Ana Sayfa Blog Sayfa 6163

AB ve Kanada CETA anlaşmasını imzaladı

Kanada ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki Kapsamlı Ekonomi ve Ticaret Anlaşması (CETA) Pazar günü imzalandı. Kanada Başbakanı Justin Trudeau ticari sınırları kaldırmayı ve mal ticaretini kolaylaştırmayı amaçlayan anlaşmayı imzalamak için son anda Belçika’ya uçmayı kabul etti. 7 yıldır üzerinde çalışılan anlaşma geçen hafta Belçika’daki bir bölgenin muhalefetine takılmıştı.

İmza törenine Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker ve AB dönem başkanlığını elinde bulunduran Slovak Başbakan Robert Fico da katıldı.

Geçen hafta perşembe günü yapılması planlanan tören, anlaşmanın Belçika’nın Fransızca konuşulan Valon bölgesinin yerel meclisindeki oylamada reddedilmesi sonucu ertelenmişti. Ancak Valon bölgesindeki milletvekilleri bazı imtiyazlar karşılığında cuma günü anlaşmayı nihayet onaylamıştı. Anlaşmayla ilgili kördüğüm bu şekilde çözülürken, Belçika da CETA’yı cumartesi günü imzalamak için hazır hale gelmişti.

Gümrüklerin kaldırılıp standartların uyumlaştırılmasıyla her iki tarafa da avantajlar kazandıracak olan serbest ticaret anlaşmasıyla ilgili müzakereler 2009 yılında başlatılmıştı. CETA’dan yana olanlar serbest ticaretin ekonomik büyümeye katkıda bulunacağını savunurken, anlaşmaya karşı çıkanlar CETA’nın tröstlerin işine yarayacağını ve Valon  bölgesi gibi ekonomik yapısı zayıf bölgeleri dezavantajlı duruma düşüreceğini öne sürüyorlardı.

©Deutsche Welle Türkçe

AP, AFP, dpa, Reuters / EC, SSB

Avrupa Konseyi’nden idam cezası uyarısı

Konseyin uyarısı, Türkiye’nin 675 ve 676 sayılı kanun hükmünde kararnamelerle 10 binden fazle kişiyi kamudan ihraç etmesinin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir gün öncesinde parlamentodan idam cezasının geri getirilmesini düşünmelerini isteyeceği açıklamasının ardından geldi.

Türkiye’nin de üyesi olduğu konseyin sözcüsü Daniel Holtgen, Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “İdam cezasını uygulamak Avrupa Konseyi üyeliği ile bağdaşmaz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdogan Cumartesi günü yaptığı ve Cumhurbaşkanlığı resmi Twitter hesabında da yer verilen bir konuşmada “İdam cezası meclisten geçer önüme gelirse imzalarım, Batı’nın ne dediği önemli değil milletimin ne dediği önemli” dedi. Erdoğan zamanlama konusunda bir yorumda bulunmazken, hükümetin teklifi meclise getireceğini ve kendisinin de imzalayacağını söyledi.

Türkiye ölüm cezasını Avrupa Birliği üyeliği uyum çalışmaları kapsamında 2004 yılında kaldırmıştı.

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland Ankarayı idam cezası ile ilgili olarak Ağustos ayında uyarmış, bunun Türkiye’nin de imzası olduğu İnsan Haklası Evrensel Beyannamesi’ne aykırı olduğunu söylemişti.

Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz da konseyin uyarısına katılarak, Türkiye’yi ‘Avrupa Birliği kapasını çarparak kapatacak’ bir adım atmayı düşünmekle eleştirdi. Kurz, Avustura Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada “Ölüm cezası tüm dünyada kaldırılması gereken ve Avrupa değerlerine açıklıkla aykırı olan zalim ve insanlık dışı bir ceza türüdür” dedi.

İdam cezası 15 Temmuz darbe girişiminden sonra hükümetin on binlerce kamu görevlisini görevden alması ve darbe girişimi ile alakalı olduğu suçlamasıyla 35 binden fazla kişiyi tutuklaması sonrası tekrar gündeme geldi.

Pazar günü Resmi Gazete’de yayınlanan 675 ve 676 sayılı kanun hükmünde kararnamelerle 15 basın yayın organı kapatıldı, 10 bin 158 kişi kamudan ihraç edildi ve rektörlük seçimleri iptal edildi.

Ankara’nın AB’ye tam üyelik süreci 2005 yılında başlamıştı. O zamandan beri birlik tam üyelik sürecinin tamamlanması için gereken 35 fasıldan 15’ini müzakereye açmış ancak bugüne kadar sadece bir tanesi başarıyla tamamlanabilmişti.

©Deutsche Welle Türkçe

AFP, DW /SSB, EC

Tel Afer’e operasyon

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Yıldırım ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Tel Afer ve Musul’dan Akdeniz’e her yere girebilecekleri yönündeki tehditlerine aldırmayan Şii Haşdi Şabi, Tel Afer’e operasyon başlattı. Operasyon Cumhuriyet Bayramı’na denk getirildi

Türkiye’de AKP iktidarının herşey kendilerinden sorulurmuş gibi yüksek perdeden tehditler savurmasına İran destekli Haşdi Şabi aldırış etmedi. Cuma günü “hazırlıklar tamam” açıklaması yapan Haşdi Şabi milisleri, Şii Türkmenlerin yoğun olduğu Tel Afer’de operasyon başlattı.

Sünnilerin Musul ve Tel Afer’e hakim olması ve bölgenin Türkiye kontrolüne girmesi için AKP iktidarı yoğun bir diplamasi yürüttü. TSK’nin kara ve havadan Musul’a yönelik harekata katılması için çaba sarfederken, Kürtlerin ve Şiilerin Musul ve kasabalarından uzak tutulmasını istedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’den aldıkları operasyon desteğiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, gelişmeleri tribünden izlemeyeceklerini söyleyip Bab, Rakka, Efrîn, Minbic, Musul ve Kerkûk dahil her yere girebileceklerini kaydettiler. Êzidîlere, Şiilere tehditler savurdular. Ancak, İran destekli Haşdi Şabi, “Musul Musulluların, Tel Afer Tel Aferlilerindir. Hiç kimsenin buralara gelip girmeye hakkı yok. Musul’un DAEŞ’ten kurtarılmasından sonra da burada sadece Sünni Araplar, Türkmenler ve Sünni Kürtler kalmalıdır” diyerek, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olmakla övünen Erdoğan ve AKP iktidarını dinlemedi. Haşdi Şabi, Musul’un 63 kilometre batısında yer alan Tel Afer’e operasyon başlattı.

İkmal hattı

Iraklı Şii Dini Lider Ayetullah Ali el Sistani’nin çağrısıyla IŞİD’in Musul’u işgalinden birkaç gün sonra kurulan Haşdi Şabi’ye bağlı gruplardan Hizbullah Tugayları, başka bazı gruplarla birlikte Tel Afer’e doğru ilerlediğini açıkladı. AFP’ye konuşan Haşdi Şabi Sözcüsü Ahmed El-Asadi, “Operasyon Musul ve Rakka arasındaki ikmal hattını kesmeyi, Musul kuşatmasını daraltmayı ve Tel Afer’i özgürleştirmeyi hedefliyor” dedi. Ahmed El-Asadi, “Kurban ve yaralı olan Tel Afer ve bölgedeki tüm ilçeler Heşdi Şabi güçleri tarafıdan kurtarılacaktır. DAİŞ’i ya geldikleri yere geri gönderecekler ya da bu toprağa gömecekler” diye konuştu. Ahmed El-Asadi, operasyonda başarı elde edilene kadar durmayacaklarını kaydetti.

Davutoğlu’ndan bugüne

Tel Afer, Irak’ta Şii Türkmenlerin yoğun yaşadığı yerlerden biri. IŞİD işgal edince Türkiye 2.5 yıl seyretti. Mezhepçi politikanın kilit isimlerinden Ahmet Davutoğlu, Erdoğan kabinesinde Dışişleri bakanı iken “Telafer’e dokunan, Türkiye’ye dokunur” demişti. Yine Davutoğlu, IŞİD’in Musul işgalinden 2 ay kadar sonra “Telafer’de yaşanan sadece bir IŞİD-Türkmen çatışması değildir. Maalesef Sünni Türkmenlerle Şii Türkmenler arasında fitne tohumları ki bunda Maliki hükümetinin Şii Türkmenler üzerinden Sünni Türkmenleri baskı altına alması çabası da var, Şii Türkmenlerin radikalleşmesi çabası da var” demişti.

Son Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da durumu başka bir boyuta taşıyarak, Haşdi Şabi’nin Tel Afer’e operasyon gerçekleştireceği yönündeki açıklamalarına tepki gösterip operasyon yapabileceklerini söylemişti: “Musul ve Telafer’deki etnik ve mezhep dengeleri çok iyi dikkate alınmalı. Eğer buradaki gelişmeler bizim güvenliğimizi tehdit edecek bir duruma gelirse, biz koalisyonun içindeki katkımızın yanında kendi güvenliğimizi sağlamak için her türlü tedbirimizi alırız. Bu bizim uluslararası hukuktan kaynaklanan hakkımızdır. Diğer taraftan Telafer ve diğer bölgelerde saldırı olursa, yine burada bize yönelik bir tehdit oluşursa burada da tedbir alırız. Ayrıca buradaki Türkmen kardeşlerimizin hak ve hukukunu da koruma konusunda kararlılığımız da var Allah’a şükür muktediriz de.”

Haşdi Şabi

Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri), IŞİD’in 9-11 Haziran 2014’te Musul’u ele geçirmesinin ardından, Iraklı farklı milis güçlerinin bir araya gelmesiyle kuruldu. Haşdi Şabi, Ayetullah Sistani’nin fetvası üzerine İran’ın askeri, siyasi desteği ile oluşturuldu. Fetvada Sistani, Irak’ta eli silah tutan herkesi ülkelerini savunmaya ve kutsal mekanlarını savunmaya çağırıyordu. Bu çağrıdan sonra İran yönetimi, İran Devrim Muhafızları komutanları ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani, Afganistan, Irak, İran’dan Şii milisler devşirip silahlandırdı ve eğitti. Zamanla halkaya Sünni milisler de eklendi. Hızla büyüdü ancak sayısı net bilinmiyor. Büyümesi çok sayıda grubun ortaya çıkmasını getirdi. Haşid Şabi içinde Şii Türkmenler de bulunuyor.

Haşdi Şabi içindeki büyük gruplar şunlar: Bedir Tugayları, Asaib Ahl El-Hak, Barış Tugayları (Mukteda El Sadr’ın grubu), Hizbullah Tugayları, Seyyid El Şuhada Tugayları, Kataib El İmam Ali, Ebu El-Fadl El-Abbas Güçleri, Harakat Hizbullah El-Nucaba. Maddi ve askeri olarak Bağdat yönetimi Haşdi Şabi’nin arkasında. Bağdat da Tahran gibi örgüte, para ve silah yardımı yapıyor.

Türkiye de KDP desteğiyle Başika ve Dubardan’da Musul eski Valisi Esli Nuceyfi komutasında Haşdi Vatani adlı grubu eğitti. Binlerce Sünni kamplara toplandı ver silahlandırıldı. Haşdi Vatani, Musul harekatı öncesi adını Ninova Muhafızları olarak değiştirdi.

MUSUL

 

 

 

 

Calais’tan Paris’e akın

 

Fransa’nın Calais kentindeki Jungle denen Mülteci kampının dağıtılmasının ardından göçmen merkezlerine gitmek istemeyenler, başkent Paris’e akın ediyor. Başkentin kuzeyindeki Stalingrad, Jaures ve Flandre metro istasyonları etrafında çadır kuruluyor.

 

Eğer Türkiye’de olsaydı…!

ABD’de; Türkiye’de böyle bir şey olsa, iktidar partisinin birkaç günde Anayasayı, yasaları, istihbarat teşkilatını, HSYK’yi lime lime edip mahkeme hakimlerini ve savcıları kapı dışarı edeceği bir gelişme yaşanıyor. FBI Başkanı James Comey, ABD’nin Demokrat başkan adayı Hillary Clinton yönelik soruşturma dosyasını ilgilendirecek yeni yazışmalara ulaştıklarını ve yeni soruşturma açıldığını duyurdu.

FBI, Hillary Clinton’ın, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde kişisel e-posta hesabı üzerinden devlete ait gizli bilgiler içeren yazışmalar yaptığını bildirmişti. FBI Başkanı James Comey, “soruşturmayla ilgisi olduğu düşünülen ama soruşturmadan bağımsız başka bir davayla ilgili” yeni yazışmalar bulduklarını belirtti.

Cuma günü duyurulan bu son dalgadaki e-postalar, Clinton’ın baş yardımcısı Huma Abedin’in boşandığı eşi, eski Temsilciler Meclisi Üyesi Anthony Weiner’a yönelik ayrı bir soruşturma sırasında ortaya çıktı.

Huma Abedin ve Anthony Weiner’a ait elektronik cihazlar, FBI tarafından, Anthony Weiner’ın North Carolina’da 15 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel içerikli e-postalar gönderdiği iddiası üzerine açılan soruşturma sırasında ele geçirilmişti. Clinton’ın soruşturmasını etkileyebileceği düşünülen ve bu cihazlarda bulunan yazışmaların “devlete ait gizli bilgiler içerip içermediği” kontrol edilecek. Clinton, gerçekleri “tam ve eksiksiz” yayınlamalarını istedi: “Bürobu meseledeki sorun ne ise herhangi bir gecikme olmadan açıklamak zorundadır.”

Puan farkı

Real Clear Politics’in anketlerine göre Hillary Clinton, Cumhuriyetçi Donald Trump’tan 5 puan önde. Ancak yazışmaların çıkarılmasıyla “Clinton’ın destekçileriyle olan güven ilişkisinin hasar gördüğü” söyleniyor.  Trump da, New Hampshire Eyaleti’nde yaptığı bir seçim mitinginde, Clinton için “ABD’nin güvenliğini tehlikeye sokan, suç oluşturan ve yasadışı davranışı hakkındaki dava yeniden açıldı. Onun, sabıkalı planlarını Oval Ofis’e sokmasına izin vermemeliyiz” diye konuştu. Trump’ın sözcülerinden Kellyanne Conway da, Twitter’dan, “Kampanyamız için güzel bir gün, şimdi daha da iyi oldu” dedi.

ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin en üst düzey seçilmiş yetkilisi Temsilciler Meclisi Başkanı Paul Ryan ise “Ülkenin en önemli gizli bilgilerinden bazıları için ona güvenilmişti ve o dikkatsizce devlete ait çok gizli bilgileri kötü yönetti” dedi.

WASHINGTON

 

 

Engellilere ve çocuklara işkence yaptılar

Musul operasyonu sürerken Musul kentinin batısındaki 3 köy daha IŞİD’ten alındı. Irak ordusunda görevli Binbaşı Mezahim Ahmed, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerine ait uçakların, Musul’un 12 kilometre kuzeyinde bulunan Tel Keyf Kasabası’na “yanlışlıkla” hava saldırısı düzenlediğini de söyledi.  Ahmed, 4 askerin öldüğünü, 9 askerin yaralandığını ifade etti.

IŞİD’lilerin Musul’un Faziliye Köyü’nde yaşayan engelli ve çocuklara dahi işkence yaptığı da ortaya çıktı. Pêşmerge güçleri tarafından 26 ay sonra IŞİD’ten kurtarılan Musul’un 20 kilometre kuzeyindeki Faziliye Köyü’ne giden Rus resmi yayın kuruluşu Sputnik, Faziliye halkının köyde halen örgüt mensubu aileler olabileceğinden endişe ettiğini kaydetti. 37 yaşındaki bedensel engelli Fadıl Cuma, sigara içtiği için IŞİD’in kendisine kırbaç cezası uyguladığını söyledi. Maruz kaldığı işkence nedeniyle halen sağlık sorunları yaşadığını kaydeden Cuma, köyünün örgütün kontrolünde olduğu dönemde yaşadıklarını şöyle anlattı: “IŞİD, telefon ve interneti yasaklamıştı. Televizyon izleyemiyorduk. Müzik dahi dinleyemiyorduk. Engelli olduğum için Erbil veya Duhok’a gidip tedavi olmam gerektiğini söylüyordum ancak buna dahi izin vermiyorlardı.” IŞİD’liler tarafından kırbaçlanan bir diğer Faziliyeli ise 12 yaşındaki Yunus Evdi. Sokakta teyzesinin kızıyla konuştuğu için kırbaç cezasına çarptırıldığını söyleyen Evdi, “IŞİD bana 20 kırbaç cezası ve 20 bin dinar para cezası verdi. Bana kırbaç cezası uygulanırken kimse korkusundan bir şey diyemiyordu” dedi.

‘Köle gibi yaşıyoruk’

22 yaşındaki Talal Abdullah yaşadıklarını şu sözlerle aktardı: “Beni alıp köydeki merkezlerine götürdüler. Sigara içtiğim için IŞİD’in kadısı tarafından yargılandım ve 50 kırbaç cezası ile 30 bin dinar para cezasına çarptırıldım. Köyün ortasında kırbaçlandım. O günden sonra korkudan sigara içemedim. Ama artık IŞİD köyde çıkartıldığı için rahatça sigara içiyorum. Siz de görüyorsunuz şimdi cebimde sigara paketi var.” Hemed Yusuf adlı genç ise bir akrabasının Pêşmerge olduğu ve ona yardım ettiği gerekçesiyle IŞİD tarafından işkence gördüğünü dile getirerek, “Evime baskın yaparak benle babamı aldılar köydeki kendi merkezlerine götürdüler. 10 gün boyunca bana çok ağır şekilde işkence yaptılar. Demirle ve hortumla ayaklarıma ve sırtıma vuruyorlardı. 1 ay öncesinde gördüğüm işkence nedeniyle sakatlandım. Şimdi sol ayağıma tam basamıyorum. Ve ağrı da halen var” dedi.

40 yaşındaki Soriye Hazım İsa adlı kadın da şunları anlattı: “IŞİD köyümüzde 2 yıl 4 ay kadar kaldı. Bu süre zarfında köle gibi yaşıyorduk. Kadınlar olarak çok baskı altındaydık. Bir tek saç telimizin dahi görünmemesi gerektiğini ve görünse cezalandırılacağımızı söylediler. IŞİD’in kadın militanları sürekli denetleme yapıyordu. Teyzemin kızı yüzük taktığı gerekçesiyle IŞİD tarafından evinden alınarak 2 hafta cezaevinde tutuldu.”

MUSUL

 

 

 

İtalya’da deprem!

İtalya’nın orta kesimlerinde, merkez üssü henüz açıklanmayan 6.6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Amerikan Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS), depremin merkez üssünün, Perugia kentine 68 kilometre uzaklıkta olduğunu belirtti. Son 48 saatte 35-40 artçı-öncü depremin meydana geldiği bölgenin çeşitli yerlerinde çok sayıda binanın yıkıldığı bilgisi paylaşıldı. Depreme ilişkin can kayıplarının olup olmadığı konusunda ise henüz bir açıklama yapılmadı.

İtalya’nın orta kesiminde iki gün önce 5.4 ve 5.9 büyüklüğündeart arda iki deprem meydana gelmişti. Büyük paniğe neden olan depremde 10’dan fazla kişi yaralanmış bir kişi de kalp krizi geçirerek yaşamını kaybetmişti.

HABER MERKEZİ

Rektörlük seçimleri de kaldırıldı

Remi Gazete’de yayınlanan ve 15 yayın organının kapatıldığı KHK’ler ile rektörlük seçimleri de kaldırıldı

Remi Gazete’de dün yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile rektörlük seçimleri kaldırıldı. KHK’ye göre, rektörlük seçimi şu şekilde yapılacak: “Devlet üniversitelerinde rektör Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek, profesör olarak en az üç yıl görev yapmış üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Bir aylık sürede önerilenlerden birisinin atanmaması ve Yükseköğretim Kurulu tarafından, iki hafta içinde yeni adaylar gösterilmemesi halinde Cumhurbaşkanınca doğrudan atama yapılır.

Rektörün görev süresi 4 yıldır. Süresi sona erenler aynı yöntemle yeniden atanabilirler. Ancak aynı Devlet üniversitesinde iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz. Rektör, üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü tüzel kişiliğini temsil eder. Vakıflarca kurulan üniversitelerde rektör, mütevelli heyetinin Yükseköğretim Kuruluna teklifi ve Yükseköğretim Kurulu’nun olumlu görüşü üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanır.”

HABER MERKEZİ

JINHA: Kadınların sesi olmaya devam edeceğiz

KHK ile kapatılan yayın organları arasında yer alan Türkiye’nin ilk kadın haber ajansı JINHA, karara tepki gösterdi

Bakanlar Kurulu kararıyla çıkarılan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan yayın organları arasında yer alan Jın Haber Ajansı (JINHA), karara tepki gösterdi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Ve yazıyoruz… Erkekler ne der diye düşünmeden yazıyoruz” şiarıyla bugüne kadar kadınların, çocukların, ezilen ve susturulan tüm kesimlerin sesi olan JINHA, kadın gücünden korkan ve kadın düşmanı politikalarıyla tarihe geçen AKP hükümetinin OHAL süresince uyguladığı KHK ile bugün kapatıldı. Yayın hayatına 8 Mart 2012 tarihinde başlayan ve dünyanın ilk kadın haber ajansı olan JINHA, o tarihten bu yana ezilen, darp edilen, sokak ortasında öldürülen, giyiminden kahkahasına kadar müdahale edilen, nasıl yaşayacağına karar verilen, tecavüz edilen ve tecavüzü meşrulaşan, köle pazarlarında satılan, yakılarak katledilen ve tüm bunlara karşı mücadele eden, direnen, erk zihniyeti yırtan ve özgür yaşamı kendinde nakşeden, devrimi getiren tüm kadınların sesi oldu. Biz Gurbetelli Ersözlerin, Deniz Fıratların ve Şilan Arasların ardılları olarak, onların kadın mücadelesini bıraktıkları yerden devam ettiriyoruz.

Sistematik olarak hedef alındık

Bölgedeki muhabirlerimiz hem kadın, hem de devrimci duruşu nedeniyle birçok saldırılara maruz kalıyor ve polisin hedefi oluyordu. Cizre’de ilan edilen sokağa çıkma yasağında muhabir arkadaşlarımız diğer mahallelerde kalmayıp, saldırının gerçekleştiği mahallelere doğru haberi aktarma adına savaşın içinde barış gazeteciliği yaptı. Bu sırada arkadaşlarımız defalarca tarandı, kaldıkları ev ise kurşun ve bomba atarların hedefi olduğu için harabeye döndü. 3 muhabirimiz tutuklandı, mücadelemiz sonucu özgürlüklerine kavuştular. En son editörümüz Zehra Doğan, sokağa çıkma yasakları altındaki Mardin, Nusaybin ve Derik’ten geçtiği haberler nedeniyle tutuklandı. Zehra hala Mardin E Tipi Cezaevi’nde tutsak ediliyor.

Sokaklarda bedenleri teşhir edilen kadınlardan cezaevlerinde işkence gören kadınlara, direniş alanlarında özsavunma gerçekleştiren kadınlardan sokakları terk etmeyen kadınlara, “Devlet kimdir” diyerek yeşili ve doğası için direnen kadınlardan sendikal mücadele veren kadınlara, cinsel saldırıya maruz bırakılan kadınlardan cinsel istismara maruz bırakılan çocuklara, katledilen LGBTİ’lerden onur mücadelesine, katledilen kadınlardan erkek şiddetine öz savunmada bulunan kadınlara kadar tüm çocukların, kadınların, LGBTİ’lerin ve tüm susturulan kesimlerin sesi olmaya devam edeceğiz.

Erkeklerin hükmüne boyun eğmeyeceğiz

JINHA, kadınların ve kadın mücadelesinin sesi olmaya devam edecek. Kadın düşmanı, kadınları yok sayan, cinsiyetçi ve eril AKP hükümeti ile erkek devletin karar verdiği hükümlere boyun eğmiyoruz. “Erkekler ne hüküm verir” diye düşünmeden kadınların sesi olarak yazamaya devam edeceğiz.

Gücümüzü kadınlardan alacağız

‘Erkekler ne der’ demeden yazdık, şimdi de ‘Erkekler ne hüküm verir’ demeden yazmaya devam edeceğiz. Bu mücadele yeni başlıyor. Bundan sonra her yerdeyiz. Susmadık, susmayacağız. Biz elimize aldığımız kalemi yere düşürmek için almadık. Bundan sonra her kadını kendini bir JINHA muhabiri görmeye ve her yerde yazmaya çağırıyoruz. JINHA sizsiniz. “Yaşasın kadın dayanışması” diyoruz. Çünkü biz heyecanımızı kadınlara olan inancımızdan alıyoruz.

‘Şimdilik’ sosyal medyadayız

‘Şimdilik’ haberlerimizi Facebook’ta Jin Haber Ajansı, Twitter’da ise @jinhaberajans hesapları üzerinden paylaşacağız.”

Kapatılan Tîroj: Kültürün, sanatın, insanın işığı KHK ile söndürülemez

14 yılı aşkın bir süredir Kürtçe-Türkçe yayın yapan Tîroj dergisinin KHK ile kapatılmasına ilişkin dergiden açıklama yapıldı

Türkçe-Kürtçe yayın yapan Tiroj dergisi Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldı. Tiroj dergisi kapatma kararına yaptığı açıklamayla tepki gösterdi. Derginin Kürt dili, tarihi, edebiyatı, müziği, şiiri, resimi, sineması, yayıncılığının kürsüsü olduğunun belirtildiği açıklamada, “”Ülkenin yüz yıllık sorununun çözümüne kültür ve sanat mecrasından katkı sunmaya çalışan Tîroj, ‘terör’ parantezine alınmaya çalışılan ‘Kürt’ algısının, muazzam bir kültürel, sanatsal ve elbette politik realite olduğu gerçeğini yansıtmaya çalıştı” denildi.

‘Necmiye Alpay yazacaktı’

Derginin hem Kürt kültürünün gelişimine, hem de diğer ulusların bu kültürü tanımalarına katkıda bulunmak istediği vurgulanan açıklamada, “Bu, egemen tek tipçiliğe karşı olmak demekti doğal olarak ve bunun bilincinde olan her ulustan aydın, yazar ve sanatçıya sayfalarını açtı Tîroj. Bundandır ki, kapatılmayıp dağıtıma girebilseydik eğer, 83’üncü sayımızın ilk yazısı, ‘Dil meseleleri’ başlığıyla, halen cezaevinde bulunan dil bilimcimiz Necmiye Alpay’ın imzasını taşıyacaktı. Olmadı!” ifadeleri kullanıldı.

‘Her şey olağandışı kalsın istiyorlar’

“Normalleş(tir)mek istemiyorlar. Her şey ‘olağandışı’ kalsın istiyorlar!” ifadelerine yer verilen açıklamada “Engellenmeseydik, 83’üncü sayımızda ‘Kolombiya’da mümkün olan Türkiye’de neden mümkün olmuyor?’ diye soracak, ‘olağan’ olanı aramaya devam edecektik mesela. Kanun hükmünde kararnameyle sordurmadılar, yayınımızı kestiler! Tîroj, ışık huzmesi demektir oysa, kültürün, sanatın ve insanın ışığı kararnamelerle söndürülemez. Işıktır, bir şekilde ışıyacaktır” değerlendirmesi yapıldı.

HABER MERKEZİ