Ana Sayfa Blog Sayfa 6189

Kılıçdaroğlu: Türkiye’de darbeyi AKP yaptı, herkesi içeri attı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında darbe girişimi sonrası hak ve özgürlükler konusunda yaşanan tabloya dönük tepkisini “Darbeyi AKP yaptı, herkesi içeri attı” sözleriyle dile getirdi. Kılıçdaroğlu, Kürtlere dönük yaklaşımını ise “Türkiye ordusunun peşmergenin denetimine girmiş olması ağırıma gidiyor” sözleriyle gösterdi.

Meclis’te partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’ye ve başkanlık sistemine ilişkin eleştirilerde bulundu. Konuşmasında öncelikli olarak Türkiye’nin ekonomik durumuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, iktidar yetkililerinin hatırlattığı ‘Dolar’a bu kadar odaklanmayın’ şeklindeki sözlerine “Ya her şeyi Dolar’a bağlayan sizsiniz” diyerek yanıt verdi.

Yine hükümetin başlattığı faiz tartışmalarına da değinen ve faizlerin indirilmesi konusunda destek vereceklerini belirten Kılıçdaroğlu, seçim meydanlarında bu sözü verdiklerini söyledi. Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi tefeci faizden ancak CHP kurtarabilir. Başbakan; ‘Bankalara sesleniyorum tefeci faizleri indirin’ diyor. Gören sanır ki CHP iktidarda, kendisi muhalefet. Sen neden şikayet ediyorsun? Senin hakkın yok ki. Sayın Cumhurbaşkanı da faizlerden şikayetçi. Eee indirin kardeşim, biz mi engelledik? Siz faizleri yüzde 1’e indirirseniz, vallahi de billahi de destek vereceğiz. Ama abileri izin vermiyor” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu ardından dış politika üzerinde durdu. Erdoğan’ın daha önce Rusya’nın kendisinden El Nusra’yı Halep’ten çekme konusunda ricada bulunduğu yönündeki sözlerinin hatırlatan Kılıçdaroğlu, bu konuda şunları söyledi:

“Çavuşoğlu bu toplantıdan ayrıldı açıklama yaptı; ‘Terörist El Nusra Halep’ten derhal ayrılmalı’ Bunu 15 Ekim’de söyledi, 19 Ekim’de ise Cumhurbaşkanı ‘Putin beni aradı, bana dedi ki Halep’in dışına El Nusra’yı çıkarın. Ben de arkadaşlarıma talimat verdim, El Nusra derhal çıksın’ dedi. Bu ne demektir? Terör örgütünü desteklemek demektir. Türkiye bugüne kadar gerek içeride gerek dışarıda meşru olmaya hep özen göstermiştir. Türkiye tarihinde ilk defa bir Cumhurbaşkanı, Türkiye’yi terör örgütüyle ilişkilendirildi. Yarın bunları soracaklar, o silahlar kime gönderiliyordu? Cevabı açık, El Nusra’ya gönderiyorlar.”

İsim vermeden Zarok TV’yi hatırlattı

Konuşmasında gazetecilerin, aydın ve yazarların tutuklanmasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, gerçek bir darbenin yürürlükte olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, Fransa Türkiye OHAL’lerini de şöyle kıyasladı:

“Fransız bakan diyor ki; ‘Bizim OHAL’imiz sizinkinden farklı’. Bizimki de diyor ki; ‘Hayır aynı’. Elin bakanı bizim ülkeyi Çavuşoğlu’ndan daha iyi tanıyor. Fransa’daki OHAL, KHK çıkarma yetkisi vermiyor. Dışişleri Bakanı’nın bundan haberi yok. Fransa’daki OHAL mala mülke el koyma yetkisi vermiyor, bizde yüzlerce binlerce kurum devlete devredildi. Fransa’daki OHAL yetkisi hükümete kayyum atama yetkisi vermiyor, biz de her kuruma neredeyse atandı. Fransa’daki OHAL işten adam atma yetkisi vermiyor bizde 28 bin öğretmen bir KHK ile işten atıldı. 93 bin personel görevden uzaklaştırıldı, 59 bin kişi işten çıkarıldı. Fransa ile ne ilişkisi var? Fransa’daki OHAL’de gazetecilerin tutuklanması, aydınların kovulması söz konusu değil. Bizde topluca yakalandı ve hapse atıldı. Ya türkü söyleyen radyoyu kapattılar, çocuk televizyonunu kapattılar. 200 gazeteciyi gözaltına aldılar, 26 yayınevi kapatıldı. Gerçekten merak ediyorum, ya sen BM’ye temsilcin tarafından verilen mektubun ne olduğunu bilmiyor musun? Sizdeki OHAL ile bizdeki aynı diyor, ya imzaladığın metine bir bak kardeşim. Neler yazıyor biliyor musunuz? Toplamda 3 biz 13 maddeye çekince koyduk. Bakın bizim çekince koyduğumuz ama Fransa’nın koymadığı iki madde söylüyorum: ‘Tutuklananlara insani bir biçimde davranmak’ biz buna çekince koymuşuz. Ben gözaltındakilere insani davranmayacağım, işkence yapacağım diyor. Olacak şey değil. ‘Adil yargılanma’ya da çekince koymuşuz. Bunları topluca mahkum edeceğiz diyorlar. Ben de bunları yapamazsınız kardeşim diyorum. Ben bu ülkede özgürlük istiyorum.

Necmiye Alpay, 12 Eylül’de de hapisteydi şimdi de hapiste. Bu dönemin 12 Eylül’den hiçbir farkı yoktur. Aslı Erdoğan niye cezaevinde? Dünya çapında yazar. Binali Bey’e söyledim. Bu kadar gazeteciyi, akademisyeni içeri atarsanız Türkiye’de kimse darbe girişimi olduğuna inanmaz, aksine ‘Türkiye’de darbeyi AKP yaptı, yüzlerce gazeteci, aydın, yazar, asker, memur içeri attı’ derler. Herkesi cezaevine atıyorlar. Türkiye’de darbeyi AKP yaptı, herkesi de cezaevine attı. Gücü garibanlara yetiyor, öğretmene, memura, öğrenciye, gücü onlara yetiyor.”

Güney Kürdistanlı siyasileri küçümsedi

Konuşmasında Başkanlık taleplerini eleştiren ve bu konuda MHP’nin desteğine tepki gösteren Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz gecesi hayatını kaybedenlerin, “Erdoğan başkan olsun” diye hayatını kaybetmediğini söyledi.

Yapılan “Peşmerge izin verdi biz de girdik” sözlerinin ağrına gittiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Güney Kürdistanlı siyasileri şu sözlerle küçümsedi: “Diyorlar ki, Peşmerge TSK’nın girmesine izin verdi. Peşmerge açıklama yapıyor, izin vermediklerini söylüyor. Ağrıma giden ne biliyor musunuz? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti ordusunun peşmergenin eline verilmiş olması. Eskiden Ortadoğu’da sorun çıksa başvurulan ülke Türkiye’ydi, şimdi sorunun kaynağı Türkiye. Bir tane kabile reisi Türkiye’yi eleştirebiliyor.”

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın başkanlık ısrarına ilişkin ise “Bu ısrarı daha önce Hitler’de göstermişti, dünyayı kana buladı” ifadelerini kullandı.

(kk/öç)

Kışanak: HDP’nin barajı geçmesi darbeyi geciktirdi

Darbe Komisyonu’nda dinlenen Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak, 7 Haziran’da HDP’nin barajı geçmesinin darbeyi bir yıl geciktirdiğini söyledi. Kışanak, KCK operasyonları, Habur, vekillerin veto edilmesi, Oslo ve Roboski’nin de araştırılmasını istedi.

Meclis 15 Temmuz Darbe Komisyonu, hafta sonu arasının ardından çalışmalarına kimi isimlerin dinlenilmesiyle devam etti. Komisyon bugün Amed (Diyarbakır) Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak ve gazeteci Nedim Şener’i dinledi.

Büyükanıt gelmedi

Komisyonun bugün dinleyeceği isimler arasında bulunan Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt da vardı, ancak Büyükanıt sağlık sorunlarını gerekçe göstererek toplantıya katılamayacağını bildirdi.

Komisyonda dinlenen Kışanak, milletvekillerinin sorularına geçilmeden önce kısa bir sunum yaptı. Konuşmasına 1980 darbesi mağduru olduğunu hatırlatarak başlayan Kışanak, “Darbenin ne demek olduğunu; dinleyerek, okuyarak değil, yaşayarak öğrenmiş biriyim” diyerek, her türlü darbeye karşı net bir duruşu olduğunu söyledi.

‘KCK operasyonlarından başlanmalı’

2009’da çözüm sürecinin konuşulduğu dönemde KCK operasyonlarının başlatıldığını anımsatan Kışanak, “Paralel devlet yapılanmasının gerçek yüzünü ortaya çıkarmak istiyorsak başlamamız gereken yerlerden biri de KCK operasyonlarıdır. ‘Bu operasyonları kim yaptı, nasıl yaptı’ sorgulanması gerekir” dedi. KCK operasyonları döneminde hükümeti defalarca uyardıklarını ve yaşanılanların darbe olduğunu söylediklerini anlatan Kışanak, “İktidar sözlerimizi dinlemedi, tam tersi operasyonlara sahip çıktıklarını beyan etti” diye konuştu.

Roboski, Habur ve Oslo da araştırılsın

Kışanak, sadece KCK operasyonlarının değil Habur’da barış grubu üyelerinin tutuklanmasının, 2011 seçimlerinde kimi isimlerinin milletvekillerinin veto edilmesinin, Roboski katliamı, Oslo görüşmelerinin servis edilmesinin de komisyon tarafından araştırılması gerektiğini kaydetti. Tüm bu yaşananlar konusunda hükümete defalarca çağrıda bulunduklarını, soru sorduklarını aktaran Kışanak, bu çağrılarının kulak ardı edildiğini belirtti ve “Şimdi geri dönüp Fetullahçı örgüt yaptı demek durumu kurtarmıyor, o dönem neden bunlara sahip çıkıldı, açığa çıkartılmalı” dedi.

Dumanlı görüşmesi kapalı gizli bir görüşme değildi

Komisyonda Kışanak’a kapatılan Zaman Gazetesi’nin eski Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı ile 2015’te yaptığı görüşme ve cemaat-HDP işbirliği iddiaları da soruldu. Komisyon Başkanı Reşat Petek, soruyu sorarken, cemaate yakın gazetelerin bu görüşmeden sonra HDP’yi desteklemeye başladığını iddia etti.

Kışanak, Dumanlı ile yaptığı görüşmenin gizli olmadığını, ortamda 15-20 kişi bulunduğunu belirterek, “Benim Dumanlı dışında, Fethullahçı yapılanmayla ilişkili herhangi bir kişiyle selam vermişliğim, selam almışlığım yoktur” dedi. Amed Belediye Başkanı olarak pek çok kişiyi misafir etmek durumunda kaldığını söyleyen Kışanak, Dumanlı’nın da bu kapsamda belediyede ağırlandığını ifade etti ve şunları söyledi: “O gün kurum dışındaydım, özel kalemi ve basını arayarak 5 dakika belediyeyi ziyaret etmek istediklerini söylemişler. Uygun olmadığımı basından arkadaşlara söyledim. Ama çok ısrar edince, bir gazeteci olarak, bir gazeteciyi reddetmenin doğru olmadığını düşündüm ve kabul ettim. Özel bir randevu, arka kapı, gizli görüşme söz konusu değil. Belediyenin iki kapısı var. Biri misafir, biri personel girişi. Bütün misafirler aynı kapıdan girer, onlar da misafir girişinden girdi.”

Söz konusu görüşmede, Dumanlı’ya, kendi yayın organlarının barış sürecini sekteye uğrattıklarını söylediğini ifade eden Kışanak, Dumanlı’nın kendisine “Hükümet bizi kandırdı” dediğini de söyledi.

“Diyarbakır Belediyesi olarak darbeyi önlemek için ne yaptınız” sorusunun da yöneltildiği Kışanak, “Kolorduda ne oluyordu, kim ne yaptı? Bunları iktidara ve iktidarın kurumlarına sorun. Ben yerel bir yönetici olarak Diyarbakır’da bir hareketlilik olmadığını söyleyebilirim” yanıtını verdi.

CHP Milletvekili Aytun Çıray’ın, “Dumanlı size PKK’ye sızan istihbarat elemanlarının listesini verdi mi?” sorusu ise salonda tansiyonu yükseltti. Sorunun algı operasyonu olduğunu belirten Kışanak, “Dumanlı’nın 20 kişinin içinde 20 kişilik MİT ajanı listesi verdiğine inanmak akla ziyan bir durum” dedi.

‘Darbe gerçekleşseydi ben hayatta olmayacaktım’

Cevaplarında sık sık hükümetin sorumluluğuna dikkat çeken Kışanak, hükümetin en hafif tabiriyle, ihmali bulunduğunu söyledi. “Paralel devlet yapılanması” ifadesini ilk kez kendilerinin kullandığını, KCK’nin darbe olduğunu ilk kez kendilerinin söylediğini ve hükümeti uyardıklarını belirten Kışanak, “40 yıllık beraberlikleri olanların 40 dakikalık görüşmeye neden bu kadar tahammülsüz olduklarını anlamak güç” dedi.

Cemaatten bir isimle yapılan tek bir görüşmeden “FETÖ-HDP işbirliği” çıkmayacağını belirten Kışanak, “O darbe gerçekleşseydi bugün hayatta olmayacak kişilerin başında ben geliyorum. En başta ben araştırılmasını istiyorum” dedi.

‘HDP’nin barajı aşması darbeyi geciktirdi’

Gülen cemaatinin 2009’dan 2015’e kadar barış sürecini akamete uğratmak için uğraştığını söyleyen Kışanak, “Bugün eğer oluk oluk kan akıyorsa demek ki başarılı olmuşlar” dedi. Kışanak, 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin barajı geçmiş olmasının darbeyi bir yıl geciktirdiğini ifade ederek, “Ülke bir yıl önce kan gölüne dönseydi daha mı iyi olurdu?” ifadesini kullandı.

(hd/rp)

Şırnak Valiliği il genelinde toplu kepenk kapatmayı yasakladı

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, kamu düzeni ve kamu güvenliğinin temini, vatandaşların huzur ve güven ortamı içerisinde yaşamaları, ekonomik hayatın sürdürülebilir şekilde devamı sağlamak amacıyla il genelinde bazı tedbirlerin alınması gerektiği belirtildi. Bu çerçevede özellikle il sınırları içinde yürütülen operasyonlar bahane edilmek suretiyle; zaman zaman işyerlerinin çeşitli provokatif ve yasadışı saik ve yönlendirmelerle toplu olarak kapatıldığının tespit edildiği belirtilen açıklamada, “İşyerlerinin toplu biçimde kapatılmasının halkın günlük yaşamını sürdürmesini zorlaştırarak huzur ve sükûnunu bozduğu, kişilerin güvenlik, dirlik ve esenlik içinde günlük ihtiyaçlarını sağlamak suretiyle sağlıklı yaşamasını önemli ölçüde zafiyete uğrattığı tespit edilmiştir” denildi.   Anayasa’nın 167’inci maddesi ve İller Kanunu’nun 11’inci maddelerine de atıfta bulunan Şırnak Valiliği açıklamasının sonunda şöyle denildi:   “Bu itibarla, kamu düzeninin korunması için yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ile 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32’nci maddesi hükmü gereğince ilimiz sınırları içinde bulunan işyerlerinin toplu olarak kapatılmasının yasaklanması, aksine davranılması halinde mevzuat çerçevesinde adli ve idari işlemler yapılması, bu kararın ilanen tüm vatandaşlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına tebliğ edilmesi Valilik Makamının 25.10.2016 tarih ve 2016/733 sayılı Olur’ları ile uygun görülmüştür. Bu karar yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.” 

Türk devletinin mülteci politikası

Suriye savaşı  aynı zamanda  Türkiye’ye  bir mülteci sorunu olarak yansımıştır. Resmi açıklamalara göre 3 milyon Suriyeli mülteci Türkiye’de bulunmaktadır.

Mültecilik, bilindiği gibi,  genellikle savaşların, toplumsal saldırıların veya afetlerin sonucu yaşanan bir dramdır. Bununla birlikte mültecilik, insani anlamda, hiç kimsenin  yaşamasının arzu edilemeyeceği, derin ve kalıcı  izler bırakan  acılı    bir süreç ve sonuçtur. Ancak dünyanın  tüm egemenleri, çıkarlarına bağlı olarak, halkların bu türden acılı süreçler yaşamalarını dikkate almazlar. Onlar için insanların yaşadıkları değil, kendi politik hesapları esastır.

Devam eden Suriye savaşı  bölgenin ve dünyanın haramilerinin çıkar çatışması soncunda ortaya çıkmıştır.  Bu savaşın da yarattığı  büyük bir  mülteci dramı yaşanmaktadır bugün.  Belirtilen sayıda, Suriyeli mülteci  Türkiye’nin değişik alanlarında  yerleştirilmiştir.

Suriyeli  mülteciler,  bugünlerinin ve geleceklerinin karartıldığı ve kendi iradeleri dışında yaşamak zorunda bırakıldıkları bu dramlardan sorumlu değillerdir. Tam tersine onlara ‘kucak açtığını’ ileri süren Türk devleti, Suriyeli mültecileri  kendi  kahredici asimilasyoncu politikalarının malzemesi yaptığı için esas sorun devletledir.

Türk ulusu yaratma sürecinde Türk devletinin mülteciler konusunda sürdürdüğü  temel-stratejik politika ve bunun üzerinde sahip olduğu tecrübeler,  Suriye savaşından da gündemleştirilerek pratik olarak uygulanmaya başlanmıştır. Suriye savaşı başladığında, hatırlanacaktır,  gelen mültecilere karşı ilk başlarda kaygılı bir tutum yaşanmıştır. Birçok yerde mülteciler dövülmüş, kovulmuş, saldırıya uğramışlardır. İşin daha ilginç olanı ise devlet bu saldırıların hiç birisini önlemeye çalışmamış, hatta bazı yerlerde göz yummuştur. Çünkü ilk dönemlerde daha çok Avrupa ülkeleriyle mülteciler üzerinde pazarlıklar devam ediyordu.  Ayrıca Türk devleti ve RTE, Esat’ın yıkılabileceğini ve Suriye’yi bir bütün olarak kendi denetimi altına alabileceğini hesaplıyordu.

Mülteciler konusunda Avrupa ülkelerinde para kopartan RTE ve Türk devleti,  o andan sonra mültecilere ‘asil vatan evlatları’ olarak bakmaya başladı. Onları korumaya,  daha uygun ve geniş imkânlarla donatmaya, yöneldi.  Çok sürmedi, Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi gündeme geldi ve açık açık Suriyelilerin Türkiye’nin sosyal dokusuna uygun oldukları, bunlara vatandaşlık verilerek  daha güçlü
bir Türkiye yaratılacağı anlatılmaya başlandı.  Öyle ya vatandaş yapılacak olan mültecilerle  nüfusu yüz milyona yaklaşmış   ve Türk İslam özellikleri zayıf olan veya sorun çıkartan unsurlardan(Alevilerden, Kürtlerden demokrasi güçlerinin toplumsal tabanında)  arındırılmış  bir Türkiye,  daha  büyük ve daha güçlü olacaktır,  diye hesap yapıyor,  devlet aklı denen akılsızlık.

Yani Türk devleti, Suriye’de gelen mülteciler vasıtasıyla Türkiye ve Kürdistan’ın sosyal dokusunu değiştirerek, henüz tamamlanamamış olan, toplumu Türkleştirme ve Sünnileştirme operasyonunu gerçekleştirmektedir.  Türkiye’de bulunan Alevilerin yerleşim yerlerine Suriyeli mültecilerin yerleştirilmesinin temel nedeni budur. Kürdistan’da şehirlerin yerle bir edilerek Kürt halkının kadim topraklarında sökülüp atılmak istenmesinin bir nedeni de budur.

Türk devleti ve RTE ekibi,  bir yanda  Türkiye’yi muhalif toplumsal kesimlerden, Alevilerden ve Kürtlerden, demokrasi güçlerinden temizlemek için Suriyeli mültecileri değerlendirmektedir. Aynı zamanda  Avrupa devletlerine karşı Suriyeli mültecileri göndereceğine dair kozunu kullanmaya devam etmektedir. Avrupa devletleri ise çok garip bir biçimde bu şantajı dikkate almakla kalmamakta,  daha kötüsünü yaparak, bu şantaja boyun eğmekte ve Türkiye’nin insan hakları ihlallerine, muhalif odaklara yönelik faşist saldırılarına göz yummaktadırlar.

Hâlbuki Türk devleti, hiç bir biçimde, mültecileri başka bir yere göndermeyecektir. Yani Avrupa devletleri, hiç bir yardımda bulunmasa ve   ‘tamam  mültecileri bize  gönderin’ dese bile RTE,  bu mültecileri göndermeyecektir. Çünkü mülteciler, Türk devletinin  ve RTE’nin kişisel ikbalinin garantisi durumundadırlar. Türk devleti ve RTE,  mülteciler vasıtasıyla Türkiye’de toplumsal bir mühendislik yapmaktadır. Suriyeli mültecileri muhalif toplumsal kesimlerin olduğu yerlere yerleştirerek, hem  muhalif toplumları azaltmakta, ortada kaldırmakta;  hem de kendi dayanağı olacak olan Suriyelilere  yer açmaktadır. Böylece Alevilerin Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde ayrılması sağlanarak ve  Suriyeliler yerleştirilerek, toplumsal doku değiştirilmiş olacaktır.

RTE’nin rüyasını gördüğü ve gerçekleştirmek istediği Türkiye, Kürdistan ve bölgede, Alevilere, Yezidilere yer olmayacaktır. Aleviler ve Yezidiler, her yol ve yöntemle  kadim tarihten beri yaşadıkları bu topraklarda bir daha dirilmeyecek şekilde yok edilmek istenmektedirler. Bugün Türk devleti ve RTE,  bu politikalarını mültecileri kalıcı olarak bu topraklara yerleştirme yöntemiyle gerçekleştirmek istemektedir.

Dolayısıyla  bugün Avrupa ülkelerinin korkusu boşunadır ve mültecilerin gönderileceğine dair söylenenler RTE’nin  basit bir blöfü,  ucuz bir şantajıdır. Bu söylemin hiç bir inandırıcılığı, pratik karşılığı  yoktur. RTE bu şantajla,  hem Avrupa devletlerini aldatarak uyguladığı faşizme karşı gelişebilecek  tepkileri engellemekte,  hem de    toplumun demografik yapısını   değiştirme planını rahatça uygulayabilmektedir.

RTE’nin bugün sürdürdüğü faşist politikaların doğru anlaşılması açısında bu noktaların açıklıkla ortaya konması gerekmektedir. RTE ve Türk devletine karşı mücadelenin başarısı,  bugün yaşanan faşizmin arka planının doğru anlaşılmasıyla mümkündür.  RTE,  her türlü fırsatta ganimet üreterek kendi sosyal gücünü artırmaya çalışmaktadır. Türk devletinin ve RTE’nin  fırsatlarda ganimet üretme politikasına karşı,  demokrasi güçleri de acılarda ve zorluklarda zafer üretmeyi becermek ve  bu alanda  ustalaşmak zorundadırlar.

Türk ulusu yaratma sürecinde mültecileri, göçmenleri vatandaşlaştırarak toplumsal taban yaratmak,  Türk devletinin, var olduğu günden bugüne kadar sürdürdüğü temel-stratejik politikası olmuştur. Ulus yaratma projesinin bir ayağı da mülteciler, göçmenler olmuştur.  Bu anlamda, bugünün Türk toplumunun ana gövdesinin mültecilerden oluştuğunu söylemek  yanlış  olmayacaktır.

Bu çerçevede, Türkiye tarihinde birçok defa göçmenlerin ülke içinde çeşitli bölge ve şehirlere yerleştirildiği bilinmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında başlamak üzere  neredeyse sürekli bir biçimde, komşu ülkelerde sayısız göçmen, Türklük adına, ülke topraklarına yerleştirilmişlerdir.

Türkiye’nin şehir ve kasabaları Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Makedonya’da Afganistan’da,  Kırım’da ve daha birçok yerde gelen göçmenlerle doludur. Ancak bunların hemen tamamı, Türk olsun, olmasın, katı bir Türkleştirmeye tabii tutularak kendi kimliklerinden kopartılmış,  en fanatik Türkçülüğün temsilcileri, savunucuları haline getirilmişlerdir. Böyle olmasından  şaşılacak hiç bir şey yok. Yurdunda -yuvasında  bir nedenle kopartılarak, korkunç bir trajediye sürüklenen  mültecilere,  devlet olarak sözde  sahip çıkmak, onlara sözde imkânlar sunmak, büyük bir minnet ve bağlılık duygusu yaratmaktadır. Bu duyguyu yarattıran devlet, daha sonra bu  minnet duygusunu istismar ederek  ilgili mülteciyi fanatik  savunucusu, paramiliter gücü haline getirmektedir.

Bu nedenle Türk devleti,  hem dayanacağı toplumsal  taban olarak Türk ulusunu yaratmak  için,  hem de oluşturduğu bu toplumsal yapı üzerinde varlığını sürdürecek olan Türk devletini savunması için,  ihtiyaç duyduğu fanatik paramiliter unsurları bu mülteci topluluklarında kolayca devşirebilmektedir. Türk devletinin mültecilere yaklaşımı,tarihsel olarak hep böyle olmuştur. Dolasıyla Türk devletinin tarihi boyunca, mültecilere dayanmış, mülteciler üzerinde yapılanmış bir devlet olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

Bu bilgilerden hareketle, önümüzdeki süreçte,  Türk devleti ve RTE’nin bu politik santajını,  bu basit blöfünü teşhir etmek acil ve önemli bir görev  haline gelmiştir. Avrupa devletlerinin bu noktada nasıl davrandıkları ve nasıl bir tutum alacaklarından bağımsız olarak, Türk devletinin mültecileri kendi ırkçı- gerici politik amaçlarına alet etmesine göz yumulmamalı, izin verilmemelidir.

Pazarcıklılar buluştu

Pazarcık’ın 60 köyünden 60 üye ile 2006 yılında kurulan Pazarcık Kültür Merkezi 10’uncu yılını büyük bir coşkuyla kutladı. Şu an 170 üyesi bulunan kültür merkezinin amacı, Pazarcıklıların toplumsal sorunlarına çözüm olabilme, ulusal ve inançsal kimlikleri diasporada yaşatabilme. Kültür Merkezi’nde düzenli Alevilik üzerine derslerin yanı sıra halk oyunları için de kurslar düzenleniyor.

Kutlama gecesinde konuşan Pazarcık Kültür Merkezi Eşbaşkanı Aziz Uzpak’ın on yıllık çalışmaları değerlendirdi. Uzpak, “Biz halkımızın ulusal, inançsal, kültürel ve toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan bir dernek olarak faaliyet yürütüyoruz” dedi.

Bildik: Maraş’ı unutmadık

Uzpak’ın ardından Pir Hüseyin Bildik de Pazarcık Kültür Merkezi’nde Alevilik dersleri verdiğini söyledi. Bildik, Elif Ana, Ali Qutê ve bir çok ocağın çırasını yaktığını ifade ederek “Maraş katliamını yaşayan bizler, bize yapılanı unutmadık. Dersim’de mağaralarda yakılanlarla, Cizre’de bodrumlarda bizi yakanların zihniyeti aynı zihniyettir. Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da, Gazi’de aynıdır” dedi. Pir Bildik konuşmasını bir Gulbang ile bitirdi.

“Pir Sultan’ın yoldaşları, dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” sözleriyle sözlerine başlayan HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, bugün Kürdistan’da yaşananların, Yezitlerin Kerbela’da Hüseyin’e yaşattıklarını aratmadığını dile getirdi.  Toğrul, “Bugün aynı Yezitler, maalesef topraklarımızda bize karşı bir savaş açmış durumda. Kentlerimizi yerle bir ettiler, gençlerimizi diri diri bodrumlarda yaktılar. Ama Mehmet Tunçların mücadelesini anlamamak, onun destansı büyüklüğünü görmemek, Kürdistan’da olan biteni anlamamak olur” dedi.

‘Biz hem Kürt’üz hem Aleviyiz’

Terolar köyünde çetelerin yerleştirileceği kampı da hatırlatan Toğrul “Pazarcık topraklarının özgün bir yapısı var. O toprakları insansızlaştırmaya çalışıyorlar. O topraklarda bizim geçmişimiz, anılarımız var” şeklinde konuştu.

Konuşmasının sonunda Kürt Alevilere ‘Kürt müsün Alevi misin’ sorusunu hatırlatan Toğrul, ne Kürtlüğümüzden nede Aleviliğimizden vazgeçeriz. Biz hem Kürt’üz hem Aleviz”  vurgusunda bulundu.

‘Devletin Alevilere tahammülü yok’

Maraş Girişimi Eşbaşkanı Elif Sonzamancı ise Türk devletini faşist politikasına ve Terolar’da yaşananlara dikkat çekti. Kendisinin bir basın emekçisi olduğunu belirten Sonzamancı, basının susturulmasının toplum bilincini yok etmeyi amaçladığını, kapatılan televizyonlar arasında bulunan TV 10’un Alevilerin kendilerini ifade etmede ve kendi kültürlerini yaşatmada önemli bir rolünün olduğunu, televizyonun kapatılmasının Alevi inancına bir saldırı olarak algılanması gerektiğini söyledi.

Maraş Girişimi aktivisti Mehmet Demir ise, Terolar’da yapılan kampın Kürt Kızılbaşların yaşadığı yerlerde demografik yapının değiştirilmesinin bir politik yansıması olduğunu, yeni bir Arap kemeri oluşturarak bölgede yaşayanların göçertildiğini belirtti.

Etkinlikte bir konuşma yapan Sol Parti Mainz Başkanı Tupac Orellana HDP’yi seçim zamanında gidip yakında tanıma fırsatı bulduğunu ve HDP’ye yoğun saldırıların olduğunu, bu saldırılara karşı güçlü bir dayanışma ile direnilmesi gerektiğini dile getirdi.

Etkinliğin kültür programında Ozan Emekçi, Fırat Bender, Özkan Ak ve Grup Seyran, davul-zurna ekibi ve Pazarcık Kültür Merkezi halk oyunları ekibi sahne aldı.

ŞAHİN BOZLAR / MAİNZ

Munzur Baba Cemevi’nde çevre düzenleme çalışmaları başladı

Tunceli’nin Ovacık İlçe Belediyesi tarafından, Munzur Baba Cemevi çevresinde, çevre düzenleme ve peyzaj çalışmaları başlatıldı.

İlçenin 94 Mahallesi’nde bulunan cemevi çevresinde gerçekleştirilen çevre düzenleme ve peyzaj çalışmalarına kadınlar da katılıyor. Günde iki saat çalışarak çevre düzenleme ve peyzaj çalışmalarına destek veren kadınlar, belediye işçileriyle birlikte kilitli parke taşı döşüyor. Munzur Baba Cemevi’nde gerçekleştirilen çevre düzenlemesi ve peyzaj çalışmalarının Türkiye Komünist Partili (TKP) Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun sahiplenme ve destekleme girişimleriyle başladığını ifade eden Munzur Baba Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Aydın San, Ovacık Belediyesi’nin Munzur Baba Cemevi’ne maddi anlamda çok destek verdiğini söyledi.

İlçedeki kadınların da çalışmalara destek verdiğini belirten San, “Başta Ovacık Belediyesi olmak üzere, kadınlar ve halkımızın desteği ile çalışmalarımız devam ediyor. Çevre düzenlemesi ve peyzaj çalışmalarında kullanılmak üzere, belediye başkanımızın valilikten aldığı beş kamyon parke taşı geldi. Üç kamyon daha gelecek. Başkanımız parke taşlarını kendi araçlarıyla getirdi. Yalnız parke taşları yetersiz kalıyor. Onun için de belediye başkanımızın Beşiktaş Belediyesi ile yaptığı görüşme sonucu, eksik kalan parke taşlarını tamamlayacaktır. Cemevi çevresinde, istinat duvarı yapılacak. İstinat duvarının maliyeti yüksek olduğundan onu yapamıyoruz. Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ile istinat duvarı için gerekli kaynağı bulmaya çalışıyoruz. İlkbahara kadar istinat duvarı için yeterli kaynağı da bulabilirsek, çevre düzenlemesi ve peyzaj çalışmaları tamamlanacak” dedi.

Çemişgezek Cemevi’nde Aşure Günü ve Hz. Hüseyin’i Anma etkinlikleri

Tunceli’nin Çemişgezek ilçesi Kırklar Cemevi’nde Aşure Günü ve Hz. Hüseyin’i Anma Etkinlikleri düzenlendi.
Çemişgezek Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma Tanıtma ve Yardımlaşma Derneği tarafından bu yıl 19’uncusu düzenlenen Aşure Günü ve Hz. Hüseyin’i Anma etkinlikleri çok sayıda katılımla gerçekleştirildi. Çemişgezek Kırklar Cemevi’nde düzenlenen etkinliğe Kaymakam Harun Kazez, Garnizon Komutanı Murat Gül, Belediye Başkanı Ahmet Şadan Ersoy, Emniyet Amiri Yunus Durmuş Ulucan, İlçe Müftüsü Halil İbrahim Süslü, kamu kurum ve kuruluşlarının amirleri, çevre il ve ilçelerden cemevi dedeleri, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Cemevi bahçesinde başlayan anma etkinlik saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Katkı sunanlara plaket takdiminin ardından, tüm katılımcılara aşure ve lokma ikramı yapıldı. Farklı renklerden çok sayıda insanın katıldığı anma etkinliğinde birlik ve beraberlik mesajları verilirken, akşam saatlerinde yapılan Cem ibadetinin ardından anma etkinliği sona erdi.

İşte OHAL’in medyaya faturası

Çağdaş Gazeteciler Derneği, 2016 yılının Temmuz-Ağustos-Eylül aylarına ilişkin “Medya raporu”nu açıkladı.

Raporu ÇGD Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Çınar Livane Özel açıkladı. Özel, 118 basın kuruluşunun kapatıldığını, 184 basın emekçisinin gözaltına alındığını, 56’sının tutuklandığını, 866’sınını işsiz kaldığını, 620 gazetecinin basın kartının, 32 gazetecinin de parlamento kartının iptal edildiğini söyledi.

Özel, geçen üç ayın kara tablosunu şöyle sıraladı:

* 184 basın emekçisi gözaltına alındı,
* 56 basın mensubu tutuklandı,
* 6 gazeteci hedef gösterildi ya da tehdit edildi,
* 8 haberle ilgili erişim engeli getirildi,
* 2 olaya ilişkin yayın yasağı konuldu,
* 22 dava ve soruşturmaya devam edildi,
* 6 yeni soruşturma ve dava açıldı,
* 1 gazeteci hayatını kaybetti,
* 6 gazeteci darp edildi,
* 6 haber sitesine erişim engeli getirildi,
* 2 haber sitesi kapatıldı,
* 24 yayın lisansı iptal edildi,
* 2 gazete hakkında yayın durdurma kararı verildi,
* 116 yayın kuruluşu kapatıldı,
* 29 yayın evi ve dağıtım şirketi kapatıldı,
* Bir mizah dergisinin dağıtımı engellendi,
* 3 basın merkezine polis baskını düzenlendi,
* 866 gazeteci işinden oldu,
* 32 parlamento muhabirinin kartı iptal edildi,
* 620 basın kartı iptal edildi.

“Rakamlarla ortada olan geçen üç aydaki kara tabloda, iki gelişme var ki altını çizmeden geçmeyeceğiz” diyen Özel şunları söyledi:

‘DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DARBE ÜSTÜNE DARBE ALMIŞTIR’

Bunlardan birincisi, mesleklerinin gereği eleştirel habercilik yapan basın-yayın organları ile buradaki meslektaşlarımıza yönelik süregelen baskıların, ‘yok etme’ düzeyinde sistematik hale gelmesidir. 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye siyasal ve toplumsal hayatı bir darbeden kurtulmuştur ancak ‘düşünce ve ifade ile basın ve yayın özgürlüğü’, darbe üstüne darbe alarak adeta katledilmiştir. Yukarıda rakamlarıyla verdiğimiz, raporumuzda da tek tek bulacağınız 118 basın-yayın organı AKP iktidarının kararıyla kapatılmış, meslektaşlarımız tüm hakları gasp edilerek işsiz bırakılmıştır. Geçen üç ayda dikkat edilmesi gereken ikinci olay ise; Türkiye’de ‘merkez medya’nın merkezi olan Doğan Medya Grubu’nun bir yöneticisinin siyasi iktidar ile olan ‘kirli ilişkileri’dir. Hacker grubu RedHack’in yayımladığı elektronik postalarda, Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan’ın damadı Doğan Yayın Holding Başkan Vekili ve Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ali Yalçındağ’ın, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak ile Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan’a hemen hemen her gün bilgi verdiği ortaya çıktı. Basın patronları ile iktidarın kirli ilişkilerinin ortaya saçılması açısından tarihi nitelik taşıyan elektronik postalarda Yalçındağ’ın, başında bulunduğu Hürriyet grubunun, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikaları doğrultusunda yayıncılık yapması için çalıştığına ilişkin birçok örnek yer alıyor.

Türkiye’de gazeteciliği savunmanın özgürlükleri savunmak olduğunu ve herkesin gazeteci olamayacağını net olarak gösterildiğinin altını çizen Özel, mesleklerini savunmanın, en ağır bedelleri de öngörse artık yaşamsal önemde olduğunu vurguladı.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, mesleklerinin kimsenin propaganda aracı, yalan üretme makinesi ve kazanç kapısı yaptırmamakta kararlı olduklarını belirten Özel, gazeteciliğin “Halkın doğru haber alma hakkı”, “Düşünce ve ifade özgürlüğü”, “Farklı görüşlerin yaşam bulduğu” kamusal bir faaliyet olarak kalması için tüm baskılara karşı duracaklarını söyledi.

Cerattepe davasında yeni gelişme

Artvin Baro Başkanı Ali Uğur Çağal, Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan ile birlikte Artvin Baro Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen Yeşil Artvin Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Avukatı Bedrettin Kalın, olağanüstü koşullarda yapılan Cerattepe karar duruşmasında, güvenlik güçlerinin davacıların davaya girmesine engel olduğunu öne sürdü. Mahkemede reddi hakim talebinde bulunduklarını hatırlatan Kalın, “Red talebi esas olarak Samsun Bölge İdare Mahkemesi’nde görüşülmesi gerekirken Rize İdare Mahkemesi reddi hakim talebimizi geri çevirerek kendisi hem esastan, hem de usulden talebimizi reddetti. Bu kararı temyiz edeceğiz. Bugün temyiz dilekçemizi gönderiyoruz. Umut ediyoruz ki adalet mutlaka bir yerde yanlışı doğru olanla düzeltecektir. Danıştay’ın bu yönde verdiği örnek kararlar var. Bunlar Cerattepe olayına benzer kararlar. Dolayısıyla biz yargıdan umutluyuz yeter ki birileri müdahale etmesin” dedi.

“250 KİŞİ DURUŞMAYA KATILAMADI”

Cerattepe karar duruşmasında 250 davacının duruşmaya gidemediğini ifade eden Kalın,  “Her yurttaşın davasını takip etme özgürlüğü vardır. Cerattepe davasında insanların kendi davalarını takip etme hakkı var. Bu yasal hak engellendi. 250 kişinin duruşmaya gidemediğini tutanak altına aldık. Bu adalete erişimin engellenmesi anlamına gelmektedir. Bu durumu Danıştay’ın dikkatine sunacağız” ifadelerini kullandı.

Artvin Baro Başkanı Ali Uğur Çağal’da, kamuoyunda yargıya güvenin azalmasına rağmen hukutan umutlarını kesmediklerini belirterek, Danıştay’dan Artvin için iyi sonuç çıkacağı beklentisi içerisinde olduklarını söyledi.

Açıklamaların ardından hazırlanan itiraz dosyası Danıştay’a gönderilmek üzere Artvin Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunuldu. 

CERATTEPE DAVASI

Cerattepe Bölgesi’ndeki madencilik faaliyeti için daha önce Rize İdare Mahkemesi’nce ‘ÇED olumlu’ kararı iptal edilen maden şirketi, 2 Haziran 2015’te yeniden ‘ÇED Olumlu’ kararı aldı. Bunun üzerine harekete geçen Yeşil Artvin Derneği öncülüğündeki 751 kişi ve 61 avukat, 8 Temmuz 2015’te Rize İdare Mahkemesi’nde, ‘ÇED olumlu’ raporunun yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Türkiye’nin en büyük çevre davasını açtı. Mahkeme, bölgede 14 Mart’ta bilirkişi heyeti ile inceleme yaptı. Mahkemeye ulaşan bilirkişi raporunda, yıllık 500 bin ton çıkartılacağı öngörülen cevherin kapalı kabinli teleferikle taşınması halinde çevreye zararlarının azalacağı ve ara katlı üretim yöntemi ile heyelan riski oluşmayacağı belirtildi. Rize İdare Mahkemesi, Cerattepe’deki madencilik faaliyetleri için tarafları son kez 19 Eylül tarihinde dinledi.

45 SAYFALIK KARAR

Duruşma sırasında Yeşil Artvin Derneği yöneticileri ve avukatları reddi hakim talebinde bulundu. Talebi aynı gün reddeden Rize İdare Mahkemesi heyeti bir gün sonra 20 Eylül tarihinde aldığı 2016/485 nolu kararla, ÇED iptal davasının reddine karar verdi. Rize İdare Mahkemesi, 45 sayfalık kararında devlet ormanlarında gerekli iznin alınması halinde madencilik faaliyetlerinin yapılabileceği, söz konusu madencilik projesi için gerekli izinlerin alındığı ve mevzuata aykırı bir durum olmadığına yer verildi. Kararda ayrıca, maden sahasının Milli Park ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi dışında kaldığına vurgu yapılarak projeye yönelik iptali istenilen 2/6/2015 ve 3882 sayılı ÇED Olumlu Kararı’nın hukuka ve mevzuata uygun olduğuna karar verilerek iptal talebi reddedildi.

Savcının verecek cevabı yokmuş!

HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Çewlîg (Bingöl) ve Dara Hênê (Genç) ilçesinde önceki gün gözaltına alınan HDP ve DBP’li eşbaşkanlar ile yöneticileri tutuldukları Bingöl Adliyesi ve TEM’de ziyaret etti. Gözaltına alınan 11 siyasetçi ile görüşen Kaya, ardından HDP il binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıya HDP ve DBP’li yöneticilerin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Kaya, operasyonların aylardır devam ettiğini söyleyerek, gözaltıların hiçbir gerekçe gösterilmeden yapıldığını aktardı. Kaya, gözaltına alınan erkekleri Bingöl Adliyesi’nin alt katında bulunan tek odalı hücrede, kadınları ise TEM Şube Müdürlüğü’ndeki hücrede ziyaret ettiğini söyledi. Gözaltına alınanların Dara Hênê’deki saldırı ile bir şekilde bağlantılı göstermeye çalışıldığına dikkat çeken Kaya, gözaltı gerekçesini sorduğu savcının dosyada gizlilik kararı olduğunu ve bu nedenle bilgi veremeyeceğini aktardığını söyledi. Savcı ile yaptığı görüşmede kendisini de siyasetçilerin gözaltına alınmalarına dair verebileceği bir cevabının olmadığını aktardığını belirten Kaya, gözaltına alınanların siyaset yürüttüğünü söyleyerek, bir an önce serbest bırakılmalarını istedi.

ÇEWLÎG