Ana Sayfa Blog Sayfa 6223

TUHAD-FED’den Öcalan açıklaması

TUHAD-FED 30. Genel Meclis Toplantısı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. OHAL ile birlikte Kürtlerin ve kurumlarının hedef alındığı belirtilen bildirgede, “Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması, OHAL’in kaldırılması, cezaevi koşullarının iyileştirilmesi” talepleri sıralandı

Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED), 30. Genel Meclis Toplantı sonuç bildirgesini Amed Yenişehir’deki dernek binalarında yaptıkları basın toplantısıyla açıkladı. TUHAD-FED yönetici ve üyelerinin katıldığı basın toplantısında açıklanan sonuç bildirgesinde, AKP iktidarının son 4 aylık süreçte “darbelere karşı mücadele adı altında” ilan ettiği OHAL ile Kürtlere ve Kürt kurumlarına yönelik saldırılar değerlendirildi.

İmralı’da ağırlaşan tecrit

Sonuç bildirgesini okuyan TUHAD-FED yöneticisi Dilek Özer, OHAL ile birlikte AKP iktidarı tarafından Kürtlere ve Kürt kurumlarına yoğun baskıların yaşandığını ve uygulamaların 12 Eylül Askeri Darbesi’ni aştığını söyledi. Özer, AKP’nin 90 yıllık politika geleneğinden vazgeçmediğini belirterek, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecride dikkat çekti. Özer, “AKP iktidarı hem içeri de hem Ortadoğu’da yaşayan tüm Kürtleri yok etme üzerine politika yürütmüştür. 14 yıldır iktidarda olan AKP de kendisinden öncekilerden farklı davranmamış, hatta 17 yıllık İmralı tecridini daha da derinleştirmiştir” dedi.

Çözümün tek adresi Öcalan

AKP iktidarının Kürt sorununa “güvenlik” eksenli yaklaştığını belirterek, çözümün tek adresi olarak Öcalan’ı işaret eden Özer, TUHAD-FED ve bileşenleri olarak taleplerinin “PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması, OHAL’in kaldırılması ve cezaevi koşullarını iyileştirilmesi” olduğunun altını çizdi.

Cezaevlerindeki hak ihlalleri

Sonuç bildirgesinden sonra konuşan TUHAD-FED Eşbaşkanı Mehmet Temizyüz ise, cezaevindeki tutukluların karşı karşıya kaldığı hak ihlallerine değinerek, Şırnak Cezaevi’ndeki siyasi tutsakların süresiz dönüşümsüz açlık grevi başlattıklarını hatırlattı. Temizyüz ,6’ncı gününde olan açlık grevine yatan tutsakların taleplerinin “tüm cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesi, Şırnak’taki yasağın kaldırılması, yıkımın durdurulması ve Şırnak halkının yaşam alanlarına geri dönecek koşulların yaratılması” olduğunu belirtti.

DİHA

‘Erkek güç kaybettiği için şiddete başvuruyor’

“Mağduriyet Dilinden Failin Adına” konulu panelde konuşan Anadolu Üniversitesi Öğr. Üyesi Aysel Kayaoğlu, erkeklerin güçlerini kaybetmeye başladıkları anda şiddete başvurduklarının altını çizdi.

Akdeniz Belediye Konferans Salonu’nda düzenlenen 5. Eleştirel Psikoloji Sempozyumu, “Mağduriyet Dilinden Failin Adına” konulu erkek şiddetine dair panelle devam etti. Hülya Eyüpoğlu moderatörlüğünde düzenlenen panelin konuşmacıları Anadolu Üniversitesi Öğr. Üyesi Aysel Kayaoğlu, Psikiyatrist Aylin Deniz Ülkümen ve Çelik Özdemir oldu.

‘Erkek şiddeti en güçsüz olduğu zaman uyguluyor’

İlk olarak söz alan Kayaoğlu, kadın mücadelesinin sonucunda kadına yönelik şiddetin kamusal alanda politik olarak görünür kılındığını kaydetti. Kadın mücadelesi sayesinde oluşan bir duyarlılık olduğunu belirten Kayaoğlu, şiddete karşı ikinci feminist dalga ile birlikte kadının mağduriyet dilinden vazgeçmesi ve direniş dilini kullanması gerektiğinin açığa çıktığını söyledi. Şiddete karşı direniş dilinin ortaya çıkmasının ardından ise failin belirlenmesi gerektiğini ifade eden Kayaoğlu, Türkiye’deki sorunun ise kadına yönelik şiddetin teorik anlamda bir gelişme sağlamaması olduğunu aktardı. Şiddet anlayışının uygulanmasının yanında hangi durumda şiddetin uygulanmadığına da bakılması gerektiğini belirten Kayaoğlu, “Araştırmalar bize erkeğin iktidarı ve gücü elinde tuttuğu zaman şiddet uygulamasının yanı sıra erkeğin gücünü kaybetmeye başladığı sırada şiddete yöneldiğini gösteriyor” diye konuştu.

Fail kadın üstünde tam kontrol sağlıyor

Ardından söz alan Psikiyatrist Ülkümen de, yaptıkları çalışmalar sonucunda şiddet gören kadınların kendilerini bağımlı ve aciz gördüğünü tespit ettiklerini söyledi. Bu anlamda failin etkili olduğunu belirten Ülkümen, “Failin uyguladığı iki tür tecrit ortaya çıkıyor. Bunlar fiziksel ve ruhsal tecrit. Fiziksel şiddet kadar ruhsal tecrit de öne çıkarken, fail kadına iyi biri gibi yaklaşır. Ve her şeyi onun için yaptığına inandırıyor. Böylece ruhsal olarak kadını ailesinden ve arkadaş çevresinden uzaklaştırarak, tek kalan failin kendisi oluyor. Böylece psikolojik şiddeti fiziksel şiddeti birlikte artırıyor. Fail kadına hiçbir alan bırakmayarak tecridi genişletirken, aynı zamanda bir bağımlılık yaratıyor. Her şeyi kendisinin belirlediği bir tam kontrol sağlıyor. Böylece şiddeti de meşrulaştırmış oluyor” şeklinde konuştu.

15 Temmuz sonrası saldırılar arttı

Devamında söz alan İstanbul LGBTİ Derneği Yöneticisi Çelik Özdemir ise, LGBTİ bireyler açısından şiddet ve faili anlattı. Özdemir, nefret dilinin yarattığı tahribatı aktarırken, özellikle 15 Temmuz sonrası yaşananlara dikkat çekti. LGBTİ bireylerin 15 Temmuz sonrası LGBTİ bireylerin maruz kaldığı bir saldırı furyasının başladığını ve mahallelinin korunması adı altında ihlallere göz yumulduğunu kaydetti. Özdemir, sürecin devlet tarafından beslenen zorbalığın sonucu olduğunun altını çizdi.

Panel soru cevap bölümünün ardından son buldu.

(akl/st/rp)

Baydemir: Sykes-Picot miadını doldurdu, yeni bir anlaşma şart

HDP Riha Milletvekili Osman Baydemir, Ortadoğu ve Kürdistan’ın bölünmesine yol açan 16 Mayıs 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması’nın miadını doldurduğunu ve bu topraklarda artık yeni bir anlaşmanın yapılması gerektiğini vurguladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş başkanlığında Eş Genel Başkan Yardımcıları Fatma Kurtulan ve Nadir Yıldırım, milletvekilleri Osman Baydemir, Besime Konca, İmam Taşçıer ve Celal Doğan’dan oluşan HDP heyeti, geçtiğimiz 21 Eylül’de Güney Kürdistan’a çıkarma yaptı. Heyet, 5 gün süren temasları boyunca KDP Başkanı Mesut Barzani’nin yanı sıra YNK, Goran Hareketi, Yekgirtuya İslami ve Komalaye İslami gibi bölgedeki önemli tüm siyasi parti liderleri ve yetkilileri ile bir araya geldi.

Kürtler arası birlik, Kürt sorunun çözümü konusunda Kürt kesimlerinin inisiyatif geliştirmesi gibi konuların ele alındığı bu görüşmelerde yer alan isimlerden biri olan HDP Riha Milletvekili Osman Baydemir, bulundukları bu temasları değerlendirdi.

‘Amacımız Kürtlere dönük saldırılara karşı ittifak kurmaktı’

HDP heyeti olarak temel amaçlarının Kürdistan’ın güneyi ile kuzeyi arasında kardeşlik hukukunun güçlendirilmesi olduğunu ifade eden Baydemir, ziyaretlerinin bir diğer amacının ise Ortadoğu’da yaşanan, özelde de Kürt halkına dönük saldırıların bertaraf edilmesi ve Kürtler arasında ittifak oluşturmak olduğunu altını çizdi. 5 günlük ziyaretleri boyunca büyük bir ilgi gördüklerini ve oldukça sıcak karşılandıklarını dile getiren Baydemir, böylesi bir süreçte Kürdistani partiler arasındaki sorunların çözüme kavuşturulması için her ne kadar zaman ve sıkı bir çalışma gerekse de, buna dönük olarak yapılan görüşmelerin tesirini yakın zamanda görebileceklerini kaydetti.

“Halklar bizden ittifakı sağlamamızı istiyor. Halkın bu yönlü taleplerine çözüm olacağız” diyen Baydemir, bu beklenti doğrultusunda yakında müjdeli haberler almayı umduğunu paylaştı. Baydemir, bu açıdan Kuzey Kürdistan’daki partiler arasında kurulacak birliğin Güney Kürdistan’da kurulacak ittifakın da önünü açacağını da vurguladı.

‘Siyasi sürtüşme Kürtlerin zararına olur’

Barış ve ittifak ortamının kurulabilmesi hakinde bunun yansımalarının tüm Kürdistan’da hissedileceğini ifade eden Baydemir, “Kürtlerin birbiri ile siyaseten sürtüşmesi Kürtlerin zararına, Ankara, Tahran, Bağdat ve Şam’ın ise yararınadır. Onlar Kürtleri sıkıştırarak boğmak, şimdiye kadar mücadele ile elde ettikleri tüm kazanımları ellerinden almak istiyorlar” diye konuştu.

‘En iyi cevabın ittifaktan geçiyor’

Ankara siyasetinin temelde ‘Kürt düşmanlığı’ üzerine kurulu olduğunu kaydeden Baydemir, bu karşı şunları söyledi: “Kürtleri düşman olarak gören herkese verilecek en iyi cevabın ittifaktan geçtiğini düşünüyorum. Kurduğumuz temasların ulusal kongrenin toplanmasına ön ayak olmasını istedik. Bu amaçla bulunduğumuz ziyaretlerin bir kereyle kalmaması için bizler çaba içerisinde olacağız. Bunun sonucunda da Kürdistan topraklarında ittifak kurulacağına inanıyorum.”

‘Yeni bir anlaşmanın yapılması gerekiyor’

Baydemir’in Kürtler arasında ittifak kurulması ihtiyacı üzerinde dururken işaret ettiği nokta ise, emperyalist paylaşımın örneği olarak Britanya ve Fransa arasında Ortadoğu ve Kürdistan’ın bölünmesine yol açan 16 Mayıs 1916 tarihli Sykes-Picot anlaşması. Yüzyılı geride bırak bu anlaşmanın artık miadını doldurdunu söyleyen Baydemir, bu topraklarda yeni bir anlaşmanın yapılması gerektiğini vurguladı.

‘Biz Kürtler birbirimize mecburuz!’

Türkiye’de bugün Kürt halkı yönelik uygulanan kirli politikalarının sebebinin Kürtlerin toprakların sahip çıktığı olduğunu dile getiren Baydemir, bu duruma ilişkin ise “Emin olun eğer Rojava’da verilen mücadele olmasaydı, bugün korkmadan tankları ile topları ile Rojava’ya da girerlerdi” ifadelerini kullandı.

Baydemir, sözlerine şöyle devam etti: “Bana soracak olursanız biz Kürtler birbirimize mecburuz, kaderimiz bir. Bu yüzden kurtuluşta birlikte gelir, yok oluşta. Nasıl ki Maxmur’da, Kobanê’de, Şengal’de nice Kürt birliği birleşip, destansı zaferlere imza attı. Siyasetlerde bu temelde birlik, beraberlik kurarlarsa inanıyorum ki Kürtlerin doğuşu daha büyük olacaktır. Bugün Kürt halkı üzerindeki saldırıları da, aslında Kürtlerden duydukları korku ile eşit düzeydedir. Ne kadar korkarlarsa şiddetin de dozunu o kadar arttırıyorlar”

(ekip/öç)

‘Türkiye AB’nin açık hava hapishanesi’

Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi (YSGP), Cezayir Toplantı Salonu’nda, “Ortadoğu’dan Avrupa’ya Mülteci Krizi” adlı panel gerçekleştirdi. Moderatörlüğünü YSGP üyesi Nergis Vasfıoğlu’nun yaptığı panele konuşmacı olarak Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, Yuva-Der Başkanı Erdem Vardar ve Avrupa Parlamentosu Türkiye’nin Dostları Grubu Genel Sekreteri Laura Batalla Adam katıldı. “Barış İçinde Yaşam Hakkı” pankartının asıldığı salona çok sayıda dinleyici de katıldı.

‘3 milyon Suriyeli’nin 60 bini kamplarda kalıyor’

Panelde ilk olarak konuşan Yuva-Der Başkanı Erdem Vardar, dernek olarak kamp dışında kalan mültecilerle ilgilendiklerini söyleyerek, AB ve Türkiye arasında gelişen mülteci sorununun Suriye’deki savaş ile bağlantılı olduğunu ve AB’nin bu yüzden kafasının allak bullak olduğunu ifade etti. Türkiye’de yaşayan 3 milyon Suriyelinin 60 bininin kamplarda kaldığını belirten Vardar, amaçlarının mülteci konumundaki kişilerin kendi kendilerine yeterli konuma gelmesini sağlamak olduğunu söyledi.

‘Mülteciler ile birlikte AB-Türkiye ilişkileri başladı’

Ardından söz alan Avrupa Parlamentosu Türkiye’nin Dostları Grubu Genel Sekreteri Laura Batalla Adam da, Suriye’de yaşanan savaş nedeniyle 2015 yazında gelen göç dalgasının Avrupa’yı zor duruma soktuğuna dikkat çekti. Mülteciler ile birlikte AB-Türkiye ilişkilerinin tekrar başladığını ve Türkiye’ye ödenen 3 milyar Euro’nun Suriyelilerin kendi ülkelerine geri dönmesini engellemek için verildiğini söyleyen Adam, “Asıl problemler mültecilerin büyükşehirlere taşınmak istemesinden kaynaklanıyor. Yerleşim hakkı verilmediği için kayıt olmamayı tercih ediyorlar” dedi.

Adam’ın konuşması tepki çekti

Adam’ın konuşması ardından panele katılanlardan gelen “Avrupa’nın Kürdistan’da yaşanan katliamlara sessiz kalmasında mülteciler konusu etkili diyebilir miyiz? Bize hep tekniki bilgi verdiniz ama Avrupa’nın ikiyüzlü politikasına dair hiçbir şey söylemediniz” sorusu üzerine Adam, “Ben burada parlamentoyu temsil etmiyorum. Yaptığım gözlemler sonucunda bu bilgileri elde ettim” demesi büyük tepki çekti.

‘BM hak ihlali yapan en büyük kurumdur’

Son olarak konuşan Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi ise, her iki konuşmacının anlatmış olduklarına katılmadığını söyleyerek , “Ortadoğu’dan Avrupa’ya Mülteci Krizi”nin nasıl ve neden şekillendiğine dair görüşlerini aktardığı konuşmasını yaptı. Terzi, tarihin egemenler tarafından yazıldığı takdirde yanlış yazılacağını ve AB-Türkiye arasındaki mülteci anlaşmasının tarihe utanç olarak geçeceğini söyleyerek, “Dernek olarak STK ve AB’den para almıyoruz. Onlardan para alırsanız yaptıklarını eleştiremezsiniz. BM hak ihlali yapan en büyük kurumdur.Biz sadece mültecilerin yaşadıklarına dair bir ses olmak için çalışıyoruz” diyerek tepki gösterdi.

‘Ortadoğu’yu kim bombalıyorsa göçmenlerden de o sorumludur’

Göçmen ve mülteci ayrımının sahte ve bir tür şiddet uygulaması olduğunu ifade eden Terzi, “Göçmen sorununda batı sorumludur. Ortadoğu’yu kim bombalıyorsa 60 milyon göçmenden de o sorumludur” dedi.Suriye halklarının isyanının emperyalist devletler tarafından çalındığı yönünde tespitte bulunan Terzi, Türkiye’de devreye konulan geçici koruma rejiminin ise bir tür rehine durumu olduğunu söyledi.

‘Türkiye AB’nin açık hava hapishanesi’

Terzi, AB-Türkiye arasındaki geri gönderme anlaşmasının resmi insan kaçakçılığı ve insan haklarına aykırı olduğunun altını çizerek, “Burası güvenli bir ülke ise gelin yaşayın bizimle. Türkiye AB’nin açık hava hapishanesi. Bu bir rehine krizi değildir. Bu en zenginlerin en yoksullara karşı yürüttüğü kirli bir savaştır” diye belirtti. Terzi son olarak, Türkiye’nin mülteciler konusunda resmi insan kaçakçısı olarak tarihe geçeceğini söyleyerek, “Sosyalistlere düşen görev koşulsuz konukseverlik olmalıdır. Savaş olan her yerde kapılarımız açmalıyız” diyerek Türkiye’nin mültecilere yönelik politikalarını eleştirdi.

Panel yapılan konuşmalar ardından soru cevap kısmı ile son buldu.

(nd/za/rp)

Radyo ve televizyonların kapatılmasına tepki

Adana’da radyo ve televizyonların kapatılması protesto edildi. Kapatılmalara tepki gösteren yurttaşlar, “Televizyon ve radyoma dokunma” dedi

Adana’nın Seyhan ilçesi Fırat Mahalle Meclisi, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) radyo ve televizyonların kapatılmasını HDP Fırat Temsilciliği önünde protesto etti. “Televizyon ve Radyoma Dokunma” pankartı arkasında bir araya gelen yurttaşlara, özgür basın çalışanları da destek verirken, sık sık “Özgür basın susturulamaz” sloganı atıldı.

Açıklama yapan Radyo Dünya Genel Yayın Yönetmeni Medine Gümüş, faşist askeri darbe girişiminin bahane edilip OHAL ilan edildiğine dikkat çekerek, “OHAL sonrası yaşanan katı antidemokratik uygulamalarla yasakçı zihniyet çerçevesinde yaşamın tüm alanlarına müdahale ederek, coğrafyamız açık cezaevi haline getirilmiştir” dedi.

“Benden olmayanın yaşam hakkı yoktur” zihniyetinin topluma dayatıldığını vurgulayan Gümüş, Zarok TV’nin yayınından korkan bir zihniyetin topluma faydası olmayacağını dile getirdi. 12 Eylül Askeri Darbesi’ni katbekat aşan uygulamaların baş gösterdiğine dikkat çeken Gümüş, cezaevlerinde ağır işkenceler yapıldığını belirterek, HDP ve DBP’li seçilmişlere yönelik başlatılan siyasi soykırım operasyonlarını da kınadı. Tüm Türkiye’de yayılan antidemokratik uygulamaları kabul etmeyeceklerini kaydeden Gümüş, “Özgür basın susturulamaz” diyerek, konuşmasını sonlandırdı.

Açıklama alkış ve sloganlarla son buldu.

(hk/akl/rp)

Kemerburgazlılar kesilen ağaçlar ve maden ocağına tepkili

Çevre Platformu adına yapılan basın açıklamasında, meyve, kavak, çam ağaçlarının kesilerek maden ocağı yapılmaması istendi. Açıklamada ayrıca maden ocağının üstü kapatılan Hasdal çöplüğünün yanında bulunduğu hatırlatılarak, burada patlatılacak dinamitin büyük tehlike oluşturacağı uyarısında bulunuldu.Maden ocağının yetkilileri burada çimento kili üretmek için gerekli tüm izinleri aldıklarını, ağaçları da Milli Emlak’tan izin alarak kestiklerini söylediler. 

Hasdal – Kemerburgaz arasında yapılması planlanan maden ocağı nedeniyle ağaçların kesilmesi yaşam savunucularının tepkisine neden oldu. Çevre Platformu tarafından organize edilen basın açıklaması, bugün Kemerburgaz’da yapıldı. 

Açıklamayı Kemerburgaz Çevre Koruma Derneği Başkanı İlhan Ayta yaptı. 

Kemerburgaz –Hasdal girişinde bir maden şirketi nezdinde maden ocağı, beton santralı, çimento fabrikası, hafriyat sahası yapılacağını söyleyen Ayta, bu maden sahasının Kemerburgaz’ın önceki çöp sahasına çok yakın olduğunu söyledi. Madende kullanılacak olan dinamitlerin çöplüğün tekrar faaliyete geçmesine neden olacağını öne süren Ayta, “Çok büyük risklerin olduğu bir alandan bahsediyoruz. Cumhurbaşkanımızı, başbakanımızı ve diğer siyasi partileri yanımızda görmek istiyoruz” dedi. 

Bölgenin yaşayanları olarak ağaçların kesilmesine taraftar olmadıklarını söyleyen Ayta, çam ağaçlarının, kavakların, meyve ağaçlarının kesildiğini söyledi. 

Basın açıklamasında konuşan CHP Eyüp Belediyesi Parti Meclisi Üyesi Şamil Bedir ise şunları söyledi:

‘ÇEVRE KATLİAMIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ’

“Burada bir çevre tahribatı, çevre katliamıyla karşı karşıyayız. Burada yapılmak istenen çimento kili fabrikası. Aslında burada kil falan da yok, burada taş ocağı kuracaklar. Taş ocağı toz demek, dinamit patlatılması demek, kafamıza tozların yağması demek. Bu tozlar Kemerburgaz’ın çevresindeki tüm ormanlık, doğal örtüyü, Alibeyköy Baraj gölünü, Hamidiye’nin su kaynaklarını tehdit altında bırakacak.”

‘İNFİLAK ETMEYE HAZIR BİR YER’

“Hemen bitişiğinde boşaltılmış Hasdal çöplüğü var. Ümraniye faciasını hepimiz biliyoruz, yaşadık. İstanbul’un en büyük çöplüklerinden bir tanesi. Üzeri kapatılmış, rehabilite edilmiş ve metan gazı üretiyor orası. Aynı zamanda İstanbul Büyükşehir Belediyesi o metan gazından elektrik üretiyor. Yani patlamaya hazır, infilak etmeye hazır bir yer. Şimdi bunun yanında bombalar patlayacak, dinamitler patlayacak, taş çıkacak buradan sözüm ona. Bunlar izinlerini bakanlıktan almışlar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu olaya karşı, Eyüp Belediyesi karşı. Ancak burada belediyeler de baypas edilerek bir işlem yapmışlar. (DHA)
 

Haldun Taner büstüne saldırı

Türkiye’nin en önemli tiyatro, öykü ve kabare yazarı Haldun Taner’in İstanbul Kadıköy’deki Mühürdar Caddesi’nde bulunan büstü, tahrip edildi.

Kim ya da kimler tarafından parçalandığı bilinmeyen büstün fotoğrafları sosyal medyadan paylaşıldı ve büstün parçalanmasının Haldun Taner’e yapılan bir saldırı olduğu eleştirileri getirildi. (KÜLTÜR SERVİSİ)
 

Tokat’ta kadın cinayeti: Boşanmak isteyen eşini katletti

Tokat’ın Turhal ilçesinde oturan 24 yaşındaki Ümit Çolak, kendisinden boşanmak isteyerek ailesinin evine dönen 3 aylık eşi 20 yaşındaki Arife Çolak’ı öldürdü. Çolak daha sonra intihara kalkıştı.

Olay gece saatlerinde Turhal ilçesi Yunus Emre Mahallesi’nde meydana geldi. İlçede tütün satışı yapan Ümit Çolak, üç ay önce evlendiği ve bir süre önce kendisinden ayrılmak isteyerek ailesinin evine dönen eşi Arife Çolak ile konuşmak için kayınpederi Mehmet Şık’ın evine gitti. Fakat bir süre konuştuktan sonra tartışma çıktı.

Çıkan tartışma sonrası Ümit Çolak, eşini ruhsatsız tabancasıyla başından ve vücudunun çeşitli yerlerinden vurduktan sonra, silahı başına dayayarak ateşledi. Evde bulunan diğer kişiler durumu acil servis ekiplerine bildirdi. Turhal Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Arife Çolak, burada yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Ağır yaralanan Ümit Çolak ise Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi’ne sevk edildi. Çolak’ın durumunun ağır olduğu bildirildi.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. (DHA)

Alman vekil ve işçilerden ‘Hayatın Sesi’ tepkisi

Sol Parti Avrupa Parlamentosu Milletvekili Fabio De Masi ve Eyalet Milletvekili Deniz Çelik, Avrupa Parlamentosu eski Milletvekili Sabine Wills, Eyalet Parlamento eski Başkan Yardımcısı Kerstin Artus, Demokratik İşçi Sendikaları Federasyonu (DİDF) Hamburg Şubesi’nde sendikacılarla ve birçok işyerinden gelen işçilerle buluştu.

Sendikacılar buluşmasında Türkiye’deki basın üzerindeki baskılar ve Hayatın Sesi Televizyonunun kapatılmasını kınandı. Hayatın Sesi çalışanları ile dayanışma içinde olduklarını belirttiler. Toplantıya katılan politikacılar ve sendikacılar Türkiye’de basına ve demokratik güçlere baskılara tepki göstererek, kapatılan televizyonların derhal açılmasını talep ettiler.

Toplantıya liman işçileri, postane, hastane işçileri; Afineri, Neupack, Federal Mogul, NDR firmaları çalışanları ve birçok işyerinden işçi ve sendikacı katıldı. (Hamburg/EVRENSEL)

BM: Musul en büyük insani krizle karşı karşıya

Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’un IŞİD’in elinden alınması için başlatılacak operasyonla ilgili siyasi tartışma ve askeri hazırlıklar sürerken, ortaya çıkacak insani krizin boyutları endişelendiriyor. 
Birleşmiş Milletler Musul’un IŞİD’den ‘kurtuluşu’nun yılın büyük bir insani krizi de birlikte getireceği uyarısı yapıyor. Bir milyon kişinin göç etmesi bekleniyor ve bu büyüklükte bir krizi yönetebilecek bir hazırlık hâlâ yok.   

Birleşmiş Milletler (BM) Irak Koordinatörü Lise Grande, çatışmaların nüfusun çoğunluğunun evlerini kaybedebileceğini ve hayatlarını yeniden kurmaları için milyonlarca dolar yardıma ihtiyaç olacağını söyledi. 

GÖÇ; CANLI KALKAN VE KİMYASAL SALDIRI RİSKİ

Middle East Eye haber sitesinin haberine göre Grande, “BM en kötü senaryoya hazırlanıyor, Musul 2016’nın en karmaşık ve büyük insanlık krizi ile karşı karşıya. Karmaşık olmasının çeşitli sebepleri var. Beklenen operasyonun kapsamına bakıldığındı 1.2 ila 1.5 milyon sivil bu operasyondan etkilenebilir. Musul için en kötü senaryo ise şöyle olabilir: Yüz binlerce insan kitlesel halde kent dışına çıkacak. Yüz binlercesi de kent içinde canlı kalkan olarak kullanılacak. Kimyasal saldırı olacak ve on binlerce, belki yüz binlerce kişi risk altında olacak. Bunların hepsinin de gerçekleşmesi bir felaket olur” dedi. 

En az bir milyon kişinin, insan onuruna uygun koşullarda barınma ihtiyacının karşılanmasının ise milyonlarca dolar gerektireceğini söyleyen Grande, Iraklı güçlerin  bütün bu ihtimallere hazırlıklı olması gerektiği uyarısı yaptı. 

HAVİCA’DAN KAÇANLAR AÇ, SUSUZ VE TÜKENMİŞ HALDE

Musul, Irak’ın en büyük ikinci kenti ve IŞİD Haziran 2014’te ciddi bir direnişle karşılaşmadan kentin kontrolünü ele geçirdi. Öte yandan operasyon öncesi kentten kaçmaya çalışan siviller ise IŞİD’in kent sınırlarına yerleştirdiği belirtilen kara mayınları tehlikesiyle karşı karşıya. 

Save The Children (Çocukları Kurtarın) isimli yardım kuruluşu, kente yönelik operasyon ilerledikçe Musul’un güneyindeki Havica’dan kaçmaya başlayan sivillerin sayısının birkaç gün içinde 90 bine kadar ulaşacağı uyarısı yaptı. Örgütün Irak Direktörü Aram Şakaram, “Havica’dan gelen çocuklar ölümün sınırda” dedi: “Bölgedeki gıda tükeniyor, insanlar aç, susuz ve tamamen tükenmiş durumda. IŞİD’in mayın döşediği bölgede dağların arasında çıplak ayakla yürüyorlar.” 

Yaklaşık 2 milyon nüfusu olan Musul kentinden, IŞİD işgalinin ardından yaklaşık yarım milyon sivilin kaçtığı tahmin ediliyor.

‘AĞIR SİLAHLARA DİKKAT’

OXFAM Örgütü Irak Direktörü Adres Gonzales de, “Gerçekten güvenli yollar açılabilir ve insanlar savaştan buraları kullanarak kaçabilir, gerekli yardıma ulaşabilir” dedi. 
Tüm silahlı güçlerin yerleşimin ve sivil nüfusun yoğun olduğu bölgelerde ağır silahlar kullanmaktan kaçınması gerektiğine dikkat çeken Gonzales, “Sivilleri korumak için mümkün olan her şey yapılmalı” diye konuştu. 

Yardım kuruluşlarının raporlarına göre Mart 2016’den bu yana Musul bölgesinde yürütülen operasyonlar nedeniyle 150 bin kişi evlerini terketmek zorunda kaldı. 

Oxfam’ın verilerine göre Bağdat’ta siviller için 13 kamp yeri belirlendi fakat buraların temel ihtiyaçlarının karşılaşması için şimdiye kadar çok az bir çalışma yapıldı. 

“Şiddetten kaçan ve travma yaşayan aileler haftalar boyunca açıkhavada ya da aşırı kalabalık kamplarda kalmakla karşı karşıya” diyen Gonzales, “Kimileri sadece üzerlerindeki kıyafetleriyle kaçıyor ve sert Irak kışını yardımsız geçiremezler” diye ekledi. 

ASKERİ HAZIRLIK YOĞUNLAŞTI

Musul operasyonunun her an başlaması bekleniyor ve operasyon için yoğun bir askeri hazırlık yapıldı. Irak ordusunun Kürt Bölgesel Yönetimi’nin silahlı gücü Perşmerge tarafından kontrol edilen bölgelere konuşlandığı belirtiliyor. Operasyona Fransa, İtalya, İngiltere, Almanya gibi Avrupa ülkelerinin askerlerinin yanı sıra, çok sayıda ABD askeri de katılacak. İran destekli Şii milisler, Türkiye destekli Sünni Milisler Ninova Bekçileri de operasyona katılacağı açıklanan güçler arasında bulunuyor.  (DIŞ HABERLER)