Ana Sayfa Blog Sayfa 608

‘Asıl katillerin yargılanması için mecliste olacağım’

Hak arayanların Meclis’teki sesi olmak için Yeşil Sol Parti’den aday olduğunu aktaran Tedik  ‘7 yıldır adliyelerde adalet arıyorum, asıl katillerin yargılanması için mücadele mecliste olacağım’ dedi

Ankara Garı’nda 10 Ekim 2015 tarihinde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne yönelik bombalı saldırıda katledilen 104 isimden birisi olan Emek Partisi Genel Yönetim Kurulu üyesi Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik, Meclis yolundu. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), anne Tedik’i Antalya’dan aday gösterdi. Tedik, 1963’te Meletiî’nin (Malatya) Argan (Akçadağ) ilçesinin Ören köyünde doğdu. Tedik, küçük yaşlarda devrim hareketleriyle tanıştı. 93 yılında Ankara’ya yerleşen Tedik, belediyede işe girmesinden sonra sendikal mücadeleye katıldı. Aynı zamanda insan hakları mücadelesi veren Tedik, uzun yıllardır Ankara Katliamı’nın sorumlularından hesap sormak için mücadele ediyor.

‘Gerçek katillerin yargılanması için mücadele edeceğim’

Adaylık sürecine dair konuşan Tedik, “1992-1996 yılları gözaltıların, kayıpların en çok yaşandığı yıllardı. Kürdistan’da kontra cinayetlerle kaybedilen her insan için Ankara’da mücadele ediyorduk. Eşim de ben de kamu emekçisi olmamıza rağmen demokrasi ve insan hakları mücadelesinde hep en önde olduk. Bu yüzden de çocuklarımız bizimle birlikte işçi sınıfı mücadelesinde alanlarındaydı. 1O Ekim Barış Mitingi’ne de tüm aile katılmıştık. Korkmaz orada katledildi. O günden sonra 10 Ekim aileleri olarak gerçek katillerin yargılanması için mücadelem devam ediyor” diye konuştu.

Halklara umut olmak için mecliste

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tek adam rejimine karşı bir ihtiyaç olduğunu söyleyen Tedik, “Bu ülkede yoksulluk, sefalet, zamlar, insan hakları ihlalleri hiçbir dönemde olmadığı kadar AKP-MHP rejimi döneminde yaşandı. Sadece sendikalı oldukları için ya da insanca yaşayacak bir ücret talep ettikleri için işten atılan yüzbinlerce işçi var. Bu ülkede demokratik hakların kırıntıları bile kalmamış durumda. Sol ve sosyalistler, halklara umut olmak için Emek ve Özgürlük ittifakı çatısı altında buluştu” dedi.

 ‘Gar katliamında kimin parmağı varsa yargılanacak’

Hak arayanların Meclis’teki sesi olmak için Yeşil Sol Parti’den aday olduğunu aktaran Tedik, AKP iktidarı döneminde yaşanan katliamları anımsattı. Tedik, barış ve demokrasi talebiyle Ankara’da yapılan mitingde oğlunu kaybettiğine işaret ederek, “7 yıldır adliyelerde adalet arıyorum. Bizim adalet davamız sürerken bu katliamda sadece 9 IŞİD’li yargılandı. Ben Meclis’te asıl katillerin yargılanması için mücadele edeceğim. Her 2 ayda bir davamız görülüyor ama bizim istediğimiz gibi hesap sorulmadı, içimiz soğumadı. Dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Ankara Emniyet Müdürü… Kimlerin bu olayda parmağı varsa hepsinin tek tek yargılanması için Meclis’te olacağım” ifadelerini kullandı.

‘İktidarını devam ettirmek için katliamlar yaptı’

Tedik, Cumhur İttifakı’nın Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) ile ortaklık yaptığını ve yeniden “karanlık bir hesap” yaptığını dile getirdi. Tedik, “AKP, 7 Haziran’da iktidarını devam ettirmek için bu katliamları yaptı. O dönem yaşanan katliamları, oylarını arttırdıklarını dair söylemlerde kullandılar. Bugün aynı şekilde 90’larda Hizbullah’ın devamı olan HÜDA PAR’la ortaklık yaparak, tekrar o karanlık dönemlere dönülmesini istiyorlar. İŞİD’le aynı zihniyettedir, hiçbir farkları yok. Eğer bunlar tekrar iktidara gelirse, ülke o karanlık katliamlarla dolu döneme tekrar dönecek. Bizler de sokakta mecliste her yerde bunların karşısında olacağız. kazanmalarına asla izin vermeyeceğiz. Ülkeyi karanlığa sürükleyenlere karşı; işçiler, kadınlar, emekçiler olarak daha fazla çalışmalıyız” diye konuştu.

‘Halk kazanacak’

Antalya’da mahalle mahalle seçim çalışmalar yaptıklarını ifade eden Tedik, şöyle devam etti: “Halk artık kendine güven veren bir iradenin olmasını talep ediyor. Yeşil Sol Parti olarak bu irade ve güç bizde var. Antalya halkının bize yaklaşımı çok olumlu, çünkü biz alternatifiz. İşçi, kadın, öğrenci, emekçi kısaca tüm ötekileştirilenler için orada olacağız, biz kazanacağız, halk kazanacak.”

Kaynak: AMA

#Asıl #katillerin #yargılanması #için #mecliste #olacağım

Ayşegül Doğan: Babamın yolundan yürümek gurur verici

Kürt siyasetçi Orhan Doğan’ın kızı gazeteci Ayşegül Doğan, ‘Babamın yolundan yürümek gurur verici. Bu mesele hala ortada duruyor, pek çok kazanıma rağmen çok da acı var ve büyük fedakârlıklar var’ dedi

22 gün kalan 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler için çalışmalar devam ediyor. Çalışmalarına hız veren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) de adaylarıyla birlikte seçim bölgelerinde miting havasında geçen etkinlikler yapıyor.

Çalışmaların yoğun olarak sürdüğü bölgelerden biri de Botan kentleri. Yeşil Sol Parti, burada 4-0 hedefliyor. Adaylar arasında Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Newroz Uysal Aslan, gazeteci Ayşegül Doğan, Zeki İrmez ve Bedirhan Osal yer alıyor.

Paris’te okudu

Şirnex’in (Şırnak) adaylarından Ayşegül Doğan, gazeteci kimliğinin yanı sıra, ömrünü barış mücadelesine adayan Kürt siyasetçi Orhan Doğan’ın kızı olarak da tanınıyor. Doğan, Metz Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Paris Yüksek Gazetecilik Okulu mezun olduktan sonra, Paris Doğu Dilleri ve Uygarlıkları Ulusal Enstitüsü’nde Kürt Dili ve Edebiyatı kürsüsünde okutmanlık yaptı.

Gazetecilik yaptı

Agence France-Press (AFP), Le Monde Diplomatique gibi birçok uluslararası ajansta çalışan Doğan, birçok belgeselin yapımında da yer aldı. Uluslararası çalıştay ve konferansların düzenlenmesinde organizatörlük, çevirmenlik, iletişim ve siyaset danışmanlığı yapan Doğan, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan İMC TV’de de program sunuculuğu yaptı. Doğan son olarak, Youtube kanalı olan Yeniden TV’de de program sundu.

Orhan Doğan’ın kızı olarak kabul görmedim

Lise çağında Şirnex’den Ankara’ya göç ettiklerini ve Çankaya Lisesi’ne kayıt olduğunu belirten Doğan, ilk göçlerinde yaşadığı sorunları, “Ancak bir Kürt ve siyasetçi Orhan Doğan’ın kızı olarak hiçbir zaman kabul görmedim” sözleriyle anlattı. O dönemlerde Kürt siyasetinde yer alan birçok ailenin de benzer şeyler yaşadığını dile getiren Doğan, “Çoğu ya sürgüne gitti, ya toprağın altına, ya da cezaevine girdi. Yani, yaşatmak istedikleri hayatı yaşayamadılar. Bu acıları anlatırken, kendi kişisel yaşanmışlıklarını anlatırken bile utanıyorum. Şuan Cizîrdeyim. Özelikle insanlar bana 2015-2016 sürecinde yaşadıklarını anlattıklarında gerçekten kelimelerle tarif edemiyorum. Hala bunları nasıl çözebiliriz ısrarı olan bir seçmen kitlesi var. İşte belki en zor soru bu, böyle bir seçmen kitlesinin karşısında, nasıl bir siyaset yapacağız. Bunun üzerinde düşünmek gerek” dedi.

Cizîr benim için önemli

Milletvekilliği adaylığı teklifinin Şirnex’ten geldiği için reddedemediğini ifade eden Doğan, “Burası benim için özel bir yer. Mesela, 2004’te Demokrasi Partisi (DEP) milletvekilleri tahliye olduğu zaman, bizim en görkemli mitinglerimizden biri Cizîr’de olmuştu ve üstelik organizasyon da yoktu. O sevgi selini hayatım boyunca unutamam. Aktif siyaset dediğimiz şey bizim gibi insanlar için daha çok adanmışlık. Bu böyle bir döneme, milletvekilliğine, belediye başkanlığına, başka bir şeye sığdırılamayacak bir şey” diye belirtti.

Siyaset benim hayatım

Türkiye’ye dönmesinde DEP’in önemli bir rolü olduğunu söyleyen Doğan o süreci ise şöyle anlattı: “Babamlar tutuklandığında ben de 1995’te yurt dışına gitmek zorunda kaldım. Üniversiteyi Türkiye’de okuma şansım ortadan kalkmıştı. Fransa Kürt Enstitüsü’nün organize etiği bir burs programı çerçevesinde Fransa’ya gittim. Fransa’ya gittiğimde daha 17 yaşındaydım. Çocukluğumda doktor, avukat falan olmak istiyordum. Her Kürt’ün bir doktor, avukat olma sevdası vardır. Çünkü bu iki meslekten çok mahrum ve yoksunduk. Hayalim doktor olup Cizre’ye dönüp ücretsiz sağlık hizmeti vermekti. Ama Fransa’ya gidince iletişim okumaya karar verdim ve gazetecilik okudum. Ailemin teşvikiyle de bu alana ihtiyacımız olduğunu düşündüm. Sonra da Paris’te gazetecilik okudum ve birçok yerde staj yaptım. Arada bir Kürtçe okutmanlık da yaptım. Bu benim Kürtçe okuryazarlığımı sağladı. 2002’de Türkiye’ye döndüm, ülkeye dönme nedenim de DEP milletvekillilerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları doğrultusunda yeniden yargılama süreçleri başlamasıydı. DEP’lilerin dayanışmaya ihtiyacı vardı. 2004’te tahliye oldular ve tahliye oldukları zaman da iletişim, parti siyaset danışmanlığı gibi gönüllü işler yaptım. Aslında siyaset benim hayatımdaydı.”

Babamın izinde olmak guru verici

Doğan, Meclis’te gazetecilerin hakları için de mücadele edeceğini ifade ederek, “Gazetecilik yapmaktan asala vazgeçmeyeceğim” dedi. Babasının yürüttüğü onurlu mücadeleyi kendisinin de sonuna kadar sürdüreceğini söyleyen Doğan, “Babamın yolundan yürümek gurur verici. Bir yanım yaprak döker, bir yanım bahar bahçe. Çünkü bu mesele hala ortada duruyor, pek çok kazanıma rağmen çok da acı var ve büyük fedakârlıklar var. 90’lardan bu yana Türkiye’nin çok sayıda çatışma çözümü deneyimi oldu ama hiç biri başarılamadı, hiçbiri nihayete erdirilemedi, hiç biri arzu edilen gibi olmadı” dedi.

Sandıklarımıza sahip çıkmamız lazım

Türkiye ve bölgede “sandık güvenliği” sorununu olduğuna dikkat çeken Doğan, “Seçim ve sandık güvenliği konusunda koordineli bir çalışma yürütmeye çalışıyoruz. Seçmenlerimizden de şunu istiyoruz; Oyunuzu kullanın ama oyunuzun nereye gideceğine lütfen birleştirmelere kadar takip edin. Oy kullanmak yetmiyor, sandıklarımıza da sahip çıkmamamız lazım” dedi.

Haber: Zeynep Durgut / MA

#Ayşegül #Doğan #Babamın #yolundan #yürümek #gurur #verici

Eğitim Sen kurucularından İlknur Birol İstanbul’dan aday: Her engeli aştık

Eğitim Sen kurucularından İlknur Birol Yeşil Sol Parti’nin İstanbul milletvekilli adaylarından biri. Birol ‘Yoksulluktan kurtulmanın formülü 3’üncü Yol’da’ dedi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), seçim çalışmalarını büro açılışları, halk ve esnaf buluşmalarıyla sürdürüyor. En kalabalık nüfusa sahip İstanbul’un 39 ilçesinde ise çalışmalar dur durak bilmiyor. Kentin 3 bölgesinde 98 milletvekili adayı ile seçime hazırlanan Yeşil Sol Parti’nin milletvekilli adaylarından biri de Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Eşbaşkanı İlknur Birol.

İlknur Birol kimdir?

Dersimli olan Birol, 1965 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Birol’un, siyasi mücadelesi 1980 askeri darbe sonrası başladı. Öğretmen olan Birol, 1987 yılında emek hareketi içerisinde yer aldı, aynı dönemlerde eğitim emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinde de bulundu. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’nın (Eğitim Sen) kurucularından olan Birol, iki dönem Merkezi Örgütlenme Sekreterliği yaptı.

Tutuklandı

Bu dönemde katıldığı bir mitingde yaptığı konuşmasından dolayı dönemin İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’a “hakaret ettiği” iddiasıyla tutuklandı ve öğretmenlikten atıldı. 2014-16 yıllarında Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) çalışmalarında yer alan Birol, 2016 yılında mesleği olan öğretmenliğe geri döndü. Emekli olduktan sonra HDP’de aktif olarak yer alan Birol, 2021 yılında HDP İstanbul İl Eşbaşkanlığı’na seçildi.

İstanbul’un 3’üncü bölgesinden aday olan Birol’un iki çocuğu var.

MA’dan Ergin Çağlar İlknur Birol ile seçim çalışmalarını konuştu.

Seçimler kritik bir öneme sahip

14 Mayıs seçimlerinin tarihsel önemine vurgu yapan Birol, AKP’nin 20 yıllık iktidarının ülkeyi, sosyal, siyasal ve ekonomik olarak büyük bir krize sürüklediğini belirtti. Gelinen aşamada ise sistemin adeta çöktüğünü ifade eden Birol, bundan dolayı 14 Mayıs seçimlerinin halklar için “kritik” bir öneme sahip olduğunun altını çizdi. Birol, “Demokratik Cumhuriyet ihtimalinin kapısının aralanacağı bir seçim olacak. Çünkü faşist ve tekçi bir rejimin toplumu getirdiği hal; birbiriyle kutuplaşmış, yoksullaşmış, savaşın her an halklara dayatılacağı bir sistemle karşı karşıyayız. Bu seçimle toplum kurtulma, değiştirebilme ihtimali var” dedi.

Emekçi halkın haklarını savunmak

Seçimleri ve parlamentoyu bir mücadele alanı olarak gördüklerini belirten Birol, “Milletvekili olarak Meclis’te bulunmanın önemi; birincisi ezilen emekçi halkların haklarını savunmak, korumaya almak ve güvencede tutmaktır. İkincisi, her türlü engele rağmen halktan daha büyük bir güç olmadığını göstermektir. Bizim milletvekili adaylığımız da bütün bu panorama içinde, bunları yerine getirmek için bir temsil arayışıdır” ifadelerini kullandı. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Yeşil Sol Parti listelerinden seçime girerek, halklara “3’üncü Yol”u işaret ettiğini belirten Birol, Türkiye’nin geleceğinin 3’üncü Yol ile mümkün olacağını bir kez daha vurguladı.

AKP kalelerini kaybediyor

Aday gösterildiği 3’üncü bölgede AKP’nin bir önceki seçimlerde güçlü bir destek aldığını söyleyen Birol, ancak bu seçimler öncesi AKP’nin ciddi anlamda bir çözülme yaşadığının somut görüldüğünü söyledi. Bölgedeki halkın ciddi bir arayış içerisinde olduğunu belirten Birol, “Seçmen, günlük yaşamda karşı karşıya kaldığı sıkıntılardan dolayı tercihini değiştirmek zorunda kalmış. Bugün iktidar, devletin tüm imkan ve olanaklarının yanında gizli tehditlerini de sunmuş durumda. Yoksul halk, ‘Ya yardımım kesilirse, yardım alamazsam’  tehdit girdabına sürüklenmiş durumda. Ancak bunun bu seçimde pek bir karşılığının olacağını düşünmüyorum. Yani AKP seçmeni gri alanda birikmiş durumda. Bu gri alanda bekleyen seçmenler ‘Tercihimi akılcı mı duygusal mı yapayım?’ diyen seçmenler. Tercihini değiştirme aşamasına gelmiş durumda” ifadelerini kullandı.

Engellemelere rağmen

Ana akım medyanın Yeşil Sol Parti’ye uyguladığı ambargoya da değinen Birol, “Tüm engellemelere rağmen kapı kapı dolaşarak neden Yeşil Sol Parti’yi tercih etmeleri gerektiğini anlatmaya devam ediyoruz. Her engeli aştık, seçimlerde iki kat oy alma hedefimizi sürdürüyoruz” diye belirtti.

İSTANBUL

#Eğitim #Sen #kurucularından #İlknur #Birol #İstanbuldan #aday #engeli #aştık

Hatimoğulları: Tecritin kaldırılmasıyla Kürt sorunu çözülür

Yeşil Sol Parti Adana milletvekili adayı Tülay Hatimoğulları ‘bu iktidar kesinlikle gidecek’ diyerek Kürt sorunun çözümünün tecritin kaldırılmasıyla mümkün olacağını söyledi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14 Mayıs seçimlerine kısa bir süre kala, seçim çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor. Yeşil Sol Parti’nin iddialı olduğu kentlerden biri de Adana. 2018’deki Genel seçimlerinde kente Halkların Demokratik Partisi (HDP) yüzde 13,5 ile 2 milletvekili çıkardı. 28. Dönem Cumhurbaşkanlığı ve Genel seçimlerinde, 1 milyon 612 bin 680 seçmenin sandık başına gitmesi bekleniyor.

HDP Adana Milletvekili ve aynı zamanda Yeşil Sol Parti adayı Tülay Hatimoğulları, seçim çalışmalarına ilişkin önceki seçimdeki 2 vekil sayısını 4’e çıkarmayı hedeflediklerini söyledi. Hatimoğulları, halkın mevcut kötü koşullardan çıkması için Yeşil Sol Parti’ye oy vermesi gerektiğini vurguladı. Halkın otoriterleşmeden ve diktatörlükten kurtulma eğiliminin Yeşil Sol Parti ile mümkün olacağını dile getiren Hatimoğulları, “Neden Yeşil Sol Parti? Daha fazla soldan vekilin, daha fazla Alevi vekilin, daha fazla Kürt vekilin, daha çok kadın vekilin, daha çok sosyalistin Meclis’e girmesi için adresimiz Yeşil Sol. HDP fikriyatının elbette Meclis’e taşınması için Yeşil Sol diyeceğiz” dedi.

‘İstanbul sözleşmesinin yürürlüğe girmesi’

Adana’nın mevcut sorunlarının başında işsizlikle birlikte derinleşen yoksulluğun geldiğini belirten Hatimoğulları, Yeşil Sol Parti’nin işsizlik ve yoksullukla mücadele noktasında önemli bir noktada olduğunu, halklar, emekçiler ve işçilerin adresi olduğunu dile getirdi. AKP iktidarı döneminde kadına yönelik şiddeti ve katliamların katlanarak arttığına dikkat çeken Hatimoğulları, Adana’da kadın cinayetlerinin Türkiye ortalamasının üstünde olduğuna değindi. Hatimoğulları, Yeşil Sol Parti’nin kadına yönelik şiddet konusunda en net tutumu ortaya koyduğunu belirterek, İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi ve 6284 sayılı yasanın uygulanması için de büyük bir mücadele yürüteceğini ifade etti.

 ‘Tecritin kaldırılmasıyla Kürt sorunu çözülür’

Türkiye’nin en büyük sorununun Kürt sorunu olup, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel olduğunu aktaran Hatimoğulları, iktidarın yoksulluk ile mücadele etmesi gerektiği yerde  ‘güvenlikçi’ politikalara bütçe ayrıldığını ifade etti. Bütçenin savaşa değil, halka ayrılması için Kürt sorunun çözülmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, Kürt halkının haklarına kavuşmasının, tüm halkların haklarına kavuşmasının önünü açacağını dile getirdi. Hatimoğulları, Kürt sorunu olmak üzere kadın, genç, çocuk, işçi ve emekçilerin sorunlarının çözüm için çalışacaklarını ifade ederek, Kürt sorunun çözümünün ise İmralı tecridinin kaldırılmasıyla mümkün olacağını vurguladı.

Sandık güvenliği

Sandık güvenliğine dair çalışmalarının devam ettiğini, her sandıkta müşahitler bulundurup, oylarına sahip çıkacaklarını aktaran Hatimoğulları, “Bu iktidar kesinlikle kaybedecek, gidecek. Adana’da daha önce 2 vekil vardı. Biz şimdi iki vekili aşan bir düzeyde oy almayı hedefliyoruz. Daha çok milletvekili çıkarmayı hedefliyoruz. Dolayısıyla burada Yeşil Sol Parti’ye bizim toplum olarak daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor” dedi.

ADANA

#Hatimoğulları #Tecritin #kaldırılmasıyla #Kürt #sorunu #çözülür

HDP Hewlêr’den cinayetlere tepki: BM sorumluluğunu yerine getirmiyor

HDP Hewlêr Temsilcisi Nasır Yağız, Federe Kürdistan Bölgesi’nde 1 yılda 5 ismin katledildiğini söyleyerek ‘BM’nin sessizliği yerel hükümete güç veriyor’ dedi

Federe Kurdistan Bölgesi’nde Kürt siyasetçi, aydın ve gazetecilerine dönük suikastler sürüyor. Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Hewlêr Temsilcisi Nasır Yağız, son dönemlerde yaşanan suikastlare tepki gösterdi.

KDP’nin sessizliği

Kürtlere karşı “yok etme konseptinin” devrede olduğunu söyleyen Yağız, “Bu suikastlar korkutma ve sindirme amaçlanıyor. Hüseyin Türeli arkadaşımıza daha önce de bir suikast girişimi olmuştu. Buradan anlaşılacağı gibi bu siyasi cinayet göz göre göre işlenmiştir. Hükümet tarafından şuana dek suikastları durdurmaya dönük herhangi bir önlem alınmamıştır. Temsilci arkadaşlarımızın diplomatik temaslarına rağmen bu cinayetler gerçekleştirildi. Hükümetin, Bakur’lu siyasetçilerin burada aldığı tehditlere karşı herhangi bir önlemi olmadı” dedi.

 En güvenli yer olması gerekirken

Suikastlarla Kürt kimliğinin hedef alındığını belirten Yağız, “Suikastlare uğrayan kişiler siyasi sorunları olup, Güney Kurdistan’a gelen arkadaşlarımızdır. Kurdistan yönetimi kendi iç güveliğini ve huzurunu sağlayamadığı gibi arkadaşlarımızın da insanca yaşama koşullarını sağlayamamaktadır. Bu karanlık güçlere cesaret veren, KDP şahsında Başur hükümetinin işbirlikçi Kürt kimliğidir. Bakur’dan buraya gelen Kürt siyasetçiler için burası en güvenli yer olması gerekirken, en güvensiz yer olmasını görmek her Kürdün yüreğini yakıyor. Bu suikastlarla hedeflenen, direnen özgür Kürt kimliğinin ve varlığının yok edilmesidir.” ifadelerini kullandı.

BM sessiz

Yağız, Birleşmiş Milletler’in (BM) saldırılar karşısındaki sessizliğini eleştirerek, sessizliğin faillere cesaret verdiğini vurguladı. Yağız, şunları şöyledi:

“Bu konuda temsilciliğimiz yazılı ve sözlü görüşmeler gerçekleştirdi. Bu konuda arkadaşlarımızın temel yaşam hakkını savunmaları için girişimlerimiz oldu. Bu görüşmeler bu süreçten sonra daha sık olacaktır. Bizler BM’den formumuzu alıp iltica ediyoruz. İltica başvurumuzu ilk olarak BM’ye yapıyoruz. Bu yaşananların sorumlusu BM ve bölge hükümetidir. Bugüne kadar bu suikastlare dair BM’nin tek bir açıklaması olmadı. Süleymaniye’de 3 arkadaşımız şehit oldu. Şehit düşürülen bütün arkadaşlarımız BM’nin formuyla burada iltica eden arkadaşlarımızdır. BM görev ve sorumluluğunu yerine getirmiyor. BM’nin sessiz kalması haliyle yerel hükümete güç veriyor. Kürt topraklarında Kürtler korunamıyor.”

Kaynak: MA

#HDP #Hewlêrden #cinayetlere #tepki #sorumluluğunu #yerine #getirmiyor

Rumine Sarayı’nda ‘Jin, Jiyan, Azadi’ paneli

‘Jin, Jiyan, Azadi’ panelinde konuşan Brüksel Jineoloji Merkezi üyesi Elif Kaya, ‘Rojava’dan doğarak, Rojhelat’ta, İran’da gelişen ‘Jin, jiyan, azadi’ esasında Abdullah Öcalan’ın özgürlük felsefesiyle yaşam bulmuştur’ dedi

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının 100’üncü yılı nedeniyle Rumine Sarayı’nda düzenlenen etkinlikler kapsamında bir panel gerçekleştirimişti. Rumine Sarayı’nda “1923 Lozan, Kürtler Neredeydi?” adıyla düzenlenen panelin ardından bu hafta “Jin, jiyan, azadi” paneli düzenlendi.

Brüksel Jineoloji Merkezi üyesi Elif Kaya ile İsviçreli Sanat Tarihçisi Matthieu Jaccard’ın katılımıyla düzenlenen panel öncesi performans sanatçısı Mîrkan Deniz tarafından 2015 yılında yaratılan Lozan Antlaşması’nın imzalandığı masanın temsili salonda sergilendi.

Ermeni soykırımı konuşuldu

Lozan 2023 Komitesi adına Sevgi Koyuncu, Lozan’da düzenlenen paneller zincirine ilişkin bilgilendirme yaptı. Sanat tarihçisi Matthieu Jaccard tarafından yapılan sunumla başlayan panelde Jaccard 24 Nisan 1915’te gerçekleşen Ermeni Soykırımı’nın yıl dönümünün yaklaştığını belirterek, katliamda yaşamını yitirenleri andı.

Jaccard, insanlık tarihi üzerinden soykırım ve sömürü anlayışının her dönem yaşandığına dikkat çekerek, bölgenin kadim halkları Ermenilere ve Rumlara yönelik yaşanan soykırıma değindi. Jaccard, “Bu soykırım tehdidi altında 100 yıl önce burada imzalanan anlaşma Kürtlere geri dönmüştür” diye konuştu.

Kürtler dillerini korudular

Brüksel Jineoloji Merkezi üyesi Elif Kaya da, Jineoloji biliminin tanımını yaparak, Mezopotamya topraklarında yaşayan ve Lozan’da emperyalist devletler eliyle 4 parçaya bölünen Kürtlerin mücadeleci bir irade geliştirerek, 100 yıldır süren soykırım tehdidine rağmen kendi dillerini ve toplumsal geleneklerini koruduklarını söyledi.

‘Jin Jiyan azad’ sloganları atıldı

Rojava’da sürdürülen direnişle kazanılan devrimin PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği özgürlük paradigmasının ışında yaratıldığını belirten Kaya, “Rojava’dan doğarak, Rojhelat’ta, İran’da ve bugün tüm Ortadoğu’da ortak söylem olarak gelişen ‘Jin, jiyan, azadi’ esasında Abdullah Öcalan’ın özgürlük felsefesiyle yaşam bulmuştur” dedi.

Soru cevap bölümüyle devam eden panel “Jin, jiyan, azadi” sloganıyla sona erdi.

Lozan Antlaşması etkinlikleri 28 Nisan – 19 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek olan sergi ile devam edecek.

DIŞ HABERLER

#Rumine #Sarayında #Jin #Jiyan #Azadi #paneli

Erganili annemizin feraseti ile kazanacağız

Seçim çalışmalarını anlatan Yeşil Sol Parti İstanbul adayı Cengiz Çiçek: Erganili bir anne ‘Ağaca basacağım mührü, yaprakları biraz seyrelmiş ama fark etmez.’ dedi. Bizi başarıya bu feraset ulaştıracak

Hüseyin Kalkan

Erken kalkan yol alır diye bir laf var. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) tam da böyle yaptı. Erken kalktı ve yol aldı. Aldığı yolla bütün ülkede bir seçim atmosferi yarattı. Bu atmosferin bir parçası olan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili adayı Cengiz Çiçek’le Marmara turu kapsamında Gebze’de yapılan büro açılışı dönüşünde buluşuyoruz. Çiçek, kampanyanın gidişinden memun. Parti örgütlerinin ve kadroların sürece motive olduklarını ve sürece sadece bir seçim olarak bakmadıklarını söylüyor. Çiçek kampanya ile ilgili şunları söylüyor: “Şöyle söyleyebiliriz. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) olarak, hem Emek ve Özgürlük ittifakı olarak en erken seçim çalışmasına başlayan taraf olduk. Saha çalışmalarımızda hiçbir partiyi görmüyoruz. Bu örgütümüzün, kurumlarımızın, yoldaşlarımızın sürece son derece motive olduklarının göstergesi, aynı zamanda halkın bu meseleyi sadece seçimden ibaret görmediğinin göstergesi. Özellikle bu ikinci söylediğim son derece umut verici. Temas ettiğimiz her insan, her yurttaş ve yaptığımız her çalışmada insanların bu meseleye sadece bir sandık meselesi olarak bakmadığını ortaya seriyor. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sahada 14 Mayıs seçimlerinin demokrasi ve özgürlükler lehine değişim arzusunun toplumda ne kadar canlı olduğunu görüyoruz. Bütün gözlemlerimiz şu yönde; bu seçim sıradan bir seçim değil. Bütün halkların, bütün farklı sınıfların, bütün kimliklerin, gençlerin, kadınların, Alevilerin, ekolojistlerin, demokratik değişime ve özgürlüklere yönelik ne kadar iştahlı olduğunu, istekli olduğunu ve bu değişimin öznesi olmak istediklerinin örnekleri ile dolu.”

Yeşil Sol’un ağacı

Çiçek, halkın Yeşil Sol Parti amblemine aşina olduğunu ama bunun yeterli olmadığını, bu amblemi her taraf taşımak gerektiğini söylüyor ve şu çağrıyı yapıyor: “Biz HDP’nin ağacı ile yola çıktık, şimdi Yeşil Sol’un ağacı ile yol devam ediyoruz. Bu zaten kitlemizce bilinen bir husus. Bizim seçmenimiz zaten çok politik bir seçmen. Seçim olmasa da bütün süreci izleyen ve gelişmelere göre tavır alan bir seçmen. O nedenle Yeşil Sol ismini benimsemesi o kadar zor olmadı. Seçmenimiz mührü nereye basacağını çok iyi biliyor. Sahadaki gözlemimiz şu yönlü; kendi seçmenimizin neredeyse tamamı Yeşil Sol Parti’yi oldukça yakından tanıyor, amblemini çok iyi biliyor. Mührü nereye basacağını çok iyi biliyor. Ama bu yeter mi? Yetmez. Şu çağrıda yapmak istiyoruz sizler aracılığı ile bütün arkadaşlarımız, bütün yoldaşlarımız, bütün yöneticilerimiz, bu partiye gönül vermiş bütün insanlardan ricamız şu; Yeşil Sol Parti’nin amblemini ceplerinde taşısınlar, her yere götürsünler, Yeşil Sol Parti’nin amblemini görünür kılsınlar. Bu da bizim için aynı zamanda bir seçim çalışması, bir toplumsal örgütlenme çalışması. Sadece kendi seçmenimiz, kitlemiz için değil, bizim dışımızdaki seçmenlerin de tanıması, bilmesi önemlidir.”

Seyrek yapraklı ağaç

Çiçek, iki amblem arasındaki benzerlik ve farklılığa dair bir örneği anlatıyor: “Erganili bir anne, bizim bir çalışanımızın annesi Yeşil Sol Parti’ye oy vereceğini şöyle anlatıyor: ‘Nereye vereceğimi biliyorum. Ağaca basacağım mührü, yaprakları biraz seyrelmiş ama fark etmez.’ Sohbetimiz sırasında arkadaş anlattı bunu. Bu aynı zamanda kitlemizin partisi ile nasıl bir duygu bağı kurduğunu, bir bilinç bağı kurduğunu gösteriyor. Erganili annemizin feraseti, duygusu, bilinci bizi başarıya götürecek temel faktörlerden biri. Temel hedefimiz elbetteki tek adam rejimini seçimlerde yıkmak ama ikinci hedefimiz ki en az birinci hedef kadar önemli o da Cumhur İttifakı’nı Meclis’te azınlığa düşürmek. Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettirir ama Meclis’te Cumhur İttifakı’nın çoğunluğu devam ederse bir sistem krizi ile karşı karşıya kalırız. Bu sistem krizi bizi tekrar 7 Haziran 2015’tekine benzer bir çatışmalı sürece götürebilir.”

Seçim sonrası için

Çiçek, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçimle sınırlı olan bir ittifak olmadığını, esas olarak seçimden sonrası için daha gerekli olduğunu belirtiyor. Çiçek, ittifakla ilgili şunları söylüyor: “Emek ve Özgürlük İttifakı bizim için sadece bir seçim ittifakı değil. Bir mücadele ittifakıdır ve bir mücadele ittifakı olarak devam etmesi gerek. Bu zorunlu bir şey. 15 Mayıs’la birlikte halkların bu ittifaka daha fazla ihtiyacı olacak. Toplumsal mücadelenin ittifaka daha fazla ihtiyacı olacak. O yüzden seçim çalışmalarını aynı zamanda bu ittifakın seçim sonrası tarihsel rolünü oynaması, toplumsal muhalefet rolünü oynaması için de biriktirmemiz, güçlendirmemiz gerekiyor. Bu yönü ile Emek ve Özgürlük İttifakı’nı daha çok bir politik seçenek olarak halklarını huzuruna sermek, insanlarla tanıştırmak çok daha önemli. Bizim bütün saha çalışmalarında gördüğümüz, Emek ve Özgürlük İttifakı halkın güvenini kazanmış olduğudur. Emek ve Özgürlük İttifakı içinde zaten iki parti ayrı logo ile seçime giriyor. Bazı şehirlerde yarışıyoruz ayrı partiler olarak, ama sonuç itibariyle her iki partiye verilmiş oylar Emek ve Özgürlük İttifakı’na gösterilmiş teveccühün de göstergesidir. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın toplamda alacağı oy seçimden sonraki süreçte demokrasi ve özgürlük mücadelesi açısından çok önemlidir. Ortaya çıkacak tabloyu bizim nasıl değerlendireceğimiz ayrı bir tartışma konusu ama gerçekte seçim öncesi süreci hem sandıkta AKP-MHP iktidarını devirmeye dönük hem sandık sonrası olası müdahaleleri karşı bir toplumsal mücadeleye dönüştürmek gerekiyor. Bizim bütün gözlemlerimiz Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçimde gerçek bir başarıyla çıkacağı yönündedir. İki egemen kutup dışında üçüncü yol diye tanımlıyoruz kendimizi, üçüncü yol bu seçimde daha da güçlenmış olarak çıkacaktır.”

‘Son raunttayız’

Çiçek, seçim sonuçlarıyla ilgili şunları söylüyor: “Özellikle İstanbul’da gözlemimiz. Çok büyük bir yoksulluk var. Açlık sınırının altında yaşayan insanlar var. Markete alışverişe gidip fiyatları gördükten sonra, parasını sayıp bir şey satın almaktan vazgeçen insanlarımız var. Bu tablonun kendisi bile iktidarın kaybedeceğinin en somut işareti. Bunu bilmek için artık münecim olmaya gerek yok. Bu iktidar baş aşağı giden bir iktidar. Bu iktidarı halkın öfkesini fazlasıyla kazanmış bir iktidar. Burdan baktığımız zaman AKP-MHP iktidarının çıkarları ile toplumun çıkarları bu kadar zıt duruma gelmesi bile bu iktidarı gideceğinin göstergesi. Nesnel durum bu. Ekonomik parametrelere, kültürel parametreler, toplumsal parametrelere, bütün dinamiklere baktığımızda AKP-MHP iktidarının kaybetmemesi için bir sebep yok. Ama mitinglerinde, kitle çalışmalarımızdan insanlara hep şunu söylüyoruz. ‘Bunlar nasıl olsa giderler, gidecekler’ rehavetine kapılmayın, işimizi son derece sıkı tutmak zorundayız. Son derece soğukkanlı, bilinçli ve sonuç odaklı çalışma zorundayız. Bu bizim için bir hayat memat meselesi, bir gelecek meselesi, yaşamımızın elimizde alınıp alınmama meselesi. Bütün yurttaşlarımıza sesleniyorum. Nasıl olsa giderler, her türlü giderler kolaycılığına kapılmayalım. Gerçekte bu işi garantiye alalım. Bunlar tökezlediler, düştüler, rezil oldular, her türlü hırsızlıkları açığa çıktı, maskeleri düştü bu doğru. Ama biz hala son raunttayız. Bir boks maçına benzetirsek son rauntayız. Onları yıkacak darbeyi kitlenin bilinç düzeyi, feraseti vuracak. Bu yüzden başta seçim süreci olmak üzere adaylarımıza sahip çıkalım, seçim günü sandıklarımıza sahip çıkarak bu işi sonuna götürmeliyiz. ‘Nasıl olsa gidiyorlar’ demeyeceğiz. Başta sandık güvenliği olmak üzere, seçime kadar olan her günü bunlarını hırsızlıklarını düşünerek hazırlık yapmak zorundayız. İkinci gördüğümüz tehlike de bunun tam tersi, sahada yer yer karşılaşıyoruz. ‘Ne yapsak, ne etsek bunlar gitmez.’ Eğer böyle düşünürsek zaten bunlar gitmez. Bunlar gitmemek için ellerinden geleni yapacaklar ama öyle bir yenilgi tattırmalıyız ki gitmekten başka çareleri kalmasın. Bu da bize bağlı, örgütlenmemize bağlı, mücadelemize bağlı, sandığa ve oyumuz sahip çıkmamıza bağlı.”

Kadın mücadelesinde korkuyorlar

AKP önce tarikatların isteği üzerine İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Seçim ittifakını genişletmek için de ne kadar kadın düşmanlığını programlaştırmış parti varsa yanına aldı. Öyle bir hal aldı ki AKP’li isimler bile bu durumdan rahatsız oldu, Cengiz Çiçek, iktidarın kadın mücadelesi sonucu gideceğini anladığını ve bunun için kadın düşmanlığına hız verdiğini söylüyor. Çiçek’e göre bu ittifakın bu şekilde genişlemesi tesadüf değil. “AKP’nin Yeniden Refah Partisi ve HÜDA PAR ile geliştirdiği ittifakın en temel hedefi kadınlar. Bu ayan beyan ortada. Kendileri de bunu zaten hiç çekinmeden bütün platformlarda dile getiriyorlar. Neden kadınları hedefliyorlar? Sadece gerici bir ittifak olduğu için kadınları hedeflemiyor. Kadınların birleşik mücadelesinden korktukları için kadınları hedefliyorlar. Kadınların mücadelesinden korkuyorlar. Kadınların birleşik mücadelesinin bu sistemi değiştirme gücü olduğu için kadınlardan korkuyorlar. Kadınları ev kapatmaya çalışıyorlar. Kadın mücadelesi her yere değiyor. Bugüne kadar bu iktidarın örgütlendiği mahallelere kadın mücadelesi giriyor. Etkiliyor, tesir ediyor ve dönüştürüyor. En dönüştürcü güç de kadın hareketi. Yaptığımız bütün saha çalışmalarında kadınlar en cesur, en mücadeleci, en öfkeliler. Aynı zamanda kazanmaya dair inançları en yüksek olanlar da kadınlar. Kadınlar neşelerini, umutlarını sahaya taşıyorlar. AKP’nin yenilmesinde en büyük pay kadınların olacak.”

Rant kültürü ve deprem

Çiçek, iktidarın Mereş merkezli deprem sonrası müdahale ve yardımlarda gönülsüz davrandığını belirtiyor. Hangi ülke olsa bu kadar büyük depreme hazırlıksız yakalanacağından dem vurduklarını, günler sonra deprem bölgesine gittiklerinde ise şov yapmaya önem verdiklerini söylüyor. Çiçek, aynı süreçte milyon dolarlık uçak gemisi yaptırdıklarını ve bunu coşku ile ilan ettilerin, silahlanma harcamalarını 75 milyar dolara çıkarmakla övündüklerini belirtiyor. Çiçek, şunları ekliyor: “Evet her ülkede büyük bir deprem olabilir. Bizim tartıştığımız şu, bu doğal olay nasıl felakete dönüştü? Deprem öncesi hiçbir hazırlık yapılmadı, aksine imar afları ile ülkenin tabut evler rezervi artırıldı. Diğer yandan bir avuç müteahhidi zenginleştirmek için tarım arazileri imara açıldı. Beton üzerinden rant elde etmek AKP döneminde bir gelenek haline geldi. İktidarın bir kültürü haline geldi. Bir de merkezileşme politikalarına dikkat çekmek gerekiyor. Köyleri mahalle haline getirdiler, beldeleri mahale haline getirdiler. Deprem gibi felaketlere müdahale etmek için artık merkezden talimat beklemek gerekiyor. Demokratik özerklik sadece Kürt sorununu çözmek için gerekli olan bir sistem değil, böyle felaketler karşısında zamanında harekete geçmek için de gereklidir. Geçtiğimiz günlerde Erdoğan, bir uçak gemisi denize indirdi. Savaş gemisi yapacak kadar paranız varsa neden kentleri depreme hazırlamıyorsunuz? Neden depreme dayanıklı konutlar yapmıyorsunuz? Çünkü deprem vergilerini silahlanmaya harcadınız. Bugün savaş gemileri üzerinde yapılan propaganda AKP-MHP iktidarının bütün rantçılığını ortaya koyan bir uygulamadır. Depreme dayanıklı tek bir konut yapmadılar ama milyar dolarlık savaş gemisini denize indirdiler. Boğazda savaş gemisini AKP’nin seçim bürosu gibi ziyarete açtılar. O savaş gemisinin ziyarete açıldığı yerde insanlar açlık sınırının altında yaşıyorlar.”

#Erganili #annemizin #feraseti #ile #kazanacağız

Barselona Sözleşmesi ihlali

“Su uyur, fakat çoğulcu kültür düşmanı tekçi düzen uyumaz”. Çoğulcu kültürün yaşam alanı olan “Kadim Antakya’yı”, riskli alan ilan ederek insansızlaştırma ve kültürsüzleştirme uygulaması kararı alanları seçime giderken unutmayacağız

Mevlüd Oruç

Asbest ve diğer zehirli maddelerin; Akdeniz kıyı bölgesine ve deniz suyuna yayılması ve kirletmesi; “Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi, Barselona Sözleşmesi” ihlalidir. Yıkıntıların içinde; asbest, boya, floresan, kurşun, plastikler, yalıtım malzemeleri, kimyasallar, vb. canlı sağlığına ve ekolojiye zarar veren, zehirli maddeler de vardır. Depremden kaynaklı yıkıntıların; Akdeniz kıyısında vahşi bir şekilde dökülmesi ve deniz suyunun kirlenmesi nedeniyle, bütün Akdeniz deniz suyunun ve su ürünlerinin asbest ve diğer zehirli madde kirliliği ölçümü yapılmalıdır.

Hatay ili, Samandağ deniz kıyısı ile DSİ drenaj kanalı arasındaki sulak alanda, yıkıntılardan dağlar yükselmeye devam ediyor. Asbest ve diğer zehirli maddeler; toz ve yağmur sularıyla birlikte deniz suyuna, DSİ drenaj kanalı suyuna ve yeraltı sularına hala karışmaya devam etmektedir. Yeraltı suyu ve DSİ drenaj kanal suyu, tarımsal sulamada yoğun kullanılmaktadır. Tarımsal sulama başlamadan, acilen asbest ve diğer zehirli madde kirliliğinin ölçümü yapılmalıdır. Yıkıntıların döküldüğü mevki; yüzlerce ailenin barındığı iki çadır yerleşkesinin ortasında, 30-40 metre yanındadır. Yıkıntılar; spor salonunun, stadyumun, okulların, resmi dairelerin, polis ve jandarma karakollarının yakınında dökülüyor. Yıkıntıların; vahşi kaldırılması, vahşi taşıma ve yaşam alanlarına vahşice dökülmesi sırasında, asbeste maruz kalan herkesin, zaman sürecinde başta kanser olmak üzere, kalıcı hasar yaratan hastalıklara yakalanma riski artmıştır. Yıkıntı döküm yerlerine, yıkım yapılan bölgede ve yıkıntı taşıma güzergâhında yaşayanların en azından maske takmaları sağlık sorunları riskini azaltacaktır. Hiçbir şekilde yıkıntı, çöp, moloz vb. dökülmemesi gereken mevkide, yıkıntıların aylarca bekleyecek olması, felaketi daha da büyütmeye davet etmektir. 1986 yılında, Çernobil Nükleer Santrali’nin patlaması sonucu, radyasyon bulutları ülkemize de yoğun bir şekilde yayıldı. Nükleer yağmurla yıkanan çaylar için Cumhurbaşkanı Kenan Evren, “Bize radyasyondan madyasyondan bir şey olmaz” demişti. Ama doğru söylemiyordu. Çünkü o günden bugüne, kanser vakaları ülkemizde artarak devam ediyor. Yalan, algı operasyonları, samimiyetsizlik, laçkalık, vurdumduymazlık, toplum sağlığını hiçe sayma, kibir ve ukalalık artarak devam ediyor. 1980’lerin tek adam rejiminin başı Kenan Evren’in; toplum sağlığını hiçe sayan, “Radyasyon Madyasyon” uygulaması ile, bugünün tek adam rejiminin, asbestin doğaya daha çok yayılmasını sağlayan uygulamaları arasında hiçbir fark yoktur.

Asıl moloz sistemin kendisidir

Yıkıntılar; “moloz” değildir. Asıl “moloz” sistemin kendisidir. Yıkıntılarda; anılar, yaşanmışlıklar, fotoğraflar, sevgiler, yeni umutlar, ihtiyaç duyulan ve kullanılabilecek eşyalar, dönüştürülecek malzemeler ve bertaraf edilmesi gerekenler vb. vardır. Yıkıntıların; öncelikle yerinde ayrıştırılması, ayrı ayrı toplanması, geri kazanılması, kullanılmayacak durumda olanların tehlikesizce bertaraf edilmesi genel kuraldır. Yıkıntıların; sahibinden mal kaçırırcasına, hırsızca, hızlı kaldırılmasının nedeni, hizmet değil, şirketlere servet aktarmak ve çoğulcu toplumsal dokunun tahrip edilmesidir. Sağlıklı bir geri kazanım ve bertaraf sisteminin oluşması için, atıkların kaynağında ayrılması (yerinde ayrıştırma) ve seçici yıkım esastır. Asbest ve diğer bütün zehirli maddelerin; deniz suyuna, deniz canlılarına, toprağa, DSİ drenaj kanalına, yeraltı suyuna, sebze meyveye ve bir bütün olarak ekolojiye bulaşmasının nedeni olan uygulamalara ilişkin karar vericileri, seçimlere giderken unutmayacağız. Asbest-masbest tavrı; oyumuzun rengini belirleyen önemli bir etki yaratacaktır.

Kültürel habibat vandalizmi

Kapitalist sistem; ekolojik ve toplumsal vandalistir. Tek ırk, tek din, tek mezhep vb. tekçi resmî ideoloji üzerine inşa olan ırkçı müesses nizam, ırkçı vandalistir. Dünyada ırkçılığın gelip geçici bir istisna olmadığı, hatta çoğu zaman belirleyici ve iktidar olduğu ender coğrafyalardan birinde yaşıyoruz, maalesef. Her organizmanın olduğu gibi, her kültürün de kendini var ettiği, yaşayabildiği bir coğrafyası, yaşam alanı, habitatı vardır. Tekçi müesses nizam; kadim Antakya’da, depremdeki yıkımı fırsat bilerek, farklı kültürlerin doğal yaşam alanlarının (habitatlarının) bütünlüğünü dağıtma amacındadır. Müesses nizam; Antakya’da farklı etnik yapıların, farklı inançların, farklı kültürlerin ve çok kültürlüğün yaşam alanlarını (habitatlarını) tahrip ederek, kültürel habitat vandalizmi yapıyor. 6 ve 20 Şubat sarsıntılarının yıkım merkezi, Antakya olmuştur. Fakat, Antakya’nın çoğulcu toplumsal dokusu, kültürel çoğulculuğu için, asıl yıkıcı deprem; 4 Nisan tarihli Cumhurbaşkanlığı kararı olmuştur. “Riskli alan” ve “Kentsel dönüşüm” kararları; kadim Antakya’nın sakinleri olan Yahudileri, Ermenileri, Arapları, Türkleri, Kürtleri, Alevileri, Sünnileri, Ortodoksları, Katolikleri, Protestanları kentin çeperlerine göç ettirme uygulamasıdır. Çoğulcu kültürün, yaşam alanının genetiğini değiştirme, hormonlaştırarak sahiplerinin yaşayamayacağı hale getirme uygulamasıdır. “Su uyur, fakat çoğulcu kültür düşmanı tekçi düzen uyumaz”. Çoğulcu kültürün yaşam alanı olan “Kadim Antakya’yı”, riskli alan ilan ederek insansızlaştırma ve kültürsüzleştirme uygulaması kararı alanları seçime giderken unutmayacağız. Barbarlık düzeni; “kadim Antakya” ve arkeolojik sit alanlarında, taşınmaz varlıklara ve çoğulcu toplumsal dokuya zarar verecek uygulamalara devam ediyor.

Müesses nizam; İnşaat şirketlerini, çoğulcu toplumsal dokuyu tahrip için araçsallaştırıyor. Şirketlerde, müesses nizamı; daha çok kâr, rant, servet aktarımı için araçsallaştırıyor. Şirketler; tek adam rejiminin işaretiyle, kan kokusu almış köpek balığı misali, deprem bölgesine saldırıya geçtiler. “Gölgesini satamadığı ağacı kesen” bencilliğiyle, bu şirketlerin asıl amacının rant, kâr, servet aktarımından başka bir şey olmadığı açıktır. “Hatay Ortak Meselemiz Konseyi” yaptığı basın açıklamasında; “tescilli binaların kepçelerin altında nasıl ezildiğini, nasıl çiğnendiklerini fotoğraf ve videolarla hep belgelediklerini” açıkladılar. “Antakya Kentsel Sit Alanı içinde, mart ayından beri süren denetimsiz hafriyata engel olunamadığını” açıklıyorlar. “5 Nisan günü, Hatay Ortak Meselemiz Konseyi ekiplerinin ve farklı STK temsilcilerinin yaptığı geniş katılımlı toplantıda; Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkililerinin verdiği sözlerin hiçbirinin yerine getirilmediğini” basın açıklamasından öğreniyoruz. Genel seçimler ve bir yıldan kısa sürede yapılacak yerel seçimlerde, turnusol kâğıdımız Antakya’dır. Irkçılığın resmî ideoloji ve tekçi müesses nizamın çıktısı olan tek adam rejimini, 14 Mayıs’ta oylayacağız.

Depremden sonra acil olan arama kurtarma faaliyetlerinde geç kalınarak kurtarılabilecek canların ölümüne neden olunmuştur. Canlar depremden değil, kurtarılmadığı için öldüler. Antakya, Defne, Samandağ ve tüm Hatay afetzede değil AFADzededir. 14 Mayıs’ın yol haritasını çizerken; canlarımızın ölüme terk edilmesini seçim için yönümüzü belirleyen en önemli yol işareti yapacağız.

#Barselona #Sözleşmesi #ihlali

Özgür Basın 33 Yaşında!

22 Nisan 2023 günü itibariyle 33 yılımızı tamamladık. Bu süre içinde 53 Türkçe, 11 Kürtçe gazete çıkardık. 10 haber ajansı kurduk. 10’dan fazla televizyon yayınımız var. Radyo yayınlarımızın, internet sayfalarımızın sayısı ise belirsiz…

Hüseyin Aykol 

Kurdistan basını 22 Nisan 1898 günü yola çıkarken; onun en gür dalı olan Özgür Basın Geleneği ise, 22 Nisan 1990 günü yola çıktı ve bugüne kadar haftalık ve günlük 53 gazeteyi Türkçe olarak yayınladı. Kısa sürede ‘imha edilen’ Toplumsal Diriliş dergisini saymazsak, Özgür Basın Geleneği’nin ilk adımı sayılan haftalık Halk Gerçeği gazetesi, altı ayrı siyasi çevrenin ortak yayın organı olarak yayınlandı.

22 Nisan 1990’da yayına başlayan ve dokuzuncu sayıda kapatılan Halk Gerçeği’nin fiili yayın yönetmeni Hüseyin Aykol idi. Gazetenin kapatılması üzerine tutuklanan Yazı İşleri Müdürü İsmail Safter, bir süre hapis yattı. Yerine kurulan Yeni Halk Gerçeği ise sadece üç sayı yayınlandıktan sonra, gazetenin yönetimince kapatıldı.

Ortak yayın projesi tutmayınca, bu kez Yeni Ülke ile tek başına yola koyulma kararı alındı. İlk sayısı 20 Ekim 1990 günü yayınlanan haftalık gazetenin kurucu Genel Yayın Yönetmeni Günay Aslan, gazetenin 16. sayısından itibaren yerini Hüseyin Aykol’a bıraktı. Yayınlanan 110 sayısından 40’a yakın sayısı toplatılan gazetenin ülke ve Avrupa’daki toplam tirajı 50 bine kadar yükseldi.

Günlük gazeteye geçiliyor

Haftalık Yeni Ülke ihtiyaçlara yanıt veremez hale gelince günlük gazete çıkarma kararı alındı ve Özgür Gündem, 30 Mayıs 1992 günü yayına başladı. Günlük gazetenin ilk Genel Yayın Yönetmeni Ragıp Duran oldu; ancak o da ilk iki haftanın sonunda istifa edince, yerine Yayın Kurulu oluşturuldu.

Gazete Ocak 1993’te yayınına ara verdi. Özgür Gündem’in yayınlanan toplam 580 sayısının (her iki Özgür Gündem kastediliyor) 486’sı hakkında dava açıldı. 20 davada 10 ila 30 günlük kapatma kararı çıktı. Gazeteciler ve editörler toplam 147 yıl hapis cezası ve 56 milyar lira para cezasına çarptırıldı.

Yönetim kararıyla kapatılan Özgür Gündem gazetesi 26 Nisan 1993 günü Gurbetelli Ersöz’ün genel yayın yönetmenliğinde yeniden yayına başladı. Gazete 10 Aralık 1993 tarihinde, Dünya İnsan Hakları Günü’nde yüzlerce polis tarafından basıldı ve çalışanları gözaltına alındı. Gazetecilerin çoğu bir gün sonra serbest bırakılırken, Gurbetelli Ersöz ve 17 gazete çalışanı gözaltında tutuldu. Gurbetelli Ersöz ve müessese müdürü Ali Rıza Halis, tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne konuldular.

Bombalar ve sansür altında…

Özgür Gündem yönetiminin fiilen dağıtılması üzerine, Özgür Ülke 28 Nisan 1994’te yayına başladı. Gazetenin üç bürosu 3 Aralık 1994 günü aynı anda bombalandı. Ersin Yıldız yaşamını yitirirken 21 çalışanı da yaralandı. Bombalama emrinin dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından verildiği belgeleriyle ortaya çıktı.

Bombalamaya rağmen gazete yayınına ara vermeden devam etti. Gazetenin toplam 247 sayından 220 sayısı hakkında toplatma kararı verildi. Açılan davalar nedeniyle gazetenin 7 yazı işleri müdürü tutuklandı. Özgür Ülke, 2 Şubat 1995 günü daha bir yılını dolduramadan “Özgür Gündem’in devamı olduğu” gerekçesiyle kapatıldı. Bunun üzerine, 13 Nisan 1995’te Yeni Politika yayına başladı. Gazete daha ilk sayısında sansürle karşılaştı. Dört ay yayımlanabildi. Bu sürede birçok muhabiri gözaltına alındı ve tutuklandı. Özgür Ülke’nin devamı olduğu gerekçesiyle 16 Ağustos 1995 günü kapatıldı.

Soluklanma ve yeniden devam

Yeniden ve daha geniş katılımlı bir günlük gazetenin örgütlenmesi yapılırken, haftalık bir gazete çıkarılmasına karar verildi. Haftalık Özgür Yaşam, 7 Ekim 1995’te yayına başladı. Dergi boyutundaki haftalık gazete 16 sayı yayımlandı. Demokrasi gazetesi çıktıktan bir süre sonra yayın hayatına kendisi son verdi. 12 Aralık 1996 günü yayına başlayan günlük Demokrasi gazetesinin dağıtımı yine engellendi. Mahkeme kararıyla kapatıldığı 3 Mayıs 1997’ye dek gazeteye pek çok dava açıldı.

Demokrasi’nin ardından 7 Temmuz 1997’de Ülkede Gündem yayına başladı. Gazete yayın yaptığı süre içinde 57 muhabir ile 40 dağıtıcısı tehdit edildi, gözaltına alındı ve işkence gördü. Gazetenin dağıtımı engellendi ve sansürlendi. Gazete, 23 Ekim 1998 tarihinde İstanbul DGM tarafından kapatıldı.

Beş ay kadar gazetesiz kalan Özgür Basın Geleneği, 18 Nisan 1999’dan itibaren Özgür Bakış gazetesini çıkarmaya başladı. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü Hasan Deniz hakkında 4 Haziran 1999’da tutuklama kararı verildi. OHAL bölgesinde dağıtımı yasaklandı. Gazetenin 125 sayısı hakkında toplatma kararı verildi.

Yeni gazete anlayışı

Çatışmasızlık dönemine girilirken, hemen hemen her çevreden katılımın sağlandığı “2000’de Yeni Gündem” gazetesi 27 Mayıs 2000’de yayına başladı. Gazete çıkar çıkmaz, OHAL Bölgesi’nde dağıtım ve satışı yasaklandı. 10 ay yayımlanan gazete, yönetim kararıyla 31 Mart 2001’de yayınına son verdi.

Haftalık Yedinci Gündem gazetesi 23 Nisan 2001’de yayına başladı. 60 sayı yayımlanabilen haftalık gazetenin OHAL’e girişi yasaklandı. Hakkında 15 günlük kapatma cezası verilen gazetenin imtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürüne toplam 6 milyar liranın üzerinde para cezası verildi.

Özgür Gündem’lere geri dönüş

Dönemin konjonktürüne uygun olarak Özgür Basın Geleneği, “Özgür Gündem”li isimlere geri döndü. Bu yüzden Yeniden Özgür Gündem gazetesi 2 Eylül 2003’te yayına başladı. Gazete, 545 günlük yayın döneminde hapis, para ve kapatma cezaları aldı. Ülkede Özgür Gündem ise 1 Mart 2004’te yayına başladı. Gazete hakkında açılan 600’ün üzerindeki davadan 102’si mahkûmiyetle sonuçlandı.

Günlük Toplumsal Demokrasi gazetesi 16 Kasım 2006’da yayınına başladı ve yayını yaklaşık iki ay sürdü. Gazete yayınına 5 Ocak 2007’de kendisi son verdi. 17 Ocak 2007’de yayına başlayan Gündem gazetesinin yayını 6 kez durduruldu. Gazete, 16 Aralık 2007’de yayınlanan -protesto amaçlı- özel sayıyla kapandı.

Aynı akıbeti 19 Mart 2007’de yayına başlayan Güncel gazetesi de bekliyordu. Gazetenin yayını üç kez durduruldu. Dağıtım şirketi gazeteyi dağıtmaktan vazgeçti. Yaşamda Gündem gazetesi 9 Mart 2007’de yayına başladı. Ancak dört gün yayınlanabildi. Gündem gazetesinin devamı olduğu iddiasıyla süresiz kapatıldı.

Günlük gazete arayışları

Günlük Alternatif gazetesi 19 Mayıs 2008’de yayına başladı ama onu da yine kapatma cezaları bekliyordu. Gazete toplam olarak üç ay kadar yayın yapabildi. Özgür Ülke ismiyle 30 Eylül 2008’de yayına başlayan günlük gazetenin hem çıkış sayısına hem de ikinci sayısına 30’ar günlük yayın durdurma cezası verildi.

Günlük ve Özgür Gündem gazetelerine geçiş sürecinde çıkarılan tüm haftalık gazetelerin hemen hemen hepsine ilk sayısında 30 günlük kapatma cezası verilirken; 19 Ocak 2009 günü Günlük gazetesi yayına başladı. Özgür Gündem ismine geri dönme talepleri üzerine Günlük gazetesi 3 Nisan 2011 günü yayınına son verdi ve 4 Nisan 2011 günü Özgür Gündem gazetesi yayına başladı. Özgür Gündem’in eş genel yayın yönetmenleri Hüseyin Aykol ve Eren Keskin oldu.

Yok etme operasyonu

20 Aralık 2011 Salı günü, sabahın erken saatlerinde 7-8 ilde eş zamanlı olarak başlatılan operasyonda, Özgür Gündem’in İstanbul’daki merkez bürosu, Dicle Haber Ajansı’nın tüm büroları, Fırat Dağıtım’ın İstanbul’daki merkezi, Demokratik Modernite dergisinin İstanbul’daki bürosu basıldı ve aramalar yapıldı.

Bu arada, Özgür Gündem’in yayını aksamasın diye çıkarılan 4 sayfalık gazete, Atılım gazetesinin bürosunda yapıldı. Atılım ve Evrensel’in bu konudaki dayanışması çok anlamlı ve tarihsel önemdeydi. 3 Aralık 1994 günü yaşananlar, 20 Aralık 2011’de yeniden yaşanıyordu. 17 yıl önceki gibi, bu kez de 4 sayfa olarak da olsa, bayilerdeki yerimizi almayı başardık.

Özgür Basın Geleneği’ne yönelik davalar silsilesi, 2015 yılının Sonbahar aylarında yeniden yoğunlaştı. Özgür Gündem’in yayınladığı haber ve köşe yazıları dava konusu olurken, bu yargılamalara haberin gazetecisi, makalenin köşe yazarının yanı sıra, sadece sorumlu yazı işleri müdürü değil aynı zamanda gazetenin eş genel yayın yönetmeleri de dahil edilmeye başlandı.

Özgür Gündem gazetesi 16 Ağustos 2016 günü kapatıldı. Bunun üzerine 24 Ağustos 2016 günü Özgürlükçü Demokrasi gazetesi günlük olarak yayına başladı. (Bu arada, kimi gazetelerimiz haftalık yayınını sürdürdü.) Özgürlükçü Demokrasi gazetemizin de 28 Mart 2018 günü kapatılması üzerine günlük olarak yayına 25 Mayıs 2018 günü (7 Haziran 2018 seçimleri öncesinde) başlayan Yeni Yaşam gazetemiz halen yayınına devam etmekte.

Cezaevlerini mesken edindik!

Şu anda 27’si tutuklu, 9’u hükümlü olmak üzere 36 gazeteci arkadaşımız cezaevinde bulunuyor. Bir süre cezaevinde kaldıktan sonra tahliye olan; ancak davaları tutuksuz olarak sürmekte olan arkadaşlarımızın sayısı ise 60 civarında. Bunlara ek olarak hakkımızda devam eden belli başlı davalar şöyle:

KCK-Basın davası

KCK’nin Basın Komitesi’ni oluşturdukları iddiasıyla 21 Aralık 2011 günü gözaltına alınan 46 kişiden 36’sının tutuklu yargılandığı dava, 800 sayfalık iddianame ile açılmıştı. Savcı ve yargıçlarının FETÖ suçlamasıyla tutuklandığı ya da firari duruma düştükleri dava, daha sonra aktarılan İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen sürüyor. Dicle Haber Ajansı, Özgür Gündem, Demokratik Modernite, Fırat Dağıtım, Fırat Haber Ajansı ve Vatan gazetesinden 36 gazetecinin bir yılı aşkın bir süre cezaevinde kalmak zorunda kaldığı davanın ne zaman sonuçlanabileceği bilinmiyor.

Özgür Gündem davası

İkinci Özgür Gündem gazetesinin 4 Nisan 2011 ila 16 Ağustos 2016 arasında beş yıl süren yayının özellikle son aylarında Eş Genel Yayın Yönetmeni Eren Keskin ve Yazıişleri Müdürü Reyhan Çapan’a 140 dava; Eş Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Aykol’a 60 dava ve Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya’ya ise 120 dava açılmış bulunuyor. Duruşmaları devam etmekte olan bu davalarda yayın yönetmenleri ve yazıişleri müdürlerine verilen kimi adli para ve hapis cezaları Yargıtay aşamasında bulunuyor.

Özgür Gündem – Ana dava

Özgür Gündem gazetesi ana davası olarak bilinen dosyada gazetenin o dönemki Genel Yayın Yönetmeni Bilir (Zana) Kaya, Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya, İmtiyaz Sahibi Kemal Sancılı ile gazetenin Yayın Danışma Kurulu üyeleri Aslı Erdoğan, Filiz Koçali, Bilge Aykut, Necmiye Alpay, Ragıp Zarakolu da bulunuyor. Hakkında kapatma kararı verilen Özgür Gündem gazetesi 16 Ağustos 2016 günü basılmış ve 22 kişi gözaltına alınmıştı. Daha sonra tutuklanan Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay, Bilir Kaya, İnan Kızılkaya ve Kemal Sancılı, birkaç ay tutuklu kalmışlardı. Bu dava, 14 Şubat 2020 günü Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay, Bilge Aykut’un da aralarında bulunduğu Yayın Danışma Kurulu üyelerinin beraatiyle sonuçlanırken; Bilir Kaya, İnan Kızılkaya ve Kemal Sancılı’nın dosyaları ayrılmış bulunuyor.

Özgürlükçü Demokrasi davası

Özgürlükçü Demokrasi’nin, 23 Ağustos 2016 günü başlayan yayını iki yıla yakın sürdü. Gazeteye 28 Mart 2018 günü kayyum atandı. Gazete daha sonra da 8 Temmuz 2018 günü KHK kararıyla ikinci kez kapatıldı. Gazetenin İmtiyaz Sahibi İhsan Yaşar, Yazıişleri Müdürü İshak Yasul; editörlerden Mehmet Ali Çelebi, Reyhan Hacıoğlu ve Hicran Urun ile gazetenin çalışanı Pınar Tarlak 10 Nisan 2018 günü tutuklandı. Bu davada tutuklananlarla birlikte Davut Uçar, Ersin Çaksu, Fırat Benli, Günay Aksoy, Önder Elaldı, Mizgin Fendik, Ramazan Sola, Yılmaz Yıldız da yargılandı. Bu dava 28 Haziran 2019 günü sonuçlandı ve Hicran Urun, Reyhan Hacıoğlu, İshak Yasul ve Mehmet Ali Çelebi’ye 3 yıl 9 aya kadar hapis cezası verildi. İstinaf’ta sanıklar aleyhine bozulan davanın yeniden yargılama duruşmaları devam ediyor.

Nöbetçi Yayın Yönetmenleri davaları

Özgür Gündem gazetesine yönelik davaların yoğunlaşması üzerine kamuoyunda duyarlılık yaratmak için 4 Mayıs 2016 günü başlatılan ve 7 Ağustos 2016 gününe kadar süren Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni kampanyasına 100 gazeteci, aydın ve siyasetçi katıldı. Kampanyaya katılanların hemen hemen hepsine, gazetenin Yazı işleri Müdürü İnan Kızılkaya ile birlikte soruşturma açıldı. Savcılığa ifade veren nöbetçilerden Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu ve Ali Nesin sevk edildikleri mahkemece tutuklandı. Dünya çapında tepkiler üzerine, 10 gün sonra tahliye edildiler. Üç kişinin davası beraatle sonuçlandı; ancak savcının itirazı üzerine sanıklar yeniden yargılanıyor. Bu arada, haklarında verilen cezanın kesinleşmesi üzerine Murat Çelikkan ve Ayşe Düzkan bir süre için cezaevine girerken; çeşitli miktarda hapis ve 6 ila 7 bin lira adli para cezası alanların sayısı 19’a ulaşmış bulunuyor.

Van helikopter davası

Van’da iki köylünün helikopterden atılmasını haberleştiren MA muhabirleri Adnan Bilen, Cemil Uğur, Zeynep Durgut ve Jinnews muhabiri Şehriban Abi ile gazeteci Nazan Sala 6 Ekim 2020 günü gözaltına alındılar. 9 Ekim günü tutuklanan gazeteciler Van T Tipi Cezaevi’ne konulurken; Zeynep Durgut’un tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Tutuklu gazeteciler 2 Nisan 2021 günü çıktıkları ilk duruşmada tahliye edildiler. Tutuksuz olarak yargılanması devam eden gazetecilerin davası 6 Ocak 2022 günü beraat ile sonuçlandı.

Amed davası

Diyarbakır’da 8 Haziran 2022’de yapılan ev baskınlarında 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. Gazeteciler, 8 gün emniyet müdürlüğünde gözaltında tutulduktan sonra 16 Haziran’da adliyeye sevk edildi. O günden bu yana tutuklu bulunan gazeteciler Abdurrahman Öncü, Aziz Oruç, Elif Üngür, İbrahim Koyuncu, Lezgin Akdeniz, Mazlum Güler, Mehmet Ali Ertaş, Neşe Toprak, Ömer Çelik, Ramazan Geciken, Remziye Temel, Serdar Altan, Suat Doğuhan, Zeynel Abidin Bulut ve Mehmet Şahin ile tutuksuz Kadir Bayram, Esmer Tunç ve Mehmet Yalçın hakkındaki 728 sayfalık iddianame 12 Nisan 2023 günü Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşması 11 Temmuz günü yapılacak. Bu arada, JINNEWS Yazı İşleri Müdürü Safiye Alağaş ile gazeteci Gülşen Koçuk hakkındaki dosyalar, 21 Mart 2023 tarihli kararla tefrik edildi. Feynaz Koçuk ve İhsan Ergülen ise bu iddianamede yer almadı.

Ankara davası

Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, muhabirleri Berivan Altan, Ceylan Şahinli, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Emrullah Acar, Zemo Ağgöz ve Mehmet Günhan ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer, 25 Ekim 2022 günü gözaltına alındılar. 29 Ekim günü mahkemeye çıkarılan gazetecilerin 9’u tutuklanıp, Sincan cezaevlerine gönderilirken; Zemo Ağgöz hakkında “ev hapsi” kararı verilmiş, Mehmet Günhan ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Ankara’da görev yapmış gazeteciler hakkında hazırlanan ve büyük bölümünde ajansta yayınlanan haberlere yer verilen 210 sayfalık iddianame 17 Şubat 2023 günü Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Aynı dosya kapsamında aranan Yeni Yaşam çalışanı Hamdullah Bayram da Mersin’de gözaltına alındı ve 20 Mart 2023 günü tutuklanarak Sincan’a konuldu. Gazetecilerin ilk duruşması, 16 Mayıs 2023 günü yapılacak.

#Özgür #Basın #Yaşında

İlk ve son oy da Yeşil Sol Parti’ye

Elih’de halklar 14 Mayıs’ta beş vekili de Yeşil Sol Parti’nin alacağını dile getirerek, seçimlerde son kez oy kullanacağını söyleyen yaşlı teyzenin de, ilk kez oy kullanacak olan gençlerin oyu da Yeşil Sol Parti’ye

Selman Çiçek

Seçimlere bir aydan az bir süre kalırken merak edilen kentlerden biri de Êlih (Batman). Devletin özel savaş politikalarının en yoğun yaşandığı kentte, halkın örgütlü mücadelesi ile büyük bir yol alındı. 90’lı yıllarda AKP ve MHP’nin bugünkü ortağı HÜDA-PAR’ın uzantısı olan Hizbullah’ın insanlık dışı cinayetlerinin yaşandığı Êlih’teki özel savaş politikalarından en fazla kadınlar etkilendi. Özgürlük mücadelesinin gelişmesiyle birlikte kendi öz değerlerinin etrafında kenetlenen Êlih halkının ve kadınların direnişi ile Hizbullah büyük bir yenilgiye uğratıldı. Son yıllarda Kürt özgürlük hareketini temsil eden partiler, kentte ezici bir çoğunlukla zaferini ilan ediyor. 24 Haziran’da uygulanan faşizan baskıya rağmen HDP’nin birçok ilde oylarında düşüş olurken oyunu artıran tek il Êlih olmuştu.

Hedefi halk belirledi

14 Mayıs’a günler kala kentteki atmosferi izlemek için ilk olarak Qubin (Beşiri) ilçesine gidiyoruz. Ardından Êlih merkeze gelerek sokak sokak geziyoruz. Sonda söyleyeceğimiz lafı en başta söyleme de fayda var. Kentte büyük bir kenetlenme var. Diğer illerde görülmeyen bir inanmışlık var. Yediden yetmişe kiminle sohbet etsek herkes aynı şeyi söylüyor. Êlih halkının ortaklaştığı tek nokta; seçimlerin Yeşil Sol Parti lehine beş sıfır sonuçlanacağı gerçekliği. Bu bir inançtan öte bir hakikat haline gelmiş. Bu hedef siyasetçiler tarafından belirlenmemesi özellikle bu hedefi halkın kendisine bir başarı çıtası olarak uygulaması ayrıca bir önemli kılıyor. Bu inanış öylesine herkese yerleşmiş ki; “Ya beş zor dört bir olur en kötü ihtimalle” dediğimizde ise bizlere kızmaya başlıyorlar. “Biz alacağız, herkeste görecek” diyorlar.

Beş sıfır ihtimali gerçekçi

Elih, halkının kendisine başarı çıtası olarak koyduğu bu hedefi, 24 Haziran seçim sonuçlarına baktığımızda olabilirliğinin yüksek olduğunu görüyoruz. 290 bin geçerli oyun kullandığı kentte AKP, MHP ile birlikte 74 bin oy ile bir milletvekili çıkarmış. HDP ise 181 bin oy ile 4 vekil çıkardı. Bu seçimlerde sadece katılım oranı artsa AKP’nin aldığı oy tek vekilliğe yetmiyor. Katılım oranı yine yüzde 85 oranlarında kalsa da AKP’nin yetmiş bin altına düşmesi durumda yine bir vekili kaybedecek. Ve o çok inanılan beş sıfır gerçekleşecek. AKP’nin son dönemdeki politikalarından dolayı büyük kopuşların yaşandığı AKP’de ciddi anlamda oy kaybedeceğine inanılıyor. 24 Haziran seçiminde de HÜDA-PAR’ın aday çıkarmayarak AKP’yi desteklediğini hatırlatmakta fayda var.

Adaylar halkın bağrından

HDP’nin adayları Kürt siyasetinin önemli simalarından DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, kayyum atanan Gercüş Belediye Başkanı Zeynep Okuducu, bir önceki dönem Elih, vekili Mehmet Rüştü Tiryaki, Nurten Ertuğrul ve Din Alimleri Derneği başkanlığı da yapan Ekrem Baran oldu. Yeşil Sol Parti adayları halk tarafından olumlu karşılanırken AKP’nin adaylarına ise tepki var. Özellikle Elih’te binlerce insanın öldürülmesinden sorumlu olan Hizbullah’ın lider kadrosu başta olmak üzere Hizbullahçıların avukatlığını yapan Serhat Ramanlı’ya büyük tepki var. Benzer bir tepki ise devletten aldığı ihalelerle yaptığı yolsuzluklarla bilinen Ferhat Nasıroğlu’na.

Halk kenetlendi

Kentte, Yeşil Sol Parti’nin tulum çıkaracağı konusunda hem fikirlilik var. Bir diğer konu ise AKP’nin HÜDA-PAR ile ittifakı. Halk arasında bunun Kürtlere karşı bir tehdit, korkutma ve sindirmeye yönelik politika olduğu kanısı oldukça yaygın. Fakat Êlih’liler bunun ters tepeceğine çok emin. Bu ittifakın halkta tedirginlik yerine tam tersi bir kenetlenmeye yol açtığını gözlemledik. Yediden yetmişe herkesin bu ittifakın Kürt halkının geçmiş açılarına yapılan bir saldırı olduğunu buna en büyük cevabın ise sandıkta beş vekili alarak cevap verilmesi taraftarı. Yani, AKP’nin kurduğu bu ittifak halkta bir kenetlenmeye neden olurken bu kenetlenmede başarıya olan inancı artırdı.

Kentin gündemi: Yeşil Sol

Gün boyu Êlih’in sokaklarını geziyoruz. Gülistan Caddesi’nden Sanat Sokağı’na, İpragaz Mahallesi’nden Diyarbakır Caddesi’ne kadar gittiğimiz her kahve, her seçim lokalinde benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz. Kentte Yeşil Sol Parti’den başka bir şey konuşulmuyor. Diğer partileri ise görmek mümkün değil. Sadece Diyarbakır Caddesi’nde partilerin il binasına asılan bayraklar var. Onun dışında ne AKP ne de CHP’ye dair elle tutulur bir hareketlilik yok. Tabela partisinin ötesine geçmeyen partiler gibi duruyorlar. Hatta kentte AKP’nin seçim çalışmasını bile HÜDA-PAR yapıyor. Onun da halkta bir karşılığını görmüyoruz.

İlk oy da son oy da Yeşil Sol Parti’ye

Gezimizin en ilginç karesi ise Kercews’te (Gerçüş) karşımıza çıkıyor. Yeşil Sol Parti adayı Ekrem Baran ile konuşan yaşı sekseni geçen yaşlı bir teyzemizin söylediği söz aslında Êlih’te seçimin galibini özetliyor. Yaşlı teyze, “Biliyorum bu benim son oyum. Bir dahaki seçimde hayatta olmayacağım. Son oyum da Yeşil Sol Parti’ye” demesi Kürt halkının direniş mücadelesinin bir özeti gibi. O yaşlı teyzenin son oyu Yeşil Sol Parti’ye binlerce ilk kez oy kullanacak gençlerin oyu da Êlih’te Yeşil Sol Parti’ye.
Yani sözün özü; Elih’te ilk oy da son oy da Yeşil Sol Parti’ye

#İlk #son #Yeşil #Sol #Partiye