Ana Sayfa Blog Sayfa 6184

Yargı yine erkeği korudu

Şort giydiği için Ayşegül Terzi’ye saldıran Abdullah Çakıroğlu isimli erkek, tahliye edildi. Kadınlar karara sloganlarla tepki gösterdi

İstanbul’da 20 Eylül günü Çekmeköy’den Şile yolu istikametinde yolculuk yapan Ayşegül Terzi, Abdullah Çakıroğlu isimli erkek tarafından ‘şort giydiği’ için suratına tekme atılarak darp edilmesine ilişkin açılan davanın ilk duruşması Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi 40. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Abdullah Çakıroğlu’nun “Kasten yaralama, hakaret, halkı kin ve nefrete tahrik, yaşam tarzına müdahale, inanç düşünce ve kanaat özgürlüğüne aykırılık suçu”ndan yargılandığı dava İstanbul Barosu, İzmir Barosu, Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuk Komisyonu, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu, Milletvekili Aylin Nazlıaka, KCDP ve Halkevleri Kadın Sekreteryası’nın müdahillik talebinde bulunarak duruşmaya katıldı.

Saldırgan erkekliğe ‘hastalık’ kılıfı!

Duruşmada sanık olarak yargılanan Çakıroğlu, savunmasında psikolojik sorunları olduğunu ve daha öncesinden tedavi için Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıklarına gittiğini bahane ederek, erkek şiddetine ‘hastalık’ kılıfı buldu. Saldırgan erkek Çakıroğlu, bir hocadan aldığı ilaçlarla düzeldiğini ancak hastalığının tekrar nüksettiğini iddia etti. Terzi’nin otobüsteki oturuşunu ‘müstehcen’ bulduğunu söyleyen Çakıroğlu, “Doğru oturmasını söyledim. Sonra istem dışı reflekste bulunarak tekme attım” dedi. Savunmasının devamında eril söylemlerde bulunan Çakıroğlu, “Anayasamız İslam’dan alınmalı. Seksi giyinene kırbaç vurulur. Doğrular Kuranı Kerim’de yazıyor. Kadının örtüsünün olması gerekiyor. Aksi durumda insanda şehvet duygusu uyanıyor” dedi.

Terzi: Can güvenliğim yok

Olay günü yaşadığı travmanın etkisiyle zorlukla konuşabilen terzi ise, şikayetçi olsuğunu ve Çakıroğlu’nun evine yakın orduğunu, can güvenliğinin olmadığını belirterek tutukluluk halinin devamını istedi.

Uluslararası sözleşmeler hatırlatıldı

Avukat savunmalarında ise Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler hatırlatılarak, yargılamanın bu kapsamda ele alınması gerektiği belirtildi. Savunmaların ardından olay günü otobüste bulunan tanıklar konuştu. Tanıkların konuşmalarından sonra otobüste bulunan kamera görüntülerinden olay anı izletildi. Sanık erkeğin avukatı da müvekkilinin akıl hastası olduğunu ileri sürerek, savunmasını bu yönle gerçekleştirdi ve tahliyesini talep etti.

Kadınların müdahillik talebi kabul edildi

Savunmaların ardından mahkeme heyeti aralarında, İstanbul Barosu Kadın Hakları Komisyonunu, Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuk Komisyonu, İzmir Barosu ve Aylin Nazlıaka’nın da bulunduğu bazı kadınların davaya müdahilik talebini kabul etti. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun müdahilik talebi ise, gelecek duruşmada karar verilecek.

Kadınlar kararı sloganlarla protesto etti

Verilen aranın ardından mahkeme heyeti, tutuklu yargılanan Çakıroğlu için psikolojik sorunlarının olup olmadığı yönünde sağlık raporu isteyerek, hakkında tahliye kararı verdi. Kararın ardından Ayşegül Terzi fenalık geçirirken, kadınlarda sloganlarla karara tepki gösterdi. Kararı kınayan kadınlar adliye önünde basın açıklaması yapacak.

Duruşma 21 Aralık tarihine ertelendi.

Kaynak: JINHA

AA, Musul-Kerkûk meselesinde noktayı koydu: Tapuları bizde!

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Missak-ı Milli çıkışından sonra harekete geçen Anadolu Ajansı (AA) Musul ve Kerkûk’un Osmanlı Devleti dönemindeki “tapu”larını ortaya çıkardı.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Dairesi Başkanı Zeynel Abidin Türkoğlu, ile görüşen AA, arşivde 1847 öncesi döneme ait Musul’un 87, Kerkük’ün de 96 tapu tahrir defterinin bulunduğunu söyledi.

Erdoğan’a özenerek, Musul ve Kerkûk’ta hak iddia eden Türkoğlu, “Bu tapu kayıtları, bizim, oralarda bulunduğumuzun ve zamanında oraların bizlere ait olduğunun, bizim oralarda hak talep etme durumunda olduğumuzun belgelerdir” dedi.

Türkoğlu, “Musul ve Kerkük’teki tapu kayıtlarının yok edildiğine, yandığına” dair haberlerin gerçeği yansıtmadığı “müjdesi”ni de vererek, “Hiçbir endişeye mahal yok. Musul ve Kerkük’ün kayıtları bizde” diye konuştu.

Hızını alamayan Türkoğlu, Osmanlı dönemine ait Halep’teki tapu kayıtlarına ilişkin olarak da 32 defterin bulunduğu ve bu defterlerdeki kayıtların 1855-1918 yıllarını kapsadığını söyledi.

İSTANBUL

Eşbaşkanların gözaltına alınmasına kelepçeli protesto

HDP Milletvekili Meral Danış Beştaş, Amed Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları Kışanak ve Anlı’nın gözaltına alınmasını Meclis Genel Kurulu’na getirdiği kelepçe ile protesto etti

Meclis Genel Kurulu’nda söz alan HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, Amed Büyükşehir Belediye eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasına Başbakan Binali Yıldırım’ın oturduğu sıraya kelepçe bırakarak tepki gösterdi. Amed’in Kürt halkının gözbebeği olduğunu belirten Beştaş, AKP sıralarına doğru “Kesintisiz darbe sürecine karşılık kesintisiz direniş süreci bugünden itibaren başlamıştır ve biz demokratik tepkimizi her zeminde göstermeye devam edeceğiz. Sizin siyaseten söyleyecek bir sözünüz yok. Siz zorbalıkla, zulümle, baskıyla ve işkenceyle bu ülkeyi yönetmeye çalışıyorsunuz. Bizimle siyaseten çarpışamıyorsunuz belediye başkanlarını, il başkanlarını alıyorsunuz” şeklinde konuştu. Beştaş, konuşmasının ardından yanında getirdiği kelepçeyi, genel kurul salonunda Başbakan’ın oturduğu sıraya bıraktı. Daha sonra ise Beştaş, kelepçeyi konuşma yapılan kürsüye bırakarak yerine geçti.

Kaynak: DİHA

Valilik neyi yasaklayacağını şaşırdı

Diyarbakır Valiliği, Amed’te toplu kepenk kapatma eylemini yasakladı

Diyarbakır Valiliği, Amed’te işyerlerinin toplu olarak kepenk kapatmasını yasakladı. İşyerlerinin toplu olarak kapatıldığını gözlemlediklerini belirterek, “İlimiz sınırları içinde bulunan işyerlerinin toplu olarak kapatılması Kabahatler Kanununun 32’nci maddesi hükmü gereğince yasaklanmıştır. Emre aykırı hareket eden kişiye 100 Türk Lirası idari para cezası verilir” açıklaması yaptı. Daha önce Tunceli Valiliği de, Dersim’de kepenk kapatmayı yasaklayarak akıl almaz bir karara imza atmıştı.

Kepenk kapatmanın yasaklanması kararının Amed Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınması ve belediye binasının işgal edilmesinin ardından alınması ise dikkat çekti.

Polisin saldırılarına rağmen vekiller ve halk direnmeye devam ediyor

Halkın Amed Büyükşehir Belediyesi önünde bekleyişi sürerken, İmralı Heyeti üyesi Ceylan Bağrıyanık’a, eylem sırasında polisler tarafından yerde sürüklenerek işkence yapıldı

Amed Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanlarının gözaltına alınması ve belediye binasına yapılan baskını protesto etmek amacıyla yüzlerce yurttaş belediye önüne akın etti. Polisin bina çevresini abluka altına alması nedeniyle Lise Caddesi üzerinde toplanan kitleye polis saldırdı.

Tüm saldırılara rağmen halk direniyor

Saldırıya geçmeye hazırlanan polislerin önüne geçen Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Feleknas Uca, Besime Konca ve Ayşe Acar Başaran polis saldırdı. Vekillerin üzerine kalkan ve coplarla yürüyen polisler, Uca, Konca ve Başaran’ı darp etti. Polisler tarafından darp edilen Uca cop darbeleri nedeniyle fenalık geçirdi. Polisin kitleye tazyikli su ile müdahale etmesine rağmen Lise Caddesi’nden ayrılmayan yurttaşlar, “Direne direne kazanacağız” ve “Baskılar bizi yıldıramaz” sloganları atıyor. Kitlenin sayısı her geçen dakika artıyor.

Halk Bağrıyanık’ı polislerin elinden aldı

Halkın yoğun katılımının olduğu eylemde kitle, kepenklere vurup gürültü çıkararak polisin saldırılarını protesto ediyor. Öğle saatlerinde kitleye saldıran polisler İmralı Heyeti ve Kongre Jinan Azadî (KJA) üyesi Ceylan Bağrıyanık’ın da yerlerde sürükleyerek darp etti. Bir grup polisin darp ettikten sonra sürükleyerek gözaltına almaya çalıştığı Bağrıyanık, araya giren milletvekilleri ve yurttaşlar tarafından polisin elinden kurtarıldı.

Gözaltılarla ilgili bilgi alınmadı

Öte yandan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuktan Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Aysel Tuğluk ile Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD) Eşbaşkanı Gülşen Özbek adliyeye giderek, belediye önünde gözaltına alınan yurttaşlarla ilgili bilgi aldı. Savcılık görüşmesinde, aralarında KJA Dönem Sözcüsü Ayla Akat Ata’nın da bulunduğu 26 kişinin gözaltında olduğu, dosyada kısıtlama kararı olduğu için daha fazla bilgi verilemeyeceği bildirildi.

Savcının polis müdahalesine ilişkin ise yurttaşların “herhangi bir saldırıda bulunmadığı müddetçe” eylemlerini sürdürebileceğini söylediği öğrenildi.

Vekillere ikinci saldırı

Yurttaşları darp ederek gözaltına alan polis, HDP milletvekilleri Çağlar Demirel, Besime Konca, Leyla Birlik, Dirayet Taşdemir, Selma Irmak ve Ferhat Encu’nun etrafını sararak darp etti. Kalkan ve coplarla vekillere saldıran polislerin başındaki amirin, bir ara “Vekilleri de gözaltına alın” demesi dikkat çekti. Buradaki saldırıda 10 yurttaş gözaltına alınırken, kitlrnin bekleyişi sürüyor.

ÇHD’den Kışanak ve Anlı açıklaması

ÇHD İstanbul Şubesi, gözaltına alınan Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın serbest bırakılmasını istedi

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Siyasal iktidarın Kürt halkına yönelik saldırı ve asimilasyon politikalarını yükseltmek ve gelinen noktada mücadeleyi tamamen yok etmek için elinden geleni yaptığını ifade eden ÇHD açıklamasında, “Yaşanan gözaltı işlemi ve Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığının açıklaması birlikte değerlendirildiğinde açıkça görülmektedir ki, siyasal iktidar Kürt halkına yönelik saldırı ve baskılarını daha da artırarak sürdürecektir” diye belirtti.

‘Kürt halkının yanındayız’

“Ne yapılırsa yapılsın gerçeklerin üstü örtülemez” denilen açıklamada şunlar belirtildi: “Kürt halkının kendi oyları ile seçtiği Belediye başkanlarına yönelik hukuk dışı bu uygulama asla kabul edilemez. Gültan Kışanak ve Fırat Anlı derhal serbest bırakılmalıdır. Kürt halkına yönelik yok etme politikalarına son verilmelidir. Çağdaş Hukukçular Derneği olarak Kürt halkının yanında olduğumuzu bir kez daha tekrarlıyor ve tüm üyelerimizi ve kamuoyunu dayanışmaya çağırıyoruz.”

Kaynak: DİHA

Yüksekdağ: Bugün de yarın da sokaklarda olacağız

Amed Büyükşehir Belediyesi önünde halk direnişinde yer alan HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel saldırıları ‘darbe’ olarak niteledi. Yüksekdağ, halk iradesine açık bir saldırı olduğunu belirterek, ‘Başkanlık rejimi, başkanlık dayatması adı altında Türkiye bir felakete, bir uçuruma doğru sürükleniyor’ dedi. Yüksekdağ, ‘Bugün de yarın da sokaklarda olcağız’ diye konuştu

Amed Büyükşehir Belediye eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın gözaltına alınması ve ardından belediye binasının polisler tarafından kuşatılması ile başlayan eylemler sürüyor. Belediye önünde toplanan kitleye ve seçilmişlere dönük saldırılara karşı direniş giderek büyüyor. Belediye önüne gelen HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ile birlikte DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, HDP Grup Başkanvekili Çağlar Demirel, HDP’li milletvekilleri Ziya Pir, Dirayet Taşdemir, Besime Konca, Ferhat Encu, Leyla İmret, Ayşe Acar Başaran, Behçet Yıldırım ile DTK Eşbaşkanı Leyla Güven, DBP ile HDP il, ilçe yöneticileri de yapılacak açıklama için hazır bulundu. Tuncel ve Yüksekdağ, ablukaya rağmen açıklamada bulundu.

‘Dünyada Kürt halkına dönük düşmanlık’

Uzun süredir AKP’nin demokratik siyasete yönelik baskı ve zor politikalarını uyguladığını ifade eden Sebahat Tuncel, “AKP hükümeti 15 Temmuz’u bahane ederek siyasi darbesini katmerleştirmiştir. Irak Kürtlerine karşı düşmanlık, Rojava’da Kürt halkına yönelik düşmanlık, dünyada Kürt halkına dönük düşmanlık. Düşmanlığını kirli politikasıyla sürdürüyor. Saldırıları, düşmanlığı şimdi Kürt halkının kazanımlarına kadar varmıştır. Biz tüm saldırılara karşı şimdiye kadar demokratik siyasetten vazgeçmeyişimizin sonucu olarak yüzde 12 oy almışız. AKP bu sonucu ortadan kaldırmak için ülkeyi darbeye sürüklemiştir” dedi.

‘Protesto hakkımız elimizden alınıyor’

AKP’nin kirli politikası ile ülkenin işkencehaneye dönüştüğüne dikkat çeken Tuncel, şöyle devam etti: “Şimdi burada karşılaştığınız manzara bunun en açık örneğidir. Halkın iradesine yaklaşım göz önündedir. Eşbaşkanlarımız hukuksuz gözaltına alındığı için buradayız. Halka hizmet ettikleri için gözaltına alındılar. Biz barışçıl bir anayasa istediğimiz için mücadele ediyoruz. Asıl bölücülük ve terörizmi uygulayanlar AKP hükümetidir. Belediyelerimize zorla el koyuyor, protesto hakkımızı elimizden alıyorlar. Bir an önce bu hukuksuzluğa son verilmeli.”

‘Halkın demokratik mevzileriyle oynanıyor’

Yüksekdağ ise, Anlı ve Kışanak’ı gözaltına alan zihniyeti kınayarak, AKP hükümetinin her aşamada toplumun sinir uçlarıyla oynadığını ifade etti. Yüksekdağ, “Her bir aşamada barış, demokrasi ve halkın demokratik mevzileriyle oynadılar. Her aşamada kendi egemenliklerinin tesisi için bildikleri tüm kirli yöntemleri devreye koydular. Bugün de başka bir yöntemle karşı karşıyayız. Halk iradesine açık bir saldırı var. Şu an açık bir darbe ve açık bir rejim ile karşı karşıyayız. Kimse bu durumu, yaşadığımız bu günleri normal siyasal meşru demokratik bir süreç ve rejim olarak satmaya, dünyaya ülkeye halklara böyle anlatmaya çalışmasın. Başkanlık rejimi başkanlık dayatması adı altında Türkiye bir felakete bir uçuruma doğru sürükleniyor. Bölgesel bir savaşa, içeride bir savaşa ve kaosa doğru sürüklendi ve bu savaş ortamı aşama aşama, adım adım siyasi iktidar tarafından derinleştiriliyor” şeklinde konuştu.

‘Halkçı belediyecilik yapmanın bedeli ödeniyor’

“Bugün bir büyükşehir belediyesinin seçilmişlerinin gözaltına alınmasının, bu savaşı derinleştirmekten başka hiç bir anlamı yoktur” diyen Yüksekdağ, şunları aktardı: “Bu siyasi iktidar Türkiye’yi bölmüş ve halkla bağını koparmıştır. Halkçı belediyecilik yapmanın bedeli ödeniyor. Hırsızlık, yolsuzluk yapmamanın, ihaleye fesat karıştırmamanın bedeli, faturası ödeniyor. Biz halkçı belediyeciliğin faturasını her yerde ödedik, bundan gurur duyarız. Ama siz bu durumu halka nasıl açıklayacaksınız. Diyarbakır’ın yüzde 60’ına nasıl açıklayacaksınız. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atamanın da bir hazırlığıdır. Böyle bir rezaleti kabul etmemiz beklenemez” dedi.

‘Kışanak sizden beter darbeciler gördü’

Kışanak’ın Darbe Komisyonu’nda konuştuğu aynı gün darbe ile karşı karşıya kaldığına dikkat çeken Yüksekdağ, “İktidar ‘Artık darbenin ipleri benim elimde’ diyor. Kürt halkının soylu duruşu olmasaydı bu memleket ne olurdu. Vicdan sahibi olan bu soruyu sorsun. Gözaltına aldığınız Kışanak, sizden ne beter darbecileri gördü. Halk kendi siyasi gücünü yarattı. Her darbeye karşı durdu bu halk. Darbeciler gidecek, bu halkın seçilmişleri kalacak. İrademize, oyumuza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Bugün de yarın da sokaklarda olacağız. Demokrasi ve özgürlükler için halklarımız hakkına sahip çıkmaya devam edecektir” diye konuştu.

‘İrademiz serbest kalana kadar buradayız’

Konuşma ardından DBP ve HDP Eşbaşkanları ve beraberindeki vekiller ile halk “Direne direne kazanacağız” sloganları ile yürüyüşe geçti. Ardından kendi aralarında değerlendirme toplantısı yapıldı. Toplantı ardından konuşan HDP Amed Milletvekili Çağlar Demirel, “İrademiz serbest kalana kadar buradayız. Nöbet eylemimiz süresiz devam edecek. Türkiye’nin her yerinde Amed’te yapılan bu darbeye karşı direnmeye, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Bekleyişimiz devam edecek” diyerek, nöbet eylemi başlattıklarını açıkladı.

Halkın belediye önünde bekleyişi devam ediyor.

Kaynak: DİHA

Bajar İstanbul’da konser verecek

Adana Film Festivali’nden sonra Altın Portakal’da da En İyi Müzik Ödülü’nü alan Bajar 2 Kasım’da KadıköySahne’de dinleyicileriyle buluşacak.

2016 yılı Altın Portakal En İyi Müzik Ödülü’nü “Babamın Kanatları” filmine yaptığı müzik ile Bajar aldı. Bajar adına ödülü alan Burak Korucu, Bajar grubunun, tıpkı “Babamın Kanatları” filmi gibi ana akım sinemanın ve medyanın görmediği hikâyeleri ele aldığını vurguladı ve “Fırat suyu Marmara’ya karıştı artık, bunun üzerine daha fazla düşünmemiz lazım” dedi.

Bajar, “Babamın Kanatları” filminin müziklerini yaparken kendi albümlerinde yer alan “Fırat suyu Marmara’ya karıştı” ve “Emele” adlı şarkılarının temel cümlesine odaklanmış: “inşaatlar yapıyorum ama benim kalacak bir evim yok.

Bajar, 2007 yılından bu yana müzik yapıyor. Albümlerinde ağırlıkla “şehir ve göç” temalı kendi şarkılarına yer veren Bajar, filmin konusunun kendi işledikleri temalara yakın olması nedeniyle bu filme müzik yapmayı istediklerini, ancak bazı noktalarda da zorlandıklarını dile getiriyor.  Film, senaryo ve kurgu itibari ile ajitatif bir dilden ve kolay trajedi kodlarından uzak kalarak konuyu iş cinayetleri ve kan parası çizgisinde tuttuğu için, müziklerde de aynı yol izlendi. Kolay etkileşen alışılmış ana akım film ve dizi müziği yaklaşımından uzak duruldu ve film müziğinin soundu, ritm ve elektronik müzik üzerine kurulurken, ambiyans sesleri muhafaza edildi. Filmde, yönetmen Kıvanç Sezer’in de yönlendirmesi ile tasarruflu bir müzik kullanımı tercih edildi. Şehir, inşaat, ölüm, göç, inşaat işçisi İbrahim’ in yaşadıkları ve düşünceleri, müziklerdeki temel çıkış noktalarını oluşturdu.

Bajar, film müziğini şöyle değerlendiriyor; “Müziğin minimal kullanımı, entelektüel bir estetik tercihten çok, temel tuzaklardan kaçma çabasının bir sonucu olarak görülebilir. Sonuç olarak müziklerde yoğun bir ruh, düşünce ortaya çıktı ve ortam sesleri buna önemli bir  katkıda bulundu. Final jeneriğinin güçlü, ve isyankar olması, Bajar’ ın iş, emek, sömürü vs. konularına genel yaklaşımını ortaya koyuyor.”

Bajar son albümü Hoşgeldin’i 2012 yılında çıkarttı. (KÜLTÜR SERVİSİ)

Sansürün gölgesinde kalan festival: Antalya

SEVDA AYDIN

Antalya’nın yerel yönetimlerinin 53 yıl boyunca düzenlediği “Altın Portakal Film Festivali” bu yıl da gerçekleşti. Bir hafta boyunca dünya ve Türkiye sinemasının önemli isimlerinin son örneklerini izlediğimiz festivalin “ana medya sponsorlarına” baksak, her şey şahane görünüyor! Ama bol şaşaanın, kırmızı halıların, büyük sinema perdelerinin, sahneden defalarca yapılan teşekkürlerin, lüks otel odalarının gizlediği, örtmek istediği, gizli olmayan ama açıktan da pek konuşulamayan pek çok yönü vardı festivalin.

Okurlarımız hatırlar; 2 yıl önce aynı festival alanında Reyhan Tuvi’nin belgeseli “cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle festivalden kaldırılmıştı. Bir sonraki yıl ise belgesel yarışması bölümü tümden ortadan kaldırıldı! Sansür eleştirilerini ciddiye almayan ve her eleştiriye duvar ören festival yetkililerinin elinde “kara listeler” olduğunu gördük bu sene. Festivalde olmaması hiçbir şekilde kabul edilemeyecek olan sinema yazarlarını festivale davet etmeyecek kadar kişisel husumete çevirmiş yetkililer tartışmayı. Teyit ettiğim bilgilere göre festival yönetimi 2 yıl önce yaşanan sansür tartışmalarının ardından festivali boykot eden sinema yazarlarını “Başımıza iş açanlar” listesinde tutuyor. Lakin festival yetkililerinin bu tutumu, istenildiği gibi sinemacıların, oyuncuların ve izleyicilerin gözünden de kaçırılamıyor.

Sinema ahalisinden konuştuğum herkes festivalde yaratılan bu durumu oldukça sert eleştiriyor. Kimi yerlerde dile de getiriyorlar ama problemin çıkmaza giren yanını değiştirmek için bu eleştiriler, öneriler yetersiz kalıyor. Festival başkanı Türel  ve ekibi bırakın eleştirilere cevap vermeyi, problemi görmezden gelen ve açıktan sürdürülen bir husumet olarak görüyor. Onlara göre sansür ve sonrasında yaşananlar “Festivali yıpratmaya yönelik birtakım hain planlardan” başka bir şey değil. İki yıl önce nasıl bakıldıysa bugün de aynı noktadan yaklaşıyorlar.

Türkiye sineması bunu ilk defa yaşamıyor kuşkusuz, hatta sansürü, eleştiriye kapalı yetkilileri, siyasi iktidarın ideolojisine göre şekle bürünen festivalleri çok yakından tanıyor.

Festivale giderken aklımda üzerinden iki yıl geçen sansür tartışmasının bugün nasıl görüldüğü, sinemacıların son yılların en büyük sansürün yaratıcıları olan festival ekibiyle ilişkisinin nasıl olduğu sorusu vardı. Eser işletme belgesi dayatmasıyla sansür sopasını elinde tutan festival,  sinema için büyük bir problem. Dolayısıyla bu problem ortada dururken nasıl bir dil tutturulacağı, sinemacı ve festivali idare edenler arasında nasıl bir iş birliğinin olduğu sorusu önemliydi.

Bu soruyu sorduğum bir sinemacı Türkiye sinemasının çıkmazda olduğunu söyledi; “Sansür hep başa belaydı fakat şimdi siyasi süreç bahane edilerek pek çok festival iptal ediliyor. Kültür Bakanlığı barış imzacısı sinemacılara destek vermiyor. Vizyona girebilmek, fazla sayıda kopya ile çıkmak, salonda birkaç hafta kalabilmek büyük sıkıntı. Bütün bunlara karşı bizimkiler ise bir arada durmayı başaramıyor.”

Antalya’da yaşanan ve ardından dalga dalga ülkedeki sinema festivallerine yayılan sansüre karşı uzun çabalarla yan yana gelmiş sinemacıların toplandığı forumlarda da buna benzer görüşler sık sık duyuluyordu. Sansüre Karşı Özgür Sinema Platformu bu süreçte kurulmuştu. Platformun sansüre karşı yaptığı ilk eylemin imzacı sayısı ve katılımcılarının azlığı göz önüne alındığında bu görüş haklı çıkıyor.

Festival/festivaller sansürle anılırken bir diğer çözümsüz sorun da festival iptalleri. Son olarak iptal edilen Malatya Film Festivali’nden bir yönetici Antalya Film Festivali’nin konuğuydu. Yapılması planlanan ve hazırlıkları sonlanmak üzereyken iptal edilmesi kararlaştırılan festival “FETÖ soruşturmaları” nedeniyle iptal edildi. İptal eden siyasi mekanizma kararı alırken festival komitesine danışmazken, kararı açıklamakta da epey yavaş davrandı. Bugün siyasi sebeplerle sergiler, festivaller iptal edilirken, sanatçılar işsiz bırakılırken, sinema programları kanalsız kalırken bu sürecin nasıl devam edeceğini hep beraber göreceğiz.

‘ANTALYA BÖYLE DEĞİLDİ…’

Tüm dünyada sinemanın ve üreteninin fazlasıyla önemsediği yerlerden biri de festivallerdir. Aynı ülkede film yapan pek çok sinemacı buralarda da tanışıyor, dünya sinemasından isimlerle ve filmleriyle buluşma fırsatı yakalıyor, oyuncu ve yönetmenler seyirciyle film sonrası sohbet etme şansını en çok festivallerde yakalıyor.

Ne yazık ki Antalya Film Festivali 2 yıl önce yaşanan sansür tartışmalarının gölgesinden kurtulamamış, başta sinemacıları, sinema yazarlarını, muhalif basını ve yıllarca festivali takip eden Antalyalı izleyiciyi sinemadan, sinemacılardan uzaklaştırmış durumda.
Emekli  bir avukat olan ve 50 yıldır festivali takip eden Antalyalı bir kadın seyirci ile gösterim öncesinde yaptığımız sohbet ise seyircinin festivale ve yerel yönetime neden küstüğünü açıklıyordu. EXPO 2016 Antalya adını taşıyan ve “Antalya için büyük yatırım” olarak sunulan etkinlik alanının büyük bir zeytinlik alanının yıkılmasıyla inşa edildiğini anlatan izleyici, halka danışılmadan başlanan bu inşa öncesinde yapılan eylemlere, imzalara, dilekçelere hiçbir şekilde cevap alamadıklarını da anlattı. “Eskiden konu komşu, çoluk çocuk tüm Antalyalılar festivali beklerdi, filmleri kaçırmazdı. Şimdi insandan uzak bu yerde festival yapıyorlar. Antalya böyle değildi. Eski Antalyamız’ı çok özlüyoruz. Festival de böyle değildi, biz de film festivallerini çok özlüyoruz.” diyor izleyici.

FESTİVALDEN İLGİNÇ GÖRÜNTÜLER…

Bu başlığı taşıyan haberler genelde kırmızı halıdan renkli görüntülerden, “eğlence dolu dakikalar”dan, yerel ve merkezi yöneticilerin bir arada olduğu sahne görüntülerinden oluşur ve aslında okurun da dikkatini çekmez. Benim attığım bu başlık ise kelimenin tam anlamıyla hakkını veriyor. Lafı uzatmadan o ilginç notları alt alta sıralayayım;
* Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı ve Festival Başkanı Menderes Türel’in “15 Temmuz şehitleri acımız, umudumuz ve gururumuz oldu. Tüm dünya büyük lider nasıl olur anladı. Bu destanı yazan Cumhurbaşkanımız, Başbakan ve tüm siyasi liderlere teşekkür ediyorum” diyerek açtığı festival, sonrasında da sahneye çıkan her yetkilinin de tüm dünyanın gördüğü bu büyük lidere teşekkürlerine boğulan konuşmalarla devam etti.
* Yarışan tüm filmlerin öncesinde Festival Direktörü Elif Dağdeviren’in yetkilileri ve jüri üyelerini teşekkürlere boğan uzun sunuşları, salondaki seyircinin bu özel söylevi artık ezbere bildiğini gösteren yüz ifadeleriyle karşılaşmamıza neden oldu.

AUDREY TAUTOU’YA 15 TEMMUZ SORUSU

* “Amelie” filmiyle dünya çapında hayran kitlesi edinen Fransız Yıldız Audrey Tautou, “Sonsuzluk” filmi ile 53. Uluslararası Antalya Film Festivali’ne konuk oldu. Açılış gecesinde Altın Portakal Onur Ödülü’nün sahibi olan oyuncu, tören öncesinde düzenlenen basın toplantısında bir muhabirin “15 Temmuz darbesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?” sorusuyla karşılaşmış olmanın şaşkınlığını oldukça derinden yaşadı. Tam karşımızdaki masada oturan 40 yaşındaki Audrey Tautou, soruya yanıt vermemek için hayli çabalasa da muhabirin ısrarından kurtulamayarak, şiddetin her türlüsüne karşı olduğunu ve demokrasinin toplumun kültürel düzeyinin, eğitiminin geliştirilmesiyle de mümkün olacağını söyleyerek o anın şokunu atlatmaya çalıştı. “Ama bu benim sorumun yanıtı değil” cümlesiyle Tautou’ya ısrarlı sorusunu yineleyen muhabirin ne cevap istediğini bilmiyoruz, ama Tautou’nun bu soru ve ısrar karşısında yüzünden okunan bıkkın cevabı hepimiz gördük.
Tautou için sürprizlerle tabii ki bunlarla sınırlı değildi. Ödülünü salonda olan Kültür Bakanı, Festival Başkanı ya da orada o an onlarca önemli sinemacının yerine, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’ten aldı! Bu, elbette sinema kariyerinin en önemli olaylarından biri olacaktı!  
* 53. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde bu yıl Audrey Tautou’nun yanı sıra, Harvey Keitel, Hugh Hudson ve Martha Otte gibi yabancı konuklar yer aldı. Son filmi Satıcı ile festivalin Dünya Sinemasından Panaroma bölümüne konuk olan İranlı Yönetmen Asghar Farhadi sinemasına dair yaklaşık 2 saatlik bir master class gerçekleştirdi. Farhadi ile sonrasında yapılmak istenen söyleşiler ise “Farhadi röportaj vermiyor” denilerek geri çevrildi. Gerekçesi ise “Gazetecilerin 15 Temmuz darbesi sorarak politik konulara girmiş olması.” Yandaş medya dışında özellikle sinema yazarlarının ve muhalif basının yabancı konuklara darbe ile ilgili bir soru sormayacağını tahmin etmeyen/edemeyen master class moderatörü Alin Taşçıyan için, Farhadi’nin az evvel sinemasından bahsederken filmlerinin tarihsel sosyolojik, politik, psikolojik pek çok şeyi barındırdığı ve tüm bunların aslında hayatın ta kendisi olduğu, dolayısıyla bir yönetmenin hayatı çok iyi bilmesi gerektiğine yönelik sözleri ne yazık ki kaçırılmış bir detay olmuştu.
* Festival boyunca basın mensuplarının yapmak istediği her röportaja “Ana sponsor Sabah’ın önceliği var” açıklamasıyla festival yönetimi pek çok basın mensubu için aşılması gereken engelin zihni haritasını da ortaya koymuş oldu.
* “15 Temmuz şehitleri” anmasıyla başlayan açılış töreninde “15 Temmuz şehitleriyle” ilgili kısa bir video gösterimi yapıldı. 15 Temmuz gecesi hayatını kaybeden bir askerin şahsında tüm “15 Temmuz şehitlerini selamlayan” ‘Ben Ömer’ adlı film festivalin sonunda Belgesel Film Seçkisi İzleyici Ödülünün sahibi oldu.

evrensel

Atılım gazetesi yazarları hakim karşısına çıktı

“Örgüt propagandası yapmak”, “Suç işlemeye alenen tahrik etmek” ve “Suçu ve suçluyu övmek” iddialarıyla yargılanan Atılım Gazetesi’nin çalışan ve yazarları, gazetede yer alan sekiz haber nedeniyle hakim karşısına çıktı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında Arzu Demir, Sezin Uçar ve Ozan Horoz hazır bulundu. Tutuklu sanıklar Vahap Biçici ve Mehmet Ali Genç ise SEGBİS ile duruşmaya katıldı.

‘ÇOCUK ÖLÜMLERİNE DİKKAT ÇEKMEK İSTEDİM’

Suçlamaları kabul etmeyen Horoz, “Amacım bu yazıda çocuk işçiliğine ve ölümlerine dikkat çekmekti. Yazı Pakistan ve Cizre’deki çocuk ölümleriyle ilgiliydi. Suriyeli mülteci çocuklar tekstil atölyelerinde, kötü koşullar altında çalıştırılıyor. Ben de bir gazeteci olarak bu konuya kamuoyunun dikkatini çekmek istedim. Toplumsal bir mesele olduğu için yazdım” dedi.

Basına yönelik baskılar nedeniyle sanık olduklarını söyleyen Uçar da, “Benim ve Atılım Gazetesi’ndeki arkadaşlarım hakkında açılan davalar, darbeden sonra basına yönelik yürütülen baskıların sonucudur. Bu nedenle karşısınızda bulunuyoruz. Bu yazıyı Diyanet’in bir fetvasından dolayı yazdım. Örgüt propagandası değildir” dedi.

‘ÖLÜLER İLE SAVAŞI ANLATMAYA ÇALIŞTIM’

Gazeteci yargılamalarının siyasi olduğunu belirten Demir savunmasında, “Her ikisi de gazetecilik faaliyetidir. Bu mahkemede bir kez daha yargılanan gazetecilik faaliyeti ve bir fikrin açıklanmasıdır. Çok açık ki bütün bu gazeteci yargılamaları geldiğimiz bu siyasi sürecin sonuçlarıdır konjonktüreldir, yani siyasidir. Bunu daha önceki yargılamalarda da söyledim, yine söylüyorum. Tüm yazdıklarımız, yaptıklarımız gazetecilik faaliyetidir. Hükümetin politikalarını eleştirmek, ‘yanlış yapıyorsunuz’ demek de bu faaliyetin en önemli parçasıdır. Ve ben gazetecilik yaptım, yanlış gördüğüm bir şeyi, ‘ölüler ile savaşı’ sarcısı, etkili bir dil ile anlatmaya çalıştım” diye konuştu.

Demir’in ardından savunma yapan Biçici, “İddianameye konu yazıyla ortaya koymaya çalıştığım şey, yaşanan bir zulmü görmezden gelen, kamuoyuna aktarmayan bir basının varlığıdır. Yazım suç teşkil etmiyor” dedi. Gazetecilere haksızlık yapıldığını kaydeden Genç ise, “Bugün gazetecilere yönelik bir haksızlık söz konusu. Birçok gazeteci hakkında dava açıldı ve bu davayı da böyle değerlendiriyorum. Yaptığımız haberler terör örgütlerine ait değildir, suçlamaları kabul etmiyorum” diyerek savunmasını yaptı.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME TALEBİ

Avukat Gülhan Kaya iddianamedeki kopyala yapıştır gibi teknik hatalara dikkat çekerek “Savcı bu süreçte her dosyaya siyasi saikse bakarak cezalandırmak için yola çıkmıştır” dedi. Kaya “Biz bu davaların tamamen siyasi davalar olduğunu, mahkemenizden de bu siyasi davalara hukuki bir değerlendirme yapmanızı ve müvekkillerimizin beraatini talep ediyoruz” diye konuştu. Davaya 22 Aralık’ta devam edilecek. (İstanbul/EVRENSEL)