Ana Sayfa Blog Sayfa 6092

Avukat Pişkin gözaltına alındı

ÖHD üyesi avukat Levent Pişkin gözaltına alındı

Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile cezaevinde görüşen Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi ve HDP İstanbul İl Yöneticisi Avukat Levent Pişkin, sabaha karşı gözaltına alındı. Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla gözaltına alınan Pişkin’in Bursa’ya götürüleceği öğrenildi. Sabah 05.00 sıralarında Pişkin’in Kurtuluş’taki evine gelen polisler Pişkin’in odasında bulunan bazı eşyalara da el koydu. Levent Pişkin, hafta sonu havuz medyası tarafından Demirtaş’la yaptığı görüşme nedeniyle hedef gösterilmişti. Haberlerde, avukat olan Pişkin’in, Demirtaş ile görüşme planladığı ve mesajlarını Avrupa ve Almanya’da propaganda amacıyla kullanılması için bir Alman dergisine vereceği iddia edilmişti.

Akademisyen Gülmen’e 4’ncü gözaltı

KHK kararı ile işten atılan araştırma görevlisi Nuriye Gülmen, 4’ncü kez darp edilerek gözaltına alındı

Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamındaki Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Selçuk Üniversitesi’nin hakkında verdiği açığa alma kararına karşı akademisyen Nuriye Gülmen, “İşimi geri istiyorum” diyerek Yüksel Caddesi’nde başlattığı oturma eylemi sırasında polislerce darp edilerek gözaltına alındı. Gülmen’in eylemi 4’ncü gününe girerken, eylem başladığından beri Gülmen 4’ncü kez darp edilerek gözaltına alındı.

Kaynak: ANF

‘Mücadelemiz binalara sığmaz’

Kapılarına mühür vurulan dernekler yaptıkları açıklamarda ‘uygulanan baskı ve zulmün birlikte mücadele ile aşılabilceğini’ vurguladı. Faaliyetlerine devam edeceklerini söyleyen kurumlar, ‘Mücadelemizi binalara sığdırmıyoruz’ mesajı verdi

Kongreye Jinên Azad’ın (KJA) İstanbul Koordinasyonu üyesi kadınlar, derneklerinin kapatılmasını İstanbul Bakırköy’deki Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlediği eylem ile protesto etti. Eyleme katılan HDP İstanbul Milletvekili Hüda, “Bu toplumun sesi, rengi, kendi öz kimliğini ifade eden sivil toplum örgütlerinin kapatıldığını” ifade etti. HDP Parti Meclisi (PM) üyesi Hatice İpek tarafından yapılan basın açıklamasında ise, son süreçte özellikle kadın kazanımlarına yönelik baskı ve hukuksuz uygulamalarla yönelindiğini dile getirdi. İpek, “Bu da gösteriyor ki, bu zihniyetin en büyük düşmanı kadınlardır” dedi.

Bizim için onurdur

ÇHD ve ÖHD öncülüğünde bir araya gelen avukatlar ise, kurumlarının kapatılmasını Taksim Tünel’den, İstanbul Barosu’na yaptıkları yürüyüşle protesto ettiler. Karaköy’de bulunan İstanbul Baro binasına kadar yürüyüş düzenleyen avukatlar yaptıkları açıklamada, “Kapılarımıza mühür vurulabilirler ama devrimci irademize asla” denildi. Ortak açıklamada şu ifadelere yer verildi; “Derneklerimiz hakkında verilen faaliyet durdurma kararları ve dernek binalarımıza vurulan mührüler bizim için birer onur belgesidir. Bizler dün olduğu gibi bugün de faşizme karşı işçi sınıfının, imha ve asimilasyon politikalarına karşı Kürt halkının, barınma hakkına ve doğasına sahip çıkanların, kadınların, kısacası halkın her kesiminin demokratik ve özgürlük mücadelesine omuz vermeye devam edeceğiz.”

Çalışmalarımız sürecek

Sivil toplum kuruluşlarının OHAL kapsamında kapatılmasını kurumlar düzenledikleri eylemler ile protesto etti.

Amed’de DTK binasında Rojava Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ve TUHAD-FED ortak bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, “Kurumlarımız kapatılmış olsa da çalışmalarımız sürecektir” mesajı verildi. HABER MERKEZİ

‘MKM boyun eğmeyecek’

İçişleri Bakanlığı kararıyla kapatılan 370 dernek arasında bulunan Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), yazılı açıklama yaptı. “Özellikle 90’lı yıllarda, devletin bütün baskısına karşı büyük bedeller ödeyerek kurumsallaşan, Mezopotamya Kültür Derneği (MKM) ve Kürt kültür kurumları, bugün de bir çok şubeleri kapatılarak sindirilmeye çalışılmaktadır” denilen açıklamada, şunlar kaydedildi: “Mühür efendiliğine soyunarak, dünya ve toplum nezdinde kaybettiği meşruluğunu baskıcı, imhacı ve inkarcı politikalarla devam ettirmektedir. Bütün varlığını diktatörlüğe, asimilasyona ve faşizme karşı mücadele ederek geçirmiş Kürt halkı ve kurumları, buna da boyun eğmeyecektir. Direniş geleneğini genişleterek sürdürecektir. MKM, kültür çalışanları, sanatçıları, sanatçı dostları ve halkla birlikte bulunduğu her mahallede, sokakta, köyde, kültür ve sanatını kesintisiz sürdürmeye devam edecektir. Baskı ve yasaklamalara vereceğimiz yanıt, geçmişte onurlu yaşamını feda ederek, sisteme boyun eğmemiş, Hogir, Sara, Mizgîn, İslam ve Feridelerin bize bıraktığı devrimci kültür ve direniş geleneğini geleceğe taşımak olacaktır.”

Suçlular hesap verene kadar…

Kapatma kararına yazılı bir açıklama ile tepki gösteren Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) kararın ‘hukuk dışı’ olduğunu vurguladı. MHD açıklamasında şunları belirtti: “Bizler Cizre, Sur, Gever ve Silopi başta olmak üzere ülkeyi acı deryasına boğan suçlular hesabını verene dek çalışmalarımızı yürüteceğimizi bildiriyor, tüm halkımıza bu zor zamanları aşmak için hukuksuzca işlenen her suçun karşısında olacağımızın sözünü veriyoruz.”

Mevzilerimizi savunmaya devam

Kapatılan 370 dernek arasında yer alan Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) yazılı açıklamasında, “Devrimci mevzilerimizi savunmaya devam edeceğiz!” diye belirtti. Açıklamasına “Saldırılar karşısında çalışmalarımızı durdurmayacağız” ifadelerine yer veren DHF, “Başta üye ve taraftarlarımız olmak üzere bütün halkımızı saldırılara karşı birleşmeye, mücadele etmeye, devrimci ve demokratik kurumlarımızı daha güçlü bir şekilde sahiplenmeye çağırıyoruz!” dedi.

BEKSAV’dan MKM’ye: Yerimiz yeriniz

MKM’yi ziyaret eden BEKSAV emekçileri, “Yerimiz sizin yerinizdir, gelin çalışmalarınızı binamızda sürdürün” dedi. BEKSAV Genel Koordinatörü Şahin Tümüklü, Sarya Müzik Grubu’ndan Rohat Keskin ve BEKSAV Kadın Meclisi’nden Meral Şahin konuşmalarında, AKP’nin kültür-sanat alanını da hedeflediğini ve birlikte direnmek gerektiğini söyledi.

Sanata, Kürt diline tahammülsüzlük

Kapatılan bir çok kurum arasında yer alan ve Kürtçe oyunlar sahneleyen Seyr-i Mesel Tiyatrosu’ndan İbrahim Turgay da faaliyetlerinin durdurulmasına, “Sanata, tiyatroya, Kürt diline tahammülsüzlük” olarak değerlendirdi. 2002 yılında bir grup genç Kürt tiyatrocunun girişimleriyle kurulmuş olan tiyatronun oyuncularından Turgay, alternatifler yaratacaklarını söyleyerek, “Bu dilde tiyatro yapmamızı engelleyemeyecekler” dedi.

İnsanları mühürleyemezsiniz

Çocuklara yönelik hak ihlallerinin tespit ve takibini yapan Günden Çocuk Derneği ise kapılarına mühür vurulmasına, “Binaları mühürleyebilirsiniz ama insanları asla. Çocuklara daha iyi bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz” sözleri ile tepki gösterdi.

Her mekan biz kadınların

Kapatılan 370 dernek arasında bulunan İstanbul’daki Gökkuşağı Kadın Derneği, Bursa’daki Panayır Kadın Dayanışma Derneği ve Amed’daki KJA’nın genel merkez binasının mühürlenmesine kadın örgütlerinden tepki yağdı.

Daha çok sokaklarda olacağız

Emekçi Kadınlar (EKA) üyesi Nurten Karahancı, “Kadınlara saldırıp, darp ederek gözaltına alıyor, kadın derneklerinin kapatıp kadınların mücadelesini kırmaya çalışıyor. Nafile… Emekçi Kadınlar olarak KJA’nın ve faşizme karşı direnç gösteren tüm kurumların yanında olduğumuzu bildiriyoruz” dedi.

Mor Dayanışma üyesi Cemile Çiçek de muhalif kesimlerin bastırılmaya çalışıldığını belirterek, “Bunu yaparken ilk olarak toplumsal güçlerin en direngeni kadınların bastırılması, sindirilmesi hedefleniyor. Boyun eğmeyeceğiz” diye konuştu.

Kapatılan Gökkuşağı Kadın Derneği yöneticisi Yüksel Yıldırım da, “Bizler mücadelemizi kurumların çatısı altına sığdırmıyoruz” diyerek mücadeleye devam edecekleri mesajını verdi.

Kapatılan bir diğer kadın derneği Kongreya Jinen Azad (KJA) üyesi Hülya Avşar ise şunları söyledi: “Bütün kadınları ortak dayanışma alanlarını büyütmeye ve mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.”

Yeryüzü Kadınları Sözcüsü Aylin Kaplan ise, kadın derneklerinin kapatılmasının kadınları istedikleri gibi evlere kapatmaya ve ezilmeye mahkum etmeye yönelik olduğunu söyleyerek, “Her mekan biz kadınların” dedi.

Direnişimiz mühürlenemez

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi, derneklerin kapatılmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
Açıklamada, “Biz dernek değiliz, bina, masa, sandalye değiliz; direnişin ta kendisiyiz! Direnişimiz mühürlenemez! Biz kadınlar sokağız, meydanız, emeğiz, doğayız, toplumuz! Bize kilit vuramazlar” denildi.

Kadın faaliyetlerinden korkuyorlar

Kapatılan 370 dernek arasında bulunan Gökkuşağı Kadın Derneği ise ‘baskılar karşısında yılmayacaklarını’ ifade etti. Kadın hakları konusunda faaliyet yürüten dernek açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Kadına yönelik her türlü şiddete, savaşa, sömürüye ve faşizme karşı mücadele eden kadın özgürlük mücadelesinin yürütücülerinden olan derneğimiz hukuksuzca basılarak mühürlendi. Kadınların faaliyetlerinden, özgürleşme mücadelelerinden ve dayanışmalarından korkanlar ellerine aldıkları mühürle kadınları engelleyeceklerini düşünüyorlar. Erkek devlet şiddetinin tüm saldırılarına karşı susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz.”

HDP ve DTK ‘den dayanışma

Derneklerin kaptılmasına ilişkin yazılı bir açıklama yapan DTK, “Herkesi tepki göstermeye ve birlikte direnmeye çağırıyoruz” dedi.

Sivil toplum örgütlerinin, ‘bütün demokratik ülkelerde, toplumun vicdanını, gelecek vizyonu ve perspektifini oluşturan demokratik toplumun olmazsa olmazıdır vurgusunun yapıldığı açıklamada, ‘Türkiye’nin hızla tek adam diktatörlüğüne doğru gittiği’ belirtildi.
HDP Eşbaşkan Yardımcısı Aysel Tuğluk derneklerin kapatılmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada “Siyasi temsile ve demokratik siyasete yönelik tasfiye adımlarından sonra, şimdi de aralarında çocuk, kadın, hukuk, cezaevi, din alimleri, kültürel faaliyet ve dayanışma dernekleri de olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşunun çalışmaları engellenmiştir. Alınan bu kararı kınıyor ve protesto ediyoruz” denildi. HDP Dîlok (Antep) İl Örgütü de basın açıklaması ile yaşananları protesto etti.

‘Aynı noktaya gelmek utanç verici’

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta bir araya gelen Cumartesi Anneleri dünkü eylemde, 8 Kasım 1995’te kaybedilen Abdullatif Yağızay’ın akıbetini sordu.

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için sürdürdükleri adalet arayışlarının 607’nci haftasında yine Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eylemde, 23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya, Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ve Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun birer konuşma yaptı. Kayıp yakınları, yüzlerce derneğin kapatılmasına tepki göstererek, “Bugün OHAL ilan ettiler. Kimseye zararı yok, herkes dışarıda dolaşabiliyor diyorlar. O zaman kapatılan 370 kurum neyin nesidir. Yine aynı noktaya gelmek utanç vericidir” ifadelerini kullandı.

Korktukları için kapatıyorlar

Kayıp yakınlarının ardından HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da, yaptığı konuşmada, kapatılan derneklerin kayıp yakınları ile dayanışma içinde olduğunu dile getirdi. Kerestecioğlu, kapatmaların “iktidarın korkusundan” kaynaklandığını belirterek, “Kendi korkularını kapatmak için söyledikleri yalanların haddi hesabı yok. İfade vermeye gelmedi diye vekillerimiz tutuklandı. Oysa hakkında tek bir fezleke hazırlanmamış arkadaşlarımız gözaltına alındı” diye konuştu. Bu hafta 18 Kasım 1995’te gözaltında kaybedilen Abdullatif Yağızay’ın akıbeti sorulurken, basın açıklamasını Cumartesi İnsanları’ndan Rezzan Karaman okudu.

‘Vahşet devam ediyor’

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi üyeleri ve kayıp yakınlarının her hafta “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” sloganıyla gerçekleştirdiği eylem, 405’inci haftasında devam etti. Eylemde, 27 Kasım 1997’de Licê ilçesi Licok Köyü’nde işkence edilerek katledilen Haci Bahri Akdemir ve Hayati Zengin’in akıbeti soruldu. Eylemde İHD Kayıp Komisyonu Üyesi Hasan Yalçın, Akdemir ve Zengin’in hikayesini okudu. Eylemde konuşan İHD Amed Yöneticisi Adnan Örhan, “90’lı yıllarda yaşatılan bu vahşet günümüzde de devam etmektedir” dedi. Amed Dağkapı Meydanı’nda 13 Kasım 1994 tarihinde gözaltına alındıktan sonra kendisinden haber alınmayan Ali Tekdağ’ın kardeşi Afife Muttaş ise “Kayıplarımızı arıyorsak bu neden bazılarının zoruna gidiyor. Kanımın son damlasına kadar kayıplarımızın kemiklerini arayıp akıbetlerini soracağım” dedi.

İSTANBUL / AMED – ANF

Özenken ve Aktaş’a özgürlük

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu üyeleri, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta yaptığı F Oturumu eyleminin 242’nci haftasında İrfan Özenken’in durumuna dikkat çekti. Galatasaray Lisesi önünde yapılan eyleme çok sayıda insan hakları savunucusu katıldı. Eylemde konuşan insan hakları savunucusu Adil Okay, OHAL ile beraber had safhaya ulaşan hak ihlalleriyle tutsakların sağlık haklarının elinden aldığını belirtti. Okay, Özenken’in Şırnak T Tipi Cezaevi’nden OHAL bahanesi ile Ordu E Tipi Cezaevi’ne sürgün edildiğinin bilgisini verdi. Özenken’in ihtiyaçlarını yanında bulunan tutsaklar sayesinde karşılayabildiğine dikkat çeken Okay, ailesinin de uzak olduğu için ziyarete gelemediğine vurgu yaptı. Okay, Özenken’in durumun giderek ağırlaştığına dikkat çekerek, serbest bırakılması çağrısı yaptı.

İzmir’de de İHD üyeleri hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla Konak Eski Sümerbank önünde açıklama yaptı. Çok sayıda yurttaşın katıldığı açıklamada konuşan İHD İzmir Şubesi, hasta tutsaklardan Ergin Aktaş’ın durumunun her geçen gün kötüleştiği hatırlatıldı. Menemen R Tipi Cezaevi’nde kalan Ergin Aktaş’ın bir an önce serbest bırakılmasını çağrısının yinelendiği açıklamada, “R tipi cezaevlerinin amacı, hasta mahpusların tedavisini yapmak, kontrol altında ve hijyenik bir ortam içinde tutmak içindir. Bırakın Ergin’in tedavisini yapmayı 3 aydır hastaneye bile götürülmemektedir. Koğuşundaki tuvaletin üstü açık ve yarım duvarla çevrilidir ve kapısı yoktur. Zaten iki eli olmayan hasta mahpus, tek başına bir hücrede tutulmakta ve ihtiyaçlarını gidermekte zorlanmaktadır. Bu açıdan Ergin Aktaş’ın sevkinin yapılması gerekmektedir. Aynı zamanda KOAH hastası olan Ergin Aktaş’ın hijyenik bir ortamda tutulması gerekmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Öğrenciler: Kayyum rektör istemiyoruz

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan tarafından seçimlere dahi girmeyen Prof.Dr. Mehmet  Özkan’ın atanmasını oturma eylemi yaparak protesto etti. Seçilen Rektör Gülay Barboros ise özgürlükçü çoğulcu ve katılımcı bir anlayışla sürdürdüğü üniversiteye ve akademik hayatına veda ettiğini açıkladı

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından seçimlere dahi girmeyen Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın rektör olarak atanmasını oturma eylemi yaparak protesto etti. Seçilen Rektör Gülay Barbarosoğlu ise özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı bir anlayışla sürdürdüğü üniversiteye ve akademik hayatına veda ettiğini açıkladı
oğaziçi Üniversitesi öğrencileri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından rektörlük seçimlerine dahi katılmayan Prof. Dr. Mehmed Özkan’ın rektör olarak atanmasını oturma eylemi yaparak protesto etti. Boğaziçi Üniversitesi, Güney Kampüsü’nde toplanan öğrenciler, rektörlük önünde oturma eylemi yaparak, “Kayyum Rektör istemiyoruz”, “Mehmed Özkan Rektörümüz değildir” sloganları attı. Eyleme katılan öğrenciler, Boğaziçi Üniversitesi’nin özgürlükçü geleneğine sahip çıkacaklarını belirterek, “12 Temmuz Rektörlük seçimlerimizde yüzde 86 oyla Barbarosoğlu hocamız rektör seçildi. Ancak rektörümüz atanmadı. Bunun yerine başka bir rektör atandı. Bu durumu protesto etmek için rektörlük önünde oturma eylemi başlattık. Boğaziçi Üniversitesi bileşenleri olarak öğrencisi ile akademisyeni ile üniversitemizin özgürlükçü geleneğine ve özerkliğine sahip çıkıyoruz” diye konuştu.

Seçilmiş rektör veda etti

Boğaziçi Üniversitesi rektörlük seçiminin ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından göreve atanmayan Prof. Dr. Barbarosoğlu ise veda mesajı yayınladı. Üniversiteye veda ettiğini ve akademik hayatını noktaladığını belirten Barbarosoğlu mesajında şu ifadelere yer verdi: “5 Ağustos 2012 tarihinden itibaren büyük gurur, mutluluk ve heyecanla sürdürdüğüm rektörlük görevimin sonuna gelmiş bulunuyorum. Ülkemizde olduğu kadar uluslararası alanda da birçok başarıya imza atan, özgürlükçü, çoğulcu ve katılımcı bir anlayışla üniversitemizi akademik ve bilimsel alanda daha da yukarılara taşıyan, birlikte görev yaptığım tüm arkadaşlarıma, destek veren tüm öğretim üyelerimize, çalışanlarımıza ve öğrencilerimize çok teşekkür ediyorum.”

‘Görünüşte demokratik’ rektörler

Üniversitenin mevcut rektörü Prof. Dr. Barbarosoğlu, 12 Temmuz tarihinde yapılan seçimde, oyların yüzde 86’sını alarak üniversite tarihinin rekorunu kırmıştı. 18 Ekim tarihinde ‘Akademik Yıl’ açılış töreninde konuşan Tayyip Erdoğan, ‘görünüşte demokratik’ olarak tanımladığı rektörlük seçimlerinin üniversitelerde ‘gruplaşmaları, hizipleşmeleri, kırgınlıkları’ artıran bir işleve büründüğünü savunarak şunları söylemişti: “Üniversite içinde zaten çok yıkıcı bir şekilde yaşanan bu süreç YÖK’ün ve cumhurbaşkanının takdiriyle daha da sıkıntılı bir boyut almaktadır. Bunun için rektör atamalarındaki mevcut usulden vazgeçilmesi, üniversitelerimizin de ülkemizin de yararına olacaktır diye düşünüyorum.” 29 Ekim gecesi Resmi Gazete’de yayınlanan 676 sayılı KHK’yle devlet ve vakıf üniversitelerinde rektörlük seçimleri kaldırılarak, rektör atama yetkisi cumhurbaşkanına verilmişti.

Sosyal medya uyku süresini kısalttı

Türk Uyku Tıbbı Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fuat Özgen, elektriğin yaygın kullanılmasıyla insanların uyku süresinin azaldığını belirtti. Özgen, “100-110 yıl önce ortalama uyku süresi 10-11 saat düzeyindeydi. Şu anda insanlar 50 yıl önceye göre ise ortalama 1 saat daha az uyuyor. Ortalama uyku süresi 8 saate düştü” diye konuştu. Televizyon, son yıllarda da internet ve sosyal medyanın, uyku sürelerini kısalttığını dile getiren Özgen, “Muhtemelen önümüzdeki yıllarda uyku süresi azalmaya devam edecek” ifadesini kullandı. En kalitelisinin gece uykusu olduğunu vurgulayan Özgen, “İster dağ başında gürültüsüz bir ortamda olun, ister karanlık bir odada yatın, uykunun kalitesi gün ışıdıktan sonra bozulur. Bunun için ‘Mutlaka gece uyuyun’ diyoruz” şeklinde konuştu. Yetişkinlere göre çocukların uyku ihtiyacının daha fazla olduğuna işaret eden Özgen, çocukların 2 yaşında bölünmüş halde günde yaklaşık 18 saat uyuduğunu, okul çağına geldiklerinde ise sürenin 7-8 saate kadar düştüğünü söyledi. ANKARA

Alkol tartışması ölüm getirdi

Konya’da içki içen yurttaş pompalı tüfekle öldürüldü. 19 yaşındaki Ufuk Karataş, işyerinin önünde içki içen 32 yaşındaki Mustafa Turan’ı pompalı tüfekle sırtından vurarak öldürdü. Olay, gece saat 03.15 sıralarında meydana geldi. İddiaya göre alüminyum işi yapan Mustafa Turan, işyerinin önünde arkadaşları ile birlikte alkol alan Ufuk Karataş’ı “Burada alkol alamazsınız” diye uyardı. Bunun üzerine yaşanan küfürleşme kısa sürede kavgaya dönüştü. Ufuk Karataş, Turan’a “Beni burada bekle, seni öldüreceğim” tehditleri savurarak olay yerinden ayrıldı. Olay yerine yanına babası ve 3 akrabasını da alan Karataş, pompalı tüfekle Turan’a ateş açtı. Açılan ateş sonrası Mustafa Turan sırtından vurularak yere yığıldı, Hastaneye kaldırılan Turan, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Polis, Karataş’ın babası ile 3 kişiyi gözaltına aldı. KONYA

Özgen: Sessizlik hayır getirmez

CHP İzmir İl Başkanlığı ve Sosyal Demokrasi Derneği, Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde “15 Temmuz Sonrası Türkiye” konulu panel düzenledi. Panele Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Kani Beko ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı Lami Özgen konuşmacı olarak katıldı.

Panelde ilk olarak konuşan DİSK Genel Başkanı Kani Beko, DİSK’in darbenin ne anlama geldiğini bilen bir konfederasyon olduğunu ifade etti. Beko, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaşananlara işaret ederek, “FETÖ araç oldu. Amaç eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış, sendikal hak ve özgürlüklerin mücadelesini veren demokratik kitle örgütleri, meslek odaları ve siyasi partilere yönelik uygulamalar oldu” dedi.

‘Cumhuriyet tarihinde ilk’

KESK Genel Başkanı Lami Özgen ise 15 Temmuz’un demokrasi güçleri açısından net olduğunu söyledi. Sürecin AKP ve Cemaat’in 14 yıllık ittifakının sonucu olduğunu belirten Özgen, “Tesadüfi, kendiliğinden kurgulanan bir durum değildir. 14 yıllık hükümet programları, tekçi otoriter sistemde ısrar etme, demokrasiden uzaklaşma, temel hak ve özgürlükleri yok sayma, katı bir darbe süreci zemini dinamiklerini hazırlamıştır” dedi. KHK’ler ile “darbe ile mücadele” adı altında önce kamu çalışanları ile mücadelenin başladığını söyleyen Özgen, “Hukuktan, savunmadan, adalet sürecinden yoksun bu uygulama Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Geçmiş darbe dönemlerinde bile görülmemiştir. Kamu çalışanlarının iş güvencisi KHK ile fiili şekilde ortadan kaldırılıyor” diye konuştu.

‘Sesleri çıkmıyor’

Muhaliflere yönelik baskılar karşısında “sessiz kalan muhaliflere” seslenen Özgen, “Bunun kendilerine hayır getirmeyeceğini bilmeleri gerek. Emek ve meslek örgütleri olarak, Türkiye’nin bu gidişine karşı birlikte mücadele için çabalarımız oldu. Kısmi geri çekilmelere karşın sorumluluğumuz gereği mücedelemiz sürecek” dedi. Özgen, darbe girişimi sonrası ihraç edilen 80 bin kamu çalışanı arasında 11 iş kolunda bin 400 üyelerinin de bulunduğunu söyledi. Bu ihraçlarda 2012’den bu yana sendikal eylem ve etkinlikler gerekçe gösterilerek, son 3-4 yılda işyerindeki sohbet, tartışmalarda siyasal sürece yönelik değerlendirmeleri için geriye yönelik olarak kuruluş müdürlerinin konumlarını sağlamlaştırmak için yaptığı ihbarların etkili olduğunu kaydeden Özgen, şunları belirtti: “Geriye kalan 78 bin kamu emekçisi kimin üyesidir? Kamu-Sen, Memur-Sen üç maymunu, sağır sultanları oynuyor! KHK ile onlarca, yüzlerce özel sektördeki işletme kapatıldı. Bunlar birilerinin işletmesi olabilir ama çalışanların hakları ne olacak? On binlerce özel sektör işçisi atıldı. Sayısı bilinmeyen bu işçiler Hak-İş ve Türk-iş üyesidir. Ancak tek kelime sesleri çıkmıyor. Üyemiz olsun olmasın, tüm kamu emekçilerine hukuki destek vermeye çalışıyoruz.”

İZMİR

Öğretmenler Birliği: Tutumumuzu sürdüreceğiz!

Kürdistan Öğretmenler Birliği, Güney Kürdistan’da hükümetin aylardır maaşları ödememesine karşı başlatılan boykota ilişkin basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda konuşan Kürdistan Öğretmenler Birliği Başkanı Ahmed Germiyanî, “Boykot kararını biz almadık, bu nedenle boykotu sonlandırma kararı da bize bağlı değil. Bunun için Kürdistan bölge hükümeti en kısa süre içerisinde öğretmenlere yanıt vermelidir” diye konuştu. “Bizler Zaxo’dan Xaneqîn’e kadar tüm öğretmenlerin temsilcileriyiz. Bu nedenle öğretmenlerin tüm meşru haklarını destekliyoruz” diyen Germiyanî, öğretmenlerin Kürdistan bölgesel hükümetinin uygulamalarından rahatsız olduğunu ve hükümetin bir an önce öğretmen ve memurların maaşlarını ödemesi gerektiğini kaydetti.

Germiyanî, öğretmenlerin sorunlarının çözümü için merkezi hükümet ve uluslararası örgütlere açık mektup sunduklarını ve tutumlarını sürdüreceklerini kaydetti. HEWLÊR / ROJNEWS