadı ve uluslararası kamuoyuna acil çağrıda bulundu. Özgür Çocuk Parkı’nda düzenlenen basın açıklamasında “Suriye’de Alevi Katliamını Durdurun” pankartı açıldı. Alevi kurum temsilcileri ve Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri de etkinliğe katıldı.

İnisiyatif adına konuşan Özcan Damla, Suriye’nin Humus, Lazkiye, Hama ve Tartus gibi kentlerinde HTŞ’nin Alevilere yönelik sistematik imha politikalarının hızla devam ettiğini vurguladı. Alevi yurttaşların evlerinin yakıldığını, insan ve çocukların katledildiğini, kadınların ise kaçırıldığını ifade eden Damla, bu soykırıma karşı sessiz kalmayacaklarını belirtti.

Damla, HTŞ yönetimini Alevilere yönelik saldırılara son vermeye çağırarak, Alevilerin meşru ve demokratik taleplerinin tanınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca, ABD ve AB ülkelerine de uluslararası toplumun bu duruma müdahale etmesi gerektiğini hatırlattı.

AKP hükümetine yönelik eleştirilerde bulunan Damla, geçmişte Suriyeli yurttaşların Türkiye’de güvenli yaşamaları için kapıların açıldığını hatırlatarak, Alevi yurttaşların korunması için insani yardımların bölgeye ulaşması amacıyla bir insani koridor açılması gerektiğini dile getirdi.

Damla, açıklamasını uluslararası insan hakları örgütlerine çağrıda bulunarak sonlandırdı. Alevilere yönelik soykırımın durdurulması için harekete geçilmesi ve bu suçu işleyenlerin yargılanması için gerekli adımların atılması gerektiğini ifade etti.