Ana Sayfa Blog Sayfa 6100

IŞİD esaretinden özgürlük savaşçılığına…

IŞİD’in Minbic’i işgali sırasında kentte esaret koşullarında yaşayan Şirin Minbic, şimdi Rakka yollarında bir özgürlük savaşçısı

Minbic’i özgürleştirme hamlesi, “Komutan Feysal Ebû Leyla” ismiyle 1 Haziran’da başlayıp 12 Ağustos’ta şehrin tamamen IŞİD çetelerinden temizlenmesi ile sonuçlanmıştı. Hamlenin devam ettiği zamanlarda halk, Minbic askeri Meclisi’nin güvenliğini sağladığı bölgelere akın etmiş, savaşçılara şükranlarını sunmuşlardı.

Kent özgürleşince…

Minbic’in özgürlüğünden sonra onlarca Minbicli genç kadın ve erkek, Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ve YPG-YPJ saflarına katıldı. Bunlardan biri de Minbic’in Esediye Mahallesi’nden Şirin Minbic. Mahallelerinin özgürleştirilmesinin ardından katılım kararı aldığını söyleyen Şirin Minbic’in annesi Kürt, babası ise Arap.

‘Onları en iyi ben anlarım’

Şimdi bir savaşçı olan ve YPJ saflarında yer alan Şirin Minbic, kendisini en çok etkileyen şeyi ise şu sözlerle ifade ediyor: “Başkaları için savaşanı ve canını vereni hayatımda ilk defa gördüm.” Bu durumun kendisine büyük güç ve umut verdiğini söyleyen Şirin Minbic, kendisinin de hayatını ‘başka insanların özgürlüğü ve mutluluğu için adadığını’ söyledi. Bu nedenle Rakka hamlesinde yer almak için ısrarcı olduğunu vurgulayan YPJ savaşçısı, “Çünkü onların esaret ve özgürleştikten sonraki duygularını ben çok iyi anlayacağım” dedi.

‘Evimizden çıkamazdık’

IŞİD çetelerinin Minbic kentine ilk girdiğinde ‘gerçek yüzünü’ sakladığını ve ılımlı davrandığını ancak daha sonra baskı ve zulmün başladığını söyleyen Şirin Minbic, esaret günlerini şu sözlerle anlatıyor: “Şehrin içinde tam hakimiyetini sağlayınca baskı, işkence ve zulmü de artmaya başladı. Hayatın tüm alanında tam kontrol sağladılar ve sonra her şeye müdahale etmeye başladılar. Kadınların giyim, kuşamını tümden siyaha büründürdüler ‘kadınlar ellerine eldiven giymek zorunda dediler’. Evimizden dışarı çıkamaz olduk. DAİŞ’in olduğu yerde halk onların kurbanı oluyor.”

Şimdi Rakka’da

Şimdi Rakka’ya doğru yol alırken özgürleştirilen her köy, kent haberini sevinçle karşılayan Şirin Minbic, “Rakka’da yeni ve özgür bir yaşamı kesin kuracağız. Rakkalı kadınların özgür günlerini şimdiden hayal ediyorum” diyor ve bu hamlede yer almanın hem bir kadın hem de Minbicli biri olarak mutluluk verici olduğunu ekliyor.

Sinan Deniz /Rakka-Anf

 

Başörtülü kadının imaj mücadelesi

İslam ve kadın konularındaki çalışmaları ve kitaplarıyla tanınan Paris Sosyal Bilimler Yüksek Okulu (EHESS) sosyoloji profesörü Nilüfer Göle, “Gündelik Yaşamda Avrupalı Müslümanlar” adlı kitabının Almanca baskısını tanıtmak üzere Almanya’ya geldi. Göle kitabı çerçevesinde Avrupa’da yaşanan İslam’ı ve Müslüman kadının buradaki rolünü DW Türkçe’ye değerlendirdi. Göle, başörtüsüyle Avrupa’da görünürlüğünün altını çizen Müslüman kadının, artık İslami kodların ve Avrupa’daki Müslüman algısının ötesine geçtiğini ve kamusal alanda aktif bir azınlığa dönüştüğünü söyledi.

DW: Sayın Göle, dört yıl boyunca Avrupa’nın 21 farklı şehrinde Müslümanlarla ilgili alan çalışmaları yaparak, kitabınızı kaleme aldınız. Öncelikle böyle bir çalışmanın altında yatan nedenden bahseder misiniz?

Nilüfer Göle: Avrupa’da yaşayan biri olarak gördüm ki, Müslümanlar etrafında bir dizi tartışma konusu oluştu. Bunlar minare, başörtüsü, helal gıda gibi konular. Kısacası Müslümanların dini yaşamları çerçevesinde dikkat ettikleri ayrıntılar, tüm Avrupa ülkelerinde dozları farklılık gösterse de ciddi tartışma konularına dönüştü. Bu tartışmalardan yola çıkarak bir araştırma yapmak istedim. Çünkü söz konusu tartışmaların çoğu medyada şekillendi ve İslam giderek radikalleşmeyle şiddetle ilişkilendirilen bir “sorun” olarak kavramsallaştırıldı. Bu nedenle medyatik tartışmalarda pek görünmeyen ama Avrupa ülkelerine entegre olmuş orta sınıf Müslümanların ne düşündüğünü tespit etmek istedim ve bir saha çalışması yaptım. Kitap da bu çalışmanın bir ürünüdür.

DW: Araştırma yaptığınız şehirlerde benzerlikler ve farklar neydi? Ülkelere göre dikkat çeken ayrıntılar neler?

Göle: Aslında farklılıklar daha çok tartışma noktalarında karşımıza çıkıyor. Örneğin helal gıda tartışması Fransa’da ağırlık kazanırken Almanya’da tartışma konusu başörtüsü ya da İsviçre’de minareler olabiliyor. Bunlar dediğim gibi medyanın bakış açısını aktarıyor. Ben gruplar oluşturarak Müslüman olanları ve olmayanları biraraya getirdim, böylece bu olaylara kamusal alanda farklı bir boyut kazandırmayı hedefledim. Yani biraz medyadan koparak, yeni bir perspektifle baktım. Neticede İslam’ın Avrupa genelinde yeni bir şekil aldığına dair bir resim karşımıza çıktı. Zira İslam Avrupa’ya ait olmaya başlıyor. Avrupaya ait olduğu için de bir çelişki, çatışma yaratıyor; ama bu onun Avrupalı dönüşümünün bir parçası.

DW: Peki, Avrupalı İslam’dan ya da Avrupa’da yaşanan İslam’dan ne anlamalıyız? Müslüman kadınların kitabınızda ve bahsettiğiniz bu resimdeki yeri nedir?

Göle: Öncelikle Avrupa’da Müslümanlar ilk defa kendilerini azınlık olarak görüyorlar ve diğer dinlerle ilişki halindeler hem Hristiyanlık, hem Musevilik hem de İslam’ın farklı türleriyle. Ayrıca seküler bir atmosferde dinlerini yaşamaya çalışıyorlar. Onun için İslam yeni bir şekil alıyor. Örneğin inşa etmek istedikleri camiler bile Avrupa mimarisiyle örtüşen taraflar, modern çizgiler taşıyor. Söz konusu Müslümanlar bulundukları ülkelerin dilini iyi konuşan, meslek sahibi, yaratıcı ve yaşadıkları topluma artı değer katma çabası içindeler. Ve İslam, Avrupa’da kültürel anlamda kendini gerçekleştirirken Müslüman kadınlar merkezi bir rol üstleniyorlar. Zira söz konusu kadınların sosyal hayatta kendilerine açmaya çalıştıkları yer, özel ve kamusal alandaki sınırları zorluyor ve güncel çatışmaların gidişatını belirliyor. Bir anlamda kamusal kültürün oluşumunda kadınlar daha etkin. Bu nedenle kitabımda da önemli bir bölümü teşkil ediyorlar.

DW: Avrupa’da Müslüman kadınları kültürü dönüştürme noktasında önemli bir aktör olarak niteliyorsunuz. Ancak Avrupa’da bir de aşırı İslamcılık olgusu var. Sözkonusu kadınlar, aşırı İslamcılık ve modern dünya arasında nasıl bir konumda?

Göle: Bu noktada kitabın ele aldığı başörtüsü kavramından söz edebiliriz. Başörtüsü, dini olarak kadının özel alanını mahremiyetini temsil ediyor. Kadının özgürleşmesini savunan feminist bakış açısı ise bu yaklaşımı kadının kamusal alandan uzaklaşması, cinselliğininin bastırılması olarak okuyor. Beraberinde İslami düzenlemeler de başörtüsüyle kadından zaten bunları talep ediyor. Ancak Avrupalı Müslüman kadınlar hem başörtüsü taşıyor, hem de eğitimiyle, iş hayatındaki girişimleriyle kamusal alanda etkin bir görünüm sergiliyor. Bu kadınlar ailelerinin yaşadığı veya dini geleneklerin işaret ettiği gibi dini kimliklerini mahrem şemsiyesi altında değil, görünür olarak yaşamayı tercih ediyorlar ve başörtüleriyle bunun altını çiziyorlar. Adeta feministlerin kadını toplumda görünür kılma çabasını başörtüsüyle gerçekleştiriyorlar. Yani Müslüman kadının artık, İslami kodların ve Avrupa normlarının ötesine geçtiğini ve sadece görünür azınlık değil, toplumsal hayata güçlü katılımlarıyla aktif azınlığa dönüştüğünü de  söyleyebiliriz.

DW: Araştırmalarınız çerçevesinde ifade ettiğiniz görünür azınlıktan aktif azınlığa geçen Müslüman kadınlara dair örnekler vermeniz mümkün mü?

Göle: Görüştüğümüz kadınlar arasında başörtüsüne dair ilginç değerlendirmeler vardı.18 yaşında Berlin doğumlu, lisede okuyan ve üniversiteye hazırlanan Müslüman bir genç kadın şöyle demişti:” Başörtüsü kadını gözlerden uzak tutmak, dikkat çekmesini önlemek için var. Ama Almanya’da dikkat çekiyor.  Bakın ben Müslüman’ım diyor ve silik göründüğümüz bu dünyada bizi görünür kılıyor. Bu algıyı seviyorum, onun için renkli, modaya uygun örtüler taşıyorum.” Yani bu kadınlar kendilerine dair Avrupa’daki din, ataerkil baskının kurbanı algısını aşarak kimlikleriyle özgüven içinde görünür olmayı tercih ediyorlar.

Bir başka örnek de Amsterdam’da ailesinin “başörtüsüyle burada kendine bir gelecek kuramazsın” demesine rağmen başörtü taşıyan, hukuk okuyan ve Polder Cami’nin yöneticisi olmayı başaran Yasemin ile ilgili. Yasemin’in yöneticiliğindeki bu camide erkekler ve kadınlar birlikte cuma hutbesine katılıyorlar; konuşulan dil Flemenkçe, kültürlerarası diyolog ve kadınlar arası dayanışma caminin en önemli yapı taşlarını oluşturuyor. Bu yüzden özellikle İslamiyet’e yeni geçmiş Hollandalı kadınların tercih ettiği bir cami. Kısacası söz konusu genç kadın farklı etnik ve kültürlerden kadınları biraraya getiriyor, üstelik erkeklerle de eşitlikçi bir zeminde. Bu da Müslüman kadının kamusal alanda aktif olduğuna dair önemli bir resim.

© Deutsche Welle Türkçe

Özlem Coşkun / Berlin

 

Steinmeier Ankara’da muhalefetle de görüşecek

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier resmi temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya gidecek. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Schäfer Berlin’de haftalık olağan basın toplantısında yaptığı açıklamada, üç günlük ziyareti çerçevesinde Steinmeier’in Türk mevkîdaşı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yanı sıra hükümet, muhalefet ve sivil toplum temsilcileri ile biraraya geleceğini belirtti.

Schäfer, Bakan Steinmeier’in Ankara’da “mümkün olduğunda geniş kapsamlı ve derin diyaloğu” hedeflediğini ifade etti. “İki taraf için de çok zor bir yıl olduğunu” belirten Schäfer, “ülkenin güneydoğusunda neredeyse her gün bir kurbanın olduğu Kürtlerle yaşanan çatışma, IŞİD’in insanların ölümüne yol açan saldırıları ve büyük şans sonucu engellenen darbe girişimi” nedeniyle Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiğine işaret etti.

Sözcü Schäfer, Bakan Steinmeier’in pazartesi akşamı Ankara’ya hareket etmeden önce Brüksel’de AB Dışişleri Bakanları toplantısına katılacağını ve gündemdeki konular arasında Türkiye’deki son gelişmelerin de bulunduğunu söyledi. Schäfer, Steinmeier’in programına ilişkin hazırlıkların sürdüğüne işaret etti.

Tutuklu HDP’li vekiller

“Bakan Steinmeier’in HDP’nin eş genel başkanlarının bulunduğu cezaevini ziyaret edecek mi?” sorusuna karşılık ise Schäfer hazırlıklar sürdüğü için somut bir yanıt veremeyeceğini söyledi. Steinmeier’in çantasındaki konulardan birinin “tutuklu HDP’li vekiller” olduğunu belirten Schäfer, ancak bu vekillerin tutuklu bulunduğu cezaevleri Ankara’da olmadığı için ziyaretin “lojistik olarak mümkün olmadığını” kaydetti.

“Bakan Steinmeier, HDP’li vekillerin serbest bırakılması için çaba gösterecek mi” sorusuna ise Schäfer, Alman hükümetinin bu konuda gereken açıklamayı yaptı, bu vekillerin parlamentoda çalışmalarını sürdürebilmesi için gereken çabayı göstereceğiz” dedi.

Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier, perşembe günü Federal Meclisin Türkiye konulu oturumunda yaptığı konuşmada Türkiye’deki son gelişmelerden kaygı duyduğunu dile getirmiş ancak Ankara ile diyaloğa devam mesajı vermişti. Steinmeier, bu nedenle de Ankara’ya gideceğini duyurmuştu.

Ankara’dan yapılan açıklama

Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada ise Steinmeier’in 14-15 Kasım tarihlerinde Türkiye’ye bir çalışma ziyareti yapacağı bildirildi. Steinmeier’in temaslarında “ikili ilişkilerin yanı sıra, terörle mücadele alanında işbirliği, AB konularının yanı sıra güncel bölgesel ve uluslararası meselelerin” ele alınacağı belirtildi.

Alman Meclisi’nin Haziran ayının başında aldığı ve 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelendiren kararının ardından Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerde gerilim yaşanmıştı. O dönemden beri Türkiye ile Almanya arasında en düzeydeki ziyaret  Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanı Gerd Müller tarafından gerçekleştirilmişti.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/dpa, JD/GA

 

Polis, gösteri yapan gençler için halkı lince çağırdı

İzmir’in Alsancak ilçesinde bulunan Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde 5 Kasım günü OHAL’i ve AKP’nin hukuksuz uygulamalarını protesto eden Dev- Güç ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi 9 genç gözaltına alınmıştı.

Gözaltına alınan gençler emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldıkları mahkemece adli kontrol şartı ile serbest bırakılırken, polisin gençleri gözaltına alırken, hedef göstererek linç ettirmek istediği görüntüler ortaya çıktı.

‘Polise yardımcı olun’ denilerek lince davet

Yurttaşlar tarafından çekilen görüntülerde basın açıklaması yapan gençler dağıldığı esnada gelen polislerin gençleri gözaltına almak istediği, bu esnada ise gençlerin karşı çıktığı görülüyor. Polisin ise gözaltına alınmayı reddeden gençlere “İzmir halkı PKK’yı görün PKK’yı. Teröristler yasadışı eylem yapıyorlar. Polise yardımcı olun. PKK’lılar eylem yapıyorlar” dediği ve çevrede bulunanları gençlere karşı kışkırttığı görülüyor.

Öte yandan gençlerin gözaltı esnasında darp edildiği de görüntülerde mevcut. Irkçı grubun darbeleri arasında sivil polis aracına götürülen gençlere, keyfi olarak biber gazı sıkılıyor. “Doblo” tipi gözaltı aracının en fazla iki kişi alan arka kısmına 5 kişi konulurken, sıkılan biber gazı nedeniyle nefes almakta zorlanarak karakola götürülüyor.

Alman vekiller tutuklu HDP’li vekilleri ‘korumaya’ aldı

Alman Meclisi Sosyal Demokrat Parti (SPD) Grubu İnsan Hakları Sözcüsü Frank Schwabe tarafından canlandırılan “Parlamenterlerden Parlamenterlere Koruma” adlı programda ilk etapta 60 Alman milletvekili HDP’li 37 vekilin “vasiliği” üstleniyor. Bu girişimde yer alan Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen, Deutsche Welle’ye yaptığı açıklamada bu programla “TBMM’de takibata uğrayan Türk meslektaşlarıyla dayanışma içinde olduklarına dair somut bir mesaj vermek istediklerini” söyledi.

Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre, Dağdelen, bu hafta içinde Cumhurşbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ana muhalefet partisi CHP’li milletvekilleri hakkında suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatarak CHP’li vekillerin de “takibata uğrama tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu” söyledi. Aralarında HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ’ın bulunduğu 10 vekil ise geçen hafta tutuklanmıştı.

Parlamenterlerden parlamenterlere koruma programı

Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen bu program çerçevesinde “takibata uğrayan milletvekilleri, aileleri veya avukatları ile iletişime geçerek, ziyaretler düzenlenmesinin, mektup yazılmasının, Almanya ve uluslararası düzeyde davalarının duyurulması için” çaba gösterileceğini ifade etti.

Daha önce “vasilik” programına katılan Yeşiller partisi milletvekili Tom Koenigs, örneğin tutukluların ziyaret edilmesiyle hapishane koşullarında iyileşme gözlemlendiğini belirtti. Koenigs, HDP’li Ezidi kökenli milletvekili Ali Atalan’ın vasiliğini üstlendi.

Sosyal Demokrat Partili Frank Schwabe tarafından yayınlanan basın açıklamasında, 13 yıl önce başlatılan programın ilk kez bu kadar geniş kapsamlı uygulamaya alındığını belirtildi. Açıklamada, Türkiye’deki durumda “muhalefetin tamamının ya tutuklanma tehlikesi ya da bir şekilde çalışmalarının engellenmesi ile karşı karşıya olduğuna” dikkat çekildi. Programa daha fazla milletvekilinin de katılabileceği tahmin ediliyor.

Leyla Zana için başlatılan program

Program, 2003 yılında Leyla Zana’nın serbest bırakılması için başlatılan imza kampanyasının ardından oluşturuldu. Program kapsamında dünyanın farklı ülkelerinden şimdiye kadar 115 milletvekili, insan hakları savunucusu ve gazetecinin “vasiliği” üstlenildi.

Basın bildirisinde, bu girişimde Alman Meclisi’nde grubu olan bütün partiler, yani Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU), Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Sol Parti’den milletvekillerinin yer aldığı vurgulandı.

Sosyal Demokrat Parti Grup Başkanı Thomas Oppermann, Sol Parti Grup Eş Başkanı Sahra Wagenknecht ve Yeşiller Grup Başkanı Toni Hofreiter’in HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “vasiliğini” üstlendi. Türk-Alman Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Michelle Müntefering ve Sol Parti Grubu Eş Başkanı Dietmar Bartsch’ın ise HPD Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın “vasiliğini” üstlendikleri belirtildi.

‘Sokağa çıkma yasağı’nda sokağa çıkmamak ‘suç’ sayıldı

Nisêbîn’de ‘sokağa çıkma yasağı’ nedeniyle evlerinden çıkamayan Hanse Bulut ve yeğeni Mazlum Deniz hakkında açılan soruşturmada, Savcı sivillerin evlerinden çıkmamasını ‘örgüt üyeliği’ne kanıt saydı

Mardin Cumhuriyet Savcısı, Mêrdîn’in (Mardin) Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde sokağa çıkma yasağı boyunca evlerinden çıkamayan 58 yaşındaki Hanse Bulut ve bu sürede yanında kalan yeğeni Tıp Fakültesi öğrencisi 23 yaşındaki Mazlum Deniz’in evden çıkmamasını “Hayatın olağan akışına aykırı” bularak örgüt üyeliğine kanıt saydı. Fırat Haber Ajansı’ndan (ANF) Sedat Sur’un haberine göre, 14 Mart günü başlayan “sokağa çıkma yasağı” sırasında evlerinden çıkamayan Bulut ve Deniz, 16 Nisan günü polisi arayarak evlerinden çıkmak istedi. Polis ise iki yurttaşın evlerinden çıkmasını “teslim olan örgüt üyeleri” diye havuz medyasına servis etti.

Savcı ve Valiliğin söylemleri çelişiyor

Deniz ve Bulut gözaltına alınarak günlerce Emniyet Müdürlüğü’nde tutuldu. Çıkarıldıkları mahkeme tarafından Bulut, “adli kontrol şartı” ile serbest bırakılırken, Deniz ise, tutuklanarak Mardin E Tipi kapalı cezaevine gönderildi. Önümüzdeki günlerde Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşması yapılacak olan davada, Bulut ve Deniz “örgüt üyeliği” ile suçlanıyor. Savcı, Bulut ve yeğeni Deniz’in evlerinden çıkmamasını “Hayatın olağan akşına aykırı” bulurken, Mardin Valiliği yasağın devam ettiği günlerde Nisêbîn’de 10 bin sivilin evlerinde kaldığını açıklamış ve sivillerin kendileri tarafından korunduğunu öne sürmüştü.

Tutuklu ağabeyi için kendisini yakmış

Suruç Kaymakamlığı önünde dün bedenini ateşe veren Mahmut Ötkün’ün ‘açım’ diye haykırmadığı, geçtiğimiz yıl tutuklanan ve Osmaniye T Tipi Cezaevi’ne sürgün edilen ağabeyinin serbest bırakılması talebiyle kendisini yaktığı öğrenildi

Riha’nın (Urfa) Pirsus (Suruç) ilçesinde geçtiğimiz yıl tutuklanan ve Osmaniye T Tipi Cezaevi’ne sürgün edilen ağabeyi Mehmet Bozan Ötkün’ü uzun süre görmediği için Suruç Kaymakamlığı önünde dün üzerine benzin dökerek bedenini ateşe veren Mahmut Ötkün’ün (33), Urfa Mehmet Akif İnan Hastanesi yanık ünitesindeki tedavisi devam ediyor. Medyanın “açım açım” diyerek kendini yaktığı şeklinde haberleştirdiği Ötkün’ün ağebeyinin ismini haykırdığı ve serbest bırakılmasını talep ederek kendisini yaktığı öğrenildi.

Ötkün’ün babasının solunum cihazına bağlı yaşadığı ve ağabeyinin 1 yıldır bulunduğu Osmaniye Cezaevi’ne gitmek için yeterli imkanlarının olmadığı, son olarak 7 Kasım’da görülen duruşmada da ağabeyinin tahliye edilmemesi üzerine bedenini ateşe verdiği belirtildi.

Çevredekiler tarafından müdahale edildikten sonra ellerinde ve yüzünde yanıklar oluşan Ötkün, Pirsus’ta yanık ünitesi olmadığından Urfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı ve tedavi altına alındı. Ötkün’ün hayati tehlikeyi atlattığı öğrenildi.

Kaynak: ANF

Die Welt: Demokrasinin açık kalp ameliyatı başladı

Frankfurter Allgemeine Zeitung‘da yer alan yorumda ABD’deki seçim sonuçlarının siyasetçiler üzerindeki etkisi ele alınıyor:

“Trump özellikle dış politikasına ilişkin karmaşık ve çelişkili birçok mesaj verdi. Ancak bunların hepsinin ortak bir yönü var: Amerika kendine dönüyor, güvenlik, iklim ve serbest ticaret gibi konuların belirlerdiği zor dünya siyasetine yüz çeviriyor. İşte bu neo-izolasyon,  Trump’a kendisini küreselleşmenin mağduru olarak gören ve git gide büyüyen bir kitlenin oylarını kazandırdı. Herşeyin daha iyi olduğu bir geçmişe özlem duyan bu kitle, kendi çöküşünden sorumlu olduğunu düşündüğü insanlara karşı nefret besliyor. Onların dünyaya sırtlarını dönmeleri Amerika’nın diğer yarısını şoka uğrattığı gibi Amerika’yı düzeni sağlayan güç ve uluslararası sistemde bir müteffik olarak gören dünyadaki tüm politikacıları da sarstı.”

Die Welt gazetesi yorumunda Donald Trump’ın demokrasiyi tehdit ettiği görüşünde:

“Donald Trump’ın seçilmesi sistemimizin ve özgürlük, demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları gibi batılı değerlerinin en büyük sınavı. Modern ve özgür toplumlarının kendini ayarlayan mekanizmaların ne kadar etkili olduğunu şimdi göreceğiz. Kim daha güçlü? Her insanın en iyi şekilde gelişmesini hedefleyen sivil toplum mu, yoksa kendisini bu sivil toplumu ortadan kaldırmaya çalışacakmış gibi gösteren bu adam mı? Kim kazanacak? Sinirli bu adam mı, yoksa hukuk devletinin yolları mı? Bir tartının ağır bir taşa karşı şansı var mı? 1000 kilo pamuk bir ton kurşun kadar ağırdır. Demokrasinin açık kalp ameliyatı başlamıştır.”

Frankfurter Rundschau, Avrupa’daki ilerici güçlerin Trump’a karşı durması gerektiği görüşünde:

“Cumhuriyetçi Trump’ın seçimleri kazanması bizim bildiğimiz dünya düzeninin bozulması anlamına geliyor. Trumpizm batılı demokrasileri tehdit ediyor. Geç olmadan direnmek gerek. Milli tutucu hareketin lideri başkan olarak yapmak istediği devrimle iç ve dış işlerinde herşeyi değiştirmeyi hedefliyor. Avrupa’daki ilerici güçler fazla insanı yalnız barakan bir siyasetten vazgeçerse ancak Trump’ın ABD’sine karşı bir güç oluşturabilirler. Hillary Clinton’un yenilgisinden ders alıp toplumumuzun ekonomik ve sosyal kırılmasına ikna edici cevaplar verilmeli. Bunlar demokrat Clinton’ınkilerinden daha inandırıcı olmaları gerek, zira Clinton’ın güçsüzlüğü Trump’ın güçlenmesine yol açtı. Ancak bu şekilde baskı altına uğramış açık görüşlü bir toplum gelişebilir ve demokratik değerler yaşanabilir. Bir kültür çatışması söz konusu. Kimse bundan haberi olmadığını söylemesin.”

Die Zeit, ABD anayasasının bu krizi atlatacağını umuyor:

“Kendisini aşırı derecede iktidara kaptıran herkes şimdiye kadar kuvvetler ayrılığından geçemedi. Peki ya korkunç palyaço Trump? Belki de kendisini gösterdiğinden çok daha ılımlı biri. Dünyaya Amerikan anayasanın bu krizi atlatacağından ummaktan başka bir şey kalmıyor. Amerika’nın bütün savaşlarında ölmediği kadar insanın öldüğü iç savaşı da atlatabildi anayasa. Amerika ve dünya daha önce hiç olmadığı kadar her başkan konuşmasının sonunda gelen sözlere tutunmak zorundalar: God bless America (Tanrı Amerika’yı korusun).”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Ceyda Nurtsch

Aleviler Türk hükümetini protesto edecek

Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu, Alevilerin 12 Kasım cumartesi günü yapılacak miting ile Türkiye’deki gelişmeleri protesto etmeye hazırlandığını duyurdu.

Federasyonun internet sitesinde “Aleviler Türkiye’deki otoriter gelişmeleri kınıyor” başlığıyla yer verilen açıklamada, “Demokrasi, Barış ve Özgürlük İçin” adı verilen mitinge katılım çağrısı yapıldı.

İnternet sitesinde Cumhuriyet Gazetesi’ne düzenlenen operasyonda gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması, HDP eş genel başkanları ve vekillerinin tutuklanması ve sosyal medyaya erişim engellerinin kaygı uyandıran gelişmeler olduğu kaydedildi. Açıklamada, “Milletvekillerine ve özgür basını hedef alan tutuklamaları ve siyasi kovuşturmaları sert şekilde kınıyoruz” denildi.

Köln polisinin verdiği bilgilere göre, organizatörler mitinge 10 binden fazla kişinin katılmasını bekliyor.

Almanya’nın Köln kentinde geçen hafta da Kürt gruplar, HDP’li vekillerin tutuklanmasını protesto etmişti.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/DW, BÖ/GA

 

Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier Türkiye’ye geliyor

  Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, 14-15 Kasım tarihlerinde Türkiye’ye bir çalışma ziyareti gerçekleştirecek. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, ziyaret sırasında gerçekleştirilecek görüşmelerde, Türkiye ve Almanya ilişkilerinin, terörle mücadele alanında iş birliğinin ve Avrupa Birliği (AB) konularının yanı sıra güncel, bölgesel ve uluslararası meselelerin ele alınmasının öngörüldüğü belirtildi.