Ana Sayfa Blog Sayfa 6123

Evrensel hukuk kuralları sadece ezan için geçerli

SEYİT SÖNMEZ
Avukat, İstanbul Çağdaş Hukukçular Derneği Üyesi

13 Ekim 2016 tarihli Resmi Gazete’de Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı yayımlandı. İzmir’de yaşayan bir yurttaş evinin etrafındaki cami ve mescitlerden sabah ezanının çok gürültülü bir şekilde okunduğunu ve bundan rahatsız olduğunu belirterek yerel mahkemede dava açmış, bir sonuç alamayınca AYM’ye başvurmuştu.

Anayasa Mahkemesi (AYM), kararında şu tespitlerde bulundu: “Yüksek sesle ezan okunmasından rahatsız olan bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile çoğunluğun inancının bir gereği olan, inananları namaza çağırma niteliği taşıyan ezanın sesinin kamusal alana verilmesi konusunda toplumun menfaatinin dengelenmesi söz konusudur. Bu menfaatlerin demokratik toplumlarda çoğulculuk ve hoşgörü temelinde dengelenmesi gerektiği açıktır.”

Mahkemenin gerekçelerine baktığımızda bazı evrensel insan hakları kavramlarına çok güzel kelimelerle atıf yaptığını görüyoruz. Peki AYM her zaman bu ilkelere uyarak mı karar vermektedir? Birkaç örnekle bakalım.

Maraş’taki Kayıp Mezarlar Davası

Bilindiği gibi Maraş Katliamı’nda katledilenlerden bir kısmının mezarları kaybolmuş, aileler buna neden olan kamu görevlileri hakkında soruşturma açılması için girişimlerde bulunmuş, ancak bir sonuç alamamışlardı. Bununla ilgili olarak adil bir soruşturma yapılmadığını iddia ederek AYM’ye başvurmuşlardı.

Ezan kararında evrensel insani değerleri hatırlayan AYM, bakın nasıl gerekçeler ile başvuruyu kabul edilemez buldu.

“Somut olayda başvurucular sadece suç işlediğini düşündüğü kişinin yargılanıp cezalandırılmasını amaçlamaktadırlar. Başvurucular medeni haklarına ilişkin bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor ve buna ilişkin zararlarının giderilmesini istiyorsa hukuk mahkemeleri önünde dava açma imkânı vardır… Bu nedenle konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez.”

Bu gerekçe yasal ve vicdani değildir. Mahkeme şunu demektedir. Sorumluların cezalandırılmasını istemek yeterli değildir, tazminat davası da açmak zorundaydınız. Burada sorun şudur: Birincisi bu gibi ihlallerde insanlar tazminat davası açmak zorunda değillerdir bu bir tercihtir, AYM ve AİHM’in bu konuyla ilgili onlarca içtihadı vardır. İkincisi: Sorumlular tespit edilmeden kime karşı hangi delillerle dava açılacaktır? Bunun cevabı yapılacak bir soruşturma ile çıkacaktır. Yüksek Mahkeme bu tutarsızlığı bilemiyor olamaz.

Cizre: Bodrumda Yakılanlar Davası

29 Ocak 2016 tarihinde verilen karar, Cizre’de Bostanlı Sokak 23 Numaralı evin bodrumunda yaralı olarak bulunan ve hastaneye kaldırılmaları gerekli olan yurttaşların bu haklarının engellendiği, yaralı olmalarına rağmen evin bombalandığı ile ilgilidir. AYM’den istenen bu kişilerin kurtarılması için tedbir kararı verilmesidir. AYM tedbir talebini reddetmiştir.

Başvurucu oldukları belirtilen kişilerin yaralı olup olmadığına, yaralı iseler durumlarının ağır olup olmadığına, hangi koşullar altında yaralandıklarına, tamamının yaralı olup olmadığına, silahlı olup olmadıklarına ve başvurucu oldukları belirtilen kişilerin hangi adreste bulunduklarına ilişkin belirsizliğin hâlen devam ettiği anlaşılmaktadır. Başvuru evrakı kapsamında toplanan bilgi ve belgelerden bu belirsizliğin ortaya çıkmasında başvurucu oldukları belirtilen kişilerin kamu makamlarıyla doğrudan iletişime geçmede ve bilgi vermede isteksiz olmalarının ve kamu makamlarını bilgi alma konusunda üçüncü kişilere yönlendirme eğiliminde olmalarının etkili olduğu izlenimi oluşmuştur.

En sonunda da başvurucuların kamu makamlarıyla doğrudan iletişim kurmaya davet edilmelerine, karar verilmiştir.

AYM’nin bu evrensel ilkeleri göz önünde tutup şöyle kararlar verseydi daha hukuki ve vicdani, adalet duygusuna sahip olmaz mıydı?

Maraş’taki kayıp mezarlar ile ilgili olarak ; “Başvurucular her ne kadar yıllar sonra yakınlarının mezarlarını kayıp olması ile ilgili yetkili makamlara başvurmuş iseler de, bunun haklı gerekçeleri vardır, başvurucular inançlarından ötürü günlük yaşamda birçok kez ciddi ayrımcılığa uğramakta, ibadet yerleri tanınmamakta, nüfus cüzdanlarına zorla başka bir dine mensup oldukları yazılmakta, çocuklarına zorla başka bir öğretilmekte bununla birlikte birçok kez kitlesel katliama uğramaktadırlar. 1995 de Gazi Mahallesi’nde onlarca Alevi yurttaş devlet güçleri tarafından öldürülmüş, 1993’te Sivas’ta aydınları yakılmıştır, ülkenin birçok yerinde halen kapıları işaretlenmekte ve tüm bu durumlar yaşadıkları katliamların tekrar olabileceği endişesini taşımalarına neden olduğundan Savcılık makamının “neden bunca yıldan sonra başvuru yaptınız” gerekçesi hukuki değildir, başvurucuların hak arama hakkı engellenmiş dolayısıyla AİHS’nin 6. Maddesi ihlal edilmiştir.”

Cizre Davası ile ilgili olarak; “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesi ile bütün hakların ve özgürlüklerin varlığı için ön koşul olan yaşam hakkı koruma altına alınmıştır. Yaşam hakkı, en önemli temel haklardan birisi ve hukuk devletinin de temel değeri olduğundan, bu hakkı düzenleyen 2. maddenin bir yandan dar yorumlanması, diğer yandan, insan haklarını koruma yönündeki 1. maddedeki genel yükümlülük de göz önünde tutularak, yaşam hakkının korunması bakımından etkili bir hukuksal korumanın devletçe garanti edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle güvenlik görevlilerinin yaralı olduğu iddia edilen kişileri derhal sağlık kuruluşlarına sevkinin sağlanması konusunda ciddi yükümlülükleri vardır. Tedbir olarak operasyonlar geçici olarak durdurulmalı gerekli güvenlik önlemleri alındıktan sonra yaralılar derhal sağlık kuruluşlarına sevk edilmelidir.”

Bu iki örnekten anlaşılan şudur: AYM üyeleri aslında evrensel insan hakları ilkelerini çok iyi bilmekte ancak hak dağıtımı yaparken herkese eşit davranmamaktadırlar. Söz konusu Aleviler ve Kürtler olunca bu daha da açık şekilde anlaşılmaktadır.

Birgün

AB’nin ‘Türkiye’ raporu basına sızdı

Avrupa Birliği, Türkiye için yayınladığı yıllık ilerleme raporunu, 9 Kasım’da açıklayacak. Ancak raporun sızan bölümleri, bugüne kadar AB’nin Türkiye için hazırladığı en sert ve eleştirel rapor olduğunu gösteriyor.

100 sayfaya yakın olması beklenen AB İlerleme Raporu’nun Alman basınına sızan bölümüne göre, şu eleştiriler yer alıyor:

— Türkiye’de ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye ilişkin yasaların uygulanmasında keyfi davranılıyor.

— 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana çok sayıda gazetecinin tutuklanması ve medya kuruluşunun kapatılması ciddi kaygı uyandırıyor.

— Türkiye’de adaletin bağımsızlığı konusunda gerileme yaşanıyor.

— Darbe girişimi sonrasında hâkim ve savcıların beşte biri görevden uzaklaştırılmış durumda.

— Olağanüstü hâl kapsamında zanlıların hâkim karşısına çıkarılmadan 30 güne kadar gözaltında tutulması kaygı yaratıyor.

— Gözaltında ya da tutuklulara işkence iddiaları var.

HDP’lilerin vekillikleri düşebilir

HDP’nin TBMM Genel Kurulu ve komisyon çalışmalarına katılmama kararının anayasa ve TBMM İçtüzüğü hükümlerine göre HDP’lilerin vekilliklerinin düşmesini gündeme getirebileceği belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Emine Kaplan’ın haberine göre, içtüzüğe göre bir milletvekilinin, Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam 5 birleşim günü katılmaması durumunda TBMM Genel Kurulu’nun salt çoğunluğunun (276) kararıyla vekilliği düşürülebiliyor. Ancak içtüzüğün bu hükmü şimdiye kadar hiç uygulanmadı. AKP’nin söz konusu hükmün işletilmesi yönünde karar alması durumunda 59 HDP’li milletvekilinin vekilliği düşebilir. Bu durumda da ara seçim gündeme gelebilir.

HDP’li milletvekillerinin katılmaması, komisyon ve genel kurulda karar alınmasını etkilemiyor. 316 milletvekili olan AKP, komisyon ve genel kurulda milletvekili çoğunluğuyla istediği kararları yine alabilecek. HDP’nin katılmaması nedeniyle komisyon ve genel kurulda görüşülen yasa tasarı ve önerileri daha hızlı görüşülecek.

Anayasanın 78. maddesi, “Boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının yüzde beşini (28) bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir. Bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır” hükmünü düzenliyor.

AKP’liler 28 milletvekilliğinin boşalması halinde ara seçimin zorunlu olmadığını “Anayasada ara seçime gidilir denmiyor, karar verilir deniyor. Karar verilmezse ne olacak, bunun yaptırımı yok” sözleriyle savunuyor.

Ancak anayasadaki “Bir ilin veya seçim çevresinin TBMM’de üyesinin kalmaması halinde boşalmayı takip eden 90 gün sonraki ilk pazar günü ara seçim yapılır” hükmü, vekilliklerinin düşürülmesi durumunda HDP’nin tulum çıkardığı Hakkâri ve Şırnak’ta ara seçimi zorunlu kılıyor.

TBMM Genel Kurulu’nun gündemi ve çalışma saatlerinin belirlenmesi, Danışma Kurulu kararı ya da kurulda anlaşma sağlanamaması durumunda partilerin grup önerileriyle belirleniyor. TBMM İçtüzüğü’nün 19. maddesine göre, Danışma Kurulu, Meclis’te grubu bulunan partilerin temsilcilerinin tamamının katılmasıyla toplanabiliyor. Bir parti temsilcisinin katılmaması durumunda kurul toplanamıyor. Bu durumlarda siyasi partilerin grup önerisi getirebiliyor. AKP’nin yeni bir hukuki teamül geliştirmemesi durumunda genel kurul gündemi ve çalışma saatleri, grup önerisiyle belirlenebilecek. Ancak TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın, Danışma Kurulu’na HDP’nin üç kez üst üste gelmemesi durumunda 3 siyasi partiyle karar alınmasına yönelik bir hukuki yoruma gidebileceği kaydediliyor.

Kurtulmuş açıkladı: 170 belediye başkanına yurtdışı yasağı

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Bakanlar Kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi. Hakkanda yakalama kararı bulunan HDP milletvekili Nihat Akdoğan’ın Hakkari girişinde yakalandığını söyleyen Kurtulmuş, bazı belediye başkanları hakkında yurtdışına çıkış yasağı getirildiği iddialarına ilişkin olarak, aralarında AKP’li belediye başkanlarının da bulunduğu 186 belediye başkanın yurtdışına çıkmak için başvuruda bulunduğunu, bunlardan 170’inin yurtdışına çıkışına izin verilmediğini kaydetti. Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi tarafından bugün yayınlanan bildiriye de cevap veren Kurtulmuş’un açıklamalarının satır başları şöyle:

Belediyeler yasasını görüştük. Büyükşehir ilçe dağılımındaki adalet. Eleştiriler çerçevesinde farklı konular, teklifler çerçevesinde paylaşıldı. Belediyelerin kaynaklarının artırılması ve etkin bir şekilde kullanılması için yapılacak düzenlemeler gözden geçirildi. Bir başka önemli konu Türkiye’nin sınırları dışındaki gelişmeler. Suriye ve Irak’taki gelişmelerle yakından ilgiliyiz. Bir taraftan oradaki terör örgütlerinin varlığı, diğer taraftan yanlış adımlar sonucu oluşacak göç dalgasının tesirleri açısından Türkiye yakından takip ediyor.

VİDEO – Cumhuriyet muhabiri Numan Kurtulmuş’a sordu: Daha önce kabul edemeyiz demiştiniz

İlgili taraflarla müzakereleri sürdürüyoruz. Fırat Kalkanı operasyonu önemli bir operasyondur. ÖSO’nun sürdürdüğü, Türkiye’nin lojistik destek verdiği operasyonun 75’inci gününe gelindi. 173 köy DEAŞ’tan temizlendi, 1,5 milyon kilometrekare alan terör örgütünden arındırılmıştır. El Bab’a 12 kilometre yaklaşıldı. TSK’nın 10 şerefli mensubu şehit düştü. Allah’tan rahmet diliyorum.

Ayrıca Münbiç konusundaki kararlılığımız da devam ediyor. Dün itibariyle ziyarete gelen ABD Genelkurmay Başkanı’na tekrar ifade edilmiştir. Türkiye hem Münbiç hazırlığını tamamladı, Münbiç’in şu ya da bu şekilde PYD’den temizlenmesinin Türkiye’nin önceliği olduğu iletildi.

RAKKA OPERASYONU

6 Kasım’da Rakka operasyonu başladı. Biz Rakka’da, Halep’te, Musul’da şehirler halklara aittir. Demografik yapıyı değiştirmek hiçbir şekilde barışa katkı vermeyecektir. Benzer şekilde Telafer ya da Sincar’ı Haşdi Şabi unsurları tarafından işgal edilmesinin de bölge barışına hiçbir katkısı olmayacağını ifade etmek istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye 4 Kasım Cuma günü bir kez daha terörün kahpe yüzünü görmüş oldu. O olayda hayatını kaybeden bütün kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Olaydan sonra ortaya konmaya çalışılan tezgahın da önemli olduğunu ifade etmek isterim. Uluslararası bir haber ajansı başka bir terör örgütü tarafından yapıldığını uluslararası camiaya yaydı. Terör örgütüyle irtibatlı bazı siyasetçiler de başka bir terör örgütünü göstererek olayı PKK üzerinden başka yerlere çekmeye çalıştı.

Diyarbakır Valiliği Kemal kod adlı bir terörist üzerinden bilgiler teyit edildi. Diyarbakır Valiliği’nin açıklamasının ardından da bu operasyonun TAK tarafından yapıldığı açığa çıktı. Daha olayın dumanları tüterken uluslararası bir haber ajansının PKK’nın yükünü hafifletme çabası anlaşılır değildir.

Aynı şeyi Hurşit Külter olayında da yaşadık. Birtakım siyasiler kampanyalar yaptı, bazı siteler üzerinden destek verildi. Bir süre sonra adam Musul’da ortaya çıktı. Türkiye aynı zamanda maalesef uluslararası bir algı operasyonuyla da mücadele ediyor. İki somut olay vasıtasıyla bu durum açıkça ortadadır.

“NİHAT AKDOĞAN HAKKARİ’DE YAKALANDI”

Gece 12:30 sırasında başlatılan HDP’lilere operasyonlarla gözaltına alınması süreci. 15 milletvekili hakkında yargıdan yakalama kararı var. 12 kişi ilk anda yakalanmıştır. 9’u hakkında mahkemeler daha sonra tutuklama kararı vermiş, 3 milletvekili denetimli serbestlikle serbest kalmıştır. 3 milletvekili firari durumda, 2’si yurt dışındadır. Nihat Akdoğan Hakkâri girişinde yakalandı. İki kişi firari durumda.

HDP’li milletvekilleri parlamento çalışmalarına katılır mı, katılmaz mı. Kendilerinin bileceği iştir. Sizler halkın oyuyla seçildiniz. TBMM’ye geldiniz. Milletin iradesiyle parlamentoya gelenlerin milletin iradesine saygı göstermesi lazım. Kendilerine oy veren vatandaşların kendilerinden talebidir. Dileriz ki bu talepleri göz önünde bulundururlar.

Hukuki sürecin HDP’nin tüzel kişiliğine karşı yapılmış bir işlemmiş gibi sunulmasını doğru bulmuyoruz. Biz partilerin kapatılmasını doğru bulmayız. Her bir kişiyle ilgili dosya ayrı devam edecektir.

“170 BELEDİYE BAŞKANININ YURTDIŞINA ÇIKIŞINA İZİN VERİLMEDİ”

186 belediye başkanı. Bunların içinde AK Parti, CHP, MHP ve HDP’li. 112’si AK Parti’li belediye başkanı yurt dışına çıkış istemiş, bunlardan 170’inin başvurusu kabul edilmemiş. Bütün belediye başkanlarıyla ilgili yurt dışı seyahatlerinin gözden geçirildiği bir durum söz konusu. Ortamın hassasiyetinden istifade ederek olmayan konuları varmış gibi göstermenin anlamı yok.”

“CHP BİLDİRİSİNE YANIT”

Kurtulmuş, bir gazetcinin CHP’nin yayınladığı bildiriye ilişkin sorduğu soruyu “CHP bildirisinde, “FETÖ, PKK ve IŞİD’e yardım eden saray ve AKP yöneticileri” yer alıyor. Bu bildiride ne söylenmiş olursa olsun Yenikapı ruhu CHP seçmenlerinin gönlünde de zihninde de devam ediyor. Milletimiz, FETÖ’yü de PKK’yı da millet düşmanı olarak görüyor. Yenikapı ruhu CHP seçmenlerinin gönlünde de zihninde de devam ediyor. Milletimiz, FETÖ’yü de PKK’yı da millet düşmanı olarak görüyor. Yenikapı ruhu devam ediyor, keşke söylemesiydiler. Sayın Kılıçdaroğlu bilsin ki FETÖ’cü darbe başarılı olsaydı bu metni yazacak vakit bulamayacaktı. Keşke böyle bir bildiri kaleme almasaydılar” diye cevapladı.

CUMHURİYET GAZETESİ SORUŞTURMASI

Kurtulmuş, Cumhuriyet gazetesi soruşturması ile ilgili olarak, CHP’nin bugün yayınlanan bildirisinde yer alan Hükümetin desteği ve yönlendirmesiyle yapılan siyasi bir dava olduğuna ilişkin Cumhuriyet gazetesi muhabiri Sinan Tartanoğlu’nun sorduğu soruya, “Şimdi devam eden dava bir yargı sürecidir. Bu yargı sürecinin siyasi süreçlerle hiçbir ilgisi yoktur. Bu süreç devam ediyor. Ortadaki suçlamalar, onlara karşı yapılacak savunmalar, bunların çerçevesinde de mahkeme süreci devam edecektir” şeklinde kaçamak bir cevap verdi.

THY’de kriz: 30 uçağı yere indirdi

Filoda kiralık olarak bulunan 12 geniş gövdeli Airbus A330-200 tipi uçak Antalya’ya gönderildi. Bu uçaklar İkinci Dış Hatlar Terminali’nin önünde park pozisyonuna alındı. 4 Airbus A320 tipi uçak Ankara Esenboğa Havalimanı’ndaki genel havacılık hangarları önüne park ettirildi. Önümüzdeki günlerde kademeli olarak seferden çekilecek uçak sayısı 30’a ulaşacak. Halen THY’nin filosunda 298 yolcu uçağı bulunuyor.

NEDEN UÇURULMUYOR
Havayollarının para kazanması için ‘utalizasyon’ denilen günlük uçuş saat ortalamasının yüksekliği çok önemli. Ancak kriz dönemlerinde ihtiyaç fazlası olan uçaklar, park sahası sorunu olmayan havalimanlarına çekiliyor. Uçakların uçmadığı dönemlerde periyodik bakımlarının yanı sıra, kabin modifikasyonu gibi uzun süren bakım işlemleri yapılıyor.

22 NOKTAYA SEFERLER İPTAL EDİLDİ
Geçen hafta başlayan kış sezonunda THY maliyetlerini düşürmek için gelirin ve doluluk oranlarının düşük olduğu dış hatlarda Cezayir’de Batna ve Tlemcen, Danimarka’da Aolborg, Fransa’da Bordo, Almanya’da Karlsruhe-Baden Baden, Freidrichshafen, Münster, İran’da Kermanşah, İtalya’da Cenova, Pisa, Ürdün’de Akabe, Kırgızistan’da Osh, Hollanda’da Roterdam, Nijerya’da Kano, Suudi Arabistan’da El Qassim, Tacikistan’da Khujand ve Ukrayna’da Ivano Frankivsk uçuşları durdurulmuştu. THY’nin iç hatlarda sona erdirdiği uçuş noktası arasında Eskişehir, Tokat, Edremit, Uşak ve Siirt bulunuyor.

THY’den tasarruf önlemi… Hostesleri uçurmayacak

Yüksek’ten Tuncel’in tutuklanmasına tepki: Kazanan biz olacağız

DBP, HDP, KJA ve DTK’nin DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel’in tutuklanmasına ilişkin yaptığı basın toplantısında konuşan DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek, ‘Eş genel başkanlarımızın da dediği gibi ‘o gemi limana ulaşacak’ halkımız merak etmesin. Kimse umutsuzluğa kapılmasın. Bütün bu perdeleri yırtıp atacağız ve kazanan biz olacağız’ dedi

Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Kongreya Jinên Azad (KJA), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), HDP eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile milletvekillerinin tutuklanmasını protesto eyleminde gözaltına alınan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel’in tutuklanmasına tepki gösterdi. DBP Genel Merkezi Danışma Bürosu’nda yapılan toplantıya, DBP Eşbaşkanı Kamuran Yüksek, DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, HDP milletvekilleri ve KJA’nın yanı sıra parti yöneticileri katıldı. Toplantıda konuşan Yüksek, hemen hemen her gün basının karşısına geçip yaşanan darbeyi dile getirmelerinin bile ülkenin içerisinde olduğu durumu özetlediğini belirterek, “Her gün ya vekillerimiz, ya belediye eşbaşkanımızı ya da dün olduğu gibi eş genel başkanımızın tutuklanması gibi” dedi. “Türkiye bir cunta yöntemi ile yönetiliyor” ifadelerini kullanan Yüksek, son bir yılda binlerce üyeleri, yöneticileri ile kamu emekçisinin gözaltına alınıp tutuklandığını ve görevden uzaklaştırıldığını söyledi.

‘Ev ev, sokak sokak gezeceğiz’

Sosyal medya ve tüm medya kuruluşlarının kendilerine kapatıldığını aktaran Yüksek, objektif yayın yapan tüm dergi, televizyon ve ajansların kapatıldığını vurguladı. “Bizler bu engellemelere karşı ev ev, sokak sokak gezip süreci anlatacağız” diyen Yüksek, “AKP şu kanaate vardı. ‘Kürt halkı özgürlük mücadelesini koruduğu sürece istediğim gibi at koşturamam’ deyip bu yaşananları Türkiye’ye reva görüp her kesimine yönelmiştir” şeklinde konuştu. Yüksek, 4 Kasım’da HDP eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasıyla, HDP’nin Meclis dışına itilmek istendiğini dile getirdi. Yüksek Kürtlere dönük yoğun bir saldırı olduğunu belirterek, “AKP ise ne yaparım da Kürtlerin önünü keserim, Rojava’da engellerim, Irak’ta Kürtleri nasıl engellerimin peşine düşmüştür” dedi.

‘İnadına mücadelemiz devam edecek’

Türkiye’nin felaketin eşiğine geldiğini ifade eden Yüksek, “Şu an kapı komşusu olan bir ülkenin iç meselesine girecek söz söyleme yetkisi kalmadı. Irak’ta Suriye’de olanlarla ilgili söz sahibi değildir. Neden Türkiye söz sahibi olamıyor; o da Kürt karşıtı politikalar yürüttüğü içindir. Biz AKP hükümeti ya da ülkeyi yöneten devlete şunları söylemek istiyoruz; 90’ların yöntemleriyle ya da kendi gerçekleştirdikleri yöntemlerle Kürtleri yollarından çeviremezler.” diye konuştu. Baskıların kendilerini yıldıramayacağını dile getiren Yüksek, “İnadına bu alanda mücadelemiz sürecek ve AKP’ye teslim etmeyeceğiz bu alanları. AKP bu yaptıklarının altında kalacak” dedi. Tuncel’in tutuklanmasına da değinen Yüksek, “Eşbaşkanımızın gözaltına alınması ahlaksızcaydı, topluma gözdağı verircesine bir parti gelen başkanı gözaltına alıp tutukluyorsunuz” şeklinde konuştu. Türkiye halklarının iktidara tutum alacağına inandıklarını aktaran Yüksek, “Eş genel başkanlarımızın da dediği gibi ‘o gemi limana ulaşacak’ halkımız merak etmesin. Kimse umutsuzluğa kapılmasın. Bütün bu perdeleri yırtıp atacağız ve kazanan biz olacağız” dedi.

‘KJA üyeleri baskı altında’

Ardından konuşan KJA üyesi Fatma Kaşan ise şunları aktardı: “Tüm kadınların yakından da takip ettiği gibi KJA ve KJA üyeleri çok yoğun bir baskı altındadır. Eşbaşkanlık sistemi, sosyal ve kültürel yapılanmalarımız, yerel çalışmalarımız çok yoğun bir şiddet altındadır. En son HDP, DBP eşbaşkanlarımızın, vekillerin gözaltına alınıp tutuklanmalarıdır. Kadının siyasetten tasfiye etme girişimleridir. Yerel alanda toplumsallaşma AKP tarafından engelleniyor. Egemen erkek sistemine karşı demokratik bir kadın var. Biz Kürt kadınları olarak da bu görev ve misyonu üstlenmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.” Ortadoğu’da kölelik ve özgürlük çizgilerinin birbiriyle mücadele içinde olduğunu dile getiren Kaşan, kadınlar olarak rollerini oynayacaklarını söyledi.

 ‘Kadın mücadelesini yükselteceğiz’

OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile 29 Ekim’de kapatılan Jin Haber Ajansı (JINHA) için kadın örgütleri ve kurumları tarafından başlatılan JINHA Haber Noktası Nöbeti sürüyor. Nöbeti bu kez Devrimci Partili Kadınlar devraldı.

Nöbete destek veren Devrimci Partili kadınlardan Eylem Güçlü, Devrimci Partili Kadınlar olarak erkek iktidara inat kapılarını JINHA’ya açarak JINHA’yı susturamayacaklarını ifade etti. Güçlü, “Bugün kadınlar olarak dünyanın ilk haber ajansı olan JINHA ile dayanışmak her zamankinden daha büyük bir anlam ifade ediyor. Tüm iradi alanlarımıza saldıran, kadın kazanımlarını yok etmeye çalışan erkek iktidar karşısında kadın iradesini savunmaktır. Bugün JINHA susturulamaz demek Figen Yüksekdağ, Leyla Birlik ve Gültan Kışanak irademizdir demekle eşdeğerdir” sözlerini kullandı. Güçlü, Devrimci Partili Kadınlar olarak seçilmiş iradelere de, JINHA ya da sahip çıkacaklarını ve kadın dayanışmasını, kadınların kurtuluş mücadelesini her alanda yükselteceklerini kaydetti.

HABER MERKEZİ

 

Syriza’dan dayanışma

Japonya’nın başkenti Tokyo’da, işçi sendikalarının parlamento önünde düzenlediği eylemde, HDP’ye dönük siyasi soykırım da protesto edildi. Aynı zamanda, Almanya’nın Kiel ve Münih kentinde, İtalya’da başkent Roma ve Livorno’da, Rusya Federasyonu’nun Saratov kentinde ve Soçi’de eylemler düzenlendi. Yunanistan’ın başkenti Atina’da düzenlenen yürüyüşe ise muhalefet partileri ile birlikte Syriza da katıldı. Eylemde Syriza Dışilişkiler Sorumlusu Yannis Bournus ve Merkez Komite üyeleri, Laiki Enotita Genel Başkanı Panayotis Lafazanis birer konuşma yaptı. Halandri Belediyesi ve Bölge Belediyeler Yönetimi Temsilcisi de dayanışma mesajı sundu.

 

 

 

Dışişleri bakanlarına acil Türkiye çağrısı

AP Yeşiller grup başkanı Rebecca Harms, Türkiye’deki son gelişmeleri görüşmek üzere dışişleri bakanları için olağanüstü toplantı istedi

Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Yeşiller- Avrupa Özgür İttifakı Grubu Başkanı Rebecca Harms, Türkiye’de son zamanlarda yaşanan gelişmeleri görüşmek üzere, AB dışişleri bakanlarını olağanüstü toplanmaya çağırdı. Cumhuriyet Gazetesi’nin geçtiği habere göre; Harms, Alman haber ajansı DPA’ya AB ülkelerinin Türkiye’deki son gelişmelere tek tek diplomatik kanallar yoluyla tepki vermesinin etkili olmayacağını söyledi. Harms, Türkiye’de muhaliflerin ezilmesine AB’nin ortak tepki vermesi gerektiğini belirtti.

‘Demokrasiden uzaklaştı’

Almanya’da Welt am Sonntag gazetesi de, 4 sayfasını Türkiye’deki son gelişmelere ayırdı. “Recep Tayyip Erdoğan’ın Reich’ı” başlığıyla Adolf Hitler’in Üçüncü Reich’ına atıf yapan gazete, 15 Temmuz askeri darbe girişimi sonrası, memurların görevden alındığını, 155 medya organının kapatıldığını, 42 gazetecinin tutuklandığını aktardı. Gazete “Türkiye’nin Avrupa’dan da demokrasiden de uzaklaştığı, muhaliflerin çaresiz durumda olduğu, insanların giderek daha sık faşizmden bahsettiği, hükümetten bağımsız ne yargı ne de medya kaldığı” yorumunu yaptı.

Gazetecilerden dayanışma

Alman Gazeteciler Birliği (DJV) ise, Bonn’daki yıllık toplantısına Türkiye’deki gazetecilerle dayanışma eylemiyle başladı. “Gazetecilik Suç Değildir” yazılı 200 beyaz balonu havaya bırakan, mesaj ve görüntüleri sosyal medyada paylaşan DVJ, Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği’ne mesajların yazılı olduğu posta kartı gönderdi.

Bilgen’den Yıldırım’a yanıt: Bilmediği konuda el kaldırıp…

HDP Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen, Başbakan Binali Yıldırım’a ‘İş takibi yapmaktan fırsat buldukça Genel Kurul’a girip bilmediği konuda komutla el kaldırmayı Meclis çalışması sanıyorlar’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Qars (Kars) Milletvekili ve Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen, Başbakan Binali Yıldırım’ın “Meclis’e gelmeyeceklermiş, zaten çok da gelmiyorlar ya” sözlerine Twitter’dan yanıt verdi. Bilgen, “İhale ve iş takibi yapmaktan fırsat buldukça Genel Kurul’a girip bilmediği konuda komutla el kaldırmayı Meclis çalışması sanıyorlar. Hiçbirimizin koltuğa yapışmadığını göreceksiniz. Rant ve yakınlarını zengin etmek için siyaset yapanlarla karıştırıp maaşla mı korkutacaksınız?” ifadelerini kullandı.

Hiçbirimizin koltuğa yapışmadıģını göreceksiniz.Rant ve yakınlarını zengin etmek için siyaset yapanlarla karıştırıp maaşlamı korkutacaksınız

— Ayhan Bilgen (@ayhanbilgen) November 6, 2016

İhale ve iş takibi yapmaktan fırsat buldukça genel kurula girip bilmediği konuda komutla el kaldırmayı meclis çalışması sanıyorlar

— Ayhan Bilgen (@ayhanbilgen) November 6, 2016