Ana Sayfa Blog Sayfa 6101

Tagesspiegel: Avrupa’nın savunma bütçesi artırması gerekecek

Heidelberg merkezli Rhein-Neckar-Zeitung’daki yorumda Alman Federal Meclisi’ndeki Türkiye konulu oturum ve Ankara-Berlin ilişkileri ele alınıyor:

“Ankara ile ilişkiler kesintiye uğramayacak. Zira ülke stratejik ve siyasi açıdan çok önemli. IŞİD’e karşı yürütülen uluslararası mücadeleye havadan destek veren federal orduya ait jetlerin NATO’nun İncirlik Üssü’nde konuşlandırılması önemli etkenlerden biri. Bu nedenle de Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier önümüzdeki hafta ağır bir yükle Türkiye’ye gidiyor. Evsahibi ülke ile ilişkilerde kopma yaşanmasını istemiyor, zaten bu riske girmemeli.”

Berlin’de yayımlanan Tagesspiegel gazetesinde müstakbel başkan Donald Trump döneminde ABD ve Avrupa ilişkilerinin ele alındığı yorumda şu satırlar göze çarpıyor:

“Donald Trump’ın izleyeceği dış siyaset selefine göre daha fazla izolasyona yönelik olacak. Trump, ABD’nin Batı’ya öncülük eden bir güç olması yerine kendini korumaya ve çıkarlarına odaklı, eski gücünü ve askerî yapısını koruyan daha bağımsız bir ülke olmasını istiyor. Barack Obama bile başkanlığının ilk döneminin başında Atlantik’ten çok Pasifik bölgesine yönelmişti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından aralarında Almanya’nın da bulunduğu Batılı ülkeler, silahlanmaya ayırdıkları bütçeyi azaltmışlardı. Ancak şimdi güvenlik politikasına ayrılan bu bütçeyi artırmanın zamanı geldi. Çünkü artık kimse Avrupa’nın elinden tutmuyor. Avrupa’nın yürümeyi öğrenmesi gerekiyor.”

Reutlinger General-Anzeiger gazetesinde ise Donald Trump’ın dış politikası şu sözlerle yorumlanıyor:

“Trump NATO’yu fesh etmeyecek. Ancak NATO’ya şimdiye kadar Washington tarafından üstlenilen görevler verecek. Bu NATO’da uzun süredir tartışılan yüklerin paylaşılmasıyla ilgili bir mesele. Bu durumda Almanya’dan malî ve personal açısından daha fazla talepte bulunulacak. Avrupalıların güvenlik politikası ve askerî açıdan daha fazla çaba göstermesi gerekecek. Trump, kendi içinde tartışmalar yaşayan Avrupalıları daha bağımsız bir tutum izlemeye zorlayacak.”

Berlin’de yayımlanan Die Welt gazetesindeki yorumda ise ABD’de başkanlık seçimlerini Donald Trump’ın kazanmasının nedenlerine dikkat çekiliyor:

“Sonunda balon patladı. ABD’de yaşanan yakında Avrupa’da da gerçekleşecek:  Bir sabun balonunun içinde ayrıcalık ve önyargılarla rahatça yaşayan seçkinlerin vesayetine karşı sıradan halkın ayaklanması. Bu seçkinler, ‘suskun çoğunluğa’ bu suskunluğu bozmaları, etkin olmaları, etkide bulunmaları ve müdahale etmeleri çağrısında bulunuyordu. Şimdi, Amerikalı bu suskun çoğunluk en temel hakkını kullandı, ama bu da seçkinlerin hoşuna gitmedi. Bu demokrasinin sonu değil, kibrin hâkim olduğu uzun bir dönemin sonunun başlangıcı. Hoş geldin gerçek!”

© Deutsche Welle Türkçe

Derleyen: Jülide Danışman

 

Trump seçimi kazandı vaatler silindi

Yeni ABD Başkanı Donald Trump’ın, seçim kampanyası sırasında dile getirdiği ve tepki çeken radikal vaatlerden geri adım atmaya başladığı öne sürüldü. Müslümanlara ABD’ye giriş yasağı getirilmesi, İklim Anlaşması’ndan vazgeçilmesi, Yüksek Mahkeme için planladığı yargıç listesi, ekonomi ve savunma gibi alanlarda dile getirdiği vaatler Trump’ın seçim kampanyası için kullandığı internet sitesinden silindi.

Seçim vaatlerinin siteden seçim günü silindiği tahmin ediliyordu. Ancak konuya ilişkin Trump için çalışan ekip, Amerikan medyasına bir açıklamada bulundu.

Trump cephesinden Amerikan medyasına yapılan açıklamada, San Bernardino saldırısının ardından siteye yüklenen vaadin teknik bir aksaklıktan dolayı kaybolduğu belirtildi. AFP’nin haberine göre; gazetecilerin durumu sorgulamasının ardından vaadin siteye geri yüklendiği belirtildi.

MÜSLÜMANLARI AŞAĞILAYAN MESAJLARINI DA SİLMİŞ

Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre ise; Donald Trump ayrıca Twitter’da paylaştığı Müslümanları aşağılayan mesajlarını da sildi. Trump yaklaşık bir yıl önce California eyaletinde yaşanan ve 14 kişinin öldüğü bir silahlı saldırının faillerinin radikal İslâmcı olduğunun anlaşılmasının ardından Trump, ülkeye göçmen ya da turist olarak girmek isteyen Müslümanların geçici olarak engellenmesini istemişti.

‘OHAL yasakları işçilere uygulanıyor’

Birleşik Metal-İş Sendikası’ndan yapılan yazılı açıklamada, haklarını arayan işçilere yönelik saldırıların arttığını belirterek giderek artan saldırıların tehlikeli ve kışkırtıcı olduğu savunuldu. Son bir hafta içinde Birleşik Metal-İş Sendikası üyesi işçilerine yönelik Kocaeli, Gebze ve Kandıra’da çevik kuvvet ve tomalar aracılığıyla baskı ve engellemeler yapıldığı ileri sürülen açıklamada şöyle denildi:

“Bugün, toplu iş sözleşmesindeki taleplerini kamuoyuna açıklamak ve insanca yaşanacak bir ücret için yasal toplu sözleşme sürecini anlatmak adına basın açıklaması yapmak isteyen Alstom işyerinde çalışan işçilerin bu talebi Kocaeli valiliğinden gönderilen bir yazıyla olağanüstü hal gerekçe gösterilerek yasaklanmıştır. Oysa olağanüstü hal ile ilgili kararın alındığı günlerde Başbakan Sayın Binali Yıldırım bu kararın halka karşı alınmadığını tam tersine devletin içinde çöreklenerek hizmetleri aksatan ve ortalığı karıştıran bir terör örgütüne karşı halkı rahatlatmak adına alındığını özellikle belirtmişti. Artık açıkça ve çok net bir biçimde görülüyor ki rahatlayan, yoksullukla, işsizlikle boğuşmak zorunda kalan işçiler, emekçiler değil sermaye sahipleri ile hükümete yakın çevreler olmuştur. Demek ki Sayın Başbakanın halktan anladığı milyonlarca emekçiden ziyade bir avuç sermayedarmış.”
 

‘Trump, seçilirse ülkeyi terk edeceğim’ demişti, ABD’den ayrılacağı tarihi açıkladı

 

New York’ta yaşayan ve New York Üniversitesi Afrika Amerika Birleşik Devletleri İlişkileri Enstitüsünde görevli olan Soyinka, geçtiğimiz hafta Oxford Üniversitesinde konuşma yaparken Trump’ın seçimleri kazanması halinde ilk muhtemel icraatının Yeşil Kart sahiplerini ülkeden çıkarıp tekrar başvurmalarını istemek olacağını ifade etti ve “Benim bunu beklemeye niyetim yok. Trump zaferini ilan ettiği an Yeşil Kartımı keseceğim ve eşyalarımı toplamaya başlayacağım” dedi.

Trump’ın galibiyetinin açıklanmasının ardından Nijeryalı sosyal medya kullanıcıları vakit kaybetmeden Soyinka’ya sözünde durup durmayacağını sormaları üzerine, “20 Ocak 2017 tarihinde ülükeyi terk edeceğini” söyledi. Soyinka’nın, ABD’de kalıcı oturma izni sağlayan, Yeşil Kartını gerçekten kesip kesmeyeceği bilinmiyor.

Vanguard Gazetesinin haberine göre, önde gelen hukukçu Kayode Ajulo, Soyinka’yı tehditini gerçekleştirmemesi konusunda uyardı.

Amerika Birleşik Devletleri yasalarına göre Yeşil Kart’a zarar vermek ciddi bir problem olabilir, diyen Ajulo ekledi, “Ülkeyi terketmekte özgür ama karta zarar vermek zorunda değil, yasaların talep ettiği gibi kartını iade etmeli” dedi.

CHP’de ihraç depremi! 3 bin 896 kişi…

ANKA’nın edindiği bilgiye göre, CHP’de bugün toplanan Parti Meclisi’ne sunulan MYK raporunda, “Sıfır Oy Çıkan Sandıklardaki Üyelerle ilgili Çalışma” hakkında bilgi verildi. Raporda, 1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde üye oldukları halde sıfır oy çıkan sandıklarla ilgili yapılan çalışma sonucunda, 3 bin 896 üyenin partiye oy vermemeleri ile ilgili bir çalışma başlatıldığı anımsatıldı. Tespit edilen bu isimlerin üye oldukları ilçe başkanlıklarına listeler halinde bildirilerek, örgütlerden de bu konunun araştırılmasının istendiği kaydedilen raporda, “Yapılan araştırmaların ardından MYK’nın 19 Ekim 2016 tarihli toplantısında tüzüğün 19. maddesinin 5. fıkrasına dayanarak ilgili üyeliklerinin sonlandırılması kararı oy birliği ile alındı. Bu karar il ve ilçe başkanlıklarına bildirilerek 15 günlük itiraz süreci işletildi. Sonrasında gelen sonuçlar da dikkate alınarak üyelikler üye kütüğünden düşürülüp ilgili kişilerin üyelikleri sonlandırıldı” denildi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tekin Bingöl, daha önce yaptığı açıklamada, “Parti üyesi kimliğini layıkıyla taşımayan, partisine oy vermekten imtina edenlerin üyeliği sonlandırılmalı” demişti.

Can Dündar’dan AKP’li Aktay’a: Birisi bize ‘Cemaatçi’ mi dedi?

Cumhuriyet Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı Can Dündar, Cumhuriyet yöneticilerini ve yazarlarını ‘FETÖ’cü olarak suçlayamayan ancak yapılan yayınlarla ‘FETÖ’ye destek olmakla itham edenler için bir fotoğraf yayınladı.

Fethullah Gülen ile AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Siirt Milletvekili Yasin Aktay’ın fotoğrafını paylaşan Can Dündar, “Birisi bize ‘cemaatçi’ mi dedi?” mesajı yazarak Aktay’ın Twitter hesabını da mesajına ekledi:

Birisi bize “cemaatçi” mi dedi?@yaktayhttps://t.co/BowExWTbMEpic.twitter.com/f9Tz8zOr6r

— Can Dündar (@candundaradasi) 11 Kasım 2016

Ankara Garı katliamı davasında mahkeme salonu karıştı: Sanıklardan avukatlara tehdit

Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015’te gerçekleştirilen terör saldırısıyla ilgili 36 kişi hakkında açılan davanın 5. duruşmasında, tutuksuz yargılanan bir sanığın tutuklanmasına karar verildi.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki 5’inci duruşmada tutuksuz yargılanan Yakup Yıldırım ile Suphi Alpfidan’ın savunması dinlenildi. Yakup Yıldırım, ismini bile bilmediği şahıslarla işbirliği yapıldığının iddia edildiğini ve İbrahim Halil Durgun ile Yunus Durmaz’ı tanımadığını, sadece Hakan Şahin’i tanıdığını öne sürdü. Savcılık ifadesinde, Hakan Şahin hakkındaki “DEAŞ sempatizanıydı” sözlerinin sorulması üzerine Yıldırım, “Avukatım ve polislerin yönlendirmesi ile bu ifadeyi verdim. Bana hiç cihata gitme teklifi yapmadı. Arada sırada IŞİD ile ilgili konuşuyordu. Ankara Garı patlamasının ardından Hakan ile görüştüm. Fakat Hakan olayla ilgili bir şey anlatmadı. Ondan şüphelenmedim” dedi.

Mahkeme Başkanı Selfet Giray, Yıldırım’ın abisi İshak Yıldırım’ın, Ankara Garı patlatmasının meydana gelmesinin ardından kardeşini arayarak patlamayı Hakan Şahin’in yapıp yapmamasını sorması üzerine Yıldırım, abisi İshak Yıldırım’ın şaka yaptığını savundu.

Mahkeme Başkanı 15 Eylül ve 15 Ekim tarihleri arasında Hakan Şahin’in Yakup Yıldırım’ı 613 kez aradığını, Yıldırım’ın ise 679 kez Şahin’i aradığının tespit edildiğini söyledi. Bu kadar sık haberleşmelerinin sorulması üzerine Yıldırım, Hakan Şahin ile 8 yıldır arkadaş olduklarını ve ailevi sorunlar ile özel sorunlar nedeniyle sık sık konuştuklarını savundu. Patlama ile ilgili Hakan Şahin’in konuşmadığını söyleyen Yıldırım, “Ankara’ya doğuştan bir hastalığı olduğu için gittiğini biliyorum. Hastaneden sonra tekrardan Gaziantep’e döndü. Kimlerle gidip, kimlerle geldiğini bilmiyorum” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, Türkiye Cumhuriyetine ve mahkemeye heyetinin vicdanına inandığını belirterek karara saygı duyacağını söyledi. Mahkeme heyeti, suçun niteliği, kanundaki ceza miktarı, sanık hakkında dosyada kuvvetli şüphe bulunması, Hakan Şahin ile görüşme trafiğinden dolayı tutuklu yargılanmasına karar verdi. Yıldırım’ın tutuklanması ile birlikte tutuklu sanıkların sayısı 17 oldu.

TUTUKLU SANIK SUPHİ ALPFİDAN YENİDEN DİNLENDİ

Dün gerçekleştirilen duruşmada tutuklanmasına karar verilen Suphi Alpfidan, duruşmada diğer sanıkların olmasından dolayı rahat konuşamadığını, bu nedenle savunmasının tekrardan alınmasını ve yeni bilgiler paylaşacağını söyledi. Alpfidan, ailesinin ve kendisinin can güvenliği gerekçesiyle sadece Mahkeme Başkanı Selfet Giray’ a anlatacağını söyledi. Giray, bunun yasalara aykırı olduğunu belirterek, duruşmada anlatmasını istedi. DEAŞ terör örgütü mensuplarından korktuğunu yineleyen Alpfidan, “Burada anlatamam. Ailemin ve benim can güvenliğim yok. Size ifademi dilekçe olarak da verebilirim. Patlamayla ilgili hiç bir ilgim yok, alakam olsa kaçardım hiç gelmezdim” şeklinde konuştu.
Alpfidan, Gaziantep’teki DEAŞ yapılanması ile ilgili bilgiler vereceğini, bu yüzden de ailesinin ve kendisinin can güvenliğinin sağlanmasını talep etti.

Alpfidan’ın müdafi avukatı ile konuyla ilgili görüşme talep etmesi üzerine duruşmaya 5 dakikalık ara verildi. Görüşmeden sonra geri gelen Alpfidan, anlının ak olduğunu ve Ankara Garı patlamasıyla alakası olmadığını yineledi. Ankara Garı’ndaki patlamanın ardından daha önceleri Halil İbrahim Durgun ile beraber gördüğü bir kişinin, Gaziantep’teki bürosuna geldiğini ve kiralık ev istediğini anlattı. Şahıstan şüphelendiğini ifade eden Alpfidan, “Daha önce Halil İbrahim Durgun ile olan bağlantısını bildiğim için Gaziantep emniyet müdürlüğüne gittim. Onlara durumu anlattım. Terörle mücadele ekiplerine yönlendirdiler daha sonra istihbarattan geldiler. Onlara kişinin numarasını verdim. O numara üzerinden polis operasyon düzenledi ve çok kişiyi gözaltına aldı. Onun Gaziantep’te tutuklu olduğunu biliyorum” dedi.

Alpfidan, tutuklanmaların ardından Gaziantep Emniyet Müdürlüğüne saldırı gerçekleştiğini belirtti. Mahkeme sanıkların savunmasını aldıktan sonra duruşmaya ara verdi. 

SALON KARIŞTI

Aranın ardından davaya devam edildi. Oğlunu kaybeden babaya provokatör diyen Sanık vekilinin sözlerinin ardından salonda arbede çıktı. Arbede sırasında fenalık geçirenler oldu. Fenalaşan bir kişi ambulansa taşındı. Çocuğunu kaybeden babaya provokatör diyen Sanık vekili polis koruması altına alındı. Sanıklar koltuklarından kaldırıldı. Jandarma koruması altına alındı. Çıkan arbedenin ardından duruşmaya yarım saat ara verildi. Sanıklar duruşmadan çıkarılırken müşteki avukatlarını tehdit ettiler.

HDP’den Bahçeli ve Yıldırım’a ‘başkanlık’ yanıtı

TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Demirel, “HDP’nin yasama faaliyetini yürüten danışman arkadaşlarımızın göz altısıyla uyanmış olduk. Danışman arkadaşlarımızı bir operasyon şeklinde göz altına alınması aslında HDP’nin post modern kapatma anlayışının da son göstergesidir. Danışman arkadaşlarımıza yapılan bu baskıyla aynı zaman da HDP’nin çalışma alanını engelleyen ve partinin bütün organları yetmezmiş gibi bir de danışmanlara müdahale ile çalışmaz duruma getirecek ve grubu çalışmaz duruma getirecek bir anlayış ile karşı karşıyayız” dedi.

Bir basın mensubunun, “Başbakan, MHP ile yeni anayasayı yapacağız, başkanlığı getireceğiz dedi, ne diyorsunuz?” sorusuna da Demirel, “Zaten MHP ile AKP’nin ittifakını görüyoruz. Başbakan daha önce de MHP ile söylenmişti, küçük bir parti olan MHP ile belli anlaşmalar içerisine giriyorlar ve başkanlık sistemi üzerinden ve yeni bir anayasa üzerinden tartışmayı yürütmeye çalışıyorlar. Bizim olmadığımız hiçbir ortamda anayasada yer almadığımız hiçbir ortamın kabul görmeyeceğini ifade etmek istiyorum” yanıtını verdi. (ANKA)

Economist: Hükümet gözünü CHP’ye dikti

Economist sayfalarında yer alan iki makalede HDP’li vekillere ve gazetecilere yönelik tutuklamalar ve Ankara’nın tüm itirazlarına rağmen geçen hafta başlayan Suriye’de YPG öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’nin Rakka operasyona değinildi.

Economist’in “Siz Trump’ı izlerken Türkiye muhalifleri tutukluyor” başlıklı makalesinde, HDP’li milletvekillerinin tutuklanma sürecine değinilirken 15 Temmuz’dan beri 36 binden fazla kişinin benzer biçimde tutuklandığı ve çoğu kamu çalışanı 100 binden fazla kişi işlerinden olduğuna dikkat çekildi, “HDP liderlerini ve 100’den fazla gazeteciyi hapse atan hükümet, gözünü ana muhalefet partisi CHP’ye dikti” denildi.

“Erdoğan’ı onun söyleminden ve yazın gerçekleşen şiddet olaylarından etkilenen milliyetçi ve İslamcıların koalisyonu destekliyor. Onun için bu, “milli irade” demek.

GÖZÜNÜ CHP’YE DİKTİ

“HDP liderlerini ve 100’den fazla gazeteciyi hapse atan hükümet, gözünü ana muhalefet partisi CHP’ye dikti. Kürt vekillerin tutuklanmasını protesto eden ve destekçilerini “demokratik yollarla direnmeye” davet eden partinin tüm vekilleri hakkında Erdoğan suç duyurusunda bulundu.

İDAMI GETİRMEYİ DÜŞÜNÜYOR

Makalede son tutuklamalarla ilgili “AKP içindeki ılımları da korkutacak şekilde Erdoğan yine idamı geri getirmeyi düşünüyor. Bir milliyetçi parti idamı getirmek istiyor. Analistler Erdoğan’ın milliyetçi partinin bu isteğini yerine getirmesi karşılığında başkanlık rejimine destek almasından korkuyor” yorumu yapıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve destekçilerinin başkanlık rejimi için Fransa ve ABD’deki sistemini örnek gösterse de, daha çok Kazakistan ve Rusya’daki sistemin siyasal İslam senteziyle birleştirilmiş bir modelin daha öne çıktığını belirten makale, iktisadi gidişata vurgu yaparak, “Doğusundaki otokratik yönetimlerin aksine Türkiye büyümek için petrol ve doğalgaza değil kredilere bağımlı. Bir ekonomiste göre daha fazla baskı ve istikrarsızlık bu yüzden sürdürülebilir değil. Ancak hükümet her zaman ekonomik olarak sürdürülebilir şeyler yapmazlar” tespiti yapıldı.

Makale şu sözlerle noktalandı: “Türkiye şu an yaşam destek ünitesine bağlı. Fiş ise Erdoğan’ın elinde.”

RAKKA OPERASYONU

Türkiye ile ilgili bir diğer makalede ise Ankara’nın tüm itirazlarına rağmen YPG’nin de içinde bulunduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin Rakka operasyonu konu alındı. Makalede, “ABD YPG’yi sahadaki en güvenilir güç olarak görse de NATO üyesi Türkiye, onları PKK ile ilişkili görüyor. ABD Türkiye’nin isteği üzerine YPG’ye ağır silahlar vermemeyi gönülsüzce kabul etti” yorumu yapılırken Erdoğan’ın Rakka’yı özgürleştirenin YPG’nin değil Türkiye olacağını iddia etmesi hatırlatıldı. Econmist, buna ABD’lilerin ikna olmadığının altını çizerek “Türkiye’yi SDG’nin kente ilerlemesini sabote etmemeye ikna edebilmeyi umuyorlar” dedi. Makalede görüşlerine yer verilen Washington Institute düşüncü kuruluşundan Fabrice Balanche, Türkiye’nin planının Suriye’deki Kürtlerin kontrolünde bulunan Tel Abyad üzerinden Rakka’ya ilerlemek olduğunu belirterek “Türkiye bir şekilde dahil olmamaya ikna edilse bile SDG içinde yeterince Arap olmaması, Arap ağırlıklı Rakka kentini almak için bir sorun. Ama Balanche’a göre ne Türkiye’nin ne de SDG’nin esas amacı Rakka’yı almak. İkisi de birbiriyle savaşmaya daha eğimli” diye konuştu.

Af Örgütü basın için acil eylem başlattı

Türkiye’de medya yayın organları ve gazetecilere yönelik baskılara karşı harekete geçen Uluslararası Af Örgütü, ‘Türkiye’de basına yönelik ağır baskı’ başlıklı bir acil eylem başlattı

Olağanüstü Hal (OHAL) ilanı ardından Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile basına yönelik alınan kararlara tepki gösteren Uluslararası Af Örgütü, “Türkiye’de basına yönelik ağır baskı” başlıklı bir acil eylem başlattı. Eylem kapsamında yetkililerden, keyfi bir şekilde tutuklanan gazetecilerin derhal serbest bırakılması ve güvenilir kanıtlar sunulmadığı takdirde gazetecilere yönelik tüm suçların düşürülmesi istendi. Acil eylemin talepleri arasında, gazetecileri tutuklamak için uydurma terörizm suçlamalarını kullanmaya son verilmesi, 668 ve 675 sayılı KHK’ların kaldırılması, keyfi şekilde kapatılan basın organlarının tekrar çalışmaya başlamasının sağlanması yer aldı.

Uluslararası Af Örgütü’ne kendi açıkladığı verilerine göre 15 Temmuz askeri darbe girişiminden ve 21 Temmuz’da ilan edilen OHAL’den bu yana en az 112 gazeteci ve medya çalışanı tutuklu, yine aynı dönemde toplam 169 medya organı KHK ile kapatıldı.

4 Kasım’da Cumhuriyet gazetesinden 9 gazeteci ve yöneticinin yargılanmak üzere tutuklandığına da değinen Uluslararası Af Örgütü, onlarca muhalif basın organında çalışan diğer gazeteci ve medya çalışanları gibi Cumhuriyet’teki gazeteci ve yöneticilerin de uydurma terörizm suçlamalarıyla karşı karşıya bulunduğunu ifade etti. Uluslararası Af Örgütü, başlattığı acil eylem çerçevesinde tüm insan hakları destekçilerini imza vermeye çağırıyor.

Kaynak: ETHA