Ana Sayfa Blog Sayfa 6114

‘Terör Propagandası’ndan Yargılanan Futbolcuya Beraat

Sosyal medyada yaptığı paylaşımlar nedeniyle hakkında dava açılan Diyarbakır’ın Amedspor takımının futbolcusu Deniz Naki beraat etti. Alman vatandaşı olan Naki’nin duruşmasını Alman parlamenterler de izledi.

Kolundaki dövmesi, gol attıktan sonra zafer işareti yapmasıyla hem destek, hem tepki toplayan Amedspor’un 62 numaralı oyuncusu Deniz Naki hakkında açılan dava Diyarbakır 4.Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. “Terör örgütü propagandası” yapmakla suçlanan Naki’nin duruşmasını vatandaşı olduğu Almanya Parlamentosundan Milletvekilleri Jan Van Aken ve Martine Renner de izledi. Alman vekiller, Naki’nin Almanya’da oynadığı takımdaki arkadaşlarından imzalı bir forma da getirdi.

Facebook ve Twitter hesaplarından yaptığı 7 ayrı paylaşımda örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan Naki, hakkındaki iddiaları reddetti. Dava hakkında görüşünü açıklayan savcı, Naki’nin beraat ettirilmesini istedi. Bunun üzerine mahkeme, suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle Naki hakkında beraat kararı verdi.

Mahkeme çıkışında bir açıklama yapan Naki’nin Avukatı Haldi Soran Mızrak, davanın haksız yere açıldığını savundu. Mızrak, “Bu haksız açılan bir davaydı. Deniz’in ağzından çıkmayan kelimeleri, Deniz’e atfettiren bir iddianame de hazırlanmıştı. Zaten Deniz Mahkeme’de aynen beyan etti. Kendisinin barış mesajları vermek istediğini, ülkede yaşanan savaşın, çatışmalı ortamın bir an önce sona ermesini istediğini kendisi mahkemede de beyan etti. Savcılık ta aynı kanaatteydi. Suçun unsurları oluşmamıştı açılan dava örgüt propagandası yapmaydı ve orada tehdit cebir şiddet eylemlerini övücü mahiyette açıklamaların olması gerekiyor bu tip davalarda. Deniz’in herhangi bir şekilde şiddeti öven, şiddet unsurlarını barındıran, şiddeti özendirici bir açıklaması yoktu. Başından beri bunu dile getirmiştik. Mahkeme de demek ki bizimle aynı kanaatteydi ki oybirliğiyle beraat kararı verdiler” dedi.

Naki ise hakkında dava açılmasını üzüldüğün belirterek, “Mesajlarımda barış olmasını istedim, savaş olmasını istemedim. İnsanların ölümüne karşıydım. Bunu farklı taraflara çekmek istediler ve yaptılar. Bundan dolayı çok üzgünüm” diye konuştu.

VOA

Economist’ten Türkiye yorumu: Elveda ‘Cumhuriyet’

İngiltere’de yayımlanan haftalık The Economist dergisi son sayısında, Türkiye’deki son gelişmeleri, Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyon üzerinden değerlendirdi.

Economist’teki yazının başlığı, Elveda ‘Cumhuriyet’.

BBC Tükçe’nin aktardığına göre Economist, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ‘Erdoğan’ın kararname ile ülkeyi yönetmesine olanak tanıyan OHAL rejimi altında’ yüzü aşkın gazetecinin cezaevinde olduğunu, medyanın çoğunun hükümet yanlıları tarafından kontrol edildiğini, neredeyse tamamının da susturulduğunu ya da sindirildiğini yazıyor.

Böyle bir ortamda, “31 Ekim günü bastırma harekatı, modern Türkiye’nin tarihi kadar eski, laik sol Cumhuriyet gazetesini de vurdu” diyen Economist, gazetenin genel yayın yönetmeni, karikatüristi ve 10’dan fazla yazar ve yöneticisinin gözaltında olduğunu aktarıyor.

Gülen hareketi konusunda Cumhuriyet’in tarihi

Economist, savcıların Cumhuriyet’i hem Gülen hareketi hem de PKK ile ilişkilendiren iddialarını çoğu gözlemcinin “deli saçması” olarak gördüğünü yazıyor ve gazetenin, Gülen hareketini şiddetle eleştiren çizgisine dikkat çekiyor. Buna karşılık iktidardaki AKP’nin 2013’te arası bozuluncaya kadar 10 yıla yakın bir süre Gülen hareketiyle “ittifak” içinde olduğunu kaydediyor.

Türkiye’deki gözaltı ve tutuklamalara bakıldığında hükümeti eleştirenlerin çok azının güvende olabileceğini yazan Economist, Cumhuriyet yazarı Özgür Mumcu’nun “Erdoğan kendi otoritesi altında yeni bir ülke kurmak istiyor” dediğini aktarıyor.

Buna karşılık Economist, AKP’nin Türkiye’yi iç ve dış düşmanlardan koruduğunda ısrarlı olduğunu aktarmış.

AKP milletvekillerinden Taha Özhan’ın “Ülkeyi kanlı bir darbeden kurtardık. Bu bağlamda bakmak lazım” dediğini aktarıyor dergi.

Son KHK’lar ve kapatılan medya kurumları

Economist son günlerdeki bağlamı ise şöyle özetlemiş:

“Fakat eleştirenler hükümetin Türkiye’de demokrasi adına ne kaldıysa ortadan kaldırdığını söylüyorlar. Cumhuriyet gazetesindeki gözaltılardan sadece bir gün önce çoğu Kürtlere ait 15 yayın kuruluşunun kapatıldığı açıklandı. Aynı kararname ile 10,131 kamu çalışanı ve 1,267 öğretim üyesi daha görevden alındı. Başka bir kararname ile terör soruşturmalarında avukat ile müvekkili arasındaki görüşmelerin mahremiyeti askıya alındı. Rektörlerin seçimle belirlendiği sistem kaldırıldı, artık doğrudan Erdoğan tarafından atanacaklar.”

Economist bütün bunlar olup biterken, “Türkiye’nin güçlü adamı” diye tanımladığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir yandan İslamcılar bir yandan milleyetçiler arasındaki desteğini artırmaya ve bu ittifak sayesinde 2017 yılında bir referandum ile yetkilerini artırmayı umduğunu yazıyor. Ölüm cezasını geri getirme planlarının yeniden gündeme gelmesinin Türkiye’nin AB üyelik görüşmelerinin de sonu olacağını ekliyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlarının “terör suçlamalarıyla” tutuklandıklarını ve 15 kadar kentte internetin engellendiğini kaydeden Economist, Erdoğan’ın Suriye ve Irak ile ilgili politikalarından da söz ediyor.

‘CHP şok içinde olayları izliyor’

Economist, Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’nin durumunu da şöyle tarif etmiş:

“Başarısız darbe girişimi sonrasında ulusal çoşkunun rüzgarına kapılan Cumhuriyet Halk Partisi şimdi şok etkisiyle donakalmış bir izleyiciye dönüştü. Partinin genel başkan yardımcısı Selin Sayek Böke, OHAL kararnamelerinin parlamentoyu işlevsiz hale getirdiğini söyledi ve bunun Erdoğan’ın istediği başkanlık yetkilerinin ön gösterimi gibi olduğunu söyledi.”

Dergideki yazı şu ifadelerle noktalanıyor:

“Bu ön gösterim dönemi bittiğinde olacakları bildirecek eleştirel tek bir medya kalmamış olabilir. Resmi Gazete memnuniyetle bu boşluğu dolduracaktır.”

birgün

AKP’den CHP bildirisine suç duyurusu

AKP Genel Sekreteri Abdülhamit Gül, CHP’nin Parti Meclisi bildirisi hakkında suç duyurusunda bulunduklarını duyurdu. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP Parti Meclisi üyeleri hakkında 5 Kasım’da yayımlanan bildiriye ilişkin olarak suç duyurusunda bulundu.

Sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan açıklama yapan Gül, “CHP PM bildirisi baştan sona partimize, Cumhurbaşkanımıza, milletimize ve ülkemize yönelik hakaret ve iftiralarla, yalan beyanlarla doludur. CHP’nin PM bildirisine karşı AK Parti olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. CHP, terör örgütlerinin yanında, Cumhuriyetin ve halkın karşısında durdukça bu milletten gereken dersi almaya devam edecektir” dedi.

CHP PM bildirisi baştan sona partimize,Cumhurbaşkanımıza,milletimize ve ülkemize yönelik hakaret ve iftiralarla, yalan beyanlarla doludur

— Abdulhamit Gül (@abdulhamitgul) November 8, 2016

CHP’nin PM bildirisine karşı AK Parti olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suçduyurusunda bulunulmuştur.

— Abdulhamit Gül (@abdulhamitgul) November 8, 2016

CHP, terör örgütlerinin yanında, Cumhuriyetin ve halkın karşısında durdukça bu milletten gereken dersi almaya devam edecektir.

— Abdulhamit Gül (@abdulhamitgul) November 8, 2016

Irak’tan, Türkiye’ye Öcalan ve HDP çağrısı

Irak Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Abdullatif Cemal Reşid tarafından yapılan yazılı açıklama yapıldı. Rudaw’da yer alan açıklamayı doğrudan aktarıyoruz:

Türkiye yönetiminin, Kürt partilerinin bazı parlamenter ve yöneticilerine yönelik baskıcı tutumunu en sert şekilde kınıyoruz. Bu antidemokratik tutumlar, mücadele yürüten Kürtlere karşı yeni bir şey değil. Bu, Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin, en basit insan hakları ve meşru hakların kullanımı karşısında gerçek yüzünü ortaya koymaktadır.
 
Bu baskıcı tutumu kınıyor, Kürtlere karşı uygulanan diktatör siyasetin ve PKK lideri Abdullah Öcalan ile Halkların Demokratik Partisi Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ ve diğer parlamenterlerin tutukluluk hallerinin son bulmasını istiyoruz.
 
Demokratik ve parlamenter yaşamın sürmesi, bütün ihlallerin son bulması ve Kürt demokratların serbest bırakılmasını talep ediyor, Türkiye’de Kürt halkının meşru haklarına kavuşmasını bekliyoruz. Ayrıca Türkiye’den, Kürdistan Bölgesi ve Musul Vilayeti’ndeki güçlerini çekmesini, Irak’ın içişlerine karışmaya son vermesini istiyoruz.”
 
HDP Eşbaşkanları Demirtaş ve Yüksekdağ ile 7 HDP’li milletvekili 4 Kasım’da gözaltına alındıktan sonra tutuklandı. Aynı gün gözaltına alınan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Sebahat Tuncel de çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
 
Dün de HDP Hakkari Milletvekili Nihat Aydoğan, tutuklandı. Böylece tutuklanan HDP’li milletvekili sayısı 10’a yükseldi. Gözaltına alınan HDP’li Sırrı Süreyya Önder, Ziya Pir ve İmam Taşçıer ise serbest bırakılmıştı.

Türkan Elçi’den duygu dolu mesaj

Diyarbakır Barosu  Başkanı Tahir Elçi’nin geçen yıl  28 Kasım’da tarihi Dört Ayaklı Minare önünde öldürülmesinin üzerinden neredeyse 1 yıl geçti. Elçi cinayeti aydınlatılamadığı gibi failler de bulunamadı. Elçi’nin eşi Türkan Elçi  twitter’dan,  geçen yıl 19 Eylül’de Tahir Elçi gözaltına alınırken polisler arasında ikisinin birlikte bir fotoğrafını paylaşarak,  “Sen gittin yıkıldı bu şehir. 28’e (Kasım) yirmi var” diye yazdı. Türkan Elçi’nin dün gece paylaştığı mesajda ise  “Bir şehir kederi gözlerine hapsedip donuk bakıyorsa acıdandır. Sus pus olup konuşmuyorsa yanı başında güvenecek birilerinin olmamasındandır” ifadelerini paylaştığı görüldü.  

Uzayda oy kullandı

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görev yapan ABD vatandaşı astronot Shane Kimbrough’un, ABD Başkanlık Seçimleri kapsamında oyunu uzayda kullandığı açıklandı.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre Kimbrough, oyunu vermek için memleketi Texas’taki devlet kurumları tarafından sağlanan elektronik bir seçim pusulasından yararlandı. Astronot, tercihini yaptıktan sonra pusulayı e-posta yoluyla NASA’ya ulaştırdı. Daha sonra NASA pusulayı Kimbrough’un seçim bürosuna iletti.

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda Kimbrough’a, Rus kozmonotlar Sergej Ryschikov und Andrej Borissenko eşlik ediyor. Gelecek hafta ekibe bir Rus, bir Fransız ve bir de Amerikalı astronotun daha katılması bekleniyor.

1997’den beri

ABD’li astronotlar 1997 yılından beri uzayda yaptıkları görev süresince oy kullanma hakkına sahipler.

Kimbrough, uzayda dört ay görev yapmak üzere 19 Ekim’de Uluslararası Uzay İstasyonu’na seyahat etmişti. Astronotun oyunu kime verdiği ise bilinmiyor.

© Deutsche Welle Türkçe

afp/dpa/BÜ/GA

 

Suriyeli gazeteci Yılın Gazetecisi seçildi

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, Berlin’de yaptığı açıklamada Suriye’deki iç savaşta sivillerin sesini tüm dünyaya duyurmaya çalıştığı gerekçesiyle Suriyeli gazeteci Hadi Abdullah’ın “Yılın Gazetecisi” olarak seçildiği duyurdu. Örgütten yapılan açıklamada, serbest gazeteci olarak çalışan 29 yaşındaki Hadi Abdullah’ın Suriye’deki çatışma bölgelerine girerek savaş ortamından sivillerin nasıl etkilendiğine belgelediğine işaret edildi.

Örgüt, birçok meslektaşının girmeye çekindiği bölgelerde Abdullah’ın defalarca ölümden döndüğü de kaydedildi.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Almanya Temsilcisi Christian Mihr, Hadi Abdullah’ın cesur haberleriyle dünya kamuoyuna Suriyelilerin yaşadıklarını öğrendiğini belirtti. Mihr, bağımsız gazeteciliğin hayati tehlike anlamına geldiği bir ülkede, Hadi Abdullah’ın profesyonel ve cesur olduğunu vurguladı.

Yılın medya organı

Sınırsız Gazeteciler Örgütü yılın medya organı olarak ise Çin bilgilendirme portalı 64Tianwang’ı seçti. Pekin siteyi ‘yıkıcı’ faaliyetlerde bulunmakla suçluyor. Ancak örgüt ise haber portalında çalışan muhabirlerin bağımsız kaynaklardan edindiği bilgileri ülkesi insanlarına aktarmak için hayatlarını riske attığına işaret etti.

Lu Yuyu ve Li Tingyu çifti ise jüri tarafından Yılın Vatandaş Gazetecileri olarak seçildi. Çift, sistematik bir şekilde belgelediği grev ve yürüyüşlerden dolayı hazirandan beri kamu düzenini bozmakla suçlandığı için cezaevinde.

Sınırsız Gazeteciler Örgütü her yıl basın özgürlüğünü destekleyen, savunan gazetecileri ve medya kurumlarını ödüllendiriyor.

© Deutsche Welle Türkçe

epd/dpa/CN/HS

 

Fincancı ve Önderoğlu: Görevimizi yaptık

Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla başlatılan ‘Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği’ kampanyasına katıldıkları için haklarında dava açılan Şebnem Korur Fincancı, Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve gazetenin Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın ilk duruşması bugün görüldü. Fincancı ve Önderoğlu, görevlerini yerine getirdiklerini, basın özgürlüğüne sahip çıktıklarını belirtti.

Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla başlatılan “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katıldıkları için haklarında dava açılan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) Genel Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu, yazar Ahmet Nesin ve gazetenin Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın yargılandığı davanın ilk duruşması bugün görüldü. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki görülen davayı çok sayıda gazeteci, siyasetçi ve insan hakları savunucusu izlerken, çok sayıda avukat da hazır bulundu. Silivri 9 No’lu Cezaevi’nde tutuklu bulunan gazeteci Kızılkaya duruşmaya getirilmedi.

‘Çorak toprak deryasına dönüştü’

İlk olarak savunma yapan gazeteci Erol Önderoğlu, 20 yıla yakın süredir Türkiye’de gazeteci davalarını takip ettiğini belirterek, birçok gelişmeye bugüne kadar tanık olduğunu dile getirdi. Artan baskıları vurgulayan Önderoğlu, haklarında açılan davanın hukuksuzluğuna dikkat çekerek, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) mahkum edildiği davalara dikkat çekti. Önderoğlu, özellikle Olağanüstü Hal (OHAL) süreci sonrasında Türkiye medyasının çorak toprak deryasına dönüştüğünü ifade etti. Gazetecilerin görevinin kamuoyunu bilgilendirmek olduğunu vurgulayan Önderoğlu, medya özgürlüğünden yana açık tavır aldıkları için tutuklandıklarının altını çizdi.

‘Özgürlüğümüzden vazgeçmek…’

Akademisyen Şebnem Korur Fincancı da, haklarında dava açan savcı hakkında suç duyurusunda bulunduklarının bilgisini verdi, “Özgürlüğümüzden vazgeçmek insanlığımızdan vazgeçmektir, görevlerimizden vazgeçmektir. Düşünce özgürlüğü tüm kötülüklere derman olan tek gerçektir. Değerleri olmayan bir insanın toplumda yalnızlaştırılmıştır” dedi. Özgür Gündem gazetesinin geçmişini hatırlatan Fincancı, Zana Kaya ve İnan Kızılkaya’nın mektuplarına neden el konulduğunu, neden tecritte tutulduklarını sordu. Fincancı, “Ben görevimi yaptım” diyerek, suçlamaları kabul etmediğini belirtti.

‘Asıl saldırı basın özgürlüğüne yapıldı’

Avukat Meriç Eyyüpoğlu ise, yargılanan Genel Yayın Yönetmenlerinin beraatını talep etti. Eyyüpoğlu, OHAL öncesinde de Özgür Gündem üzerinde olan yoğun baskılara dikkat çekti, “Asıl saldırı basın özgürlüğüne yapıldı ve nöbet eyleminin de bu saldırılara karşı gelişti. Özgür Gündem’in hedefte olmasının bir diğer nedeninin ise Kürt sorunu dile getirmesidir” diye konuştu.

‘Biz hep demokrasiyi savunduk’

Diyarbakır Baro Başkanı Av. Ahmet Özmen de şu şekilde konuştu: “Bu duruşma salonlarına aslında çok alışığız. Hiçbir zaman yargının tutumu bağımsız olma açısından değişmedi. Bir umutsuzluk var hepimizde bugün. 25 Temmuz 2015’ten önce olsaydı bu kampanyaya katılan hiç kimseye dava açılmazdı. O tarihten sonra devleti kutsal sayarak devlet karşıtı konuşan herkes düşman ilan edildi. ‘Çözüm sürecini bitiren örgüttür’ demedikleri için yargılanıyorlar. Biz hep demokrasiyi savunduk. Bu dava suç unsuru oluşup oluşmadığı açısından bakacağınız bir dava değil. Siz bu yargılamayı iktidar adına değil toplum adına yapıyorsunuz. Bu unutulmadan karar verilsin.”

‘Kürt halkıyla dayanıştıkları için yargılanıyorlar’

Av. Rengin Ergül ise OHAL ile beraber anayasasız bir ülkede yaşadıklarını işaret etti, Ergül, “Fincancı ve Önderoğlu suç işlememiştir, durum tespiti yapmıştır. Bu mahkemede bir suç yargılanmıyor. Bu mahkemede Kürt halkı ile dayanıştıkları için yargılanıyorlar” dedi.

Savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın gelecek duruşmada hazır bulundurulmasına karar vererek duruşmayı 11 Ocak 2017 tarihine erteledi.

Fincancı ve Önderoğlu Hakim Karşısındaydı

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi ve bianet raportörü Erol Önderoğlu ve gazeteci yazar Ahmet Nesin’in Özgür Gündem gazetesinde nöbetçi genel yayın yönetmenliği kampanyası çerçevesinde yargılandıkları davanın ilk duruşması bugün görüldü.

Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Önderoğlu, Fincancı, Türkiye ile uluslararası medya ve insan hakları örgütleri temsilcileri katıldı.

Ahmet Nesin, yurtdışında olduğu için duruşmaya katılmadı. Tutuklu olan sanık Özgür Gündem Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya da duruşmaya getirilmedi.

Fincancı ve Önderoğlu’nun savunmalarının ardından sanık avukatları suçun oluşmadığını belirterek derhal beraat talep etti.

Mahkeme, sanık savunmaları alınmadığından derhal beraat kararı verilmesi yönündeki talebin reddetti. İnan Kızılkaya’nın duruşma günü hazır edilmesi için cezaevi müdürlüğüne yazı yazılmasına, birleşen dosya sanığı Ahmet Aziz Nesin’in yurt dışında olduğu belirtildiğinden mazeretli sayılarak duruşma günü hazır edilmesi için vekiline süre verilmesine karar verdi.

Duruşma 11 Ocak saat 10.30’da devam edecek.

Üç isim hakkında Terörle Mücadele Kanunu 7/2 ve Türk Ceza Kanunu’nun 214 ile 215. Maddelerinde belirtilen “suç ve suçluyu övme”, “suç işlemeye tahrik” ve “terör örgütü propagandası” suçlamalarıyla yargılanıyor.

Önderoğlu: Tutuklanmamızı hiçbir zaman kabul etmeyeceğim

TIKLAYIN: ÖNDEROĞLU: MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜNDEN YANA İLKESEL BİR TUTUM ALDIĞIMIZ İÇİN TUTUKLANDIK

Duruşmada ilk savunmayı yapan Erol Önderoğlu, tutuklanmalarını hiçbir zaman kabul etmeyeceğini söyledi.

Türkiye medyasının içinde olduğu durumu uluslararası göstergelere dikkat çekerek açıkladı.

Suçlamaları reddeden Önderoğlu, hakimin hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmamasına dair sorusunu reddettiği cevapta şöyle dedi:

“Yıllardır gazeteciler ile ilgili haberlerimde CMK’nın 231 maddesinin her zaman gazetecilik mesleği bakımından, fikrini açıklayanların oto sansüre itilmesi bakımından sakıncalı olduğunu yazdım. Bu nedenle CMK 231 maddesinin bana uygulanmasını kabul etmiyorum.”

Şebnem Korur Fincancı savunmasında hapishanelerdeki hak ihlallerini dile getirdi.

Düşünce özgürlüğünün insanlık tarihi boyunca pek çok düşünürün de dile getirdiği gibi insan haklarının temeli olduğunu söyledi.

Suçlamaları kabul etmediğini belirti, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını istemedi.

“Dayanışma da dünyayı sarma ve içermenin gereğidir. İnsan olmanın, insan hakları mücadelesinin bir neferi olmamın gereğidir. Ben ödevimi yaptım ve suçlamalarınızı kabul etmiyorum.”

Avukatlar beraat talep etti

Söz alan sanık avukatları suçun oluşmadığını belirterek, dosyadaki eksiklerin tamamlanmasını beklemeden derhal beraat talep etti.

Avukat Meriç Eyüboğlu, davanın basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve Kürt sorunu olmak üzere üç boyutu olduğunu söyledi.

“Özgür Gündem gazetesine yapılanlar basın özgürlüğünün kısıtlanmasıdır,

“Varolan hükümetin politik çizgisini takip etmediği için, çözüm süreci buzdolabına kaldırıldığında eskiden yapılan haberlerin yargı konusu yapılması ifade özgürlüğünün ihlalidir.

“Nöbetçi yayın yönetmenliğini yürütenler Kürt sorunu konusunda bir görünürlük yaratmak istemişlerdir.”

Eyüboğlu, AİHM’in kararlarını hatırlatarak “İfade ve basın özgürlüğü nedeniyle ve toplumda tartışılması gereken bir konunun gündeme getirilmesini sağlaması nedeniyle suç oluşmadığını düşünüyoruz” dedi.

Diyarbakır Baro Başkanı avukat Ahmet Özmen, “Ne yazık ki hiçbir zaman yargının tutumu ve iktidar ile olan ilişkisi değişmedi” dedi.

“Bu nöbetçi genel yayın yönetmenliği 2015 yılında olsaydı davayı bırakın soruşturma bile açılmayacaktı, ancak 15 Temmuz’dan sonra başlayan çatışmalı süreçle birlikte yargı her zaman gösterdiği ‘devlet kutsaldır, bireylerin hak ve özgürlükleri devlet karşısında hiçe sayılır’ tutumuyla poz aldı. Cumhuriyet savcıları ağzını açan herkese soruşturma açıyor.

“Bu toplumda adaleti inşa edecek olanlar sizlersiniz. Bu yargılamayı iktidar adına değil halk adına yapıyorsunuz. Beraat dışında her karar hukuku, temel hak ve özgürlükleri, halkın vicdanını sızlatır.”

Avukat Rengin Ergül, “Mahkemede suç teşkil eden bir eylem değil Kürt halkıyla dayanışma yargılanıyor” dedi.

“OHAL sürecinde kapatılan yayın organları basın özgürlüğünün teminatı altında olması gerekirken kapatılmışlardır, derhal beraat kararı verilmesini talep ediyoruz.”

Ne olmuştu?

Çatışmanın yeniden başladığı 24 Temmuz 2015’ten beri Özgür Gündem gazetesi bir yılda sayısız soruşturma, dava ve sansürle karşı karşıya kaldı. Baskılara karşı 3 Mayıs 2016’da Özgür Gündem Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyası başlatıldı.

Gazetede bir günlüğüne Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği yaparak kampanyaya destek verenler hakkında “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı ardından davalar açıldı.

Önderoğlu, Fincancı ve Nesin 20 Haziran’da tutuklandı. Önderoğlu ve Fincaı 30 Haziran’da, Nesin 1 Temmuz’da tahliye edildi.

16 Ağustos’ta İstanbul 8. Sulh Ceza Mahkemesi, Özgür Gündem gazetesini “geçici olarak” ibaresiyle kapattı.

19 Ağustos’ta Özgür Gündem gazetesinin Yayın Danışma Kurulu üyesi ve yazarlarından Aslı Erdoğan tutuklandı.  22 Ağustos’ta Özgür Gündem Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya ve Özgür Gündem Yazı İşleri Müdür İnan Kızılkaya “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. 31 Ağustos’ta Özgür Gündem Gazetesi Yayın Danışman Kurulu üyesi, dilbilimci, yazar Necmiye Alpay tutuklandı.

29 Ekim’de ise 675 sayılı KHK ile aralarında Özgür Gündem gazetesinin de olduğu 10 gazete, iki haber ajansı ve üç dergi kapatıldı.

Yargılamaya neden olan haberler

* Erol Önderoğlu, Özgür Gündem’in 18 Mayıs tarihli nüshasında yayımlanan “Akar’a Jöh İsyanı” ve “Nisebin’de Jöh-Pöh Çatlağı Büyüyor”, “Tank, Top, Obüs Şirnex’ten Geçemiyor” haberleri,

* Şebnem Korur Fincancı, Özgür Gündem’in 30 Mayıs tarihli nüshasında yer alan, “Nisebin Düşmanı Yerle Bir Etti”, “HPG: Kırk Asker Öldürüldü, İki Tank İmha Edildi” ile gazetenin Binevş isimli ekindeki “Hadi Takas Edelim Gülüşlerimizi” ve “Nerede Ezilen Bir Kadın varsa orası Bizim için Mücadele Alanıdır” ve “HSD Komutanı Rojda Felat: Esareti Sona Erdireceğiz” haber ve makaleleri nedeniyle yargılanıyor.

* Ahmet Nesin, Özgür Gündem’in Özgür Gündem gazetesinin 7 Haziran tarihli nüshasındaki “Komutan Ebu Leyla Tıpkı Mehmet Tunç Gibi Gurur Duyulacak Bir Miras Bıraktı, Seninle Gurur Duyuyoruz”, “Suriye’nin Güneşi Ebu Leyla”, “Mücadele Zafere Taşınacaktır” ve “HPG: Dersim ve Şirnex’te 2 Asker Öldü” haber ve makaleleri. (BK)

Beyza Kural

Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. Kasım 2012’den beri bianet’te muhabir olarak çalışıyor.

Kömürün İsi, Sabunun Misi – Yırca Köyü Kadınlarından

Bir ev hayal ediyoruz… Yırca köyü kadınları, adamları, çocukları… Hayalimiz aynı, şekli her birimizin gönlünde farklı. Bir ev… Üzerindeki her bir taşın ayrı hikayesinin olduğu. Dikkatle izleyip, dinleyince onu hissettiğimiz kadim bir ev.

Bir ev hayal ediyoruz… Hemen her gün önünden geçtiğimiz. Yıkılmaya yüz tutmuş. Eski, neşeli hallerini anımsadıkça hüzünlendiğimiz. Şimdilerde ise gece önünden geçmeye ürktüğümüz, bakmaya dahi korktuğumuz.

Bir ev hayal ediyoruz… Yeniden ışıklara kavuşturduğumuz. İçini pek kadın gülüşlerle doldurduğumuz. Bir arada paylaştığımız, işlendiğimiz, ürettiğimiz. Nefis tarhanalar, mis salçalar, leziz reçeller ürettiğimiz. Avlusunda sabunlar kaynattığımız. Misafirlerimizle uzun sohbetler ettiğimiz, çay içtiğimiz, zeytinyağlı salçamıza köy ekmeği bandığımız, dönüp gururla baktığımız…

Belki eski ama kadim ve yaşayan bir ev, atölye, yuva!


Merhaba,

Biz Yırca Köyü Üretici Kadınları. 20 Yaşından, 65 yaşına kadar köyünü seven, azimli, çalışkan, mücadeleyi bırakmayan köy kadınları…

1,5 Yıl önce de buralardaydık; belki karşılaştık da. O zamanlar, 6600 zeytin ağacımız, Soma’da 3. Termik santral yapılması için henüz kesilmişti. Ve hemen ardından, en dar bölümünün 150 metre olacağı otoyol inşaatı başlayacaktı.

İnşaat başladı ve hızla ilerliyor. Binlerce zeytinimiz yine kurban gitti. Hikayemiz hüzünlü. Hem dahası da var. O zamanlar kül barajında kömür toplamak durumundaydık. Köyümüze 1 km uzaktaki, 2500 dönümlük dev arazide, taş atıkların arasından kömür toplamak hepimizi bitkin düşürüyor, hasta ediyordu.

Ama!

Sade hüzün, elde var sıfır. Ya bir adım atmalıydık, masum bir isteğimiz için – köyümüzde yaşayabilmek için ya da memleketimizi bırakıp şehre göç etmek.

Zoru seçtik!

  • Önce bir olduk. Sonra 6600 zeytinimizin kesildiği toprakları geri kazandık.
  • Kül barajını kapattırmak için çalışmalara başladık. Devlete sesimizi duyurduk; sonuç da yakın gari. Kampanyamızı halen destekleyebilirsin:
  • Ve kadınlar olarak yaşamlarımızı bir araya getirdik. Temel İhtiyaç Derneği’nin girişimi ve Cevdet İnci Eğitim Vakfı’nın desteğiyle kurulan Yasemin-Yırca Sabunlarını var ettik. Köye yeni bir gelir modeli sağladık. Ki geçtiğimiz yıl da tam bunun için buradaydık: KÖMÜRÜN İSİ SABUNUN MİSİ.

Bir yanda zeytin mücadelesi ile geçen günler öte yanda kül barajında kömür toplayarak geçen yıllardan sonra, kömür isiyle kaplanan ellerimizi, kendi ürettiğimiz sabunlarla temizledik. Ve ilk olarak, hep birlikte kurduğumuz sabunevinde, üretime başladık. Yeni bir sayfa açtık; başka bir köy hayatının mümkün olduğuna inandık.

Sabunevinde üretime başladıktan 1 yıl sonra, biz sabuncuları başka telaşeler sardı. Sabunevinin yönetimini devraldık. Gerçek sahibeleri olarak Yırca Köyü Derneğimizde, bir marka yarattık: Yırca Hanımeli İktisadi İşletmesi’ni ortaya çıkardık.

Ve asıl hikaye başladı!

Sabunevimize hızla yenilikler kattık. Önce, sabun şekilleri için kalıp üretimini öğrendik. Sonra mücadelemizin sembolü zeytinimizin ürünü zeytinyağlı sabunlar üretmeye başladık. Bir yandan Adaçalı tepemizin kekiklerini topladık, işledik, değer kattık; diğer yandan bal mumunda şifalı mumlar üretmeye başladık…Heyecanla köyümüzde ev ürünleri üretimimizi çeşitlendiriyoruz.

Özetle,

Manisa – Soma – Yırca Köyü kadınları olarak yaklaşık 2 yıl önce köyümüzde kurduğumuz atölye ile tam 34 kadın bir arada üretiyor, gelir elde ediyor ve adil olarak paylaşıyoruz. Temel İhtiyaç Derneği girişimi ve Cevdet İnci Eğitim Vakfı’nın desteğiyle başlayan işimizi, Şubat ayında kendi derneğimize devraldık. Üretimlerimizi geliştirmeye başladık. Sayımız fazla olduğu için kişi başı gelirimiz çok düşük kalıyor. Bu yüzden el emeği ürünlerimizi çeşitlendirmemiz gerekiyor. Bunun için de sabunevimizden daha büyük, bahçesi olan ve rahatça işlenebileceğimiz bir eve – atölyeye ihtiyacımız var. Ayrıca, 150 TL dahi olsa her ay kira ödemek bizi ekonomik açıdan zorluyor.

İşte tam bu nedenle karşındayız. 

Elde edeceğimiz destek sayesinde, köydeki eski bir taş evi alıp yenileyerek kullanmak niyetindeyiz. 35.000 TL’lik desteği bunun için kullanacağız. Muhtemelen destek tutarı tek başına yeterli olmayacak. Eksik kalacak tutar için de çalışıyoruz. Evi bir alalım da… 🙂

HAYALİMİZE ORTAK OLUN… BİRLİKTE EDELİM SOHBETLERİ…

Önemli Not: Sohbet için kampanyanın başarıya ulaşıp yeni “eski” bir eve geçmemize gerek yok. İstediğin an köye gelebilirsin. Hem çay içeriz…

Köye girişte çatallanan yolun solundan devam edince solda kalan, bahçesinde heybetli fıstık çamı olan ilk ev, sabunevi. Kime sorsan da gösterir 🙂

Bekleriz…