Ana Sayfa Blog Sayfa 6210

Yön Radyo 23 yıldır toplumu birleştiren türkülerin sesidir

UĞUR ŞAHİN

Türkiye’nin ilk “Türkü Radyosu” olan ve 23 yıldır yayın yapan YÖN Radyo hakkında verilen kapatma kararına tepkiler artarak devam ediyor. Verilen kapatma kararına karşıysa, radyo çalışanları, dinleyiciler ve sanatçılar radyoda nöbet tutuyor. BirGün’e konuşan Yön Radyo Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Mansur Kılınç, Yön Radyo’nun, 23 yıldır bağımsız yayıncılık yaptığının altını çizerek, kapatma kararına karşı olağanüstü bir destek gördüklerini söyledi. Kılınç, “Yön Radyo’nun yayın çizgisi Anadolu’nun en ortak değerleri olan türkülerdir. Radyomuz geliştirdiği uluslararası ilişkilerle Anadolu türkülerini dünyaya dinletmiş, kültürümüzü tanıttı. Radyo’nun çizgisi, Türkiye çizgisidir, basın ve ifade özgürlüğü çizgisidir. Radyomuz, 23 yıllık yayın yaşamında gerek RTÜK, gerekse diğer idari kurumlardan herhangi bir uyarı almamış nadir kurumlardan biridir. Esasen Türkülerin bu ülkenin en ortak, en birleştirici değeri olduğunu şu 4-5 gün içinde bir kez daha görmüş olduk. Herkesin talebi, beklentisi aynı: “Bu yanlış bir karar ve düzeltilmeli.” diye konuştu.

Kapatılmak için sebep yok
Yön Radyo Genel Müdürü Ulaş Can kapatma kararının halen daha tebliğ edilmediğine değinerek şöyle konuştu: “Tebligat olmadığını için neden kapatıldığımızı bilemiyoruz. Kapatılmak için hiçbir sebebimiz yok. Biz Anadolu’nun ortak değerinin türkü olduğunu düşünüyoruz, radyonun da derdi tam olarak bu. Ülkede inşaları birleştiren gücün türkü olduğunun farkındayız. Bizim her görüşten dinleyicimiz var. Dinleyicilerimiz çok büyük destek gösteriyor. Böreği yapan, sarması yapan buraya gelip, bizimle beraber türkü söyleyip, türkü dinliyor.” Şeklinde konuştu.

Böyle bir radyo kapatılıyor

Yön Radyo’ya dayanışma ziyaretinde bulunan sanatçı Sadık Gürbüz ise şu değerlendirmede bulundu: “Bu radyo, türküler çalarak program yapan, türkülerini dinleten bir radyo. İnternet üzerinden bir radyo. Türküseverlerin toplandıkları, böyle bir radyo kapatılıyor. Kendi yağında kavrulan, türkülerle yola devam eden bu radyo daha önceden RTÜK’ten hiç ceza ve uyarı almamıştı.”

Hayatın renklerini yansıtan TV’leri kapattılar

Panele Hayatın Sesi Televizyonu Politika Editörü Cem Şimşek, BirGün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Aydın, TV10 Genel Yönetim Kurulu Üyesi Turabi Kişin ile MMO İstanbul Şube Yöneticisi Cafer Yıldız konuşmacı katıldı.

TEKÇİLİK DAYATILIYOR!

Hayatın Sesi TV’nin gerekçe gösterilmeden kapatıldığını ifade eden Cem Şimşek, “İşçilerin, emekçilerin, halkın sesi olan; baskı ve sömürüye karşı yayın yapan bir kanal olduğumuz için televizyonumuz karartıldı” dedi. Şimşek, “OHAL’in sivilleri etkilemeyeceğini söyleyenler bugün Alevilerin aşure etkinliğini, işçilerin grevini, emekçilerin yürüyüşünü engelliyorlar. Bu duruma karşı birlikte beraber mücadele etmeliyiz, mücadelemizde ısrarlı olmalıyız” ifadelerini kullandı.

“Kapatılanlar sadece bir televizyon kanalı değil hayatın farklı renklerini yansıtan kanallardı” sözlerini kullanan Turabi Kişin “Hayatın Sesi işçileri, emekçileri yansıtırken TV10 Alevi toplumunu ekranlarına taşıyordu. Yine Jiyan TV kaybolma tehlikesi yaşayan Zazaca diliyle yayın yapıyordu. Bu nedenle bu kanalların kapatılması aynı zamanda tek dil, tek din gibi tekçiliğin de dayatılması anlamına gelir” diye ifade etti.

MÜCADELEYİ BÜYÜTMELİYİZ!

İbrahim Aydın ise “Medyayı kim ele geçirirse toplumda hegemonik olarak avantaj elde eder. AKP’de bunu yapıyor. İlk aşamada medyayı açılan davalarla sindirmeye, ikinci aşamada da kesilen ilanlarla ekonomik abluka altına almaya çalıştı” diye konuştu. Geldiğimiz noktada mahkeme kararına dahi gerek kalmadan ‘terör örgütü propagandası’ gibi suçlamalarla gazetelerin kapatılabileceğini söyleyen Aydın, “Faşizme karşı kurulabilecek en büyük cepheyi kurmalıyız, mücadeleyi büyütmeliyiz” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

‘Dizel Araçlar Hava Kirliliğinin En Büyük Nedeni’

Normalde petrol rafinelerinde kullanılan kızılötesi kameralar, Londra sokaklarına yerleştirildiğinde kenti boğan zehirli gaz bulutları gözle görülür şekilde ortaya çıkmış.

Uzmanlar, yayaların “ham kirliliğe” yani hava kirliliğinin kaynağına ne kadar yakın olduklarını çoğu zaman fark etmediklerini söylüyor.

Kings College’dan Martin Williams, “Bugünlerde karşılaştığımız en büyük zorluklardan biri insanlara hava kirliliğiyle ilgili mesaj ulaştırmak. Bu bir kamu sağlığı sorunu ancak gözle görülmüyor. 1950’lerde ve 1960’larda, etrafı saran dumanlar vardı. Ancak bugün, neredeyse hiçbir şey göremiyoruz” diyor.

Peki, trafiğin yoğun olduğu sokaklarda tam olarak ne soluyoruz? Dizel araçlardan kaynaklanan is ve yayılan kirli nitrojen dioksit gazının solunması, son dönemde ciddi bir sorun olarak görünüyor.

Dizel araçlar, kentlerdeki hava kirliliğinin temel sebebi olarak görülüyor. Alman otomobil üreticisi Volkswagen’in dizel araçların karbon salınım testlerini manipüle ettiğini ortaya çıkması, dizel motorlarla ilgili tartışmayı körükledi.

Greenpeace’ten Areeba Hamid, bu skandal sonrası, otomobil üreticilerinin dizel araçların yarattığı sorunlar karşısında baskı hissetmeye başladıklarını ve elektrikli araba modelleri üretme çabalarını arttırdıklarını belirtiyor.

Eylül ayındaki Paris Otomobil Fuarı’nda, elektrikli araçlar ön plandaydı. Volkswagen, 2025’e kadar 2 ila 3 milyon elektrikli araç satma hedefini açıkladı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün Eylül ayında açıkladığı rakamlara göre, dünyada her 10 kişiden 9’u, hava kirliliğinin tehlikeli boyutlara ulaştığı yerlerde yaşıyor.

Uzmanlar, elektriğin yenilebilir enerji kaynaklarından elde edildiği bir dünyada, elektrikli otomobillerin hava kirliliğine çözüm olabileceğini söylüyor.

amerikanın sesi

Türkiye’nin Gündemi Musul Operasyonu

ANKARA — 

Türkiye’de bugün liderlerce yapılan siyasi değerlendirmelerde dış politikada Musul operasyonu ön planda çıkarken, Başbakan Binali Yıldırım da Türk Hava Kuvvetleri’nin operasyona “icap ederse” katılacağını açıkladı.

Başbakan Yıldırım, partisinin TBMM’deki grup toplantısında, “Cumhurbaşkanımızın dediği ‘Masada da, operasyonda da olacağız’ sözümüzün arkasındayız. Operasyonda ön saflarda olanlar bizim Başika’da eğittiğimiz Ninova Mücahitleri’dir. Ayrıca koalisyon güçleri içerisindeki bizim hava kuvvetlerimiz de yer almıştır. ‘Musul’da Türkiye’nin işi yok’ diyenler cevabını almıştır,” açıklaması yaptı.

Yıldırım, toplantı sonrasında, Türkiye’nin hali hazırda hava kuvvetleriyle operasyonda yer aldığı izlenimi ortaya çıktığı anımsatılınca sözlerine açıklık getirdi. Yıldırım, “İcap edince olacak zaten. Prensip olarak koalisyonun içinde olmasında mutabakat var” dedi. “TSK uçaklarıyla henüz yer almadı değil mi?” sorusu üzerine Yıldırım, “Oradaki operasyonların detayını bilmiyorum tabii, ama önemli olan koalisyon içerisinde olmak” yanıtını verdi.

Savunma Bakanı: “Mutabakata varıldı”

Başbakan Yıldırım, öğle saatlerinde yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin Musul operasyonunda hava desteği konusunda Uluslararası Koalisyon ile bir uzlaşma olduğu bilgisini vermişti. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ise, saat 20.30 civarında İtalya’nın başkenti Roma’da Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları (SEDM) toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu. Işık, Roma’daki açıklamasında, Musul operasyonunda hava unsurlarıyla Türkiye’nin katılması yönünde Koalisyon ile mutabakata varıldığını söyledi.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre; Bakan Işık, Fransa’nın başkenti Paris’teki Musul ile ilgili toplantıya da davet edildiklerini söyledi. Işık, “Türkiye olmadan Musul’un geleceğine ilişkin karar almak mümkün değildir,” dedi.

Kılıçdaroğlu: “Esip gürlerseniz plansız kalırsınız”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise, TBMM’deki grup toplantısında, hükümetin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın izlediği dış politikayı eleştirdi. Musul’daki tabloyu Türkiye açısından “yenilgi” olarak değerlendiren Kılıçdaroğlu, Musul’da Ankara’nın süreçte katılımcı olmadığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, Suriye ve Irak’taki gelişmeleri konuşmasında özetle şöyle yorumladı:

“Dış politika milli olmak zorundadır. Dış politikayı kapalı kapılar ardında oluşturamazsınız. Türkiye’nin ortak ses çıkarması gerekir. Hükümet, TBMM’yi sağlıklı bilgilendirmemiştir. Başbakan konuşmuyor, Dışişleri Bakanı arada bir şeyler söylemeye çalışıyor. Ve söyledikleri birbirinden farklı. Hedefleri kim belirliyor? Sayın Cumhurbaşkanı. Sorumluluğu yok. Kim buna müdahale edecek, Sayın Binali Yıldırım. Lütfen Binali Bey koltuğunuzun hakkını koruyun, başkaları hakkınıza müdahale etmesin. Konuşacaksa hükümet konuşsun. Musul konusunda esip gürlüyorlardı. A planım, B planım, Z planım var. Esip gürlersen seni plansız bırakırlar. Eskiden Ortadoğu’da kuş uçsa Türkiye’ye sorarlardı. Bu benim ağrıma gidiyor. Musul konusunda Türkiye’nin masa dışında tutulması en büyük yenilgilerimizden biridir. Şimdi birileri bizim milliyetçiliğimizi konuşuyor. O zaman Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’na bakacaksınız. Sayın Bahçeli’nin, Sayın Yıldırım’a sormasını isterim; Kerkük’ü kime teslim ettiniz, katliama niçin sesinizi çıkarmadınız? Kimse kusura bakmasın ama, birileri kalkıp istediği gibi eser, bağırır çağırırsa kimse de onu dikkate almaz. Kaybeden Türkiye. Irak ve Suriye politikasına bakın, kaybeden bir ülke var Türkiye, kaybeden Türkmenler. Dışişleri Bakanı, Lozan’da bir toplantıya katıldı: ‘Terörist El Nusra Halep’ten derhal ayrılmalı’ dedi. Cumhurbaşkanı, ‘Eğer dost olmak için IŞİD’e karşı dost olmak ölçüyse El Nusra’ya da dost ol. Onlar da savaşıyor’ dedi. Böyle bir tabloya kim inanır? El Nusra konusunda bile görüş birliği yok. Dışişleri Bakanı’nı kutluyorum, doğruyu söylüyor, El Nusra oradan çekilmeli.”

Bahçeli: Türkiye tribünden izlememeli

MHP Genel Devlet Bahçeli, “Türkmeneli’ni çaresizliğe terk edemeyiz. Kerkük Türk’tür, Musul, Telafer Türk’ün öz yurdudur. Musul’da mülteci göçü başlayınca ne olacak, terör tehdidi devam ederse müttefik ülkeler ne diyeceklerdir? Telafer’de katliam yapılırsa bunun hesabını kimler verecektir? Türkiye Musul konusunu tribünden izlememeli, geri kalmamalıdır. Bu ‘savaşa girelim, oldu bittiye getirelim’ diye yorumlanmamalıdır. Masaya yatırılmalıdır,” dedi.

PKK’nın Irak ve Suriye’deki varlığını anımsatan Bahçeli, Türkiye’nin ülke güvenliği çerçevesinde hareket etmek zorunda olduğunu ifade etti. Irak Başbakanı Ebadi’ye tepkisini aktaran Bahçeli, “PKK, Sincar’a yerleşmiştir. Başta PKK olmak üzere Türkiye düşmanlarının Irak’ta mevzi elde etmesi dostluğa sığmayacaktır. İbadi kimlere diyet borcunu ödemektedir? Başika’yı boşaltmak kabus demektir. İbadi ister kabul etsin, ister etmesin büyük devlet olmanın vakar ve haysiyeti bunu gerektirmektedir. Türkmenler katliama maruz kalırken, Irak ne yapıyordu? Musul üzerinden süren mücadele sadece IŞİD’i kovmak değildir,” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Misak-ı Milli hatırlatması için “yerinde” yorumunu paylaşan Bahçeli, “Türkiye’yi fanusa sokmak isteyenler heves etmesin, Musul bizim asıl meselemizdir. Bu ecdat yadigarı toprakları oyunlarla gasp edenler, tarihe karşı suç işlemişlerdir. Musul ve Kerkük vicdanen, kalben vatandır. Burada hangi taşı kaldırsak ‘Ne mutlu Türküm sesi’ duyulacaktır. Teksaslı gelecek, biz gelemeyeceğiz öyle mi? Biz üst akıl falan tanımayız, takmayız, üstü altı bilmeyiz. Aklı olan varsa ya göle kaçsın, ya da kendisine saklasın. Türk milletinin aklına, irfanına inanır, kargadan başka kuş tanımayanlara kartal pençesini heyecanla hatırlatırız,” dedi.

Demirtaş: “PYD ve PKK’yı yanınıza alsaydınız”

Türkiye’nin bölgede ittifak seçerken yanlış gruplarla işbirliği yaptığını kaydeden Demirtaş, Türkiye’nin IŞİD destekçisi ülke olarak görüldüğünü belirterek, “Musul meselesinde başından beri yanlış aktörlerle iş tutmasaydınız, mezhepçilik yapmasaydınız, milliyetçilik, ırkçılık yapmasaydınız ve en önemlisi çözüm masasını devirmeseydiniz, Türkiye’de iç barışı sağlasaydınız, bir tarafınıza Ahrar uş-Şam’ı, bir tarafınıza Nusra’yı alacağınıza bu tarafınıza, çok açık söylüyorum PYD’yi, öbür tarafınıza PKK’yı alsaydınız,” diye konuştu.

Türkiye’nin PYD ve PKK ile işbirliği yapmasını önerdiği gözlemlenen Demirtaş, böyle yapılsaydı kendi yurttaşı olan 20 milyon Kürt’ü kazanacak Türkiye’nin istikrar ve büyümüş bir ülke olacağını ifade etti.

HDP’nin Türkiye’ye en çok kazandıracak en makul öneriyi; iç barışı gündeme getirdiğini söyleyen Demirtaş, HDP üzerinde bölge halklarıyla Türkiye’nin ilişki kurabileceğini savundu.

“Kimse sen 14 yılda dış politikada ne kazandın diye sormuyor” diyen Demirtaş, Türkiye’nin iyi ilişki içerisinde olduğu bir ülke bulunmadığını öne sürerek hükümetin yalan konusunda Oscar’lık olduğunu sözlerine ekledi.

amerikanın sesi

Iraklılar Türkiye’yi protesto etti

Önerdiğimiz linkler Erdoğan’dan Musul operasyonu açıklaması Türkiye Musul operasyonuna hazırlanıyor

Irak’ın Musul kentinde IŞİD’e yönelik planlanan operasyona, Türk ordusunun Başika’da eğittiği Musullu savaşçıların da katılacağı bildirildi. Operasyonun birkaç gün içinde başlamasının planlandığı bildirildi. (14.10.2016)

Türkiye Irak politikasında kararlı

Türk birlikleri Irak’ın kuzeyindeki varlığını sürdürecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan Irak konusunda kararlılık mesajı verdi. Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş da “ihtiyaç bulunduğu sürece Başika’da varlığımız sürecek” dedi. (12.10.2016)

Ankara ile Bağdat arasındaki Başika krizi sokaklara taşındı. Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliği önünde toplanan binlerce Iraklı “Türkiye’nin Musul operasyonunda yer alma ısrarını ve ülkedeki askeri varlığını” protesto etti. Irak bayrakları taşıyan göstericiler “İşgalciler dışarı”, “Türkiye dışarı” gibi sloganlar attı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karikatürünün yer aldığı dövizler üzerinde “Osmanlı işgali sona erdi” ifadeleri yer aldı.

Gösteri çağrısı radikal Şii lider Mukteda El Sadr tarafından yapılmıştı. El Sadr yanlısı milletvekili Şeyh Mecid El Fartusi “Irak’ın içişlerine Türk müdahalesini kınıyoruz. Irak toprağına kimse izinsiz girip işgal edemez” diye konuştu.

Türkiye ile Irak arasındaki ipler Musul operasyonu öncesinde gerilmişti. Irak Temsilciler Meclisi ülkenin kuzeyindeki Türk askerini “işgalci” sayan ve Irak’tan çıkarılmasını isteyen bir karar almış bu karar Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından kınanmıştı. Taraflar karşılıklı olarak büyükelçilerini çağırmış ancak bir sonuç çıkmamıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Haydar El İbadi arasındaki karşılıklı açıklamalar iki ülke arasındaki tansiyonu daha da yükseltti.

Çavuşoğlu: Bağdat’tan bir heyet Türkiye’ye gelecek

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bugün konuyla ilgili olarak Bağdat’a giden Türk heyetinin olumlu bir görüşme yaptığını söyledi. Çavuşoğlu “Şimdi müsteşarımız Ümit Bey ve Genelkurmay’dan, istihbarattan arkadaşlarımız gittiler. Dünkü görüşmeler son derece pozitif. Burada düşüncelerimizi yazılı bir şekilde de paylaştık. Onlar Başbakanlarıyla görüşüp düşüncelerini bizimle paylaşacaklardı ve biz de bu düşünceleri aldıktan sonra değerlendireceğiz. Bu hafta içinde, hafta sonuna doğru, belki perşembe günü bu sefer Irak’tan, Bağdat’tan bir heyet Türkiye’ye gelecek. İki tarafta da esasen bu işi diyalog yoluyla halletme iradesi var“ diye konuştu.

Başbakan Binali Yıldırım Adalet ve Kalkınma Partisi’nin TBMM Grubu toplantısında Musul operasyonuna yönelik “operasyonda ön saflarda olanların Türkiye’nin Başika’da eğittiği milisler” olduğunu hatırlatarak, bunlar “Ninova mücahitleridir. Peşmergelerle birlikte operasyona katılmışlardır” şeklinde konuştu. Anadolu Ajansının haberine göre Yıldırım bir gazetecinin, “Grup konuşmanızdaki ifadelerinizden şu an uçaklarımız operasyonun içindeymiş gibi anlaşıldı” demesi üzerine, “İcap edince olacak zaten. Prensip olarak koalisyonun içinde olmasında mutabakat var” ifadesini kullandı.

©Deutsche Welle Türkçe

DW, AP, DPA / EC, GA

11’i çocuk 37 sivil katledildi

Halep’te Rejim güçleri ile muhalif gruplar arasından yaşanan çatışmalarda 11’i çocuk toplam 37 sivil katledildi

Her geçen gün sivil ölümlerin arttığı Süriye’nin Halep kentinden yeni sivil ölümleri gelmeye devam ediyor. Şu ana kadar ateşkes girişimlerinin tamamının başarısızlıkla sonuçlandığı Halep’te Baas rejimi ile muhalif gruplar arasında yoğun çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. Bu çatışmalarda iki taraftan 90 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.

Öte yandan rejime ait savaş uçakları, Biedîn, El-Hilik,Saxor, Qatirjî, Kerem Terab, Miyser, Kelase, Zehra mahallesinin çevresi, Leyremon, Skerî, Ferdos,Şêx Xidir, Kerem Tehan ve Bustan Qeser bölgeleri ile Halep’in güney kırsalındaki Hiyan ve Hirêtan köyleri ile batı kırsalındaki Awrem Mezin ve Kefernaha köylerini de bombaladı. Bombardıman sonucu 9’u çocuk 31 sivil hayatını kaybederken, yerleşim alanları büyük oranda hasar gördü.

Diğer yandan koalisyona bağlı silahlı muhalif gurupların da rejimin hâkimiyetinde bulunan mahallelere yönelik top atışları ile saldırı düzenlediği, bu saldırılarda ilk belirlemelere göre 2’si çocuk 6 sivil hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. DİHA

Konyaltı’daki cinayet zanlısına muhebbet

Konyaaltı’nda birlikte yaşadığı Deniz Aktaş’ı katleden Lokman Barış Çelik’e müebbet hapis cezası verildi. Antalya Adliyesi önünde biraraya gelen kadınlar ‘dayanışmamız cinayetleri öneleyebilir’ dedi

Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde 4 Mart 2015 tarihinde Deniz Aktaş’ı katleden Lokman Barış Çelik hakkında açılan davanın karar duruşması Antalya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada, sanık Çelik, avukatı Deniz Çakır ve katledilen Aktaş’ın avukatları hazır bulundu. Yapılan kimlik tespitinin ardından Sanık Çelik’in son savunması alındı. Daha önce mahkemeye deli raporu sunan sanık Çelik, bu rapor mahkeme tarafından kabul edilmeyince ifadesini değiştirerek, “Erkekliğime hakaret edince dayanamadım öldürdüm” dedi.

İki polis’e dava talebine ret

Aktaş’ın avukatları, Çelik’in cinayeti işlediği an polislerin Çelik’i etkisiz kılmak yerine 20 dakika boyunca ikna etmeye çalıştıklarını belirterek, cinayete geç müdahale eden 2 polis hakkında da dava açılması taleplerini yineledi. Mahkemeye 10 dakika ara verdikten sonra kararını açıklayan heyet, Çelik’e “İyi hal indirimi” olmaksızın “Deniz Aktaş’ı kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası verdi. 2 polis hakkında avukatların yaptığı talebi daha önce mahkeme tarafından reddedildiği gerekçesi ile yeniden reddetti.

‘Cinayetleri dayanışmamız durduracak’

Antalya Adliyesi önünde bir araya gelen kadınlar basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan Antalya Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platfaormu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, kadın dayanışmasının ne kadar güçlü olduğunu bu davada gördüklerini söyledi. Bundan sonraki bütün süreçlerde kadınlar ile yan yana olacaklarını belirten Ataselim, erkek cinayetlerini dayanışma ile durduracaklarını söyledi. Ardından söz alan Aktaş’ın avukatı İpek Bozkurt, yaklaşık bir buçuk yıldır açık bir şekilde işlenen dava ile ilgilendiğini belirterek, bu davada iyi hal indiriminin uygulanmamasının önemli olduğunu ancak olay ile ilgili ihlali bulunmayan 2 polisin yargılanmamasının devletin kadın bakış açısını gözler önüne serdiğini söyledi. DİHA

II. Dağlarca şiir ödülü verildi

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın anısını yaşatmak, Türk şiirinin gelişimine katkıda bulunmak ve şiiri hayata daha çok katmak amacıyla Beşiktaş Belediyesi tarafından, PEN Yazarlar Derneği ve Türkiye Yazarlar Sendikası’nın desteğiyle düzenlenen ve bu yıl İkincisi verilen Dağlarca Şiir Ödülü’ne Ataol Behramoğlu, Arife Kalender, Enver Ercan, Ertan Mısırlı, Doğan Hızlan,  Haydar Ergülen, Tarık Günersel’den oluşan jüri, Yol Şarkıları ile Adnan Özer’i, Harap ile Cenk Gündoğdu’yu “odağına insanı yerleştirdikleri şiirleriyle, savaş ve göç gibi evrensel temalarıyla, Dağlarca’nın şiir evrenini selamlamaları” gerekçesiyle değer gördü. 15 Ekim Cumartesi günü Akatlar Kültür Merkezi’nde yapılan törenle şairlere ödülleri sunuldu.

Sanat ve edebiyat dünyasından pek çok şair, yazar ve yayınevi yöneticilerinin katılımıyla  başlayan kokteylden sonra törende, Dağlarca belgeseli izlenildi ve şair hakkında Arife Kalender bir konuşma yaptı. Dağlarca’nın kendi sesinden şiirlerinin okunmasının ardından  geçen yıl kaybettiğimiz seçici kurul üyesi Sennur Sezer, şiirleriyle anıldı. Ödül alan şairler Adnan Özer ve Cenk Gündoğdu, şiirlerinin okunmasının ardından  ödüllerin gerekçeli kararı okunarak birer konuşma yaptı.

Adnan Özer, kötü günlerden geçildiğini sağduyuya ihtiyacımız olduğunu vurguladığı  ifadesinde kargaşadan çıkılacağını belirtti ve şöyle dedi: “Türkiye ağrıyor. Bugünlerde birliğe daha çok ihtiyacımız var. Bu ağrıya karşı dayanışmamız lazım. Bu ödülü tam 16 yıl bekledim. Seçici kurula kararından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum. Ödülden alacağım parayla dergi çıkaracağımı buradan belirtmek istiyorum. Bu ödülün iki şaire verilmesinin mesajını ayrıca önemsiyor ve birliktelik, dayanışma ruhu olarak önemseyerek kabul ediyorum.”

Cenk Gündoğdu barış vurgusunda bulunarak hapisteki sanatçılara özgürlük temennisiyle selam gönderip dil merkezli konuşmasında şunları söyledi: “Dilin sürdürücüleri şairler/edebiyatçılar kanında kelimeler taşır. O kelimeler bizi birbirimizi tanımadan, dillerimizi dilmeden, anlamadan tanış kılar, akraba eder. Yeryüzündeki tüm şairler dillerini bilmeden birbirine kardeş olduklarını kanındaki kelimelerle duyar. Sezgi ve hakikatle dünyayı kavrayan hünerli dil sahibi şairleri yakın eden kelimeler, sonsuz bir kardeşlik bağıdır. Sadece bu bile dilin dile düşmanlığını engeller. Tarih de göstermiştir ki devin gölgesine, devletin gücüne değil sözüne inananlar yaşamıştır. Maalesef ki fikirleri ne olursa olsun gözümüz gibi bakmamız gereken şairlere, yazarlara, sanatçılara gözünü çıkarır gibi davranmak, hücrelerde tutsak etmek zorbalıktır, ilkelliktir. Bu kadim tarihe, kültüre, yurda  yakışmaz. Bizi akraba eden kelimelerin kaderi zindan olmamalı artık bu yüzyılda.

         Tüm çirkinlikleri aşmak, kötülüğü yıkmak ve zorbalıkla mücadele için daha çok şiire ihtiyacımız var. Alkışların çoğalttığı onaylı yürütücülere değil bir dili yürüten, görülmez yere götüren, değmeyen yere değdiren şaire, şiire ihtiyacımız var. Yunus Emre’nin yaşadığı yüzyıldaki beyleri, paşaları bilmeyiz ama Türkçenin süt dişlerinin sahibini unutmayız. Sedef kutularda, sırma sandıklarda hediye edilmeyen bu dil, coğrafyamızda bedeli şairlere ödettirilen bir hazinedir.”

Adalet ve özgürlük için nöbet

KHK’yle işten atılan yurttaşlara ve kapatılan kurumlara destek amacıyla sendika ve meslek örgütleri dün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’nda “Adalet ve Özgürlük” nöbeti tuttu.

Sağlık ve Sosyal Emekçileri Sendikası (SES) Şişli Şube Başkanı Fadime Kavak, “15 Temmuz tarihinde bir darbe girişimi yaşandı.16 Temmuz’da iktidarın olaya el atmasıyla birlikte darbe gerçekleşti. Biz kamu emekçileri OHAL koşullarında sıkı yönetim uygulamalarıyla köşeye sıkıştırılmaya çalışıyoruz” dedi.

“Adalet ve Özgürlük İstiyoruz” pankartının açıldığı nöbete İnsan hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İstanbul Tabip Odası (İTO), Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) İstanbul Şubeleri, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), DİSK Basın-İş Sendikası destek verdi. Baskılara karşı mücadele edeceklerini söyleyen TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, “Her hafta salı günü baskılar ortadan kalkana kadar nöbetimizi sürdüreceğiz. Biz gerçekleri yazdığı için hapse atılan tüm gazetecilerin, yazarların; gericiliğin karanlığına karşı bilimsel bilgiyi öğrettiği için içerde olan tüm akademisyenlerin serbest bırakılmasını, gerici eğitim sistemine karşı aydınlık bir ülke mücadelesi verdiği için açığa alınan, ihraç edilen tüm eğitim emekçilerinin, kurumu kapatıldığı için işten çıkarılan basın emekçilerin işlerine iade edilmesini istiyoruz” diye konuştu.

Musul: IŞİD sonrası için savaş

Ali KARATAŞ

Haberimizin başlığı, Lübnan’da yayımlanan al Ahbar gazetesinde yer alan haber analize ait. Haberin  kurgusu daha çok Türkiye’den yapılan açıklamalar üzerin kurulu. Türkiye’nin ve Körfezdeki müttefiklerinin, Haşdi Şabi milislerini kastederek mezhepçi milislerin girmemesi konusunda uyarılarına geniş yer verildi ve Türkiye’nin operasyonda yer almak için sunduğu gerekçeler aktarıldı. En güçlü pozisyonda olan Amerika’nın şimdiden Musul’un kurtarılmasından sonra güçlerini nasıl konumlandıracağına yönelik haritalar yaptığına dikkat çekildi.

IŞİD’İ BÜYÜTEN SEBEPLER ORTADAN KALKACAK MI?

Arap dünyasının tanınmış yazarı Abdulbari Atwan konu ile ilgili kaleme aldığı makalede bu soruya yer verdi. Atwan, IŞİD’in bitmesi belki de teorik olarak  koalisyonun Musul’u parçalamasının başlangıcı olacağı yorumunda bulunurken, “Musul’un düşmesi durumunda ikinci gün nasıl olacak?” sorusunu sordu. 

Yazar esas belirleyici  olanın Amerikalıların yönlendirmesiyle yapılan bombardımandan çok kara birlikleri olduğuna vurgu yaptıktan sona burada önemli olan sorunun savaşın ne kadar süreceği ve kurbanlarının kimler olacağına dikkat çekti. 

Makalenin bir bölümü şöyle; “Musul’un düşmesi IŞİD’in sonu olacak mı? Türkiye, Suudi Arabistan ve İran gibi bölge ülkelerinin tutumu ne olacak?  Bu düşüş Irak’ta mezheplerin birlikte yaşadığı yeni bir dönemi mi yoksa yeni bir mezhep savaşının fitilini mi ateşleyecek?

Musul savaşının birinci gününde bu soruları cevaplamak çok zor. Lakin Irak’ı işgal eden ABD, bu direnişi ve kayıpları beklemiyordu.  Eski rejimin bıraktığı boşluğu İslami grupların dolduracağının beklenmediği gibi. Yine silahlı muhalefeti destekleyen ve Esad’ın sayılı günleri olduğunu söyleyen ABD, Körfez ve Türkiye ittifakının savaşın 6 yılında gireceğinin zihinlerinde yer almaması gibi.

IŞİD YER ALTINA ÇEKİLEBİLİR

Musul’un düşmesinin IŞİD’in sonu olacağını düşünmüyoruz.  Taliban’ın 2001’de düşmesi yeni yayılımının başlangıcı oldu. IŞİD’in Musul’u ve belki de sonrasında Rakka’yı kaybetmesi 60 ülkeyi koalisyon uçaklarının bombalamalarının ve boğucu bir kuşatmanın gölgesinde onu bu bölgeleri yönetme yükünden kurtarabilir. On binlerce kişiyi silahlandırdığı koşullarda yer altına çekilmesi, Arap ve Batılı hasımlarından intikam için terörist eylemlerde bulunması daha büyük bir risktir. 

FARKLI BİR IRAK OLACAK MI?

İşgal sırasında düştükten sonra Bağdat’a  giren Amerikalılar ve müttefikleri demokratik, özgür ve ekonomik olarak “yeni bir Irak’tan” bahsettiler. Sayın İbadi de herkesin içinde yaşadığı “farklı bir Irak’tan” söz etti. IŞİD’in ortaya çıkmasına neden olan hatların düzeltileceğini ima etti. Bu çok büyük bir öneme sahip gelecekte ortaya çıkacak sorunların farkında olmak anlamına geliyor. Lakin önemli olan bunu tatbik etmek ve birleştiren ulusal ruh.”

KURTLAR SOFRASINDA

Atwan yazısının sonunda Musul’un Kürlerin ve onların güçlerinin katılımıyla alınmasına, Türklerin pastadaki paylarındaki ısrarlarına, Rusya’nın kuşkucu izleyişine, İran’ın uyanıklığına dikkat çekerek  bütün bunların gelecekte başka bir şekilde çatışmaların yaşanacağının işaretleri olduğu değerlendirmesine yer verdi. “Bütün taraflar bıçaklarını biliyor ve ganimetten payını istiyor” dedi.

MUSUL HANGİ SÜRPRİZLERİ SAKLIYOR 

Al Kuds al Arabi gazetesi yukarıdaki başlıkla yer alan baş yazısında, savaş uçaklarının ve savaşan birliklerin detaylı bir dökümü yapıldı. Makale haftalar yerine aylar alacak bir savaş  sürprizi yaşanma olasılığını Peşmergelerden, Haşdi Şabi’ye, Türkiye’ye ve PKK’nin sürece ortak olmasına bağlıyor. Bu ortamda IŞİD’in kaybolacağı ve yeniden başa dönüleceği değerlendirmesine yer verildi.

Katar’da yayımlanan Al Şark gazetesinde Faiz el Faiz imzasını taşıyan makalede IŞİD’in yenilmesinin ancak uluslararası güçler olan ABD ve Rusya’nın irade göstermesine ve Irak hükümetinin söylemede değil gerçekte savaşmasına bağlı olduğuna dikkat çekti. 

MUSUL’UN DÜĞÜNÜ

Irak’ta yayınlanan Assabah Gazetesinin Yazarı Muhammed Abdulcabbar Şabbut Musul kurtarılmasıyla  Iraklıların düğüne gider gibi sevineceklerini yazdı. Yazar, IŞİD’in Musul’u ele geçirdiği 10 Haziran 2014 ile operasyonun başladığı 17 Ekim 2016 için “yer ile gök arasındaki fark” olarak niteledi. Yazı boyunca Haydar el İbadi’ye, Irak ordusuna övgüler dizildi. Musul’un kurtarılmasının içerideki hezimetin durdurulması demek olduğunu belirtti. İnsanlar savaştan mutlu olmazken Iraklıların bundan dolayı sevindiklerine dikkat çekti.

SYKES-PİCOT’UN SINIRLARI VE MUSUL SAVAŞI

LÜBNAN’ın önemli gazetelerinden Assafir konuyla ilgili olarak aralarında Alaa Halebî’nin de olduğu üç yazarın makalesine yer verdi. Halebî Musul savaşını, IŞİD’in Irak’taki son savaşı olarak nitelendirdi.  2014’ün ortalarından bu yana  Irak ile Suriye arasında 90 yıldan beri duran sınırın kalktığını hatırlan Halebî, iki ülke arasında ailelerin geçişiyle demografik yapı karıştığını söyledi. Halebî, Irak ile Suriye arasında yeniden sınır sorunları olabileceği ve buna örnek olarak ’80’lerde Bukemal kentine yakın Albaguz köyü ile ilgili yaşanan krizi hatırlattı. Kriz sonunda köy Irak’a katılmıştı.  IŞİD Musul’dan Suriye’ye doğru çıkması halinde Suriye ordusu ve müttefik daha fazla baskı altında kalacağına vurgu yapan Halebî, Halep’teki ve Musul’daki gelişmelerin birbirine bağlı olduğunu söyledi ve bu çerçevede Suriyeli bir generalin sözlerini aktardı; “Halep’te yaşananlar Suriye ordusunun ve Rusya’nın zaferini ve ABD’nin ve müttefiklerinin kaybetmesini temsil ediyor. Bundan dolayı Musul savaşı hızlı bir zafer kazanarak Suriye’de savaşı yükselterek Suriye ordusuna baskıyı arttırmak hedefiyle sürdürülüyor”. 

EVRENSEL