Ana Sayfa Blog Sayfa 610

Cengiz Çiçek: 31 Mart’ta salladık, 14 Mayıs’ta yıkacağız

HDK Eş Sözcüsü ve Yeşil Sol Parti Milletvekili adayı Cengiz Çiçek ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tarihsel kuruluş amaçlarından biri de yüz yıllık bu tekçi sistemden hesap sormak’ olduğunu söyledi

Demokratik Cumhuriyet’in inşası ve Üçüncü Yol stratejisiyle seçim sahasına inen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), yaklaşık 10 milyon seçmeni olan İstanbul’da 2 milyon oy almayı hedefliyor.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Yeşil Sol Parti İstanbul 2. Bölge adayı Cengiz Çiçek, Avrupa’dan Anadolu’ya seçmenle buluşarak, ikinci yüzyılda Türkiye’nin demokratikleşmesi için Yeşil Sol Parti’nin başarısının önemini anlatıyor.

Cengiz Çiçek kimdir?

Dersim’de 1978 yılında dünyaya gelen Çiçek, ailesiyle birlikte 1985 yılında göç etmek zorunda kaldı. İlkokul, ortaokul ve lise dönemini emekçi bir çocuk olarak geçiren Çiçek, erken yaşlarda sınıf çelişkisiyle Türkiye’nin en batısındaki kentlerden biriyle tanıştı. Politik bilinci de bu yılların etkisiyle güçlenen Çiçek, hem çalışıp hem okuyan bir öğrenci olarak 1997 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı.

Üniversitede 1998 yılında içinde doğduğu Kürt halk sorunuyla tanışan Çiçek, sosyalist mücadeleye atıldı. Siyasi hayatının da başlangıcı olan bu yıllarda Çiçek, ilk olarak Halkın Demokratik Partisi (HADEP) Gençlik Kolları’nda mücadele etmeye başladı. Mezun olduktan sonra Kürtlerin özgürlük mücadelesini yürütenleri avukat olarak gönüllü olarak savunan Çiçek, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yaptı, bu süreçte tutuklanarak 3 yıl cezaevinde kaldı.

Tahliye olması sonrası Çiçek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Eş Başkanlığı görevini üstlendi, daha sonra partinin Merkez Yürütme Kurulu’nda yer aldı. Çiçek, 1998 yılında başlayan siyasi mücadelesini, HDK Eş Sözcülüğü olarak sürdürüyor. Evli olan Çiçek’in, Eva ve Çiyager isimli çocuğu bulunuyor.

14 Mayıs seçimlerinde Yeşil Sol Parti 2. Bölge milletvekili adayı olan Çiçek Mezopotamya Ajansından Özgür Paksoy’un sorularını yanıtladı.

  • AKP’nin “Çöktürme Planı” ile başlattığı son 7 yıllık süreçte, HDP siyaset sahnesinden yok edilmek istendi. Nitekim kapatma davası sürüyor. “Halkımızı alternatifsiz bırakmayacağız” dediniz ve Yeşil Sol Parti ile yola devam ediyorsunuz. Seçimlere gelmeden, bu seçeneğin Kürt halkı ve Türkiye halklarının geleceği açısından önemi nedir? 

Öncelikle AKP-MHP iktidarını doğru tanımlamak gerekiyor. Son yıllarda, bu iktidarın Kurdistan ve Türkiye halkları üzerinde baskı politikalarını, faşizan politikalarını ve diktatörlüğü arttırdığını gözlemliyoruz. Toplumu nefes alamaz bir durumda tutuyorlar. Ancak biz AKP-MHP iktidarını özel olarak Türkiye ulus devletinin yüz yıllık tarihsel sürecinde özel bir yere konumlandırıyoruz.

Aslında, cumhuriyet kurulurken ve devlet inşa edilirken, bütün farklı kimliklerin ve ötekilerin inkarı üzerine kuruldu. Bu inkarcı ve tekçi sistemin homojen ulus hedefiyle kendisini var etmeye çalışan bir sermaye odaklı egemenlik alanından doğru politika üretmeye çalışan bu yüz yıllık kötülük, AKP iktidarıyla beraber sermaye düzenine yeni bir halka eklenmiştir. AKP, bu tekçi sistemi var etmiş olan ve devlet içerisinde kendi rızasını da üretmeye çalışan bir iktidar olmuştur.

Emek ve Özgürlük İttifakı olarak, AKP-MHP iktidarından güncel olarak hesap sormak ve halkların gerçek demokratik ve özgürlük seçeneğini sunmak istiyoruz. AKP, Kürtleri ne kadar baskılarsa, Kürt siyasetini ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini ne kadar tasfiye ederse, devlet içerisinde de o kadar ciddi bir alan açacaktır.

İttifakımızın iki temel parametresi var: birincisi, yüz yıllık tekçi sistemden hesap sormak ve farklı kimlikleri, halkları, inançları, kadınları ve gençleri ötekileştirmeye odaklı bu sermaye öncelikli düzenden tarihsel bir hesap sormak. İkincisi, AKP-MHP iktidarının tekçi sistemi içerisinde kendisini daha fazla büyütmüş ve halklar aleyhine tehdit unsuru oluşturmuş güncel politikalarından hesap sormak.

Toplumun birlik ve ittifak siyaseti ile büyüdükçe, toplumsal kabulü arttıkça ve ciddi bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüttüğü dönemlerde başarı elde edildi. Bu başarı, çoklu mücadele, ittifak siyaseti ve toplumsal mücadelenin bir sonucudur. Ezilen kimlikler için demokrasi ve özgürlük seçenekleri sunan bir birlik fikriyatı, halklar ve ezilenler arasında seçenek haline geldi.

Geçtiğimiz 10-11 yıl boyunca, bu birlik fikriyatının başarısı kanıtlandı ve bu birlik, toplumsal mücadele tuttuğu için artarak büyüdü. Ancak, yargı ve siyasal kumpasların artması, bu birliği daha da önemli hale getirdi. İkinci yüzyıla giderken, seçimler başta olmak üzere, her alanda bu birlik fikriyatının yayılması ve emekçilerin, kadınların, gençlerin, doğa savunucularının ve halkların ittifakı haline getirilmesi gerekiyor. Bu, yaşamlarımızı demokratikleştirirken, demokratik kültürün de dışa dönük olarak ciddi bir güven oluşturmasını sağlayacak.

İçerde birlik ve ittifak halinde olmak, toplumsal kimlikler, sınıflar, kadınlar, gençler ve inançlar ittifakı haline getirildikçe, demokrasi ve özgürlük seçeneği haline gelecektir. Bu, tekçi sisteme tarihsel bir müdahale olarak değerlendirilmelidir. Seçimler, bu tarihsel müdahalenin en önemli yollarından biridir ve AKP-MHP iktidarına karşı tarihsel bir müdahalede bulunmaktır. Bu sapma rejimi, toplumsal hakikati inkar eden bir sermaye öncelikli düzendir ve bizler hayatlarımızı kendi elimize almak istiyoruz.

  • Bu ittifakın, birlik ruhunun parlamentodaki temsiliyeti de önemsiyorsunuz. Burada sağlanacak çoğunluğun toplum açısından getirisi ne olur?

İkinci Meclis’ten bugüne parlamentodaki temsiliyet dağılımlarına baktığımızda, sistemin oluşturmaya çalıştığı parlamenter zemin daha çok halkların, ezilenlerin, kadınların, gençlerin temsiliyetinden ziyade değildi. Tam tersi devletin çıkarlarını önceleyen, ulusal ve ulusal çıkarlarını önceleyen, toplum dışı, topluma düşman, topluma yabancılaşmış, doğaya düşman, kadına düşman, gençliğe düşman, Kürt’e düşman, Alevi’ye düşman, emekçiye düşman bir parlamento gerçekliğinden bahsediyoruz.

Halkların Demokratik Partisi ve sonrasında örmeye çalıştığımız Yeşil Sol Parti’nin temsilcilerinin parlamentoya girmesinin kendisi, halkın, emekçilerin, ezilenlerin kendisinin parlamentoya dahil olmasıdır.

  • Seçim meydanları hareketli, sizin cephenizden en büyük başarıyı yakaladığınızın 7 Haziran hatırlatması yapılıyor. Siz de sahadasınız, seçmenle buluşuyorsunuz, nasıl bir hava esiyor?

7 Haziran sürecine benzer bir sürecin, toplumsal öfkenin birikmesinin, toplumsal isyanının büyümesinin en temel nedeni de AKP’nin bu politikalarıdır. Artık toplum başka bir yol arıyor.

7 Haziran sürecinin coşkusunun, gerçekten büyüsünün en temel faktörlerinden biri şuydu; Kürt sorununda bir normalleşme süreciydi. Sonuçlarından bağımsız düşünüyoruz. Kürt sorunun daha toplumsal zeminde, sadece belli siyasal elitler içerisinde değil, toplum içerisinde ve halk içerisinde daha fazla anlaşıldığı, daha fazla normalleştiği, daha fazla hoşgörünün hakim kılındığı bir dönemde 7 Haziran sürecini yaşadık ve bu siyasal iklimin yumuşaması, toplumsal diyaloğun, siyasal diyaloğun çıtasının yükselmesi, aynı zamanda 7 Haziran havasını yaratan temel etkenlerden biriydi. Bugün tersi bir şey yaşıyoruz. Tersi olan durum nedir bugün? Özellikle 7 Haziran’dan sonra AKP-MHP faşizminin halklar üzerinde, toplumsal muhalefet üzerinde, Kürtler üzerinde, Aleviler üzerinde, kadınlar üzerinde çok ciddi baskı süreci yaşıyoruz. Gerçekten kuşatma süreci yaşıyoruz, tasfiye süreci yaşıyoruz, siyasal soykırım süreci yaşıyoruz. Daha dün Kobanê kumpas davasında arkadaşlarımıza ağırlaştırılmış ağırlaştırılmış müebbet cezası istendi.

AKP-MHP iktidarı bugün 7 Haziran’dan bu yönüyle intikam almak istiyor ve bir 7 Haziran’ın tekrardan gerçekleşmesini istemiyor.

Bugün 7 Haziran sürecine benzer toplumsal dinamiği yaratan da AKP’nin bu ekonomi politikalarıdır, kültür politikalarıdır, kadın politikalarıdır, gençlik politikalarıdır, sermaye öncelikli politikalardır. Özellikle 7 Haziran sürecine benzer bir sürecin, toplumsal öfkenin birikmesinin, toplumsal isyanının büyümesinin en temel nedeni de AKP’nin bu politikalarıdır. Artık toplum başka bir yol arıyor, İnsanlar artık şunun çok iyi farkında; ekmek davası özgürlük davasıyla iç içe girmiştir. Kürtlerin statü mücadelesi, kadınların özgürlük mücadelesiyle iç içe girmiştir. Başka yolumuz yok! Çekilebildiğimiz kadar çekildik ama bundan sonra özellikle 14 Mayıs seçimleri süreciyle birlikte toplumun hamle yapma dönemidir, toplum artık AKP-MHP iktidarından kurtulmak istiyor.

  • 14 Mayıs’ta bu başarının sağlanacağından umutlu musunuz?

Artık tek başına kurtulamayacağız. Ya hep beraber ya hiçbirimiz. 14 Mayıs’ın bizler için en temel önemi o. Ya faşizmin karanlığına teslim olacağız ya tek adam diktatörlüğüne teslim olacağız ya da tek adam diktatörlüğünü yıkacağız ve yeni bir ülke inşa edeceğiz. Alın terimizle, ferasetimizle, biriktirdiklerimizle yeni bir ülke inşa etmek zorundayız. Adil, yaşanabilir bir düzen, refah içinde bir düzen, herkesin herkesi tanıdığı, hoşgörüyle yaklaştığı, bir hoşgörü düzeni, bir diyalog düzeni, kendini yeniden tanıma düzeni yaratmak zorundayız. Bu iktidar bizi birbirimize yabancılaştırmak istiyor. Gerçekten ‘en büyük bölücü kim?’ diye soracak olursanız, bu iktidarın politikalarının kendisidir.

  • İstanbul seçimlerine gelecek olursak, Türkiye’nin tamamını etkileyen bir kent. Deyim yerindeyse seçimlerin kaderini belirliyor. Siz de bu kentten adaysınız, nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

İstanbul hem yerel seçimlerde hem genel seçimlerde ülkenin, Kurdistan’ın kaderini belirleyen en önemli merkez, en önemli kent. İstanbul bir bütün olarak Türkiye ve Kurdistan’ın kendisi, İstanbul emekçi kenti, İstanbul kadın kenti, İstanbul gençlik kenti, İstanbul üretim kenti. Buradan baktığımızda İstanbul’daki seçimler, AKP-MHP iktidarından kurtulma adına çok önemli, çok kıymetli ve çok hayati. İstanbul’da bir oyumuz boşa gitmemeli, Emek ve Özgürlük İttifakı ve onun çatısı altında seçime giren Yeşil Sol Parti’ye bütün emekçilerin, bütün kadınların, bütün kimliklerin, bütün inançların oy vermesi gerekiyor. Çünkü gerçek kurtuluş programı, gerçek demokrasi programı, gerçek eşitlik programı, adalet programı bizde var. Toplumun çıkarlarını bu program kolluyor, o yüzden Yeşil Sol Parti’ye verilen her oy, AKP-MHP iktidarından koparılmış birer milletvekili olacak.

Özellikle 14 Mayıs’a giderken ‘bunlar zaten gidiyor’ rehavetine kapılmayacağız. Bunların gidişini kesinleştirmek için, bunları sandığa gömmek için mahalle mahalle, köy köy, sokak sokak, ev ev dolaşacağız. Her evimizi, her evi, her fabrikayı bir çalışma evine, örgütlenme evine dönüştüreceğiz. Garantiye alacağız işimizi, bu ciddiyetle Yeşil Sol Parti her mahallede, her sokakta, her köyde, her fabrikada olacak.

Bunu bu seçimlerde daha fazla sahiplenmek zorundayız. 31 Mart’ta salladık, tökezlettik, 14 Mayıs’ta yıkacağız. Bu öz güvenle hareket etmek zorundayız.

  • Seçmene bir çağrınız var mı?

Bütün partili dostlarımıza, yoldaşlarımıza, müttefik güçlerimize bu çağrıyı yapıyoruz; Seçim süreci hem bir seçim çalışması, AKP-MHP iktidarını sandığa gömme hedefiyle yürütülmeli. Aynı zamanda politikayı büyütme hedefiyle yürütülmeli. Öz örgütlenmeyi büyütme hedefiyle yürütülmeli. Yerinden öz iradesiyle çalışmalar bu minvalde yürütülmeli ama bunu yaparken de seçim sonrasını da düşünerek bunların her türlü hile, hurdayı yapacağını da düşünerek, karşımızda yüzyılın en büyük soyguncusu var. Bunlar her şeyi çaldı elimizden, oyumuzu da çalabilirler. Bu reel bir okuma, korkuyu yayma değil, kendimize güveniyoruz. Bunların hırsızlıklarına, sandıkların üstüne yatarak gerekirse geçit vermeyeceğiz. Sadece oy vererek yurttaşlık ödevimizi görmeyeceğiz. Sandıklarımıza, geleceğimize sahip çıkacağız. Oy sayımında bulunacağız, müşahit arkadaşlarımız başta olmak üzere herkes verdiği oya sahip çıkacak. 14 Mayıs seçimleri aynı zamanda halkın kendi öz örgütlülüğünü ve seçim sonuçlarına sahip çıkma süreci olarak değerlendirmeli. Biz bunları yıkacağız, bunlar gidecek, gitmek zorunda. Başka hayat yok, başka gidecek yerimiz yok.

Bunları götürmek, bizim için artık bir onur görevidir. Toplumsal ahlak, eşitlik, özgürlük, devrimcilik, yurtseverlik görevidir. O yüzden bunlar gitmez demeyin, bunlar gidecek. Başka seçenek yok, başka seçeneklere tahammül de yok. Bunlar gitmemek için direnecekler, biz de bunları göndermek için, sandığa gömmek için daha fazla çaba göstereceğiz. 15 Mayıs sabahı, kentlerimizin yeşillendiği, sol seçeneğe kavuştuğu, Kürtlerin özgürlük mücadelesinin daha fazla seçenek haline geldiği, emekçilerin daha huzurlu olduğu, insanların hayata, geleceğe, bahara daha fazla güvenle baktığı bir sabah olacak.

HABER MERKEZİ

#Cengiz #Çiçek #Martta #salladık #Mayısta #yıkacağız

Baluken’den mektup: Karanlıktan arta kalan tek şey umut olmalıdır

HDP’nin önceki dönem Grup Başkanvekili İdris Baluken cezaevinden çıkışından sonra gelen destek mesajlarına ilişkin teşekkür mektubu yayınladı. Baluken ‘Siyaseti iktidar amaçlı başa taç geçirme hırsları yerine, barış hedefli sırtta yük taşıma erdemi üzerine oturtmaya çalışmalıyız’ dedi

HDP’nin önceki dönem Grup Başkanvekili İdris Baluken cezaevidnen çıkmasından soran kendisine geçmiş olsun dileklerini iletenlere teşekkür etti.

Baluken yayınladığı mesajda “Farklı fikir ve parti mensubiyetlerinin temel değerler ve insani ilişkiler hususunda göstermiş oldukları hassasiyet, ortak bir yaşam ile demokratik bir gelecek açısından oldukça umut verici bir durum oluşturmaktadır. Gösterilen ilgi, siyasi çalışmalarımızın temelini oluşturan ve ömrümüzü vakfetmekten yüksünmediğimiz görev ve sorumluluklarımızı arttırmıştır” ifadelerini kullandı.

Baluken mesajın devamında barış diline ihtiyaç duyurulduğunu vurgulayarak “Çoğu kez kuru bir gürültünün ötesine geçemeyen karamsar ve çözümsüz sözlerin yerine, az sözle çok şey söyleyerek çözüme katkı sunan yeni bir barış dili ve söylemine ihtiyaç vardır. Bu süreci barış, demokrasi ve özgürlükleri esas alan bir yaşama dönüştürmek başta siyaset kurumu olmak üzere tüm yurttaşların ve toplumsal kesimlerin öncelikli görevidir” dedi.

Baluken’in mektubu şöyle:

“Bugüne dek barış, demokrasi, özgürlük başta olmak üzere temel insani değerler ile onurlu ve eşit bir yaşamı önceleyen siyasi çalışmalar gerçekleştirdik. Bu çalışmalar esnasında muhatap kaldığımız yargısal süreçlerin haksız, hukuksuz ve siyasi saiklerle gerçekleştirildiği iç ve dış kamuoyu ile hukuk camiasının ortak kanaatidir. Genişleyen adaletsizliklerden şahsıma düşen pay 6,5 yıllık fiziksel esaret koşulları ile kesintisiz bir şekilde sürdürülen mahkeme süreçleri olmuştur. Uluslararası ve ulusal yargı mercilerince oldukça gecikmiş olarak verilen son kararlar neticesinde 5 Nisan 2023 tarihinde denetimli serbestlik kapsamında tahliye işlemim gerçekleştirilmiştir.

Tahliye işleminin gerçekleştiği andan bugüne dek gerek doğrudan ziyaretler gerek telefon aramaları gerekse de basın ve sosyal medya aracılığıyla geçmiş olsun dileklerini ileten kişi ve kurumlara yürekten teşekkürlerimi sunuyorum. Farklı fikir ve parti mensubiyetlerinin temel değerler ve insani ilişkiler hususunda göstermiş oldukları hassasiyet, ortak bir yaşam ile demokratik bir gelecek açısından oldukça umut verici bir durum oluşturmaktadır. Gösterilen ilgi, siyasi çalışmalarımızın temelini oluşturan ve ömrümüzü vakfetmekten yüksünmediğimiz görev ve sorumluluklarımızı arttırmıştır. Bu dönemde küçük bir sevincin dahi farklı kesimlerde yarattığı bu ortak duyguya bakarak barışa dair güçlü bir toplumsal umut ve iradeye tanık olduk.

Çoğu kez kuru bir gürültünün ötesine geçemeyen karamsar ve çözümsüz sözlerin yerine, az sözle çok şey söyleyerek çözüme katkı sunan yeni bir barış dili ve söylemine ihtiyaç vardır. Bu süreci barış, demokrasi ve özgürlükleri esas alan bir yaşama dönüştürmek başta siyaset kurumu olmak üzere tüm yurttaşların ve toplumsal kesimlerin öncelikli görevidir. Siyaseti iktidar amaçlı başa taç geçirme hırsları yerine, barış hedefli sırtta yük taşıma erdemi üzerine oturtmaya çalışmalıyız. Yaşamı boyunca bir elinde kalem, diğer elinde zeytin dalı taşımaktan onur duyan birisi olarak bundan sonra da karınca misali yangına su taşıma gayreti içerisinde olacağım. Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin tarihsel ve siyasal boyutları olan tüm sorunlarının demokrasi ve özgürlükler eksenindeki köklü bir dönüşüm ve yenilenme süreciyle çözülmesi ortak geleceğimiz için kaçınılmaz gerekliliktir.

Büyük yıkımlar ve karanlık dönemlerden arta kalan tek şey enkaz değil, umut olmalıdır. Bu umudu büyütmek ve yeni yaşamı inşa etmek için hiçbir bedelin boşa ödenmediği bilinciyle bir kez daha geçmiş olsun dileklerinde bulunan herkese teker teker özel selamlarımı ve şükran duygularımı iletiyorum.”

HABER MERKEZİ

#Balukenden #mektup #Karanlıktan #arta #kalan #tek #şey #umut #olmalıdır

Ayten Kordu: Dersim ‘Rehak-Kızılbaş’ topraklarıdır

Yeşil Sol Parti’nin Dersim adayı Ayten Kordu, HADEP’le başladığı mücadeleye Yeşil Sol Parti’de devam ediyor. Dersim’de sosyalistlerin ortak adayı olan Kordu, “Dersim’de bu güç var. Dersim, ‘Rehak(Kızılbaş)’ topraklarıdır. Mücadelemize sonuna kadar inanıyoruz” dedi

Toplumsal dönüşüm yaratma ve erk siyasetini değiştirme iddiasına sahip olduklarına işaret ederek, “Kendi içimizde bile zihniyet devrimi yürüten bir hareketiz” dedi.

Cumhurbaşkanı ve 28’inci dönem milletvekillerinin belirleneceği 14 Mayıs’a sayılı günler kalırken, Emek ve Özgürlük İttifakı içinde seçime giren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) çalışmaları da hız kesmeden sürüyor. Seçim sonuçları merakla beklenen kentlerden biri de Dersim. 67 bin 2013 seçmenin oy kullanacağı Dersim’de tek milletvekili seçilecek.

28’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Dersim’de Yeşil Sol Parti listesinden aday olan Ayten Kordu, HADEP’ten bu yana aktif çalışma yürütüyor. Kordu, seçim çalışmalarını, partinin Kadın Beyannamesi ve yürüttükleri mücadeleyi Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.

Ayten Kordu kimdir?

1971 Erzincan doğumlu Ayten Kordu, 1992’de aktif çalışmalara başladı. Sosyoloji mezunu olan Kordu, Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) Kadın Komisyonu’nda yer aldı. Kadın Komisyonluğu Başkanlığı Bağcılar İlçe Yönetimi,  İstanbul İl Yönetimi ve 1999’dan 2003’e kadar da merkez kadın kolları alanında çalıştı. 2003-2011 yılları arasında da Gökkuşağı Kadın Derneği çalışmalarında bulundu. Gökkuşağı Kadın Derneği’nin 2 dönem başkanlığını yapan Kordu, 2015 yılından sonra Dersim’e taşındı. Gökkuşağı Kadın Derneği’ndeki çalışmalarında 2’nci yılını doldurmadan atanan kayyımların etkisiyle ve kendi deyimiyle “kayyıma aldığım tutum” neticesinde kadın politikaları görevinin durdurulduğu ve operasyonlar neticesinde de 2,5 yıl cezaevinde kaldı.  Cezaevinden sonra kendi tanımlamasıyla “Rehak (Kızılbaş)” toprakları Dersim’e geri döndü.

Dersim’de mücadele ilmek ilmek örüldü

MA’dan Zerrin Sargut’a konuşan Ayten Kordu “Dersim, mücadelenin ilmek ilmek örüldüğü bir değerler bütünüdür” dedi. Dersim’de açılışı gerçekleştirilen büronun “jin, jiyan, azadî” sloganıyla açıldığına dikkati çeken Kordu, “Açılışımız ‘jin, jiyan, azadî’ ile başladı. Bu sadece bir slogan değil, aynı zamanda bizim için Ortadoğu ve Dünya’ya yayılmış, kadın mücadelemizin kadın kurtuluş ideolojimizin ete kemiğe büründüğü ifade biçimidir. Sadece ifade biçimi olmamakla birlikte, bir yaşam bütünlüğüdür.  Dersim’de halka hizmet etmek benim için oldukça onur verici. Kadın Beyannamemizde yüzde 45’lik bir kotamız var. Hedefimiz ilerleyen süreçlerde daha fazla temsiliyet sağlamaktır. Kadın politikalarımız eş başkanlık süreci ve öncesinden gelen bir politikadır. Yeşil Sol Parti’yle birlikte Türkiye halklarının, Türkiye kadınlarının, Kürt Kadın Hareketinin kendi taleplerini seçim beyannamemizde bulabilirler. Ortaklaşarak, tartışılarak oluşturulmuş bir beyannamedir.” diye konuştu.

Kadın mücadelesinin önemi

Eşit temsiliyetin kadın politikaları açısından önemli olduğuna vurgulayan Kordu, “eşit temsiliyet” kavramının Yeşil Sol Parti Kadın Beyannamesi’nde yer aldığını hatırlattı. Kürt kadın hareketinin Ortadoğu’da ve Avrupa’da tüm kadınlara ilham kaynağı olduğunu sözlerine ekleyen Kordu, şunları söyledi: “Kadın temsiliyeti, programımızda ve seçim beyannamemizde yer aldı.  Bu bizim için oldukça önemlidir. Kürt kadın hareketi sadece kendiyle kalmadı, aynı zamanında kadın eksenli bakış açısını jinelojî alanında da geliştirerek siyasetin, felsefenin, hayatın yeniden yorumlanması sözlü tarihle birlikte yeniden ele alınarak bakış açısının görünmesini sağlayan, temel bir çalışma oldu. Bunlar bizim beslenme kaynaklarımızdır. Kadın beyannamemizde ekonomiden yoksulluğa, ekolojiden yaşama, 6284 Sayılı Kanundan İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına kadar, kadınların kazanımları gasp edilmeye çalışıldı. Türkiye, Yeşil Sol Partiyle birlikte ceplerini genişletmiştir, genişletecektir.”

Zihniyet devrimi

Yeşil Sol Parti’nin kadın temsiliyetini en iyi şekilde yansıtan partilerden biri olduğunu ifade eden Kordu, “200 tane kadın adayımız var.  32 tane 1’inci sıra adayımız var. 260 tane, kadın arkadaşımız var. Buradan bile duruşumuz ve yapmak istediklerimiz bellidir. Belki bu yüzde 45 ama bundan sonra yüzde 55 olacak. Mücadele böyledir, yükselterek büyüteceğiz. Kadın mücadelesi, uzun soluklu bir mücadeledir. Bir zihniyet devrimi gerektiriyor. Dolayısıyla kadın mücadelesi hem kendine ilişkin bir zihniyet devrimi gerçekleştiren hem de erk, erkek devlet düşüncesini hedef alan bir harekettir. Kürt kadın hareketi, bunu ilmek ilmek örmüştür. Bu Jina Emînî ile doruğa ulaşmıştır.” diye konuştu.

Rehak (Kızılbaş) toprakları

Dersim’in kadın politikaları konusunda temsiliyetinin daha görünür kılınması adına büyük bir sorumluluğa sahip olduklarını ifade eden Kordu, Dersim’in bir kadın kenti olduğunu söyledi. Kordu, “Dersim bir kadın kentidir, sokaklarında, köylerinde tarlasında yaşamı çeviren kadınlardır. Dersim’in kadın politikaları konusunda daha görünür kılınması, temsiliyetini güçlendirme gibi bir sorumluluğumuz var.  Bu şehirde büyük emekler var. Edibe Şahin’in ve Aysel Doğan’ın iradesi gasp edildi. Nurhayat Altun hala cezaevinde. Hem pratik politikada hem de değerler yaratmada beslendiğimiz kaynaklar var. Bize bıraktıkları emek sürecini ve değerleri boynumuzda taşımamız gerekiyor. Bunu bütün kadınlarla birlikte gerçekleştireceğiz. Kentin mimarisinden yapısına kadar, kadınlarla toplantılar alarak kentin ihtiyaçlarına göre düzenlemek gerekiyor. Dersim’de çok güç veren bir yaklaşım var. En yüksek temsiliyeti alacağımıza düşünüyorum. Hedefimiz bu, başaracağımıza da inanıyorum. Dersim direnişin de taşıyıcısıdır. Biz bunu Sakine Cansız’dan Zarife Xatun’dan biliyoruz. Dersim Kürt kadın hareketi olarak derinliklidir. O emeklerin hakkını vermek gerekiyor,  Dersim’de bu güç var. Dersim, ‘Rehak(kızılbaş)’ topraklarıdır.  Mücadelemize sonuna kadar inanıyoruz” diye konuştu.

Kadın Bakanlığı kurulacak

Partinin Beyannamesinde yer alan Kadın Bakanlığı ve diğer vaatlere dair de konuşan Kordu, şunları ifade etti: “Kadın Bakanlığı, kadın sorunlarının dinlendiği, ekonomik siyasal sosyal bütün alanlarına geliştirebileceği bir bakanlıktır. Bu açıdan da önemlidir. Kadın Bakanlığı için ayrıca bir bütçenin olması gerekiyor, fakat bu da Kurdistan ve Türkiye’deki kadınlarında ortak belirlediği bir programdır. Ekonomik yaklaşım da, kadınların bakış açısına göre olacaktır.”

‘5 bin yıllık tarihi var’

Dersim’in ittifaklar, renkler ve farklılıklar açısından Yeşil Sol Parti olduğunu belirten Kordu, şöyle devam etti: “5 bin yıllık ataerkil bir tarihten bahsediyoruz. Bu tarih, sadece bir Kadın Bakanlığı açıldığında veya parlamenter sisteme geçilmeden çözülmeyecek. Biz kendi içimizde de zihniyet devrimi yürüten bir hareketiz. Yapacaklarımız bizi özgürlüğümüze ve eşit yaşama daha çok yakınlaştıracaktır. Bunun sorumluluğunu taşıyacağız. Kadın paradigmamız her yerde, kendimizi dönüştürme, toplumsal değişim sağlama, egemen erk siyasetini bir bütün değiştirme iddiasıdır.”

DERSİM

#Yeşil #Sol #Parti #Dersim #adayı #Ayten #Kordu #Dersim #RehakKızılbaş #topraklarıdır

Kalkan: PKK ile en çok Erdoğan görüştü

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Erdoğan’ın herkesi “PKK ile ilişkilendirip” suçladığını belirterek, PKK ile en çok Erdoğan’ın görüştüğünü kaydetti

Yaklaşan 14 Mayıs seçimleri, Uluslarası Süleymaniye Havaalanı’na yapılan saldırıya kadar birçok konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın seçim stratejisini Kürtlerin imhası üzerine kurduğunu vurguladı.

Dünya buna karşı tutum almalı

Medya Haber TV’nin sorularını yanıtlayan Kalkan, 14 Mayıs seçimleri öncesi suikast ve saldırılara değinerek, Demokratik Suriye Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Abdi’ye yönelik saldırıya dikkat çekti. Abdi’ye yönelik saldırının ilk olmadığını ve Abdi’nin “Kaç sefer benzer saldırılara maruz kaldım, hepsi başarısız kaldı” sözlerini hatırlatan Kalkan, “Sadece Mazlum Ebdî değil, Kuzey-Doğu Suriye’de birçok yöneticiye saldırdılar. Biz tedbirlerimizi geliştirmeliyiz ama bütün dünya da bu gerçeği görmeli. Buna karşı bir tavır, tutum olmalı” dedi.

Hesapları Kürtleri öldürmek üzerine

Saldırı ve suikastların seçimle bağının olduğunu kaydeden Kalkan şunları dile getirdi: “Şunu anlıyoruz ki; AKP-MHP faşizmi, MİT’i, kontrgerillayı son sınırına kadar seferber etmiş. PKK yönetimini bulmak ve vurmak için seferber olmuşlar, oradan alacakları sonuçla da 14 Mayıs’ta seçim kazanmak istiyorlar. Geçmişte yaptılar, biraz etkisi oluyor. Şunu hesap ediyorlar; PKK yönetiminden, Kürtlerden, öne çıkmış Kürtlerden bazılarını vurursak ırkçı, şoven, faşist, milliyetçi, Türkçü çevrelerden Türkiye’de oy alır, bu oyları birleştirir, seçim kazanırız. Bugün Tayyip Erdoğan’ın seçim propagandası tamamen bunun üzerine oturtulmuş. Bunu herkes görmeli.”

Ben Kürdüm diyen ya zindanda ya mezarda

AKP-MHP’nin tüm seçim propagandasını Kürt mücadelesine karşı kurduğunu dile getiren Kalkan, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın herkesi “PKK ilişkisi üzerinden vurduğunu” belirtti ve şöyle devam etti: “Halbuki PKK ile en çok Tayyip’in ilişkisi oldu, AKP’nin oldu. Yani İmralı’ya da gitti. Önder Apo ile o kadar görüşme yaptırdılar, Kandil’e de o kadar elçi gönderdiler. Bunu Tayyip Erdoğan yönetimi gönderdi. Herkes biliyor. Oslo’daki görüşmelere de Tayyip Erdoğan yönetimi gönderdi. Bütün bu katliamları yapan MİT Başkanı gitti, görüşmeler yaptı. Şimdi bazıları da gerçekten PKK ile ilişkili olmak suçmuş gibi bu baskı altında kalıyor. ‘Biz değiliz’ diyorlar. Kendileri yaptılar o kadar. Yavuz hırsız, ev sahibini borçlu çıkarır, haksız çıkarır misali. Bunu, Tayyip Erdoğan kadar yapanı bu dünyada hiç görmedik. Çok mu mahir? Öyle değil. Karşıdakiler çok zayıf. Kendilerini savunma güçleri bile yok. Bir tutturulmuş terördür, şudur, budur. Terör filan yok, haksızlıklar var, saldırı var, eşitsizlik var, Kürt soykırımı var, Kürtler yok sayılıyor, yok edilmek isteniyor. TC sınırları içerisinde 30 milyona yakın belki daha fazla Kürt var. Bunların kimliği yok, adı yok, ismi yok, dili yok, ‘Kürt yok’ diyor Tayyip Erdoğan. ‘Var olan öldürülecek’ diyor, öyle karar alıyor. ‘Ben Kürt’üm’ diyen ya zindana ya da mezara girer. Başka bir şey tanımıyor.”

Demokrat adaylara oy verin

Son olarak “Demokratik adaylara oy verin” çağrısı yapana Kalkan, “AKP-MHP faşizmi artık kaldırılamaz bir durumda. Tarihin çöp sepetine atılması lazım. Biraz daha AKP-MHP’nin yönetim olacağını düşünün. Türkiye’de elle tutulur ne kalır? İnsanlık, özgürlük, demokrasi ve kardeşlik adına hiçbir şey kalmaz” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Kalkan #PKK #ile #çok #Erdoğan #görüştü

Yeşil Sol Parti Antalya da 2 vekil hedefliyor

Antalya’da 2 vekil hedefleyen Yeşil Sol Parti Antalya adayları Saruhan Oluç ve Canan Çalağan,  ‘Halkımız iradesine ve geleceğine sahip çıkacaktır. Yaşamı birlikte öreceğiz’ dediler

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14 Mayıs’ta yapılacak olan genel seçimleri için çalışmalarını sürdürüyor. Yeşil Sol Parti’nin iddialı olduğu kentlerden Antalya’da birinci sıra milletvekili adayı Saruhan Oluç, ikinci sıra adayı ise Canan Çalağan oldu.

2018’deki genel seçimde kente, AKP yüzde 34 ile 6, CHP yüzde 29 ile 5, İYİ Parti yüzde 17 ile 3, MHP yüzde 10 ile 1, HDP ise yüzde 7 ile 1 milletvekili çıkardı. 14 Mayıs’taki seçimlerde ise 1 milyon 708 bin 975 seçmenin sandık başına gitmesi beklenirken, nüfus yoğunluğu nedeniyle kentin 16 olan milletvekili kontenjanı da 17’ye çıkarıldı.

 ‘Çoğulcu demokrasiyi inşa edeceğiz’

Yeşil Sol Parti Antalya adayları Saruhan Oluç ve Canan Çalağan, 14 Mayıs seçimlerinin başta kadınlar olmak üzere halklar için çok önemli olduğunu belirtti. Antalya’da güçlü bir seçmen potansiyelinin olduğunu söyleyen Oluç, partilerinin önceki seçimdeki bir vekil sayısını ikiye çıkarmayı hedeflediğini kaydetti. Parti olarak yaşanan yoksulluk ve krizlere karşı mutlak çözümler bulacaklarını belirten Oluç, sosyal ve ekonomik alanda hızlı reformlara ihtiyaç olduğunu vurguladı. Oluç, ayrıca Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü doğrultusunda adımların atılması gerektiğine vurgu yaptı ve Yeşil Sol Parti olarak hedeflerinin, cumhuriyetin ikinci yüzyılında çoğulcu demokrasi anlayışını inşa etmek olduğunu belirtti.

‘Sandık güvenliği önem taşıyor’

Oluç, “2019 yerel seçimlerinden sonra kayyum atamalarıyla halkın iradesi gasp edilmiş oldu ve halk bu seçimlerde kayyumların da hesabını soracak. Halkımız iradesine ve geleceğine sahip çıkacaktır. Herkes yeşil sol parti ağacının altına damgasını vuracak ve güçlü bir grup oluşturacağız mecliste. Halkın desteği fedakar mücadeleci ruhu olmasaydı bugünlere de gelemezdik. Devletin bu seçimde de baskısı seçim gününe kadar sürecek ve her türlü hileyi yapmaya çalışacak. Sandıklara sahip çıkmak bu konuda büyük önem taşıyor.”

‘Ezilenler için yeni yaşam seçeneği’

22 yıllık AKP iktidarında emek sömürüsünün en üst düzeyde ortaya çıktığını ve en demokratik hak alma noktasında dahi mücadelenin ağır şiddetle bastırıldığını ifade eden Çalağan, “KHK rejimi bunların bir parçası oldu. Bende bir KHK’lı olarak emeği gasp edilen emekçilerden biriyim. 14 Mayıs’tan sonra yeni demokratik sürece hep birlikte adım atacağız. Bu iktidardan 14 Mayıs günü emeği gasp edilen emekçilerin haklarını alacağız. Bir daha böyle acıların yaşanmaması içinde emekçilerin en güçlü örgütsel zeminlerinin önünü açacak yasal düzenlemelerin yapıldığı tarihsel bir süreci göreceğiz. Her ne olursa olsun 14 Mayıs’ta tüm ezilenler için yeni yaşam seçeneğini açığa çıkartacağız. Halkımızla birlikte kendi irademiz sahip çıkarak yeni yaşamı öreceğiz. Antalya kadim bir kent. Kadın mücadelesinin, eko kıyıma karşı ve emek alanında ciddi mücadelesi olan kent. Bugünden itibaren tüm farklılıklarımızla bir arada olabileceğimiz hep birlikte bir sürecin içerisindeyiz. Kentte en güçlü kadın temsili olması için çalışmalar yapacağız, halkımız da bu anlamda çok ciddi destek veriyor. Tüm kadınları gençleri, emekçileri bir arada olmaya Yeşil Sol Parti’yi desteklemeye çağırıyorum” dedi.

ANTALYA

 

#Yeşil #Sol #Parti #Antalya #vekil #hedefliyor

Êzidî Sosyolog Azad Barış: Ötekilerin sesini olmak için Meclis’e taşıyacağım

Yeşil Sol Parti Amed milletvekili adaylarından biri de Êzidî Sosyolog Azad Barış Meclis’te ötekilerin sesi olacağını ifade etti

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), seçim çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Partinin vekil aday listesinde çok sayıda farklı isim yer alıyor ve bu isimler farklı kesimleri temsil ediyor. Bu isimlerden biri de Azad Barış.

Azad Barış kimdir?

Êzidî bir Kürt olan Barış, 1969 yılında Riha’nın Wêranşar (Viranşehir) ilçesine bağlı Karacadağ’ın Zewra köyünde dünyaya geldi. Henüz çocukken ailesi ile birlikte Avrupa’ya göç eden Barış, Almanya’nın Freiburg şehrinde lise eğitimini tamamladı. Üniversite eğitimine Hamburg Üniversitesi’nde devam eden Barış, lisans ve yüksek lisans derecelerini Hamburg Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden, doktora derecesini ise felsefe alanında Leuphana Üniversitesi’nden aldı. İngiltere, Amerikan ve Avustralya’da birçok değişim programına katılan Barış, Leuphana Üniversitesi’nde Kültürlerarası İletişim ve Uygulamalı Kültürel Çalışmalar alanında öğretim görevlisi olarak görev yaptı.

Êzidîler başta olmak üzere azınlıklarla ilgili birçok projede yer alan Barış, Avrupa içi entegrasyonu, neoliberalizm ve sosyalizasyon teorileri başta olmak üzere sosyal bilimler alanında çalışmalar yapmakta. Uluslararası birçok gazete ve dergide makale ve yazıları yayınlanan Barış, Alman Sol Hareketi ve Yeşiller içinde siyaset yaptı.

HDP MYK üyeliği yaptı

DAİŞ’in 3 Ağustos 2014’te gerçekleştirdiği Şengal Katliam’ından sonra Halkların Demokratik Kongresi (HDK) ve Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) siyaset yapmaya başlayan Barış, uzun süre HDP Parti Meclisi ve MYK üyeliği yaptı. Bir önceki dönem basından sorumlu HDP Eş Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Barış, Yeni Yaşam gazetesi ve Gazete Karınca’ya yazılar yazıyor. Kendisini “otokton Şengalli” olarak gören Barış, anadili Kürtçenin yanı sıra iyi derecede Almanca, İngilizce ve Türkçe biliyor.

Amedspor’u çağıracağız

MA’dan Eylem Akdağ’a konuşan Azad Barış Êzidîler’i temsilen partisinin aday listesinde yer aldığını ifade ederek“10’uncu sıradayım ve bu meseleye 10 numaradan bakıyorum kesinlikle bu işi başaracağız. Öncelik hedefimiz şu; 12 vekil adayından 11’ini çıkarıp Amedspor’u davet edeceğiz ve onlarla ilk maçı biz yapacağız ama tabii ki diğer arkadaşımızı da dışarda bırakmayacağız, 12-0 yapacağız” dedi.

Değişim hissediliyor

Halk buluşmalarında aldıkları tepkilerin çok iyi olduğunu dile getiren Barış, “Coşku hakim ama insanlar aynı zamanda çok öfkeli. Bu öfkeyi coşkuya, neşeye dönüştürmeye çalışıyoruz. Şu anda inanılmaz bir demokrasi direnişi var, o ruhu sokaklarda hissediyoruz.  Halk buluşmalarında herkes değişimin rüzgârının sesini dinliyor” diye konuştu.

Hesap soracağız

“Yaşatılanlara ilişkin sadece Kürtler olarak değil, halkalar olarak hesap soracağız” diyen şöyle devam etti: “Êzidîler, Aleviler, Çerkezler ve yalnızlaştırmak istediği hatta bitirmek istediği halklar, inançlar olarak hesap soracağız. Biz az bırakılmış haklarız. Az bırakılma kavramı çok önemli. Biz kendiliğimizden eksilmedik, az bırakıldık çünkü sürekli ziyana, katliama uğradık, bu katliamların sonucunda elde etiğimiz sonuç şu; omuz omuza vermesek, el ele vermezsek hiç birimizin bir sonraki güne daha güvenli bir şekilde adım atması mümkün değil.”

Kaybetme lüksü yok

Tüm farklı kimlikten halklara çağrıda bulunan Barış, sözlerini şöyle tamamladı: “Özellikle Êzidî halkına ve diğer bütün halkalara, yani az bırakılmış bütün halklara çağrım şudur; Bu seçimleri ciddiye alın, çünkü bu seçimler kaderimizi değiştirecek. Bu kader sadece biz bireyleri bağlayan bir kader değil. Çünkü bu seçimin sonuçları dalga dalga büyüyecek önce Ortadoğu’ya sonra dünyaya yayılacak. Demokrasi inşa edeceğiz ya da totalitarizmle boğuşarak, tek adam rejimiyle ve bunların tahakkümüne karşı mücadele ederek yine bir 100 yılı kaybedeceği. Kaybetme şansımız ve lüksümüz yok, onun için de birlikte kazanmak için omuz omuza mücadele diyorum. Hep birlikte kazanacağız.”

AMED

#Êzidî #Sosyolog #Azad #Barış #Ötekilerin #sesini #olmak #için #Meclise #taşıyacağım

Musa Anter anmasında fotoğraf çekilmesi suç sayıldı!

Tutuklu gazetecilerden Lezgin Akdeniz hakkında hazırlanan iddianamede  Musa Anter’in anmasına katılmak suç sayıldı

Amed’te 8 Haziran 2022’de gözaltına alındıktan 8 gün sonra tutuklanan gazetecilerden Lezgin Akdeniz’in duruşması 11 Temmuz’da Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. İddianamede, Akdeniz ve beraberindekiler “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezalandırılmak isteniyor.

İddianamenin Akdeniz’e dair bölümünde, yapım şirketlerinin faaliyetleri, haberler ve programlar suçlama konusu yapıldı. İddianamede, “yurt dışında yer alan örgütün basın merkezlerinden yapım şirketleri üzerinden” Akdeniz’e gönderilen bir talimatın olmadığı belirtildi. Ancak Akdeniz’in Ari Yapım Şirketi’nde kameraman olarak faaliyet yürütmesi nedeniyle suçlama konusu yapılan yapım şirketinin tüm içeriklerinin (program, haber) iştiraki olduğu iddia edildi.

 SGK kaydından örgüt propagandasına

Akdeniz’e dair dikkat çeken bir başka ayrıntı ise haber kaynaklarıyla yaptığı telefon görüşmeleri oldu. Akdeniz’in yaptığı programlar için haber kaynaklarıyla yaptığı görüşmelere dair iddianamede şu değerlendirme yapıldı: “Bahse konu tape ile ilgili olarak şüphelinin örgütsel içerikli yayınlar gerçekleştiren  STERK TV isimli haber Ajansına destek veren Ari yapım isimli iş yerinde SGK kaydının bulunması göz önünde bulundurulduğunda Ari yapım isimli iş yerinin terör örgütünü övücü nitelikte yayınların bulunduğu, terör örgütünün propagandasını yaptığı ve kanalın PKK/KCK terör örgütünün yayın organı gibi hareket ettiği anlaşılmış şüphelinin de PKK/KCK terör örgütünün amaç ve ideolojileri doğrultusunda hareket ettikleri (…)”

Apê Mûsa’nın anması suç sayıldı

İddianamede Akdeniz’in 20 Eylül 2019 tarihinde Amed’te Musa Anter’in ölüm yıl dönümüne dair yapılan etkinliğe katılması suçlamalar arasında yer alarak, “Söz konusu örgütsel içeriklerin yer aldığı basın açıklaması ve anma etkinliğine şüphelinin de katılarak fotoğraf taşıyan şahıslar arasında yer aldığı” denildi. Akdeniz’in 8 Mart 2019’da açlık grevindeki bir tutukluyla yaptığı haber; 5 Şubat 2019 tarihinde yine açlık grevindeki bir tutuklunun annesiyle yaptığı röportaj; 24 Eylül 2018 tarihinde Hewsel Bahçeleri’ndeki tahribata dair araştırma haberi suç sayıldı.

Hozan Hemîdo’nun yaşam hikayesi suç delili sayıldı

İddianamede, Akdeniz’in yaptığı “Hafıza” programına dair “1990’lı yıllarda gerçekleşen olaylarla ilgili terör örgütüne müzahir şahısların hayat hikayelerinin konu edildiği…” iddiasında bulunuldu. Akdeniz’in, Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ilçesinde 1993’te JİTEM tarafından katledilen Hamit Gezginci (Hozan Hemido) için yaptığı telefon görüşmeleri de iddianamede yer aldı. İddianamede, programda hayat hikayesi işlenmek istenen Hozan Hemido’ya dair emniyet bilgi sistemleri üzerinden yapılan araştırmada herhangi bir kaydın bulunmadığı ifade edildi. Ancak Hemido’nun yaşamına dair ANF’de yayımlanan bir haber üzerinden, “Hamit GEZGİNCİ isimli şahsın PKK/KCK terör örgütüne müzahir ve PKK terör örgütünün önem atfettiği şahıslardan olduğu, terör örgütü lehine şarkılar bestelediği ve seslendirdiğine yönelik haberin yer aldığı…” değerlendirmesi yapıldı.

Haber: Azad Altay / MA

#Musa #Anter #anmasında #fotoğraf #çekilmesi #suç #sayıldı

Yeşil Sol Parti İzmir adayı Canan Kebeç Özkan: HADEP’ten bu yana mücadelede

Yeşil Sol Parti’nin İzmir’deki kadın adaylarından Canan Kebeç Özkan, HADEP’ten bu yana örgütlü mücadele içinde. KHK’li bir Eğitim emekçisi olan Özkan mücadelesini Meclis’e taşımak istiyor

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), Ege’nin tüm illerinde seçim çalışmaları sürdürüyor. Partinin İzmir’deki 28 milletvekili adayı arasında yer alan kadın adayları, güçlü mücadele gelenekleriyle tüm dikkatleri üzerine çekiyor. O adaylardan biri de İzmir ikinci bölge ikinci sıra adayı Canan Kebenç Özkan.

Özkan Kimdir?

Özkan, 1983 yılında Malatya’da dünyaya geldi. Kürt Alevi bir ailenin çocuğu olan Özkan’ın çocukluk ve gençlik yılları Malatya’da geçti. Ailenin Alevi ve sosyalist kimliğinden dolayı baskı altında büyüyen Özkan, 2000 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliğini okudu. 2004’te mezun olan Özkan, üniversitede okurken Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) çalışmalarında yer aldı. 2004 yılında okuduğu Van’a öğretmen olarak atanan Özkan, sendikal alanda mücadele etti. 2008’de tayin ile İzmir’e gelen Özkan, 2017 yılında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. Özkan, öğretmenliğe başladığından bugüne kadar aktif olarak Eğitim Sen ve KESK içinde görevler alarak hem emek hem de kadın mücadelesi verdi.

HADEP’te gençlik çalışmaları

Özkan, gençlik çalışmalarından başlayıp emek ve sendikal alanlarda büyüttüğü mücadelesini şimdi meclise taşımak istiyor. Malatya’da sistemin her zaman Alevi Sünni çatışması yaratmaya çalıştığını söyleyen Özkan, “Halkları bir birinden ötekişleştiren, özel politikaların yaşandığı kentlerden biridir. Malatya’da yaşayan her Alevi çocuk benim yaşadığım ötekişletirme şiddetine maruz kalmıştır. Bu baskılar altında büyüdüm. İlk politikleşme sürecim 1999 yılında HADEP gençlik çalışmaları ile başladı. Okulu bitirdikten sonrada emek ve sendikal mücadelem başladı” dedi.

Eşitsizlik ve yoksulluk

Özkan seçim çalışmalarına ilişkin MA’dan Semra Turan ve Delal Akyüz’e konuştu.

Öğretmen olduğunda toplumdaki eşitsizliği çocukların gözünden çok daha net bir şekilde gördüğünü ifade eden Özkan, “Alevilerin, mültecilerin ötekileştirilmesini, romanların dışlanmasını, Kürt ve yoksul çocuklarının ezilmesini bir öğretmen olarak çok daha iyi gördüm. O zamanda çocuklar için mücadele etmeliyim dedim. Bunun bilinci ve inancıyla mücadelemi büyütmeye çalıştım” diye belirtti.

Hedeflerimiz var

Emek, demokrasi ve barış mücadelesini sendikal alandan siyasete taşımak istediğini belirten Özkan, neden Yeşil Sol Parti’de yer aldığını şöyle açıkladı: “Kadın özgürlükçü bir paradigma, ekolojik bir toplum, ekolojik bir yaşam, barış içerisinde bir gelecek için Yeşil Sol Parti’den aday oldum. Cumhuriyetin yüzyılı inkar, ret, yok sayma ve asimilasyonla geçti. Bizler Cumhuriyetin en karanlık 20 yılından geçtik. Faşist, tekçi, erkek egemen bir düzen içerisinde son 20 yılımızı tarihin en kanlı en karanlık iktidarıyla geçirdik. Değiştirmek gibi bir umudumuz var. Cumhuriyetin 2’nci yüzyılını inşa ederken, 3’ncü yol perspektifi ile demokratik cumhuriyeti inşa etmek için hedefimiz ve inancımız var. Bu nedenle Yeşil Sol Parti ile yola çıktım.”

Yola çıktık

Umut dolu bir gelecek inşası için yola çıktıklarının altını çizen Özkan, bu seçimden beklentisini şu sözlerle aktardı: “Bu seçimde İlk olarak tecridin kaldırılması, savaş politikasının son bulmasını umut ediyorum. Yıllardır hayalini kurduğumuz onurlu bir barışın kapılarını aralanacağı, onurlu bir barışa yürüyeceğimizin umudunu taşıyorum. Zindandaki bütün arkadaşlarımızı aramızda görmenin ümidini taşıyorum. Bu seçimde savaşın bitmesini, yoldaşlarımızla, özgür günlerde omuz omuza olacağımızı hayal etmek istiyorum. Ama bu seçim şöyle anlaşılmamalı, mücadele seçime endeksli değil. Barış, demokrasi, kadın, emek mücadelesi seçimlerden bağımsız kesintisiz süren bir mücadele ve devam edecek. O nedenle biz bu seçimde onurlu bir gelecek için yola koyulduk.”

İZMİR

 

#Yeşil #Sol #Parti #İzmir #adayı #Canan #Kebeç #Özkan #HADEPten #yana #mücadelede

Ölü bulunan Naz’ın ailesi: Kızımızın intihar ettiğine inanmıyoruz

Sakarya’da hemşire olarak çalışırken, evinde şüpheli şekilde ölü bulunan Cizîrli hemşire Dicle Naz’ın ailesi, kızlarının intihar ettiğine inanmadıklarını belirterek, olayın aydınlatılmasını istedi

Sakarya Korucuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri bölümünde görev yapan 27 yaşındaki Şirnex Cizîrli (Cizre) hemşire Dicle Naz, 13 Nisan’da evinde şüpheli şekilde ölü bulundu. Kesici aletle hayatını kaybettiği beliren Naz’ın, 2 yıldır kentte hemşirelik yaptığı ve bugüne kadar herhangi bir sorun yaşamadığı öğrenildi. Naz’ın hayatını kaybetmesinin ardından çalıştığı hastane yönetimin herhangi bir açıklama yapmaması ve ailesine baş sağlığında bile bulunmaması dikkat çekerken, Naz’ın anne ve babası kızlarının kendini öldürdüğüne inanmadıklarını ifade ederek, olayın bir an önce aydınlatılmasını istedi.

Elbiselerini bile değiştirmemiş

Naz’ın babası Abdulaziz Naz, kızlarının hiç bir sağlık ve başka bir sorununun olmadığını belirterek, “Rahatsızlıklarımdan dolayı Sakarya’ya cenazesini almaya gidemedim. Ama onun evine giden arkadaşları ile görüştük ve bize, ‘evinin kapısı arkadan kilitliydi.’ Saat 6’da hastaneden çıkmış. Arkadaşı ona, ‘yemek yapacağım akşam yemeğine bize gel’ demiş. O da arkadaşına, ‘elbiselerimi değiştirip geleceğim’ demiş. Ama daha sonra sesi çıkmamış ve gitmemiş. Arkadaşı da telefondan aramış ama telefonuna da cevap vermemiş. Daha sonra arkadaşı kalkıp evine gidiyor. Kapısını çalıyor ama açmıyor. Arkadaşı endişeleniyor ve polisi arıyor. Polis kapıyı kırarak içeri girdikten sora kızımın cansız bedeniyle karşılaşmış. Elbiselerini bile değiştirmemiş. Hemşire önlüğü halen üstündeymiş. Bu olay bir saat içinde oluyor” diye konuştu.

Tehdit edilmiş

Görüştüğü bir arkadaşının kendisine, “çalıştığı bölümde hastalardan biri ona ben 3 kişiyi kestim, seni de keseceğim” diye tehdit ettiğini söylediğini kaydeden baba Naz, “Bu şahıs hastanedeymiş. Eğer bu kişi kızıma bu tehdidi yapmışsa nasıl olur da hastane yönetimi bunun önüne geçmez? O kişiyi nasıl durduramamışlar? Benim aklım almıyor. Bir insan kendini öldürmek istese bu şekilde öldürmez. Kızımın intihar ettiğine inanmıyorum” dedi.

Nasıl bulamıyorlar?

Baba Naz, devletin olayı aydınlatmakta yetersiz kaldığını söyleyerek, “ Kimin bu eve girdiğini nasıl bulamıyorlar? Biz olayın peşini bırakmayacağız. Bu olay açığa çıkana kadar durmayacağız” diye belirtti. Dicle Naz’ın annesi Meryem Naz ise, kızının kendini öldürdüğüne ihtimal vermediğini kaydederek, ” Benim kızımın bir sorunu yoktu. Olayın çözülmesini istiyorum” diye konuştu.

ŞIRNEX

#Ölü #bulunan #Nazın #ailesi #Kızımızın #intihar #ettiğine #inanmıyoruz

Türkiye’den Duhok’a göç eden yurttaşa silahlı saldırı

Türkiye’de hakkında açılan davalar nedeniyle  Federe Kurdistan Bölgesi’nin Duhok kentine göç etmek zorunda kalan Hüseyin Türeli, silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti

Federe Kurdistan Bölgesi’nin Duhok kentinde dün akşam saatlerinde bir kişiye yönelik silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda, Duhok’taki Family Alışveriş Merkezinde “Aslı Börek” isimli işyerinin işletmecisi olduğu belirtilen Hüseyin Türeli hayatını kaybetti.

Türeli’nin Türkiye’deki davaları nedeniyle Federe Kürdistan Bölgesi’nin Duhok kentine göç ettiği ve geçtiğimiz yıl Mayıs ayında da bir saldırı düzenlendiği öğrenildi.

HABER MERKEZİ

#Türkiyeden #Duhoka #göç #eden #yurttaşa #silahlı #saldırı