Ana Sayfa Blog Sayfa 6130

Türkiye rejim değiştiriyor

Agatha Christie’nin “On Küçük Zenci” romanını bilir misiniz?
Hikâye, “On Küçük Zenci” isimli bir çocuk şarkısına dayanır.
“On küçük zenci yemeğe gitti. Biri kendini boğdu ve kaldı dokuz” diye başlayan şarkı; “biri uyuyakaldı, biri kayboldu, birini balık yuttu, biri güneşte kızardı” diye devam eder. Sonunda bir başına kalan son zenci de gidip kendini asar.
Romanını, “Ve hiçbiri kalmadı” diye biten bu çocuk şarkısına uyarlayan Christie’nin ıssız adada bir araya getirdiği kahramanları da şarkıdaki gibi tek tek ölür. Geriye hiç kimse kalmaz.
Bizim gazetecilik serüvenimiz de gitgide bu “On Küçük Zenci”yi andıran hale geldi. Giderek basının ıssız adasında hiç kimse kalmayacak.
Barış Pehlivan’ın şu başına gelenlere bakın.
Meslektaşımız Cumhuriyet soruşturmasını çökerten “FETÖ’den sanık savcı” haberini yaptı. “Cumhuriyet’e FETÖ operasyonunu yapan savcı, FETÖ üyeliğinden yargılanıyor. Bu nasıl bir hukuk skandalı” diye yazdı. Haberin mürekkebi kurumadan hakkında -“teröre” atıf yapan gerekçelerle- soruşturma açıldı.
Mehmet Şimşek, Bekir Bozdağ tarafından itiraf edilen haberin doğruluğu hiç sorgulan(a)mıyor. Buna rağmen istenmeyen haberi yapan gazeteci hedefe yerleştiriliyor, “terör” bahanesiyle yakasına yapışılıyor.
“Gerçeği” yazan özetle “terörist” oluyor.
İktidarın “gerçek haberci/gazeteci=terörist” gözlüğünü, bundan açık ve net betimleyen bir şablon olamaz.
Cumhuriyet olayıyla yükselen tansiyon nedeniyle sözü edilen soruşturmaya gerçi hızla takipsizlik kararı verildi. Ama şablon önümüzde. Şablon değişmiyor. Geçmişte örneklerini defalarca gördüğümüz gibi, gerçeği her yazanın önüne yeniden yeniden çıkartılıyor/ çıkartılacak.
Ta ki gerçek tek haberci kalmayana dek…

Hukuk devleti karikatürü
Sevgili Musa Kart gözaltına alınırken “Şu an kendimi bir karikatürün içinde hissediyorum” demişti.
Gerçekte hep birlikte nasıl dev bir karikatürün içinde yaşadığımızı anlamamız için birkaç gün yetti. Şaka gibi. Cumhuriyet’e “FETÖ” işbirlikçiliği yakıştıran savcının bizzat kendisi FETÖ’den yargılanıyor. Değil “hukuk devleti”, “kanun devleti” ile dahi bağdaşmayan biçimde halen görev yapıyor ve de böyle bir soruşturma yürütüyor…
Tam da işte bu ve bu gibi nedenlerle dünyada kimse Cumhuriyet operasyonunun, hukuk devletinde yapıldığına inanmıyor.
Merkel “Operasyonun hukukun üstünlüğü ile bağdaşması konusunda büyük endişelerimiz var” dedi. Sözcüsü daha açık konuştu. “Sabuncu ve meslektaşlarının hukukun üstünlüğü çerçevesinde gözaltına alındığına inanmıyoruz” dedi.
Dünya basını, “bardağı taşıran damla” olarak görülen Cumhuriyet darbesiyle hareketlendi. Erdoğan’ı Suudi Kralı ve diktatör El Sisi, IŞİD gibi isimlerle yan yana “basın düşmanları” listesine yerleştirirken bir yandan da aralarında IPI, Sınır Tanımayan Gazeteciler, Gazetecileri Koruma Komitesi’nin olduğu 14 büyük basın kuruluşu bir araya gelerek arkadaşlarımızın serbest bırakılması için çağrı yaptılar.

Başkanlık kisvesi altında…
Dış basındaki değerlendirmeler bu ortamda yürek yakan bir tablo ortaya koyuyor. “El Pais”te örneğin önceki gün “Sultan basını okumuyor” başlığıyla yayımlanan bir yazı, “Türkiye geçmişe dönük dönüşümle rejim değiştiriyor. Başkanlık rejimi kisvesiyle demokrasiden diktatörlüğe geçiyor. Arap demokrasileri için bir model sunacakken otokratik gerilemenin modeli oluyor” dedi ve şunları ekledi:
“Türkiye darbeden önce de hapiste en çok gazeteci bulunduran ülkelerden biriydi. 15 Temmuz tüm muhalifleri temizlemek için bahane oldu. Bir tek; laik, Kemalist Türkiye’nin simgesi, köklü ve prestijli Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu’nun, gazetesinden 15 gazeteciyle beraber, çifte tezat oluşturan PKK-FETÖ’cülük işbirlikçiliği ile suçlanarak tutuklanması kalmıştı. O da oldu. Konu, kendi başına vahim olan basın özgürlüklerin çiğnenmesiyle sınırlı değil. Türkiye’de baskının rakamları çok korkunç. Yaşananlar, XX. yüzyılda Stalin, Hitler ,Mao’nunkilerle karşılaştırılabilecek, tarihte kaydedilmiş en büyük temizliklerden biri.”

İslamcımilliyetçi blok işbaşında

Daha beş gün önce gidişatın hızlandığını söylemiştik. Hızlanma ne kelime, frenleri patlamış bir kamyonun içinde hepimizi yokuş aşağı götürüyor iktidar. CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP milletvekillerinin gözaltına alınmasından sonra, bu gidişatın ne olduğunu özetledi. “Bu gece yapılan sadece bir darbe değil, aynı zamanda ülkeyi bölme harekâtıdır! TBMM bir kez daha bombalanmıştır. Bu çok tehlikeli bir provokasyondur. Bu gece itibarıyla AKP altı milyon insana ‘verdiğin oyların hükmü yok’ demiş ve ülke bütünlüğüne ağır bir darbe indirmiştir.”
Evet, ülke bütünlüğüne indirilen bu ağır darbe, bugün Kürt sorununda iktidar partisi etrafında oluşan İslamcı-milliyetçi blokun desteğini elde ederek, başkanlık rejimi görünümlü diktatörlüğün altyapısını hazırlamak için yapılıyor. Başbakan’ın tutuklamalar ve iletişimin ülke çapında kâh kesilmesi kâh yavaşlatılmasıyla ilgili ileri sürdüğü gerekçe, “tehlike(nin) bertaraf edilmesi”. Sonra her şey normale döner, diyor. Kastettiği normal, koca bir ülkenin bir kişinin iki dudağının arasından çıkanların, kafasından geçen tahakküm arzularının, etrafında topladığı aklı gidip gelen bir güruhun hezeyanlarının hepimizi bir felakete sürüklemesi. Bugün iktidar, bertaraf etme bahanesini ileri sürdüğü tehlikenin esas yaratıcısıdır. HDP eş genel başkanları ve diğer milletvekillerinin tutuklanması, bu gidişatta iktidarın gaza daha fazla basması anlamına geliyor.
Bir çılgınlık nöbetine tutulmuş, Kürt nefreti ve korkusuyla gözü dönmüş, iktidara yapışma telaşı içinde aklını ve iradesini başkasına teslim etmiş bir koalisyon, bizi felakete sürüklüyor. İktidarın orkestra şefinin karşısında toplanan bu blokta elbette ümmetçi İslamcılar var. Yerli faşizmin tescilli temsilcileri ve ulusalcı etiketli ırkçıları var. Cumhuriyet gazetesine kayyım atanması için başlatılan operasyonun arkasında Cumhuriyet’in bazı eski yöneticilerinin yer alması şaşırtıcı değil. Dün Yalçın Doğan’ın bu konudaki değerlendirmesini Deniz Kavukçuoğlu köşesine taşıdı. Evet, bu faşizanümmetçi iktidar bloku içinde bu kişiler de var. Onları destekleyen Türk nasyonal- sosyalist partisinin yayın organı ve Erdoğan devletinin baş borazanları, Cumhuriyet gazetesinin “FETÖ ve PKK yandaşlarının” elinden kurtarılıp, esas sahiplerine geri verileceğini bas bas bağırıyorlar. Yerli faşizmin resmi temsilcisi bunu destekliyor. Cumhuriyet’e hem FETÖ/PDY hem PKK/KCK örgütlerinin propagandasını yapma suçlamasını yönelten savcının “Fethullah Terör Örgütü” üyeliğinden sanık olması da ne bir rastlantı, ne de “talihsizlik”. İktidara hâkim olan hırsın yarattığı telaşın, nefretin körelttiği aklın mükemmel bir özeti. Böyle bir suçlamaya ancak böyle bir savcı yaraşırdı.
Mayıs ayında dokunulmazlıkların kaldırılmasına yeşil ışık yakan aymazlık, bugün Adalet Bakanı’nın “Türkiye hukuk devletidir, herkes hukuk önünde eşittir, herkese uygulanan hukuk HDP milletvekillerine uygulanıyor” demesine fırsat veriyor. Diyeceksiniz ki, uysa da “yaptım” uymasa da iktidarı bu. O fırsat olmasa başka fırsat bulur, yaratırdı. 1994’te milletvekilleri derdest edilirken anayasa değişikliği mi yapılmıştı? Milletvekilleri lojmanları ve Meclis ablukaya alınmıştı. O zaman bunu yapan şahin DGM savcısının temsil ettiği zihniyet ve irade, İslamcı ihya tutkusuyla güçlendirilmiş olarak misliyle iktidarda.
Sadece iktidarın değil, hepimizin altında kalacağı büyük bir felakete doğru hızla sürükleniyoruz. Cumhuriyet gazetesine FETÖ propagandası yapma suçlaması yönelten savcının aynı anda FETÖ üyesi olmaktan sanık olarak yargılanıyor olması gibi, ülkeyi bölecekler gerekçesiyle HDP milletvekillerini tutuklatan irade telafisi mümkün olmayacak bir bölme harekâtı yürütüyor. Durum, antik Yunan mitolojisinde tanrıların insanlarla oynadığı, onlarla hem alay ettiği, hem de bazılarına güç ve iktidar bahşeder gibi yapıp başlarını döndürürken, nihai felaketlerine doğru yönlendirdiği trajikomik anlatılara ne kadar benziyor, değil mi?

Tükeniyoruz, hadi artık!

“Sözün bittiği yerdeyiz” dediler.
“Sakın ha” dedik:
“Söz, insanın barış dilidir. O biterse, ne konuşacak?”
Söz hükmünü yitirdiğinde, kürsü silaha devredildiğinde, ne olduğunu görmedik mi?
Yiten 40 bin candan hiçbir şey öğrenmedik mi?

***

“Dokunulmazlıklar kaldırılmalı” dediler.
“Aman ha” dedik:
“Meclis, demokrasinin beşiğidir. Onun koruma kalkanı kalkarsa kim konuşacak?”
Meclis devreden çıktığında, halkın iradesi elinden alındığında ne olduğunu görmedik mi?
Yıllarca hapis yatan Kürt vekillerin daha güçlü bir direnişi tetiklediğini görmedik mi?
Onları hapseden zihniyetin çöküşünden hiçbir şey öğrenmedik mi?

***

Gazetemizin bütün yöneticilerini, can arkadaşlarımızı bir sabah baskınında alıp götürdüler. Evlerimizi arayıp saçma sapan iddiaları kendini savunma imkânı olmayan insanların ardından püskürttüler.
Tıpkı darbeciler gibi…
Daha onların görüş yasağı kalkmadan, önceki gece yarısı Meclis’i bombaladılar.
Tıpkı 15 Temmuzcular gibi…
Halkın sesine ve milletin iradesine saldırdılar üst üste…
Ve dünya zorbalıklarını duymasın diye interneti kestiler gece yarısı… İnsanlar haberleşir, dayanışır, direnir korkusuyla tüm iletişim kanallarını kestiler; sanki bu, zulmü gizlemeye yetermiş gibi…

***

Bilmem, dokunulmazlıklar kaldırılsın diye kulis yapanlar, Meclis’in boynunu zalimin giyotinine gönüllü yatıranlar pişman mıdır şimdi? Alet oldukları kumpasa bakıp sızlanıyorlar mıdır?
Bunları konuşmak için çok geç…
4 Kasım darbesinden sonra bize düşen, bundan sonrasını düşünmek…
Başkanlığı uğruna ülkeyi yakmayı kafasına koymuş bir Neron’a karşı tek bir itfaiye aracı yok elimizde…
Tutuklamalar var, saldırılar var, şehitler var, yaklaşan bir iç savaş tehlikesi var; fakat bu faciaya dur diyebilecek tek bir aklıselim sahibi yok ortada…
Ama neyse ki, birileri, öbürlerinin birer birer hapsedilmesini korkuyla izleyip “Ama onlar da…” diye başlayan cümlelerden bahaneler ürettikçe sıranın kendisine geldiğini gördü.
Yangının ateşini kapısında duydu.
“Dokunulmaz” yok artık…
Hep birlikte bir uçurumun tam kenarındayız.
Ya hep bir arada durup karşı koyacağız ya da uçurumun dibini boylayacağız.

***

Yapılması gerekeni bir örnekle açıklayayım:
Biz hapisteyken 80’lerinde bir genç adam, tek başına, bir tahta sandalyeyle hapishanenin önüne geldi. Kış ortasında, elinde kitabıyla, meydana oturup bekledi.
Sadece bekledi. Saatlerce bekledi.
Bu onun, “Uyanın” çağrısıydı; “Tükeniyoruz” kaygısıydı; “Hadi artık” çığlığıydı.
Duyuldu.
Ertesi gün hapishane kapısında yüzlerce tahta sandalye vardı; yüzlerce cesur insan…
Onların aylarla çoğalan güçlü sesi, uzakta bir sarayı tedirgin etti.
Bir tahta sandalye, altın tahtın iradesini devirmeye yetti.
Mete Akyol, bize nasıl direnileceğini öğretip gitti.
Şimdi Cumhuriyet’in önünde o sandalyeler…
Anısı önünde saygıyla eğiliyor ve örnek alıyoruz:
Uyanın, tükeniyoruz. Hadi artık!

Barış İçin Kadın Girişimi: Hepimizin Hayatları İçin Barışta Israrcıyız

Barış için Kadın Girişimi bir açıklama yaparak “Yapabileceğimiz tek şey birbirimizi dinlemekten vazgeçmemek, sessizliğe ve kimsesizliğe gömülmemekse biz kadınlar tam da bunu yapmaya devam edeceğiz” dedi.

“’İç savaşı önleme çağrısına biz kadınlar da ses veriyoruz” başlığıyla duyurulan açıklamada, “Kendimizin, hepimizin hayatları için barışta ısrarcıyız” denildi

Barış vurgusu

Barış için Kadın Girişimi’nin açıklaması şöyle…

“HDP milletvekillerinin gözaltında olduğu Diyarbakır’da yine bir bombanın patladığı bir sabaha uyandık. Tutuklama haberleri bir bir gelmeye başladı…’Günaydın’ın bile bir lüks olduğu bir zamandayız. Halbuki biz birbirimize, “günaydın” veya ‘iyi geceler’ diyebilmek istiyoruz; bunun için mücadele ediyoruz. 

“Ülkede her gün daha büyük bir umutsuzluğa uyanmaktan yorulduk. Her sorunun konuşarak çözüleceği bir ülke hayal ettikçe basına, siyasete baskıların artması, kadınların tüm kazanımlarına her gün yeni bir müdahalenin eklenmesi ve bugün de 6 milyon seçmenin iradesinin yok sayılması savaşın sesini yükseltiyor, barış ihtimalini uzaklaştırıyor. Oysa biz kadınlar biliyoruz ki savaş hayatlarımıza sirayet ettikçe hepimiz mutsuz, umutsuz olacağız.

“Savaş ve şiddetle birlikte kadınların gündelik hayatı zorlaşıyor, nefes alacağımız alanlar daralıyor. Barış hepimizin ihtiyacı, özgürlük hepimizin ihtiyacı. Herkesin temsil edilebildiği bir meclisin önünü kapatmak barışın da önünü kapatmak demektir. HDP eşbaşkanları ve vekillerinin tutuklanması İstanbul’dan Diyarbakır’a 6 milyon insanın temsiliyetinin yok sayılması, sesinin susturulması demektir. Kadınların mecliste, belediyelerde eşit sözüne yönelik bir saldırıdır. 

“Hayat bu şekilde devam edemez. Herkesin ‘yarın sabaha hangi kötü habere uyanacağız’ diyerek uykuya dalmaya çalıştığı bir ülkede kimse gelecek hayali kuramaz. Sokaklarda karşılaşmalarımızın bile şüpheyle gölgelendiği bir ülkede umutsuzluktan başka bir duygu barınamaz.

“Hepimizin konuşabildiği, birbirinin sesini duyabildiği ve birbirini anlayabildiği bir ülke için mecliste de herkesin sesinin duyulur olması ve sorunların, tam da sorunları çözmeleri için seçilmişlerin konuşarak çözmesi elzem. 

“Hep barışta ısrarcıyız dedik, hep konuşarak çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yok dedik. Israrımızı sürdürüyoruz. Bir yandan ‘bölünme tehditlerinden’ bahsedilirken aslında her gün biraz daha parçalanmış bir topluma uyanıyoruz. Birbirimizin acılarından zevk almamız, kutlamamız bekleniyor adeta. Yan sokağımızda, yan dairemizde oturanın ülkenin meclisinde temsil edilmemesinden hoşnut olmamız isteniyor.

“Oysa ki dertlerimiz, hayallerimiz o kadar başka değil. Tekrar ve ısrarla söylüyoruz: Kendimizin, hepimizin hayatları için barışta ısrarcıyız – ve bu ancak gerçekten demokratik bir ortamda; hepimizin sesinin sözünün değerli, kimseninkinin tutsak olmadığı bir ortamda mümkün.” (YY)

İzmir’de tutuklamalara tepki gösteren gençlere gözaltı

Alsancak semtindeki Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişinde, ellerinde tutukları “Gençlik OHAL’e direniyor. İrademiz teslim alınamaz. SGDF/Dev-Güç” yazılı pankart ile yürüyen kızlı erkekli 9 genç, HDP’li milletvekilleri ve Cumhuriyet gazetesi yazarları ile yöneticilerinin tukuklanmasını, Diyarbakır’daki bombalı saldırıyı protesto etmek için basın açıklaması yaptı. Polis, basın açıklaması ardından gruba dağılması için uyarıda bulundu. Uyarıyı dinlemeyip, slogan atmaya devam eden 9 kişi, polis tarafından gözaltına alınıp, Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Yüksekdağ’dan HDP’ye operasyon açıklaması: Amaç milyonların iradesini kırmak

HDP İstanbul İl Hukuk Komisyonu Üyesi Avukat Veysi Eski, Kandıra yolu üzerinde bulunan Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne gelerek cezaevinde bulunan HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, milletvekilleri Ferhat Encü, Gülser Yıldırım, İdris Baluken, eski milletvekili Ayla Akat Ata ile HDP Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı ile görüştü. Veysi Eski, HDP’lilerin 3 kişilik odalarda tek kişi olarak tutulduklarını söyledi.

TEK KİŞİ OLARAK ODALARDA TUTULUYORLAR

Ziyaret sonrası açıklamada bulunan avukat Veysi Eski, şöyle dedi:
“Müvekkillerimiz adeta Diyarbakır’dan kaçırılma suretiyle iki farklı uçakla Marmara Bölgesi’ne getirildiler. Eş Genel Başkan Edirne’ye götürülmüş. Bu müvekkillerimizle birlikte gelen diğer milletvekillerinin nereye gittiğini henüz biz de tespit edebilmiş değiliz. Kandıra 1 No’lu F Tipi’nde Ferhat Encü, Figen Yüksekdağ ve Gülser Yıldırım bulunmakta. 2 No’lu F Tipi’nde de HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken bulunmakta. Tamamı tek kişi olarak odalarda tutulmakta. Bu tek kişi odalarda tutulma meselesi de cezaevini aşan bir boyut. Genel olarak Ankara’dan verilmiş bir karar. Ankara’da Adalet Bakanlığı’ndan cezaevine gelmiş bir yazı üzerine müvekkillerimiz tek kişi odalarda tutulmakta. Ancak müvekkillerimiz kendilerinin fiziksel koşullarının yaşanan siyasi sürecin önüne geçmesini tercih etmemektedirler.”

“AMAÇ 6 MİLYONUN İRADESİNİ KIRMAK”

Veysel Eski,  müvekkillerinin ‘siyasi soykırım’ olarak nitelendirdiği operasyonunun asıl amacının HDP’ye oy vermiş olan 6 milyon insanın iradesini kırmak olduğunu belirttiklerini anlatırken şöyle devam etti:

“Burada kendileri için ‘Ankara’da da olsak, sokakta da olsak, cezaevinde de olsak biz bu direnişi göstereceğiz’ diyorlar. Halkımız direndiği sürece, biz nerede olursak olalım biz bu direnişi sürdüreceğiz ve tüm kendilerine oy vermiş olan, kendilerini destekleyen halka da selamlarını iletiyorlar. Geniş açıklama HDP Genel Merkezi tarafından yapılacaktır.”

TGC ve TGS’den Cumhuriyet’e destek ziyareti

Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik operasyonda tutuklama kararlarına tepki gösteren meslek örgütleri temsilcileri ve gazetecilerden oluşan bir grup gazetenin Şişli’deki merkezinin önünde basın açıklaması yaptı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Sibel Güneş burada yaptığı açıklamada tutuklamalara tepki gösterdi. Çok üzgün olduklarını belirten Güneş, “Türkiye’nin basın, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından karanlık bir gününü hep birlikte yaşıyoruz. Gazetecilik suç değildir” diye konuştu. Gazetecilerin OHAL’in mağduru olduğunu kaydeden Güneş bundan sonra da Cumhuriyet Gazetesiyle dayanışma göstermeye devam edeceklerini söyledi.

TGS’DEN CUMHURİYET’E DESTEK AÇIKLAMASI
Türkiye Gazeteciler Sendikası adına konuşan Genel Başkan Gökhan Durmuş ise demokrasi ve basın özgürlüğü açısıdan kara bir gün yaşandığını ifade etti. Durmuş ise, “Türkiye’de basın özgürlüğünü yok etmeye, Cumhuriyet’i susturmaya çalışıyorlar. Cumhuriyet Gazetesi 93 yıllık tarihi boyunca hiç susmamıştır. Bugün de susmayacaktır. Bu baskılar ve kayyum tehditleriyle çalışanları yıldıracaklarını düşünenler yanılıyorlar. Sendika olarak bütün gücümüzle Cumhuriyet’in yanında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

EROL ÖNDEROĞLU: GAZETECİLİK YAPMAYI BİLMİŞ MESLEKTAŞLARIMIZ BUGÜN TUTUKLANDI”

Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu da konuşmasında ,”Yaşamları boyunca sadece gazetecilik yapmayı bilmiş meslektaşlarımız bugün tutuklandılar. Onlar arasında bulunanlardan birkaçı ben daha Metris’te cezaevindeyken benim için cezaevi önünde toplanıp bana destek olmuşlardı. Onlara müteşekkirim çünkü benim tahliyemde onların da emeği vardı. Bu konularda gazetecilik yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

CHP MİLLETVEKİLİ YARKADAŞ TUTUKLAMALARA TEPKİ GÖSTERDİ

Destek için gazetede nöbet tutanlar arasında bulunan CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, tutuklamalara tepki gösterdi. Yarkadaş, “Gazetecilerin tutuklanmasının sebebi, aydınlara, yazarlara, muhalifle gazetecilere gözdağı vermekten başka birşey değildir. İktidar başkanlık tartışmaları öncesi buna karşı olan Cumhuriyet Gazetesi’ni susturmaya, sindirmeye ortadan kaldırmaya ve yok etmeye çalışmaktadır. Ne cumhuriyetin yıkılmasına izin vereceğiz ne de Cumhuriyet Gazetesi’nin kapatılmasına izin vereceğiz” diye konuştu.

Açıklamalar sırasında sık sık ‘Özgür basın susturulamaz’ sloganları atıldı. Öte yandan destek için gazete önünde nöbet tutan vatandaşların bekleyişi de devam ediyor.

Siyasetçiye sokakta yürürken gözaltı

Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen “Sosyalizm ve Yerel Yönetimler” başlıklı panele katılan HTKP Ankara İl Yöneticisi ve Parti Meclisi üyesi Dursun Doğan panelin çıkışında sokakta yürürken ve herhangi bir açıklama yapılmadan gözaltına alındı.

HTKP’li Doğan, Terörle Mücadele ekipleri tarafından Mustafa Kemal mahallesinde TEM Şubesi olarak kullanılan İl Piyango Müdürlüğü binasına götürüldü.

Dersim’de HDP protestosuna polis müdahalesi

Kent merkezinde, Cumhuriyet Caddesi’nde toplanan yaklaşık 50 kişilik grup, AKP aleyhine sloganlar atarak HDP Eş Genel Başkanları ile milletvekillerinin tutuklanmasını protesto etti. Grup, ateş yakıp yolu trafiğe kapatmak isteyince polis müdahale etti. TOMA’lardan sıkılan tazyikli su ve gazla müdahale edilen protestocular, ara sokaklara kaçıştı. Cumhuriyet Meydanı’nda önlem alan polis ekipleri, olay yeri yakınlarında bulunan bazı kişilere kimlik sorgusu yaptı.

Galatasaray Meydan’ında sessiz protesto

Kayıplarının akıbetini sormak için 606’ncı haftada bir araya gelen Cumartesi İnsanları ve Cumartesi Anneleri Kürt Siyaseti’ne yapılan darbeyi Galatasaray Meydanı’nda sessiz eylem yaparak protesto etti

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için sürdürdükleri adalet arayışlarının 606’ncı haftasında, Cumartesi İnsanları ve Cumartesi Anneleri bir kez daha Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. “Failler belli, kayıplar nerede” pankartının açıldığı eylemde, yine kayıpların fotoğrafları taşındı. Olağanüstü Hal (OHAL) koşulları altında artarak devam eden hak ihlallerine ve Kürt Siyaseti’ne yapılan operasyon ile tutuklanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eşbaşkanları ve milletvekillerinin tutuklanmasına ve yaşanan hukuksuzluklara sessiz kalarak protesto etti.

Kasım 1993’te gözaltında kaybedilen Osman Kayar’ın akıbetinin sorulduğu açıklamada, basın açıklamasını ise Cumartesi İnsanları’nda Şermil Gazioğlu okudu. Devleti yönetenlerin anti-demokratik uygulamalarına son vermeye çağıran Gazioğlu, herkesi hak ve özgürlüklerine sahip çıkmaya davet etti.