Ana Sayfa Blog Sayfa 6115

Hrant Dink davasında şoke eden ‘Cerrah’ itirafı

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı 2’si tutuklu 35 sanıklı davada, dönemin eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek, “Benden talep edilen tek bir şey oldu. Celalettin Cerrah, 17 Şubat tarihli yazıyı (Trabzon’dan İstanbul’a gönderilen ses getirecek eylem yazısı) imha etmemi istedi” dedi.

CERRAH SUÇLAMAYA YANIT VERDİ

Bunun üzerine söz alan Celalettin Cerrah, “45 yıldır devlet memuruyum. İlk defa böyle bir suçlamayla karşılaşıyorum. Ağabeyi olarak beni üzmüştür. İki senedir cezaevindedir psikolojisi bozulduğunu düşünüyorum. Hakkında suç duyurusunda bulunuyorum” dedi.

Altı AB ülkesinin temsilcisi HDP’nin Meclis toplantısına katıldı

 

Eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ dahil 10 milletvekili tutuklanan HDP’nin TBMM’de bugün yapılan grup toplantısına Avrupa Birliği üyesi 6 ülkeden temsilciler de katıldı.

HDP’nin Meclis Grup Toplantısı’na katılanlar arasında Belçika’nın Ankara Büyükelçisi Marc Trenteseau da vardı.
Yunanistan, Finlandiya, Avusturya, Almanya ve İspanya da toplantıya büyükelçiliklerden temsilcilerini yolladı.

Hakkın ve hakikatin sesini susturamazsınız!

Zalimlerin zulmüne karşı binlerce yıldır derinden gelen direniş günümüzde yeni formlarda devam etmektedir. Kültürel, sosyal ve siyasal varlıklarını devam ettirmek isteyen dünyaya karşı, zalimlerin tekleştirici acımasız savaşı ölümleri günlük olarak içimize taşırken, hakkın ve adaletin sesi de kısılmak isteniyor.

Haksızlıklar, talan ve hırsızlıklar üzerinde kurulu düzenin yaratığı suçlular ordusu korkuyor! En küçük bir sesten ürküyor. Panikliyor. Haksızların, hırsızların ve korkakların sığındıkları tek yöntemle şiddetle mazlumların üstüne geliyor. Korkuttuğunu sanıyor. Kerbela’da zafer kazandığını düşünen Yezit gibi başa dönüyor.

Gaflet ülkemize savaş olarak yansıyor…

Suriye, Irak derken… Cizre, Şırnak, Sur, Silopi olup yanıyor.

Muharrem Matemi gününde TV 10 kapatılıyor. Hüseyin’in çığlığı, Zeynep olup geliyor. Zalim görmüyor…

TV 10 ki;

Ortadoğu, uygarlığa kaynaklık etmiş bir coğrafya olarak aynı zamanda insanlığın toplumsal, kültürel gelişimine de büyük katkılar sunmuş bir coğrafyadır. Bu coğrafyada insanlık açısından oldukça zengin kültürel değerler, inanç biçimleri ve yaşam tarzları gelişmiştir. Tarihsel akış içerisinde birçok etnik ve inanç grupları da bu zemine dayanarak oluşmuş, her biri insanın yaşam kültürü açısından büyük değer ve zenginlik ifade eden toplumsal kimlikler olarak tarihteki yerlerini almışlardır. 

Günümüz dünyasında da etnik, inanç ve yerel kimlikli grupların kendi varlıklarını koruma, din, inanç ve özgün yaşam tarzlarını devam ettirme gereği mutlaktır. Bu inanç gruplarının kendilerini koruma, kollama ve varlıklarını çeşitli yol ve yöntemlerle sürdürme konusunda ciddi bir çaba içerisinde olma gibi görevleri vardır.

İletişim araçlarının oldukça gelişmiş olduğu günümüzde Alevilik ile diğer etnik ve inançsal kimliklerin kendi kültürel ve sosyal değerlerini koruma ve bu değerleri geleceğe taşıyabilmeleri için büyük olanaklar söz konusudur. Özellikle görsel yayıncılık bu konuda en etkili alan durumundadır.

TV 10, bu sorunlara objektif yaklaşanların projesidir

Kâbe’si insan olanın projesidir…

TV 10, Ortadoğu ve Mezopotamya kültürü başta olmak üzere, Anadolu kültürünü oluşturan bütün kesimlere pozitif ayrımcılık anlayışıyla yaklaşacak ve çok kültürlü bir anlayışla bütün toplumu kucaklayan birleştirici bir ekran olacaktır. Sesimiz hakkın, hakikatin sesidir. Ekranımız, her türlü milliyetçiliğe, ırkçılığa ve ayrımcılığa kapalı olacak ve objektif gazetecilik ilkelerine bağlı kalarak, demokrasiden ve temel insan haklarından yana açıkça taraf olacaktır.

TV 10, dar politik bakışlı kişi ve grupların değil, Alevilerin ve sesini duyuramayan diğer azınlıkların sesidir.

TV 10, çok kültürlü ve aydınlanmacı bir anlayışla bütün toplumu kucaklayan, birleştiren ve kültürel renklere pozitif ayrımcılık uygulayan alternatif bir medya platformu olacak. Kendisini bugüne kadar medyada ve televizyon ekranlarında yeterince ifade edemeyen bütün azınlık inançlarına sahip insanlarımız, TV 10’da kendilerini kendi renkleriyle sunma ve kendi dilleriyle anlatma fırsatını yakalayacaklardır.

TV 10, emekten, eşitlikten, özgürlükten, barış ve kardeşlikten yana tüm demokrasi güçlerine kendilerini sansürsüz anlatma fırsatı sunmanın yanı sıra; Alevi ve diğer toplulukların kendi renkleriyle Türkiye’nin demokratik gelişimine katkı sunacak birer demokrasi dinamiği haline gelmelerine katkı sunacak bir tv kanalı olacaktır. Yayın politikası çerçevesinde;

TV 10 , İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne ve Türkiye’nin de imzaladığı buna benzer uluslararası ortak anlaşmalara uymayı, insan onuruna saygı duymayı, dil, din, cinsiyet, ırk ayırımı yapmamayı, fikir özgürlüğünü savunmayı ve genel toplumsal hoşgörüyü yayın ilkeleri olarak peşinen kabul eder.
TV 10, ırkçılığı, din, dil, cinsiyet ayrımcılığını, her türden şiddeti, insan onurunu yaralayan ve savaşı yücelten yaklaşımları, çocuklara ve gençlere yönelik toplumun genel ahlaki değerlerini önemsemeyen ve fiziksel, ruhsal gelişimlerini olumsuz etkileyen yayınları baştan reddeder ve bu konuda net duruşundan taviz vermez.

TV 10, rekabetin de bilincinde olarak, şu anda TURKSAT üzerinde yüze yakın televizyon alternatifi olduğunu bilerek hareket edecek; Alevilerin ve diğer sesi kısılanların yanı sıra tüm toplumun sesi olmayı esas alacaktır.

TV 10’u izlenebilir kılacak olan, yaptığı programların belirgin kalitesi olacaktır.

TV 10 programları haber, haber-yorum-tartışma, belgesel, dokümanter ağırlıklı programlar oluştururken, diğer ise, kadın, gençlik, müzik programları ve filmler oluşturacaktır.

TV 10, yalnızca gerçekleri dillendirecek, her alanda yalanları açığa vuracak, rakipleriyle topluma doğru bilgiyi ulaştırmanın mücadelesini yürütecektir. (29 Kasım 2011 – TV10)

Bu amaçlar doğrultusunda “Hakkın ve hakikatin sesi” şiarıyla 2011 yılında yayın hayatına başlayan TV 10 televizyonumuz, canlarımızın dağıttığı lokmalarla bugüne geldi. Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’da yaşayan Alevilerin sorunlarını dile getirdi. Onların sesi oldu. Alt yapısı başta olmak üzere programlarının üretiminde ve halkımıza ulaşmasın da turap olmasını bildi.

Kısa bir sürede halkımızın büyük desteğini aldı. Şehir şehir, köy köy hakkın ve hakikatin sesini ulaştırmada köprü oldu.

İstanbul, Beylikdüzü’nde 75 metrekarelik bir dairede dar bir ekiple kuruldu. İmkânsızlıklar içinde mücadele etti. Alternatif bir kanal olmanın yanında, çalışanlarıyla alternatif bir çalışma biçimini de medya içinde örgütledi. Gönülleri birleştirdi. Bir gönüllüler televizyonu olarak, her alandan üretim yaptı. Her yere ulaştı.

Alevilerin yaşam biçimi, kültür ve inancını, sazını, sözünü, deyişini, fıkralarını ve tarihi geçmişini izleyiciye aktardı. “Yol bir sürek bin bir” inancıyla yola çıkan kanal, Zaza ve Kurmancî dilini kullanan Kürt Alevileri ile Türkmen, Tahtacı Alevileri birbirine yakınlaştırdı. Arap Alevilerine yönelik Arapça program yapan ilk kanal oldu. Kısacası, TV10 kısa sürede diller farklı olsa da yolun bir olduğunu gösterdi.

“Ne kadar da çokmuşuz” dedirten bir yayıncılığı esas aldı. Farklılıkları zenginlik olduğunu bir kez daha gösterme becerisini gösterdi. Alevi coğrafyasını adım adım gezerek çizdi.

Kürt, Türkmen, Arap, Tahtacı, Bektaşi, Re Haq, Çepni, Hubayar ve Hakikatçi Aleviler ekranda çoğaldıkça, bir birini tanıyıp bağrına bastıkça, Alevilerin kendilerine olan güveni arttı.

Hoşgörüden ödün vermedi. Kin ve nefretin ekildiği topraklarımızda, barışın sesi oldu. Gönülleri birledi. Gülbangları ve nefesleri aşk ile ördü. Aleviler kendilerini gördü.

Alevilerin demokrasi cephesindeki yerini almada üstüne düşen görevi yaptı. Asgari düzeyde olması gereken noktada durdu. Herkes kendisi olarak ekranda yerini aldı. Merkez medyanın itibar etmediği alanlara girdi. Halkın değerlerine ses verdi. Dağın filozoflarını ekrana taşıdı.

Siyasal iktidarın 15 Temmuz sonrası hızlandırdığı siyasal operasyonlar kapsamında TV 10 yayınlarına son verildi.

AKP iktidarının Alevilere yaklaşımın resmi olan TV10 yayınlarının durdurulması ve mallarına el konulması ancak OHAL kapsamında KHK ile yapıldı. 12 Eylül hukuku dahi kanalın kapatılması için yeterli olmadı. Yayın politikasındaki özgürlükçü, eşitlikçi, kültürel değerlere sahip çıkışı ve adil duruşuyla TV10 Alevi televizyonları geleneğinin zirvesi oldu. Alterternatif medyaya katkılarıyla da birçok ilke imza attı. Alevi toplumuna karşı sorumluluklarını yerine getirme konusunda büyük bir emeğin bileşkesi olarak yeni gençlerin medya alanında hizmet vermesine alan açtı.

Bugüne kadar ki yarattığı ve topladığı arşiviyle gelecek nesillere bir miras derledi. Alevi deyiş ve nefeslerinin ruh bulmasına, gün yüzüne çıkmasına vesile oldu.

Onun içindir ki, ilk günden bu yana birçok saldırının hedefi oldu. Bu saldırıları halkın desteği ve sahip çıkmasıyla atlattı.

“Alevilerin sesi TV 10 susturulmak isteniyor.

TÜRKSAT ve RTÜK ile yaptığımız görüşmeler sonucunda bu gün çıkan KHK (kanun hükmünde kararname) ile yayınımızın durduruldu.

15 Temmuz gecesi darbeciler tarafından kesilen yayınımız bu günde KHK ile kesiliyor. Alevi toplumun sesi TV10 Başbakanlık emriyle OHAL kanunlarına dayanarak hukuksuz bir biçimde yayını kesildi. İktidarı kayıtsız şartsız desteklemeyen medyaya verilen bu gözdağı giderek genişleyeceğine hiç şüphe yok. Hukuksal çerçevede yapılması gereken girişimler sonuna kadar yapılacaktır.

TV10 2011 yılından beri aralıksız alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, yol erkânını, Samsundan, Dersime, Tokat’a, Adıyaman, Terolara, Tekirdağ’a, Hacıbektaş’a, Antakya’ya ve Türkiye’nin her tarafında ekranlarına taşıdı. Alevilerin sesi, soluğu oldu.

Tam da Alevilerin Masum-u Pak orucunun başladığı bu gece ve arkasında Yas-ı Muharrem’in başlayacağı bir zamanda TV10’nu susturmaya çalışmak manidar değil mi? Alevilerin evlerinin işaretlendiği bir dönemde bunu yakmak ne anlama geliyor?

Basın yayın ilkelerinden ödün vermeden, özgürlükçü, demokratik, halkçı, barışçıl ve şiddeti âmâsız ret eden yayın politikamızı kendimize rehber edindik. Toplumun dili, gözü, kulağı olduk.

Alevi toplumunun ve demokratik kamuoyunun bu hukuksuzluğu ve yok saymayı kabul etmeyeceğini ve kendi sesine sahip çıkacağına inanıyoruz.

Hakk’ın ve hakikatin sesi olmaya devam edeceğiz. (5 Ekim 2016 – TV10)

“Alevilerin sesini her koşulda yansıtacağız”

Bundan sonraki saldırıları da Alevi kurumları başta olmak üzere halkımızın, devrimci demokratik kamuoyunun desteğiyle aşılacaktır. TV10’nun yeniden yayına başlaması artık bir mücadele anlayışı ve sorumluluğudur. Sıradan bir olay değildir. Tekleştiren, savaştıran kesimlere, anlayışlara karşı, barış cephesinin, birlikte yaşama cephesinin kavgadır. Onun varlığı bunun teminatıdır.

Bu anlamda bilinmesi gerekiyor ki; artık Alevi haberciliğinde, televizyonculuğunda bir gelenek başlamıştır. Bunun susturulması mümkün değildir. Ok yaydan çıkmıştır. Faşist-Kemalsit-İslamist çetelerin ülkemizi gömmek istediği karanlığın gücü dün nasıl yetmediyse, Kerbela’da katledilenlerin sesi Zeynep olup dünyada yankılandıysa, bugün Zeynep’in çığlığına yar, yardaş olanlarında sesi gelecek nesillere aktarılacaktır.

Kimsenin bundan kuşkusu olmasın.

Binlerce yıllık bir gelenek kendisinde, kendisini bulmuştur, TV10 olmuştur.

semah dergisi /Kasım-Aralık 2016

Kobanê’de sera bahçeleri kuruldu

Direnişin sembolü olarak gösterilen Rojava’nın Kobanê kentinde yoğun çalışmaların ardından ilk sera bahçeleri kuruldu

Rojava’nın Kobanê kentinde, Kobanê Ekonomi Komitesi’nin 45 günlük hazırlığı ardından ilk sera bahçesi kuruldu. Kentin batısında yer alan El-Qenaye köyünde kurulan sera çadırlarının denetimi ve işletmesi Tarım Konseyi tarafından yürütülürken, 20 dönümlük araziye kurulan bahçelerde 50 işçi görev aldı. Bahçelerin açılışında Kobanê Demokratik Özerklik Yönetimi Yürütme Meclisi Eşbaşkan Yardımcısı Bêrîvan Hesen, Kadın Konseyi Başkanı Emîna Bekir ve Tarım Konseyi Başkanı Mehmûd Bozan’dan oluşan bir heyetle ziyarette bulundu. Bahçe çalışanları bugün ilk tohumları ekmeye başladı. Çalışanlar tohumların 2 ay içerisinde ürün vereceğini belirtti.

Dostları Demirel’in yanındaydı

Yönetmen Çayan Demirel ile dayanışma gecesi önceki akşam Şişli Kent Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Sema Kaygusuz’un açılış konuşması ile başlayan gecede Ahmet Aslan, Erdoğan Emir, Kardeş Türküler, Kolektif İstanbul, Serap Sönmez, Sait Baksi gibi isimler sahne aldı. ‘Dersim 38’ ve ‘5 No’lu Cezaevi’ ve ‘Bakur’ belgesellerinin yönetmeni Çayan Demirel, geçirdiği kalp spazmı sonrası yoğun bakımda kalmış ve tedavi olduktan sonra taburcu olmuştu. Çayan’ın tedavisi devam ediyor.

İSTANBUL

Yeni Film’den Scognamillo’ya veda yazıları

Yeni Film dergisinin 41-42. sayısı Giovanni Scognamillo ve Abbas Kiarostami’ye adanıyor. Büyük eleştirmenler kuşağından Giovanni Scognamillo’ya veda yazıları onu yakından tanıyan Yeni Film Dergisi yazarları ve Nalan Söylemez tarafından kaleme alındı. Giovanni Scognamillo’nun, evinde gerçekleştirilen dergi toplantılarından birinde çekilmiş fotoğrafı kapakta yer alıyor. Derginin kapak fotoğraflarından bir diğeri Kıvanç Sezer’in yönetmenliğini yaptığı kurmaca sinemanın gündemine sınıfı taşıyan “Babamın Kanatlar”ı filminden. “Babamın Kanatları” üzerine yazılan yazıya, işçi ölümleri ve işçinin onuru üzerine, yönetmenle yapılmış bir söyleşi de eşlik ediyor. Seray Genç’in “Bir Ağaç gibi Yaşamak: Abbas Kiarostami” adlı yazısında Abbas Kiarostami sinemasının izinde imgeler, dizeler ve film kadrajlarına yer veriyor. Ressam, grafiker, sinema yazarı Aydin Aghdashloo’nun en yakın arkadaşı Kiarostami’ye veda yazısı da bu dosyada yer alıyor.

İSTANBUL

Gerçeğe ışık yakıyoruz

Kültür sanata yeni bir soluk kazandırmak amacıyla yola çıkan Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, ezilenlerden yana saf tutan gerçeğe bir ışık yaktıklarına inanarak 2’inci yılına hazırlanıyor. Dergi çalışanı Duygu Kıt, cinsiyetçiliğe geçit vermeyen bakış açısıyla geniş kitlelere seslenmek istediklerini söyledi

Edebiyat ve sanat cephesine yeni bir soluk olma amacıyla 2 yıl önce yayın hayatına başlayan Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi, “Yüz çiçek yan yana açsın, yüz fikir akımı birbiriyle yarışsın” şiarıyla iki ayda bir okuyucularıyla buluşuyor. Sancı çalışanı Duygu Kıt, Sancı’nın ortaya çıkışını, yayın politikasını, amaçlarını anlattı. 2015 yılı Şubat ayında yayın hayatına başlayan Sancı dergisinin ismine ilişkin konuşan Kıt, “Sancı ismini tercih etmemizin en önemli özelliği; hayatın, edebiyatın ve sanatın Sancı’sını anlatarak kültür-sanat alanında bir cephe yaratma ve okuyucularla buluşma ihtiyacıdır” dedi.

Geniş kitlelere sesleniyoruz

“Yüz çiçek yan yana açsın, yüz fikir akımı birbiriyle yarışsın” şiarıyla anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-şovenist, anticinsiyetçi tüm eserlere açık bir yayın politikası işlediklerini belirten Kıt, “Yazı Kurulu olarak temel prensibimiz budur. Bu temel ayrımlar dergi çalışmamızın hazırlık aşamalarında esas aldığımız çizgilerimizdir. Sancı; kültür, sanat ve edebiyatın sancısıdır. Hem halkın, hem de edebiyat çevrelerinin okuyabileceği bir edebiyat dergisi ile deneme, öykü, şiir, biyografi ve konusu edebiyat olan sanat yazılarıyla yola çıktık. Tanınmış yazarlara yer verirken tanınmamış, genç ve nitelikli edebiyatçılara da yer vermek önceliğimizdir. Yayıncılık hayatımız boyunca geniş yığınları unutarak dar bir kesime dönük ürünlerle yetinen bir kısırlığa düşmeden; gerillanın resmini de, amele pazarında iş bekleyen, köprü altlarında soğuktan titreyen insanlarımızı da, sepeti sırtında köylüyü, mavi tulumuyla işçiyi ve aşkını da anlatacağız” diye konuştu.

Direnen kadınları işledik

Sancı Dergisi Yazı Kurulu olarak dosya konularını belirlerken güncel gelişmeler ve tarihsel deneyimleri edebiyatın gözüyle yorumlamaya çalıştıklarını ifade eden Kıt, “İlk sayımızdan bugüne; Ermeniler’i, Kobane direnişini, Gezi ve Madımak’ı, çocuk edebiyatını, edebiyattaki eril tahakküm karşısında direnen kadın ve LGBTİ’leri, şiiri, Ezidîleri ve değişik birçok konuyu ele aldık. Bu süreçlerde okuyucularımızın, yazarlarımızın önerileriyle de dosya çalışmaları hazırlıyoruz” şeklinde konuştu.

Sancı sizin sesiniz

Kıt, derginin yaslandığı zemin itibariyle toplumsal gerçekçilik perspektifiyle hazırlandığına dikkat çekerek, “Elbette birçok edebiyat dergisiyle farklılıklarımız, fakat aynı duyarlılıkla ortaklaştığımız noktalarımız var. Biz esasta edebiyatta ve sanatta yeni isimlere yer vermeyi hedeflerken aynı zamanda dergimizin bir örgütlenme aracı olması amacıyla da yayın hayatımıza devam ediyoruz. Sanat alanında güçlü cepheler yaratmanın; sosyalist, devrimci, demokrat, edebiyatçı, yazar, araştırmacı, eleştirmen kişi ve kurumlarla ortak paydalarda bir araya gelmenin, birlikte yürümenin koşullarını yaratmaya çalışıyoruz. Ve diyoruz ki; Sancı sizin sesiniz, sizin kürsünüzdür” dedi.

Êzidîler için çalışma alanı yarattık

Son olarak dergilerinin Ezidîler dosya konusuna ilişkin konuşan Kıt, “Hâkim düşünceler tarafından yazılan ve ezilenlerin yok sayıldığı tarih gerçekliği bize Ezidîlerin tarihi, edebiyatı ve sanatı konusunda da kısıtlı imkânlar ve sınırlılıklarla bir çalışma alanı yarattı. Tüm bu engellere rağmen değişik birçok kaynağa ulaşarak çeviri çalışması gerçekleştirdik. Öykü, röportaj ve makale çalışmalarıyla okuyucularımıza Ezidîleri anlatmaya çalıştık. Elbette ki yetersizliklerimiz mevcut. Fakat tüm baskı, tahakküm ve yanlı tarihe karşı, tarihi kaynağından anlatan, ezilenlerden yana saf tutan gerçeğe bir ışık yaktığımıza inanıyoruz” şeklinde ifade etti.

İSTANBUL – ANF

Konklav metodu

Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) ile görüşmelere devam edecek müzakere heyetine, nihai bir anlaşmaya varmaları ve Papa seçimlerinde olduğu gibi “Konklav” yöntemiyle çalışmaları talimatını verdi.

Santos, Küba’nın başkenti Havana’da FARC ile görüşmeleri hükümet adına yürüten heyet üyeleri ve Başmüzakereci Humberto de la Calle Lombana ile görüştü. Santos, görüşmenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, şunları söyledi: “Müzakere heyetine, farklı konularda eş zamanlı çalışmalarını ve ‘Konklav’ usulü ile nihai bir anlaşmaya varmadan masadan kalkmamaları için talimat verdim. Barışa ulaşmak için önemli bir mesafeyi geride bıraktık. Şimdiden çatışmasızlığın getirilerini hissediyoruz. Bundan sonra geriye dönmeyelim.” Santos, Kuzey İrlanda’ya atıf yapıp, “Kolombiya için de bunu istiyorum” dedi. Bu arada Havana’ya giden müzakere heyetine Kolombiya İçişleri Bakanı Juan Fernando Cristo da katıldı.

Konklav nasıl oluyor?

“Konklav” 1260’lı yıllara kadar uzanıyor. O dönemde kardinallerin 3 yıla yakın bir süreye rağmen“Konklav” 1260’lı yıllara kadar uzanıyor. O dönemde kardinallerin 3 yıla yakın bir süreye rağmen yeni papayı belirleyememesi üzerine seçim sürecine müdahale eden Roma halkı, kardinalleri kilitleyip, aç bırakmış ve böylece yeni Papa’yı seçmeye zorlamıştı. “Konklav” usulünde kardinaller papa seçilene kadar dışarı çıkamıyor, dışarıyla irtibat kuramıyor.

BOGOTA

 

Başika’yı temizleme operasyonu

Musul’un yakınında Êzidî, Asuri ve Süryanilerin kasabası Başika’nın tamamen denetime alınması için Peşmerge güçleri dört koldan operasyon başlattı.

Peşmerge güçleri pazartesi sabahı kuzey, güney, doğu ve batıdan Başika merkezine doğru harekete geçti. Peşmerge güçlerinin 24 saattte kasabayı tamamen kontrol altına almayı hedeflediği açıklandı. Özel Kuvvetler Birlikleri (Zerevani) zırhlı araçlarla Başika’nın Kopan, Tezherab ve Ömer Kamçı çevre köylerinden kasaba merkezine girdi.

RojNews’e değerlendirmede bulunan YNK Musul sorumlusu Xeyas Surçi, “Peşmerge güçlerinin Başika’nın dört bir tarafındaki ilerleyişi devam ediyor. Başika bölgesinin geniş olması ve DAİŞ çetelerinin bölgede birçok mayın ve bomba düzeneği yerleştirmiş olması ve Başika içerisinde sivil yurttaşların da olması nedeniyle peşmerge güçleri duyarlı ve dikkatli bir şekilde ilerleyişini sürdürüyor” dedi. Ayrıca koalisyon güçlerine ait savaş uçaklarının da IŞİD’in Başika’daki mevzi ve merkezlerini bombaladığı kaydedildi. Sputnik’in haberine göre Federal Kürdistan Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Falah Mustafa Bakır, Rusya’dan askeri ve insani yardım talebinde bulunduklarını açıkladı. IŞİD, 3 Ağustos 2014 tarihinden bu yana Başika kasabasını işgal altında tutuyordu. 23 Ekim 2016’da Peşmergenin kasabayı aldığı haberleri çıkmıştı. Başika kasabası yakınında TSK, KDP desteğiyle askeri üs kurmuştu. Üs Irak ile Ankara arasında krize neden olmuştu. İran, direkt söylemek yerine Bağdat yönetimine sert açıklamalar yaptırmıştı.

Ebu Hamze öldürüldü

Bu arada Musul Operasyonları Komutanlığında görevli Albay Ahmed el-Cuburi, Ebu Hamze el-Muhacir el-Ensari isimli örgüt yöneticisinin, Musul’un güneyindeki Hammam el-Alil’deki operasyonlar sırasında öldürüldüğünü söyledi.

 Hana  Azad /Hewlêr-RojNews

 

 

 

Fırat’ın Gazabı sürüyor: Beş köy daha özgürleştirildi

Fırat’ın Gazabı Hamlesi’nde Rakka’nın kuzeyindeki Ebdullah köyünün ardından Eyn Îsa kolu Etiye, Celîl, Qedriye, Ebdulhadî köylerini, Siluk kolu da El-Heyawî köyü özgürleştirildi

Fırat’ın Gazabı Hamlesi 4’üncü gününde sürerken, Eyn Îsa kasabasından hareket eden savaşçılar, Rakka’nın kuzeyindeki Ebdullah köyünün ardından, Eyn Îsa’nın güneydoğusunda bulunan Etiye, Celîl, Qedriye, Ebdulhadî köylerini özgürleştirdi. Siluk kasabasında hareket eden savaşçıların ise Qenteri köyünün güneyine düşen El-Heyawî köyünü özgürleştirdiği belirtildi. Savaşçıların ilerleyişi sürüyor.

Savaşçılar, dün de Eyn İsa’nın 12 km uzaklıkta bulunan Ibêd köyü ile Şêx Salih köyü ve mezralarını özgürleştirmişti.