Ana Sayfa Blog Sayfa 596

Ramazan Bayramı nedeniyle İmralı’ya görüşme başvurusu yapıldı

Asrın Hukuk Bürosu avukatları ve aileler, Ramazan Bayramı dolayısıyla Abdullah Öcalan ile diğer tutuklular Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş ile görüşmek için başvuru yaptı

İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit koşulları altında tutulan ve 2 yılı aşkın bir süredir haber alınamayan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatları, aile ve vasisi, Ramazan Bayramı dolayısıyla görüşme başvurusunda bulundu. Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından İbrahim Bilmez, Raziye Öztürk, Emran Emekçi ve Cengiz Yürekli, Abdullah Öcalan ile cezaevindeki diğer tutuklular Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş ile görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve İmralı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne başvurdu.

Bayram görüşü için

Abdullah Öcalan’ın kardeşi Mehmet Öcalan ve vasisi Mazlum Dinç ile diğer tutuklular Ömer Hayri Konar’ın kardeşi Ali Konar, Hamili Yıldırım’ın kardeşi Polat Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın kardeşi Melihe Çetin de bayram görüşü için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve İmralı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne başvurdu.

4 yıldır görüşme yok

Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Rezan Sarıca ve Nevroz Uysal, müvekkilleriyle 8 yıl aradan sonra en son 2-22 Mayıs, 12-18 Haziran ve 7 Ağustos 2019 tarihlerinde görüşebilmişti. Avukatlar o tarihten bu yana müvekkilleriyle görüştürülmüyor.

Kaynak: MA

#Ramazan #Bayramı #nedeniyle #İmralıya #görüşme #başvurusu #yapıldı

Yeşil Sol Parti’li gençler seçimlere hazır: Hesap soracağız

Mûş’ta Yeşil Sol Parti için çalışan gençler ‘Kadın katliamlarına, ekolojik kırıma, ekonomik krize ve daha nice sorunlara dur’ demek için oy kullanacağını söyledi

Türkiye 14 Mayıs seçimlerine hazırlanırken, AKP döneminde mağdur edilen tüm kesimler gasp edilen haklarının hesabını sormak için gün sayıyor. Bu kesimlerden biri olan gençler de, AKP-MHP iktidarına sandıkta hesap soracaklarını belirtiyor.

MA’dan Ruken Polat’ın haberine göre Mûş’ta Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) çatısı altında çalışan gençler, tutsaklığın son bulmasını istiyor.

Hesap sormak için sandığa

Gençliğin iradesini 14 Mayıs seçim gününde bütün toplumun göreceğini söyleyen Halit Yüksek, 20 yıllık iktidarın gençleri kamusal alana sıkıştırdığını, yozlaştırdığı, uyuşturucu ve fuhuşa sürüklediğini, etik ve ahlaki değerlerden yoksun bıraktığını ifade etti. Gençlerin 20 yıllık yıkımın hesabını sandıkta soracağına dikkati çeken Yüksek, “Gençler Yeşil Sol Parti’ye destek vererek gür bir irade ve sesle bu seçime gidecek. Var olan bütün kirli politikalara karşı hesap sormak için sandıkta olacağız” diye konuştu.

Özgür yaşamak istiyoruz

Kürt halkı olarak yıllardır baskı ve engellemelere her alanda maruz kaldıklarını dile getiren Ronay Akman ise, “Bir seçim arifesindeyiz baskı ve zulüm hala devam ediyor. Biz artık düşüncelerimizi düzgün bir şekilde ifade edemiyoruz. Konuştuğumuz anda ya cezaevine giriyoruz ya da gözaltına alınıyoruz. Biz artık bunu istemiyoruz. Özgür gençler gibi yaşamak istiyoruz. Bu ülkede hep bir tutsaklık var. Bu tutsaklığa ve daraltılmış sürece son verilmesi için oy kullanacağım” diye belirtti.

Göçü engellemek

Her bir oyun geleceğe aydınlık olacağına dikkati çeken Celal Döner de, “Özgür bir yaşam için, güzel bir gelecek ve ekonomik kaygının olmaması için sandığa gideceğim. Merkezi iktidarın yürütmüş olduğu özel savaş politikalarından dolayı Muş’ta şu an ciddi bir göç söz konusu. Bu durum Muş’ta 4 olan vekil sayısını üçe düşürmüştür. Bu durum yerel yönetimlerin ve merkezi hükümetin, AKP rejiminin elinde olmasından kaynaklıdır” dedi.

‘Köleliği ve sülale devrini bitireceğiz’

22 yıllık sistemin ülkeye sadece kölelik getirdiğini belirten Ebubekir Yetkin de, şunları söyledi: “14 Mayıs günü gençlik olarak tüm kollarda beraber omuz omuza dayanışmamızı büyüterek çalışmalarımıza devam edeceğiz. Seçim günü köleliği ve sülale devrini bitireceğiz. Bu köleliğin artık bitmesini istiyoruz. İdeolojik olarak bir düşünceniz yoksa bile artık vicdanen hareket etmenizi istiyoruz. Gençlik olarak seçim günü bu iktidarı göndermek için hepinizi sandığa davet ediyoruz.”

Genç kadınlar sandığa

Bütün kadınların sandık başında olması gerektiğini vurgu yapan Hatice Erol, bu mücadeleyi kadınlarla başaracaklarını söyledi. Erol, “Biz bu sistemi ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganıyla değiştireceğiz. Bu yüzden bütün kadınları, iktidarın kadın bedeni üzerinde yürüttüğü kirli politikalarına ve kadın katliamlarına karşı dur demeleri için sandığa davet ediyorum” şeklinde konuştu.

Ekolojik kırıma, ekonomik krize dur

Rumet Çelik ise,“Yaşamın temelini kadınlar ve gençler kuruyor. Gençler ve kadınlar olarak sandığa gidip bu iktidarı devireceğiz” diye konuştu.  Kürt halkının uğradığı zulmün hesabını sormak için sandığa gideceğini söyleyen bir diğer genç Emre Korkut de, kadın katliamlarına, ekolojik kırıma, ekonomik krize ve daha nice sorunlara “dur” demek için oy kullanacağını söyledi.

 

#Yeşil #Sol #Partili #gençler #seçimlere #hazır #Hesap #soracağız

Kadınlar 26 Nisan’da Wan mitinginde buluşuyor

Yeşil Sol Parti Wan’da kadın mitingi düzenleyecek. 26 Nisan’da düzenlenecek mitinge katılma çağrısı yapıldı

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve 28’inci Dönem Genel seçimleri için birçok bölgede miting hazırlıkları yapıyor. Bu kapsamda Wan’da 26 Nisan günü kadın mitingi düzenlenecek. Kadınlar, Cumhuriyet Caddesi Beşyol mevkiinde bulunan Kadın Seçim İrtibat Bürosu’nda düzenledikleri basın toplantısıyla miting hakkında bilgi verdi.

 Mitinge çağrı

Toplantıya Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Yardımlaşma Derneği (TUHAY-DER), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD)Kadın Komisyonu, Barış Anneleri Meclisi, Yeşil Sol Parti kadın milletvekili adayları ve çok sayıda kadın katıldı. Burada konuşan ÖHD avukatlarından Ebru Demirtepe, 14 Mayıs seçimlerinde en önemli nokta kadınların rengini ve sözü ile değiştirme gücü rolündeki etkisine işaret ederek, tüm kadınları 26 Nisan tarihinde düzenlenecek olan mitinge davet etti.

Buldan, Demirtaş ve sanatçı Xecê katılacak

Musa Anter Barış Parkı’nda 26 Nisan saat 12.00 düzenlenecek mitinge HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan,  Başak Demirtaş, Wan Yeşil Sol Parti milletvekili adayları konuşmacı olarak katılacak. Mitingde sanatçı Xecê de ezgilerini seslendirecek.

Toplantı “Jin jiyan azadî” sloganı, alkış ve zılgıtlarla sonlandırıldı.

WAN

#Kadınlar #Nisanda #Wanmitinginde #buluşuyor

Hasta tutuklular sedyeye kelepçelenerek tedavi edilmeye çalışılıyor

Edirne F Tipi Cezaevi’nde hasta tutuklular götürüldükleri hastanelerde sedyeye kelepçelenerek tedavi edilmeye çalışıldıklarını belirterek, yaşanan hak ihlallerini aktardılar  

Cezaevlerindeki tutuklular sayısız hak ihlaliyle karşı karşıya kalırken, cezaevindeki keyfi uygulamalarla tutuklular üzerindeki tecrit uygulamaları da derinden hissediliyor. Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Nevzat Özer ve Hüseyin Özen, bulundukları cezaevinde yaşadıkları hak ihlallerini yazdıkları mektuplarla anlattı.

Özer, mektubunda sayısız hak ihlaline maruz kaldıklarını dile getirerek, şunları aktardı: “Aynı hücrede kalan iki kişi, ortak arkadaşına mektup yazamıyor. Nedenini sorduğumuzda aldığımız tek yanıt ‘yasak’ oluyor. Son zamanlardaki posta zamları da mektup ve faks yazmakta bizi çok zorluyor. Bunun gibi tecridi ağırlaştıran çok sayıda uygulamalarla karşı karşıyayız. Sohbet, kitap-yayına erişim, mektup, telefon ve ziyaret hakkımız kısıtlanıyor. Tekli ring hücre uygulaması gibi, hastanede kelepçelerin çıkarılmaması, askere veya sedyeye kelepçeleme gibi dayatmalarla tedavi hakkı engelleniyor. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar günde 1 saat havalandırmaya çıkarılıyor.”

‘Ölüme mahkum edildiler’

Bilim insanlarının hücrede 40 günden fazla kalınmasının insan sağlığına zararlı olduğuna ilişkin açıklamasının hatırlatıldığı mektupta, şunlara yer verildi: “Ancak tutsaklar bu hücrelerde kalmaya ömür boyu mahkûm ediliyor. Bu zamana yayılmış idam değil midir? En önemli, yakıcı konulardan biride hasta tutsakların tedavileri önündeki engeller. Hapishanelerde ağır tecrit koşullarında yaşamak zorunda bırakılan 651’i ağır 1517 hasta tutsak var. Yaşamını tek başına idame ettiremeyecek yüzlerce ağır hasta tutsağın tahliye edilmemesi sizce onları ölüme mahkûm etmek değil midir? Sadece 2022 yılında 76 hasta tutsaktan fazla tedavisi engellendiği için hayatını kaybetti, hapishanelerden tabutları çıktı. Tüm bu ölümlere göz yumanlar yapmış oldukları ağır tecrit uygulamalarıyla bu ölümlerden sorumlu değil midir?”

Özer’in mektubunda, cezaevlerinin tecrit üzerine kurulu yerler olduğunu ve tüm uygulanan yöntemlerin, görevli sağlıkçıların, idarecilerin, askerlerin, gardiyanların bir biçimde ağırlaştırılmış tecridin bir parçası durumunda olduğuna dikkat çekildi. Ayrıca çıkarılan sansür yasasıyla mektuplarının engellendiği vurgulandı.

Kelepçeli ameliyat

Tutuklu Ercan Kartal’ın iki defa kalp krizi geçirerek Tekirdağ Şehir Hastanesinde kelepçeli bir biçimde ameliyat edildiği bilgisinin aktarıldığı mektupta, “Stent takılmış olduğu halde tecrit hücresinde tekrar kalp rahatsızlığı yaşayarak hastaneye kaldırıldı. Adalet Bakanlığı’nın hasta tutsaklarla ilgili yayınlamış olduğu genelgenin arkasından kısa bir süre sonra prostat kanseri rahatsızlığı devam eden TAYAD’lı Mehmet Gövel’in tutuklanması ne kadar içi boş olduğunun da bir göstergesi” denildi.

ANKARA

 

#Hasta #tutuklular #sedyeye #kelepçelenerek #tedavi #edilmeye #çalışılıyor

Bakanlık tecridi ‘Elde olmayan sebepler’ diyerek savundu

Abdullah Öcalan’ın aile ve avukat görüşlerinin engellenmesine dair Adalet Bakanlığından AYM bildirilen görüş İmralı’da ‘kötü muamele yok’, elde olmayan sebebler denilerek durumun makul olduğu ileri sürüldü

Uluslararası komployla 15 Şubat 1999 tarihinde Türkiye’ye getirilen PKK Lideri Abdullah Öcalan, Bursa’nın Mudanya ilçesineki İmralı Adası’nda bulunan F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 24 yıldır ağır tecrit altında tutuluyor. Abdullah Öcalan, en son kardeşi Mehmet Öcalan ile 25 Mart 2021 tarihinde kısa bir telefon görüşmesi yapabildi. Kesintili telefon görüşmesinden bu yana Abdullah Öcalan ile aynı cezaevinde tutulan Hamili Yıldırım, Veysi Aktaş ve Ömer Hayri Konar’dan bilgi alınamıyor.

Ziyaretçi engelli

Cezaevi idaresi, Abdullah Öcalan ve diğer tutuklulara dair 7 Mayıs 2021 tarihinde aldığı kararla ziyaretçi kabulünü engelledi. Kararla ilgili avukatlar bilgilendirilmedi. Böylece avukatlara itiraz hakkı tanınmadı. Tutuklulardan Veysi Aktaş, Bursa 1’inci İnfaz Hakimliği’ne başvuruda bulundu. Ancak itiraz başvurusu hakimlik tarafından 1 Haziran 2021’de reddedildi. Aktaş, daha sonra hakimliğin kararını Bursa 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkeme, 18 Haziran’da itirazı reddetti ve böylece karar kesinleşti.

‘Avukatlarla iletişimi kesildi’

Cezaevi idaresi, 18 Ağustos ve 23 Kasım 2021 tarihlerinde iki ayrı karar daha alarak, toplamda 6 ay ziyaretçi görüşünü engelledi. Bunun yanı sıra Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı da, Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla iletişimini kesmek için 12 Ekim 2021’de talepte bulundu. Talebi değerlendiren Bursa 4’üncü İnfaz Hakimliği, aynı gün savcının talebi yönünde karar vererek, Abdullah Öcalan’ın avukatları ile görüştürülmesini 6 ay boyunca engelleme kararı aldı ve karar aynı yılın 22 Ekim’inde kesinleşti. Avukatlar, 22 Kasım 2021’de Abdullah Öcalan ve cezaevindeki diğer müvekkilleriyle görüşme başvurusu yaptı. Bursa 4’üncü İnfaz Hakimliği, 6 aylık engelleme kararını ileri sürerek, başvuruyu reddetti. Ret kararı Bursa 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gerekçelendirilmeden 1 Aralık 2021’de kesinleşti. Avukatlar, bunun üzerine 24 Aralık 2021’de ağırlaştırılmış tecrit ve engellemeler nedeniyle müvekkillerinin kötü muameleye maruz kaldığını belirterek, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu.

Bakanlık : Kötü muamele yok

8 yıl içerisinde Asrın Hukuk Bürosu tarafından AYM’ye onlarca başvuru yapıldı. AYM’nin bu başvurulardan 23’üne dair Adalet Bakanlığı’ndan görüş istediği öğrenildi. Mezopotamya Ajansı (MA), Bakanlığın avukat ve aile görüşlerinin engellenmesine dair yapılan başvuruya dair 24 Mart’ta AYM’ye sunduğu görüşe ulaştı. Bakanlık, mahkeme kararlarına işaret ederek, İmralı’daki teciridin “kötü muamele” olmadığını savundu. Kötü muamelenin “göreceli” olduğunu ileri süren Bakanlık, engellemelere dair kararları anımsatarak, tecridi “hafif” buldu ve İmralı’da “kötü muamele” olmadığını kaydetti. Bakanlık, yanıtında Abdullah Öcalan ile diğer tutukluların aile, avukat, telefon, mektup alma ve gönderme haklarının mevzuata göre uygulandığını ileri sürdü. Söz konusu durumu ise, 2011 yıllından itibaren sadece 5 kez “istisna” bir şekilde gerçekleşen avukat görüşleri ile Abdullah Öcalan’ın İmralı’ya getirildikten  sonra ilk defa 27 Nisan 2020’de ailesi ile yaptığı telefon görüşmesi üzerinden savundu. Bakanlık yanıtında, ayrıca Abdullah Öcalan ve diğer tutuklulara verilen ceza infazına dair, “benzer durumdaki diğer hükümlülerin cezasına göre nazaran daha fazla zorluğu içerisinde barındırmaktadır” denildi. Böylece Abdullah Öcalan ve diğer 3 tutuklunun infazlarında “ayrımcılık” yaptığını itiraf etti.

‘Elde olmayan sebebler’

Bakanlık, aile ve avukat görüşlerinin yaptırılmamasına dair, “Abdullah Öcalan ve onunla aynı ceza infaz kurumunda kalan diğer başvurucuların aileleri ve avukatları ile görüşmelerinde elde olmayan sebeplerden aksaklıkların yaşanmasının ve sıkı güvenlik tedbirlerinin alınmasının makul bir durum olduğu ve açıkça dayanaktan yoksun (…)” değerlendirmesi yapması dikkat çekti. Ancak söz konusu “elde olmayan sebeplerin” ne olduğuna dair herhangi bir bilgi sunulmadı.

 ‘Engellemeler keyfi değil’

Bakanlık, Öcalan’ın 12 Ocak, 5 Haziran ve 12 Ağustos 2019 tarihlerinde kardeşinin yaptığı  telefon görüşmelerini hatırlatarak engellemelerin “keyfi” olmadığını savundu. Bakanlık, Abdullah Öcalan’a 2021 yıllında 162, 2022’de ise 77 mektup verildiğini iddia etti. Bakanlık, diğer tutuklara da mektupların verildiğini kaydetti. Bakanlık, mektuplara dair başka bir ayrıntı vermekten kaçındı. Ayrıca Abdullah Öcalan ve diğer tutukluların dışarıya herhangi bir mektup gönderememelerine dair görüş belirtmekten de kaçındı.

Avukatlar: İncommunicado koşularında tutuluyor

AYM, Bakanlığın görüş bildirmesinin ardından 3 Nisan’da Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından görüş istedi. 18 Nisan’a kadar 23 dosya hakkında görüş bildiren avukatlar, aile ve avukat görüşlerinin engellemesine dair Bakanlığın ileri sürdüğü argümanların gerçeği yansıtmadığını vurguladı. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’nin Benali-Libya kararına işaret eden avukatlar, aile ve avukat görüşlerinin engellenmesiyle BM’nin işkence yasağının ihlal edildiğini ve durumun “incommunicado (mutlak iletişimsizlik)” olarak nitelendirildiğini hatırlattı. Abdullah Öcalan ve diğer müvekkillerinin 25 Mart 2021 tarihinden itibaren “incommunicado (mutlak iletişimsizlik)” koşullarında tutulduğunu belirttiler.

‘Mektuplar engellenmiştir’

Abdullah Öcalan’dan son 25 aydır hiç haber alınmadığına dikkat çeken avukatlar, Bakanlığın “mektup” verildiğine dair iddiasının da “spekülasyon” olduğunu ve teyit edilmesi gerektiğini aktardı. Avukatlar, AYM’ye yaptığı bildirimde, “20 Temmuz 2016 tarihinden sonra başvurucuların mektup yazması engellenmiştir. Avukatları tarafından birçok mektup yazılmasına rağmen bunların başvuruculara teslim edilip, edilmediği bilinmemekle beraber bu hususu denetleyecek şeffaf ve aleni bir mekanizma da mevcut değildir. Bu hususa dair Bakanlığın başvurucuya gelen toplam mektup ile verilmeyen ve sansürlenen mektup sayısı; başvurucunun göndermek istediği ancak gönderilenlerin yanı sıra el konulan mektup sayısına ilişkin evrakların sunulması önemli olacaktır” ifadelerine yer verdi.

‘Haklar gasp ediliyor, ceza içinde ceza’

Uluslararası ve ulusal mevzuata işaret eden avukatlar, bu kapsamda Abdullah Öcalan ve diğer müvekkillerinin haklarının gasp edildiğini belirtti. İmralı Adası’nın Türkiye’de tek ada cezaevi olduğu ve askeri yasak bölge kapsamında olduğu, olağanüstü bir rejimle yönetildiğini hatırlatan avukatlar, bunun tecrit olduğunu, üzerine bir de avukat, aile, telefon ve mektup hakkının engellemesinin ayrı bir “ceza” sistemi halini aldığını ve bunun müvekkillerine dayatıldığını belirtti. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) 5 Ağustos 2020’de hazırladığı ve İmralı’da uygulanan tecridi “kabul edilmez” olarak gördüğü raporuna dikkat çeken avukatlar, CPT’nin raporda aile görüşlerinin engellenmesinin “resmi gerekçesinin” aldatıcı bulduğunu anımsattı.

‘Özel bir uygulama rejimi söz konusu’

Kişinin fiziksel ve moral direncini kırabilecek nitelikteki şartlar ve muamelelerin “kötü muamele” yasağı ile bağlantılı olduğunu vurgulayan avukatlar, “Temiz havaya çıkma imkanlarından birbirleriyle görüşme periyodu, basılı, görsel ve işitsel yayınlara ulaşma imkanları bilinmemektedir. Dış dünyadan tam bir izolasyon halinde tutuluyor olmaları, hiçbir haber alınamıyor oluşu ve bu koşulların denetlenemiyor oluşu her türlü ihlal açısından potansiyel risk barındırmaktadır. Mevcut ağırlaştırılmış infaz rejiminin uygulama biçimi ile haber alamama hali başvuruculara özgü bir muameledir. Özellikle askeri yasak bölgesindeki ada hapishanesinde tutulmaları ve başvuru formunda anlatılan ayrıntılı hapishane koşulları başvuruculara özgüdür. Genel bir yaklaşımı aşan özel bir uygulama rejimi söz konusudur. Bu nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesi ihlal edilmiştir” diye kaydetti.

‘Demokrasi için muhataplık vurgusu’

Avukatlar, Abdullah Öcalan’ın Kürt toplumundaki önemine ve rolüne işaret ederek, Türkiye’de demokratik bir işleyişin hakim kılınabilmesi için tek muhatap olduğuna dikkat çekti. Ayrıca “Diyalog süreci”ne değinen avukatlar, Abdullah Öcalan’ın sessinin dışarıya yansıması durumunda oluşan havaya dikkat çekerek, aile, avukat görüşlerinin engellenmesinin son bulması gerektiğini ifade etti.

Yıllarca avukatların başvurularını yanıtsız bırakan AYM’nin, söz konusu son başvuruları ne zaman karara bağlayacağı ise belirsizliğini koruyor.

 Kaynak: Mehmet Aslan / MA

 

#Bakanlık #tecridi #Elde #olmayan #sebepler #diyerek #savundu

Yeşil Sol Parti’den feminist aday Özgül Saki: Patriyarkayı alaşağı etmek istiyoruz

Yeşil Sol Parti’nin İstanbul Milletvekili adayı feminist Özgül Saki ‘Biz başka bir dünya istiyoruz, patriyarkayı alaşağı etmek istiyoruz’ dedi

Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere adıma adım giderken Yeşil Sol Parti seçim çalışmalarına devam ediyor. İstanbul adaylarını tanıtan partinin çok renkli listesinde Feminist Özgül Saki de bulunuyor.

Özgül Saki kimdir?

1967 Zonguldak Çayçuma doğumlu Özgül Saki, devlet şiddetiyle tanışan binlerce kadından biri oldu. Lise yıllarından, üniversite yıllarına geçiş yapan Saki, Kürt siyasi hareketinin Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi direnişi, kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesi, devamında Bahar Eylemleri’nin sürdüğü bir dönemde Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğrencisi olarak öğrenci derneklerinde mücadelenin bir parçası oldu.

ODTÜ’den mezun olmasının ardından Fizik Öğretmeni olarak İstanbul’da göreve başlayan Saki, 1988 yılında, öğretmenlerin örgütlenmesi için kurulan Eğit-Der’de sendikal mücadeleye başladı. Bu mücadele daha sonra Eğit-Sen ile devam etti. “İşte benim yerim burası” diyen Saki, bu süreçte feminist kadınlarla tanıştı. Özgül Saki’nin yaşamı, erkek egemenliğine karşı patriyarkanın geriletilmesi mücadelesiyle, sendikal mücadelesini iç içe geçirdi.

Savaşa karşı mücadeleyi yaşamının bir parçası haline getiren Saki, Barış İçin Kadın Girişimi’nde yer aldı. İktidarın mülteci düşmanlığına karşı “Biz Birlikte Yaşamak İstiyoruz” isimli platformun kurucularından olan Saki, bir parçası olduğu sosyalist mücadelesini, bu politik yönelimlerle bugünlere kadar sürdürdü. Kendisini “sosyalist feminist” olarak tanıtan Saki, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti ) İstanbul 2. bölge milletvekili adayı olarak, mücadelesini yeni bir aşamaya taşıyor.

MA’dan Özgür Paksoy ve Mehmet Aslan’ın sorularını yanıtlayan Saki kadın mücadlesini Meclis’e taşımak istiyor.

  • Karanlık bir dönemde politik bilinç kazanarak, bu karanlığa karşı mücadeleye başladınız. O yıllardan bugüne dönüp bakacak olursanız, kadınların politik mücadelesinin kazanımları neler oldu?

Herkes kadınların politik mücadeledeki varlığının ne kadar önemli, ne kadar gerekli olduğunun farkında. Üniversite yıllarımda şöyle bir görüş hakimdi, ‘topyekûn kurtulacaktık, yani kadın erkek hep birlikte kurtulacaktık.’ Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı diye bir şey yok. Cumhuriyet öncesinde bağımsız kadın hareketleri vardı. Sonrasına geliyoruz, bağımsız kadın hareketinin, toplumun tüm dokularında ve erkek egemenliğine karşı mücadelesi, patriyarkal devlete karşı mücadelesi var. Kadınlar sürekliliği olan bir mücadelenin içinde oldular.

  • Eşik olarak tanımlayabileceğiniz mücadele örnekleri var mı?   

Hemen bir eşik geliyor aklıma, ‘90’lı yıllar… Bu yıllarda kadınlar tüm toplumsal sorunlar için mücadele ediyorlar. İşkencelere karşı, Ağustos genelgesine karşı kadınların yaptıkları siyahlı eylem vardı. Bu çok önemli ve etkili olan bir dayanışma eylemiydi. Novamed Kadın Grevi ciddi bir eşiktir. Onu Flormar direnişi ve birçok kadın grevi izledi. Grevlerde bugün artık kadınların talepleri farklılaştı. Daha önce bu talepler vardı kuşkusuz ama bu kadar yüksek sesle ifade ediliyor olabilmesi, kadın hareketinin, feminist mücadelenin geldiği yerle ilgili. Artık kendi yaşantımıza, bedenimize, kimliğimize ilişkin kararları kendimiz vermek istiyoruz.

Yakın tarihimizdeki bir eşik ise AKP-MHP iktidarının kürtajı yasaklama girişimi, ama hiç beklenmedik bir tepki ile karşılaştılar. Kadınlarla hep beraber sokaklardaydık. O yasaya geçit vermedik. Gezi direnişi zamanına denk gelen direnişler de öyleydi. Gezi direnişinde de burada mor çadırlar kurdular. Hem parktaki erkek egemenliğine karşı, hem bir bütün olarak patriarkal devlete karşı burada bu mücadelenin bir parçası oldular. Bunların hepsi birikiyor. Sonra Kürt kadın hareketinin eşit temsiliyet, eşbaşkanlık ısrarı, onun için mücadelesi ve bunu kabul ettirmiş olması…İlk başta çok tartışılmıştı, şuan ise hayata geçirildi. Bunun ne kadar önemli bir şey olduğu hem Meclis’te hem sokakta hem de bütün örgütlenmelerde görülüyor. Artık Meclis kadınlar için, feminist, bağımsız, Kürt kadın hareketi için bir sonuç, bir mevzi falan değil, o da mücadelenin bir parçası. Orada da mücadele edeceğiz ama biliyoruz ki kazanımlar sokakta mücadeleyle elde edilir. Kadın hareketi, Kürt özgürlük hareketi de, Kürt kadın hareketi de, feminist kadın hareketi de bunu yaşayarak deneyimleyerek biliyor. Bu şekilde mücadele ederek kazanımlarımızı koruyacağız, yeni kazanımlar için mücadeleler bizi bekliyor.

  • Kadınların 1990’larla birlikte yükselişe geçen kimlik siyaseti, demokratikleşme çabalarında ne gibi rol oynadı?

Kadın hareketi, kadınların özgürlüğü, eşitliği için mücadele ederken, tabi her birimiz tek bir siyasi kimlikte değiliz. Kadın hareketi de, feminist hareket de, farklı farklı politik kimliklere sahip aynı zamanda. Ama bizi birleştiren eksen, özellikle son 20 yılda AKP’nin o muhafazakarlaştırma siyasetine karşı topyekûn direniş oldu. Bu farklı bileşenler arasında bir kısmımız, fabrikadaki direnişi örgütlerken, sokakta bir bütün olarak kendi var oluşunu sergiledi, bir kısmımız şiddete karşı mücadele ederken, bir kısmımız da yasaları değiştirmek için Meclis’te olduk, bunların hepsinin birbirini güçlendirdiğini söyleyebiliriz. Ancak her koşulda sokaklarda olmaya devam ettik. Kadın hareketinin, feminist hareketin homojen olmaması da önemli. Çünkü kadın yaşamı çok çeşitli. Dolayısıyla bu çeşitliliğe uygun bir mücadele dinamikleri var. Ama her biri birbirini güçlendiren şekilde olduğu için ‘Kazanımlarımızdan vazgeçmiyoruz’ diyoruz. Mesela İstanbul Sözleşmesi bir eşiktir, imzadan çekinildi. Biz ‘İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz’ demeye devam ediyoruz.

  • İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine değindiniz. AKP iktidarında kadına yönelik saldırılar, taciz tecavüz vakaları, şiddet vakaları ciddi artış gösterdi, var olan sözleşmeler uygulanmadı, nitekim son olarak çekildi. Bu saldırılar nasıl bir aşamaya ulaştı?

AKP-MHP iktidarı kadın düşmanı bir iktidar. Kendince bir makbul kadın tarifi yapıyor. O tarife uymayan tüm kadınlar, her türlü şiddeti hak ediyor, her türlü görmezden gelmeyi hak ediyor modunda, kadına karşı erkek şiddetini körüklüyor. O makbul kadın da tam bizim alaşağı etmeye çalıştığımız, işte ‘evinin kadını’, ‘ideal anne’, ihtiyaç duyulursa çalışır ama ihtiyaç duyulmazsa eve döner, isyan etmez… Ama şunun farkında değiller, o makbul kadın tanımına kendi kitlesinden bile birçok kadın itiraz ediyor. Bunun farkında değiller. Bizi makbul kadına sıkıştırmak istiyorlar. LGBTİ+’ların var oluşlarına saldırı var. Onları yok etmek istiyorlar.

  • Kadın örgütlerinin ortaklaşmasında birtakım sorunlar var, bir takım parçalılık söz konusu. Bu tespite katılıyor musunuz? Bu durum kadın kazanımlarına, kadın mücadelesine ne kaybettiriyor?

Feminist mücadele, feminizm, kadın hareketi, kadın mücadelesi dediğimizde kocaman bir şeyden söz ediyoruz. Bu kocaman mücadelenin içinde farklı siyasal yönelimleri olan, farklı sosyolojik aidiyetleri olan, mücadeleye farklı farklı bakan, çalışma tarzı açısından, mücadeleye dahil olma açısından farklılık olan bir şey. Mesela sosyalist hareket gibi, sosyalizm istiyor hepsi ama sosyalizm anlayışına göre farklı örgütlenmeler içindeler. Feminizm de öyle, bütün kadınların feminizm anlayışı aynı değil. Dolayısıyla farklı örgütlenmeler içinde olabilir. Ama şunda haklısınız. Bu dönemde bütün kadın hareketinin, feminist hareketin ortak zeminleri meselesi geçmişte daha fazlaydı. Bugün biraz daha parçalı görünüyor durumundayız. Bunun yarattığı bir takım mücadeleyi yükseltememe, yaygınlaştıramama konusunda birtakım sıkıntılar tabi var, tüm mücadele alanlarında olduğu gibi. Biz başka bir dünya istiyoruz, patriyarkayı alaşağı etmek istiyoruz. Yarınlara ilişkin beklentimiz çok büyük, eşitlik, özgürlük istiyoruz bir bütün olarak kadınlar.

  • Feminist bir kadın olarak birçok alanda mücadele ettiniz, 80’lerden bugüne yaşananların tanığısınız. Bu kimliğinizle Meclis’e gitmeyi düşünüyorsunuz. Kadınların yaşadığı sorunlara karşı ne gibi çözümlerle parlamentoda olacaksınız?

Ben politik kimliğimi olarak sosyalist feminist olarak tanımlıyorum. Dolayısıyla tüm ezme ezilme ilişkilerinin ortadan kalktığı bir dünya özlemi içerisindeyim. Tüm ezme, ezilme ilişkileri deyince, burada sınıf mücadelesi, patriyarkaya karşı mücadelenin önemi zaten açığa çıkıyor. Dolayısıyla ben bu hatta mücadele edenlerle birlikte, onların sözünü de parlamentoya taşıyarak mücadele edilmesini istiyorum. Aslında sokakta kazanılanların parlamentoya taşınması, daha yaygın bir şekilde ulaşması için bir zemin parlamentodaki sesleniş meselesi. Bir başka şey, Gezi direnişi, topyekûn “başka bir dünya istiyoruz” mücadelesinin birleşik isyanıydı. Şu küçücük parkta onun nüveleri göründü. Bu çok önemli. Sonra yine öz yönetim deneyimleri, o çok ayrı üzerinde konuşulabilir ama Gezi direnişi, özyönetim talepleri şunu ifade ediyordu, hiçbir ezme ezilme ilişkisi olmadan eşit, özgür koşullarda yaşamanın mümkün olduğunu ifade ediyordu. İşte bu mümkün olma, biz kendi mücadelemizde de o egemene benzemeden, yıkmak istediğimiz şeye benzemeden yürütebildiğimiz sürece inandırıcı oluyor. Yürütebildiğimiz sürece toplumsal dokuların tamamına nüfuz edebiliyoruz. Bunlar eşikti, bu nedenle otonom yerler, otonom yönetimlerin olduğu yerler her zaman mücadelelerini takip ettiklerim oldu.

Devamı

#Yeşil #Sol #Partiden #feminist #aday #Özgül #Saki #Patriyarkayı #alaşağı #etmek #istiyoruz

Gizleyici : Kayyumdan önce burada Kürtçe kurumlar vardı

Birca Belek Dil ve Kültür Derneği Eşbaşkanı Fatma Gizleyici, kayyum ile birlik kapanan Kürtçe dernek ve kurumların kapatılmasına dikkat çekerek asimilasyona izin vermeyelim dedi

Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze dek Kürtlere karşı “inkar ve imha” politikası kapsamında köy ve kent isimleri, sistemli bir biçimde kök ve anlamlarından tamamen koparılıp, değiştirilerek Türkçeleştirildi. Bu politikaların sürdürücülüğünü ise günümüzde bu kez belediyelere atanan kayyumlar yapıyor. Şirnex’in Cizîr (Cizre) ilçesinde tarihi ve turistik mekanların tanıtım tabelalarına ve afişlerine kayyımlar tarafından Kürtçe’ye yer verilmezken, bu tanıtımlar Türkçe ve İngilizce yapılıyor. Nüfusunun tamamına yakınının Kürtçe konuştuğu Cizîr’de uygulanan bu politikalara tepki gösteren Birca Belek Dil ve Kültür Derneği Fatma Gizleyici, asimilasyona karşı daha fazla mücadele edilmesi çağrısında bulundu.

‘Amaç Kürtçeyi unuturmak’

Kayyumların bölgede çok yönlü bir asimilasyon politikası yürüttüğünü ifade eden Gizleyici, “Kayyumlardan önce burada Kürtçe dernekler ve kurumlar vardı. Bu alanda çalışma yapan Mem û Zîn Kültür ve Sanat Merkezi vardı. Mem û Zîn’de aynı zamanda Kürtçe dil eğitimi veriliyordu. Kayyumlardan önce her mahallede Kürtçe kurslar açılmıştı. Buralarda gençler, kadınlar ve çocuklar kendi anadillerinde eğitim alıyordu. 2015’ten sonra eğitim veren yerler kapatıldı ve dil üzerinde ki baskı ve yasaklar başladı. Amaç Kürtçeyi unutturmaktı. Bu zihniyete yabancı değildik. O yüzden bu baskılardan sonra dilimize daha çok sahip çıkmamız gerektiği bir kez daha ortaya çıktı” dedi.

‘Tabelalarda Kürtçe yer verilmiyor’

Tarihi ve turistik yerlerin tanıtımının yapıldığı tabelalarda, Kürtçenin olmamasının Kürtçeye dönük tahammülsüzlükten geldiğini söyleyen Gizleyici, “Cizîr tarihiyle tanınan ve bilinen bir yer. Medreseya Sor, Birca Belek ve Mem û Zîn Botan’ın kimliğidir. Ama bu tarihi eserlerin tanımı Türkçe ve İngilizce yapılıyor, Kürtçeye yer verilmiyor. Burada kimse İngilizce konuşmaz ve insanlar mecbur kalmadığı sürece Türkçe de konuşmuyor. Ama Kürtçeye yer verilmiyor” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

 ‘Asimilasyona karşı mücadele etmeliyiz’

“Bu politikalara karşı bizlerin tarihimize, kültürümüze daha çok sahip çıkmamız gerekiyor” diyen Gizleyici, politikaların önünü bu şekilde alabileceklerini belirtti. Gizleyici, “Buradaki tarihi yapı ve eserlerin hepsi Kürtçedir. Dillere destan kahramanlıkları var ama Türkçe tanıtımı yapılıyor. Kürtçeye yer vermiyorlar. Bizim tarihimizi bu şekilde kendilerininmiş gibi lanse ediyorlar. Mem û Zîn destanı Kürtçedir, yazarı da Ehmedê Xanê’dir. Ama biz bugün Mem û Zîn türbesine gittiğimizde türbenin tanıtımı Türkçe ve İngilizcedir. Bunu kabul edemeyiz” şeklinde konuştu. Kayyumların politikalarına karşı dernek olarak çalışmalarını büyüteceklerine işaret eden Gizleyici, “Derneğimizi açtığımızdan beri halk tarafından çok büyük bir ilgi var. Kürtçe eğitimlerimizi başlattık. Kültürel ve sanatsal çalışmalar var. Dilimiz ve kültürümüz üzerindeki her asimilasyon politikasına karşı mücadele edeceğiz ve her yerde çalışmalarımızı büyüteceğiz. Bizler ancak bu şekilde bu politikaların önüne geçebiliriz” diye konuştu.

ŞIRNAK

 

#Gizleyici #Kayyumdan #önce #burada #Kürtçe #kurumlar #vardı

Alevilerden Yeşil Sol Parti çağrısı: Ayın 14’ünde ona bir ders vermeliyiz

Aleviler seçimlere günler akala Yeşil Sol Parti çatısı altında birleşme çağrısında bulundu

Cumhurbaşkanlığı ve 28’inci dönem seçimlerine 24 gün kalırken, partiler de seçim çalışmalarını son hızla sürdürüyor. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından açıklanan verilere göre Ankara genelinde kurulacak 12 bin 251 sandıkta 4 milyon 280 bin 941 seçmen oy kullanacak.

Aleviler 2023 seçimlerinde Emek ve Özgürlük ittifakı altında seçime giren Yeşil Sol Parti’den yana oy kullanacaklarını dile getirdi.

Yaşanan hak ihlalleri

AKP-MHP iktidarı, 2018’den bu yana Alevilere yönelik birçok açılım yaparken, Alevilerin hiçbir açılım karşısında rızası alınmadı. Sünni İslam inancını Alevilere dayatan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Alevi nüfusunun yoğun olduğu Dersim’e yaptığı ziyaret esnasında Hacı Bektaş Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği’ne Kur’an-ı Kerim hediye ederken, Tunceli Cemevi’ne yaptığı ziyarette de Erbaş’tan cemevine iki imam hatipli ve ilahiyatçı dede atanması istendi. Söz konusu durum ise yoğun tepkilere neden oldu.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Tunceli İl Müftülüğü ’ne gönderdiği yazılarda “Newroz ve Hıdırellez Görevlendirmeleri” gerekçesiyle 12 kişiyi gri pasaportla Avrupa’ya göndermesine ilişkin belgeler de Aleviler tarafından tepkiyle karşılandı.

Zorunlu din dersleri

Dönemin Milli Eğitim Bakanı (MEB) İsmet Yılmaz, zorunlu din derslerine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına ilişkin “Alevi kardeşlerimiz din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin kaldırılmasını istemiyorlar” diyerek Alevi kurumlarının taleplerini görmezden geldi ve AİHM kararı uygulanmadı. Söz konusu durum 2019 yılında da devam etti.

Ezan dinletmeler, cami yapmalar, türbelere el konulma

2018 yılından bu yana birçok asimilasyon politikası da devlet eliyle sürdürüldü. 2018’de İstanbul’da Alevi İmam Hatip Lisesi açılırken, İstanbul Sarıyer’de mahallede bulunan cemevi ve Alevi yurttaşların evlerine korsan hoparlörler takılarak yüksek sesle ezan dinletildi.

Çorum’da Alevilerin cem yaptığı Koyunbaba Türbesi cami olarak kullanılmaya başlandı. Koyunbaba Türbesi’nin cami olarak kullanımı 2019 yılında da sürerken, 2019 başlarında Kars Sarıkamış’da Alevilerin yaşadığı Aşşağı Sallıpınar köyüne cami yaptırılmaya çalışıldı. Aleviler’in imece usulü ile yaptıkları Sultangazi Cemevi hakkında ise ‘imara aykırı’ olduğu gerekçesiyle 198 bin lira para cezası verildi. İstanbul ve Malatya’da bulunan alevi derneklerinin ise elektrikleri kesildi. İzmir başta olmak üzere birçok şehirde Kürt ve Alevi evlerine çarpı işareti konuldu. Söz konusu durum 2021 yılında da birçok kentte meydana geldi.

Cemevi başkanlığı

2022 yılında AKP-MHP iktidarı “Alevi açılımı”nı yeniden gündeme getirerek bir torba yasa çıkardı. Bu yasa ile birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinede Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Aleviler, söz konusu durumu birçok şehirde sokaklarda çıkarak protesto ederken, Ankara’da da Meclis önünde bir araya gelerek torba yasaya rıza göstermediklerini dile getirdi. Yanı sıra söz konusu torba yasaya karşı da Alevi Kurultayı gerçekleştirildi. Alevi akademisyenlere soruşturma açılırken, birçok alevi mahallesine hizmet götürülmemesi durumu 2022’de de sürdürüldü.

DAD’tan çağrı

Alevilerin 2009 yılından başlayan açılımlarla oyalandığını söyleyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Mustafa Karabudak, 2018’de Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesiyle tek adam iktidarının Alevilerin yaşam alanının daralttığına dikkat çekti. Karabudak, son olarak 2022’de Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Masası’nın kurulmasının Alevilerin rızası alınmadan yapıldığına dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Aleviler, eşit yurttaşlık, inancın ve dinin özgürlüğünü talep ediyor ve bununla ilgili çalışmalar yaptı. Alevi Masası’na karşı Meclis önünde açıklama yaptık, İstanbul’da bir kurultay yapıldı. Siyasal iktidarın dayattığı hiçbir şeyi kabul etmiyoruz. Alevileri yanında tutmayan iktidar bu olayı faturalara kadar indirgedi. Maaşlı dedeler, personeller tuttu. Bizi de valilik, kaymakamlık aradı. DAD olarak ‘hiçbir talebinizi kabul etmiyoruz’ dedik.”

Karabudak, 2023 seçimlerine giderken Cumhur ve Millet ittifakı olmak üzere iki bloğun olduğuna dikkat çekerek, söz konusu blokların ötekilere yönelik söz söylemediğini vurguladı

3’ncü blok

Karabudak, Alevilerin taleplerini eşit yurttaşlık, demokratik bir anayasa, inancın özgürlüğü, diyanetin reforme edilmesi, cemevlerinin statüye kavuşması ve anadilde eğitim olarak sıraladı. Alevilerin bunun takipçisi olacağını belirten Karabudak, “Aleviler, bunları vaat eden bir partinin yanında durur, onu iktidar yaparsa sorun kendiliğinden çözülmüş olur. Sadece Alevilerin de değil, kendini ifade edemeyen, ezilen kesimler 3’üncü blokta olacaktır. DAD olarak da daha önce yayınlanan 14 maddelik tutumda da kendimizi gördük. Deprem ve seçim gündemli bir süreç var. Seçimin ne olacağına dair bir belirsizlik, insanların korkuları, kaygıları var. Böyle sıkıntılı bir süreçte seçime gidiyoruz. Hızır hepimizin yardımcısı olsun” diye konuştu.

14 Mayıs’ta ders verelim

Hüseyin Yıldız da, Alevilerin örgütlenmesi ve bir çatı altında toplanması gerektiğine dikkat çekerek, şunları kaydetti: “Bir tarafta CHP bir tarafta AKP bir tarafta İYİ parti faktörü var. Bizim tahammülümüz kalmadı. Birde HDP çatısı altında Yeşil Sol Parti var. Hepimiz Yeşil Sol Parti altında birikmeliyiz. Bizlere ‘Cemevi, cümbüş evi’ diyerek hakaret yağdıran bir iktidar var. Ona karşı örgütlenmeli, gerekirse ayın 14’ünde ona bir ders vermeliyiz. Bu Aleviler için kaçınılmaz bir zamandır.”

Haber: MA / Yüsra Batıhan

#Alevilerden #Yeşil #Sol #Parti #çağrısı #Ayın #14ünde #ona #bir #ders #vermeliyiz

Semsûr adayı Kenanoğlu: 3 vekil ile birinci parti olma çalışması yürütüyoruz

Semsûr’un Yeşil Sol Parti adaylarından Ali Kenanoğlu ‘Biz Semsûr’u yeniden inşa edeceğiz’ dedi

Mereş merkezli depremlerde ağır yıkımın yaşandığı kentlerden Semsûr’un, 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerdeki tercihi merak ediliyor.

Seçmen sayısının azalması, depremlerde yaşamını yitirenlerle birlikte kentte yoğun olan göçe bağlanıyor.

Siyasi partilerin, deprem tahribatından kaynaklı kısıtlı da olsa seçim çalışmaları kentte sürerken, MA’dan Mahmut Altıntaş’a konuşan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) milletvekili adayı Ali Kenanoğlu, her konuda hazırlık yaptıklarını söyledi.

Boş araziye seçmen kaydedildi

Deprem bölgelerinde insanların hala can derdinde olduğunu kaydeden Kenanoğlu, insanların acılarının taze olduğunu, seçim havasına giremediklerini belirtti.

Özelikle kentten göçen 10 binlerce seçmen bulunduğunu dile getiren Kenanoğlu, partileri aracılığı ile Semsûrluları oy kullanmaları için sandık başına taşıyacaklarını ve geri istedikleri yere götüreceklerini ifade etti. Sandık güvenliğine dikkat çeken Kenanoğlu, “Bir çok noktada şaibe var. Mesela Kolik (Kahta) ilçesinde boş bir araziye 134 seçmen kaydedildiğini tespit ettik ve sildirdik. Bunun gibi sıkıntılardan kaynaklı muhalif partilere de çağrımızdır, sandık güvenliğini sağlamalıyız” diye konuştu.

Yeniden inşa edeceğiz

Yeşil Sol Parti’nin en az 100 vekil ile parlamentoya gidip deprem kentlerini yeniden ayağa kaldırmak istediğini ifade eden Kenanoğlu, şunları söyledi: “Semsûr’da çok sayıda can yitirdik, yitirmediklerimizde aylardır çadır kentlerde gelecek kaygısı ile yaşama tutunmaya çalışıyor. Kentte insanlar sadece canlarını değil, işlerini, varlıklarını da yitirdi. Biz Semsûr’u yeniden inşa edeceğiz. Bunu Semsûrlular ile birlikte yapacağız, çünkü kent sadece bina ve iş değil aynı zamanda tarih, kültürdür. Kent tarihine ve kültürüne yakışır şekilde inşa edilmeli.”

Birinci parti olmak için çalışıyoruz

Semsûr’da birinci parti olmak için çalışma yürüttüklerini dile getiren Kenanoğlu, “Semsûr tüm renkleri, tarihi, kültürüyle bizimdir. Çalışmalarda kendimizi, partimizi, programımızı anlatıyoruz. Halkımızın bize gösterdiği ilgi, alaka ve güvenden 3 vekil ile birinci parti olma çalışması yürütüyoruz.”

Semsûr

#Semsûr #adayı #Kenanoğlu #vekil #ile #birinci #parti #olma #çalışması #yürütüyoruz

Atanması engellenen Atmaca’ya önce PKK sonra DHKP-C üyesi denildi

7 yıl önce PKK eylemcisi denilerek göz altına alınan Vedat Atmaca, üniversiteye memur olarak atandıktan sonra hakkında DHKP-C propagandası yaptığı iddiasıyla atanması engellendi

Kars Kafkas Üniversitesi’ne memur olarak atanan Vedat Atmaca (30), 14 Şubat 2017 tarihinde gözaltına alındığı bir soruşturma gerekçe gösterilerek atanması gerçekleştirilmezken, PKK’den gördüğü soruşturma DHKP-C’den davaya dönüştü. Eylem hazırlığı şüphesiyle 14 kişiyle birlikte gözaltına alınan Atmaca 8 gün boyunca Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde tutuldu. 8 gün boyunca süren işkencenin ardından ifadesi alınan Atmaca serbest bırakıldı. Kamu Yönetimi okurken 3’üncü senesinde bırakmak zorunda kalan Atmaca 2019 da İstanbul Üniversitesi Adalet Bölümüne başladı ve 2 yıl sonra bitirdi. 2022 tarihinde ise girdiği Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS)  88 puan ile Kars Kafkas Üniversitesi’ne memur olarak atandı. Ancak atanması “güvenlik soruşturması”na takıldı ve önüne daha önceki dosyası konuldu.

‘Atamamı engellemek için örgüt arayışındalar’

3 Ocak 2023 tarihinde Kars Kafkas Üniversitesi’ne memur olarak atanmasının ardından emniyetin delil arayışına girdiğini ifade eden Atmaca, “PKK adına eylem düzenleme ihbarı ile gözaltına alındık.  Götürüldüğümüz emniyette işkenceye varan uygulamalar ile karşı karşıya kaldık. 8 günün sonunda emniyette ifademiz alındı. Emniyette alınan ifademizde bize ‘Herhangi bir örgütle bağınız var mı?’ ve ‘Sosyal medya hesabınız var mı?’ diye soruldu. Daha sonra savcılığa sevk edildik, savcılık kapısında bir süre bekledik, ifademizi dahi almadan bizi serbest bıraktı. Gözaltına alındığımız tarihten sonra soruşturmadan herhangi bir gelişme yaşanmadı. İhbarın asılsız olduğunu ortaya çıktı. Aradan geçen 7 yıllına ardından hakkımda DHKPC’den  iddianame hazırlandığını öğrendik. Bunu da açılan güvenlik soruşturması ile öğrendik. Bana yönetilen suçlama propaganda. Buna gerekçe olarak facebook’ta yapılan bir paylaşım gerekçe gösterilmiş. Ancak bu paylaşım bana ait değil. Adıma açılan bir hesaptan bu paylaşım yapılmış. Hakkımda hazırlanan iddianame Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Sonuç olarak atanmamı engellemek için bir örgüt arayışları var. Bu hukuksuzluk derhal son bulsun” diye konuştu.

İdare mahkemesine başvuru

Atanmasının engellemesine ilişkin Kars İdare Mahkemesi’ne başvurduğunu belirten Atmaca, “Yılların verip okul okuyorsun, yılların emeğin bir ya da iki kişinin dudağı arasında oluyor. Bu hukuksuzluk son bulsun, sadece ben değil başkalarının da mağdur olmaması için acil bir şekilde adım atılması gerekiyor” ifadelerinde bulundu.

Haber : Fethi Balaman  / MA

 

#Atanması #engellenen #Atmacaya #önce #PKK #sonra #DHKPC #üyesi #denildi