Ana Sayfa Blog Sayfa 6182

Çadırların yıkılması meclise taşındı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şirnex Milletvekili Aycan İrmez, 24 Ekim’de çok sayıda zırhlı araç tarafından halkın çadırlarının yıkılmasını İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sordu. İrmez, Soylu’ya şu soruları yöneltti:

* Çadırlarda yaşayan ailelerin barınması için Bakanlığınız tarafından yapılan herhangi bir çalışma var mıdır? Böyle bir çalışma için Şırnak halkının neye ihtiyacı olduğu ve ne talep ettiği doğrudan halka sorulmuş mudur?

* Kentin çevresinde çadırlarda yaşayan yurttaşlara geçici 2 katlı 1+1 400 konutun yapılmasının Şırnak valiliği tarafından engellenmesinin gerekçesi nedir?

* 21 Ekim 2016 tarihinde kolluk güçleri tarafından çadır alanlarının basıldığı ve çadırda yaşamak zorunda bırakılan aileleri üç gün içinde boşaltılmadığı takdirde çadırlarla yıkıp yakacakları tehdidinde bulundukları iddiası doğru mudur? Değil ise niçin çadırlar halkın isteği dışında sökülmüştür?

* İkinci kez göçe maruz kalan insanların manevi ve maddi kayıplarının tazmini konusunda Bakanlığınızın bir çalışması var mıdır? ,

ANKARA

 

 

 

AB ile İtalya arasında mülteci pazarlığı

DW Türkçe’nin haberine göre, İtalyan sahil koruma teşkilatı salı günü Akdeniz’de ölen 16 mültecinin cesetlerinin Libya kıyılarındaki teknelerde bulunduğunu duyurdu. Aynı zamanda şişme bot ve ahşap sandallarla Akdeniz’i aşmaya çalışan toplam 2 bin 200 mültecinin kurtarıldığına da açıklamada yer verildi. 
Yılbaşından bu yana 153 binden fazla mültecinin boğulmaktan kurtarılarak İtalya’ya getirildiği açıklandı. 2014 yılında Akdeniz’de 170 binin üzerinde mülteci kurtarılmıştı. 

Birleşmiş Milletler, bu yıl Libya’dan İtalya’ya geçmeye çalışan 3 bin 700 mültecinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

İTALYA YARDIM İSTİYOR

Mülteci akını karşısında zorlanan İtalya, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden yardım istedi. Başbakan Matteo Renzi ülkesinin bu yıl gelenler kadar mülteciyi bir daha kaldıramayacağını belirterek, mülteci akınının en geç mart ayına kadar durdurulması gerektiğini belirtti. Libya kıyılarına akın eden mülteciler yüksek bedel karşılığında insan kaçakçıları tarafından derme çatma teknelere bindirilerek İtalya’ya gönderiliyor.

Daha önce de Avrupalı ortaklarından mülteci kriziyle mücadelede yardım isteyen İtalya Başbakanı Renzi, mülteci kabul etmeye yanaşmayan Avrupa Birliği ülkelerine AB mali destek uygulaması kapsamında yaptığı ödemeleri durdurma tehdidinde bulundu. Matteo Renzi televizyondan yaptığı konuşmada 2017 mali yıl bütçe açığı hedefine AB Komisyonu tarafından yöneltilen eleştiriyi geri çevirdi. Renzi AB Komisyonu’nu kastederek, “Ağızlarını değil, cüzdanlarını açsınlar” dedi.

EK BORÇLANMA TARTIŞMASI 

İtalya’nın ek borçlanma ihtiyacı Komisyon ile Roma hükümeti arasında gerginliğe yol açıyor. Komisyonun bütçe taslağıyla ilgili aydınlatıcı bilgi istediğini söyleyen İtalya Maliye Bakanı Pier Carlo Padoan yüzde 2 olarak açıklanan 2017 yılı tahmini bütçe açığının Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 2.3’ünü bulabileceğini açıkladı. Yüksek borç yükü altındaki İtalya’nın mali yıl bütçesinin AB Komisyonu tarafından onaylanması gerekiyor.

Başbakan Matteo Renzi bütçe açığının büyümesinden mülteci krizinin ve Ağustos ayındaki şiddetli depremin yol açtığı ek harcamaların sorumlu olduğunu belirtti ve “Avrupa İtalya yönündeki göçün harcamalarını azaltmak istiyorsa o zaman kapılarını göçmenlere açsın, biz de bütçe giderlerini azaltalım”, dedi. Yılbaşında İtalya’nın ek borçlanmasının milli gelirinin yüzde 1,8’ini aşmaması kararlaştırılmıştı. Maastricht kuralları ek borçlanmayı yüzde 3’le sınırlıyor. 

Başbakan Matteo Renzi siyasi geleceğinin Aralık ayında yapılacak olan Anayasa referandumunun sonucuna bağlı olacağını duyurmuştu.(DIŞ HABERLER)

 AB İÇİNDE SINIR KONTROLLERİ UZUYOR

AB Komisyonu 2015 yılında İsveç, Danimarka, Norveç, Almanya ve Avusturya’nın başlattığı sınırlarda kimlik kontrolü uygulamasının uzatılmasını kabul etti. Komisyonun kararına göre uygulama üç ay daha uzatılabilecek.
AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmerman yaptığı açıklamada “Tekrardan normal işleyen bir Schengen bölgesine mümkün olan en kısa zamanda dönebilmek için yoğun çaba harcıyoruz. Bu konuda büyük ilerleme kaydettik. Ancak henüz o noktaya gelmedik” dedi.
AB Komisyonu Göç, İçişleri ve Vatandaşlık Komiseri Dimitris Avramopoulos da “Schengen bölgesindeki bazı sınırlarda, eş güdümlü, orantılı, süresi katı bir şekilde sınırlandırılmış bir iç sınır kontrolünün devam etmesini öneriyoruz” diye konuştu.
Özellikle Almanya ve Danimarka sınırlarda kimlik kontrolü uygulamasının uzatılma kararı almasında, AB Komisyonunun şimdiden karar vermesi için baskı yapıyordu. Geçen hafta sonunda yapılan AB liderler zirvesi, AB Komisyonuna iç sınır kontrollerinde ’ihtiyaca uygun uyarlama’ yapma çağrısında bulunmuştu. (DHA)

ABD’den Kışanak ve Anlı açıklaması: Yakından izliyoruz

Avrupa Birliği’nden (AB) sonra ABD’den de, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasına ilişkin açıklama geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, başkent Washington’da düzenlediği basın toplantısında, Kışanak ve Anlı’nın gözaltına alınmaları ile ilgili soruya verdiği yanıtta, ‘Diyarbakır’ın seçilmiş eş belediye başkanlarının, terörizmi destekledikleri suçlamasıyla gözaltına alındıkları süreci yakından izliyoruz’ dedi.

ABD’nin PKK’nin terör saldırılarını he zaman kınadığına değinen Kirby, ‘Eş başkanların gözaltına alınmaları konusunda kaygı dile getiren ifadelerin barışçıl ve yasalara uygun yapılması, bunların da ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilerek kısıtlama getirilmeden, saygı gösterilerek yapılabilmesi için Türk yetkililere çağrıda bulunuyoruz’ diye konuştu.

Kirby, ‘AB silahlar geri çekilmeli, tek uygun çözüm siyasi çözüm açıklaması yaptı. Buna bütünüyle katılıyor musunuz’ sorusunu da ‘Genel olarak Avrupalı ortaklarımızın söyledikleri gibi düşünüyorum’ karşılığını verdi.

John Kirby, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘En kısa sürede Menbiç’i PYD terör örgütünden temizlemekte kararlıyız’ sözleri ile ilgili olarak da, bu açıklamayı görmediğini belirtti ve şunları söyledi: “Daha önce de söylediğim gibi, özellikle o bölgede koalisyon tarafından koordine edilmemiş askeri harekat, DAEŞ’i yok etme asıl hedefi için yardımcı olmaz. Biz tüm koalisyon üyelerinin çabalarını DAEŞ’e karşı yoğunlaştırmalarını ve bunu da koordineli bir şekilde yapmalarını istiyoruz.” (DHA)

ABD ve İsrail, Küba’ya ambargonun kalkmasına ‘hayır’ demedi

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda, ABD’nin Küba’ya uyguladığı ambargonun kaldırılması konusunda tarihi bir gün yaşandı. ABD ve İsrail, ilk kez ‘hayır’ yerine ‘çekimser’ oy kullanırken, 191 ülke ‘evet’ oyu verdi.

Genel Kurul’da bu yıl yapılan ancak ezici çoğunlukla kabul edilmesine karşın bir sonuç alınamayan Küba’ya ABD ambargosunun kalkmasına yönelik tasarı yine ezici bir çoğunlukla kabul edildi.

Oylamadan önce bir konuşma yapan ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Samantha Power, “50 yılı aşkın bir süredir, ABD’nin Küba yönetimini dışlamayı amaçlayan bir politikası vardı. Bu sürenin yarısında Genel Kurul üyeleri ambargonun sona erdirilmesi için oy kullandılar. ABD de her zaman bu karar tasarısına hayır oyu verdi. Bugün çekimser oy vereceğiz” dedi.

‘FIRSATLAR DÜNYASINI KÜBA HALKINA AÇMAK İSTİYORUZ’

Power, Küba’yı dışlama politikalarının başta BM olmak üzere bir çok alanda ABD’nin dışlanmasına yol açtığını söyledi. ABD Başkanı Barack Obama’nın yönetimi altında Küba’ya yönelik politikaları konusunda yeni bir yaklaşım sergilediklerini anlatan Power, “Dünyayı Küba’ya kapatmaya çalışmak yerine, fırsatlar dünyasını Küba halkına açmak istiyoruz” diye konuştu. 

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla da, konuşmasında ABD’nin gösterdiği yaklaşım değişikliğinin iki ülke arasındaki ilişkiler için olumlu bir adım olduğunu belirterek Samantha Power’a teşekkür etti. (DHA)

‘25 Ekim de 15 Temmuz gibi darbedir’

Sendika, meslek örgütü ve siyasi partilerin oluşturduğu Emek ve Demokrasi için Güç Birliği, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasına tepki gösterdi. 

Kışanak ve Anlı’nın gözaltına alındığı 25 Ekim akşamının, tıpkı 15 Temmuz gibi bir darbe olduğunu belirten Güç Birliği, “Ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine ortak geleceği, diktatörlük inşasına karşı bir arada, omuz omuza mücadele etmekten geçmektedir” çağrısı yaptı. 

Yazılı bir açıklama yapan Emek ve Demokrasi için Güçbirliği, halkın seçtiği temsilcilerin mahkeme kararı olmaksızın görevden alınması ya da gözaltına alınmasının halkın iradesine karşı açık bir darbe olduğunu vurguladı. “Kimsenin kendini halkın iradesi yerine de mahkemeler yerine de koyma hakkı yoktur. Tepeden inme talimatlarla belediye başkanlarını gözaltına almak, seçilmiş kişileri suçlu ilan ederek belediyelere el koymak, açıkça halkın iradesine karşı bir darbedir” denilen açıklamada, Kışanak ve Anlı’nın gözaltına alınmasının demokrasiden, barıştan, emekten yana olan herkese verilmiş bir gözdağı anlamına geldiği ifade edildi. 

‘TEK DERDİ TEK ADAM DİKTASINI YASALLAŞTIRMAK’

Açıklamada, “Halkın vergileriyle alınmış silahlarla halkın iradesini gasp etmeye çalışmanın adı, 15 Temmuz akşamı da 25 Ekim akşamı da “darbe”dir. Yaşananlar göstermiştir ki, kendi ikballeri için ateşe benzin dökenlerin, ülkeyi ve tüm bir bölgeyi yangın yerine çevirmek dışında planları, programları, vaatleri bulunmamaktadır. Kürt sorununda “çözüm mözüm yok” diyenlerin ve bu doğrultuda sorunu büyüten adımlar atanların tek derdi, fiili tek adam diktasını yasallaştırmaktır” denildi. 

‘DİKTATÖRLÜK İNŞASINA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE’

Açıklamada şunlar ifade edildi: “Bu toprakları kanla ve gözyaşıyla yoğurarak kendine uygun bir model yaratmaya çalışanlar bilmelidir ki, Türkiye halkları bu akıldışı gidişe mahkum değildir. En büyük ihtiyacımız, bu hukuksuz, bu antidemokratik zihniyete karşı, tüm kutuplaştırma ve düşmanlaştırma çabalarını aşarak, demokratik bir ülkeyi inşa etmek için bir araya gelmektir. Ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine ortak geleceği, diktatörlük inşasına karşı bir arada, omuz omuza mücadele etmekten geçmektedir” (Ankara/EVRENSEL)

HDP: Demokrasi güçleri cesaretle birlikte yürümeli

Ankara’da partisinin il binası önünde konuşan HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, iktidarın ülkeyi özgürlükler, hukuk ve demokrasiden daha da uzaklaştırmak istediğini belirtti. Sancar, “Bütün demokrasi güçlerinin cesaretle, kesintisiz bir biçimde  birlikte yürümeleri gerekiyor” dedi. 

HDP Ankara İl Örgütü, Diyarbakır BüyükşehirBelediyesi Eş Başkanları Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasını il binası önünde yaptığı basın açıklamasıyla protesto etti. “Gülten Kışanak yalnız değildir”,”Fırat Anlı yalnız değildir” sloganları atılan açıklamada konuşan HDP Ankara İl Eş Başkanı İbrahim Binici, 15 Temmuz’da Cumhurbaşkanı’nın sokağa çağrı yaptığını hatırlattı. Binici, kendilerinin de haklarını sokakta aramaktan vazgeçmeyeceklerini söyledi. 

HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar ise “Bütün siyasi ve hukuki alanlarda ülkeyi özgürlüklerden, hukuktan, demokrasiden iyice uzaklaştırmak isteyen bu iktidarı demokratik direnişimize durduracağız. Bunun için Türkiye halklarının omuz omuza mücadele etmesi gerekiyor. Bütün demokrasi güçlerinin cesaretle, kesintisiz bir biçimde  birlikte yürümeleri gerekiyor” dedi. (Ankara/EVRENSEL)
 

Sıra sana gelmeden ayağa kalk!

İRFAN DAYIOĞLU / NURAY BAYINDIR

TC Hükümeti Kürt Halkının Seçilmişlerine Saldırıyor… Kürdistan’ın kalbi Amed (Diyarbekir)’e saldırıyor. Kürdistan’ın başkenti kabul edilen şehrin eş başkanlarını gözaltına alıyor. Kürt halkını büyük bir provakasyonun içine çekmeye çalışıyorlar.  Bugün Gülten Kışanak ve Fırat Anlı’yı gözaltına alanlar, devamında DBP ve HDP yöneticilerine ve hatta eş başkanlarına yöneleceklerdir. Bugün bizim sabrımızı sınıyorlar, bizim direnip direnmeyeceğimizi sınıyorlar. Eğer bugün ayağa kalkıp sokakları onlara dar etmezsek, yarın çok geç olacaktır.

Bu yapılanlar bir darbe uygulamasıdır ve görüyoruz ki darbe devam ediyor. Bu şekilde darbe girişimiyle mücadele ettiğini iddia edenler de halkla dalga geçiyorlar herhalde. Gülten Kışanak gündüz Meclis Darbe Komisyonuna ifade veriyor. FETÖ’cülerin yaptıkları ile ilgili önemli bilgiler açıklıyor. Ankara dönüşü Diyarbakır Hava alanında gözaltına alınıyor.  Bu darbenin devam ettiricilerinin AKP iktidarı olduğunu gösteriyor.

Her darbeden sonra Siyaset devre dışı bırakılır. Bugün Milliyetçi Cephe kuran AKP hükümeti de aynı şeyi yapıyor. Her darbeden sonra baskı şiddet, işkence artar. AKP ve Diktatör Erdoğan aynı şeyi yapıyor. Şimdi söyleyin, Türkiye’de yapılan tüm darbelerle bugünkü AKP Hükümeti uygulamaları arasında fark var mı?  Elbette yok.  Hepsinde aynı anlayış, aynı hedefler, aynı yöntemler. Baskı sindirme, zulüm ve işkence. Yapılan uygulamalara baktığımızda biz darbeye karşı mücadele ediyoruz söylemi arkasına saklanan Erdoğan darbeye karşı değil, darbeyi daha da derinleştirmek için uğraşıyor.

Erdoğan diktatörü eliyle Türkiye, hem içerde hem dışarda büyük bir bataklığa doğru sürükleniyor. Erdoğan diktatörü artık akıl sağlığını kaybetmiş narsist hezeyanlarla hareket ediyor. İçerde FETÖ ile, dışarda DAİŞ ile “mücadele” adı altında öncelikle Kürt halkına, ardından da tüm demokratik güçlere karşı kanlı bir savaş yürütüyor.  Bütün bunlar kendi sonunu biraz daha geciktirmenin çırpınışlarıdır aslında.  Ortadoğu’da süren savaşta bugüne kadar hep kaybedenlere yatırım yapan Erdoğan, 15 Temmuz sonrası bir şans yakaladığına inanarak şimdi yeniden oyuna dahil olarak işlediği suçların üstüne örtecek bir zafer kazanmanın peşinde. Ama çabaları nafiledir. O kazansa kazansa bir Pirus zaferi kazanabilir ancak.

O ne DAİŞ’e karşıdır ne de FETÖ’ye karşı. Tam tersine bu güçlerle derin ilişkiler içinde olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Kendi söylemi ile “terör ile mücadelede yeni bir konsept” uyguluyor. Sözüm ona “sorunların kendilerini gelip bulmasını beklemeden, kendisi yerinde müdahale ile” çözeceğini söylüyor. Artık Erdoğan’ın tek stratejisi imha et, yok et sorun çözülür stratejisi oluyor.

Tüm muhalif medya’yı susturmasının altında da bu niyet yatıyor. O imha ederken yalaka medya’da onu pohpolamaya devam edecek.

Ama sanırım Saddam’ın sonunu unutmuşa benziyor. Sık sık hatırlatmakta fayda var. Kendisi saklanacak bir delik bile bulamayacaktır.

Kışanak ve Anlı’nın gözaltına alınmasına tepkiler ülkenin ve dünyanın birçok şehrinde gösteriler şeklinde devam etmektedir. Birçok parti ve STK açıklamalarla durumu protesto ediyor, kabullenilmemesini istiyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) bileşenlerinden Devrimci Parti, Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSGP), Amed Büyükşehir Belediyesi eş başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasına ilişkin açıklama yaptı.

“Ülke kanlı ve karanlık bir sürece sürüklenmek istenmektedir” uyarısının yapıldığı açıklamada, Kışanak ve Anlı’nın gözaltına alınması şöyle değerlendirildi:

“Bu gözaltı eylemi toplumsal muhalefet ve demokrasi güçlerine yönelen en ciddi meydan okumalardan birisi, halk iradesinin ayaklar altına alınmasıdır. AKP Meclis’i devre dışı bırakarak ülke yönetimini fiilen Erdoğan’ın ellerine vermiş, şimdi de bu fiili durumu hukuki kılacak değişikliklerin peşine düşmüştür. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eş başkanlarını hedef alan gözaltı saldırısı tüm ülkeye emek ve demokrasi güçlerine yönelik bir saldırıdır. Tüm emek ve demokrasi güçleri bu saldırıların ülkeyi tehlikeli bir gerilimin içerisine soktuğunu, durdurulmadığı takdirde tüm toplumu etkisine alacak karanlık bir tabloyu işaret ettiğini görmelidir.

Bu saldırı dalgasına karşı tüm gücümüzle birlik içerisinde karşı koyacağımızı, boşa çıkaracağımızı halklarımıza açıklarken, herkesi OHAL ve AKP saldırılarına karşı omuz omuza mücadele etmeye çağırıyoruz. Çılgınlık düzeyine varan bu saldırılar boşa düşürülecek halklar kazanacaktır. Diyarbakır Belediyesi eş başkanları derhal serbest bırakılmalı, OHAL uygulamalarına son verilmelidir.”

Kendisini demokrasi cephesinde gören her birey ve örgütsel yapının tutumu da böylesine net olmalı ve tabii ki sözde kalmamalı, eyleme dönüşmelidir.

Bugün Diyarbakır zindan direnişi öncülerinden Gülten Kışanak göz altına alındı. Yarın belki milletvekillerimiz de tutuklanacaktır. Sürdürülen topyekün bir imha savaşıdır.  Bu durum mevcut faşist iktidara karşı Topyekün bir karşı koyuşu ve direnişi zorunlu kılıyor. İnanıyoruz ki bu görkemli direniş mutlaka hayata geçirilecek ve zalimler hak ettikleri tarihin çöplüğüne süpürülecektir.

Çözüm; inadına birliktir!

RECAİ AKSU

Türkiye, demokrasiye değil, adı konulmamış diktatörlüğe doğru gidiyor…

Şimdilerde sürekli dile getirilen 15 Temmuz Darbe girişimi öncesi de Türkiye’nin içinde bulunduğu durum iç açıcı değildi, çok kötüydü ve Alevilerde bu kötü koşullardan nasibini alıyordu…

15 Temmuz darbe girişiminden sonra da değişen bir şey yok…

Diktatör “Üzüntü içindeyim hem rabbimize hem milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum” diyor…

Hak yok, hukuk yok, adalet yok, yargıda göz altına alınmış ve tutuklu, yani başvurulacak yargıda yok, yasama, yürütme ve yargı ortada yok, sadece ve sadece tek adam diktatörlüğü var!

Diktatöre ‘MİT Tırları’nı, diplomayı 17-25 Aralık tapelerini, ‘IŞİD Petrolleri’ni, Zarrab’ı servetini, Bilal’i soracak, hesap soracak ortada yargı yok!

Tanımlarsak: Türkiye anayasa ve hukukun dışına çıktı, yargı ve yasama tarafından denetlenemeyen, diktatörlüklerde görünen bir rejime dönüştü ve hak hukuk adaletin olmadığı, parlamentonun devre dışı bırakıldığı, aynısı olmasa da adeta Almanya’nın Nazi dönemindeki gibi adım adım parti devletine, parti yargısına doğru gidiyor…

Tek lider, tek parti rejimi… Diktatör ve zihniyeti 15 Temmuz darbe girişimi öncesi “Anayasayı tanımam!”, “Laiklik yeni anayasada olmamalıdır! Dindar bir anayasa olmalı!” ve “Laiklik dindarlığa engeldir!” demesinin anlamı: “Şeriat anayasası istiyoruz! İslami anayasa istiyoruz!” dememiş miydi?

AKP iktidarı dönemi, ayrımcılığın, eşitsizliğin, hukuksuzluğun arttığı, laiklik kırıntılarının bile yok edildiği, devletin tam anlamıyla bir AKP devleti olduğu, yalanın, rüşvetin ve yolsuzluğun neredeyse normalleştiği, siyasal İslam’ın her alanda öne çıktığı bir dönem oldu ve bu vahim durum15 Temmuz darbe girişiminden sonra da devam ediyor.

Diktötör ve zihniyeti “FETÖ ile mücadele ediyoruz” adı altında 15 temmuz darbe girişimiyle ilgisi ve alakası olmayan gazetecileri, aydınları, yazarları cezaevlerine dolduruyor …

Diktötör ve zihniyeti “Olağanüstü Hal (OHAL)” kapsamında kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile OHAL darbesi yapıyor… Fethullah Gülen Terör Örgütü diye adlandırılan FETÖ’yü kim destekledi, FETÖ’yü devlet kurumlarına kim yerleştirdi ve Diktatörle araları açılana kadar “Ne istedin de vermedik” diyen kimdi, Diktatörün bakanları neler söylemişti? Diktatör ve zihniyeti değil miydi? Bu yollarda beraber yürümediler mi?

Cumhuriyet’ten Tayfun Atay gelişmelerle ilgili “ Günümüz Türkiye’sinde en geçerli tarikat; Tayyibiliktir” diyor… Bana göre ise bunun adı “Tayyip Diktatörlüğü”dür…

Ayna gibi gözüküyor; Diktatörlük adım adım gerçekleşiyor…

Alevilerin içinde bulunduğu durum düşündürücüdür…

Zaman zaman dile getirdiğim ve halen geçerli olan düşüncemi bir kez daha ifade etmek istiyorum;

Örgütlenme sürecinde yer alan, halen Alevi kökenli demokratik örgütlerde yöneticilik yapanların, Alevi-Bektaşi toplumunun sorun ve sıkıntılarını içten duyup-duyumsayan bu insanların demokratik-kamusal ilişkilerinin istenilen düzeyde olmaması, Alevi-Bektaşi toplumunu rahatsız ediyor. Bir yandan Alevilere yönelik, saldırılar, ötekileştirme, bölme, marjinalleştirme çabaları, saldırıları giderek artarken, Alevi Öğretisi kirletilmeye çalışılırken, Alevilerin içinde bulunduğu durum hiç de hoş değil.

Bir yandan, Alevilere yönelik yalnızlaştırma politikaları, demokratik hak arayışlarını bastırma, Alevi örgütlerine yönelik bölme, etkisizleştirme, Alevi Hareketinin bağımsız duruşunu silikleştirme ve demokrasi güçleriyle bağlarını koparma operasyonları tüm mekanizmaları harekete geçirerek uygulamaya çalışılırken, Alevi Hareketi’nin içinde bulunduğu durum kabul edilebilir değildir… Alevi kurumlarını ve kadrolarını karşı karşıya getirerek, Alevi Hareketini zayıflatmak, kurumsallaşmasını önlemek diktatör ve diktatör zihniyetinde olanların her zaman amacı olmuştur. Bu senaryolar özellikle içinde bulunduğumuz yaşanılan dönemde daha da belirginleşiyor.

Bugüne kadar kimliği, inancı, kültürü inkâr edilen, katliamlara uğrayan; bütün bunlara karşın eşit haklar mücadelesinden dönmeyen Alevilerin içinde bulunduğu durum, çoğunluk tarafından pek açıkça dillendirilmese de düşündürücüdür… Alevi örgütlenmesi kurumsal bir yapıya kavuşamadığı için de, her seçim döneminde alt üst oluyor, tartışmalara sebebiyet veriyor ve Alevi toplumu zarar görüyor… Bu durum acı ama gerçektir…

Aleviler kendi amaçları ve ilkeleri doğrultusunda bağımsız hareket etmelidir

İsteyen herkes istediği partiden aday olabilir, bireyin özgürlüğü çerçevesinde her insanın aday olma hakkı vardır. Ancak, Aleviler hiçbir siyasi parti, örgüt, hareket ve ideolojik yapılanmaya bağlı olmamalı… Kendi amaçları ve ilkeleri doğrultusunda bağımsız olmalı… Aleviler hukukun evrensel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere bağlı olmalı ve bu ilkeleri her koşulda savunmalıdır…

Alevi-Bektaşi Toplumu bireylerinin ırkçı ve şeriatçı olmayan her parti ile birlikte çalışabilir, bu doğal bir haktır. Ama Alevilerin hiçbir partinin arka bahçesi olmaması gerektiğinin altını çizmek gerekir. Aleviler her zaman zalimin karşısında mazlumun yanındadır. Nerede bir haksızlık varsa, o haksızlığa karşı mücadele edilmelidir, ancak bunu yaparken taraftar olmak zorunda değildir. Taraftarlık insan haklarından yana olmaktır. Aleviler insan hakları açısından bakar, düşünce ve inanç özgürlüğünü savunur.

“Rızalık Şehri” Alevilerin ütopyasıdır…

Yaşamın temelini oluşturan hava, su, toprak, ateş Alevi öğretisinde kutsaldır. Alevi inancı yaşamı kutsar. Evrendeki tüm varlıkların birlikteliğine inanır. Doğaya saygılıdır. Kamil insan, kâmil toplumu savunur. Rızalık Şehri kuramıyla, insanların barış içinde, eşit koşullarda, birlikte yaşamını savunur. Şiddete, savaşlara karşıdır. Bütün inançlara saygılıdır. İnsanlar arasında; renk, ırk ayırımı yapmaz, ötekileştirmez. Yetmiş iki millete bir nazarla bakar. Halklar ve kültürler arasında dostluğu, kardeşliği, eşitliği ve dayanışmayı bir düstur olarak kabul eder ve yaşar. Her türlü haksızlığa karşıdır. Biat kültürünü reddeder. Kadının toplumda eşitliğini savunur.

Evet, biz Alevi öğretisinin, Alevi öğretimizin taraftarıyız… Alevilerin perspektifi bu olmalıdır…

Siyasi partilerin Alevi Hareketini belirleyen anlayış içinde olmaları doğru değildir…

Tercih ettikleri siyesi partinin Alevi Hareketi’ni belirlemesi, o siyasi partinin veya partilerin yararına ve çıkarına da değildir. Aleviler ırkçı ve şeriatçı olmayan partilere aynı uzaklıkta ve yakınlıkta olmalıdır.

Doğru olan yaklaşım; Alevilerin yıllardır savunduğu, insan hakları çerçevesinde bakan, düşünce ve inanç özgürlüğünü savunan, demokrasi penceresinden bakan ve “Tam demokratik ve laik Türkiye”yi savunan ve bir Alevi anlayışıdır. Yani Alevi Hareketinin bağımsız olmasıdır…

Sorunların temelinde kurumsallaşmamış Alevi örgütlenmesi yatıyor…

Alevilerin içinde bulunduğu kurumlarda iktidar hırsı, tek adam olma mantığı, körü körüne yandaşlık, düşünce üretme yerine yöneticiyi tekrar etme, birlikte konuşamama, karşıyı dinlememe, yanlışları görememe, yanlışta direnme, düşüncenin açıkça ortaya konulamayışı ve “ya bendensin ya değilsin anlayışı” Alevilerin anlayışı olamaz… Bu anlayış ve davranışlar kökten güvensizliği doğurur ki, böyle bir durum Alevi öğretisinin anlayışı olamaz…

İç çekişmelerden, çatışmalardan yoruldu insanlarımız…

Bütün bu sorunların temelinde de kurumsallaşmamış bir Alevi örgütlenmesi yatıyor…

Kişi değil ilke ve gelecek öngörülerini öne çıkarmalıyız… Kurumsallaşmalıyız…

Tam demokratik ve laik bir Türkiye mücadelesi vermeliyiz…

Dil, din, ırk farkı gözetmeden, içinde yaşanılan toplumun sorunlarını çözen, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, toplumun bütün katmanlarının üzerinde uzlaştığı sivil bir anayasaya ihtiyacımız vardır. Etnik ve inanç aidiyeti ne olursa olsun; Ülkemizde yaşayan tüm yurttaşların kardeşçe, barış içinde yaşadığı laik ve tam demokratik ve laik bir Türkiye için mücadelemizi ortaklaştırarak güçlendirmeliyiz. Alevi toplumunun demokratik kurumları olarak ülkemizdeki barış ve demokrasi mücadelesinin aktif aktörü olmalıyız.

Alevi toplumunun adeta tek bir yürek olduğu dönemlerdeki tabloyu, geç kalınmasına rağmen yeniden yaratmalıyız… Bugün dünden daha çok “İnsanları bütünleştirelim, kucaklayalım, kendimizi aşalım, kendimizi dayatmayalım” diyebilmeliyiz…

Alevi-Bektaşi toplumunun, “rızalıkla verilmiş ikrarına sadık olma” düsturumuz gereği; gerek Türkiye’de ve gerekse Avrupa’daki örgütlenmeleriyle dünden daha çok birbirleriyle kenetlenme ihtiyacı vardır…

Diktatör ve zihniyetinin Türkiye’yi adım adım ortaçağ karanlığına doğru sürüklediği bugünkü durum, hem Türkiye, hem de Avrupa Alevi-Bektaşi kesimlerinin kendi içinde yaşanan olumsuzlukları bir kenara bırakarak, birbirlerine karşı önyargılardan uzak yeni bir sayfa açması için yeterlidir.

Anayasayı tanımayan diktatör ve zihniyetinin Anayasa’nın 24’üncü maddesinde yer alan “Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” ifadelerini kabul etmesi beklenebilir mi? Alevilerin bugün daha örgütlü ve kurumsallaşmış olmasını dünden daha çok gerekli kılıyor.

Hakkı yenilmiş Aleviler, haklarını ancak kendileri gündemde tutabilir. Yüzyıllardır sindirilen, çocukları zorunlu din derslerine sokulan, asimile edilmeye çalışılan Alevilerin tarih boyunca insanlık sevgisiyle beslenen sesi dünden daha çok çıkmak zorunda.

Alevi-Bektaşi toplumu temsilcilerinin bir araya gelmeleri, sadece görev değil; tüm Alevi-Bektaşi toplumu için bir zorunluluktur. Alevi örgütleri içinde yıllarca emek veren, çaba harcayan, gücünü ve zamanını Alevi hareketi için harcayanların; nedeni ne olursa olsun, Alevi örgütlülüğü içinde olmayanların da bu örgütlenmelere kazanılması zorunluluktur. Alanlarında onca uzmanı; yetişmiş insanı olan Alevilerin, kendi bünyelerinde kimseyi harcama lüksü yoktur. Bu saatten sonra hiçbir şeyin tek tek kişilerin kararlarıyla olması mümkün değildir. Demokratik değişime herkes ayak uydurmalıdır. Yaşanan tüm olumsuzluklardan gerekli ders çıkarılarak, insanlar kişisel hırslarını, benlik kavgasını aşmalıdırlar. Yani kurumsallaşma, yeniden yapılanma şart.

Bugün içinde bulunduğumuz noktada ırkçı ve şeriatçı olmayan tüm demokratik güçlerle, aydınlarla bir araya gelinmeli; “Kürt Sorunu” da içinde olmak üzere, Alevilerin sorunlarının çözülmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi için meclis içinde ve dışındaki tüm demokrasi güçleriyle birlikte mücadele verilmelidir.

Alevi kurumlarımızda; Rızalık duygusu, dayanışma, paylaşımcılık, şeffaflık ve her düzeyde katılımcılık temel düsturumuz olmalıdır…

Alevilerin görevi; Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını ve senaryolarını boşa çıkarmak ve başarısızlığa uğratmaktır. Alevi Dinamiklerini; taleplerimizin yaşama geçmesi için, Alevi kimliğimiz için ülkemizde ve bölgemiz de demokrasi ve barışın sağlanması için harekete geçirmektir. Birliğimizi güçlendirmektir. Alevi Hareketinde kurumsallaşmayı ve demokratik işleyişi başarmaktır. Alevi Öğretimizi korumak ve üzerindeki tozları temizlemektir. Eğitim çalışmalarına, sanatsal, inançsal projelere ağırlık vermektir. Bölgemizde ve dünyada, Alevi toplulukları ve kurumları ile ilişkiler kurarak geliştirmektir. Birlikte hareket ve projeleri hayata geçirmektir. İnsanlık için, doğa için yararlı bütün, inançlarla, çevreci ve ilerleme güçleri ile bağ kurmaktır. Evrensel değerler için Musahiplik yaparak birlikte İnsanlık Davası için mücadele etmektir. Alevi kurumlarımızda; Rızalık duygusu, dayanışma, paylaşımcılık, şeffaflık ve her düzeyde katılımcılık temel düsturumuz olmalıdır.

Türkiye’nin içinde bulunduğu zor koşullara bu ruh ve yaklaşımlarla hazırlanmalıyız. Demokratik, laik, çok kültürlü, çok inançlı çağdaş bir Türkiye için Alevi dinamiklerini ve kurumlarını aynı hedefler için harekete geçirecek, ortak projelere ve birlikteliğe önem vermeliyiz. Gericiliğe, baskıcı totaliter rejime karşı en geniş Demokrasi Cephesi’nin oluşması için Öğretimizden gelen tarihsel sorumluluğumuzu almalıyız. Demokrasi Cephesi’nin oluşması için demokrasi güçleri ile eşit paydada buluşmalıyız. Yoldaş ve Musahip olmalıyız.

Alevi Hareketinin Yeniden Yapılanmaya İhtiyacı Var…

Alevi Hareketinde gözlemlenen dağınık ve olumsuz gidişata dur demeliyiz. Alevi Kurumları’nda yeniden yapılanma hedeflenmelidir. Rızalık ve demokratik işleyiş ve katılımcılık her düzeyde sağlanmalıdır. Türkiye’de ve yurtdışındaki Alevi Kurumları ile ilkeli ve Öğretimize uygun, birlikte çalışmalara önem verilmelidir.

Toplumsal tabanı olan bütün Alevi kurumlarının bir çatı altında ilkeli bir birliktelik oluşturulması amaçlanmalıdır. Bu oluşum Alevi toplumunun ortak hafızasının temsilcisi olacak ortak aklı olmalıdır.

Genel olarak Alevi Hareketi’ni zayıflatan, içe kapatan, boşa enerji tüketen, yukarıda belirtilen senaryolara hizmet niteliği taşıyan, neden olan, demokratik işleyişi engelleyen, rızalık göstermeyen, Alevi Öğretimizin genişliği ve olgunluğu ile bakmayan, kadroları tokuşturan, Alevi Hareketinin bağımsız çizgisini ve duruşunu bozan tüm girişimlere karşı koymak bir görevdir…

Alevi hareketi; şahıslara değil ortak davamıza hizmet etmelidir…

Alevi Hareketi’nde ortak akıl-ortak duruş ve ortak hareket etme ilkesi ve çalışma yöntemleri öne çıkarılmalıdır. Mücadelede araçlar ve kişiler değil, öğretimiz ve demokrasi mücadelesi öne çıkarılmalıdır. Alevi Hareketi; Alevi toplumunun ortak aklına ve beğenisine dayandırılarak, herkesi kapsayan, kadroların, Alevi toplumunun güvenini ve ikrarını alan, ortak akla-ortak duruşa hizmet edecek şekilde oluşturulmalıdır.

Alevi Hareketi Türkiye’deki ve dünyadaki Alevi Kurum temsilcilerini, Musahip kurumları buluşturan, Alevi toplumunda heyecan ve güven arttıran yeni açılımlar sunan ortak duruş sergilemelidir.

Ülkemizdeki sorunların çözümü ve barışı sağlamanın yolu; inadına yolda birlikten geçiyor…

Toplumu gericileştiren, kaos ortamı yaratan ve insanları can güvenliklerinden endişe ettirip, tehdit ederek bundan beslenen diktatör zihniyeti kendi karanlık hedefine doğru ilerliyor… Ancak baskı rejimlerinde görülen ve dünyada örnekleri bulunan bu durumu değiştirebilmenin yolunun toplumun birliğinden, iriliğinden diriliğinden geçiyor…

Çözümün, değişimin ve kalıcı barışın yolu; Alevi-Sünni, Türk-Kürt tüm farklı inanç ve etnik kökenlilerin bir arada barış içinde yaşamasını, kardeşliği, dostluğu, düşünce ve inanç özgürlüğünü, adaleti, hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi dünden daha çok savunmaktan geçiyor… Çözümün, değişimin ve kalıcı barışın yolu tam demokratik ve laik bir Türkiye için Alevilerin inadına iriliğinden, inadına diriliğinden ve inadına yolda birliğinden geçiyor…

Bir Türkün, bir Kürdün, bir Alevi’nin, bir Sünni’nin, bir askerin, bir polisin ve hangi etnik kökene ve inanca sahip olursa olsun tek bir insanın ölmediği, tek bir insanın burnunun kanamadığı tam demokratik ve laik bir Türkiye için tek çözüm; ırkçı ve şeriatçı olmayanların inadına birliğidir…

Evet, çözüm; inadına birliktir…

Şah Kalender Çelebi’nin inancı ve direnci yolumuza ışık tutsun…

E-mail: recaiaksu63@gmail.com

Not: Bu yazı Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun Yayın Organı Alevilerin Sesi’nin Eylül 2016 Nüshası’nda ( 207 Sayısı) Yayınlanmıştır.

 

‘Kitaplar suç ortağımız’

Derviş Şentekin ve Burcu Aktaş, Radikal Kitap’ın eski editoryal ekibi. İkili şimdi 1993’te yitirdiğimiz Rıfat Ilgaz’ın oğlu Aydın Ilgaz’a yol arkadaşı olup, usta yazarla oğlunun 1983’te kurdukları Çınar Yayınları’nı sırtlandılar. Faaliyetlerine Kırmızı Kedi Yayınları çatısı altında devam edecek olan yayınevi yeni bir enerjiyle hem Rıfat Ilgaz’ın eserlerini farklı sunumlarıyla hazırlayacak hem de yerli ve yabancı yazarların eserlerini okurla buluşturacaklar.

İlk transfer: Met-Üst

Çınar Yayınları’nın yazar ailesine pek çok ismin katılacağını, ilk transferin ise Metin Üstündağ (Met-Üst) olduğunu söyleyen Şentekin, yedi sekiz yıldan beri yeni kitap yayımlamayan Met-Üst’ün yeni şiir kitabını yayımlayacakları ve tüm kitaplarının da Çınar’dan çıkacağı haberini veriyor.

Yayınevinin Kırmızı Kedi’yle işbirliğini, çizgisinde bir değişim olup olmayacağını ve tüm yayın planlarını ise Aydın Ilgaz’a soruyoruz. Söze elbette ki yaşadığı dönemde baskılardan nasibini hayliyle almış Rıfat Ilgaz’dan girip bugün gazeteci, akademisyen ve aydınlara yapılan baskı, gözaltı ve tutuklamalara uzanıyoruz…

Aydın Ilgaz, “Bütün korkum” diyor, “inşallah babamın yaşadığını bu insanlar yaşamaz…”

– Babanız Rıfat Ilgaz’la birlikte Çınar Yayınları’nı açtığınız dönemin şartları, yasak ve baskılardan söz ederek başlayalım isterseniz…

12 Eylül’de babam tutuklanınca tüm yayınevleri babamın kitaplarını basmaya korktular. O sıra kitaplarını basmakta olan bir yayınevi de basmayacağını söyledi. Kitap imzalatmıyorlar, konuşma yaptırmıyorlardı. Çocukluğumdan beri babam hep yasaklıydı zaten. Ben de o sırada bir havayolu şirketinde üst düzey bir görevde çalışıyordum. Babama “Gel bu işi beraber yapalım” dedim. Başta “İşim gücüm var” deyip karşı çıktı ama ben onun babam değil, Rıfat Ilgaz olarak Türkiye’de yasaklı kalmasından çok rahatsız oluyordum. O yüzden açılmıştı Çınar Yayınları, ticari amaçla değil. Yabancı olduk, zenci olduk çünkü biz. Başkaldırı gibi bir şeydi bu, başardık da.

– Yayınevinin Kırmızı Kedi çatısı altına girmesi nasıl oldu? Neden gerek duydunuz buna?

Çınar Yayınları 33 senedir vardı. O zamanlar yayıncı yayıncılığını yapardı. Dağıtımı dağıtıcı, kitap satışını da kitapçı yapardı. Şimdi herkes hem yayıncı, hem dağıtıcı hem de kitapçı oldu. Böyle bir ortamda mutlaka kendi kadronu geliştirmen gerekiyor. Bugün Kırmızı Kedi’yi seçmem tamamen Haluk Hepkon’a olan sevgimden. Bu işi ancak birlikte yapabileceğimizi düşündüm. Onun başarılı dağıtım teşkilatı ve benim 33 senelik yayıncılık tecrübemi birleştirdik. Yaşım da ilerlediği için kendi başıma yaşatmaktansa bu yolu seçtik. Derviş’e, Burcu’ya, Haluk’a teşekkür etmeyi borç bilirim.

– Tüm yaşamınız babanıza yapılan baskıları, sansürleri, cezaevi yıllarını görerek geçti. Bugün de yazarlar, gazeteciler, akademisyenler benzer gerekçelerle tutuklanıp cezaevlerine kapatılıyor… Nasıl okuyorsunuz bugünü?

40 yıl önce yine Rıfat Ilgaz “Sınıf”tan ötürü hapis yatmış, biz hapishaneleri dolaşmıştık. Kitabının kabı kırmızı, adı “Sınıf”tı ve yayınevinin adı da Devrim’di. Yayınevi sahibi de en az babam kadar sıkıntı çekti. Babam bu olayları “Karartma Geceleri”nde yazdı. Bugün Tophane-i Amire Sanat Galerisi’nin bulunduğu yerdeki hapishanede yatıyordu babam. İkinci dünya savaşında, bomba atılır diye düşünülen ortamda, hapishanedeki siyasi mahkûmlar dışarı çıkartılıp, bileklerinden bir zincire bağlanarak eskiden Ali Sami Yen Stadı’nın bulunduğu, bugün gökdelenlerin dikildiği yere kadar sağlı sollu götürülüyorlardı. Şehir orada bitiyor, dutluklar başlıyor, karanlık ve ağaçlık olduğu için uçaklar göremiyordu. Benim bütün korkum inşallah babamın yaşadığını bu insanlar yaşamaz… Babam “Bir Özgürlük Şiiri”nde şöyle yazdı: “Bir liseli öğrenciyle vurulu bileklerim / Tek suçumuz hür insanlar gibi konuşmak / Kitaplar suç ortağımız” İşte bugünün şiiri… Bugünün siyasi mahkûmları, tutuklu gazetecileri, bilim insanları, aydınlarının tek suçu hür insanlar gibi konuşmak. Kitaplarsa suç ortağımız.

     

Peşmerge: Musul’da top artık Irak ordusunda

Musul harekâtı 9. gününü geride bıraktı. Peşmerge güçleri dün Musul’un Naveran Cephesi’ndeki Hursabad köyünde kontrolü sağladı. Operasyonun ilk haftasında peşmerge güçleri ve Irak ordusunun yaklaşık 70 köyü IŞİD’den kurtardığı, bin kilometrekare alanda kontrolü sağladığı ifade edildi. Alınan bölgeler Musul’un etrafında bir kuşak oluşturuyor. Kuzeydoğuda Başika’dan başlayan bu kuşak, doğuda Bartılla, güneydoğuda Hamdaniye ve güneyde Kayyara’ya kadar uzanıyor. Bu kuşağın bazı noktaları Musul kent merkezine 8 – 10 kilometreye kadar yaklaşıyor.

Erbil merkezli Rudaw gazetesi, Tiz Kharabi Gawra ve Tiz Kharabi Bchuk bölgelerinin de peşmerge kontrolüne geçmesinin ardından Kürt güçlerinin Musul’daki ilerlemesinin durduğunu yazdı. Buna göre, peşmerge gelinen noktada hendekler kazıyor. Bu hendeklerin ötesindeki operasyonu ise Irak ordusu gerçekleştirecek. Rudaw’a konuşan bir peşmerge komutanı, “Bu, Başkan Barzani’nin bize ilerlememiz için hedef koyduğu son nokta. Emir gelirse ilerleriz. Fakat şu an burada kalacağız” dedi.

Rusya: ABD okul vurdu

AFP’nin haberine göre Irak güçleri Musul operasyonunda ABD öncülüğündeki koalisyonun havadan desteğine rağmen IŞİD’den katı bir savunma ile karşı karşıya. AFP muhabirleri Irak güçleri ve peşmergenin bazı bölgelerde IŞİD’e karşı mesafe kat ettiği belirtilirken örgütün keskin nişancı ateşi, bombalı araçlar ve bubi tuzakları ile yanıt verdiğini aktardı.

Rusya Genelkurmay Başkanlığı yetkilisi Korgeneral Sergey Rudskoy, bir ABD savaş uçağının geçen hafta Musul’da kız öğrencilerin eğitim gördüğü bir okulu vurduğunu öne sürdü.

70 Ezidi kurtarıldı

IŞİD’in elinde esir tutulan 70 Ezidi, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin (IKYB) düzenlediği özel bir operasyonla kurtarıldı. Sputnik’e konuşan IKBY Diyanet İşleri Bakanlığı Ezidi Temsilcisi Xeyri Bozan, “Musul’da hâlâ üç bin kadar esir Ezidi var, onları da kurtaracağız. Ezidileri, Kürdistan hükümetine bağlı olan Ezidi kurtarma ofisimiz kurtardı” dedi.

Iraklı Süryaniler de Peşmerge güçlerinin saflarında yer alarak en önde savaşmaya başladı. Sputnik’e konuşan Süryani savaşçı Eli Halit, 500 Süryani savaşçısının operasyona katıldığını söyledi.

Canlı yayın yasağı geldi

Peşmerge güçlerinin bulunduğu cephelerden uydudan yayın yapan Erbil merkezli Kürt televizyon kanallarına yayın yasağı geldi. Rudaw TV, K24 TV ve NRT’ye Irak Bölgesel Kürt yönetimi Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan gönderilen yazıda artık canlı yayın yapılamayacağı bildirildi.

RUTBA IŞİD’DEN ALINDI

Irak güçleri, Suriye ve Ürdün sınırındaki Rutba kentini IŞİD’den aldı. Dikkatleri Musul’daki operasyondan uzaklaştırmak isteyen IŞİD, Rutba ve Kerkük’e saldırmıştı. Tümgeneral İbrahim el Mahalawi, Rutba kentinin IŞİD’den temizlendiğini açıkladı. IŞİD’in kentte önceki gün aralarında güvenlik güçlerinin de olduğu beş Iraklıyı infaz ettiği belirtildi. Öte yandan Kerkük’e yönelik saldırıyla ilgili olarak Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in dayısının oğlu Nezher Hemud Abdulgani’nin de aralarında bulunduğu 10 kişi gözaltına alındı.