Ana Sayfa Blog Sayfa 6132

Özdemir: Türkiye’de gerginliği Erdoğan artırıyor

Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidarını pekiştirmek için gerginliği artırmaya çalışmakla suçladı. Özdemir, Almanya Radyosu’na (Deutschlandfunk) bugün verdiği demeçte, “Türkiye’nin İslam-Türk diktatörlüğüne dönüşme yönünde ilerleyen bir ülke olduğunu” söyledi. Özdemir, gerginliği artırarak, halk arasında ülkenin tehlikede izlenimi bulunduğu yaratmanın Erdoğan’ın izlediği bir strateji olduğunu savundu.

15 Temmuz darbe girişimini ve sonrasındaki gelişmeleri değerlendiren Özdemir, Türk hükümetinin başka durumlarda sosyal medyaya erişimi engellemesine rağmen, o akşam böyle bir önlemin alınmaması nedeniyle bunun “garip bir darbe” olduğunu ifade etti. 15 Temmuz sonrasında “eleştirel muhalif kesimlere yönelik bir darbe yapıldığını” dile getiren Özdemir, “şimdi de muhalefetin yok edildiğini”söyledi.

CHP’ye eleştiri

Yeşiller Partisi Eş Başkanı Özdemir, muhalefet partisi CHP’yi de eleştirdi. “CHP’nin hiçbir stratejisinin olmadığını” savunan Özdemir, “önce Erdoğan’ın yanında darbeye karşı duran CHP’nin belki de sıranın kendisine geldiğini yeni anladığını” ifade etti.

Cem Özdemir, Türkiye’deki kitlesel olarak işten uzaklaştırmalar ile ülkede bir “korku iklimi” yaratıldığını söyledi. Muhalif olan herkesin geçim kaynağını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu ifade eden Özdemir özellikle ülkenin güneydoğusunda durumun çok kötü olduğunu söyledi. Özdemir, bu bölgede insanların “yasalara uygun olmayan bir şekilde infaz edildiğini, hâkimin bulunmadığını, polis tarafından soruşturma yürütülmediğini ve bu konuda basının haber yapamadığını” kaydetti.

Devlet Bakanı’ndan tepki

Almanya’nın Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth da Türkiye’deki son gelişmelere Twitter üzerinden tepki gösterdi. Roth, Twitter üzerinden yayınladığı mesajda, “partnerimiz olan bu ülkedeki gelişmeler karşısında hayrete düştüm” ifadesini kullandı. Roth, Avrupa’nın “güçlü olanın haklarına değil hukukun gücüne” inadığını kaydetti.

 © Deutsche Welle Türkçe

AFP/JD/HS

 

Türkiye’den Almanya’ya iltica başvurularında artış

Bild gazetesinin Alman hükümeti çevrelerinden edindiği bilgilere göre Türkiye’den Almanya’ya iltica başvurularında bu yılın eylül ayına kadar ciddi artış oldu.

Alman makamlarının verilerine göre Eylül 2016’ının bitimine kadar Türkiye’den 3 bin 973 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulundu.

Bu, 2015 yılında Türkiye’den Almanya’ya yapılan iltica başvurularının toplamından iki kat daha fazla. Haberde, iltica başvurularındaki artışta 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaşanan siyasi çalkantıların etkili olduğuna işaret edildi. 

Mülteci sayısı azaldı

Öte yandan Alman Göç ve Mülteci Dairesi de bu yıl Almanya’ya gelecek mülteci sayısının 300 binin altında kalacağı tahmininde bulundu. Alman yetkililer, bir önceki yıla oranla mülteci sayısının azalmasında Türkiye ile yapılan mülteci anlaşmasının ayrıca İtalya ve Yunanistan’la kararlaştırılan önlemlerin etkili olduğunu vurguladı.

Alman hükümeti de mülteci sayısının azalması nedeniyle mülteciler için ayırdığı bütçeyi kısmaya hazırlanıyor. Haftalık Der Spiegel dergisinde yer alan habere göre Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, 2017 yılında mülteciler için planlanan bütçeyi 450 milyon euro azaltmayı planlıyor.

Alman hükümetinin mülteciler için önümüzdeki yıl ayırdığı toplam bütçe ise yaklaşık 22 milyar euro.

© Deutsche Welle Türkçe 

dpa/DW/HS/MK

AB Büyükelçilerinden Türkiye Raporu

ANKARA — 

Ankara’da Avrupa Birliği üyesi ülkeleri temsil eden büyükelçiler, AB Komisyonu Delegasyonu’nda yaklaşık 1,5 saatlik toplantıda görüşlerini paylaştı.

Amerika’nın Sesi’nin edindiği bilgilere göre; toplantıya, Avrupa Konseyi Dönem Başkanlığı’nı Slovakya’nın yürütmesi dolayısıyla Slovakya’nın Ankara Büyükelçisi Anna Turenicova başkanlık etti.

Turenicova başkanlığındaki 28 AB üyesi ülkenin diplomatları, HDP’li siyasetçilere yönelik yargı sürecindeki gelişmeleri ana hatlarıyla özetleyen ve Türkiye’ye ilişkin genel değerlendirmeler içeren kısa bir yazılı metin hazırladı. Metin, Avrupa Konseyi ve AB Komisyonu’na gönderildi. Metinde, 9 Kasım’da açıklaması planlanan ve Kati Piri’nin raportörlüğünü AB Komisyonu Türkiye İlerleme Raporu’nda, HDP çerçevesindeki siyasi durum ve son günlerdeki gazetecilere yönelik uygulamaları da kapsayacak güncel değerlendirmelere vurgu yapılması istendi.

Diplomatlar, gelişmelere bağlı olarak yeniden durum değerlendirmesinde bulunmak üzere gelecek hafta da toplanabileceklerini planladı.

Schulz: Avrupa hedefine bağlılık sorgulanmaktadır

Bu arada Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Martin Schulz da, Türkiye’deki gelişmelere ilişkin yazılı açıklamasında, resmi makamlarca Avrupa normlarına ve ilkelerine sırt dönüldüğünü söyledi. Schulz, “Bugünkü gözaltılar Türkiye’de siyasi çoğulculuğun durumu konusunda ürkütücü bir sinyal göndermektedir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve HDP’li milletvekilleri, Türk toplumunun meşru ve demokratik temsilcileridir. HDP, Türkiye Millet Meclisi’nin üçüncü büyük grubudur. HDP’nin seçilmiş temsilcilerini hedef alan baskıların bir devamı olarak, kamuoyunda iyi bilinen isimlere yönelik son yaşanan gözaltılarla, Türkiye’deki resmi makamlar, ülkeyi demokrasiden uzaklaştırmakla kalmıyor aynı zamanda AB – Türkiye ilişkilerinin temelini teşkil eden değerler, ilkeler, normlar ve kurallara da sırtlarını dönüyorlar,” dedi.

Türkiye’nin AB adayı ve Gümrük Birliği mensubu bir ülke olduğunu kaydeden Schulz’un, “Hükümet tarafından atılan adımlar AB-Türkiye arasında sürdürülebilir bir ilişkinin temelinin ve Türk hükümetinin demokratik değerlere ve Avrupa hedefine olan bağlılığının sorgulanmasına sebep olmaktadır,” mesajı dikkat çekti.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, bu hamlelerin Türkiye’nin güneydoğusundaki gerilimli durumu daha da kötüleştireceğini söyledi. Mogherini, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ve diğer milletvekillerinin durumundan son derece endişeli olduklarını yazdı ve tüm AB elçilerini Ankara’da toplantıya çağırdı.

Birliğin genişlemeden sorumlu üyesi Johannes Hahn da, gözaltılardan dolayı derin endişe duyduklarını kaydetti.

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Kati Piri de sosyal medya hesabından “Türkiye için yine çok kötü haber” yorumunu yaptı. Hollandalı politikacı, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile görüşmeleri askıya alması gerektiğini savundu.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ve İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson da Berlin’de düzenledikleri ortak basın toplantısında Türkiye’de yaşananlarla ilgili endişelerini dile getirdi.

Steinmeier, “Türkiye’de muhalefet susturuluyor, siyasetçiler içeri alınıyor” derken, Johnson da basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili endişelerin dile getirilmesi gerektiğini belirtti. Almanya, Ankara’daki maslahatgüzarını da son gelişmeleri değerlendirmek üzere geri çağırdı.

Almanya’dan Sert Tepki

Federal Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier dün geceki gözaltılardan sonra, konuyu görüşmek üzere Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Ufuk Gezer’i dışişlerine çağırdı. Dışişlerinden yapılan açıklamada, kimsenin Türkiye’nin terör ve darbeyle mücadele etmesini tartışmadığı kaydedildi, “Ancak bu, politik muhalefetin susturulması ve demir parmaklıklar arkasına atma gerekçesi olamaz” denildi.

İki ülke arasındaki tarihi ve dostane ilişkiler nedeniyle “susmanın doğru olmayacağına” vurgu yapılan açıklamada, bu nedenle Türk hükümetinin tutumu konusunda bilgiye ihtiyaç duyulduğu dile getirildi.

Steinmeier, Türkiye’ye Avrupa’ya yönelik tutumu konusunda karar vermesi çağrısında bulundu. Avrupa’nın Türkiye kapısının her zaman açık olduğunu kaydeden Steinmeier, “Ancak terörizmle mücadele siyasi muhalifleri susturmak ya da demir parmaklıklar ardına atmak için bir gerekçe olamaz”, dedi.

Başbakan Angela Merkel’in sözcüsü Steffen Seibert, Diyarbakır’da dokuz kişinin ölümüne neden olan terör saldırısını lanetlediklerini açıkladı. HDP’li politikacıların gözaltına alınmasını eleştiren Seibert, Türkiye’deki gelişmelerin Alman hükümeti için alarm verici olduğunu kaydederek, bunun basın özgürlüğü ve muhalefete yönelik operasyonları içerdiğini belirtti. Seibert Türkiye’nin terörle mücadeleyi hukuk devleti sınırları içinde ve orantılı şekilde sürdürmesi gerektiğini de ekledi.

Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, haftalık Der Spiegel dergisine verdiği demeçte Türkiye’yi sert sözlerle eleştirdi. “Türkiye’de gördüklerim beni çok üzüyor” diyen Gauck, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından izlenen politikanın “Avrupa’ya sırt çevirmek” anlamına geldiğini ve Avrupa ülkelerinin tırmanan gerginliğe seyirci kalmaması gerektiğini açıkladı. Gauck, “İşbirliği yapmamız, eleştirisel olmamızı engelleyemez” şeklinde görüş belirtti.

Yeşiller Eşbakanı Cem Özdemir, Federal Parlamento’da grubu olan tüm partileri Türkiye’de yaşananlara karşı ortak tavır almaya çağırdı. Federal hükümetin Ankara’daki Alman Büyükelçisi Martin Erdmann’ı istişarelerde bulunmak üzere Berlin’e çağırmasını talep eden Özdemir, Türk hükümetine tepki olarak İncirlik’te bulunan Alman askerlerinin de geri getirilmesinin düşünülmesi gerektiğini öne sürdü.

59 milletvekili bulunan HDP’nin, TBMM’de 3. parti konumunda olduğunu hatırlatan HDP Almanya sözcüsü Mehtap Erol, gözaltına alınmaların partinin seçmenlerine yönelik bir tavır olduğunu belirtti.

Türkiye’de yaşananlarda Almanya’nın pay sahibi olduğunu iddia eden Erol, Başbakan Merkel’in Almanya ile Türkiye arasındaki mülteci anlaşması nedeniyle gelişmelere sessiz kaldığını öne sürerek, bu tavrını değiştirmesini ve Ankara’ya yönelik yaptırımlar getirmesini istedi.

Almanya Türk Toplumu Başkanı Gökay Sofuoğlu ise, son günlerde Alman siyasetçileri olduğu kadar ülkedeki Kürt toplumu temsilcilerinin de dillendirdiği yaptırım taleplerinin yanlış olduğunu savundu.

Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyon, HDP’nin önde gelen politikacılarının gözaltına alınması ve Berlin’in bu gelişmelere tepkisi sonrasında Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin yeniden gerilimli bir döneme girebileceği tahmin ediliyor. Almanya Başbakanı Merkel, Çarşamba günü yaptığı açıklamada Türk hükümetini eleştirmiş, Türkiye’deki gelişmeleri “yüksek seviyede alarm verici” diye nitelendirerek, Türkiye’deki gazetecilere dayanışma mesajı vermişti. Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya’yı teröre destek vermekle suçlayarak, “Almanya siz şu an teröre çanak tutuyorsunuz. Biz sizin bu duruşunuzdan endişe ediyoruz. Bu terör belası bumerang gibi sizi vuracaktır. Siz teröre yataklık yapmakta dolayı anılacaksınız” şeklinde görüş belirtti. Almanya Türk Toplumu Başkanı Gökay Sofuoğlu iki ülke arasındaki olası gerilimin ve son günlerde yaşanan gelişmelerin Almanya’daki Türk toplumunu doğrudan olumsuz etkilediği görüşünde.

ABD’de ‘Bir Milyon Müslüman Oyu’ Kime Gidecek?

8 Kasım’daki ABD seçimlerinde 1 milyon fazla kayıtlı Müslüman seçmen var. Seçimlerin başa baş olduğu ve yoğun yaşadıkları eyaletlerde, Müslüman seçmenlerin üzerlerine düşen görev büyük.

20 kadar İslam örgütünü çatısı altında toplayan ABD Müslüman Örgütler Konseyi, bu yıl sürdürdüğü “Bir Milyon Seçmen” kampanyasında hedef sayısı geçti. 2012 seçimlerine kıyasla kayıtlı Müslüman seçmen sayısını iki katına çıkarmayı başardı.

Amerika’nın Sesi’nin konuştuğu örgütün genel sekreteri Usama Cemal, camilerde, okullarda ve özel etkinliklerde seçmen kaydı için çalıştıklarını açıkladı. 2500 camiye, 500 okula ve birçok İslam merkezine seçmen kayıt masaları kuruldu. Eylül’de Kurban Bayramı süresince daha yoğun çalışıldı. İmamlar, oy kullanmanın önemine dikkat çeken vaazlar verdi.

Merkezi Washington’daki Amerikan İslam İlişkileri Konseyi CAIR’in yaptığı bir ankete göre, kayıtlı Müslüman seçmenin yüzde 86’sı oy kullanmayı planlıyor.

Aralık 2015’te Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın Müslüman göçmenlerin ülkeye girişinin tamamen yasaklanması çağrısı yapması korkuya neden olunca, seçmen sayısında büyük artış yaşandı.

Araplar ve Güney Asyalı göçmenler, Amerikalı Müslüman toplumunun çoğunluğunu oluşturuyor ve nadiren oy kullanıyorlardı. Ancak Trump’ın çıkışları Müslüman toplumunu da harekete geçirdi.

CAIR Direktörü Nihad Awad, Donald Trump’a, Müslüman toplumunu ayağa kaldırdığı için özellikle teşekkür ediyor. Awad, “Müslüman toplumu propagandanın ateşini ve yükünü hissetti, bu sayede oy vermenin önemini anladılar” diyor.

Pew Araştırma Merkezi’ne göre ABD’de 3 milyon 300 bin civarında Müslüman yaşıyor. Bu rakam nüfusun yüzde birine tekabül ediyor. Bu rakamın bir buçuk milyonu seçmen olabilir.

Müslüman Amerikalılar, genelde Cumhuriyetçiler’e oy veriyordu. 2000 seçimlerinde George W. Bush’a oy verdi. Hatta Bush’un Florida’daki Müslüman oyları sayesinde seçildiği bile iddia edildi.

Ancak 2003’te Irak’ın işgali ve İslamofobi’nin yükselmesinden Cumhuriyetçi Parti politikalarını sorumlu tutan Müslümanlar, Demokrat Parti’ye kaydı.

CAIR’in anketi de bu durumu destekliyor. Kayıtlı Müslüman seçmenin yüzde 72’sinin Hillary Clinton’a oy vermesi bekleniyor. Donald Trump’a oy vermeyi planlayanların oranı ise yüzde 4.

“Bir Milyon Seçmen” kampanyası ulusal bazda olsa da, Müslüman nüfusun etkili olacağı çekişmeli eyaletlere daha fazla odaklanıyor.

Ancak Müslümanlar’ın oylarının ne kadar etkili olacağı belirsizliğini koruyor. Zira Müslüman nüfus California, New York ve New Jersey gibi Demokrat eyaletlerde yoğunlaşmış durumda. Bu eyaletlerde zaten Hillary Clinton, iki haneli rakamlarla yarışı önde götürüyor.

Florida, Michigan, Ohio, Pennsylvania ve Virginia gibi çekişmeli eyaletlerdeki Müslüman toplumları da nispeten geniş ama genel seçmen sayısına göre etkileri az. CAIR, Pennsylvania’da 15 bin, Florida’da 25 bin, Michigan’da 27 bin kadar kayıtlı seçmen olduğunu tahmin ediyor.

Florida’da 2000 yılındaki başkanlık seçimlerinde fark sadece 537 oyla belirlenmişti. O nedenle Floridalı Müslümanlar oylarının öneminin farkında. Eyalette aynı senaryo yaşanacak mı? Bunun yanıtı 8 Kasım’da ortaya çıkacak.

Amerikalı Din Adamı Türkiye’de Bir Aydır Gözaltında

Amerikalı Protestan din adamının milli güvenlik tehdidi oluşturduğu gerekçesiyle yaklaşık bir aydır gözaltında tutulmasına Hıristiyan örgütler tepki gösterdi.

Türkiye Protestan Kilisesi yetkilileri, 20 yılı aşkın süredir Türkiye’de yaşayan Andrew Brunson’un gözaltında tutulduğuna dikkat çekti.

Protestan cemaatine ait İzmir Diriliş Kilisesi’nin başında olan pastör Andrew Brunson ve eşi Norine Brunson 7 Ekim’de gözaltına alındı. Norine Brunson, 20 Ekim tarihinde sınırdışı kararıyla tahliye edildi.

Türk yetkililer, daha sonra Norine Brunson’ın vizesinin sona erdiği 10 Kasım tarihine kadar ülkede kalmasına izin verdi. Pastör Andrew Brunson’ın da serbest bırakılır bırakılmaz sınırdışı edilmesi bekleniyor.

Brunson çiftinin durumunu, Amerika merkezli Zulme Uğrayanların Sesi adlı Hıristiyan örgütü, Türk muhalefet vekilleri ve diğer Protestan din adamlarıyla birlikte takip ediyor.

Örgütün internet sitesinde yayımlanan mesajda, “Gelinen noktada, sınırdışı kararı doğrultusunda öncelik Norine ve Andrew’un Türkiye’den güvenli bir şekilde çıkarılması” dendi.

Açıklamada, Norine Brunson’un her an Türkiye’den sınırdışı edilebileceği, ancak eşi olmadan ülkeyi terketmek istemediği belirtildi.

Brunson’un yaklaşık bir aydır tutulduğu İzmir Göç İdaresi’nin yetkilileri, Hıristiyan din adamının durumuyla ilgili son kararı Ankara’da İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nce verileceğini kaydetti.

Ankara’daki yetkililer ise, Amerika’nın Sesi’nin konuyla ilgili sorularını yanıtsız bıraktı.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü geçen hafta yaptığı açıklamada Brunson’un durumunu takip ettiklerini söyledi, kişisel gizlilik ihlali nedeniyle daha fazla yorum yapmadı.

Amerika’nın Sesi’nin konuştuğu CHP Milletvekili Selina Doğan ise, yetkililerden Brunson’un durumu ile ilgili bilgi alamadığını söyledi. Doğan, Brunson’un serbest bırakılması için çalışan avukatlar ve kilise yetkilileriyle de irtibat halinde.

Yetkililerin Hıristiyan din adamına yönelik keyfi davranmakla suçlayan Doğan, Türkiye’nin imzaladığı uluslararası anlaşmalara göre din özgürlüğünün, herhangi bir dine inanmamak kadar şiddet veya zorlama olmaksızın herhangi bir dini paylaşmayı da kapsadığına dikkat çekti

Doğan ayrıca, pastörlerin insanlarla dini inançlarını paylaşma hakkına sahip olduğunu, Türk yetkililerin din adamlarına yönelik milli güvenlik tehdidi suçlamasına bir açıklık getirmesi gerektiğini söyledi.

Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu Türkiye’de yaklaşık 10 bin Protestan yaşıyor. Hıristiyan temsilciler, hükümetin kendilerine yönelik tedbirleri artırdığına dikkat çekiyor.

Türkiye Protestan Kiliseleri Derneği, son dört yılda 100 Protestan’ın oturma izinlerinin uzatılmadığını bildiriyor.

Misyonerlik faaliyetlerinin Türkiye’de hala suç olarak kabul edildiğini söyleyen dernek sözcüsü Soner Tufan, Türk hükümetinin Protestanların kilise inşa etmesine izin vermediğini de ekledi.

Ankara’da mültecilerle ilgilenen Amerikalı Hıristiyan yardım görevlisi Ryan D. Keating de bir seyahat sonrası yeniden Türkiye’ye giremedi.

10 yıldan fazladır Türkiye’de yaşayan Keating, İstanbul’da havaalanında ülkeye girişinin ömür boyu yasaklandığını öğrendi. Keating, yetkililerin gerekçe olarak ulusal güvenliği gösterdiğini ancak daha fazla bilgi vermediğini söyledi. Amerikalı görevli, kilisede ve mültecilerle çalışması nedeniyle sınır dışı edilmiş olabileceğini tahmin ediyor.

Alevi pirleri kapatılan Tv10’nun açılmasını istedi

PİRHA- Başbakanlığın emriyle, Kanun Hükmünde Karaname ile kapatılan Tv10’nun Taksim’de Galatasaray Meydanı’nda her Cumartesi gerçekleştirdiği eylem sürüyor.

Bugün saat 14.00’te biraraya gelen Tv10 çalışanlarının yanısıra eyleme Alevi pirleri Celal Fırat, Mahir Şahin, İbrahim Erdoğan, Sanatçılardan Faik Ateş, Gelengül Üstündağ, Yıldız Aslan, Dost Berbati, Aşık Alican ile  Alevi kurumlarından Demokratik Alevi Dernekleri, Hacıbektaş Veli  Anadolu Kültür Vakfı ve Koçgiri derneğinden temsilcilerle Alevi vatandaşların destek verdiği eylemde hukuksuz bir şekilde kapatılan TV10’nun yeniden açılması istendi.
Alevilerin sesi susturulamaz” pankartı açılan eylemde, ‘Özgür basın susturulamaz’ sloganları da atıldı.

KELLECİ: TV10 AÇILANA KADAR BU MEYDANDA OLACAĞIZ

TV10 program sunucusu Hüseyin Kelleci, beş haftadır Galatasaray Meydanı’nda olduklarını belirterek “Alevilerin sesi TV10 açılana kadar bu meydanda olacağız” dedi.

PİR CELAL FIRAT: TV10 EZİLENLERİN SESİDİR

Eyleme katılan Garip Dede Dergahı Başkanı Pir Celal Fırat ise “TV10 sadece Alevilerin televizyonu değildi. Ezilen, yok sayılan herkesin kanalıydı. TV10’un kapatılması Türkiye’de ezilenlerin sesinin kısılmadır” dedi. Basın açıklaması deyişler ve semah ile son buldu.

Adana’da kepenk kapatan esnaf hakkında soruşturma

Adana’da, HDP’lilere yönelik operasyon nedeniyle “kepenk kapatma” eylemi yapan esnaf hakkında soruşturma başlatıldı.

Merkez Seyhan ve Yüreğir ilçelerindeki bazı mahallelerde iş yerleri faaliyet göstermedi.

Emniyet Müdürlüğü ekipleri, açılmayan iş yerlerini tutanakla tek tek kayıt altına alarak soruşturma başlattı.

İş yerlerini açmayanlar hakkında, Kabahatler Kanununun ilgili maddesi uyarınca “Emre aykırı davranış” suçundan 219 lira idari para cezası verileceği, “terör örgütünün çağrısına uymak ve destek vermek” suçlarından işlem başlatıldığı öğrenildi.

Önder: ‘Bu topraklar sizden zalimini gördü, boyun eğmedi’

Gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Diyarbakır’da DBP İl Binası önünde bir araya gelen halka seslendi. HDP Eş Genel başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve 9 milletvekilinin tutuklanmasına tepki gösteren Önder, konuşmasına IŞİD’in Diyarbakır’da gerçekleştirdiği bombalı saldırıyı kınayarak başladı.

Bombalı saldırı olduğu esnada emniyete götürüldüklerini anlatan Önder, “Biz o binaya girdikten sonra ve o binanın içindeyken bu patlama gerçekleştirildi. 26 gündür parti yöneticilerimiz eş başkanlarımız orada gözaltında tutuluyordu. Bu operasyon ince planlanarak düzenlenmişti. Hapishanelerle, sürgünlerle, katliamlarla yıldırmaya çalışıyorlar bizi fakat bilmedikleri bir şey var tarih. Siz tarihin gördüğü en zalim yönetim değilsiniz. Bu topraklar sizden çok daha zalimlerini gördü, dizi toprağa değmedi, baş eğmedi, boyun eğmedi bundan sonrada eğmeyecek” dedi.

‘Bize reva görülen hapishaneler’
Hükümetin ‘Edirne’den Van’a’ diye başlayan açıklamalarını eleştiren Önder, “Edirne’den Van’a onlar için sadece rantın, hırsızlığın, yağmanın temsil edildiği bir yer manasına geliyor. Edirne’den Van’a bize reva görülen ise bu illerin hapishaneleri. Eş başkanımızı Edirne’ye sürgün ettiler. Başbakan, Adalet Bakanı diyor ki; ‘Mahkemeler çağırmışsa saygı duyacaksınız gideceksiniz’. Daha kısa bir süre önce ‘Bu mahkemeleri tanımıyoruz, bu mahkemelere güvenmiyoruz. Anayasa Mahkemesi’ni de tanımıyoruz’ diyen siz değil miydiniz? O mahkemelere gitmemek için Meclisi 25 saat çalıştırdınız. Niye, iddialar hırsızlıktı, iddialar vurgundu, talandı. Bundan kurtulmak için” dedi.

Bölgede yaşanan çatışma ve ölümlere de değinen Önder, “Uluslararası mahkemelerde bulunan dosyalar sizin boyunuzu aştı. Bunların hesabı görülmeyecek mi sanıyorsunuz? Tarih hiçbir şeyi unutmaz, hiç bir şeyi affetmez. Bugün gasp ile bunları engellemiş olabilirsiniz ama bu devran hep böyle gitmeyecek. Bu terazinin çekeceği bir ağırlık vardır, ondan sonra ne yapacaksınız, bunun cevabı kocaman bir hiç ve sizin korkunuz, telaşınızdır” dedi.

‘Kürtleri siyasetten tasfiye etmek istiyorlar’
Daha sonra konuşan DTK Eş Başkanı Leyla Güven ise, AKP Hükümetinin Kürtler hakkında kararını verdiğini kaydederek şunları söyledi, “Verilen karar bu, Kürtleri tamamen siyasetten tasfiye etmek. AKP tarafından verilen bu karar AKP’den önce çok defa verilmişti. 2009’u hatırlayın, KCK davalarında 10 binlerce arkadaşımızı aldılar. Ben de aralarındaydım, 5 yıl cezaevlerinde kaldık. Biz her zaman her koşulda direneceğimizi söyledik. AKP karşısında HDP dışında hiçbir güç yok. Bu yüzden AKP’nin kirli politikalarının hedefi oldu. AKP şu an bitmiş durumda, bu yüzden Kürtler üzerinden katliam yaparak zaman kazanmaya çalışıyor, buna izin vermeyeceğiz. Belki yarın bizleri de tutuklarlar ama sizler varsınız, siz olduğunuz sürece direniş devam edecek” dedi. (Evrensel)

Ankara Sanat Tiyatrosu’ndan Cumhuriyet’e destek: Seyirci kalmayacağız

Birgün gazetesi’nden Çağlar Ballıktaş’ın haberine göre, Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) ekibi, oyun izlemeye gelen vatandaşlara BirGün, Evrensel ve Cumhuriyet gazetelerini dağıttı. Muhalif basın kuruluşlarına yapılan baskıları protesto eden tiyatro, dayanışma çağrısında bulundu. Yaşanlara seyirci kalmayacaklarını bildirdi.

Oyun öncesi muhalif gazeteleri izleyicilere dağıtan Ankara Sanat Tiyatrosu ekibi, yaptığı açıklamada, “Biz Ankara Sanat Tiyatrosu olarak sokaklarda söylediğimiz sözleri sahneden 54 yıldır sanatımızla söyledik ve söyleyeceğiz. Elimizdeki tek gücümüz sanatımızdır. Repliklerimiz yüreğimiz, kostümlerimiz bedenimiz, aksesuarlarımız elimiz, ayağımız, dekorumuz içinde yaşadığımız dünyamızdır. Tarihe o kadar çok ‘kara bir leke’ geçti ki kapkara olduk. Hayat perde diyene kadar seyircimizle birlikteyiz. Seyirci kalmayacağız” ifadelerine yer verdi.