Ana Sayfa Blog Sayfa 6203

Roza Kadın Korosu 3’üncü yılında

Adını devrimci önder Rosa Lüksemburg’tan alan Roza Kadın Korosu, 3’ncü yılında kadınlarla buluşmayı sürdürüyor. Yaklaşık 3 yıl önce “Tek başına mırıldanma birlikte söyleyelim” şiarıyla yola çıkan korunun kayıtlarının 30 Ekim’e kadar süreceği ifade edildi. Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA-DER) tarafından yürütülen koro, İlk olarak 20 kadınla yola çıktı. Birçok etkinlikte sahneye çıkan ve farklı dillerde, çok sesli söyleme denemeleri de yapan kadın korusu, halk ezgileri, dünya devrim marşlarından eserleri seslendiriyor. Koroda her yaştan ve meslekten kadınlar bulunurken, eğitmenlerin tamamı ise kadınlardan oluşuyor.

‘Senin de sesin eksik olmasın’

Koro çalışmasının yürütücülerinden Sevda Eyiol, “Ezgilerimiz, mücadelemiz içinde büyürken senin de sesin eksik olmasın” diyerek, kadınlara katılım çağrısı yaptı. Özgür, eşit ve kardeşçe bir dünya kurma inancıyla şiddetin, tacizin, tecavüzün ve emek sömürüsünün karşısında kadın mücadelesini ileriye taşımak için biraya geldiklerini belirten Eyiol, “Tek başıma ne yapabilirim karşılığında birlikte şarkı söyleriz dedik, şarkılarımızla umudumuzu büyütür, meydanlara çıkar bize dayatılanlara karşı mücadele ederiz dedik” diye konuştu.

ANKARA

Yüksekdağ ve Demirtaş’tan dayanışma mektubu

HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, çeşitli cezaevlerinde bulunan gazeteci ve yazarlara dayanışma mektubu gönderdi

Basına yönelik saldırıları eleştiren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, tutuklu bulunan gazeteci ve yazarlarla dayanışmak amacıyla mektup yazdı. Yüksekdağ ve Demirtaş, cezaevlerinde bulunan gazeteci ve yazarlardan Ahmet Altan, Aslı Erdoğan, İnan Kızılkaya, Mehmet Altan, Murat Aksoy, Nazlı Ilıcak, Özgür Amed, Şahin Alpay ve Zana (Bilir) Kaya’ya mektup yazdı.

Eşbaşkanlar mektuplarında basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı için çalışmanın bitmeyen bir mücadele olduğunu ve zor zamanlarda dik durmanın onurlu bir davranış olduğunun altını çizerek dayanışma duygularını iletti. Söz konusu isimlere cezaevinden en kısa zamanda çıkmaları dileklerinde bulunan eşbaşkanlar, buna dönük hukuki sürecin de takipçisi olduklarını vurguladı.

CHP’li Erdem’in bulunduğu binaya saldırı: Madımak’la karşı karşıyayız

Bağcılar’da partisinin etkinliğine katılan CHP’li Eren Erdem’in de bulunduğu dernek binasının etrafını saran ırkçı bir grup, binayı taşlıyor. Erdem saldırının devam ettiğini söyledi 

CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in bulunduğu binaya ırkçı gruplar tarafından saldırı gerçekleşti. CHP Bağcılar Gençlik Örgütü tarafından Malatya Akçadağ Köyleri Derneği’nde gerçekleştirilen etkinliğe katılmak için dernek binasına giden Erdem, burada bir süre kaldıktan sonra binanın etrafı ırkçı bir gruplar tarafından sarıldı. Burada sloganlar atan grup, daha sonra derneği taşlamaya başladı.

Eren Erdem Periscope üzerinden yaptığı canlı yayında şunları kaydetti:

“Bağcılar’dayız. Panel gerçekleştiriliyor. Panellimize dışarıdan saldırı gerçekleştirilmiş durumda. Bulunduğumuz binanın etrafı kuşatılmış. Emniyet güçleri her zaman ki gibi yok. Dışarıda kendisine Ülkü Ocakları diyen bir güruh var. Bahçeli’ye söyledğim sözler nedeniyle binaya baskın yapmaya çalıştılar. Bunları buraya gönderenleri biliyoruz. Başkanlıktaki duruşumuz nedeniyle. Panelimizi proveke ettiler. Camlar çerçeveler inmiş durumda.

İçeriye taş atıyorlar. İstanbul’un göbeğinde Bağcılar’da saldırı altındayız. Arkadaşımız yaralı şekilde geldi. Bağcılar’da devlet yok. burada devlet yok. Tamamen provakasyon. Bizleri linç etmeye çalışıyorlar. Bir Madımak’la karşı karşıyayız. Devlet yok, polis yok. Başkanlık sistemeine karşı olduğu için linç ediyorlar. İnsanlar yaralanmış durumda. Şu anda saldırı altıdnayız. Dışarıda Ülkücü diye kendini tanımlayan gruplar saldırıyor. Nerede bu hükümet. “

Can Dündar’a saldıran Şahin’e tahliye

Gazeteci Can Dündar’a İstanbul Adalet Sarayı önünde silahlı saldırıda bulunan Murat Şahin, ‘tutuklu geçirdiği süre’ göz önünde bulundurularak, tahliye edildi

Gazeteci Can Dündar’a Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde silahlı saldırıda bulunan Murat Şahin tutuklu yargılandığı davada tahliye edildi. İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dün görülen duruşmaya 8 yıl 10 aya kadar hapsi istenen tutuklu sanık Murat Şahin ve “kasten yaralama”, “azmettiricilik” ve “silahla tehdit” suçundan 6 buçuk yıla kadar hapsi istenen tutuksuz sanık Ergün Celep katıldı. “Azmettirmek”ten yargılanan diğer sanık Sabri Boyacı’nın katılmadığı duruşmada, saldırıda yaralanan NTV muhabiri Yağız Şenkal duruşmada hazır bulundu. Hakim, mahkemenin verdiği görevsizlik kararına Ergün Celep’in avukatının itiraz ettiğini, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin de itirazı kabul ettiğini belirterek, savcılığın tüm kamera görüntülerini içeren hard diski dosyaya gönderdiğini kaydetti. Duruşmada söz alan sanık Murat Şahin’in avukatı, müvekkilinin kaçma şüphesi bulunmadığı ve mağdur olduğunu savunarak, tahliyesini talep etti. “Azmettirmekten” yargılanan sanık Celeb ise, mağdur olduğu iddiasında bulunarak dosyadan çıkarılmak istediğini istedi.

‘Görevsizlik kararı yerinde değil’

Ardından söz alan Dündar’ın avukatı Bülent Utku, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik talebini reddetmesine ilişkin kararını yerinde bulmadığını vurgulayarak, “Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nden dosyaya bir rapor sunulmuş. Rapora göre arkadaşlıkları tespit edilmiş. Sanık Murat Şahin’in 3 aylık süre esas alınarak Facebook hesabı incelenerek kimlerle görüşme yaptığı ve diğer sanıklarla bağlantısı olup olmadığı tespit edilebilir. Raporda bu husus yazılıdır” dedi. Celep’in avukatı Yılmaz Abuşoğlu ise, “Bizim başından beri Can Dündar’ın dinlenmesi yolunda talebimiz vardır” dedi. Yargıç, Utku’nun soruşturmanın genişletilmesi talebini delillerin büyük bir kısmının toplandığı gerekçesiyle reddetti.

Şahin tahliye edildi

Yargıç ara kararında sanıklar ve avukatlarına esasa ilişkin beyanları için süre verilmesine karar verdi. Mahkeme, sanık Şahin’in üzerine atılı suçların niteliği ve tutuklulukta geçirdiği süreyi göz önünde bulundurularak tahliye edilmesine hükmederek duruşmayı 15 Aralık’a erteledi.

Kaynak: DİHA

Kepenk kapatma valilik tarafından yasakladı

Tunceli Valiliği, ilginç bir karara imza atarak esnafın kepenk kapatmasını yasakladı

Dersim’in Pîlemûriye Vadisi’nde 16 Ekim Pazar günü yapılan bombardıman ve ardından çıkan çatışmada yaşamını yitiren 13 gerilla için bugün Dersim esnafının tamamının kepenk kapatmasının ardından Tunceli Valiliği, kepenk kapatmayı yasaklayan karar aldı. Sıra dışı yasakla ilgili “Kepenk kapatmayla ilgili Valilik Emri” başlıklı açıklama yapan Valilik, Anayasa ve kimi kanunlara atıfta bulunduktan sonra, şu karara yer verdi: “Bu itibarla, kamu düzeninin korunması için yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ile 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 32’nci maddesi hükmü gereğince ilimiz sınırları içinde bulunan işyerlerinin toplu olarak kapatılmasının yasaklanması, aksine davranılması halinde mevzuat çerçevesinde adli ve idari işlemler yapılması, bu kararın ilanen tüm vatandaşlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına tebliğ edilmesi Valilik Makamının 21.10.2016 tarih ve 2016/983 sayılı Olur’ları ile uygun görülmüştür. Bu karar yayımı tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir.”

DİHA

 

Dink Cinayeti soruşturmasında Tuğgeneral tutuklandı

Dink Cinayeti soruşturmasında Tuğgeneral Hamza Celepoğlu ile dönemin jandarma görevlileri Muharrem Demirkale ve Yavuz Karakaya çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı

Agos Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinde jandarma görevlilerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Tuğgeneral Hamza Celepoğlu, dönemin Jandarma yüzbaşısı Muharrem Demirkale ve Jandarma Astsubay Yavuz Karakaya çıkarıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.

Şüpheliler, İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Gökalp Kökçü tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “Kasten öldürme” ve “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçlarından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. İstanbul Nöbetçi 7. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılan şüphelilerin sorgusu tamamlandı. Mahkeme, üç şüphelinin de tutuklanmasına karar verdi.

İSTANBUL

 

PEN Başkanı: Avrupa Türk gazetecilere kucak açmalı

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün durumu, tutuklu yazar ve gazetecilere ilişkin gelişmeler bu yıl Frankfurt Kitap Fuarı’nda da ele alındı. Fuarda, ifade ve basın özgürlüğüyle ilgili çok sayıda etkinlik düzenlenirken, bu etkinliklerden birkaçı doğrudan Türkiye’deki sorunlara odaklandı.

“Türkiye ve Avrupa: İfade ve Sanat Özgürlüğü Ne Durumda?” başlığıyla düzenlenen etkinlikte, Uluslararası Yazarlar Birliği PEN’in Almanya Başkanı Josef Haslinger, Avrupa’nın Türkiye’deki muhalefet ve tutuklu gazeteciler için sesini daha fazla yükseltmesi gerektiğini vurguladı. Etkinliğe, Haslinger’in yanısıra PEN Almanya Genel Sekreteri Regula Venske, bu sene Erdem Gül ile birlikte PEN’in Hermann Kesten ödülüne layık görülen gazeteci Can Dündar ve Welt-N24 Grubu Türkiye Temsilcisi Deniz Yücel de katıldı. PEN Almanya Başkanı Josef Haslinger,  Frankfurt Kitap Fuarı’nda DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı:

Josef Haslinger

DW Türkçe: Frankfurt Kitap Fuarı‘nda Türkiye’deki düşünce ve basın özgürlüğü konusunu ele almak sizin için neden önemliydi?

Haslinger: Hâlihazırda milyonlarca Türk Almanya’da yaşadığı için Türkiye’nin bize çok yakın bir ülke olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de olanlar yurttaşlarımızı etkilediğinden bizi de etkilemiş oluyor. Türkiye’nin Almanya ile sahip olduğu girift ve köklü ilişkiler, Türkiye’deki durumun nasıl gelişme göstereceği sorusunu bizim için önemli kılıyor. Türkiye esasında bizlerin İslam dünyasına erişim yolumuzu açacak bir ülke konumuna sahip. Bizim hiçbir şekilde başa çıkamadığımız, hukukî sistemleri Ortaçağ’dan kalma, yazarların dinden döndükleri suçlamasıyla idam cezasına çarptırıldığı İslamî köktendincilik ülkelerine bir geçit işlevi görebilir Türkiye. Zira Türkiye bu ülkelerden çok farklı. Bu yüzden biz burada, Almanya’da Türkiye için sesimizi yükseltmek için çok özel nedenlere sahibiz ve böyle bir gereklilik de sözkonusu.

DW Türkçe: Kısa süre önce “Freewords Turkey” adında bir dilekçe kampanyası başlattınız. Bununla ilgili amacınız neydi?

Haslinger: Sanıyorum, Alman Yayıncılar Birliği ve Sınır Tanımayan Gazeteciler ile birlikte, Almanya çapında kitabevlerinde ve yayınevleri vasıtasıyla dağıtılmak üzere toplamda 16 bin gibi yüksek bir miktarda kartpostal bastırdık. Sonra bu kartpostallar, Berlin’deki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi’ne gönderildi. Üzerlerinde ise tek bir şey yazıyordu: “Sayın Büyükelçi, gazetecilik suç değildir, Can Dündar ve Erdem Gül için özgürlük talep ediyorum!” Bu, özel olarak bu iki gazeteci için mücadele niteliği taşıyan bir eylemdi.

DW Türkçe: Can Dündar ve Erdem Gül şu anda özgürler ama Aslı Erdoğanın da aralarında bulunduğu pek çok yazar hapiste. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haslinger: Durum günden güne kötüleşiyor. Savcının müebbet istediğini duyunca insan kendine bu iş nasıl iş diye soruyor! Bu insanlar nasıl düşman hâline getirilebiliyor? Muhalefet sürekli yeni bir düşman tanımlamak için araçsallaştırılıyor ve halk kesintisiz olarak devletin tehlike ve saldırı altında olduğuna inandırılıyor. Ama hakikatte bu, yerleşikleşmiş otoriter bir rejimin gaddar bir güç politikası.

DW Türkçe: Avrupa’dan beklentileriniz neler?

Haslinger: Avrupa, bu yazarları alıp konuk etmek, onlara yardım etmek, onları desteklemek zorunda, tehlike altında tutuklu bulunan insanlar için protestoda bulunmak zorunda. Bu tür durumlarda bulunan kişilere bir çeşit acil durum vizesi verilip iltica hakkı tanınmalı. Muhalefet ile birlikte çalışmak için çok daha fazlası yapılmalı. Avrupa, insan haklarının Türkiye’de nasıl ayaklar altına alındığını izlemeyi bırakıp, şu esnada yaşamakta olduğumuz sıkıntılı durum çerçevesinde mültecileri birkaç milyar euro karşılığında bizden bir kol mesafesi uzakta tutan Erdoğan’a karşı insan haklarının korunmasında ısrar etmek zorunda.

DW Türkçe: Paneldeki konuşmanızda muhatabınızın Cumhurbaşkanı Erdoğan değil, Avrupa hükümetleri olduğunu söylediniz. Bununla tam olarak ne demek istediniz?

Haslinger: PEN Almanya’nın ne dediğinin Erdoğan’ın pek umrunda olmadığını düşünüyorum. Zira kendisi, PEN’in desteklediği herkesi düşman olarak görüyor. Herhalde bizi de dostundan çok düşmanı olarak görüyordur. Ama Erdoğan ile yaptığımız mülteci anlaşması çerçevesinde öz ilkelerimizden vazgeçmemeye dikkat etmeliyiz. Ancak şu ana kadar yaptığımız maalesef bu. Eğer mültecileri otoriter bir rejime toplu biçimde satıyorsak, bu mültecilerin toplu satışından başka hiçbir şey değildir. Nitekim bu kendi yasalarımızla çelişki gösterir, yani bireysel iltica hakkıyla.

DW Türkçe: Peki siz PEN olarak ne talep ediyorsunuz?

Haslinger: Biz PEN olarak, insan haklarına sadık kalınmasından başka bir şey istemiyoruz. En yüksek insan haklarından biri, insanın düşüncesini ifade etme, gerçeği söyleme hakkı ve bir gazeteci olarak düşündüklerini, deneyimlediklerini ve ne gözlemlediklerini yazabilme özgürlüğüdür.

© Deutsche Welle Türkçe

Başak Özay

Almanya: 35 diplomatik pasaport sahibi iltica talebinde bulundu

Süddeutsche Zeitung, Kuzey Alman Radyo ve Televizyon Kurumu NDR ve Batı Alman Radyo Televizyon Kurumu WDR, 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişimi sonrası diplomatik pasaport sahibi 35 Türk’ün Almanya’ya iltica başvurusunda bulunduğunu bildirdi.

Önerdiğimiz linkler SZ: 3 Türk diplomat iltica talebinde bulundu

İltica talebinde bulunanların sayısını federal hükümet yazılı olarak açıkladı. WDR, NDR ve Süddeutsche Zeitung, hükümet açıklamasının Yeşiller Partisi’nin federal milletvekili Özcan Mutlu’nun soru önergesi üzerine yapıldığına yer verdi. Mutlu, üç yayın kuruluşunun haberlerinde Türk diplomatların Almanya’dan iltica talep ettiğini yazmasının ardından hükümete soru önergesi vermişti.

Federal hükümetin Özcan Mutlu’nun soru önergesine yönelik yaptığı yazılı açıklamada, diplomatik pasaporta sahip 35 kişinin iltica talep ettiği bilgisi verildi. Sayıya diplomatların eş ve çocuklarının da dahil olduğu belirtildi. Açıklamada taleplerin, eyalet yüksek mahkemeleri ve federal başsavcılık tarafından incelendiği belirtildi.

Hükümet ayrıca Türkiye’den herhangi bir iade talebi gelmesi durumunda, talebin Suçluların İadesine Yönelik Avrupa Sözleşmesi’ne göre değerlendirileceğini belirtti. Açıklamada, mahkemelerin alacağı karar sonrasında hükümetin de talepleri tek tek ele alıp inceleyeceğine yer verildi.

Türkiye’nin iade talebine açıklık getirilmedi

Hükümetin yazılı açıklamasında, şimdiye kadar Türkiye’den herhangi bir iade talebi olup olmadığına yer verilmediği bildirildi. İçişleri Bakanlığı da bu konuya dair açıklama yapılmayacağını belirtti.

Süddeutsche Zeitung, Kuzey Alman Radyo ve Televizyon Kurumu NDR ve Batı Alman Radyo Televizyon Kurumu WDR’in hükümet kaynaklarına dayandırılan haberlerinde, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından üç diplomatın Almanya’ya iltica başvurusunda bulunduğu öne sürülmüştü.

Haberde, darbe girişiminden sonra Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın yüzlerce diplomatik pasaportu iptal ettiğine yer verilmiş, Almanya’da diplomatik pasaportu iptal edilen 8 kişi bulunduğu belirtilmişti. Buna göre diplomatik pasaportu iptal edilenlerin bir kısmı Almanya’dan ayrılırken kalanların Almanya’ya resmi iltica başvurusunda bulunduğu bildirilmişti.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/GA

 

SOS: Halepli çocuklar intihara teşebbüs ediyor

Birbiri ardına silahların, bombaların patladığı Halep’te çok sayıda çocuğun depresyonda olduğu açıklandı. SOS Çocuk Köyü’nün acil yardım koordinatörü Katarina Ebel, “İntihar etmek isteyen bir çocuğun yaşı daha 12 bile değildi” açıklamasını yaptı.

Passauer Neuen Presse gazetesine konuşan Ebel, “Şu ana dek çocukların kendilerini öldürmelerini hep önleyebildik. Kendilerini yere atıyorlar, ağızlarını açıp gözlerini ve kulaklarını kapatıyorlar” dedi.

Ebel, “Ancak her gün ‘daha fazla çekmektense ölürüm daha iyi‘ diyen çocuklar var. Yaşadıkları derin çaresizlik onları kendileri ve diğerlerine karşı saldırganlığa sevk ediyor” şeklinde konuştu. Ebel, çocukların çoğunun hiç uyumadığını ya da kabuslar gördüğünü, gün boyu da çok yorgun olduklarını kaydetti.

Güvenlerini geri kazanmaları için çaba veriliyor

SOS Çocuk Köyü, Suriye’deki her kurumda psikolog ve sosyal görevlileri bulunuyor. Ebel, bu görevlilerin tek tek çocuklarla konuşup onların travmalarını yenmelerini ve güvenlerini geri kazanmalarını sağlamaya çalıştıklarını söyledi.

Bazen yaşananlar çok uç noktalarda olduğu için başarı sağlanamadığını da kaydeden Katarina Ebel, “Bir çocuk ailesinin öldüğünü, enkaz içine gömüldüğünü, evinin yok olduğunu gördüğünde, güven duygusu uzun süre yok oluyor” dedi.

Ban: Ölenlerin dörtte biri çocuk

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Halep’te eylül ayında başlayan Suriye ve Rus kuvvetlerinin hava saldırılarında 500 kişinin öldüğünü, bunların dörtte birini çocukların oluşturduğunu kaydetti.

New York’taki BM Genel Kurulu’nda konuşan Ban, 2 bin kişinin ise yaralandığını söyledi.  

© Deutsche Welle Türkçe

EPD/dpa, BS/GA

3 yıl aradan sonra ‘Gezi davası’ açıldı

Gazi parkı eylemlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen eylemlere katılanlar hakkında dava açılmaya devam ediliyor. İzmir’de aralarında polisin attığı gaz kapsülünün kafasına isabet etmesi soncu 22 gün komada kalan Mustafa Ali Tonbul’un da bulunduğu 6 çocuk hakkında dava açıldı.

Tutuklayanlar, tutuklandı!

İzmir’de görülecek davanın takipçilerinden olan Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi avukatlarından Dinçer Çalım, davanın tam bir hukuksuzluk örneği olduğunu belirterek, “Davanın 3 yıl sonra açılmış olması Gezi eylemlerine devletin düşmanlık yapmaya devam ettiğini göstermektedir” dedi. Dinçer, 6 çocuğun daha önce benzer iddialarla yargılandığını, 3 ay 10 gün ceza aldıklarını ve dosyanın hakimi Cem Kargılı’nın ise bugün Cemaat operasyonları kapsamında tutuklu bulunduğunu vurgulayarak, “İzmir’de yargılananlar FETÖ’cü hakimlerin ve polislerin mağduru durumundadır” dedi.

Ayşe Yılmaz /İzmir-Jinha