Ana Sayfa Blog Sayfa 6229

İsrail UNESCO ile bağlarını dondurdu

T24’te yer alan habere göre, İsrail, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün  (UNESCO) Tapınak Tepesi’nin Musevilik ile ilgili olmadığı yönündeki kararının ardından, UNESCO ile işbirliğini durdurma kararı aldı.

İsrail tarafından yapılan açıklamada UNESCO kararının “tarihi reddettiği ve terörü desteklediği” söylenirken, UNESCO’nun belgelerinde Tapınak Tepesi ismini kullanmayarak bölgenin İslami adı olan Haram’üş Şerif’i kullanmakta olduğu bildirildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, UNESCO’nun kararını “absürd” olarak nitelerken, “İsrail’in Tapınak Tepesi ile bağı olmadığını söylemek, Çin’in Çin Seddi ile alakasını olmadığını, ya da Mısır’ın piramitlerle alakası olmadığını söylemek gibi” dedi.

Erdoğan: İdamı savunuyorum

Irak ile yaşanan Başika krizine değinen Erdoğan, Kusura bakma buradan çıkmam . Türkiye gel dediğinde gelen, git dediğinde giden bir ülke değildir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Mezhebi, dinin önüne çıkaran bir anlayış maalesef İslam dünyasının bazı bölgelerinde öne çıkmış durumda. Hemen her gün tahammül sınırlarımızı zorlayan terör eylemlerine, iç ve dış provokasyonlara maruz kalıyoruz”

“Dünyada kartların yeniden karıldığı enerji kaynakları üzerinde küresel rekabetin arttığı dönemde İslam aleminin potansiyeli heba edilmek isteniyor. DEAŞ, El-Kaide, Boko Haram, FETÖ gibi dini kavramları kullanan bu örgütlerin en büyük mağduru yine Müslümanlar”

“Irak’ta Suriye’de, Pakistan’da, Filistin, Libya, Mısır, Afgansitan, tüm buralarda mezhep üzerinden hareket eden örgütlerin hedefi yine Müslümanlar. Aynı dine, peygambere inanan insanların arasına kan ve husumet sokulmak isteniyor. Türkiye son 14 yılda ekonomiden, siyasete, demokrasiden dış politikaya kadar her alanda büyük bir başarı hikayesi yazmıştır. Türkiye’nin bu hikayesi geleceğimize ışık tutuyor. Türkiye’nin bu önemli konumunu dünyanın farklı köşelerinden gelen mesajlarda da görüyoruz. Yaptığımız ziyaretlerde birebir şahit oluyoruz.”

Bu ışık birilerini rahatsız ediyor. Son Cerablus olayında Musullu kardeşlerimiz şunu söyledi; ‘Biz birkaç ay öncesine kadar umutsuzduk, ama umudumuz arttı’ demeye başladılar. Biz artık umudumuzu Türkiye’nin Irak’ta atacağı adımlara bağladık diyorlar. Cidd manada bir tehdidin altındalar. Burada tehdit olarak DEAŞ var. Şu anda Başika’daki Türkler birilerini rahatsız ediyor. Irak’ın merkezi yönetimini rahatsız ediyor. Ahmet bey Başbakan’ken, şimdiki Başbakan ile aynı masaya oturup mesaj vermişlerdi. Bizden yardım isteyen bunlardı. Şimdi buradan çıkmalı diyor. Kusura bakma. Türk Silahlı Kuvvetleri istediğin zaman gel diyen, istediğin zaman çık dediğinde çıkacak bir ülke değil”

“Ülkeme darbe yapanlar nasıl mağdur olabiliyor?”

Daha neler çıkacak bakalım. İnlerine daha yeni giriyoruz. Bunlar şehrin merkezindeki inler. Onlar kaçacak biz yakalayacağız. Bunlara ev sahipliği yapanlar da görsünler. Görevli olanlar dönecekler. Geldiler, geldiler gelmezlerse gereken yapılacak. Anlatsınlar, anlatmıyorlarsa gereği yapılır.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize şifa diliyorum. Şeit ve gaiz evlerinde yaşadığımızda öyle şeyler yaşıyouz ki, Türkiye ikinci Kurtuluş Savaşı’nı nasıl yaşamış bunları göreceğiz kağıda dökülünce.

İlahiyattan yazılımcı çıkan bir arkadaşımız var. Görüyorsunuz. Hava savunma sistemleri üzerinde yazılım yapıyormuş gazilerimizden Sabri. Son operasyonları yapılıyor. O ne dayınıklıklılıktır. O ne teslimiyettir. Bu ancak ehli imanda olur. Oraya gelenler o akşam öyle geldiler. ”

“Millet idam istiyor, ben de savunuyorum”   

15 Temmuz gecesi yaşanan hadise ülkemizin yaşadığı diğer darbelerden farklıdır. TSK içinde bunlar azınlık. Üniformaya bürünmüş teröristler. Orada karşı operasyonlar olmasaydı durum daha farklı olurdu. Milletle dayanışma olayı farklı yerlere götürdü.”

Millete silah doğrultanlar elbette hukuk önünde bunun hesabını verecekler. Hakkettiği cezayı bulması için elimizden geleni yapacağız.

Millet idam istiyor ben de İdamı savunuyorum dediğimde Avrupa’dan sesler geliyor. İdamı affetme yetkim yok. Devlete karşı işlenen suçları affedebiliriz ama onu edemeyiz. Benim önüme de geldiğinde ben bunu onaylarım dedim.

15 Temmuz darbe girişiminin taşları dine bakışı çarpık yaklaşım yüzünden gerçekleşmiştir. Yıllarca kendini devletin sahibi olarak gören zihniyet FETÖ’ye alan açmıştır. Bunu sorgulaması gerekir.

Yenikapı ruhunu tanısan ne olur tanımasan ne olur. Asolan milletin tanıması.  “Ben böyle bir Yenikapı ruhunu tanımıyorum” demek önemli değildir. Beleidyelerinin arka kapılarından FETÖ’ye zemin hazırlamasalardı 15 Temmuz yaşanmazdı.

Bize çuvaldızı batıranlardan kendileirnden iğneyi eksik etmemelerini diliyoruz. FETÖ çarpık sistemin yol çatığı bir sonuçtur.Bu konuda net olmamız gerek. farklı arayışlar içine girersek yeniden başımıza gelebilmesi kaçınılmazdır.

15 Temmuz deblet ve toplumda elbette yaralara neden oldu. Milletimizde en ufak bir geri sayma oldu mu? Yastık altındakileri piyasaya sürdüler ekonomi çökecek derken. Bu millet aziz millettir.

Milletimizin göz bebeğğ kurumlar bunlar tarafından kirletildi. Düzeltiyoruz.  Bunlara rağmen milletimiz geleceğe dair umudunu asla kaybetmedi. Siyasete daha fazla sahip çıkarak fırsat vermedi.

Her kesimden insanlar nöbete gitti. Önğmğzde yeni bir dönem duruyor. Yeni Türkiye’yi yeniden ihtiyaç var. Türkiye’nin kucaklaşmaya ihtiyacı var. bizim önümüze bakmamız, geleceğe hep birlikte yürümemiz gerekiyor.”

Fransa’da bir Türk vatandaşı sahte diplomayla 8 yıl doktorluk

Fransa’da bir Türk’ün, 8 yıldır sahte doktor diplomasıyla doktorluk yaptığı ortaya çıktı. Mahkeme sürecinde halen ‘doktorluk’ görevini de sürdüren U.Ç. yaptığı savunmada, ‘’8 yıldır bu görevi yapıyorum asla hatalı bir iş yapmadım” ifadelerini kullandı.

Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) haberine göre, Fransa’nın Nancy şehrinde 43 yaşındaki bir Türk’ün, 8 yıldır sahte doktor diplomasıyla hastanede görev yaptığı ortaya çıktı.

Söz konusu şahsın, Mayıs 2009 ile Ocak 2016 tarihleri arasında sahte doktor diplomasıyla Fransa’nın çeşitli hastanelerinde anestezi doktoru olarak görev yaptığı ortaya çıktı.

Fransız medyasında yer alan habere göre 1973 doğumlu U.Ç. isimli şahıs, Cezayirli bir arkadaşına ait doktorluk diplomasının fotokopisini tahrif ederek isim bölümüne kendi adını yazdırdı.

Sahte doktor, bu yolla 2009’da Corbeil-Essonnes Hastanesi’nde anestezi uzmanı olarak göreve başladı.

Daha sonra sırayla Juvisy-sur-Orge ve Longjumeau en Essonne hastanelerinde de görev yaptı.

U.Ç’nin son olarak ise 2013 yılında Nancy Adolphe-Pinard Bölge Doğum Hastanesi’nde anestezi uzmanı olarak görev başladığı kaydedildi.

“Hatalı bir iş yapmadım”

Sahte doktorun planları 2015 yılında kendisi hakkında yapılan asılsız bir ihbarla bozuldu.

2015 yılının Aralık ayında Evry mahkemesi, U.Ç.’yi yargılayarak 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme sürecinde halen Nancy’deki görevini de sürdüren U.Ç. yaptığı savunmada, ‘’8 yıldır bu görevi yapıyorum asla hatalı bir iş yapmadım.”ifadelerini kullandı.

Polise verdiği ifadede ise arkadaşının doktorluk diplomasını tahrif ettiği itirafında bulunan sahte doktor, aslında hemşire olduğunu söyledi.

“Bizde böyle bir doktor yok”

Evry mahkemesi, U.Ç’yi doktorluk mesleğinden men ederken dosyayı da halen görev yaptığı Nancy’ye gönderdi.

Metz’de oturan U.Ç., ilk olarak Şubat 2016’da gözaltına alındı.

Daha sonra serbest bırakılan sahte doktorun diplomasını inceleyen Polis Teknik ve Bilişim Suçları Bürosu diplomanın üzerinde oynandığı hükmüne vardı.

Aynı dönemde Cezayirli yetkililer de böyle bir isimde doktorun Cezayir’de kayıtlı olmadığı bilgisini Fransa’yla paylaştı.

Hakim karşısına çıkacak

Bunun üzerine sahte doktor 30 Eylül’de yeniden gözaltına alındı.

Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan U.Ç., Mart ayında, ‘sahtekarlık’ ve ‘doktorluk mesleğinin yasadışı icrası’ suçlarından Nancy Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.

CHP’li Fikri Sağlar satılan köyleri sordu

CHP Mersin Milletvekil Fikri Sağlar satılığa çıkarılan köyleri Meclis’e taşıdı.

“AKP iktidarının sata sata bitiremediği ülkemizde şimdi de köyler satışa çıkarılmıştır” diyen Sağlar, sözlerine “Seçim bölgem Mersin Erdemli ilçesinin Sarıkaya Köyü satışa çıkarılmıştır. Bu mağduriyetin bir anca önce giderilmesi lazımdır” diye devam etti.

İşte Sğaların Başbakan’ın cevaplamasıistemiyle verdiği o soru önergesi:

Mersin’in Erdemli ilçesinde bulunan Sarıkaya Köyü, Şener Şen’in “Züğürt Ağa” filmini aratmayacak cinste olup; Köyün girişine “satılık” pankartı asılarak satışa çıkarılmıştır. 2B arazileri için 60 bin lira olarak belirlenen ücreti ödemeyen vatandaşlar, köyü satma kararı almışlardır.

İddiaya göre, 2B arazilerine devletin belirlediği rakam; birinci bölge için 60 binTL, ikinci bölge için 50 bin TL, üçüncü bölge içinse 38 binTL olmuştur. Köylülerin bu rakamlarla arazileri satın almaları mümkün değildir.

Yeniden fiyat tespiti yapılarak hatanın düzeltilmesini talep eden köylüler yerlerinden olmakla karşı karşıyadırlar. Bu bedellerle satıldığı takdirde araziler toplam 50-60 milyon TL’yi bulmaktadır.

Köy 50-60 milyonu bırakın, 5 milyon TL’yi bile toplayacak kapasiteye sahip olmadığı bilinmektedir. Edinilen bilgilere göre bu arazilerin çoğunluğu kuru tarım arazileridir. Bu yüzden bu yanlışlığın düzeltilmesini gerekmektedir.

Yine seçim bölgem Mersin, Erdemli İlçesinin Üçtepe Köyü’nde yaşayan yurttaşlar da köyü toptan satmayı düşünmektedir. Dedelerinden kalma hazine arazileri için 2B kapsamında Maliyenin fahiş bedeller istemesi köylüleri canından bezdirmiştir.

Bu çerçevede:

1) 15 senelik iktidarınız boyunca bu ülkede sattığınız çok şey oldu. Şimdi sıra köylerde midir?

2) Züğürt Ağa filminin trajedisini aratmayan Sarıkaya Köyünü satışa çıkarma iddiası doğru mudur?

3) Satış fiyatına göre 50-60 milyon TL’yi bulan köyden 5 milyon TL’yi bile çıkaracak tarım kapasitesi yoktur. Buna rağmen bu fahiş bedel neden çıkarılmıştır?

4) Köylülerimizin mağduriyetini gidermek adına bir adım atacak mısınız?

5) Tarımı ve köylüyü destekleyen politikalarınız vatandaşlarımızın köylerini satmaya mecbur etmekle mi olacaktır?

Erdoğan’ın takipsizlik kararına yaptığı itiraz da reddedildi

Almanya’da Mainz Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, küfürlü şiir nedeniyle şikayetçi olduğu Alman komedyen Jan Böhmermann hakkında verilen takipsizlik kararına 10 Ekim’de yaptığı itirazı geri çevirdi.

Sputniknews’a göre, Mainz Mahkemesi’ninCumhurbaşkanı Erdoğan’ın itirazını reddetmesi nedeniyle Böhmermann’a hakaretten dava açılmayacak.

‘YETERLİ DAYANAK BULUNAMADI’

Mainz Savcılığı, 4 Ekim’de ‘Yabancı devlet adamına hakaret’ suçlamasıyla Böhmermann hakkında açılan soruşturmada, ‘Söz konusu eylemle ilgili cezai bir soruşturma için yeterli dayanak bulunmadığı’ gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiğini duyurmuştu.

Bunun üzerine de Erdoğan’ın avukatı, 10 Ekim’de Mainz Savcılığı’nın Alman komedyen Böhmermann’la ilgili soruşturmanın durdurulmasına itiraz etmişti.

Ankara Valiliği aşure yasağından geri adm attı

Alicem AYDIN
İstanbul

OHAL süreciyle birlikte adeta otomatiğe bağlanan yasaklara “aşure etkinlikleri yasağı” eklendi. Ankara’da Emniyet yetkililerinin, cemevleri yöneticilerini çağırarak, Ankara Valiliği’ne ait ‘Aşure etkinliklerinin yasaklandığına’ dair belgeyi tebliğ ettikleri belirtildi.
Söz konusu belgede, “Son zamanlarda ülke genelinde yaşanan terör olayları ve düzenlenmek istenen etkinliklere yönelik terör saldırıları gerçekleştirilebileceği yönünde istibari bilgiler ve terör örgütlerinin ilimizde yapılacak ‘Aşure Günü’ etkinliklerine yönelik eylem arayışı içinde olduğu bilgileri alındığından aşure etkinlilerinin Muharrem ayı boyunca “huzur ve güvenliğin sağlanması” gerekçesiyle yasaklanmasına karar verildiği” ifadeleri yer alıyor.
Kararı emniyet yetkilileri tarafından alan ve ismini vermek istemeyen bir cemevi yöneticisi, “Emniyet yetkilileri beni çağırdı ve tebliği bana verdi. Diğer cemevi yöneticilerini de çağıracaklarını söylediler. Emniyet yetkilileri bu kararın güvenlik nedeniyle alındığını söyledi. Elimize ikinci bir tebliğ ulaştırılmadı. Şu an için aşure etkinliklerimiz iptal edildi” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Gani Kaplan ise, ellerine böyle bir tebliğ gelmediğini fakat belge hakkında bilgi sahibi olduklarını söyleyerek, “Bize gelen bilgi, dışarda yapılacak etkinliklerin iptal edildiğidir. İçeride yapılacak aşure etkinlikleri yasaklanmamıştır” dedi.

p>Yasak kararı üzerine, Twitter’da #İnadınaAşure hashtag’i ile kampanya başladıldı.

VALİLİK GERİ ADIM ATTI

CHP Ankara Milletvekili Necati Yılmaz, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Ankara Valiliğinin yasak kararından geri adım attığını söyledi. Yılmaz’ın tweet’i şöyle:

“Sayın Vali’ye şimdi konuştum. Hassasiyet gösterdi, yanlışın düzeltileceğini, kapalı mekanlarda anma ve aşurenin yasak olmadığını belirtti.”

Amanos Dağları eteklerinde çatışma: 1 asker yaralandı

Hatay’ın Dörtyol İlçesi’nde bulunan Amanos Dağları eteklerinde operasyona çıkan askerlerle HPG’liler arasında çatışma çıktı.

Toftak Yaylası’na yakın bölgede çıktığı belirtilen çatışmada, bir asker yaralandı. Yaralı asker, olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından ambulansla Hassa Şehir Stadı’na getirildi. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından ambulans helikopterle Antakya Mustafa Kemal Üniversitesi Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.

Bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldığı bildirildi. (DİHA)

Leyla Halid’den Alp Altınörs’e dayanışma mesajı

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Siyasi Büro Üyesi Leyla Halid, 16 Eylül’de tutuklanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ebaşkan Yardımcısı, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Üyesi Alp Altınörs’e dayanışma mesajı gönderdi. “Sevgili yoldaşlar, arkadaşlar ve Alp yoldaş” başlıklı mesajda “Partim FHKC adına, Leyla Halid olarak ben ülkenizdeki tüm politik tutsakların özgürlük mücadelesine sonuna kadar desteğimizi ifade etmek isterim” sözlerine yer verildi. Devrimcilerin hapsedildiği ülkelerde demokrasi ve özgürlüğün de hapis olduğu belirtilen mesajda Altınörs ve ailesine dayanışma içinde olduğunu belirtti.

ETHA

Rusya’ya bağımlı olmanın anlaşması

Suriye konusunda uzun süre anlaşmazlıklar yaşayan ve görünürde farklı politikalar izleyen Rusya ile Türkiye arasında son dönemde yaşanan yakınlaşma ve yapılan anlaşmalar, tartışma konusu oldu.

AB ve ABD’ye gözdağı

İstanbul’da hafta sonu toplanan Dünya Enerji Kongresi vesilesiyle Türkiye’ye gelen Putin ile Erdoğan arasında Rus gazını Türkiye üzerinden AB ülkelerine taşıyacak ‘Türk Akımı’ projesi imzalandı. Bulgaristan üzerinden Trakya’ya gidecek, oradan da Yunanistan üzerinden Avrupa’ya gönderilmesi tasarlanan 16 milyar metreküplük doğalgaz anlaşması, iktidar medyası tarafından büyük bir başarı ve asrın anlaşması olarak lanse edildi. Oysa uzmanlar, yapılan anlaşmanın enerji konusunda zaten fazlasıyla dışa bağımlı olan Türkiye’yi daha fazla dışa bağımlı hale getirdiği görüşünde. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) eski Başkanı Kemal Ulusaler, daha önce bu projenin rafa kaldırıldığını hatırlatarak, bu anlaşma ile iki ülkenin AB ve ABD’ye gözdağı vermeye çalıştığını dile getirdi. Ulusaler, Türkiye’nin “Avrupa’ya satılacak gazdan” kazanç elde etmeyi amaçladığını, ancak bunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığını söyledi.

Anlaşma bir başarı değil

Bir dönem Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nda (TPAO) Genel Müdürlük yapmasının yanı sıra TMMOB Petrol Mühendisleri Odası eski Genel Başkanı olan Enerji Uzmanı Necdet Pamir ise “Yapılan anlaşma bir başarı değil, Rusya’ya bağımlılığın artmış olmasının vesikası” dedi. Enerji konusunda başarılı sayılabilecek projenin “Enerji politikasında dışa bağımlılığı azaltmak” olduğunun altını çizen Pamir, “Türkiye enerjisinin yüzde 32,5’ni doğalgazdan karşılıyor, en fazla dayandığı kaynak açısından yüzde 99 dışa bağımlı ve Türkiye’nin aldığı doğalgaz konusunda Rusya’nın payı yüzde 55 oranında” diye konuştu.

Hem enerjide hem de elektrikte doğalgazın ağırlıklı payı olduğuna işaret eden Pamir, Türkiye açısından yapılması gerekenin dışa bağımlılığı azaltmak olduğunu vurguladı. Pamir, Türkiye’nin attığı imza ile Ukrayna’yı by-pass eden Rusya’ya olan bağımlılığının eskiye oranla daha da arttığını kaydetti.

ANKARA

Belediye binasını karakola çevirdi

Sûr Belediyesi’ne kayyum olarak atanan Diyarbakır Vali Yardımcısı Bilal Özkan, 2 polisi Özel Kalem Müdürlüğü bünyesine alırken, başkanlık katında da silahlı polisler nöbet tutuyor

Çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Amed’in Sûr Belediyesi’ne kayyum olarak atanan Diyarbakır Vali Yardımcısı Bilal Özkan, hizmet yerine belediyede konforuna ve güvenliğine yönelik faaliyetlere başladı. Daha önce valilikten özel çaycısını getiren kayyım Özkan, emniyet istihbaratta görevli 2 polisi de Özel Kalem Müdürlüğü bünyesine aldı. Özkan, demir bariyerler ve zırhlı araçlarla abluka altına alınan belediyeye her gün çok sayıda özel harekat polisi ile gelirken, başkanlık katında da silahlı polisler nöbet tutuyor. Eşbaşkanlık odasının dekorunu beğenmeyen Özkan, özel bir şirketten yaptırdığı mobilyalarla, dekorunu sil baştan değiştirdi. Kayyum olağanüstü güvenlik önlemlerini yeterli görmeyip odasına kurşun geçirmez cam da taktırdı.

Atandıktan bir gün sonra kayyum oldu

Ayrıca kayyum, belediyeye gelir gelmez de kaldığı odanın duvarlarına, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın farklı yerlerde çekilmiş 3 fotoğrafını çerçeveleterek astı. Daha önce görev yaptığı Adana Pozantı Kaymakamlık görevini yürütürken, sık sık hükümet yanlısı açıklamalarıyla bilinen Özkan, CHP milletvekilleri ile girdiği polemiklerle gündeme gelmişti. Özkan, 2014’te Kaymakamlıktan istifa ederek yerel seçimlerde Mersin Silifke ilçesinde AKP Belediye Başkan adayı oldu. Seçimleri kazanamayan Özkan, istifa ettiği kaymakamlığa yeniden atandı. Pozantı Kaymakamı olarak görev yaparken 10 Eylül’de Diyarbakır Vali Yardımcılığı’na atanan Özkan, hemen bir gün sonrasında ise kayyum olarak Sûr Belediyesi’nin başına getirildi.

AMED / DİHA