Ana Sayfa Blog Sayfa 6167

Önlemek yerine yüreklendiriyorlar

Meclis Adalet Komisyonu tarafından kabul edilerek Genel Kurul’a gönderilen kanun tasarısında, 15 yaşını tamamlamamış her çocuğa karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel istismarın suç sayılmasındaki yaş sınırı 12’ye düşürülecek. Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) değişiklikle, 12 yaşından küçük ve büyük çocuklara yönelik cinsel istismarda farklı cezalandırılmaların uygulanması öngörülecek. Değişikliğin gerekçesi olarak Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 14 Temmuz’da iptal ettiği maddelerin değiştirilmesi gösterildi.

Kanun tasarısına ilişkin değerlendirmede bulunan Avukat Neslihan Özer, “Tasarı, burada işlenen fiilin anlam ve sonuçlarını idrak etme durumunu mağdur aleyhine ‘rıza’ kavramıyla paralel bir şekilde yorumlayarak bir cezasızlık hali yaratıyor” dedi. Yargının ‘bağımsızlığı’nın yok edildiği böylesi bir dönemde, cinsel istismara önlem politikaları geliştirmeyen mevcut siyasal yapının bu kararda etkili olabileceğine de dikkat çeken Özer, “Mevcut siyasal yapının kadın ve çocuklar için öngördüğü yaşam biçimi malumumuz” dedi.

‘Faillere ödül’

Konuya ilişkin Meclis Genel Kurulu’nda konuşan CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer de, bu kanunların cinsel istismarı önlemek yerine failleri cezalandırdığına dikkat çekti. Biçer, TCK’de yapılan değişikliklerin failler için bir ödül, çocuklar için ise ikinci bir mağduriyet olduğunu söyledi. Biçer, “Tüm Türkiye istismar mağduru çocuklarına ağlarken kanunlarımız çocuklarımızın istismarını önlemek yerine faili yüreklendirmeye devam etmektedir. Çocuklar için adalet istiyoruz” sözleri ile tepkisini dile getirdi.

İSTANBUL-ANKARA/JINHA

 

Kadınlar: Direndik direnmeye devam edeceğiz

 

Amed’de gözaltına alınan KJA Dönem Sözcüsü Ayla Akat Ata ve Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanı Gültan Kışanak için basın açıklaması yapmak isteyen yüzlerce kadının KJA Derneği önünde bir araya gelmesi üzerine polis saldırdı. Polisin saldırısının ardından konuşan Tuncel, kadının direnişi yayılmasın diye kadınlara saldırıldığını şimdiye kadar direndiklerini ve direnmeye devam edeceklerini söyledi

Amed’de toplanan yüzlerce kadın polis saldırısına maruz kaldı. Kongreya Jinên Azad (KJA) tarafından Dönem Sözcüsü Ayla Akat Ata’nın ve Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın gözaltına alınmasını protesto etmek amacıyla bir araya gelen yüzlerce kadını polis engellemeye çalışıyor. Bunun üzerine toplanan kadınlar zılgıt ve alkışlarla “Baskılar bizi yıldıramaz”, “Direne direne kazanacağız”, “İrademe dokunma” Jin jiyan Azadî” sloganlarıyla polisin müdahalesine karşı koydu.

Açıklamaya katılmak üzere aralarında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven, DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, belediye eşbaşkanları, Barış Anneleri ve tüm KJA bileşenlerinin bulunduğu yüzlerce kadın KJA önüne geldi. Ancak kadınların etrafını ablukaya alan polisler dışarıda basın açıklamasına izin vermeyeceklerini söyledi. Kadınlar açıklamalarını yapacaklarını, kadınlara özel engeller çıkarıldığını söyleyerek, KJA önünde kalmaya devam etti.

‘Engeleyemezsiniz’

Burada açıklama yapan Tuncel, Diyarbakır Valisi’nin kadınların sözünü ve eylemini engellediğine dikkat çekerek, Vali’nin bir bütünen kadınların ve Kürtlerin yaşamını engellediğini söyledi. Hiç kimsenin Kürt halkının demokratik hakkını engelleyemeyeceğini kaydeden Tuncel, Cumhuriyetin 93’üncü yılında büyük bir kriz yaşadığının altını çizdi. Krizin nedeninin sorunların çözümünün engellenmesinden kaynaklandığını belirten Tuncel, bu nedenle Ata ve Kışanak’ın gözaltına alınarak KJA’ya baskın yapıldığını söyledi.

‘Direndik direnceğiz’

Tuncel, “Biz kadınlar çözümün yolunu biliyoruz ve bu yüzden direniyoruz. Kadının bedenini teşhir edenlere karşı direndik. Kadının direnişi yayılmasın diye KJA’lı kadınlara saldırı gerçekleşmektedir. Bu mücadele devam edecektir. Tankla, topla bizleri vazgeçireceklerini düşünüyorlarsa yanılıyorlar. Derhal kadın arkadaşlarımızın ve demokrasinin özgür bırakılması gerekiyor. Fatmagül Berktay’ın dediği gibi şu an ülkede yaşanan erkek krizidir” dedi. Direniş çağrısı yapan Tuncel, “Kendi iradesine sahip çıkmayanlar yarın daha kötüsüyle karşı karşıya kalacaktır” dedi.

‘Arkadaşlarımız özgür olana dek alanlardayız’

Ardından konuşan Leyla Güven ise, 3 gün önce KJA Dönem Sözcüsü Ayla Akat Ata’nın hukuksuz bir şekilde gözaltına alındığını kaydederek, “Ya özgür bir yaşam kazanacağız ya da hiçbir şekilde bu yaşamı kabul etmeyeceğiz. Sayın Öcalan ve tüm kadınlar özgür olana kadar direneceğiz. Bizler Sakine Cansızların yoldaşlarıyız ve bu hukuksuzluğa asla boyun eğmeyeceğiz. Alanları sizlere bırakmayarak özgürlüğümüze sahip çıkacağız. Gülten Kışanak, Ayla Akat Ata ve onlar gibi onlarca arkadaşımız özgür olana dek alanlarda olacağız” diye konuştu.

Kaynak: DİHA

 ‘Canlı yayın’ başlıyor

Ankara’da bir grup gazeteci ve “habersiz” kalan yurttaş, bir araya gelerek “haberSizsiniz” platformunu kurdu. Platformun ilk etkinliği, “kanal kapatmalara inat” kendi televizyon programını yapmak olacak. Pazar günü Mülkiyeliler Birliği’nde gazeteci Ayşegül Doğan’ın sunacağı canlı yayında gazeteciler, akademisyenler ve uzmanlar televizyonların kapatıldığı günden bu yana nelerden habersiz kalındığını anlatacak. Televizyon programı, Twitter’da Periscope, Facebook’ta ise canlı bağlantısı üzerinden yayınlanacak. Platform, pazar günü saat 15:00’te Mülkiyeliler Birliği’nde yapılacak canlı program için “30 Ekim Pazar 15:00’te ‘#haberSİZsiniz’ taginde takipte olun” çağrısı yaptı.

ANKARA

 

 

 

BM’den Türkiye’ye Kışanak ve Anlı çağrısı

Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasına BM tepki göstererek Türkiye’ye insan haklarına saygı çağrısı yaptı

Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin ardından Birleşmiş Milletler (BM) de, Amed Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmalarına ilişkin açıklama yaptı. Merkezi Cenevre’de bulunan BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Ravina Shamdasani, demokratik yollarla seçilen iki eşbaşkanın gözaltına alınmalarının, son aylarda Kürt illerinde birçok kamu görevlisinin ya görevden alındığını ya da gözaltına alınmaların son örneği olduğunu belirtti.

Shamdasani, Türkiye’deki uygulamalara yönelik eleştiriler içeren basın toplantısında, “Türk yetkililere, Olağanüs Awaraştü hal (OHAL) zamanlarında bile yasallık, orantılılık ve gereklilik, yargı sürecine saygı, masumiyet karinesi ve adil yargılama ilkelerini anımsatmak istiyoruz. Türk hükümetine en üst düzeyde şeffaflık ve insan haklarına tam saygı çağrısı yapıyoruz” dedi.

Avukatlar 4 gün sonra Kışanak ve Anlı ile görüştü

Avukat Mehmet Emin Aktar sosyal medya hesabından Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Gültan Kışanak ile görüştüklerini açıkladı

25 Ekim’de gözaltına alınan Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’ya savcılık tarafından getirilen 5 günlük görüş yasağının ardından yapılan başvurular sonuç verdi. Bugün Avukat Emin Aktar, sosyal medya hesabından “Gültan Kışanak ile 4 gün sonra avukatları olarak görüşebildik. Sağlığı da morali de yerinde…” diye paylaşımda bulundu.

Bir süre sonra Fırat Anlı ile bir görüşme yaptıklarına ilişkin bir paylaşım daha yapan Av. Aktar sosyal medya hesabından “Fırat Anlı ile de görüşebildik. Morali yerinde. Herkese selamı var” mesajını paylaştı.

HABER MERKEZİ

Fırat Anlı ile de görüşebildik. Morali yerinde. Herkese selamı var..

— Mehmet Emin Aktar (@MehmetEminAktar) October 29, 2016

Gültan Kışanak ile 4 gün sonra avukatları olarak görüşebildik. Sağlığı da morali de yerinde..

— Mehmet Emin Aktar (@MehmetEminAktar) October 29, 2016

Aleviler TV 10 için yine taksime çıkıyor!

TV 10 çalışanları ve gönül dostlarının her cumartesi TV 10 ile dayanışma maçıyla Galatasaray Lisesi önünde saat 14:00’da toplanma çağrısıyla başlayan eylemlik devam ediyor. Yarın “tv10 Alevilerin lokmalarıyla kuruldu! Sazıma sözüme sesime dokunma! Sazlar konuşsun silahlar sussun! Alevilerin sesini her koşulda yansıtacağız” sloganıyla toplanacak.

Alevi aydınlarının, gazeteci ve yazarlarının yanı sıra sanatçılarında desteklediği eylem Her hafta olduğu gibi, yarında Galatasaray Lisesinin önünde saat 14:00 da gerçekleştirilecek.

Koçak: Demokrasi ile emek mücadelesi arasında bağ kurmalıyız

Emek alanında dönük saldırıların tavan yaptığı bu dönemde sendikaların sessizliğini değerlendiren Doç. Dr. Hakan Koçak, demokrasi ile emek mücadelesinin at başı olduğuna dikkat çekerek, her iki mücadelenin ortaklaşması gerektiğinin altını çizdi.

Sendikal hakların ve örgütlenmenin gerilediği, esnek ve güvencesiz koşulların pervasızlaştığı bu günlerde var olan sendikaların sessizliği kamuoyunda yeniden tartışma konusu. “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attığı için Kocaeli Üniversitesi’nden ihraç edilen Doç. Dr. Hakan Koçak, yaşanan bu sessizliği ve sendikaların içinde bulunduğu durumu değerlendirirken, demokrasi mücadelesi ile emek mücadelesi arasındaki paralelliğe dikkat çekti.

‘Güvencesizleştirme dünya düzeyinde’

Dünya genelindeki güvencesizleştirme sürecine paralel Türkiye’de de yaşandığını belirten Koçak, dünya genelindeki sendikal hareketlerin güvencesizleştirme saldırılarına karşı yeterince cevap olamadığının altını çizdi. Koçak, bu konuda dünya sendikal harekette kıpırdama olsa da Türkiye için aynı şeyin söylenemeyeceğini ifade etti.

‘Türkiye’de sendikalar etkisiz hale getirildi’

Neoliberal politikalar sonucundaki özelleştirme ile birlikte Türkiye’deki sendikaların büyük ölçüde etkisizleştirildiğine dikkat çeken Koçak, “Kamuda ki büyük tasfiyeler özelleştirilme ile birlikte Türkiye’de ki sendikaların altındaki halıyı büyük ölçüde çekildi.” diye konuştu.

‘Sendikaların basiretsiz tutumları var’

Sendikal yapıların ciddi saldırıları göğüsleyemediğini, sürece cevap olamadıklarını hatırlatan Koçak, bunu sendikaların örgütsüz yapılarına bağladı. Yaşanan hak gasplarına rağmen sessizliği basiretsiz sendikal anlayışı ile açıklayan Koçak, şöyle devam etti: “Burada sendikaların öngörüsüz tutumları, basiretsiz tutumları, birlik olamama, hep birlikte direnememe ve küçük hesaplaşmaya girmeleri rol oynadı elbette. Şimdi o anlamda Türk-İş’in Hak İş’ten bir farkı kalmamış durumda. İkisi de sendikal ilkelerden uzak davranıyor.”

‘Örgütlü olunsa çok şey başarılır’

Sendikalar örgütlü olduklarında çok şey başarabileceğini de ifade eden Koçak, “Ben açıkçası konfederasyondan çok tabanın bir basınç yapması gerektiğine inanıyorum. Temel eksiklik o bence. Örneğin 89 bahar eylemleri buna çok güzel bir örnektir. Öyle bir irade ortaya konuldu ki, o yılda muazzam bir işçi hareketi oluştu. Bazı sendikalar veya Türk- İş bu dalgalanmanın önüne geçmek zorunda kaldılar. Bu olmadığı sürece ne derseniz çok karşılığı yok” diye belirtti.

‘Memur- Sen’deki büyüme kof bir büyüme’

İktidarın işçileri ve emekçileri yandaş sendikalara yönlendirdiğini de dikkat çeken Koçak, hükümet eliyle büyütülen Memur- Sen’e ilişkin de, “Emekçiler üzerindeki baskı genel olarak işçileri yandaş sendikalar yönlendiriyor ama bunun mutlak anlamda kalıcı olduğunu düşünmüyorum. Yani bugün binlerce kamu çalışanı Memur-Sen’e geçiyor. Memur- Sen yarın işaret edilen bir sendika olmaktan çıkarıldığı zaman, o binlerce insan o sendikayı savunacak mı ya da yanında duracak mı? Hayır. Kof bir büyüme bu. Yani getirisi olan bir şey de değil. Kamu çalışanlarının haklarını ilerletici bir yönü de yoktur. Biliyorsunuz, tarihe geçmiş bir sendikadır Memur-Sen. Sözleşme de ücret artışına değil, ücret düşüşüne razı olmuş bir sendika olarak. Bunlar görülüyor ama bu oluşturulan korku iklimi ile rejim açısında güvencenin koşulu o konfederasyona üye olmak şeklinde gösterildiği için insanlar oraya gitmek zorunda kalıyorlar. Bu eylemin mutlak olmadığını düşünüyorum” dedi.

‘KESK sorunları yeterince göremiyor’

Muhalif sendikal hareketlerindeki eksikliklere de değinen Koçak, şöyle devam etti:

“Konfederasyonların ayrı ayrı problemleri var. Bende KESK üyesiyim. Konfederasyonu da eleştiriyorum. Yeterince bir sendikal gündem oluşturamamak genel politika gündemine fazlaca angaje olma gibi sorunu var. Uç veren gelişen sorunları yeterince görememe sorunu olduğunu düşünüyorum. Mesele güvencesizlik bunun tipik örneğidir. Örneğin KESK’te böyle bir zaaf olduğunu gözlemliyorum. Eğitim alanında öyle güvencesizlik öyle. Orda çok ezberlere dayalı bir tutum var. Yeni gelişen durumlara göre kendini esnek biçimde uyarlayamayan bir sendikal pratiği gözlüyorum.”

‘DİSK eski DİSK olamadı’

DİSK için de söyleyeceğim; DİSK bir tarihsel geleneği temsil ediyor ama DİSK’in de kendisi iç gerimler yaşıyor. Bunun yarattığı bir performans düşüklü olduğunu düşünüyorum. Öte yandan DİSK, 80’den 10 yıl sonra kurulabildi. DİSK eski DİSK olamadı. 12 Eylül en çok DİSK’i ezmişti. Kendini toparlama alanı bulamadan zaten yeni rejimin inşası ile karşılaştı. Buna rağmen önemli dinamizmi temsil ettiğini düşünüyorum ama bu konfederasyon 80 öncesi konfederasyon olamadığını düşünüyorum, yani içindeki farklı sendikaları tek çatı altında tek hedef doğrultusunda konfederasyondan beklenen o dur. En genel düzeyde sendikal sorunlar topluca yanıt vermek. Üyesi olan sendikaların tekil öznel sorunların ötesinde genel sorunlar bütün onları seferber ederek yanıt vermeli. Bunun aşılması için tüm duyarlı kadroların uğraş vermesi gerekir diye düşünüyorum.

‘İşçi hareketi aşağıda kaynayan bir kazandır’

Hiçbir zaman işçi hareketi, mevcut sendikal durumu fotoğrafı ile özdeşleştirilmemeli. İşçi hareketi her zaman için aşağıda kaynayan bir kazan gibidir. Yani bazen hiç ön görmediğiniz şekilde patlar. En yakın örneği işte metal fırtına dediğimiz şey. Dolayısıyla yukarda ki bu hareketsizliği sanki Türkiye’deki tüm işçi sınıfı kabullenmiş gibi de bir algı yaratmaması gerekir. Buna dikkat çekmek gerekir. Önemli olan o kaynayan magmanın, o aşağıdaki dinamizmin yeryüzüne çıkaracak örgütlülük yaratmak; onu yüzeye çıkarmayı başarabilmek.

‘Türkiye emekçiler için cehennem’

Şöyle bir algı da oluyor; Bir demokrasi mücadelesi var, bir de sendikal mücadele. Oysa bu iki kavramı birbirinden ayrı tutmamak lazım. Demokrasi mücadelesi işçiler için gerekli. Emek Çalışmaları Topluluğu (EÇT) geçen yıl bir rapor yayınladı. O net gösteriyor ki çatışmalı süreçler başladığında ve demokrasi geriye düştüğünde, işçi hareketinde bir ivme kayması söz konusu. İşçilerin kendilerini ifade etme temsil etme durumunu da düşürüyor. O yüzden demokrasi mücadelesi bizzat işçi haklarının gündeme gelmesi ile de ilgilidir.

İşçiler demokrasi mücadelesi ile işçi mücadelesi arasındaki ilişkiyi kuramıyor. Oysa bu ikisini birbiri ile ilişkilendirilip bir mücadele hattının kurulması gerekir. Bu noktada korkular var zaaflar var. Sendikal geleneğimize vurulmuş 12 Eylül büyük darbenin travmaları var. Ama aşılamaz olmadığını gösteren bir sürü örnek var.”

(sg/hd/sd)

KESK: Omuz omuza mücadeleye

Türkiye genelinde 28 PTT çalışanının açığa alınması Mersin KESK Şubeler Platformu tarafından protesto edildi. KESK dönem sözcüsü Kaya, sokak sokak, meydan meydan, işyeri işyeri kol kola girip omuz omuza mücadele edeceklerini söyledi.

Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) Mersin Şubeler Platformu, Türkiye genelinde 28 PTT çalışanının açığa alınmasını Eğitim Sen’de yaptığı basın toplantısı ile protesto etti. Çok sayıda kişinin katıldığı toplantıda açıklama yapan KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Yusuf Kaya, darbeye ve darbecilere karşı kamerelar önünde özgürlük nutukları atanların, özgürlük ve demokrasiyi kendileri için istediklerinin çok kısa sürede anlaşıldığını dile getirdi. Çalışanların hak ve çıkarları adına yapılan sendikal faaliyetlerin darbe fırsatçıları tarafından açığa alınmaların gerekçesi olarak gösterildiğini kaydeden Kaya, tüm kurumlarda olduğu gibi PTT’de de “Darbecileri temizliyoruz” maskesi altında muhalif tüm kesimleri temizleme operasyonunun başlatıldığını hatırlattı.

Bu açığa alınmaları asla kabul etmeyeceklerini belirten Kaya, PTT yönetimini hukuka uygun davranmaya davet etti. Hukuku, adeleti, demokrasiyi kazanmak için sokak sokak, meydan meydan, işyeri işyeri kol kola girip omuz omuza mücadele edeceklerini vurgulayan Kaya, sivil ya da askeri darbelerin çözüm olmadığını belirterek, çözümün halkların ortak geleceğinde olduğunu ifade etti.

(egç/st/sd)

Doğum günün kutlu olsun

“Kürtçe şarkı söyleyeceğim” dediği için linç edilip, gittiği Fransa’da 43 yaşında hayatını kaybeden özgün ve protest müziğin güçlü sesi Ahmet Kaya’nın bugün doğum günü.

Türkiye’de özgün ve protest müziğin duayen ismi Ahmet Kaya’nın bugün doğum günü. 28 Ekim 1957 yılında Malatya’da işçi bir ailenin beşinci çocuğu olarak doğan Ahmet Kaya, babasının kendisine daha küçük yaştayken hediye ettiği bağlamayla müzik hayatına başladı. Çocuk yaşta Malatya’dan ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eden Kaya’nın İstanbul’a da alışması zaman alır.

Öyle ki Kaya, İstanbul’a alışmanın zorluğunu bir belgeselde şu sözlerle dile getiriyor: “Bir kız vardı bizim okulda; herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki: ‘Biraz seninle konuşsak beş dakika, kaçıyorsun hep…’ Bana dedi ki: ‘Rica ederim.’ Öyle bir ağrıma gitti ki: ‘Ben de sana rica ederim,’ dedim. Ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zannettim.”

Bağlamadan hiç vazgeçmedi

İlkokulu Malatya’da okuyan Kaya, göç ettiği İstanbul’da ise okula gitmedi. Kentte işportacılık yapmaya başlayan Kaya, plak ve kaset satan bir dükkânda çalıştı. Yaşamı boyunca bağlama tutkusundan vazgeçmeyen Kaya, Boğaziçi Üniversitesi’nde Ruhi Su ile tanışma fırsatı buldu. Bu tanışma, Kaya’nın hayatında bir dönüm oldu. Ruhi Su’nun, Mahsus Mahal isimli türküsünü seslendirerek müzik dünyasına adım attı.

Kaya, bu sırada, siyasi bir suçlamadan ötürü 5 ay ceza evinde kaldı. Daha sonra askere gitti ve askerdeyken bile müzik çalışmalarına ara vermedi.

Yorgun Demokrat Ahmet Kaya

Halk müziği, özgün müzik ve protest müzik tarzı ile toplum sanatçısı kimliğini taşıyan Kaya, “Ağlama Bebeğim”, “Acılara tutunmak”, “Yorgun Demokrat”, “İyimser Bir Gül”, “Sevgi Durumu”, “Dinle Sevgili Ülkem” ve “Hoşçakalın Gözüm” albümlerini çıkardı. Kaya, kendisinin yazmış olduğu bestelerle birlikte Atilla İlhan, Can Yücel, Nevzat Çelik, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe ve Ahmed Arif gibi tanınmış şairlerin şiirlerini de besteledi.

Şarkılarını dağlara yazdı

“Şarkılarım Dağlara” albümünde yer alan “Özgür Çağrı” isimli şarkıda geçen “Abin birgün dağdan döner, sarılırsın yavrucağım ” sözleri nedeniyle albümü toplatılır, konser vermesi yasaklanır.

‘Kürtçe şarkı söyleyeceğim’ deyince linç edildi

Kaya, 10 Şubat 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği’nin Princess Otel Kongre Salonu’nda düzenlenen ödül töreninde yılın en iyi sanatçısı ödülünü aldı. Yaşamı boyunca ötekileştirilen kimliği ve dili için yaptığı konuşmasında sarf ettiği “Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var: Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum” sözleri üzerine davetlilerin bir kısmının tepkilerine ve hakaretlerine maruz kaldı. O akşamki konuşmasının ardından linç girişimlerine maruz kalan Kaya için sürgün yolu da görünmüş oldu. Linç akşamını izleyen sonraki süreçte mahkemelerden davalardan bir türlü yakasını kurtaramayan Kaya, Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı. Avrupa’da verdiği bir konserde, “Geceleri üşüyorum. Sorun kalorifer sorunu değil. Sorun yorgansızlık sorunu da değil. Ben vatansızlıktan üşüyorum” sözleriyle ülke hasretini dile getirdi.

‘Hoşçakalın Gözüm…’

Kaya, 16 Kasım 2000 yılında “Hoşçakalın Gözüm” isimli albümünün kayıtlarını yaparken, Paris’in Porte de Versailles semtindeki evinde kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi ve Paris’in Peré Lachaise mezarlığına defnedildi.

Ölümünün ardından 2002 yılında şarkılarını 20 ünlü sanatçının seslendirdiği “Dinle Sevgili Ülkem” isimli bir albümünün yanı sıra Kaya’nın, Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinde duyurduğu Kürtçe Karwan (Kervan) isimli parçasının ve klibinin de bulunduğu “Hoşçakalın Gözüm” ile “Biraz da Sen Ağla” ile 3 Mart 2014’te yayımlanan ve 27 sanatçının Kaya’nın şarkılarını yorumladığı “Bir Eksiğiz” albümleri çıktı.

‘Doğum günün kutlu olsun, mutlu ol senelerce’

Ahmet Kaya, doğum günü olan bugün kendisini unutmayan hayranlarınca “İyimser Bir Gül” albümünde yer alan “Doğum Günü” şarkısıyla anılıyor. Kaya’nın doğum gününü kutlamak için hayranları, sosyal medya adresi Twitter üzerinden de #AhmetKaya hastagı ile paylaşımda bulunuyor.

(yk/za/cd)

Van Gölü Film Festivali başladı

Wan’da her yıl düzenlenen Uluslararası Van Gölü Film Festivali başladı. Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) binada açılışı gerçekleştiren ve ana teması “Geriye Bakış” olan 5’inci festival, 1 Kasım’a kadar sürecek. Jüri üyeliğini Semir Aslanyürek, Mohy Quandour, Selim Demirdelen, Tayfur Aydın, Bingöl Elmas, Afif Ataman, Behçet Güleryüz, Gülistan Acet, Murat Eroğlu, Ömer Abay, Alexander Gurov ve Oğuz Aktay’ın yaptığı festivalde, 24 film ve belgesel gösterilecek.

6 gün boyunca film gösterimi, gezi ve daha birçok etkinliğin yapılacağı festival, ödül töreni ile son bulacak.

(ebk/rk/ns)