Ana Sayfa Blog Sayfa 6231

Mülteci kadınlar haklarını bilmiyor

Suriye’de 5 yılı aşkın süredir aralıksız devam eden savaş nedeniyle ülkelerini terk ederek Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan milyonlarca mülteci arasında 1 milyon 500 bine yakınını kadınlar oluşturuyor. Kadınlar, maruz kaldıkları ağır hak ihlalleri nedeniyle yine maruz kaldıkları şiddetin de farkında değil. Büyük bölümü AFAD’ın “konaklama tesisi” adı altında kurduğu kamplarda kalan kadınların bilinçlendirilmesine ilişkin projeler ise yok denecek kadar az.

Eğitimlere engel olunuyor

Hatay Barosu Kadın Hukuku Komisyonu Başkanı Avukat Meral Asfuroğlu, mülteci kadınların bulundukları ülkelerin yurttaşları ile aynı haklara sahip olduğunu belirterek, kadınların sahip oldukları haklar konusunda bilinçlendirilmediğini söyledi. Suriye savaşı ile birlikte 400 binden fazla mültecinin göç ettiği Hatay’da kadınların daha çok kamplarda yaşadığını hatırlatan Asfuroğlu, “Kamplarda yaşayan kadın da şiddete maruz kalıyor. Üstlerine kuma getiriliyor. Nikâhsız evlilikler ile taciz ve tecavüze maruz kalıyorlar. Ne yazıkki kadınlar kendi hakları konusunda bilinçli olmadığı gibi bilinçlendirilmeleri için bir eğitim çalışması hem yapılmıyor hem de yapılmasına izin verilmiyor. Hatay Barosu Kadın Hukuk Komisyonu olarak kamplarda bu yönlü bir çalışmaya talip olduğumuzu defalarca dile getirmemize rağmen sonuç alamadık” diyor.

HATAY/DİHA

 

Lokran bugün idam edilebilir

Uluslararası Af Örgütü, eşini öldürdüğü iddiasıyla İran Rejimi tarafından idam cezasına çarptırılan Zeynep Sekanvand Lokran için acil eylem çağrısı yaptı.

Şubat 2012’de eşini öldürdüğü iddiasıyla Ekim 2012’den beri tutuklu olan Zeynep Sekanvand Lokran adlı kadına İran rejimi tarafından idam cezası verildi. 15 yaşında evlendirilen Lokran, olayın yaşandığı dönemde 17 yaşında olduğu belirtildi. Polis merkezinde 20 gün işkenceye maruz kalan Lokran, son duruşmasında kendisine birkaç kez tecavüz eden eşinin erkek kardeşinin cinayeti işlediğini söyledi. Mahkeme, Lokran’ın sonradan avukatının yanında verdiği ifadeyi kabul etmedi. Ayrıca olayın olduğu sırada Lokran 18 yaşın altında olmasına rağmen mahkeme tarafından idam cezası verildi. 2015 yılında aynı cezaevinde tutulan bir mahkumla evlendi ve hamile kaldı. Bu nedenle infazı ertelendi. 30 Eylül’de doğum yaptı ancak bebeği yaşamadı. Doğumdan bir gün sonra hastaneden cezaevine gönderildi ve doğum sonrası bakım veya psiko-sosyal destek için doktorla görüşmesine izin verilmedi. Lokran’ın 13 Ekim’de infazının gerçekleşebileceğine dikkat çeken Uluslararası Af Örgütü, İran yetkililerini Lokran’ı infaz etme planlarını derhal durdurma çağrısıyla imza kampanyası başlattı.

HABER MERKEZİ

 

 

 

El Sadr Erdoğan’ı uyardı: Askerlerini çek yoksa!

Sadr Hareketi lideri Mukteda El Sadr, Erdoğan’ı uyararak Irak topraklarındaki askerlerini saygın bir şekilde geri çekmesini, aksi takdirde bu askerlerin Irak topraklarından zorla kovulacağını söyledi

ABD’den sonra Sadr Hareketi lideri Mukteda El Sadr da Irak topraklarındaki Türk askerler konusunda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı uyardı. Irak Başbakanı Haydar Ebadi ve diğer bazı Iraklı yetkililerin ardından Sadr Hareketi lideri Mukteda El Sadr da yaptığı açıklamada Erdoğan’a seslenerek “Güçlerinin Irak topraklarındaki varlığı meşru değil. En iyisi bu güçlerini saygın bir şekilde Musul’dan çıkarman, aksi takdirde kovulacaklar” dedi.

‘IŞİD’e verdiğin destek çok açık’

Erdoğan’ın IŞİD’e verdiği desteğin çok açık olduğunu söyleyen Mukteda El Sadr, “Ey Erdoğan, ilk önce Türkiye’deki Müslümanları kötülüklerden, zulümden ve tehditlerden koru, ondan sonra Irak’taki Müslümanları korumak istediğini iddia et. Biz Irak halkı olarak Musul halkını korumaya hazırız. Eğer Müslümanlardan kastın IŞİD ise, bu senin IŞİD’e verdiğin desteğin ispatıdır. Bu durumda senden şikayetçi olma hakkımız vardır” ifadelerini kullandı. DİHA

Halep’te saldırılara kaldığı yerden devam

Halep tasarısının BMGK’de veto edilmesinin ardından kentteki bombardımanlar kaldığı yerden devam ediyor. Rusya’nın bombardımanında 25 kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi. Ayrıca Rusya Hmeymim’deki varlığını kalıcılaştırıyor

Suriye’nin Halep kentinde silahlı grupların denetiminde olan kentin doğusuna yönelik Rus uçaklarının yeniden hava saldırısına başladığı bildirildi. Rusya’nın hava desteği ile karada ilerleyişini sürdüren Suriye ordusu ve beraberindeki milis güçler, kentin doğusundaki sivillerin bölgeyi terk edebilmesi için saldırılara ara vermişti. Verilen aranın son bulmasıyla Rusya’nın hava saldırısı yoğunluk kazandı. Yapılan bombardımanda 25 kişinin öldüğü belirtiliyor.

Tasarı veto edilmişti

Fransa ve İspanya tarafından hazırlanan ve Halep’te askeri uçakların uçuşunu yasaklamayı ön gören tasarının Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nda (BMGK) BM’nin daimi üyesi olan Rusya’nın oyuyla reddedilmesinin ardından saldırıların yoğunlaşması dikkat çekti. Fransa Cumhurbaşkanı Francois Hollande, Halep’teki bombardıman nedeniyle Rus yetkililerin savaş suçlarıyla yargılanması gerektiğini söylemişti.

Saldırılar sürüyor

Son saldırılarla ilgili açıklama yapan İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, saldırılarda en az 25 sivilin öldüğünü ve bazı bölgelerde ağır hasar oluştuğunu söyledi. Ayrıca Rus savaş uçaklarının “sığınak delici” ve diğer türde bombalar kullandığı ve ölenlerin arasında çocukların da bulunduğu savunuldu. Öte yandan Suriye resmi ajansı SANA, silahlı grupların, hükümet güçlerinin elindeki Batı Halep’e saldırdığını ve bu saldırıda 4 kişinin öldüğünü, 13 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Rus hava güçlerinin Suriye’nin Lazkiye kentindeki Hmeymim Üssü’nde süresiz olarak konuşlandırılmasını öngören anlaşma, Federasyon Konseyi’nde onaylandı. Rus Parlamentosu’nun üst kanadı Federasyon Konseyi, Rus hava güçlerinin Hmeymim Üssü’nde süresiz olarak konuşlandırılmasını öngören anlaşmayı 158 senatörün ‘evet’ oyu ile kabul etti. Anlaşma ile Hmeymim’deki askeri personel ve ailelerine, diplomatların sahip olduğu dokunulmazlık hakkı da sağlanacak. Rus Parlamentosu’nun alt kanadı Duma, Federasyon Konseyi’ndeki oylamadan önce anlaşmayı onaylamıştı. Moskova ve Şam’da  Ağustos 2015’te imzalanan anlaşma doğrultusunda, Hmeymim’de konuşlu Rus güçlerinin Suriye’de operasyon yapma konusunda anlaşmışlardı. Operasyonlar ise Eylül 2015’te başlamıştı.

HABER MERKEZİ

Demirtaş: Diktatörlük inşa ediliyor

Dün başkanlık sisteminin fiilen devrede olduğunu söyleyen Başbakan Binali Yıldırım’ın sözlerini HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş değerlendirdi. Demirtaş, ‘Başkanlık adı altında diktatörlük’ inşa edildiğini ifade ederek buna sonuna kadar direneceğiz’ dedi

Askeri darbe girişimi ardından fiilen devreye konulan başkanlık sistemine ilişkin Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) değerlendirmelerde bulundu. Başbakan Binali Yıldırımın Başkanlık sistemine dair dün sarf ettiği “fiili olanı kanunlaştıracağız” yeni anayasa ve başkanlık sistemine ilişkin tekliflerini en kısa sürede Meclis’e sunacakları yönündeki açıklamalarına dair konuşan Demirtaş, sonuna kadar direneceklerini söyledi.

‘Biz demokrasi olsun istiyoruz’

“Başkanlık sistemi adı altında Türkiye’de zaten bir diktatörlük inşa edildiğini” belirten Demirtaş, “Bunu MHP’nin kısmen CHP’nin desteği ile yaptılar. Şimdi bunu anayasal değişiklik ile yasal hale getirmek istiyorlar” dedi. Demirtaş, “Türkiye’de tartışılan şey demokrasi olsun mu, demokrasinin içini nasıl dolduralım değil. Biz modeli ne olursa olsun içi demokrasi ile dolu olsun diyoruz. Parlamenter diktatörlük, başkanlık adı altında diktatörlük, yarı parlamenter diktatörlük, diktatörlüğün hiçbir türünü bize demokrasi diye yutturamazlar” şeklinde konuştu.

‘Bize düşen faşizme karşı direnmektir’

Konuşmasının devamını şu sözlerle sürdüren Demirtaş, “Bakalım tekliflerini sunsunlar. Bizim diktatörlük karşısındaki duruşumuz belli, tek adamlık karşısındaki duruşumuz belli. Sonuna kadar parlamentoda, dışarıda buna karşı direniriz, asla da kabul etmeyiz. Ama gerçekten bir demokrasi teklifi sunulursa en azından partimiz tartışmaya açık olur. Ama şu anki haliyle anlaşılıyor ki MHP ile kapalı kapılar ardında yeni bir dikta rejimi için uzlaşı sağlamışlar. Bize düşen şey diktatörlüğe, faşizme karşı her yerde direnmektir. Bunun adı başkanlık falan değildi. Sanki başkanlık sistemi sunacaklar diye bir şey ifade ediyorlar. Önerdikleri modeli göreceksiniz yakında teklif geldiğinde. Zaten nasıl bir dikta rejimi istediklerini ortaya koyacaklar. Bizim bu konuda tavrımız nettir. HDP’den kimse bu konuda tavrını değiştirmesini istemesin” dedi

HDP’den tarihi toplantı

Kurulduğu yıldan bu yana ilk defa il eşbaşkanları ve milletvekilleri başta olmak üzere tüm organları ile toplantı düzenleyecek olan HDP yeni dönemi stratejisini belirlemek amacıyla bir araya geliyor

Halkların Demokrasi Partisi (HDP) siyatseçilere yönelik gelişen gözaltı ve tutuklama furyasının ardından yeni dönemin yol haritasını belirlemek amacıyla seçilmiş tüm organların katılımıyla kuruluş tarihi olan 15-16 Ekim’de Ankara’da toplanıyor. Toplantıya, örgütlü bulunulan tüm Türkiye ve Kürdistan kentlerinin il eş başkanları, milletvekilleri, merkez yürütme kurulu ve parti meclisi üyeleri başta olmak üzere tüm organları katılacak. Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başkanlığında gerçekleşecek olan toplantının gündemi ise oldukça yoğun.

Toplantı basına kapalı

Kuruluşundan bu yana geçen dört yıllık sürecinde değerlendirileceği belirtilen toplantıda yeni sürecin yol haritası da kapsamlı olarak masaya yatırılacak. Toplantının tarihi bir öneme sahip olduğu görülürken bu kadar kapsamlı ilk toplantı olacak. Türkiye’nin içerisinden geçtiği siyasi sürecin ve son dönemde artan baskı ve siyasi soykırım operasyonlarının yanı sıra HDP’li milletvekillerine dönük olarak dokunulmazlıklar konusunda gelişebilecek olası yönelimlerde toplantının gündemleri arasında. Toplantı basına kapalı gerçekleşecek.

HABER MERKEZİ

Savcı: Medeni Yıldırım havaya açılan ateşle vuruldu

Lice’nin Kayacık Köyü’nde 28 Haziran 2013 günü Kalekol protestosu sırasında Medeni Yıldırım’ın vurularak öldürülmesi ve 8 kişinin silahla yaralanması olayına ilişkin er 23 yaşındaki Adem Çiftçi’nin, ‘Haksız tahrik altında olası kastla adam öldürme’ suçundan 18 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Tutuksuz yargılanan er Adem Ç.’nin Kocaeli’den SEGBİS sistemi ile katıldığı duruşmaya, Medeni Yıldırım’ın ailesi ve avukatları da katıldı.

SAVCI: MEDENİ YILDIRIM HAVAYA AÇILAN ATEŞLE VURULDU
Duruşmada ilk söz hakkı verilen Cumhuriyet Savcısı, esas hakkındaki görüşünü açıkladı. Esas hakkındaki mütalaada savcı, Lice’nin Kayacık Karakol Komutanlığı’nda yapılan kalekol inşaatının protesto edilmesi için bir eylem yapıldığını, eylem sırasında slogan atıldığını, yüzleri kapalı kişilerin yolu kapattığını, PKK’yi simgeleyen bayraklarla PKK lehine slogan attıklarını, grup içinden bazı kişilerin karakola el yapımı patlayıcı ve molotof attığını, iş makinası ve karakol önündeki çadırların yakıldığını söyledi.

Olayların daha da büyümesini önlemek ve kalabalığı dağıtmak için karakolda bulunan askerlerin havaya ateş açtığını belirten savcı, bu sırada grup içinde bulunan Medeni Yıldırım’ın vücuduna isabet eden mermiyle yaralandığını, daha sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiğini kaydetti. Otopsi sırasında Medeni Yıldırım’ın vücudunda mermi çekirdeği bulunmadığını kaydeden savcı, olay yerinde çok sayıda boş kovan bulunduğunu ifade etti. Medeni Yıldırım’ın vücudunda mermi çekirdeği bulunmaması nedeniyle, sanığa ait silahtan çıkan mermi ile hayatını kaybettiğine dair tespit yapılamadığını belirten savcı, sanığın da ifadesinde olay anında hiç ateş etmediğini söylediğini vurguladı. Sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak somut ve inandırıcı delil bulunamadığını ifade eden savcı, Adem Ç.’nin beraatini talep etti. Savcı, gerçek fail veya faillerin tespiti amacıyla Lice Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına da karar verdi.

27 AYRI SİLAHIN KULLANDILDIĞI OLAYIN DAVASI 1 SANIKLA YÜRÜTÜLÜYOR
Daha sonra söz alan Medeni Yıldırım’ın ailesinin avukatı Reyhan Yalçındağ Baydemir ise, olayla ilgili etkili soruşturma yürütülmediğini belirterek, “Bu olayda 27 ayrı silah kullanılmıştır. Bu raporlarla mevcuttur. Buna rağmen tek bir sanıkla bu dava yürütülmüştür. Yargılama eksik yürütülmüştür” dedi.

SANIKLARA TAKİPSİZLİK KARARI
Duruşma eksiklerin tamamlanması için ileri bir tarihe ertelendi. Olayla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı müfettişlerince hazırlanan rapor üzerine Kayacık Karakol Komutanı, silah kullanma emri veren Jandarma Özel Harekat Tim komutanı ve karakolda görevli askerler hakkında açılan soruşturmada da ‘Görevi kötüye kullanma’ ve ‘Taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma’ iddiaları ile suçlanan iki komutan hakkında takipsizlik kararı verilmişti.

DBP’li Eş Başkanlar ilk duruşmada beraat etti

Merkez Sur ilçesinde başlatılan operasyonların protesto amacıyla düzenlenecek yürüyüş için, 26 Şubat 2016 günü bildiri dağıtıkları sırada gözaltına alınan Yenişehir Belediye Eş Başkanları Mehmet Selim Kurbanoğlu ve Ülkü Baytaş hakkında, ‘Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek’ iddiasıyla 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın ilk duruşması yapıldı.

Tutuksuz yargılanan eş başkanlar Selim Kurbanoğlu ve Ülkü Baytaş, yöneltilen suçu işlemediklerini belirterek, örgüte herhangi bir yardımda bulunmadıklarını ve suçlamaları kabul etmediklerini söyledi. Daha sonra esas hakkında görüşünü açıklayan savcı, sanıkların dağıttığı bildiri içeriklerinde suç teşkil eden herhangi bir ifadeye rastlanmadığını belirterek, Kurbanoğlu ve Baytaş’ın beraatini istedi.

Daha sonra kararını açıklayan Mahkeme, Yenişehir Belediyesi Eş Başkanları Mehmet Selim Kurbanoğlu ve Ülkü Baytaş’ın bereatlerine hükmetti.
 

Sosyal Mücadeleler Forumu’ndan çağrı

NEOLİBERAL SOSYAL CİNAYET DÜZENİNE KARŞI BÜYÜK VE ETKİLİ BİR SOSYAL MÜCADELE İÇİN ÇAĞRI

Ülkemiz zor ve karanlık günlerden geçiyor. Her şey adeta çöküyor. Siyasal rejim, yargı, eğitim, tarım, üretim…

“İnşaat ekonomisi” kentleri büyük bir beton yığınına dönüştürürken, toplumsal yaşam erkek egemen tahakküm, gericilik ve şiddet sarmalında vahşice dönüşürken ülke içerde ve dışarıda fiili bir savaşın tam da göbeğinde duruyor. Darbe gerekçe yapılarak darbenin en büyüğü bizzat siyasal iktidar eliyle gerçekleştiriliyor.

Bütün yaşananlar toplumun farklı sınıf ve katmanlarında farklı sonuçlar yaratıyor. Neoliberalizmi kendisine rehber edinen siyasal iktidar, insanlığın yüzlerce yıllık mücadeleler sonucunda elde ettiği sosyal kazanımları her geçen gün budayarak emeği ile geçinen yurttaşlar için bir “sosyal cinayet” düzeni kuruyor.

Eğitimin dinselleştirilip özelleştirilerek piyasalaştırılmasının yarattığı tahribat derinleşiyor.
Sağlığın piyasaya teslimi ile herşey her geçen gün daha da erişilmez hale geliyor.
Elverişli bir konuta erişim hakkımızın, kentsel müştereklerimizin ve doğal varlıklarımızın son “sınırları” da krize karşı önlem alındığı iddiasıyla aşılıyor.

Yerinden yönetim ilkesinin belki de son kırıntıları salt siyasi gerekçelerle değil (görece) bakir alanlardaki ranta da el koymak için süpürülüyor.

Yeni sermaye rejimi, OHAL düzenini “zincirlerinden kurtulmuş” bir yürütmenin koçbaşı olarak kullanarak sürgit bir neoliberal diktatörlüğe doğru yürüyor.

Adına “Yeni Anayasa” dedikleri, yurttaşların haklarından değil ancak yükümlülüklerinden söz edilen bir demokrasi… anayasasız hukuk düzeni!

Ancak, bu topyekün saldırı dalgası karşısında, sosyal mücadele yürüten güçler dağınık ve parçalı halde. Gerek coğrafi düzeyde gerek alanlar düzeyinde var olan grupların, ülke çapında asgari ortak bir mücadele programı üzerinde anlaşması ve etkili bir sosyal mücadele örgütü yaratılması gerekli hatta zorunlu görünüyor.

Sosyal Mücadeleler Forumu’nun böylesi bir sürecin ilk adımlarından biri olması dileğiyle, forumda üzerinde birlikte tartışabileceğimiz kimi sorular sorarak ortak yanıtlar arayabiliriz düşüncesindeyiz.

Buradan hareketle:

1- Sosyal mücadele yürüten yapı, grup ve bireylerin yanyana gelerek ortak bir mücadele yürütebilmelerini sağlayacak, herkesin kendi özgün hal ve mücadele iddialarını korurken yürütülen mücadelelerin ortak bir havuza akmasına olanak verecek bir “mücadele programı”nın köşe taşları neler olabilir?

2- Sosyal mücadeleler açısından önümüzdeki süreçte hangi yeni olanaklar ve kısıtlılıklar önümüzde durmaktadır? Bu çeşitli mücadele alanları içerisinde neoliberal saldırıları ve siyasal iktidarı geriletebilecek hangi temel mücadele alanlarına daha fazla yığınak yapılmalıdır?

3- Böylesi bir ortak zeminin taşıyıcısı olabilecek, her biri birbirinden kıymetli mücadele pratiğini ortak bir mücadeleye sürekli, kalıcı ve bütünlüklü olarak yöneltebilecek demokratik, aşağıdan yukarıya örgütlenmiş, katılımcı ve kapsayıcı bir örgütlenme zemini nasıl inşa edilebilir? Çalışma tarzı ne olmalıdır?

Sosyal Mücadeleler Forumu bu sorulara asgari düzeyde yanıt verebildiği oranda kendi yol haritasını belirleyerek ortak bir mücadele zemini de yaratmaya aday olacaktır. İşte bu durum ve koşullarda; neoliberal sosyal cinayet düzenine karşı insanı, havayı, toprağı ve suyu savunmak; her türden köleliğe karşı yurttaşlık haklarımızı yeniden kurmak, haklarımız için mücadele etmeden özgür olamayacağımızı, özgürlüğü ise ancak haklarımız için mücadele ederek bir ihtimal haline getirebileceğimizi düşünen herkesi “Sosyal Mücadeleler Forumu”na davet ediyoruz.

Tarih:15.10.2016 / Yer: Taksim Hill Oteli -Beyoğlu / Saat: 10.00-17.00
Sosyal Haklar Derneği – SHD
Sosyal Demokrasi Vakfı – SODEV
Sosyal Araştırmalar Vakfı – SAV
Validebağ Savunması
Koşuyolu Yaşam Parkı Forumu
İDA Dayanışma Derneği – Çanakkale

‘Minbic’in Sorayası’ Zehra’yı duydunuz mu?

Minbic’te IŞİD çetelerinin recm ile katlettiği Zehra’nın hikayesi yıllar önce İran’da yine recm ile katledilen Süreyya’nın hikayesi ile çok benzer. Zehra’nın hikayesini anlatan kardeşi ise ‘Tüm halk şimdi Zehra’nın katledildiği yerde yeşeren ağaçta çetelerin zulmünü hatırlıyor’ diyor

Kadınların, özgürlüğü coşkuyla karşıladığı yerlerden biriydi Minbic. İki buçuk yıl boyunca IŞİD çetecilerin işgali altında kalan kent, Minbic Askeri Meclisi’nin hamlesiyle 72 günde özgürleştirildi. Şimdi özgürleştirilen Minbic’in sokaklarındayız ve her sokağında yaşananların izlerine rastlıyoruz. Çeteler tarafından recm edilen Zehra Icêlo’nun hikayesi ise özel bir yere sahip buradaki halkta.

Süreyya’dan Zehra’ya

Kentte yaşayan herkes Zehra’nın hikayesini bilir. Zehra’dan önce Süreyya’nın hikayesini anlatmakta fayda var çünkü aradan yıllar geçmiş olsa da hikayeler çok benzer. Süreyya Menuçêhrî, İran’ın Kerecê Köyü’nde 1951 yılında dünyaya gelir. 1986 yılında eşi tarafından iftiraya uğrar ve köyün imamı ile yalancı bir şahit huzurunda ölüm fermanı verilir. Tüm köylülerin toplanması ile köyün meydanına getirilen Süreyya, barbarca recm edilir. Halası, Süreyya’nın hikayesini kaleme alır ve daha sonra bu hikaye “Soraya’yı Taşlamak” ismi ile film olur.

Doğum gününde recm edildi

30 yılın ardından benzer bir olay bu kez Minbic’te yaşanıyor. Arap bir kadın olan Zehra, 12 Şubat 1974 doğumlu. Kentin işgal edilmesi ile birlikte IŞİD çetelerinin zulmüne maruz kalan Zehra, 2014 yılında doğum günü olan 12 Şubat’ta Minbic’in Rebe Emnî alanında tüm köylülerin gözü önünde recm ediliyor.

6 ay tutukluluk

Zehra’dan bahsederken gözyaşlarını tutamayan kardeşi, ismini de vermek istemiyor. Zehra’nın üniversiteden sağlık bölümünü bitirdiğini ve mesleğini yapmayı hiç bırakmadığını söyleyen kardeşi, Zehra’nın eşinden ayrıldıktan sonra da doktorluk yapmaya devam etiğini ancak çetelerin bundan rahatsız olduğunu söylüyor.

Zehra’yı anlatmayı şöyle sürdürüyor: “Bir gün ‘Zehra’da silah var’ diyerek aldılar. Sonra beni aldılar. 3 gün sonra hiç tanımadığımız bir erkeği getirerek, ‘Zehra’nın bu adamla ilişkisi var, birbirlerini seviyorlar’ denildi. 6 ay tutuklu kaldık.”

Êzidî kadınlar için cehennemdi

Şengal’den kaçırılan 10 Êzidî kadın ile birlikte tutulduklarını ve Êzidî kadınların sürekli olarak cinsel saldırıya maruz kaldığını ifade eden Zehra’nın kardeşi, “İçlerinde hamile bir kadın vardı. Diğer kadınlar hamile kalmasın diye onlara ilaç veriyorlardı. Zehra ile birlikte o kadınlarla kaldık ve hamile olan kadının çocuğu doğduğunda adını Zehra koydular. Doğumun ardından çeteler kadına tecavüz etmek istiyorlardı ve kadın da dayanamayıp kendisini yaktı. Êzidî kadınlar için cezaevleri cehennem gibiydi” diyor.

‘Zehra taşlara direnmiş’

Zehra’nın dik duruşu ve baş eğmediğinden söz eden kardeşi, mollanın Zehra’yı ‘zina’ ile suçlaması üzerine hakkında recm kararı verildiğini anlatıyor. İftira atılan erkeğin de Zehra ile aynı gün recm edildiğini söyleyen kardeşi yaşananları şu sözlerle ifade ediyor: “Recm kararının ardından Zehra yanıma gelerek, ‘Ben gidiyorum ama günahsızım. Onlar kaderimi böyle belirledi. Ama sen güçlü ve iradeli ol. Bu şehirden git ve kendine iyi bak’ dedi. Sonra Zehra’yı bir araba garajına götürmüşler ve orada bir çukur kazmışlar. Zehra’yı ve o erkeği göbeklerine kadar toprağa koymuşlar. Ardından çeteler halkı çağırarak, ‘taş atın’ demiş. Adamı üç taşla recm etmişler. Zehra ise atılan tüm taşlara direnmiş ve sonunda 3 kurşunla katledilmiş.”

Zehra gitti ama..

Şimdi Zehra’nin katledildiği yerde çiçekler açtığını söyleyen kardeşi, “Zehra gitti ama Allah zalimlere de bırakmadı. Minbic Halk Meclisi’nin sayesinde şimdi Minbicimiz özgür artık. Tüm halk Zehra’nın katledildiği yerde yeşeren ağaçta çetelerin zulmünü hatırlıyor” diyor.

Binevş Sarya /Minbic-Jinha