Ana Sayfa Blog Sayfa 6091

Die Linke: Suç ortaklığına son verin

Türkiye’de yaşanan tutuklama ve kapatmalara karşı Avrupa’da başlayan eylemler devam ediyor. Köln’de yüzbinlerin katılımıyla yapılan eylemde AB’ye ve Alman hükümetine Türkiye’de yaşananlara sessiz kalmama çağrısı yapıldı

DP eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasına karşı başlatılan eylemler devam ediyor. Kürdistan ve Türkiye’de yapılan eylemlerin yanı sıra Avrupa’da da günlerdir Kürdistanlılar ve dostları sokakta.
Almanya’nın Köln kentinde binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüşle protesto eylemi düzenlendi. Yürüyüşün ardından ise bir miting düzenlendi. Demokratik Kürt Toplum Merkezi (NAV-DEM) ve bir çok Türkiyeli sol kurumun bir araya gelip oluşturduğu Demokratik Güç Birliği Platformu’nun desteklediği mitinge, Die Linke, Yeşiller Partisi, FDP ve yüzlerce yurttaş katıldı.

‘Sessiz kalmayın’ çağrısı

Yapılan yürüşte sık sık “Faşizme karşı omuz omuza” ve “HDP halktır, halk isyanda” sloganları atıldı. Yürüyüşün ardından yapılan mitingde söz alan Alman basın sendikası başkanı Frank Überal, tutuklu gazetecilerle dayanışmak amcıyla mitinge geldiğini belirterek, “Avrupa Birliği ve Almanya’daki seçtiğimiz yöneticilerimize sesleniyorum. Türkiye’deki insanlık dışı uygulamalara sessiz kalamazsınız” dedi. Die Linke Milletvekili Sevim Dağdelen, “Türk devleti, bir yıldan beridir Kürt halkına karşı barbarca bir savaş yürütüyor. Alman devleti bir an önce bu silah sevkiyatını ve istihbarat değişimini durdurup, Türk devleti ile suç ortaklığına son vermelidir” dedi.

‘Biat ettirmek istiyorlar’

DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle de, “Demokrat olan herkesi tutukluyorlar. Çünkü biat ettirmek istiyorlar ama bu hevesleri kesinlikle kursaklarında kalacak” diye konuştu. HDP İstanbul eski milletvekili Turgut Öker ise “Demokrasi Cephesi olarak bir araya gelseydik bugünkü durum ortaya çıkmazdı” dedi. Yapılan konuşmaların ardından mitingde, sanatçı Pınar Aydınlar ve Hozan Cömert bir konser verdi. Almanya’nın Lübeck ve Berlin kentlerinde de eylemler yapıldı.

Fransa’da kitlesel yürüyüş

Fransa’nın Besançon kentinde Kürt Kadın Hareketi (TJK-E) öncülüğünde kitlesel bir yürüyüşle tutuklamlar protesto edildi. Amiens, Nantes ve Paris’te düzenlenen eylemlerle de HDP’ye yönelik saldırılar protesto edildi. Yunanistan’ın başkenti Atina’da ise ülkenin en büyük havaaalanı olan Elefteria Venizelos Havaalanı işgal edildi.

İtalya’dan İskoçya’ya eylem

Hollanda’nın Den Hag kentinde de bütün kentlerden gelen yüzlerce kişiyle bir yürüyüş ve miting düzenlendi. Beursplein’de başlayan yürüyüşe Kürdistanlılar, Türkiyeli devrimciler ve Hollandalı Kürt dostları katılırken, kitle sık sık “Yaşasın HDP”, “Faşizme karşı omuz omuza” sologanları attı. Toulouse kentinde de yürüyüş ve miting düzenledi. İtalya’nın Firenze, Roma, Milano ve İskoçya’nın Edinburg kentinden de eylemler yapıldı.

Plaza de Mayo Anneleri: Kürt halkının yanındayız

HDP’ye yönelik operasyonlar Arjantin’de Buenos Aires’teki Türkiye Büyükelçiliği önünde protesto edildi. Eylemde konuşan İzquierda Sosyalista Milletvekili Laura Marone, Türkiye’nin muhaliflere yönelik baskılarını kınadı ve parlamenter düzeyde de dayanışma çalışmalarını yükselteceklerini belirtti. Ulusal Kongre Milletvekili Alcira Argumedo ve Plaza de Mayo Anneleri’nden Mirta Baravalle ise, “Bütün dayanışmam Kürt halkının şanlı direnişiyle birliktedir” dedi.

HABER MERKEZİ

AB ekonomik önlemler alabilir

AKP’nin OHAL kapsamında çıkardığı KHK’larla muhaliflere yönelmesi ve hak ihlallerinde artışın yaşanmasına karşı AB kurumları somut yaptırımlara gitmeyi tartışıyor. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un Aralık ayında yapılacak AB Zirvesi’nde liderlerin Türkiye’ye ekonomik yaptırımları uygulama kararını alabileceği söylentilerini doğrular ifadeler kullandı. Alman basınına konuşan Schulz, “AB olarak ne gibi ekonomik önlemler alabileceğimizi düşünmeliyiz” dedi. Türkiye ile müzakerelerin kesilmesinin AB’yi “Türkiye’nin muhalefetine ve Temmuz’daki başarısız darbeden sonra gözaltına alınan on binlerce kişiye yardım etme kanallarından yoksun bırakacağını” belirten Schulz, “Bizler, AB olarak ne gibi ekonomik önlemler alabileceğimizi düşünmeliyiz” dedi. Schulz ayrıca Türkiye’nin idam cezasını yeniden getirmesi durumunda ise katılım müzakerelerinin sonlandırılacabileceğini de söyledi.

BERLİN

Erdoğan’dan OHAL uzatma sinyali

Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan Türkiye’de hayatı durdurma noktasına getiren OHAL’in bir kez daha uzatılacağının sinyalini verdi. Belarus dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan, Trump’ı seçilmesinin ardından telefonla arayarak tebrik edip Türkiye’ye davet ettiğini söyledi. OHAL bahanesiyle Sivil Toplum Örgütlerine, muhalif basına mühür vuran Erdoğan, olağanüstü hal uygulamasının sürüp sürmeyeceği konusunda ise şunları söyledi: “Her şey yüzde 100 kontrol altında değil. Bazıları kalkıyor ne diyor? ‘OHAL kalksın.’ OHAL şu an hemen niye kalksın?… Biz ilk iktidara geldiğimizde bir ay içerisinde o zamanki OHAL’i kaldırmıştık. O zamanki OHAL, bölgede adeta hayatı durdurmuştu. Şu anda ülkemizde hayat durmuş değil. Herkes işine, gücüne, her şeyine rahatlıkla gidiyor, geliyor.”

HABER MERKEZİ

‘Şark Islahat Planı devam ediyor’

HDP’ye yönelik operasyonlar ile birlikte Türkiye’de gelişen son süreci değerlendiren Koma Civakên Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, yaşananların 1925 Şark Islahat Planı’nın devamı olduğunu belirtti.

ANF haber ajansına konuşan Aydar, HDP ile birlikte belediyelere yapılan operasyonların bir kaç boyutu olduğunu vurgulayarak, “1924’te yapılan ve 1925 yılında uygulanan Şark Islahat planı bugün de devam ediyor. Çözüm sürecinde de devletin hiçbir çözüm planı yoktu. Ne Oslo’da ne de İmralı’da bir çözüm planı vardı” diye konuştu. HDP’nin bir demokrasi gücü olduğunu ve tüm toplumu etrafında topladığını söyleyen Aydar, “Erdoğan Başkanlığı için Kürtleri tehdit olarak görüyor” dedi.

Aydar’ın konuşmasından bazı başlıklar şöyle: “1994 yılında bize karşı savaş açanlar bugün iktidardalar. Bugünküler onların devamıdır. O yıllarda, Tansu Çiler ve Doğan Güreş’in Kürtleri bitirme planı vardı. Bugün de Erdoğan aynı şeyi söylüyor. Ama bütün bu saldırılara rağmen Kürt hareketi güçlenip, büyüdü. Biten, yok olan onlar oldu. O zamanlar bir ittifakları vardı. Şimdi o da yok. NATO da onların arkasında değil.” Avrupa’daki Kürt politikacıların da hedefte olduğunu söyleyen Aydar, “Almanya’daki operasyonlar bununla ilgilidir” diye konuştu.

ANF

Neden birçok Ortadoğu ülkesi Trump’ın zaferini hoşnutlukla

Jane Kinninmont

İslam karşıtı söylemleri, Müslümanların Amerika’ya girişini yasaklama konusundaki iddiaları ve Suriyeli mültecilere yönelik alenen sergilediği düşmanlığa rağmen, Donald Trump’ın Ortadoğu’da destekçileri mevcut. Otoriter yönetimler Trump’ı, kendileri gibi güçlü adamlarla anlaşma yapabilecek ‘güçlü bir karakter’ olarak görüyor.

Körfez ülkelerindeki bazı elit gruplar, sert konuşan Cumhuriyetçi (muhafazakar) Trump’ın, İran konusunda Barack Obama’dan daha baskın olacağını umut ediyor. Trump, Obama’nın İran’ın nükleer programı ile ilgili yaptığı anlaşmayı bir ‘felaket’ diyerek eleştirmiş ve ‘gelmiş geçmiş en kötü anlaşma’ olarak nitelendirmişti.

Diğer taraftan, Tahran’daki yönetim de Trump’ın seçimden başarılı çıkmasını memnuniyetle karşılıyor çünkü bu durumun, ABD’nin kaçınılmaz çöküşünü hızlandıracağı düşüncesinde.

Bölgedeki birçok diğer kesim için ise – muhtemelen Ortadoğu’nun çoğunluğu için geçerlidir bu – her iki adayın da bölge için sunabileceği pek bir şey yoktu ve bu kesim için zaten ABD liderlerinin hepsi genel anlamda aynı konumda.

Trump’ın Ortadoğu politikası ile ilgili çeşitli ve çelişkili açıklamaları, siyasi ya da askeri bir geçmişe sahip olmayışı ve dış politikaya yönelik danışman ekibinin çok kısıtlı oluşu, birçok gözlemcinin farklı açılardan rahatça yorum yapabilmesini makul kılıyor.

Hillary Clinton kazanmış olsaydı, geniş kapsamlı siyasi geçmişi ve tanıdık yüzlerle dolu danışman ekibini göz önünde bulundurduğumuzda, dış politikadaki duruşu oldukça tahmin edilebilir olurdu. Bunun aksine, Trump’ın dış politika ile ilgili birçok konuya yönelik duruşu belirsiz. Ayrıca dünya genelindeki analistler tarafından da yetersiz bir şekilde incelendi; hatta yanlış analizler sonucunda ahmak ve kazanması imkansız bir aday olarak değerlendirildi.

Yine de bir takım sonuçlara varılabilinir. Örneğin, Trump güçlü adamlara olan saygısını defalarca dile getirdi ve hatta Saddam Hüseyin ve Muammer Gaddafi gibi ‘kötü adamların’ terörle mücadele konusunda kullanışlı olabileceğini dahi savundu. Geçmişteki beyanlarında ise, Çin yönetimini Tiananmen Meydanı olaylarını bastırma hususunda övmüşlüğü, Sovyetler Birliği’nde kontrolü kaybetmesinden ötürü Mihail Gorbaçov’u eleştirmişliği de var.

Ayrıca Trump, ABD başkanlarının 1945 sonrasında devam ettirdiği uluslararası düzene karşı da fazlasıyla şüpheli yaklaşıyor. Seçim günü Twitter üzerinden paylaştığı montajlanmış bir videoda Clinton’ın yabancı ülkelerin liderleriyle el sıkışmaları ve Dünya Ekonomi Forum’undan kesitler yer alırken, diğer taraftan da yüzlerinde kandırılmış ifadesi olan Amerikalı seçmenler gösteriliyor.

Trump ABD’nin çıkarları konusuna muhtemelen Clinton ya da Obama’ya kıyasla çok daha dar bir çerçeveden yaklaşacak ve küresel polis ya da özgür dünyanın lideri olma çabalarından ziyade ülkenin yerel ekonomisi ile ilgili konulara eğilecektir. Demokrasinin teşvik edilmesi hususuna bile daha az dikkat çekilecek; insan hakları ihlalcilerine yönelik baskılar azaltılacak ve büyük bir ihtimalle dış yardım da kesilecektir.

Yeni başkanın yaygın bir şekilde duyulan cinsel saldırı niteliğindeki yorumları da göz önünde bulundurursak, bölgede kadın haklarını savunmak da öncesine göre daha zor olacak ve hatta bu durum, batının cinsel normlarını ahlaksız ve dayatmacı olarak gören bölgedeki sosyal muhafazakarların söylemlerini de sağlamlaştırmaya yarayacaktır.

Ancak Trump’ın Obama ile tek ortak noktası, ABD halkının, ülkelerinin Ortadoğu’ya daha fazla girmesine hiç hevesli olmadığı yönünde ki farkındalık. Bu yüzden de, dünyanın o bölgesinden uzaklaşma dürtüsü devam edecek. Ve bu, ABD’yi tekrar olayların içine dahil etmeye yönelik planlar olsa bile böyle olacak. Vladimir Putin’i terörle mücadele edebilecek kapasitede biri olarak gören Trump, Rusya ile Suriye üzerinde anlaşmaya varma konusunda Clinton’dan daha hazır bir durumda.

İran anlaşmasını ‘feshedeceği’ yönündeki çıkışlara rağmen Trump muhtemelen bunu yapmayacak…

Ortadoğu barış sürecine yönelik olarak ise, ABD seçimlerinde genelde tercih edilen İsrail destekçiliği beyanlarında da daha da ileriye giden Donald Trump ‘iki devletli çözümün’ bir öncelik olmadığını savundu…

Arap dünyasındaki genel görüş ABD’nin bölgedeki müdahalelerine eleştirel yaklaşıyor. ABD’nin demokrasi ve insan hakları iddiaları, Irak savaşı ve sonrasında takip eden şiddet eylemlerinden dolayı oldukça geçersiz kalmış durumda. Bazı kesimler daha kendisine çekilmiş bir ABD görmekten memnun olacaklardır. Tabii bu da doğrudan bölgeye tam bağımsızlık ve meşruluk geleceği anlamını taşımıyor; zira Rusya, Çin, Hindistan ve Avrupa ülkelerinin bölge üzerindeki rekabeti daha da artacaktır…

https://www.theguardian.com/commentisfree/2016/nov/10/middle-east-donald-trump-president ‘den Çeviren: Burcu Gündoğan

birgün

Estetik için eşekleri katlettiler!

Çin’de bir kozmetik firmasının, gençlik iksiri ve serumu yapımında kullanılan deri ve mide sıvısı için günde bin eşeği katlettiği ortaya çıktı.

Habertürk’ün haberine göre; Çin’de faaliyet gösteren Shandong Dong’e Ejiao adlı dev kozmetik üreticisinin dünyaya pazarladığı ürünler için eşek çiftliği kurduğu belirtildi.

Şirketin, satış rekor kıran gençlik serumu için eşeklerin midesindeki özel sıvı ve derisini kullandığı ortaya çıktı. Şirketin yanına kurulan eşek çiftliğindeki katliamın, olaya tanık olan vatandaşların polise haber vermesi üzerine deşifre oldu. Gençlik serumu ve kozmetik üretimi için eşekleri öldüren ve özel sıvıyı kullanan şirkete tarihi ceza verileceği belirtildi.

Savaş anayasası hazırlanıyor

YAŞAR AYDIN

Geçen haftaya damga vuran olay kuşkusuz ki Donald Trump’ın yeni ABD başkanı seçilmesi oldu. Ama en az bu olay kadar konuştuğumuz bir başka başlık ise başkanlık ve buna bağlı olarak tartışılan yeni anayasa oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bir an olsun konunun gündemden düşmesine izin vermedi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Başbakan Binali Yıldırım da Erdoğan’a bu konuda tam destek verdi. Erdoğan’dan sonra Başbakan Yıldırım ile de görüşen Bahçeli, başlattığı tartışmayı nihayetlendirmeye doğru büyük adımlarla ilerliyor.

Anayasa toplumu ikiye böler
AKP ve MHP’nin başkanlıkla taçlandırdıkları milliyetçi-muhafazakâr anayasa, Türkiye’nin sorunlarını çözmek bir tarafa toplumu ikiye bölmekten başka rol üstlenmeyecektir. Böyle bir anayasa ile toplumun karşısına çıkılması teknik ve hukuksal birçok noktadan eleştirilebilir, mahkûm edilebilir. Ama daha hiç oralara gelmeden çok daha kökten itiraz başlıkları var ki işin esasını oluşturuyor.

Savaş anayasası: Türkiye toplumu içeride iç savaş koşulları yaşıyor. Her gün onlarca genç ölüyor. Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin bölgeye dâhil olma biçimi sınır ötesinde bir savaşın da kapımızda olduğunu gösteriyor. Bu koşullarda yapılacak anayasa ancak savaş anayasası olur.

OHAL anayasası: Türkiye yaklaşık dört aydır OHAL ile yönetiliyor. Her türlü demokratik kurum ve kuruluşlar tehdit altında. Yüzlerce gazeteci, akademisyen ve politikacı cezaevinde. Binlerce çalışan işlerinden el çektirilmiş durumda. Dernekler, vakıflar, basın kuruluşları kapatılıyor. Bu koşullarda hazırlanan anayasa ancak OHAL Anayasası olur.

Bölücü anayasa: Tüm kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki başkanlık ve anayasaya destek, iki partiye verilen oyların çok altında. En iyimser anketlerde bile yeni anayasaya onay yüzde 50’yi kıl payı geçiyor. Böylesi temel bir değişimi öngören yeni anayasa Türkiye’yi tam anlamı ile ikiye bölecek.

Nikâh neden kıyılmıyor
AKP ve MHP arasında yapılmaya çalışılan anayasanın olmazları arasında kulislerde konuşulan teknik konular da var. Teknik diyoruz çünkü bu iki parti, milliyetçi-muhafazakâr bir çizgide anlaşmış gözüküyor.

Bahçeli parti içini düşünüyor: MHP grubuna bakınca anlayabileceğiniz bir gerçek var ki o da Bahçeli’ye parti içindeki vekil desteği 20 civarında. Bu da grubun yarısı anlamına geliyor. Parti tabanındaki destek ise Meclis grubundan daha da zayıf. Bahçeli, AKP ve Erdoğan ile girdiği bu ortaklığın kazananı olduğunu herkesten önce parti kamuoyuna anlatmak zorunda. Bu yüzden AKP’yi sonuna kadar zorluyor.

İdam tartışmaları: Görüşmelerde Bahçeli’nin “İdam maddesini ayrı getirin” ısrarı AKP’de kafaları karıştırdı. Bahçeli’nin idama “evet” deyip, Anayasa’da yan çizmesi ihtimali AKP’lilerin kafasını karıştırıyor.

Meclis aritmetiği AKP’yi düşündürüyor: Meclis’e gelecek Anayasa taslağına MHP grubunun en az yarısının karşı duracağı kesin. AKP’nin hiç fire vermediği düşünüldüğünde “evet” oyu 335 civarına denk geliyor. Bu çok kritik bir rakam. AKP içinde yaşanacak küçük bir fire başkanlık hayallerinin en az bir yıl zorunlu olarak rafa kaldırılması demektir.

Kritik hafta
Yıldırım anayasa taslağı için bu hafta bitecek bir takvim açıkladı. Bu da MHP ve AKP arasında diyaloğun hızlanacağı anlamına geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan haftanın iki gününü Asya’da geçirecek. O yüzden son karar önümüzdeki hafta sonu verilir, tabii bu hafta yaşanacak temasların olumlu geçmesi durumunda. Bir sonraki haftaya kalma ihtimali de var. Tüm bu temaslara ve uyum görüntüsüne rağmen taslağın Meclis’e getirilememe ihtimali halen var ve çok da düşük bir ihtimal değil.

***

Muhalefet sokağa iniyor

CHP geçen 10 gün içinde iki MYK ve iki de PM toplantısı yaptı. Bu toplantılardan somut olarak Adana mitingi ve PM bildirisini her koşulda savunmak çıktı. Parti yetkililerinden aldığımız bilgiye göre; baskılara ve başkanlık anayasasına karşı organize edilen Adana mitingi sonrası kitlesel buluşmalar artarak devam edecek.
Diğer bir buluşma Kartal’da Birleşik Haziran Hareketi’nin 20 Kasım’da gerçekleştireceği miting. Haziran’ın bu organizasyonu teslim alınmaya, soluksuz bırakılmaya çalışılan demokrasi güçleri için de önemli bir moral olma özelliği taşıyacak.

birgün

Kılıçdaroğlu’ndan ‘CHP’nin kapatılacağını düşünüyor musunuz’

Enver Aysever’in RS FM’deki programına katılan CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “CHP’nin kapatılacağını düşünüyor musunuz” sorusuna yanıt verdi.

Sputnik’te yer alan habere göre; “Bu tablo ortadayken ‘Hayır, kimse bana dokunamaz’ demeyi doğru bulmuyorum” diyen Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“(AKP’de ByLock kullanan bakanlar var iddiası) 4 bakan var. Elde bu tür bilgiler var ama bunların belgeyle desteklenmesi gerekiyor. Şunu da gayet net biliyorum. Bylock kullananların isimleri seçilerek savcılıklara bildiriliyor. AKP’li milletvekilleri ve bakanlar için koruma kalkanı var.

Yenikapı’ya gitmekten pişman değilim. Neden olayım? Türkiye’de bir daha darbe olmaması için 12 maddeyi açıkladım. O maddelerin hepsi doğrudur.

CHP’NİN KAPATILACAĞINI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?
Baskıcı rejimler belli yöntemlere başvururlar. AKP, 15 Temmuz’dan sonra ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ dedi, demokrasi dedi. Bugün gelinen noktada tam tersini yapıyor Adalet ve Kalkınma Partisi. Söylediğim şeyleri Taksim’de söyleyince, Yenikapı’da söyleyince alkışladılar. Grup Toplantısında söylediğimdeyse eleştirdiler. Yeniden CHP’ye saldırma dönemi başladı. Baskıcı dönemlerde Ecevit, Baykal sorgulanmıştır, tutuklanmıştır, gözaltına alınmıştır. Biz de bugün benzer şeylere maruz kalabiliriz. Bu tablo ortadayken ‘Hayır, kimse bana dokunamaz’ demeyi doğru bulmuyorum.”

‘Cepte OHAL’ ilan edildi

Başbakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarına gizli ibareli bir yazı göndererek “akıllı telefonların” tehlikelerini sıraladı. OHAL büroları kanalı ile tüm personele gönderilen yazıda, “Her türlü bilgiye; rehbere, takvime, telefonun kısa mesajlarına, galeriye erişilebilir. Telefonlardaki kameralar çalıştırılabilir. Ortam dinlemesi yapılabilir. Kullanıcının konum bilgisi anlık olarak tespit edilebilir” uyarılarına yer verildi. “WhatsApp, Viber, Telegram gibi anlık mesajlaşma uygulamaları aracılığı ile gerçekleştirilen iletişim istihbari amaçla kullanılabilir” ifadelerinin kullanıldığı yazıda, “Başta WhatsApp olmak üzere diğer benzer uygulamalara alternatif olarak milli uygulamaların kullanılması yaygınlaştırılmalıdır” önerisinde de bulunuldu. 

Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, tüm kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilen “Gizli” kodlu yazıda yapılması gerekenler ise şöyle sıralandı: 

Kritik görev icra eden kamu kurum ve kuruluş personelinin çalışma ortamlarında veya görevi sırasında yanında bulundurduğu akıllı cihazın görevin gizliliğini tehlikeye düşüreceği bilinciyle hareket etmesi önem arz etmektedir.

Kurum mahremiyetini içeren görüşme ve yazışmaların anlık mesajlaşma uygulamaları üzerinden yapılmaması uygun olacaktır.

Kurulacak uygulamalar için verilecek izinler dikkatle incelenmelidir.

Uygulama kurulumları, resmi uygulama sağlayıcılarından yapılmalıdır.

Başta WhatsApp olmak üzere diğer benzer uygulamalara alternatif olarak milli uygulamaların kullanılması yaygınlaştırılmalıdır

Erdoğan’ın ‘Ne özeli bunlar genel’ dediği kaset kumpaslarının sırrı çözüldü

AKP, FETÖ’cü bu çetelerin çektiği görüntüleri seçim meydanlarında kullanmıştı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Baykal’ın gizli çekilen özel görüntüleri için “Ne özeli bunlar genel genel demişti” 

Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekili Cem Necip İşçimen ve Ankara Cumhuriyet Savcısı Alpaslan Karabay’ın koordinesinde, Kaçakçılık Daire Başkanlığı tarafından yapılan ve 1 yıl süren soruşturmada 22 olay aydınlatıldı, 29 kişinin mağdur olduğu tespit edildi. 23 kişi şikâyetçi oldu. 89’u İstihbaratçı polis 99 şüphelinin dinleme, izleme, yatak odalarına gizli kamera kurma ve bu görüntüleri internetten yayma olaylarında aktif rol aldıkları ortaya çıktı.

Toygun Atilla imzası ile Hürriyet’te yayınlanan habere göre; İstihbarat içindeki ‘gizli kamera çetesi’nin hedefe koyduğu kişilerin başında bazı siyasetçiler geliyordu. Yatak odalarını izleyerek, telefonları dinleyerek elde ettikleri görüntü ve ses kayıtlarını ağırlıklı olarak siyaseti dizayn etmek için kullandılar. 

SAAT SAAT BELİRLENDİ

FETÖ’cü polislerin gerçekleştirdiği 22 olay aydınlatıldı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, eski MHP milletvekilleri, eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay, eski Ege Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, bazı bürokrat ve bankacıların da aralarında bulunduğu 29 kişinin çete tarafından izlendiği, dinlendiği ve görüntülendiği tespit edildi. 23 kişi müşteki oldu. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı, Ankara ve İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü’nden 89 polisin bu izleme ve görüntüleme olaylarında aktif olarak yer aldığı ortaya çıktı.

BAYKAL’IN ÖZEL GÖRÜNTÜLERİ YAYINLANDI 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın özel hayatına ilişkin görüntüler, Mayıs 2010’da bu  çetenin medyadaki uzantıları aracılığı ile internet sitelerine servis edildi. MHP milletvekili adayları da 12 Haziran 2011seçimlerine günler kala çetenin hedefi oldu. Görüntüleri yayınlanan Deniz Baykal CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti. 

ERDOĞAN: BU GENEL BİR AHLAKSIZLIKTIR 

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bu özel görüntüleri sık sık seçim meydanlarında kullandı. Erdoğan, özel görüntüler için “Kendi eşiyle değil ya! Buna nasıl özel dersiniz bu özel değil, bu genel genel. Bu genel bir ahlaksızlıktır başka bir şey değil” demişti. 

Tayyip Erdoğan ‘kumpas’a bizzat izin vermiş!

MHP’DEN 9 KİŞİ İSTİFA ETTİ 

MHP’lilerin kasetleri çıktığında 12 Haziran 2011 seçime yaklaşık 3 hafta vardı. Bu yöntemle 15 kişilik MHP Başkanlık Divanı’nın çoğu genel başkan yardımcısı konumunda olan 9 üyesi MHP’deki görevlerinden istifa ettiler. Bu 9 kişinin hepsi seçilebilecek yerlerden aday gösterilmişti. Tümü adaylıktan çekilmek zorunda kaldı. Böylelikle Bahçeli’nin kurmayları büyük ölçüde seçim öncesinde tasfiye oldu.

SAHTE İSİMLERLE TELEFONLAR DİNLENDİ 

Yıllar içinde İstihbarat Daire Başkanlığı ve İstihbarat Şube Müdürlükleri’nde örgütlenen FETÖ mensubu polisler 2008’den itibaren harekete geçti. Hedefe koyulan kişilerin önce sahte isimler ve terör örgütü üyesi suçlamaları ile telefonları dinlendi. Soruşturmada, mağdurların telefonlarının 1 ile 3 yıl arasında dinlendiği saptandı. Amaç, hedefe koyulan kişilerin özel hayatlarını, mahremlerini, bağlantılarını mercek altına almaktı. Telefonlarını yasadışı dinledikleri kişilerin evde olmadıkları zamanları tespit ettiler. Evlerine çilingirler vasıtasıyla girdiler. Gizli kameraları ve ses kayıt cihazlarını kimi zaman duvardaki elektrik buatlarına kimi zaman televizyonun içine yerleştirdiler. İstedikleri görüntüyü aldıklarını tespit ettiklerinde, yine çilingirler vasıtasıyla o evlere girip yerleştirdikleri kameraları söküp aldılar.

KİLİDİ ÇİLİNGİRLER AÇTI

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ekipleri önce ‘çilingiri’ bularak soruşturmaya başladı. KOM ekipleri bu çilingirlere ulaştı. Çilingirlerden biri ‘Kılıç’ kod adı ile gizli tanık, Ömer Elvan ise tanık oldu. Çilingirler Hasan Polat, Abdülvahap Polat, Ayhan Aktaş ve Bahattin Özbek bilgi sahibi olarak ifade verdi.

Polislerin girmek için kendilerini kullandıkları evleri tek tek gösterdiler. Bu evlere mahkeme kararı ile giren polisler, elektrik buatlarına ve televizyonlarının hoparlörlerine gizlenen gizli kameraların izlerini tespit etti. Çilingirlerin ifadeleri doğrultusunda şüphelilerin kimlikleri ve evlere girilen dönemler ortaya koyuldu. Şüphelilerin telefonlarının HTS kayıtlarından alınan baz sinyal verileri ise en önemli delillerden biri oldu. Şüpheli polisler gizli kamera yerleştirdikleri kişilerin evlerinde çalıştıkları sırada hepsinin telefonları aynı bazda (hedef kişilerin evinde) sinyal veriyordu. İşleri bittiğinde ise hepsi aynı zaman dilimi içinde kamera yerleştirilen evden ayrılıyordu.

Soruşturma sonunda bu ekipteki polislerin İstihbarat birimleri içerisinde yapılandığı ve tespit edilen evlerde örgüt toplantıları yaptıkları belirlendi. Bu toplantılarda polislerin kimisi hoca sıfatıyla, kimisi abi sıfatıyla diğerlerine önderlik ediyordu.

POLİSLERİN ÖDÜLÜ TERFİ

‘Gizli kamera’ ekibinde yer alan polislerin ödüllendirildiği de tespit edildi. Bu kanunsuz izlemelere katılan polis memurları Osman Karakuzu, İsmail Mehdi Temiz, Ahmet Kabaağaç, Türkay Aydın, Okan Aytekin, Selim Yasdıbaş, Mehmet Koçak, Şerif Yiğit, İzzet Yılmaz, Şaban Albayrak, Ömer Demir, Selçuk Küçükaslan, Şemsettin Dündar, Erhan Sazil, Bekir Tezol, Sinan Altıparmak ve Abdül Köksal ödüllendirilerek komiser yapıldı.

Şüphelilerden komiser Enes Çığci ODTÜ Elektrik – Elektronik Mühendisliği mezunuydu. Dineleme cihazları, elektrik devreleri ve yerleştirilmesi konusunda uzmandı. Örtülü ödenekten, terör örgütleri ile mücadele kullanılması ön görülen dinleme cihazlarını Danimarka’daki bir şirketten alıp getiren de Enes Çiğci’ydi. Dosyada, bu niteliklere sahip bir kişinin polis olmasının örgütsel bir emirle gerçekleştiği ve özellikle bu tip yasa dışı izleme ve dinleme olaylarında kullanıldığı vurgulandı.

TANIDIK İSİMLER

Peki kimdi bu polisler? Soruşturma dosyasına göre hepsinin ortak özelliği İstihbaratçı ve Fetullah Gülen örgütüne mensup olmaları. Şüpheli polislerden 36’sı firar etti, 53’ü yakalandı. Firar edenlerin 15’i emniyet müdürü, 5’i emniyet amiri, 14’ü komiser, başkomiser, 2’si ise polis memuruydu. Şüpheli polisler Ankara, İstanbul İstihbarat Şube Müdürlükleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nda çalışıyorlardı. Şüpheli polisler içinde kamuoyunun çok yakından tanıdığı isimler var: Eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer (Hrant Dink cinayeti, yasadışı dinleme, sahte suikast kumpası ve FETÖ üyeliğinden tutuklu), yine eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan (tutuklu), eski İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmak (tutuklu), eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek (tutuklu), eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Ayhan Falakalı (firari), eski İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Recep Güven (firari), eski Ankara İstihbarat Şube Müdürü Muammer Durmaz (firari), eski İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü Yunus Yazar (firari), eski Ankara İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Zeki Güven (firari), eski İzmir İstihbarat Şube Müdürü Ramazan Karakayalı (firari), eski İstihbarat Daira Başkan Yardımcısı Çoşkun Çakar (firari), eski İstihbarat Daire Başkanılığı Teknik Şube Müdürü Ali Özdoğan (firari).

KRİTİK İSİMLER

Soruşturmanın en dikkat çeken 4 ismi ise eski İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdürü Ali Özdoğan, eski İstihbarat Daire Başkanlığı Teknik Şube Müdür Yardımcısı Sedat Zavar, eski İstihbarat Daire Başkanlığı L4 Büro Amiri komiseri Enes Çiğci ve eski İstihbarat Daire Başkanlığı L11 Bürosu polislerinden İlker Usta’ydı. Bu 4 isim, kaset kumpaslarının en aktif isimleriydi. Bir özellikleri daha vardı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Keçiören’deki ve Çankaya’daki konutuna böcek tabir edilen dinleme cihazlarını da yerleştiren aynı isimlerdi. Enes Çiğci ve Sedat Zavar geçen yıl Romanya’da yakalandı. Türkiye bu 2 kritik ismin iadesi için girişimlere başladı. Emniyet Müdürü Ali Özdoğan ve İlker Usta ise halen firarda.