Ana Sayfa Blog Sayfa 609

Özerk Yönetim’den deklarasyon: Suriye krizinin çözümü diyalogla olur

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi açıkladığı deklarasyonla, Suriye’de kalıcı çözüm için hükümete çağrı yapılırken, Özerk Yönetim’in sorumluluk almaya hazır olduğu vurgulandı

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, Suriye krizinin demokratik ve barışçıl yollarla çözümü için deklarasyon yayınladı. Konuya ilişkin Reqa’daki Özerk Yönetim Yürütme Meclisi binası önünde yapılan basın açıklamasında deklarasyonu Özerk Yönetim Eş Başkanı Hamid El Mihbaş okudu.

Suriye’de 2011’de başlayan siyasi krizin hala devam ettiği vurgulanan deklarasyonda, amaçlarının 2023 yılı içerisinde barışçıl ve demokratik çözüm yönünde gelişmeler yaratmak olduğu vurgulandı.

Çözüm için adım atılmalı

Yaşanan krizlerin yüzbinlerce insanı etkilediği vurgulanan açıklamada, “Efrîn, Serêkaniyê, İdlip, Ezaz, Bab, Cerablus, Girê Spî ve Suriye’nin başka alanlarından milyonlarca insanımız ülke içinde ve ülke dışına göç etmek zorunda kaldı. Milyonlarca insanımız göç ettiği yerlerde insanlık dışı muameleyle karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye’de gerçekleşen depremden en fazla zarar gören bir kesim de Suriye’den giden mülteciler olmuştur. AKP-MHP yönetimindeki Türkiye’de deprem sırasında Suriyeli mültecilere her türlü saldırı, hakaret ve işkence yapılmıştır. Bugün Suriye’nin tamamında ciddi anlamda açlık, yoksulluk, işsizlik, güvenlik ve sağlık sorunları yaşanmaktadır. Mevcut yaşananlar karşısında Suriye’nin bir an önce barışçıl ve demokratik bir geleceğe kavuşması için tüm sorumlu siyasi güçlerin diyalog, tartışma ve uzlaşmaya dayalı ortak çözüm yaratmak amacıyla adım atması gerekmektedir” denildi.

Tüm güçler dahil edilmeli

Suriye sorunun çözümü kapsamında bugüne kadar ortaya konan ulusal ve uluslararası (Cenevre, Astana süreci vb.) çabaların henüz sonuç vermediği belirtilen açıklamada, “Günümüz itibariyle sonuç üretmiş değildir. Bunun temel nedeni, Suriye sorununun doğru tahlil edilmemesi, barışçıl ve demokratik bir çözüm programı ortaya konulmaması, Suriye’de yaşayan tüm dinamiklerin sürece dahil edilmemesi ve çözümünün dışarıda aranmasıdır. Öte yandan Suriye’de siyasi çözümde önemli rol oynaması gereken Suriye devletinin de mevcut sorunları çözecek ve krizi aşacak bir politika ve tutum içinde olmaması da çözümsüzlüğün sürmesine yol açmaktadır” denildi.

Talepler sıralandı

Açıklamada bütün grupların çözüm konusunda aktif rol alması gerektiği vurgulanarak, çağırılarını ve taleplerini sıraladı. Çağrı şu şekilde devam etti:

1-Bizler, Kuzey ve Doğu Suriye güçleri olarak Suriye’nin bütünlüğünden yanayız. Suriye’de yaşanan sorunlara sadece ülke bütünlüğü çerçevesinde çözüm bulunabilir. Bu çerçevede çözümü geliştirme amacıyla ortak bir program, proje ve çözüm perspektiflerini müzakere etme kapsamında mevcut Suriye devlet yönetimi ve Suriye’de var olan tüm toplumsal, siyasi, sivil yapılar ile görüşmeye ve diyaloga açık olduğumuzu beyan ediyoruz.

2-Suriye sorununun temelinde, siyasi ve toplumsal demokrasi yoksunluğu vardır. Etnik, inançsal topluluklar dahil tüm toplumsal kesimlerin her konuda eşit haklara sahip olma, özgür ve demokratik şekilde yaşama sorunu vardır. Bu nedenle tüm toplulukların katılacağı demokratik bir çözümü sağlamak gerekmektedir. Suriye’yi oluşturan Arap, Kürd, Suryani dahil tüm etnik ve inanç toplulukların Suriye’nin ana unsuru olarak kabul etmek, kollektif haklarını güvence altına almak, demokratik değerlerle demokratik ulus haline gelmek, merkeziyetçi olmayan yerel yönetimlere dayalı demokratik bir siyasi-idari sistem kurmak gerektiğine inanıyoruz

3-Suriye’nin Rojava Kuzey ve Doğu Bölgelerinde uyguladığımız demokratik, çoğulcu ve yerel demokrasiye dayalı sistem deneyimimiz; tüm kesimlerin öz iradesiyle ve özgür bir şekilde aynı haklara sahip olarak barış ve öz güven içinde yaşayabileceğini, yerel idareler yoluyla sorunlarını yerinde ve daha hızlı çözülebildiğini açığa çıkarmıştır. Siyasi, kültürel ve sosyal yapılara genel ve yerel yönetimlerde yer alma olanağı sağlanarak demokratik toplumsal bir uyum ve istikrarın yaratıldığı gösterilmiştir. Bölgemizde uyguladığımız ve deneyimlediğimiz Demokratik Ekolojik Kadın Özgürlükçü Toplum modelinin; Suriye gibi çoğul etnik, inanç, kültür, sosyal ve politik yapıdaki bir ülke için çözüm referansı oluşturacağı kanaatindeyiz.

4-2011 yılından bu yana devam eden sürecin yarattığı ağır ekonomik ve yaşamsal sorunları hafifletmek amacıyla, mevcut ekonomik imkânların tüm Suriye’de adil temelde paylaşılmasının gerekli olduğuna inanıyoruz. Kuzey/doğu Suriye bölgemizde var olan (petrol, gaz, buğday, gıda gibi) ürünler tüm Suriye’de var olan ekonomik imkanlar gibi tüm Suriyelilere aittir. Bu kaynakları mevcut Suriye yönetimi ve ilgili siyasi ve toplumsal çevrelerle görüşme ve mutabakat çerçevesinde paylaşmaya hazır olduğumuzu bir daha vurguluyoruz.

Til Koçer ve diğer gümrük kapılarının açılması, insani ihtiyaçların temini ve tüm bölgelere ulaştırılması bakımından oldukça önemlidir. Bu konuda en başta da sorumluluk mevcut Suriye devlet yönetimine aittir. Kuzey ve Doğu Suriye yönetimi olarak devlet kontrolünde olacak gümrük kapısı konusunda en makul bir uzlaşma ile bu sorunun çözüleceğine inanıyoruz.

5-Ülke içinde veya ülke dışına göç etme durumunda kalan her etnik ve inanç topluluğundan halkımızın yaşadığı sorunları hafifletmek ve insanlık dışı muameleye maruz kalmalarını ortadan kaldırmak amacıyla, bölgemizin imkanları dahilinde kucak açmaya ve adım atmaya hazırız.

6-DAİŞ ve benzeri çete gurupları Suriye içinde, bölgede ve dünyada tehdit oluşturmasını önlemek amacıyla bugüne kadar verdiğimiz mücadele ve ortaya koyduğumuz çabaları bundan sonra da etkili ve aktif bir şekilde sürdüreceğimizi belirtiyoruz.

7-Türkiye hükümeti, izlediği politikalar ile Suriye’de sorunların derinleşmesine, Suriye’nin bütünlüğünün parçalanmasına ve DAİŞ türü gurupların çoğalıp, gelişmesine yol açmaktadır. Türkiye hükümeti, dikkatleri kendi iç sorunlarından dışa yöneltmek için Suriye içine müdahale ederek, işgal ve saldırılarda bulunarak DAİŞ türü gurupları kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktadır.

Açıklamada ayrıca Türkiye’nin saldırılarının demografik yapıya zarar verdiği vurgulanarak; Bizim Türkiye’ye ve Türkiye halklarına yönelik bir düşmanlığımız yoktur ancak Türkiye devleti işgalci durumuna son vermelidir. Türkiye dahil diğer komşu ülkeler ve halklar ile barış içinde yaşamayı benimsiyoruz. Ancak Türk devleti tarafından halkımıza ve alanlarımıza dönük yapılacak olası saldırılara karşı meşru savunma hakkımızı kullanacağımızı bir kez daha belirtiyoruz.

8-Suriye’de demokratik ve barışçıl bir çözümün gelişmesi için başta Arap ülkeleri ve bu ülkelerdeki siyasi güçler, Aydınlar, Demokratik çevreler olmak üzere Birleşmiş Milletler ve ayrımsız tüm Uluslararası güçlerden kolaylaştırıcı rol oynamalarını; Suriye devleti ve çözümde rol oynayacak diğer Suriyeli güçlerle ortak çözüm arayışımıza destek ve katkıda bulunmalarını talep ediyoruz.

Son olarak deklarasyonda bütün çözüm önerilerine açık olunduğu ve sorumluluk alınmaya hazır olunduğu vurgulandı.

HABER MERKEZİ

 

#Özerk #Yönetimden #deklarasyon #Suriye #krizinin #çözümü #diyalogla #olur

Gazeteci Çoban’a hapis cezası

KHK ile kapatılan Kürtçe yayım yapan Azadiya Welat gazetesi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İsmail Çoban’a yargılandığı davada 1 yıl 3 ay 22 gün hapis cezası verildi

Kanun Hükmünde Kararnameyle (KHK) kapatılan Azadiya Welat gazetesinin 4 Eylül-30 Eylül 2014 tarihleri ile 1 Ekim-21 Ekim 2014 tarihleri arasında gazetede yayımlanan bazı haber ve yazılarda “örgüt propagandası” yapıldığı iddiasıyla gazetenin eski Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İsmail Çoban’a 1 yıl 3 ay 22 gün hapis cezası verildi.

Hapis cezası istendi

Daha önce verilen 1 yıl 8 ay hapis cezasının hükmünün açıklanmasının geride bırakılması kararının, Çoban’a başka bir davadan ceza verilmesi nedeniyle bozulan davanın Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında, iddia makamı önceki celsede ceza istemiyle verdiği mütalaasını tekrarladı. Çoban hakkında verilen 1 yıl 8 ay 25 günlük hapis cezasının açıklanmasını talep eden iddia makamı, Çoban’ın hapis cezasıyla cezalandırılmasını istedi.

İfade özgürlüğü vurgusu

Çoban’ın katılmadığı duruşmada, mütalaaya karşı savunma yapan avukatı Resul Temur ise, “Alındı belgelerindeki tarihler ile iddianamenin hazırlandığı tarihler arasında 4 ayı aşın süre bulunmaktadır. Dolayısıyla muhakeme şartı yerine getirilmemiş olup davanın düşürülmesi gerekmektedir” dedi. Terörle Mücadele Kanunu’nun 7’nci maddesinde yapılan değişiklikle “Haber sınırını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” ibaresi eklendiğine işaret eden Temur, “Müvekkile yöneltilen iddia ve hükmolunan karar müvekkilin basın faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır” ifadelerini kullandı.
Davanın bozulmadan önceki kararında 1 yıl 8 ay olarak hesaplanan cezanın hesaplama hatasından kaynaklandığını belirten mahkeme heyeti ise, hesaplama hatasını düzelterek, Çoban’a 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi.

AMED

#Gazeteci #Çobana #hapis #cezası

Sudan’da AB Büyükelçisi saldırıya uğradı

Çatışmaların devam ettiği Sudan’da AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Borrell’in saldırıya uğradığını açıklandı

Kuzey Afrika ülkesi Sudan’da ordu ve paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar dördüncü gününde devam ediyor. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Volker Perthes tarafında yapılan açıklamaya göre, çatışmalar nedeniyle 185 kişinin hayatını kaybetti ve bin 800’den fazla sivil ve asker yaralandı.

Görüşmeler sürüyor

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, sanal medya hesabından çatışmalara ilişkin açıklama yaparak Sudan’daki AB Büyükelçisi’nin konutunda saldırıya uğradığını duyurdu.

ABD Dışişleri Bakanı Antony J. Blinken ise, Sudan Silahlı Kuvvetleri Komutanı General Abdel Fattah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı General Muhammed Hamdan Dagalo ile ayrı ayrı görüştü.

HDK isyancı güç sayıldı

Sudan Dışişleri Bakanlığı, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın, orduyla çatışan HDK’nin feshedilmesi ve “devlete karşı isyancı güç” ilan edilmesi kararı aldığını duyurdu.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “15 Nisan 2023 Cumartesi günü başlayan talihsiz olayların, HDK’nin Sudan Silahlı Güçleri’ne karşı başkentin bazı noktalarında ve farklı kentlerde isyan etmesinden kaynaklandığını kamuoyuna ve uluslararası topluma açıklamak istiyoruz” ifadesi kullanıldı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ise Sudan’daki gelişmeler hakkında açıklama yaparak, Sudan’da yaşananların ülkenin bir iç meselesi olduğunu ve krizin sonlandırılması için müzakereler yapılmasının zorunlu olduğunu kaydetti.

HABER MERKEZİ

#Sudanda #Büyükelçisi #saldırıya #uğradı

Bağcılar’da kadın cinayeti: Fail ‘tanıdık’ çıktı

Hüseyin Turan adlı erkek evli olduğu Sevim Turan’ı katlettikten daha sonra hayatına son verdi 

İstanbu’un Bağcılar ilçesine bağlı Yenimahalle’de, 70 yaşındaki Hüseyin Turan evli olduğu Sevim Turan’ı katletti. Fail erkek Sevim Turan’ı vurduktan sonra 112 Acil Çağrı Merkezi’ni ararken, yanlış adres bildirdiği için polislerin evi bulamadığı belirtildi. Edinilen bilgilere göre, Sevim Turan ve fail ile birlikte yaşayan yeğenleri telefonla aradığı Sevim ve Hüseyin Turan’a ulaşamayınca eve geldi. Kapıyı açan olmayınca da komşudan yardım alarak kapıyı kırdı. İçeri giren komşular, Sevim ve Hüseyin Turan’ı yaşamını yitirmiş bir halde buldu.

Olay yerine gelen polis ve sağlık ekipleri tarafından yapılan ilk kontrolde de, Sevim ve fail Hüseyin Turan’ın hayatını kaybettiği belirlendi. Savcılık incelemeleri sonrası cenazeler, otopsi için Adli Tıp Kurumu’na (ATK) kaldırıldı. Olayla ilgili ise soruşturma başlatıldı.

İSTANBUL

#Bağcılarda #kadın #cinayeti #Fail #tanıdık #çıktı

Melis Kaya: Barışın yolu Kürtlerin Meclis’teki temsilinden geçiyor

Sürgünde hayatını kaybeden Ahmet Kaya’nın kızı Melis Kaya, 14 mayıs seçimlerine dair, ‘Uzun yıllardır kalıcı bir barışın imkanlarını tartışıyoruz. Kalıcı bir barışı düşlüyoruz. Bunun yolu da elbette Kürt halkının parlamentodaki temsilinden ve çoğulcu bir parlamentodan geçiyor’ dedi

Türkiye’nin kuruluşundan bugüne inkar ve imha politikalarının hedefi olan Kürtler, Cumhuriyetin yüzüncü yılına denk gelen 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlere büyük önem atfediyor. AKP’nin 21 yıllık iktidarı boyunca ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı politikaları nedeniyle en ağır saldırıları yaşayan Kürtler, bugün Halkların Demokratik Partisi (HDP) çatısı altında yürüttüğü siyasi mücadeleden de tasfiye edilmek isteniyor.

Kürtler ise tasfiyeye karşı Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) ile Cumhuriyetin yüzüncü yılında Demokratik Cumhuriyetin inşası hedefiyle seçimlere hazırlanıyor.

Ülkenin kutuplaştırıcı politikaları nedeniyle binlerce insan katledildi, binlercesi sürgünde hayatını kaybetti onlardan biri de Ahmet Kaya oldu. Özgün ve protesto müziğin usta ismi, sürgünde ve memleket özlemiyle yaşamını yitiren Ahmet Kaya, Magazin Gazetecileri Derneği’nin 10 Şubat 1999’da tarihinde düzenlediği en iyi sanatçı ödülü töreninde Kürtçe albüm çıkaracağını söylemesi üzerine ise linçe uğradı. Orada bulunan Sertaç Ortaç, Ebru Gündeş, Mahsun Kırmızıgül, İbrahim Tatlıses ve Reha Muhtar gibi isimlerin bulunduğu grubun linçine uğrayan Kaya, orada bulunan davetliler çatal ve bıçak fırlatarak, Kaya’yı “vatan haini” olarak yaftaladı.

6 Haziran 1999’da Fransa’ya sürgüne gitmek zorunda kaldı ve geçirdiği kalp krizi sonucu 16 Kasım 2000’de hayata gözlerini yumdu. Ahmet Kaya ne ilk oldu, ne son…

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, her ne kadar “O geceyi unutmamız mümkün değil” dese de Ahmet Kaya öncesi olduğu gibi sonrasında da 21 yıllık AKP iktidarında Kürt sanatçılara yönelik saldırılar bitmedi.

Kaya’nı Fransa’da yaşayan kızı Melis Kaya, bu atmosfer altında 14 Mayıs seçimlerin büyük bir dönemeç olduğunu söyledi. Yeşil Sol Parti’nin adaylık teklifi götürdüğü Kaya, onur duyduğunu ancak fiziki koşulları nedeniyle teklifi kabul edemediğini söyledi.

Kaya babasını, AKP’nin Kürt sanatına ve sanatçılarına yönelik baskı ve saldırılarını ve 14 Mayıs seçimlerine dair Mezopotamya Ajansı’nın ( MA) sorularını yanıtladı.

Türkiye ve Kürtlerin tarihi açısında hem önemli hem de acı bir döneme bir çocuk olarak bizzat şahitlik ettiniz. Bu durum sonraki yaşantınızı nasıl etkiledi?

Zor bir dönemdi, 90’lı yıllar Kürtler için zor bir dönemdi. Bu bahsettiğiniz dönem, 90’lı yılların sonuna tekabül ediyordu, 1998, 1999 yılları, yine 28 Şubat sürecinin devamı… Bir mihenk taşı olduğunu düşünüyorum o dönemin ve o gecenin Türkiye tarihinde. Tabii ki o döneme, o sürece tanıklık etmiş biri olarak benim de yaşamımı doğrudan etkiledi. Bugünkü benin oluşumunda da önemli bir zaman dilimi diyebilirim.

Ahmet Kaya, Türkiye’de eşine az rastlanır bir biçimde farklı kesimler tarafından dinlenen isimlerden biri. Yani birçok ülkücünün gerçek anlamda kendisine, müziğine, duruşuna hayran olduğu bilinen bir gerçek. Birçok albümü satış rekorları kıran, liste başı olan bir müzisyen. Ve tüm bu beğenilen yanına rağmen Kürt kimliği ve Kürtçe şarkı söyleme istemi üzerinden linç edildi. Evde, günlük hayatında Kürt kimliğini yaşayan ya da bunu anlatan biri miydi? Evde Kürtçe kilam seslendirir miydi?

Tabi Kürt kimliğine son derece bağlı biriydi. Fakat işte bu Kürtçe bilmiyor oluşunun getirdiği ağırlığı taşıdı yaşantısı boyunca. Ufak ufak Kürtçe kilamlar, stranlar söylüyordu. Fakat o herhâlde kendini yeterli bulmuyordu, o dil bariyerinden ötürü. Ama tabii söylerdi evde de her zaman. Zaten Türkçe söylediği şarkılarda bile Kürt müziğinin motiflerini bulursunuz.

Kürt diline yönelik baskı hali bugün de devam ediyor. Hala Meclis’te bilinmeyen dil olarak kayda geçiyor, yasaklar, linçler devam ediyor. Bu tarz durumlar sizi nasıl etkiliyor?

2023 yılındayız, Cumhuriyetin yüzüncü yılındayız. Hala bir dilin, üstelik aynı topraklarda yaşayan milyonlarca insanın konuştuğu bir anadilin siyaset içerisinde araçsallaştırılıyor olması çok üzücü hakikaten. Hem de aslında iktidarı da toplumun baktığı noktadan zayıflatan bir durum. Biz nasıl hala bir dili tartışıyor, bir dili yargılıyor olabiliriz. Dünyadaki hiçbir demokraside, batı demokrasilerinde de bunun örneğini göremezsiniz.

AKP iktidarı ilk yönetime geldiği süreçte demokratikleşme söylemlerine paralel olarak Ahmet Kaya’ya yönelik de bir nevi yüzleşme adımlarından söz etti ancak gelinen aşama biraz aksi yönde. İktidarın bu anlamda yüzleşme adımlarını samimi buluyor musunuz? Yine bu noktada atılan adımların tamamlanmasının önüne geçen şey neydi?

Bence burada aslında kemikleşmiş bir sistem ve bir devlet aklı var. Bunu biz evet mevcut iktidar üzerinden konuşuyoruz fakat işte o sistemi düşündüğümüz zaman, o kemikleşmiş dediğimiz sistemi ve devlet aklını düşündüğümüz zaman Türkiye’deki iktidar yapısı veya iktidar yapıları tahakküm alanındaki her şeyi kendine benzetmek istiyor. Kendine benzemeyene karşı sürekli bir nefret pompalıyor, onu baskılıyor ve öteliyor. Nasıl ve ne ile yüzleşeceğiz. Babamı biz 2000 senesinde kaybettik. 1999-2000 sürgün süreciydi, onu ölüme götüren süreç. Hala onun düşlediği ülkede yaşamıyoruz.

Yüzleşme, demokratikleşme, helalleşme gibi söylemler siyaset sahnesinde çok fazla kullanılan söylemlerden. Sizce bu ne zaman bir seçim vaadi olmaktan çıkar ya da çıkarmanın yolları nedir?

Gerçekçi adımlar atılmaya başlandığında, toplumun farklı kademelerinin temsilcilerini dinlemek ve onlarla birlikte bir çözüm arayışına gitmek gerektiğini düşünüyorum. Tepeden inme olan her yaklaşım, toplumu daha da fazla çökertiyor. Toplumu çökmüş bir devletin de dünya siyasetinde nasıl bir özgül ağırlığı olabilir. Daha çok dinlemek gerekiyor hem toplumu hem bireyi hem de o toplumun temsilcilerini dinlemek, onlarla birlikte bir çözüm arayışına gitmek gerekiyor.

Ülke seçim gündemiyle ısınıyor. Seçimlere bir ay kaldı. Bugün de tıpkı Ahmet Kaya gibi insanlar fikirlerini söyledikleri için katlediliyorlar (Tahir Elçi), yargılanıyorlar ya da yargılandıkları için sürgüne gitmek zorunda kalıyorlar. Tam da bu noktada 14 Mayıs seçimlerine gidiliyor. Siyaset gündemini takip ediyor musunuz? Oradan izleyince Türkiye siyaseti nasıl görünüyor?

Türkiye toplumunda bir tükenmişlik ve yılgınlık hali var. Yeni bir seçim yeni bir şans demek Türkiye halkları açısından. Umarım bu şans iyi değerlendirilir.

Tabi ki burada zaten Türkiyeli olan herkesin şu an da bende dahil birincil gündemi bu. Seçimler ve seçimlerden sonra ne olacağı, sonrasında neler gelişeceği. Buradan görünen haliyle Türkiye toplumunda bir tükenmişlik ve yılgınlık hali var. Dışarıdan bakınca çok net okunan bir durum. Yeni bir seçim yeni bir şans demek Türkiye halkları açısından. Umarım bu şans iyi değerlendirilir. İktidara gelecek olan kim olursa olsun, tarihi bir dönemeç olduğunu düşünüyorum. Buradan da Batı basınından, Avrupa basınından da bu böyle okunuyor, böyle değerlendiriliyor. Bunun Türkiye açısından önemli bir dönemeç olduğu şeklinde değerlendiriliyor.

Yeşil Sol Parti’nin size adaylık teklifi getirdiği doğru mu?

Doğru, bana adaylık teklifi getirildi Yeşil Sol Parti tarafından. Onur duydum gerçekten, bu vesileyle sizin aracılığınızla bir kez daha teşekkür etmiş olayım parti yönetimine ve değerli arkadaşlara.

Aslında bunun birkaç sebebi var; ilk sebebi fiziki koşullar, ben biliyorsunuz uzun süredir Fransa’da yaşıyorum. Burada bir takım profesyonel angajmanlarım var. Dolayısıyla burada kalmam gerekiyordu, son anda maalesef karar verip hemen gelip girebileceğim bir şey değildi. Burada beni çok zorlayacaktı bu karar fiziki anlamda. Bir diğer kısmı da aktif siyaset gerçekten çok zor ve adanmışlık isteyen bir alan, büyük bir karar, üzerine iyi düşünülmesi gerekiyor. Sahada olmak, sokağın nabzını bilmek, yereldeki çalışmaları iyi takip etmek gerekiyor. Fakat ben bu dönemde kişisel olarak siyasetin içinde olmasam da biliyorum ki beni de halkı da Meclis’te başarıyla temsil edecek olan çok değerli arkadaşlarımız olacak.

Seçimlerde siz oy renginizi neye göre belirleyeceksiniz?

Uzun yıllardır kalıcı bir barışın imkanlarını tartışıyoruz. Kalıcı bir barışı düşlüyoruz. Bunun yolu da elbette Kürt halkının parlamentodaki temsilinden ve çoğulcu bir parlamentodan geçiyor. Bunu artık inkar edemeyiz. Benim de aslında bütün yaşamım, çocukluğumdan bu yana, 35 yaşındayım, bu inancın, bu siyasetin kıyılarında geçti. Dolayısıyla kendimi politik olarak başka bir yerde konumlandırmam zaten çok zor. Ben de oyumu elbette kimliksel ve düşünsel anlamda beni en iyi temsil ettiğini inandığım siyasal çizgiden yana kullanacağım.

Seçimlere dair siyasetçilere, ittifaklara ve halka bir çağrınız var mı?

Öncelikle tüm taraflar açısından sağ duyunun ve aklın hakim olduğu bir seçim süreci olmasını diliyorum. Halka vekillik etmek üzere yola çıkan siyasilerin halkın iradesinin tüm güncel siyasi tartışmaların üstünde olması gerektiğini hatırlamaları gerekiyor. Mutlaka herkes, halkımız sandığa gitmeli ve oyunu kullanmalı bu seçimde.

MA / Özgür Paksoy

#Melis #Kaya #Barışın #yolu #Kürtlerin #Meclisteki #temsilinden #geçiyor

Cengiz Çiçek: 31 Mart’ta salladık, 14 Mayıs’ta yıkacağız

HDK Eş Sözcüsü ve Yeşil Sol Parti Milletvekili adayı Cengiz Çiçek ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tarihsel kuruluş amaçlarından biri de yüz yıllık bu tekçi sistemden hesap sormak’ olduğunu söyledi

Demokratik Cumhuriyet’in inşası ve Üçüncü Yol stratejisiyle seçim sahasına inen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), yaklaşık 10 milyon seçmeni olan İstanbul’da 2 milyon oy almayı hedefliyor.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Yeşil Sol Parti İstanbul 2. Bölge adayı Cengiz Çiçek, Avrupa’dan Anadolu’ya seçmenle buluşarak, ikinci yüzyılda Türkiye’nin demokratikleşmesi için Yeşil Sol Parti’nin başarısının önemini anlatıyor.

Cengiz Çiçek kimdir?

Dersim’de 1978 yılında dünyaya gelen Çiçek, ailesiyle birlikte 1985 yılında göç etmek zorunda kaldı. İlkokul, ortaokul ve lise dönemini emekçi bir çocuk olarak geçiren Çiçek, erken yaşlarda sınıf çelişkisiyle Türkiye’nin en batısındaki kentlerden biriyle tanıştı. Politik bilinci de bu yılların etkisiyle güçlenen Çiçek, hem çalışıp hem okuyan bir öğrenci olarak 1997 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı.

Üniversitede 1998 yılında içinde doğduğu Kürt halk sorunuyla tanışan Çiçek, sosyalist mücadeleye atıldı. Siyasi hayatının da başlangıcı olan bu yıllarda Çiçek, ilk olarak Halkın Demokratik Partisi (HADEP) Gençlik Kolları’nda mücadele etmeye başladı. Mezun olduktan sonra Kürtlerin özgürlük mücadelesini yürütenleri avukat olarak gönüllü olarak savunan Çiçek, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yaptı, bu süreçte tutuklanarak 3 yıl cezaevinde kaldı.

Tahliye olması sonrası Çiçek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul İl Eş Başkanlığı görevini üstlendi, daha sonra partinin Merkez Yürütme Kurulu’nda yer aldı. Çiçek, 1998 yılında başlayan siyasi mücadelesini, HDK Eş Sözcülüğü olarak sürdürüyor. Evli olan Çiçek’in, Eva ve Çiyager isimli çocuğu bulunuyor.

14 Mayıs seçimlerinde Yeşil Sol Parti 2. Bölge milletvekili adayı olan Çiçek Mezopotamya Ajansından Özgür Paksoy’un sorularını yanıtladı.

  • AKP’nin “Çöktürme Planı” ile başlattığı son 7 yıllık süreçte, HDP siyaset sahnesinden yok edilmek istendi. Nitekim kapatma davası sürüyor. “Halkımızı alternatifsiz bırakmayacağız” dediniz ve Yeşil Sol Parti ile yola devam ediyorsunuz. Seçimlere gelmeden, bu seçeneğin Kürt halkı ve Türkiye halklarının geleceği açısından önemi nedir? 

Öncelikle AKP-MHP iktidarını doğru tanımlamak gerekiyor. Son yıllarda, bu iktidarın Kurdistan ve Türkiye halkları üzerinde baskı politikalarını, faşizan politikalarını ve diktatörlüğü arttırdığını gözlemliyoruz. Toplumu nefes alamaz bir durumda tutuyorlar. Ancak biz AKP-MHP iktidarını özel olarak Türkiye ulus devletinin yüz yıllık tarihsel sürecinde özel bir yere konumlandırıyoruz.

Aslında, cumhuriyet kurulurken ve devlet inşa edilirken, bütün farklı kimliklerin ve ötekilerin inkarı üzerine kuruldu. Bu inkarcı ve tekçi sistemin homojen ulus hedefiyle kendisini var etmeye çalışan bir sermaye odaklı egemenlik alanından doğru politika üretmeye çalışan bu yüz yıllık kötülük, AKP iktidarıyla beraber sermaye düzenine yeni bir halka eklenmiştir. AKP, bu tekçi sistemi var etmiş olan ve devlet içerisinde kendi rızasını da üretmeye çalışan bir iktidar olmuştur.

Emek ve Özgürlük İttifakı olarak, AKP-MHP iktidarından güncel olarak hesap sormak ve halkların gerçek demokratik ve özgürlük seçeneğini sunmak istiyoruz. AKP, Kürtleri ne kadar baskılarsa, Kürt siyasetini ve Kürt halkının özgürlük mücadelesini ne kadar tasfiye ederse, devlet içerisinde de o kadar ciddi bir alan açacaktır.

İttifakımızın iki temel parametresi var: birincisi, yüz yıllık tekçi sistemden hesap sormak ve farklı kimlikleri, halkları, inançları, kadınları ve gençleri ötekileştirmeye odaklı bu sermaye öncelikli düzenden tarihsel bir hesap sormak. İkincisi, AKP-MHP iktidarının tekçi sistemi içerisinde kendisini daha fazla büyütmüş ve halklar aleyhine tehdit unsuru oluşturmuş güncel politikalarından hesap sormak.

Toplumun birlik ve ittifak siyaseti ile büyüdükçe, toplumsal kabulü arttıkça ve ciddi bir demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürüttüğü dönemlerde başarı elde edildi. Bu başarı, çoklu mücadele, ittifak siyaseti ve toplumsal mücadelenin bir sonucudur. Ezilen kimlikler için demokrasi ve özgürlük seçenekleri sunan bir birlik fikriyatı, halklar ve ezilenler arasında seçenek haline geldi.

Geçtiğimiz 10-11 yıl boyunca, bu birlik fikriyatının başarısı kanıtlandı ve bu birlik, toplumsal mücadele tuttuğu için artarak büyüdü. Ancak, yargı ve siyasal kumpasların artması, bu birliği daha da önemli hale getirdi. İkinci yüzyıla giderken, seçimler başta olmak üzere, her alanda bu birlik fikriyatının yayılması ve emekçilerin, kadınların, gençlerin, doğa savunucularının ve halkların ittifakı haline getirilmesi gerekiyor. Bu, yaşamlarımızı demokratikleştirirken, demokratik kültürün de dışa dönük olarak ciddi bir güven oluşturmasını sağlayacak.

İçerde birlik ve ittifak halinde olmak, toplumsal kimlikler, sınıflar, kadınlar, gençler ve inançlar ittifakı haline getirildikçe, demokrasi ve özgürlük seçeneği haline gelecektir. Bu, tekçi sisteme tarihsel bir müdahale olarak değerlendirilmelidir. Seçimler, bu tarihsel müdahalenin en önemli yollarından biridir ve AKP-MHP iktidarına karşı tarihsel bir müdahalede bulunmaktır. Bu sapma rejimi, toplumsal hakikati inkar eden bir sermaye öncelikli düzendir ve bizler hayatlarımızı kendi elimize almak istiyoruz.

  • Bu ittifakın, birlik ruhunun parlamentodaki temsiliyeti de önemsiyorsunuz. Burada sağlanacak çoğunluğun toplum açısından getirisi ne olur?

İkinci Meclis’ten bugüne parlamentodaki temsiliyet dağılımlarına baktığımızda, sistemin oluşturmaya çalıştığı parlamenter zemin daha çok halkların, ezilenlerin, kadınların, gençlerin temsiliyetinden ziyade değildi. Tam tersi devletin çıkarlarını önceleyen, ulusal ve ulusal çıkarlarını önceleyen, toplum dışı, topluma düşman, topluma yabancılaşmış, doğaya düşman, kadına düşman, gençliğe düşman, Kürt’e düşman, Alevi’ye düşman, emekçiye düşman bir parlamento gerçekliğinden bahsediyoruz.

Halkların Demokratik Partisi ve sonrasında örmeye çalıştığımız Yeşil Sol Parti’nin temsilcilerinin parlamentoya girmesinin kendisi, halkın, emekçilerin, ezilenlerin kendisinin parlamentoya dahil olmasıdır.

  • Seçim meydanları hareketli, sizin cephenizden en büyük başarıyı yakaladığınızın 7 Haziran hatırlatması yapılıyor. Siz de sahadasınız, seçmenle buluşuyorsunuz, nasıl bir hava esiyor?

7 Haziran sürecine benzer bir sürecin, toplumsal öfkenin birikmesinin, toplumsal isyanının büyümesinin en temel nedeni de AKP’nin bu politikalarıdır. Artık toplum başka bir yol arıyor.

7 Haziran sürecinin coşkusunun, gerçekten büyüsünün en temel faktörlerinden biri şuydu; Kürt sorununda bir normalleşme süreciydi. Sonuçlarından bağımsız düşünüyoruz. Kürt sorunun daha toplumsal zeminde, sadece belli siyasal elitler içerisinde değil, toplum içerisinde ve halk içerisinde daha fazla anlaşıldığı, daha fazla normalleştiği, daha fazla hoşgörünün hakim kılındığı bir dönemde 7 Haziran sürecini yaşadık ve bu siyasal iklimin yumuşaması, toplumsal diyaloğun, siyasal diyaloğun çıtasının yükselmesi, aynı zamanda 7 Haziran havasını yaratan temel etkenlerden biriydi. Bugün tersi bir şey yaşıyoruz. Tersi olan durum nedir bugün? Özellikle 7 Haziran’dan sonra AKP-MHP faşizminin halklar üzerinde, toplumsal muhalefet üzerinde, Kürtler üzerinde, Aleviler üzerinde, kadınlar üzerinde çok ciddi baskı süreci yaşıyoruz. Gerçekten kuşatma süreci yaşıyoruz, tasfiye süreci yaşıyoruz, siyasal soykırım süreci yaşıyoruz. Daha dün Kobanê kumpas davasında arkadaşlarımıza ağırlaştırılmış ağırlaştırılmış müebbet cezası istendi.

AKP-MHP iktidarı bugün 7 Haziran’dan bu yönüyle intikam almak istiyor ve bir 7 Haziran’ın tekrardan gerçekleşmesini istemiyor.

Bugün 7 Haziran sürecine benzer toplumsal dinamiği yaratan da AKP’nin bu ekonomi politikalarıdır, kültür politikalarıdır, kadın politikalarıdır, gençlik politikalarıdır, sermaye öncelikli politikalardır. Özellikle 7 Haziran sürecine benzer bir sürecin, toplumsal öfkenin birikmesinin, toplumsal isyanının büyümesinin en temel nedeni de AKP’nin bu politikalarıdır. Artık toplum başka bir yol arıyor, İnsanlar artık şunun çok iyi farkında; ekmek davası özgürlük davasıyla iç içe girmiştir. Kürtlerin statü mücadelesi, kadınların özgürlük mücadelesiyle iç içe girmiştir. Başka yolumuz yok! Çekilebildiğimiz kadar çekildik ama bundan sonra özellikle 14 Mayıs seçimleri süreciyle birlikte toplumun hamle yapma dönemidir, toplum artık AKP-MHP iktidarından kurtulmak istiyor.

  • 14 Mayıs’ta bu başarının sağlanacağından umutlu musunuz?

Artık tek başına kurtulamayacağız. Ya hep beraber ya hiçbirimiz. 14 Mayıs’ın bizler için en temel önemi o. Ya faşizmin karanlığına teslim olacağız ya tek adam diktatörlüğüne teslim olacağız ya da tek adam diktatörlüğünü yıkacağız ve yeni bir ülke inşa edeceğiz. Alın terimizle, ferasetimizle, biriktirdiklerimizle yeni bir ülke inşa etmek zorundayız. Adil, yaşanabilir bir düzen, refah içinde bir düzen, herkesin herkesi tanıdığı, hoşgörüyle yaklaştığı, bir hoşgörü düzeni, bir diyalog düzeni, kendini yeniden tanıma düzeni yaratmak zorundayız. Bu iktidar bizi birbirimize yabancılaştırmak istiyor. Gerçekten ‘en büyük bölücü kim?’ diye soracak olursanız, bu iktidarın politikalarının kendisidir.

  • İstanbul seçimlerine gelecek olursak, Türkiye’nin tamamını etkileyen bir kent. Deyim yerindeyse seçimlerin kaderini belirliyor. Siz de bu kentten adaysınız, nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

İstanbul hem yerel seçimlerde hem genel seçimlerde ülkenin, Kurdistan’ın kaderini belirleyen en önemli merkez, en önemli kent. İstanbul bir bütün olarak Türkiye ve Kurdistan’ın kendisi, İstanbul emekçi kenti, İstanbul kadın kenti, İstanbul gençlik kenti, İstanbul üretim kenti. Buradan baktığımızda İstanbul’daki seçimler, AKP-MHP iktidarından kurtulma adına çok önemli, çok kıymetli ve çok hayati. İstanbul’da bir oyumuz boşa gitmemeli, Emek ve Özgürlük İttifakı ve onun çatısı altında seçime giren Yeşil Sol Parti’ye bütün emekçilerin, bütün kadınların, bütün kimliklerin, bütün inançların oy vermesi gerekiyor. Çünkü gerçek kurtuluş programı, gerçek demokrasi programı, gerçek eşitlik programı, adalet programı bizde var. Toplumun çıkarlarını bu program kolluyor, o yüzden Yeşil Sol Parti’ye verilen her oy, AKP-MHP iktidarından koparılmış birer milletvekili olacak.

Özellikle 14 Mayıs’a giderken ‘bunlar zaten gidiyor’ rehavetine kapılmayacağız. Bunların gidişini kesinleştirmek için, bunları sandığa gömmek için mahalle mahalle, köy köy, sokak sokak, ev ev dolaşacağız. Her evimizi, her evi, her fabrikayı bir çalışma evine, örgütlenme evine dönüştüreceğiz. Garantiye alacağız işimizi, bu ciddiyetle Yeşil Sol Parti her mahallede, her sokakta, her köyde, her fabrikada olacak.

Bunu bu seçimlerde daha fazla sahiplenmek zorundayız. 31 Mart’ta salladık, tökezlettik, 14 Mayıs’ta yıkacağız. Bu öz güvenle hareket etmek zorundayız.

  • Seçmene bir çağrınız var mı?

Bütün partili dostlarımıza, yoldaşlarımıza, müttefik güçlerimize bu çağrıyı yapıyoruz; Seçim süreci hem bir seçim çalışması, AKP-MHP iktidarını sandığa gömme hedefiyle yürütülmeli. Aynı zamanda politikayı büyütme hedefiyle yürütülmeli. Öz örgütlenmeyi büyütme hedefiyle yürütülmeli. Yerinden öz iradesiyle çalışmalar bu minvalde yürütülmeli ama bunu yaparken de seçim sonrasını da düşünerek bunların her türlü hile, hurdayı yapacağını da düşünerek, karşımızda yüzyılın en büyük soyguncusu var. Bunlar her şeyi çaldı elimizden, oyumuzu da çalabilirler. Bu reel bir okuma, korkuyu yayma değil, kendimize güveniyoruz. Bunların hırsızlıklarına, sandıkların üstüne yatarak gerekirse geçit vermeyeceğiz. Sadece oy vererek yurttaşlık ödevimizi görmeyeceğiz. Sandıklarımıza, geleceğimize sahip çıkacağız. Oy sayımında bulunacağız, müşahit arkadaşlarımız başta olmak üzere herkes verdiği oya sahip çıkacak. 14 Mayıs seçimleri aynı zamanda halkın kendi öz örgütlülüğünü ve seçim sonuçlarına sahip çıkma süreci olarak değerlendirmeli. Biz bunları yıkacağız, bunlar gidecek, gitmek zorunda. Başka hayat yok, başka gidecek yerimiz yok.

Bunları götürmek, bizim için artık bir onur görevidir. Toplumsal ahlak, eşitlik, özgürlük, devrimcilik, yurtseverlik görevidir. O yüzden bunlar gitmez demeyin, bunlar gidecek. Başka seçenek yok, başka seçeneklere tahammül de yok. Bunlar gitmemek için direnecekler, biz de bunları göndermek için, sandığa gömmek için daha fazla çaba göstereceğiz. 15 Mayıs sabahı, kentlerimizin yeşillendiği, sol seçeneğe kavuştuğu, Kürtlerin özgürlük mücadelesinin daha fazla seçenek haline geldiği, emekçilerin daha huzurlu olduğu, insanların hayata, geleceğe, bahara daha fazla güvenle baktığı bir sabah olacak.

HABER MERKEZİ

#Cengiz #Çiçek #Martta #salladık #Mayısta #yıkacağız

Baluken’den mektup: Karanlıktan arta kalan tek şey umut olmalıdır

HDP’nin önceki dönem Grup Başkanvekili İdris Baluken cezaevinden çıkışından sonra gelen destek mesajlarına ilişkin teşekkür mektubu yayınladı. Baluken ‘Siyaseti iktidar amaçlı başa taç geçirme hırsları yerine, barış hedefli sırtta yük taşıma erdemi üzerine oturtmaya çalışmalıyız’ dedi

HDP’nin önceki dönem Grup Başkanvekili İdris Baluken cezaevidnen çıkmasından soran kendisine geçmiş olsun dileklerini iletenlere teşekkür etti.

Baluken yayınladığı mesajda “Farklı fikir ve parti mensubiyetlerinin temel değerler ve insani ilişkiler hususunda göstermiş oldukları hassasiyet, ortak bir yaşam ile demokratik bir gelecek açısından oldukça umut verici bir durum oluşturmaktadır. Gösterilen ilgi, siyasi çalışmalarımızın temelini oluşturan ve ömrümüzü vakfetmekten yüksünmediğimiz görev ve sorumluluklarımızı arttırmıştır” ifadelerini kullandı.

Baluken mesajın devamında barış diline ihtiyaç duyurulduğunu vurgulayarak “Çoğu kez kuru bir gürültünün ötesine geçemeyen karamsar ve çözümsüz sözlerin yerine, az sözle çok şey söyleyerek çözüme katkı sunan yeni bir barış dili ve söylemine ihtiyaç vardır. Bu süreci barış, demokrasi ve özgürlükleri esas alan bir yaşama dönüştürmek başta siyaset kurumu olmak üzere tüm yurttaşların ve toplumsal kesimlerin öncelikli görevidir” dedi.

Baluken’in mektubu şöyle:

“Bugüne dek barış, demokrasi, özgürlük başta olmak üzere temel insani değerler ile onurlu ve eşit bir yaşamı önceleyen siyasi çalışmalar gerçekleştirdik. Bu çalışmalar esnasında muhatap kaldığımız yargısal süreçlerin haksız, hukuksuz ve siyasi saiklerle gerçekleştirildiği iç ve dış kamuoyu ile hukuk camiasının ortak kanaatidir. Genişleyen adaletsizliklerden şahsıma düşen pay 6,5 yıllık fiziksel esaret koşulları ile kesintisiz bir şekilde sürdürülen mahkeme süreçleri olmuştur. Uluslararası ve ulusal yargı mercilerince oldukça gecikmiş olarak verilen son kararlar neticesinde 5 Nisan 2023 tarihinde denetimli serbestlik kapsamında tahliye işlemim gerçekleştirilmiştir.

Tahliye işleminin gerçekleştiği andan bugüne dek gerek doğrudan ziyaretler gerek telefon aramaları gerekse de basın ve sosyal medya aracılığıyla geçmiş olsun dileklerini ileten kişi ve kurumlara yürekten teşekkürlerimi sunuyorum. Farklı fikir ve parti mensubiyetlerinin temel değerler ve insani ilişkiler hususunda göstermiş oldukları hassasiyet, ortak bir yaşam ile demokratik bir gelecek açısından oldukça umut verici bir durum oluşturmaktadır. Gösterilen ilgi, siyasi çalışmalarımızın temelini oluşturan ve ömrümüzü vakfetmekten yüksünmediğimiz görev ve sorumluluklarımızı arttırmıştır. Bu dönemde küçük bir sevincin dahi farklı kesimlerde yarattığı bu ortak duyguya bakarak barışa dair güçlü bir toplumsal umut ve iradeye tanık olduk.

Çoğu kez kuru bir gürültünün ötesine geçemeyen karamsar ve çözümsüz sözlerin yerine, az sözle çok şey söyleyerek çözüme katkı sunan yeni bir barış dili ve söylemine ihtiyaç vardır. Bu süreci barış, demokrasi ve özgürlükleri esas alan bir yaşama dönüştürmek başta siyaset kurumu olmak üzere tüm yurttaşların ve toplumsal kesimlerin öncelikli görevidir. Siyaseti iktidar amaçlı başa taç geçirme hırsları yerine, barış hedefli sırtta yük taşıma erdemi üzerine oturtmaya çalışmalıyız. Yaşamı boyunca bir elinde kalem, diğer elinde zeytin dalı taşımaktan onur duyan birisi olarak bundan sonra da karınca misali yangına su taşıma gayreti içerisinde olacağım. Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin tarihsel ve siyasal boyutları olan tüm sorunlarının demokrasi ve özgürlükler eksenindeki köklü bir dönüşüm ve yenilenme süreciyle çözülmesi ortak geleceğimiz için kaçınılmaz gerekliliktir.

Büyük yıkımlar ve karanlık dönemlerden arta kalan tek şey enkaz değil, umut olmalıdır. Bu umudu büyütmek ve yeni yaşamı inşa etmek için hiçbir bedelin boşa ödenmediği bilinciyle bir kez daha geçmiş olsun dileklerinde bulunan herkese teker teker özel selamlarımı ve şükran duygularımı iletiyorum.”

HABER MERKEZİ

#Balukenden #mektup #Karanlıktan #arta #kalan #tek #şey #umut #olmalıdır

Ayten Kordu: Dersim ‘Rehak-Kızılbaş’ topraklarıdır

Yeşil Sol Parti’nin Dersim adayı Ayten Kordu, HADEP’le başladığı mücadeleye Yeşil Sol Parti’de devam ediyor. Dersim’de sosyalistlerin ortak adayı olan Kordu, “Dersim’de bu güç var. Dersim, ‘Rehak(Kızılbaş)’ topraklarıdır. Mücadelemize sonuna kadar inanıyoruz” dedi

Toplumsal dönüşüm yaratma ve erk siyasetini değiştirme iddiasına sahip olduklarına işaret ederek, “Kendi içimizde bile zihniyet devrimi yürüten bir hareketiz” dedi.

Cumhurbaşkanı ve 28’inci dönem milletvekillerinin belirleneceği 14 Mayıs’a sayılı günler kalırken, Emek ve Özgürlük İttifakı içinde seçime giren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) çalışmaları da hız kesmeden sürüyor. Seçim sonuçları merakla beklenen kentlerden biri de Dersim. 67 bin 2013 seçmenin oy kullanacağı Dersim’de tek milletvekili seçilecek.

28’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinde Dersim’de Yeşil Sol Parti listesinden aday olan Ayten Kordu, HADEP’ten bu yana aktif çalışma yürütüyor. Kordu, seçim çalışmalarını, partinin Kadın Beyannamesi ve yürüttükleri mücadeleyi Mezopotamya Ajansı’na (MA) anlattı.

Ayten Kordu kimdir?

1971 Erzincan doğumlu Ayten Kordu, 1992’de aktif çalışmalara başladı. Sosyoloji mezunu olan Kordu, Halkın Demokrasi Partisi’nin (HADEP) Kadın Komisyonu’nda yer aldı. Kadın Komisyonluğu Başkanlığı Bağcılar İlçe Yönetimi,  İstanbul İl Yönetimi ve 1999’dan 2003’e kadar da merkez kadın kolları alanında çalıştı. 2003-2011 yılları arasında da Gökkuşağı Kadın Derneği çalışmalarında bulundu. Gökkuşağı Kadın Derneği’nin 2 dönem başkanlığını yapan Kordu, 2015 yılından sonra Dersim’e taşındı. Gökkuşağı Kadın Derneği’ndeki çalışmalarında 2’nci yılını doldurmadan atanan kayyımların etkisiyle ve kendi deyimiyle “kayyıma aldığım tutum” neticesinde kadın politikaları görevinin durdurulduğu ve operasyonlar neticesinde de 2,5 yıl cezaevinde kaldı.  Cezaevinden sonra kendi tanımlamasıyla “Rehak (Kızılbaş)” toprakları Dersim’e geri döndü.

Dersim’de mücadele ilmek ilmek örüldü

MA’dan Zerrin Sargut’a konuşan Ayten Kordu “Dersim, mücadelenin ilmek ilmek örüldüğü bir değerler bütünüdür” dedi. Dersim’de açılışı gerçekleştirilen büronun “jin, jiyan, azadî” sloganıyla açıldığına dikkati çeken Kordu, “Açılışımız ‘jin, jiyan, azadî’ ile başladı. Bu sadece bir slogan değil, aynı zamanda bizim için Ortadoğu ve Dünya’ya yayılmış, kadın mücadelemizin kadın kurtuluş ideolojimizin ete kemiğe büründüğü ifade biçimidir. Sadece ifade biçimi olmamakla birlikte, bir yaşam bütünlüğüdür.  Dersim’de halka hizmet etmek benim için oldukça onur verici. Kadın Beyannamemizde yüzde 45’lik bir kotamız var. Hedefimiz ilerleyen süreçlerde daha fazla temsiliyet sağlamaktır. Kadın politikalarımız eş başkanlık süreci ve öncesinden gelen bir politikadır. Yeşil Sol Parti’yle birlikte Türkiye halklarının, Türkiye kadınlarının, Kürt Kadın Hareketinin kendi taleplerini seçim beyannamemizde bulabilirler. Ortaklaşarak, tartışılarak oluşturulmuş bir beyannamedir.” diye konuştu.

Kadın mücadelesinin önemi

Eşit temsiliyetin kadın politikaları açısından önemli olduğuna vurgulayan Kordu, “eşit temsiliyet” kavramının Yeşil Sol Parti Kadın Beyannamesi’nde yer aldığını hatırlattı. Kürt kadın hareketinin Ortadoğu’da ve Avrupa’da tüm kadınlara ilham kaynağı olduğunu sözlerine ekleyen Kordu, şunları söyledi: “Kadın temsiliyeti, programımızda ve seçim beyannamemizde yer aldı.  Bu bizim için oldukça önemlidir. Kürt kadın hareketi sadece kendiyle kalmadı, aynı zamanında kadın eksenli bakış açısını jinelojî alanında da geliştirerek siyasetin, felsefenin, hayatın yeniden yorumlanması sözlü tarihle birlikte yeniden ele alınarak bakış açısının görünmesini sağlayan, temel bir çalışma oldu. Bunlar bizim beslenme kaynaklarımızdır. Kadın beyannamemizde ekonomiden yoksulluğa, ekolojiden yaşama, 6284 Sayılı Kanundan İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına kadar, kadınların kazanımları gasp edilmeye çalışıldı. Türkiye, Yeşil Sol Partiyle birlikte ceplerini genişletmiştir, genişletecektir.”

Zihniyet devrimi

Yeşil Sol Parti’nin kadın temsiliyetini en iyi şekilde yansıtan partilerden biri olduğunu ifade eden Kordu, “200 tane kadın adayımız var.  32 tane 1’inci sıra adayımız var. 260 tane, kadın arkadaşımız var. Buradan bile duruşumuz ve yapmak istediklerimiz bellidir. Belki bu yüzde 45 ama bundan sonra yüzde 55 olacak. Mücadele böyledir, yükselterek büyüteceğiz. Kadın mücadelesi, uzun soluklu bir mücadeledir. Bir zihniyet devrimi gerektiriyor. Dolayısıyla kadın mücadelesi hem kendine ilişkin bir zihniyet devrimi gerçekleştiren hem de erk, erkek devlet düşüncesini hedef alan bir harekettir. Kürt kadın hareketi, bunu ilmek ilmek örmüştür. Bu Jina Emînî ile doruğa ulaşmıştır.” diye konuştu.

Rehak (Kızılbaş) toprakları

Dersim’in kadın politikaları konusunda temsiliyetinin daha görünür kılınması adına büyük bir sorumluluğa sahip olduklarını ifade eden Kordu, Dersim’in bir kadın kenti olduğunu söyledi. Kordu, “Dersim bir kadın kentidir, sokaklarında, köylerinde tarlasında yaşamı çeviren kadınlardır. Dersim’in kadın politikaları konusunda daha görünür kılınması, temsiliyetini güçlendirme gibi bir sorumluluğumuz var.  Bu şehirde büyük emekler var. Edibe Şahin’in ve Aysel Doğan’ın iradesi gasp edildi. Nurhayat Altun hala cezaevinde. Hem pratik politikada hem de değerler yaratmada beslendiğimiz kaynaklar var. Bize bıraktıkları emek sürecini ve değerleri boynumuzda taşımamız gerekiyor. Bunu bütün kadınlarla birlikte gerçekleştireceğiz. Kentin mimarisinden yapısına kadar, kadınlarla toplantılar alarak kentin ihtiyaçlarına göre düzenlemek gerekiyor. Dersim’de çok güç veren bir yaklaşım var. En yüksek temsiliyeti alacağımıza düşünüyorum. Hedefimiz bu, başaracağımıza da inanıyorum. Dersim direnişin de taşıyıcısıdır. Biz bunu Sakine Cansız’dan Zarife Xatun’dan biliyoruz. Dersim Kürt kadın hareketi olarak derinliklidir. O emeklerin hakkını vermek gerekiyor,  Dersim’de bu güç var. Dersim, ‘Rehak(kızılbaş)’ topraklarıdır.  Mücadelemize sonuna kadar inanıyoruz” diye konuştu.

Kadın Bakanlığı kurulacak

Partinin Beyannamesinde yer alan Kadın Bakanlığı ve diğer vaatlere dair de konuşan Kordu, şunları ifade etti: “Kadın Bakanlığı, kadın sorunlarının dinlendiği, ekonomik siyasal sosyal bütün alanlarına geliştirebileceği bir bakanlıktır. Bu açıdan da önemlidir. Kadın Bakanlığı için ayrıca bir bütçenin olması gerekiyor, fakat bu da Kurdistan ve Türkiye’deki kadınlarında ortak belirlediği bir programdır. Ekonomik yaklaşım da, kadınların bakış açısına göre olacaktır.”

‘5 bin yıllık tarihi var’

Dersim’in ittifaklar, renkler ve farklılıklar açısından Yeşil Sol Parti olduğunu belirten Kordu, şöyle devam etti: “5 bin yıllık ataerkil bir tarihten bahsediyoruz. Bu tarih, sadece bir Kadın Bakanlığı açıldığında veya parlamenter sisteme geçilmeden çözülmeyecek. Biz kendi içimizde de zihniyet devrimi yürüten bir hareketiz. Yapacaklarımız bizi özgürlüğümüze ve eşit yaşama daha çok yakınlaştıracaktır. Bunun sorumluluğunu taşıyacağız. Kadın paradigmamız her yerde, kendimizi dönüştürme, toplumsal değişim sağlama, egemen erk siyasetini bir bütün değiştirme iddiasıdır.”

DERSİM

#Yeşil #Sol #Parti #Dersim #adayı #Ayten #Kordu #Dersim #RehakKızılbaş #topraklarıdır

Kalkan: PKK ile en çok Erdoğan görüştü

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Erdoğan’ın herkesi “PKK ile ilişkilendirip” suçladığını belirterek, PKK ile en çok Erdoğan’ın görüştüğünü kaydetti

Yaklaşan 14 Mayıs seçimleri, Uluslarası Süleymaniye Havaalanı’na yapılan saldırıya kadar birçok konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın seçim stratejisini Kürtlerin imhası üzerine kurduğunu vurguladı.

Dünya buna karşı tutum almalı

Medya Haber TV’nin sorularını yanıtlayan Kalkan, 14 Mayıs seçimleri öncesi suikast ve saldırılara değinerek, Demokratik Suriye Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Abdi’ye yönelik saldırıya dikkat çekti. Abdi’ye yönelik saldırının ilk olmadığını ve Abdi’nin “Kaç sefer benzer saldırılara maruz kaldım, hepsi başarısız kaldı” sözlerini hatırlatan Kalkan, “Sadece Mazlum Ebdî değil, Kuzey-Doğu Suriye’de birçok yöneticiye saldırdılar. Biz tedbirlerimizi geliştirmeliyiz ama bütün dünya da bu gerçeği görmeli. Buna karşı bir tavır, tutum olmalı” dedi.

Hesapları Kürtleri öldürmek üzerine

Saldırı ve suikastların seçimle bağının olduğunu kaydeden Kalkan şunları dile getirdi: “Şunu anlıyoruz ki; AKP-MHP faşizmi, MİT’i, kontrgerillayı son sınırına kadar seferber etmiş. PKK yönetimini bulmak ve vurmak için seferber olmuşlar, oradan alacakları sonuçla da 14 Mayıs’ta seçim kazanmak istiyorlar. Geçmişte yaptılar, biraz etkisi oluyor. Şunu hesap ediyorlar; PKK yönetiminden, Kürtlerden, öne çıkmış Kürtlerden bazılarını vurursak ırkçı, şoven, faşist, milliyetçi, Türkçü çevrelerden Türkiye’de oy alır, bu oyları birleştirir, seçim kazanırız. Bugün Tayyip Erdoğan’ın seçim propagandası tamamen bunun üzerine oturtulmuş. Bunu herkes görmeli.”

Ben Kürdüm diyen ya zindanda ya mezarda

AKP-MHP’nin tüm seçim propagandasını Kürt mücadelesine karşı kurduğunu dile getiren Kalkan, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın herkesi “PKK ilişkisi üzerinden vurduğunu” belirtti ve şöyle devam etti: “Halbuki PKK ile en çok Tayyip’in ilişkisi oldu, AKP’nin oldu. Yani İmralı’ya da gitti. Önder Apo ile o kadar görüşme yaptırdılar, Kandil’e de o kadar elçi gönderdiler. Bunu Tayyip Erdoğan yönetimi gönderdi. Herkes biliyor. Oslo’daki görüşmelere de Tayyip Erdoğan yönetimi gönderdi. Bütün bu katliamları yapan MİT Başkanı gitti, görüşmeler yaptı. Şimdi bazıları da gerçekten PKK ile ilişkili olmak suçmuş gibi bu baskı altında kalıyor. ‘Biz değiliz’ diyorlar. Kendileri yaptılar o kadar. Yavuz hırsız, ev sahibini borçlu çıkarır, haksız çıkarır misali. Bunu, Tayyip Erdoğan kadar yapanı bu dünyada hiç görmedik. Çok mu mahir? Öyle değil. Karşıdakiler çok zayıf. Kendilerini savunma güçleri bile yok. Bir tutturulmuş terördür, şudur, budur. Terör filan yok, haksızlıklar var, saldırı var, eşitsizlik var, Kürt soykırımı var, Kürtler yok sayılıyor, yok edilmek isteniyor. TC sınırları içerisinde 30 milyona yakın belki daha fazla Kürt var. Bunların kimliği yok, adı yok, ismi yok, dili yok, ‘Kürt yok’ diyor Tayyip Erdoğan. ‘Var olan öldürülecek’ diyor, öyle karar alıyor. ‘Ben Kürt’üm’ diyen ya zindana ya da mezara girer. Başka bir şey tanımıyor.”

Demokrat adaylara oy verin

Son olarak “Demokratik adaylara oy verin” çağrısı yapana Kalkan, “AKP-MHP faşizmi artık kaldırılamaz bir durumda. Tarihin çöp sepetine atılması lazım. Biraz daha AKP-MHP’nin yönetim olacağını düşünün. Türkiye’de elle tutulur ne kalır? İnsanlık, özgürlük, demokrasi ve kardeşlik adına hiçbir şey kalmaz” diye konuştu.

HABER MERKEZİ

#Kalkan #PKK #ile #çok #Erdoğan #görüştü

Yeşil Sol Parti Antalya da 2 vekil hedefliyor

Antalya’da 2 vekil hedefleyen Yeşil Sol Parti Antalya adayları Saruhan Oluç ve Canan Çalağan,  ‘Halkımız iradesine ve geleceğine sahip çıkacaktır. Yaşamı birlikte öreceğiz’ dediler

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 14 Mayıs’ta yapılacak olan genel seçimleri için çalışmalarını sürdürüyor. Yeşil Sol Parti’nin iddialı olduğu kentlerden Antalya’da birinci sıra milletvekili adayı Saruhan Oluç, ikinci sıra adayı ise Canan Çalağan oldu.

2018’deki genel seçimde kente, AKP yüzde 34 ile 6, CHP yüzde 29 ile 5, İYİ Parti yüzde 17 ile 3, MHP yüzde 10 ile 1, HDP ise yüzde 7 ile 1 milletvekili çıkardı. 14 Mayıs’taki seçimlerde ise 1 milyon 708 bin 975 seçmenin sandık başına gitmesi beklenirken, nüfus yoğunluğu nedeniyle kentin 16 olan milletvekili kontenjanı da 17’ye çıkarıldı.

 ‘Çoğulcu demokrasiyi inşa edeceğiz’

Yeşil Sol Parti Antalya adayları Saruhan Oluç ve Canan Çalağan, 14 Mayıs seçimlerinin başta kadınlar olmak üzere halklar için çok önemli olduğunu belirtti. Antalya’da güçlü bir seçmen potansiyelinin olduğunu söyleyen Oluç, partilerinin önceki seçimdeki bir vekil sayısını ikiye çıkarmayı hedeflediğini kaydetti. Parti olarak yaşanan yoksulluk ve krizlere karşı mutlak çözümler bulacaklarını belirten Oluç, sosyal ve ekonomik alanda hızlı reformlara ihtiyaç olduğunu vurguladı. Oluç, ayrıca Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü doğrultusunda adımların atılması gerektiğine vurgu yaptı ve Yeşil Sol Parti olarak hedeflerinin, cumhuriyetin ikinci yüzyılında çoğulcu demokrasi anlayışını inşa etmek olduğunu belirtti.

‘Sandık güvenliği önem taşıyor’

Oluç, “2019 yerel seçimlerinden sonra kayyum atamalarıyla halkın iradesi gasp edilmiş oldu ve halk bu seçimlerde kayyumların da hesabını soracak. Halkımız iradesine ve geleceğine sahip çıkacaktır. Herkes yeşil sol parti ağacının altına damgasını vuracak ve güçlü bir grup oluşturacağız mecliste. Halkın desteği fedakar mücadeleci ruhu olmasaydı bugünlere de gelemezdik. Devletin bu seçimde de baskısı seçim gününe kadar sürecek ve her türlü hileyi yapmaya çalışacak. Sandıklara sahip çıkmak bu konuda büyük önem taşıyor.”

‘Ezilenler için yeni yaşam seçeneği’

22 yıllık AKP iktidarında emek sömürüsünün en üst düzeyde ortaya çıktığını ve en demokratik hak alma noktasında dahi mücadelenin ağır şiddetle bastırıldığını ifade eden Çalağan, “KHK rejimi bunların bir parçası oldu. Bende bir KHK’lı olarak emeği gasp edilen emekçilerden biriyim. 14 Mayıs’tan sonra yeni demokratik sürece hep birlikte adım atacağız. Bu iktidardan 14 Mayıs günü emeği gasp edilen emekçilerin haklarını alacağız. Bir daha böyle acıların yaşanmaması içinde emekçilerin en güçlü örgütsel zeminlerinin önünü açacak yasal düzenlemelerin yapıldığı tarihsel bir süreci göreceğiz. Her ne olursa olsun 14 Mayıs’ta tüm ezilenler için yeni yaşam seçeneğini açığa çıkartacağız. Halkımızla birlikte kendi irademiz sahip çıkarak yeni yaşamı öreceğiz. Antalya kadim bir kent. Kadın mücadelesinin, eko kıyıma karşı ve emek alanında ciddi mücadelesi olan kent. Bugünden itibaren tüm farklılıklarımızla bir arada olabileceğimiz hep birlikte bir sürecin içerisindeyiz. Kentte en güçlü kadın temsili olması için çalışmalar yapacağız, halkımız da bu anlamda çok ciddi destek veriyor. Tüm kadınları gençleri, emekçileri bir arada olmaya Yeşil Sol Parti’yi desteklemeye çağırıyorum” dedi.

ANTALYA

 

#Yeşil #Sol #Parti #Antalya #vekil #hedefliyor