Ana Sayfa Blog Sayfa 6214

Dink Cinayeti soruşturmasında Tuğgeneral tutuklandı

Dink Cinayeti soruşturmasında Tuğgeneral Hamza Celepoğlu ile dönemin jandarma görevlileri Muharrem Demirkale ve Yavuz Karakaya çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklandı

Agos Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetinde jandarma görevlilerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Tuğgeneral Hamza Celepoğlu, dönemin Jandarma yüzbaşısı Muharrem Demirkale ve Jandarma Astsubay Yavuz Karakaya çıkarıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.

Şüpheliler, İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Gökalp Kökçü tarafından yürütülen soruşturma kapsamında “Kasten öldürme” ve “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçlarından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. İstanbul Nöbetçi 7. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılan şüphelilerin sorgusu tamamlandı. Mahkeme, üç şüphelinin de tutuklanmasına karar verdi.

İSTANBUL

 

PEN Başkanı: Avrupa Türk gazetecilere kucak açmalı

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün durumu, tutuklu yazar ve gazetecilere ilişkin gelişmeler bu yıl Frankfurt Kitap Fuarı’nda da ele alındı. Fuarda, ifade ve basın özgürlüğüyle ilgili çok sayıda etkinlik düzenlenirken, bu etkinliklerden birkaçı doğrudan Türkiye’deki sorunlara odaklandı.

“Türkiye ve Avrupa: İfade ve Sanat Özgürlüğü Ne Durumda?” başlığıyla düzenlenen etkinlikte, Uluslararası Yazarlar Birliği PEN’in Almanya Başkanı Josef Haslinger, Avrupa’nın Türkiye’deki muhalefet ve tutuklu gazeteciler için sesini daha fazla yükseltmesi gerektiğini vurguladı. Etkinliğe, Haslinger’in yanısıra PEN Almanya Genel Sekreteri Regula Venske, bu sene Erdem Gül ile birlikte PEN’in Hermann Kesten ödülüne layık görülen gazeteci Can Dündar ve Welt-N24 Grubu Türkiye Temsilcisi Deniz Yücel de katıldı. PEN Almanya Başkanı Josef Haslinger,  Frankfurt Kitap Fuarı’nda DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı:

Josef Haslinger

DW Türkçe: Frankfurt Kitap Fuarı‘nda Türkiye’deki düşünce ve basın özgürlüğü konusunu ele almak sizin için neden önemliydi?

Haslinger: Hâlihazırda milyonlarca Türk Almanya’da yaşadığı için Türkiye’nin bize çok yakın bir ülke olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de olanlar yurttaşlarımızı etkilediğinden bizi de etkilemiş oluyor. Türkiye’nin Almanya ile sahip olduğu girift ve köklü ilişkiler, Türkiye’deki durumun nasıl gelişme göstereceği sorusunu bizim için önemli kılıyor. Türkiye esasında bizlerin İslam dünyasına erişim yolumuzu açacak bir ülke konumuna sahip. Bizim hiçbir şekilde başa çıkamadığımız, hukukî sistemleri Ortaçağ’dan kalma, yazarların dinden döndükleri suçlamasıyla idam cezasına çarptırıldığı İslamî köktendincilik ülkelerine bir geçit işlevi görebilir Türkiye. Zira Türkiye bu ülkelerden çok farklı. Bu yüzden biz burada, Almanya’da Türkiye için sesimizi yükseltmek için çok özel nedenlere sahibiz ve böyle bir gereklilik de sözkonusu.

DW Türkçe: Kısa süre önce “Freewords Turkey” adında bir dilekçe kampanyası başlattınız. Bununla ilgili amacınız neydi?

Haslinger: Sanıyorum, Alman Yayıncılar Birliği ve Sınır Tanımayan Gazeteciler ile birlikte, Almanya çapında kitabevlerinde ve yayınevleri vasıtasıyla dağıtılmak üzere toplamda 16 bin gibi yüksek bir miktarda kartpostal bastırdık. Sonra bu kartpostallar, Berlin’deki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi’ne gönderildi. Üzerlerinde ise tek bir şey yazıyordu: “Sayın Büyükelçi, gazetecilik suç değildir, Can Dündar ve Erdem Gül için özgürlük talep ediyorum!” Bu, özel olarak bu iki gazeteci için mücadele niteliği taşıyan bir eylemdi.

DW Türkçe: Can Dündar ve Erdem Gül şu anda özgürler ama Aslı Erdoğanın da aralarında bulunduğu pek çok yazar hapiste. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Haslinger: Durum günden güne kötüleşiyor. Savcının müebbet istediğini duyunca insan kendine bu iş nasıl iş diye soruyor! Bu insanlar nasıl düşman hâline getirilebiliyor? Muhalefet sürekli yeni bir düşman tanımlamak için araçsallaştırılıyor ve halk kesintisiz olarak devletin tehlike ve saldırı altında olduğuna inandırılıyor. Ama hakikatte bu, yerleşikleşmiş otoriter bir rejimin gaddar bir güç politikası.

DW Türkçe: Avrupa’dan beklentileriniz neler?

Haslinger: Avrupa, bu yazarları alıp konuk etmek, onlara yardım etmek, onları desteklemek zorunda, tehlike altında tutuklu bulunan insanlar için protestoda bulunmak zorunda. Bu tür durumlarda bulunan kişilere bir çeşit acil durum vizesi verilip iltica hakkı tanınmalı. Muhalefet ile birlikte çalışmak için çok daha fazlası yapılmalı. Avrupa, insan haklarının Türkiye’de nasıl ayaklar altına alındığını izlemeyi bırakıp, şu esnada yaşamakta olduğumuz sıkıntılı durum çerçevesinde mültecileri birkaç milyar euro karşılığında bizden bir kol mesafesi uzakta tutan Erdoğan’a karşı insan haklarının korunmasında ısrar etmek zorunda.

DW Türkçe: Paneldeki konuşmanızda muhatabınızın Cumhurbaşkanı Erdoğan değil, Avrupa hükümetleri olduğunu söylediniz. Bununla tam olarak ne demek istediniz?

Haslinger: PEN Almanya’nın ne dediğinin Erdoğan’ın pek umrunda olmadığını düşünüyorum. Zira kendisi, PEN’in desteklediği herkesi düşman olarak görüyor. Herhalde bizi de dostundan çok düşmanı olarak görüyordur. Ama Erdoğan ile yaptığımız mülteci anlaşması çerçevesinde öz ilkelerimizden vazgeçmemeye dikkat etmeliyiz. Ancak şu ana kadar yaptığımız maalesef bu. Eğer mültecileri otoriter bir rejime toplu biçimde satıyorsak, bu mültecilerin toplu satışından başka hiçbir şey değildir. Nitekim bu kendi yasalarımızla çelişki gösterir, yani bireysel iltica hakkıyla.

DW Türkçe: Peki siz PEN olarak ne talep ediyorsunuz?

Haslinger: Biz PEN olarak, insan haklarına sadık kalınmasından başka bir şey istemiyoruz. En yüksek insan haklarından biri, insanın düşüncesini ifade etme, gerçeği söyleme hakkı ve bir gazeteci olarak düşündüklerini, deneyimlediklerini ve ne gözlemlediklerini yazabilme özgürlüğüdür.

© Deutsche Welle Türkçe

Başak Özay

Almanya: 35 diplomatik pasaport sahibi iltica talebinde bulundu

Süddeutsche Zeitung, Kuzey Alman Radyo ve Televizyon Kurumu NDR ve Batı Alman Radyo Televizyon Kurumu WDR, 15 Temmuz’daki başarısız darbe girişimi sonrası diplomatik pasaport sahibi 35 Türk’ün Almanya’ya iltica başvurusunda bulunduğunu bildirdi.

Önerdiğimiz linkler SZ: 3 Türk diplomat iltica talebinde bulundu

İltica talebinde bulunanların sayısını federal hükümet yazılı olarak açıkladı. WDR, NDR ve Süddeutsche Zeitung, hükümet açıklamasının Yeşiller Partisi’nin federal milletvekili Özcan Mutlu’nun soru önergesi üzerine yapıldığına yer verdi. Mutlu, üç yayın kuruluşunun haberlerinde Türk diplomatların Almanya’dan iltica talep ettiğini yazmasının ardından hükümete soru önergesi vermişti.

Federal hükümetin Özcan Mutlu’nun soru önergesine yönelik yaptığı yazılı açıklamada, diplomatik pasaporta sahip 35 kişinin iltica talep ettiği bilgisi verildi. Sayıya diplomatların eş ve çocuklarının da dahil olduğu belirtildi. Açıklamada taleplerin, eyalet yüksek mahkemeleri ve federal başsavcılık tarafından incelendiği belirtildi.

Hükümet ayrıca Türkiye’den herhangi bir iade talebi gelmesi durumunda, talebin Suçluların İadesine Yönelik Avrupa Sözleşmesi’ne göre değerlendirileceğini belirtti. Açıklamada, mahkemelerin alacağı karar sonrasında hükümetin de talepleri tek tek ele alıp inceleyeceğine yer verildi.

Türkiye’nin iade talebine açıklık getirilmedi

Hükümetin yazılı açıklamasında, şimdiye kadar Türkiye’den herhangi bir iade talebi olup olmadığına yer verilmediği bildirildi. İçişleri Bakanlığı da bu konuya dair açıklama yapılmayacağını belirtti.

Süddeutsche Zeitung, Kuzey Alman Radyo ve Televizyon Kurumu NDR ve Batı Alman Radyo Televizyon Kurumu WDR’in hükümet kaynaklarına dayandırılan haberlerinde, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından üç diplomatın Almanya’ya iltica başvurusunda bulunduğu öne sürülmüştü.

Haberde, darbe girişiminden sonra Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın yüzlerce diplomatik pasaportu iptal ettiğine yer verilmiş, Almanya’da diplomatik pasaportu iptal edilen 8 kişi bulunduğu belirtilmişti. Buna göre diplomatik pasaportu iptal edilenlerin bir kısmı Almanya’dan ayrılırken kalanların Almanya’ya resmi iltica başvurusunda bulunduğu bildirilmişti.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/GA

 

SOS: Halepli çocuklar intihara teşebbüs ediyor

Birbiri ardına silahların, bombaların patladığı Halep’te çok sayıda çocuğun depresyonda olduğu açıklandı. SOS Çocuk Köyü’nün acil yardım koordinatörü Katarina Ebel, “İntihar etmek isteyen bir çocuğun yaşı daha 12 bile değildi” açıklamasını yaptı.

Passauer Neuen Presse gazetesine konuşan Ebel, “Şu ana dek çocukların kendilerini öldürmelerini hep önleyebildik. Kendilerini yere atıyorlar, ağızlarını açıp gözlerini ve kulaklarını kapatıyorlar” dedi.

Ebel, “Ancak her gün ‘daha fazla çekmektense ölürüm daha iyi‘ diyen çocuklar var. Yaşadıkları derin çaresizlik onları kendileri ve diğerlerine karşı saldırganlığa sevk ediyor” şeklinde konuştu. Ebel, çocukların çoğunun hiç uyumadığını ya da kabuslar gördüğünü, gün boyu da çok yorgun olduklarını kaydetti.

Güvenlerini geri kazanmaları için çaba veriliyor

SOS Çocuk Köyü, Suriye’deki her kurumda psikolog ve sosyal görevlileri bulunuyor. Ebel, bu görevlilerin tek tek çocuklarla konuşup onların travmalarını yenmelerini ve güvenlerini geri kazanmalarını sağlamaya çalıştıklarını söyledi.

Bazen yaşananlar çok uç noktalarda olduğu için başarı sağlanamadığını da kaydeden Katarina Ebel, “Bir çocuk ailesinin öldüğünü, enkaz içine gömüldüğünü, evinin yok olduğunu gördüğünde, güven duygusu uzun süre yok oluyor” dedi.

Ban: Ölenlerin dörtte biri çocuk

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Halep’te eylül ayında başlayan Suriye ve Rus kuvvetlerinin hava saldırılarında 500 kişinin öldüğünü, bunların dörtte birini çocukların oluşturduğunu kaydetti.

New York’taki BM Genel Kurulu’nda konuşan Ban, 2 bin kişinin ise yaralandığını söyledi.  

© Deutsche Welle Türkçe

EPD/dpa, BS/GA

3 yıl aradan sonra ‘Gezi davası’ açıldı

Gazi parkı eylemlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen eylemlere katılanlar hakkında dava açılmaya devam ediliyor. İzmir’de aralarında polisin attığı gaz kapsülünün kafasına isabet etmesi soncu 22 gün komada kalan Mustafa Ali Tonbul’un da bulunduğu 6 çocuk hakkında dava açıldı.

Tutuklayanlar, tutuklandı!

İzmir’de görülecek davanın takipçilerinden olan Çağdaş Hukukçular Derneği İzmir Şubesi avukatlarından Dinçer Çalım, davanın tam bir hukuksuzluk örneği olduğunu belirterek, “Davanın 3 yıl sonra açılmış olması Gezi eylemlerine devletin düşmanlık yapmaya devam ettiğini göstermektedir” dedi. Dinçer, 6 çocuğun daha önce benzer iddialarla yargılandığını, 3 ay 10 gün ceza aldıklarını ve dosyanın hakimi Cem Kargılı’nın ise bugün Cemaat operasyonları kapsamında tutuklu bulunduğunu vurgulayarak, “İzmir’de yargılananlar FETÖ’cü hakimlerin ve polislerin mağduru durumundadır” dedi.

Ayşe Yılmaz /İzmir-Jinha

Polis enstrümanları kullanılamaz hale getirdi

Okmeydanı’nda bulunan Gençlik Federasyonu Derneği ve İdil Kültür Merkezi’ni basan polisler, içeride bulunan eşyaları ve enstrümanları da kullanılmaz hale getirdi. Operasyonda 6 kişi gözaltına alındı

İstanbul Okmeydanı’nda bulunan Gençlik Federasyonu Derneği ve İdil Kültür Merkezi’ni polisler bastı. Kültür merkezinde bulunan piyanoyu ve diğer enstrümanları kullanılmaz hale getirdi. Polis helikopterinin destek verdiği operasyonda mahalle de ablukaya alındı. Polis aynı zamanda kapalı olan Halkevi binasını da bastı. Arama adıyla bina talan edilirken, İdil Kültür Merkezi’nden Bahar Kurt, Özgür Gültekin, Gençlik Federasyonu Derneği’nden Ulaş İnci, Gürkan Türkoğlu, Ekimcan Polat ve Eda Yaren Arık isimli kişiler gözaltına alındı.

Kaynak: DİHA

Latin Amerikalı kadınlar ayaklandı

Arjantin’in birçok kentinde binlerce kadın, 16 yaşındaki bir kız çocuğunun tecavüz edilip öldürülmesini protesto etti. Protestolarda ‘Daha fazla Machista (Erkek şovenizmi) şiddeti istemiyoruz’ sloganlarını atan kadınlar, siyah renk giyindi ve protesto gününü de Miercoles Negro (Kara Çarşamba) olarak adlandırdı. Arjantinli kadınlarla dayanışma için Şili, Meksika, Guatemala gibi farklı Latin Amerika ülkelerinde de yürüyüş düzenlendi. Lucia Perez isimli kadın, bu ayın başında Mar del Plata kentinde cinsel şiddete maruz kalarak öldürülmüştü. Arjantin’de her 36 saatte bir kadın aile içi şiddet nedeniyle öldürülüyor.

HABER MERKEZİ

Tacizin ardından tehdit!

Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan kadın öğrencileri uzun süredir taciz eden M.U., ablası ile üniversitenin ana kapısına gelerek güvenlik görevlilerine ve kadın öğrencilere hakaret ederek saldırdı. İfşa etmek amacıyla kadın öğrenciler tarafından asılan fotoğraflarına tepki gösteren M.U.’nun, “Benim fotoğrafımı asanı bulacağım. Buraya bin kişi getirip sizden hesap soracağım” diyerek kadınları tehdit etti.

Kardeşinin rahatça gezemediğini iddia eden abla ise kadın öğrencilere, “Benim kardeşim size ne yaptı? Tecavüz mü etti sanki? Birkaç kere yaptıysa ne olmuş? Biz Türk’üz, burası Türkiye, istediğimiz yerde istediğimiz gibi gezeriz” diyerek bağırdı. Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, şahıs hakkında şikayette bulundu. Armutlu’da ikamet eden ve çeşitli suçlardan sabıkası bulunan M.U.’nun en son davası, 22 Eylül’de görülmüş, duruşmaya gelmemiş ve hakkında zorla getirilme kararı çıkarılmıştı. O tarihten beri Hisarüstü Mahallesi’nde dolaşmaya ve kadınları taciz etmeye devam eden M.U.’nun bir sonraki davası ise 1 Kasım’da Çağlayan Adliyesi’nde.

İSTANBUL

‘Sadece Kürt kadınlarının sorunu değil’

Kayyum atamalarının ardından Kürdistan’da kapatılan kadın kurumlarının batıdaki kadın örgütlerine de yansımasının olacağını belirten Bodrum Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Figan Erozan, “Devlet sadece Kürt kadınlarına değil tüm kadınlara kayyumlar yoluyla ‘haddinizi bilin’ demeye çalışıyor” dedi.

Kürdistan’daki birçok kadın merkeziyle ortak çalışma yürüttüklerini vurgulayan Erozan, kapatılan kadın merkezlerinin sadece Kürtlerin sorunu olmayacağına dikkat çekti.

Aynı dili konuşuyoruz

Bodrum ve çevre illerden sığınak için aldıkları başvuruları devlet kurumlarına değil, Kürdistan’daki kadın kurumlarına yönlendirdiklerinin altını çizen Erozan, “Devlet kurumlarına göndermiyoruz çünkü güvenmiyoruz. Kürdistan’daki kadın kurumlarına gönderiyoruz çünkü güveniyoruz. Güvenimizin temel kaynağı da kadın bakış açısının bu kurumlarda var olmasından ileri geliyor. Aynı dili konuşuyoruz ve gönderdiğimiz kadınların güvenliğinden endişe duymuyorduk. Fakat atanan kayyumların ardından kaygılıyız” dedi.

‘Haddinizi bilin diyorlar’

Devletin kadınları Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’ne (ŞÖNİM) yönlendireceğini ve buraların da ‘tabeladan ibaret’ olduğunu söyleyen Erozan, “Kapatılan kurumlardaki kadınlara ait bilgileri ortaya çıkarıp erkeklere teslim edecekler. Kadın merkezlerine el konulması tehlike arz etmektedir” sözlerini ifade etti.

Kürdistan’da kapatılan kadın merkezlerinin batıdaki kadın merkezlerine de yansımasının olacağının altını çizen Erozan, “Devlet sadece Kürt kadınlarına değil bu yolla tüm kadınlara ‘haddinizi bilin’ demeye çalışıyor. Ben de buna karşılık ‘haddimizi bilmeyeceğiz’ diyorum” sözleri ile tepki gösterdi.

Beritan Elyakut/Jinha

Baluken: OHAL’in olduğu ülkede kim yatırım yapar?

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu ekonomik krizi hükümetin savaş politikalarına bağlayarak, ”OHAL’in olduğu ülkede kim yatırım yapar?’ diye sordu

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili İdris Baluken, Genel Kurulda ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krize ilişkin HDP’nin vermiş olduğu araştırma önergesi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Baluken, “Bu günler iyi günlerimiz, bugünleri de arar bir noktaya geleceğiz” dedi. AKP’nin yanlış politikalarının toplumsal yaşamda neden olduğu çöküntüye ekonomik çöküntünün de eklendiğini ifade eden Baluken, “Ekonomide bu yanlış politikalar neticesinde artık kontrolsüz bir kriz ve büyük oranda bütün toplum tarafından hissedilen bir çöküş durumuyla karşı karşıyayız” diye konuştu.

‘Savaşın faturasını tüm Türkiye ödeyecek’

Savaş politikalarının faturasının tüm Türkiye toplumuna çıkacağını belirten Baluken, “İç ve dış politikayı düzeltmek, savaş politikasından vazgeçerek barışı, demokrasiyi, özgürlüğü önceleyen, ekonomiyi toparlayacak birtakım tutumlar yerine, maalesef siz Körfez sermayesiyle, Arap sermayesiyle palyatif çözümlerin peşine takıldınız” diyerek hükümet politikasını eleştirdi. Hükümetin kara paradan medet umarak ekonomiyi toparlayabileceğini sandığını savunan Baluken, “Reza Zarrabların akıtmış olduğu paralarla, onların yaptığı birtakım uluslararası, hukuka aykırı kaçak ticaretlerle ekonomiyi toparlayabileceğinizi sandınız. Reza Zarrab ‘Ben, cari açığın yüzde 15’ini karşılıyorum.’ dedi, sizden bir ses çıkmadı” diye konuştu.

‘Bugünleri de arar bir noktaya geleceğiz’

Ekonomideki gidişatın daha da kötüleşeceğini dile getiren Baluken, “Korkarım ki bu günler iyi günlerimiz ve ekonomik açıdan bugünleri de arar bir noktaya geleceğiz. Kürtlerin yoğun yaşadığı illerin dört bir tarafına karakollar, kalekollar inşa et; buna ne can dayanır, ne ekonomi dayanır” dedi.

‘OHAL’in olduğu ülkede kim yatırım yapar?’

“Olağanüstü Hal’in olduğu bir ülkede kim yatırım yapmak ister?” diye soran Baluken, Türkiye’nin yatırım yapılabilecek bir ülke olmaktan çıktığını ifade etti. Baluken, “Siyasi kriz, bölgesel kriz, işte içinde bulunmuş olduğumuz ekonomik kriz Türkiye’yi yatırım yapılabilir bir ülke konumundan çıkarmıştır. Binlerce şirkete mal güvenliği olmayacak şekilde, bir gecede el koyuyorsunuz” diye belirtti.

‘Dolarla ekonominin ilişkisini bilmiyor’

Başbakan Binalı Yıldırım’ın “Dolar inse ne olur, çıksa ne olur” sözlerini hatırlatan Baluken, şöyle devam etti: “Ya, bu kadar gayriciddi, bu kadar ciddiyetten uzak bir yaklaşım olur mu? Dolarla ülke ekonomisinin ilişkisini bilmeyen bir Başbakana Saray’dan denetimli serbestlik getirilmesi son derece normalmiş”

‘Yoksulluk sınırında 50 milyon insan var’

Baluken, son olarak şunları söyledi: “Bütün bu uygulamalarla bankacılık sistemini çökerttiniz, tefeciliğin önünü açtınız, milyonlarca borçlu insan yarattınız. Yoksulluk sınırının altında yaşayan insanların sayısı 50 milyonu aştı. Açlık sınırının altında yaşayan insanların sayısı 15 milyonu aştı, gelir dağılımındaki makas olabildiğince arttı. İşsizlikte muazzam bir patlama var, İşsizlik Fonu’ndaki 960 milyonu bile gasp ederek bu ekonomik krizi gölgelemeye, toplumun gözünden kaçırmaya çalıştınız.”

ANKARA / DİHA