Ana Sayfa Blog Sayfa 6230

Melda Onur: Demokrasi arayışını yaygınlaştıralım

AKP’nin politikalarına karşı demokrasi arayışını yaygınlaştırma çağrısı yapan CHP eski Milletvekili Melda Onur, 23 Ekim’de de demokrasi buluşması gerçekleştireceklerinin bilgisini de verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski İstanbul Milletvekili Melda Onur, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ve sonrası gelişmeleri değerlendirdi. OHAL’in uzatılmasına tepki göstererek sözlerine başlayan Onur, bu duruma başta CHP olmak üzere tüm toplumsal muhalefetin tepki göstermesi gerektiğini dile getirdi.

İktidar partisinin normal siyasetin kurallarını oynayan bir parti olmadığı vurgulayan Onur, “Siyasi iktidar, kanunsuz bir şekilde kendi kurallarını uyguluyor. Bütün bunlarla bir muhalefet partisinin tek başına mücadele etmesi kolay bir şey değil. Meclisteki diğer iki muhalefet partisine baktığınızda bir tanesi zaten onlarla hareket ediyor. Diğerinin üzerinde zaten baskı var. O da her ne kadar bir Türkiye partisi olmaya çalışmışsa da onda kendisi de başarılı olamadı. O yüzden bütün iş CHP’ye kalıyor” dedi.

‘OHAl’i fiili başkanlık düzenine çektiler’

Toplumsal muhalefetin parçalı duruşuna dikkat çeken Onur, “O Gezi ruhu dedik, herhalde onu kaybetmiş olduğumuz için bir onay konusunda ortak bir ses çıkmadı. Çok koldan saldırı geliyor, bir taraftan basını kapatıyorlar. ‘FETÖ’ operasyonu yapalım derken ilgili ilgisiz insanları topluyorlar. KHK’lerin ne OHAL ile ne onların saydıkları ‘terör örgütleri’ ile ilgisi yok. Bir sürü kararname çıkarıyorlar. Şuan da OHAL anladığımız kadarıyla Erdoğan’ın hayal ettiği, arzuladığı başkanlık rejiminin fiilen hayata geçirilmesini sağladı. OHAL’i fiili bir başkanlık düzenine çektiler. Şuan kendi kurallarını koyduğu bir ülkede kendi kuralları ile yönetmeye kalkıyor” diye konuştu. Erdoğan’ın “Normalde mecliste geçiremeyeceğimiz bir sürü yasayı KHK’lar ile geçirdik” sözlerini hatırlatan Onur, “Bu bir itiraf. OHAL eşittir arzu edilen başkanlık düzeni. Hem de en mükemmel hali ile” diye belirtti.

‘CHP grup kararı almıyor’

Meclis’ten geçirilen “Savaş tezkere”sine kimi CHP’li vekillerin “evet” demesine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Onur, şunları söyledi: “CHP kimi zaman evet der kimi zaman hayır der ama CHP içerisinde yekpare bir şey olmuyor genelde. CHP bir parti kararı almıyor, serbest bırakılıyor. Tezkereye hayır diyen bir sürü milletvekili var. Tezkere oylaması açık oy ile yapılmadığı için kim verdi kim vermedi onu da göremiyorsunuz.”

‘Kayyımlar OHAL uygulamasıdır’

DBP’li Belediyelere atanan kayyımlara ilişkin CHP’nin net bir tavır aldığını savunan Onur, “Selin Sayek Böke’nin konuşmasını hatırlıyorum; ‘Eğer terör örgütünden kayyım atanacaksa önce kendi belediyelerinize atayın’ dedi. Çok netti ama mesele şu: Bir belediye başkanı suç işleyebilir mi evet işleyebilir ama kayyım atamak başka bir şey. Sonuçta o kişi görevden alınır ve orada bir belediye meclisi var, başkan yardımcıları var, onun yerine onlar devam eder. Hukuk bunu getiriyor. Ama adamlar oradaki ekibi de beğenmedikleri için onları da komple devre dışı bırakıyorlar. Bunlar son derece OHAL hukuku” diye konuştu.

‘Kendi bekası için masayı dağıttı’

Çözüm sürecinin bitmesine ilişkin de konuşan Onur devamla, “Aslında ülke için sağlıklı olan şey iktidar partisi için sağlıksız oluyor. İktidar partisi için sağlıklı olan şey ülke için sağlıksız oluyor ama kendi bekası için bu masayı dağıtmayı tercih etti” diye vurguladı.

‘Demokrasi arayışını yaygınlaştırmalıyız’

“Öncelikle önümüze demokrasiyi koymamız lazım” diye devam eden Onur, sözlerini şu çağrıyla bitirdi: “Bir demokrasi hattı cephesi oluşturma fikri çok güzeldi. O hat üzerinden çeşitli toplantılar, platformlar kuruluyor. 23 Ekim demokrasi buluşması gerçekleştirmeyi düşünüyoruz. Demokrasi Platformu var. Bütün bunların çıkması, demokrasi arayışlarının daha çok yaygınlaşması ve sahiplenmesi anlamına gelir.”

(sde/za/sd) diha

Gazeteciyi darp eden polislere takipsizlik

İstanbul Cumhuriyet Savcısı, Bianet muhabiri Beyza Kural’ı haber takibi sırasında darp ederek ters kelepçe takan polisler hakkında başlatılan soruşturmaya takipsizlik kararı verdi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı, Bianet muhabiri Beyza Kural’ı 6 Kasım 2015 tarihinde haber takibi yaptığı sırada darp ederek ters kelepçe takan polisler hakkında bir sene sonra takipsizlik kararı verdi. Bianet’in haberine göre, savcılık, polis memurları Y.Ş., N.D. ve K.A. hakkında “zor kullanma yetkisini aşarak yaralama” suçlamasıyla başlattığı soruşturmada muhabirin “yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan durum olmadığı”na kanaat getirerek, “polislerin zor kullanma yetkisini aşmadıklarını” belirtti.

Savcılık kararında şu ifadeler yer aldı:

“Müştekinin adli tıp raporunda yaralanmasının yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı, kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu, kolunda kızarıklık ve hassasiyet görüldüğü, soruşturma dosyası kapsamındaki olay tutanağı ve adli tıp raporu incelendiğinde kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisini aşmadıkları anlaşılmakla… polis memuru şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.”

Savcılığa da sunulan fotoğraflarda Kural’ın gözaltına alındığı sırada basın kartının elinde olduğu görülmesine rağmen, polisler ifadelerinde Kural’ın basın kimliğini göstermediğini iddia etti. Kural’ın avukatları karara itiraz edecek.

Ne olmuştu?

Bianet muhabiri Beyza Kural, 6 Kasım 2015’te Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kuruluşu yıldönümü nedeniyle İstanbul Üniversitesi önündeki öğrenci protestosu sırasında öğrenciler ters kelepçelenip darp edilerek gözaltına alınmıştı.Haber takibinde olan Kural, yaşananları kayda aldığı sırada polislerce engellenmiş, gazeteci kimliğini göstermesine rağmen darp edilmiş, ters kelepçe takılarak gözaltına alınma girişimi meslektaşlarının müdahalesiyle engellenmişti.Olay sırasında kayıtta olan Kural’ın kamerasına polislerden birinin “Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi değil artık, bunu öğreteceğiz size” şeklindeki sözleri yansımıştı.

Kural, avukatları aracılığıyla polisler hakkında 16 Kasım 2015’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na “tehdit, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması, kasten yaralama, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, görevi kötüye kullanma” suçlamalarıyla başvuruda bulunmuştu.

(za/pu)

Ahmet Tulgar: Sıradanlıklar içindeki sır perdesi aralanıyor

Elif Ekin SALTIK
İstanbul

“Ama aileyi aile yapan onun trajik nüanslarıymış”

Bu cümle, Ahmet Tulgar’ın son öykü kitabı Trajik Nüans’ın kilit cümlesi benim için. Trajedi nerede diye sorarsanız ailede, bireyde. Dışarıdan görünen tüm o sıradanlıkların içinde bir çatışma ortamı, sır perdesi; bir bağ ile ortaklaştığın ama aslında ortaklaşamadığın alanda.
Trajik Nüans’ı tabii ki tek bir öykü üzerinden özetleyemeyiz. Bireyi analiz etmesi, öykülerdeki kişilerin kaçmak istedikleri mekanken aslında bir türlü de bırakamadıkları İstanbul, tesadüfler, sarsıntılar öyküleri okurken büyük bir huzursuzluk yaratıyor. Aşkı, mücadeleyi, öfkeyi, kabullenmişliği veren hikayelerde o huzursuzluk bir anda bir ‘hiç’liğe dönüşüyor. Öykülerdeki kadın kahramanların yaşamlarını kabullenişi benim için rahatsızlık verirken Ahmet Tulgar değişmeme yönünde karar almanın trajik ve kahramanca olduğunu söylüyor. 

Kitabı okurken dikkati çeken en önemli şey İstanbul’du. Öykülerin geneli ya İstanbul’da yaşanıyor ya da kahramanların dönüşü İstanbul oluyor. Hatta kahramanlar sanki İstanbul’dan kaçmak istiyorlar ama bir türlü terk edemiyorlar İstanbul’u. Sizin için ne ifade ediyor, neden İstanbul? 
Ben İstanbul’da doğdum, yaşıyorum. Bu kentle ilişkim de öykülerimde anlattığım gibi. Çok seviyorum, hep gitmek istiyorum, gidiyorum ve dönüyorum. Yaşadığımız kentler bizi forme eden çok önemli etkenler. Kahramanlarımın da yaşadıkları kentlerle ilişkileri böyle. Kentleriyle hem aşk yaşıyorlar hem kavga ediyorlar.
Yine öykülerde karşılaştığımız kadınların birçoğu kendi halinde, yaşadıklarını kabullenmiş kadınlar, bu kabulleniş neden?
Bu kitabımdaki kahramanlarımın çoğu değişmek değil değişmemek yönünde kararlar alıyorlar. Bu kararın daha önemli, daha cesur bir karar olduğunu düşünüyorum. Belki de bu yüzden bazı öykülerim yılbaşlarında, insanların hayatlarıyla ilgili kararlar almak zorunda hissettiği gün ve gecelerde geçiyor. Değişmeme yönünde karar almanın trajik ve kahramanca olduğunu düşünüyorum. Bu kahramanlığı daha çok kadınlara, özellikle de evli ya da aşık kadınlara yakıştırmışım demek.

Kitapta kişiler arasında bir sevgi bağı olsa da hep bir çatışma durumu var. Aile öykülerinde bu, özellikle daha ön plana çıkıyor. Hep bir zıtlık yanında bir bağlılık barındırıyor. Aile bir çatışma, bir savaş alanı mı sizce?
Evet, aile bir savaş, çatışma ortamıdır. Biyolojik zorunluluktan doğan bir yapıya uzak mesafeden öyle çok ulvi anlam yüklenmiş ki burada büyük bir çelişki oluşmuş. Bu çelişki aşılamıyor. Bu da aile bireylerini trajik kahramanlar olmaya zorluyor. Dayatılmış bir kahramanlık aile bireylerinin ki.

Son olarak sizin trajik nüansınız ne?
Buna cevap veremem. Çünkü benim değil kahramanlarımın hayatlarındaki trajik nüanslar önemli kitabımda.

TRAJİK NÜANS
Yazar: Ahmet Tulgar
Tür: Öykü
140 Sayfa
Fiyatı: 13 TL
Yayın tarihi: 
1Eylül 2016

‘Şiddet şiddeti örgütler oldu’

Duygu AYBER
İSTANBUL

İstanbul Pendik’te boşandığı erkek tarafından sokak ortasında bıçaklanan Çiğdem Koç, hayatını kaybetti. Pendik’te sokak ortasında işlenen şiddet vakalarının arttığını belirten kadın örgütleri davanın takipçisi olacaklarını vurguladı. 
Çiğdem Koç geçtiğimiz gün çocuklarına kargoyla bilgisayar göndermek için postaneye yürürken, 10 yıl önce boşandığı Mustafa Kara’nın bıçaklı saldırısına uğradı. Koç’u 25 bıçak darbesiyle yaraladı. Koç, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Çevrede bulunan vatandaşlar, kaçmaya çalışan Kara’yı yakaladı.

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Adile Doğan, kadına ve çocuğa yönelik şiddetin Pendik, Tuzla gibi emekçi semtlerde arttığını vurguladı. Vakalardaki artışın erkek lehine uygulanan ceza indirimleri ve OHAL’in yarattığı korku ve şiddet ortamının yansıması olduğunu ifade eden Doğan, “2 gün önce benzer bir olay Esenyalı’da yaşandı. Bir erkek eşini sokak ortasında darbetti ve insanlar eli cebinde izledi. Bir iki kadının tepkisi üzerine ‘Benim karım, döverim’ dedi. Ertesi gün aynı noktada benim tanık olduğum bir olay yaşandı. Bir erkek, belli ki yaşadığı şiddete dayanamayıp kaçan kadın ve kız çocuğunu sokak ortasında dövmeye çalıştı. O sırada ben ve çevreden birkaç kişi müdahale etmeye çalıştık. Birkaç gün önce de fabrikada ustabaşının tacizine uğrayan bir kadın sokakta kocasının şiddetine uğradı. Bunlar cinayetle sonuçlanabilirdi. Bir şiddet başka bir şiddeti örgütler oldu” dedi. Pendik Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Satı Uğurbaş da, kadınların uğradığı şiddete karşı bir çare aradığını ancak bir araya gelmelerinin bile şiddetle bastırıldığını söyleyerek, “Dernek olarak kadınların şiddete karşı örgütlenmesi ve kadın lehine kalıcı yasalar olması için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi. 

evrensel

‘Türkiye’nin ihtiyacı başkanlık değil, demokrasi’

Şerif KARATAŞ
İstanbul

Başkanlık sisteminin tekrar gündeme getirilmesine muhalefetten tepki geldi. Siyasi parti temsilcileri ve hukukçular Türkiye’nin ihtiyacı olanın başkanlık sistemi değil, daha fazla demokrasi olduğuna vurgu yaptı. Ayrıca OHAL ve çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle şu anda (KHK) filli bir başkanlık sisteminin de uygulandığına vurgu yaparak, OHAL’in kaldırılması ile birlikte başkanlık sistemine karşı ortak mücadele edeceklerini de ifade ettiler. 

CHP, BDP ve HDP’li eski parlamenterlerin oluşturduğu Diyalog Grubu üyelerinden Hukukçu Rıza Türmen, “OHAL zaten başkanlığın verdiği tüm yetkileri veriyor” dedi. Ülkenin KHK’lerle yönetilmesini itiraz ettiklerini ifade eden Türmen şunları söyledi: “Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan daha fazla demokrasi, daha az demokrasi değil. Türkiye’de büyük bir demokrasi krizi var. Bu demokrasi krizin üstesinden nasıl geleceğiz? Karşımızdaki soru bu. Buna cevap arayacağız. Yoksa, daha fazla güçler birliği takviye edelim. Zaten büyük bir güç birliği yoğunlaşması var.” Türkiye’ye yönelik yapılan eleştirileri de hatırlatan Türmen, “Türkiye’nin demokratik devletler topluluğunda içerisinde yer alması giderek güçleşiyor. Herkesin üzerinde birleştiği bir şey var. Türkiye’de bugün yönetilen rejimin adı demokrasi değil. Başka bir şey. Buradan demokrasiye nasıl geçeriz diye çare aramak gerekir. Yoksa demokrasi zaten yok” değerlendirmesinde bulundu. “Acil olarak OHAL’in kaldırılması gerekiyor” diyen Türmen, “OHAL kalkınca KHK’ler de geçersiz hale gelecektir. KHK’lerin kurduğu düzen de hükümsüz hale gelecektir. Bu duruma son vermek gerekir. Bu arada başka bir problem var. KHK’lerden bazı hükümler normal kanunlara geçiriliyor. Tabii hak ihlallerini ortadan kaldırmaz. Hak ihlalleri ister KHK’lerden ister kanundan kaynaklansın ortada bir temel hak ve özgürlüklerin ihlali vardır. Bunlar gene orada duracak. KHK’lerin ortaya çıkardığı keyfilik var. Buna son vermek lazım” diye konuştu.

GÜRKAN: BAŞKANLIĞA HAYIR BLOKU KURULMALI 

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, Başbakanın açıklamasıyla başkanlık için çalışmaların başlatıldığını belirtti. Gürkan şunları söyledi: “Bahçeli’nin verdiği pası gole çevirmek gibi niyetleri var. Aslında bugüne kadar karşı karşıya kaldığımız politikalar, başkanlık rejimine geçiş için yürütülen politikalardı. Şimdi de OHAL’li bir ülkede KHK’lerle yönetilen bir ülkede başkanlık rejimini, baskının, şiddetin ve savaş politikalarını üstüne inşa etmeye çalışıyorlar. 
Dün olduğu gibi bugün de hem başkanlık rejimine hem de demokratik hak ve özgürlükleri kıskaca alan uygulamalara karşı mücadele içerisinde olacağız. Türkiye kamuoyunu, Türkiye’nin geleceğini tehdit eden böylesi bir siyasal rejime karşı mücadeleye çağrıcağız. Her şeyden önemlisi önümüzde başkanlık rejimi için bir blok kurulmuştur. 
İktidarın OHAL, KHK, savaş ve şiddet politikaları üzerine inşa etmeye çalıştığı başkanlık rejimi adı altında diktatörlük rejimi girişimlerine, EMEP, HDP, CHP, Haziran Hareketi, Halkevleri siyasal parti ve yapıların dahil olduğu, inanç örgütlerinin, meslek örgütlerinin, sendikaların ve demokrasi ve barış için mücadele içerisinde olan bütün güçlerin dahil olduğu geniş bir hayır bloku ile cevap verilmelidir.”

TAŞ: SİVİL DİKTATÖRLÜĞE İZİN VERMEYECEĞİZ

ÖDP Başkanlık Kurulu Üyesi Alper Taş ise, bugün fiil başkanlık rejimi olduğuna vurgu yaptı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başkanlık sistemine olan itirazlarını hatırlatan Taş, “Bugün fiili başkanlığın zeminini oluşturan OHAL uygulamasına ret oyu vermesi lazım. 
Daha önce de toplumsal muhalefet güçleri olarak başkanlık rejimini sivil diktatörlük olduğunu söylediklerini hatırlatan Taş, şunları söyledi: “Bugünkü uygulamalar zaten bu durumu somutluyor. Doğal olarak AKP’nin fiili durumu ilelebet yürütme şansı olmadığı için, bunu bir an önce yasal güvenceye kavuşturmak istiyor. Çünkü, bunun sonu yok ve yaratılan fiiliyatın mutlaka hesabı sorulur. Fiili durumla yönetemeyeceğini gördüğü için referandumla anayasa değişikliği ile sivil diktatörlüğü anayasal güvence altına almak istiyor. Bizim yapmamız gereken; bugünkü OHAL kaldırılsın talebi etrafında fiili başkanlık rejimine karşı çıkmak hem de anayasa değişikliğiyle önümüze gelecek başkanlık rejimine karşı, demokratikleştirilmiş bir parlamenter rejimi gerçek manada savunmak ve sivil diktatörlüğe 21. yüzyılda asla izin vermemek.”

BALUKEN: MHP VE AKP’NİN ALENİ ORTAKLIĞI

HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, TBMM’de gazetecilerin başkanlık sistemi tartışmalarına yönelik sorularını yanıtladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin başkanlık sistemine ilişkin açıklamalarına yönelik “Bahçeli’nin yapmış olduğu açıklama Türkiye fiili olarak diktatörlük rejimini hayata geçmesi için MHP ve AKP’nin  aleni ortaklığını gösteriyor. Krizin derinleşmemesi için bundan sonra pası Bahçeli, MHP atacak. Golü de Erdoğan ve AKP Türkiye demokrasisine karşı atmaya çalışacak” dedi Baluken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’yi siyasi krizin içine soktuğunu belirterek,  “Bundan sonraki süreçte bu krizi diğer muhalefet partileri üzerinden danışıklı  dövüş şeklinde ortaya koyacaklar. “ dedi. CHP’nin bir karar vermek durumunda olduğunu belirten HDP’li Baluken, “CHP, MHP’nin  pasıyla Erdoğan’ın diktatörlük  gollerini demokrasi  kalesine atmasına seyirci mi kalacak, destek mi sunacak? Yoksa hızla seçmen tabanında da rahatsızlık yaratan bu durum karşısında Erdoğan ve MHP’yi  ofsaytta mı düşürecektir. Biz  demokrasi ilkeleri i çerçevesinde kendi mücadelemizi sürdürmeye kararlıyız” ifadesini kullandı.

GÖK: BAŞKA PAZARLIK VAR MI?

CHP Grup Başkan Vekili Levent Gök, başkanlık sistemi tartışmalarına ilişkin Mecliste açıklama yaptı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi eleştiren Gök, “Sayın Bahçeli herhalde bu açıklamayı durup dururken yapmamıştır. Bitmiş olan bir tartışmanın başlatılması yani insanın aklına kapalı kapılar ardında başka pazarlıklar var mı sorusunu haklı olarak getiriyor” dedi. Başkanlık sistemi tartışmalarına ilişkin Gök, şunları söyledi: “Başkanlık sistemi konusunda CHP çok nettir. Biz demokratik parlamenter sistemin devamından ve daha da fazla kurumsallaşmasından yanayız. Sayın Bahçeli’nin AKP’ye adeta bir ümit veren açıklamasıyla bitmiş olan bir tartışmayı başlatmasını anlamış değiliz. Bu tartışma gündemimizden çıkmıştır.  Biten bu tartışmayı başlatmakla Sayın Bahçeli’nin neyi amaçladığını da anlamakta güçlük çekmekteyiz.CHP demokratik parlamenter sistemin sonuna kadar sonsuza kadar sürmesi açısından elinden gelen her türlü gayreti gösterecektir ve parlamentomuz buna izin vermeyecektir. Böyle bir tartışma anlamsızdır, böyle bir tartışma yararsızdır” (EVRENSEL ANKARA)

Pisidia Antiokheia’nın ikinci büyük kilisesi açığa çıkarıldı

Isparta’nın Yalvaç ilçesindeki Pisidia Antiokheia Antik Kenti’nin ikinci büyük kilisesi 3 yıldır sürdürülen çalışmalar sonucu ortaya çıkarıldı. 6’ncı yüzyılda yapılan kilisenin 11 ya da 12’nci yüzyılda büyük bir yangında tahrip olduğu tahmin ediliyor.

Pisidia Antiokheia Antik Kenti Kazı Başkanı, Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özhanlı, kazı çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi. Bu yılki kazılara temmuz ayında başladıklarını ve aralık ayına kadar devam edileceğini söyleyen Prof. Dr. Özhanlı, ödenek yetersizliği nedeniyle sadece bir alanda çalıştıklarını aktardı. 2013 yılında bulunan antik kentin 4’üncü kilisesinin yapılan çalışmalarla tamamen açığa çıkarıldığını anlatan Prof. Dr. Özhanlı, kilisenin sağlam kalan duvarları üzerindeki fresklerin konservasyon çalışmalarının devam ettiğini kaydetti.

‘TAŞLAR ISI NEDENİYLE PATLAMIŞ’

Bulunan kilisenin antik kentin ikinci büyüğü konumunda olduğunu belirten Prof. Dr. Özhanlı, 3 yıldır süren kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılan kalıntıların kilisenin tarihini belirlemede rol oynadığını anlattı. Kilisenin 6’ncı yüzyılda yapıldığını ancak yıkılma tarihini tam saptayamadıklarını vurgulayan Prof. Dr. Özhanlı, kilisede çok büyük bir yangın sonucu yıkım gerçekleştiğini tahmin ettiklerini söyledi. Prof. Dr. Özhanlı, “O kadar büyük bir yangın olmuş ve uzun süre devam etmiş ki içeride bulunan taşların ısı nedeniyle patlamış olduğunu gördük. Yangından önce de zeminde bulunan mermerlerin söküldüğü ve eritilerek kireç olarak kullanıldığını tespit ettik. Kilisenin hemen kuzey köşesinde bulduğumuz yangın tabakasının içerisinde ele geçirdiğimiz Selçuklu sikkesi 11 ya da 12’nci yüzyılda tahrip edilmiş olabileceği ihtimalini güçlendirdi. Belki küçük bir sikke ile bunu söylemek mümkün olmayabilir ama diğer gözlemlerimiz de kilisenin 12’nci yüzyılda tahrip edilmiş olduğuna işaret ediyor” diye konuştu. (DHA)

Üniversitede sanat topluluğuna tekbirli saldırı

Hacettepe Üniversitesi Bilim, Kültür ve Sanat Topluluğu’nun toplantısı bozkurt işareti yapan ve tekbir getiren bir grubun saldırısına uğradı. Birçok öğrenci topluluğunun etkinlik düzenlediği dönemde yapılan saldırıya tepki gösteren öğrenciler, yaratılan gergin ortamın bilim ve sanat üretimine engel olacak bir hal aldığına dikkat çekti.

Üniversitenin Beytepe kampüsünde öğrenci toplulukları, her dönemin ilk haftalarında tanışma toplantıları ve etkinlikler düzenliyor. Üniversite bünyesinde, gerekli izinli alarak yapılan etkinliklerden biri de Bilim, Kültür ve Sanat Topluluğu’nun tanışma toplantısı idi. Önceki gün gerçekleşen toplantı sloganlar atarak tekbir getiren bir grubun saldırısına uğradı. Bir kadın öğrenciyi darbeden grup, toplantıya katılan diğer öğrencileri de tehdit etti.

Yayınladığı yazılı açıklamayla durumu kınayan topluluğa diğer öğrenci toplulukları da destek verdi. Topluluğun açıklamasında bilim, kültür ve sanat üzerine tartışmayı planladıkları etkinlikliğe gelen öğrencilerin can güvenliğinin tehdit edildiğine dikkat çekildi.

Üniversitedeki bu durumu ülke gündeminden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığı belirtilen açıklamada, saldırıyı gerçekleştirenlerin geçmişte 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde kadınlara saldırdığı, Soma için yapılan anıt duvarı tahrip ettikleri, tecavüze direndiği için öldürülen Özgecan Aslan’ın duvara resmedilen silüetini karaladıkları, Cerattepe’nin korunması için horon tepenlere saldırdıkları ifade edildi. Topluluk açıklamasında, herşeye rağmen üniversitelerinde laik, bilimsel ve aydınlanmacı üretimden yana tutumlarını sürdüreceklerini vurguladı.

Rektörlük ile görüşme talep eden öğrenciler, bu saldırının da geçmişte yaşananlar gibi cezasız kalmaması gerektiğine dikkat çekiyor. (Ankara/EVRENSEL)

Avcılar’da yıkım sonrası halk, belediye önünde toplandı

Vedat AYDEMİR
İstanbul

İstanbul Avcılar’da belediye ekipleri Yeşilkent mahallesinde bulunan birçok evin yıkılması için sabah erken saatlerde harekete geçti.
Avcılar Belediyesi, Yeşilkent mahallesinde bulunun binaların kaçak olduğunu gerekçe göstererek sabah erken saatlerde yıkım kararı aldı. İnşaat halindeki üç evin yıkılmasının ardından halk tepki gösterdi. Belediye ekipleri ile yaşanan gerginliğin ardından yıkım durduruldu. Avcılar Belediyesi önünde toplanan mahalleliler Belediye başkanını istifaya çağırdı.

Mahallelinin çoğunun da üye olduğu Yavuhasan Köyü Derneği Başkanı Mehmet Baltaş, belediyenin önünden ayrılmayacaklarını, belediye başkanı ile görüşmelere başlandığını ifade etti. Baltaş, “Mahallemizde bulunan sosyal yardımlaşma dernekleri ile iletişime geçtik mahalle ile dayanışma içerisindeyiz. Eğer insanlar toplanmasaydı elli ev daha yıkılacaktı” dedi. Belediye önünde toplanmaya devam eden halk alınacak kararı bekliyor.

Nils Muiznieks: Türkiye kolektif travmada

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, geçtiğimiz günlerde Ankara’yı ziyaret ederek, Türk hükümetinin Olağanüstü Hal uygulamalarına dair incelemelerde ve temaslarda bulundu. Türk hükümetinin OHAL kapsamındaki önlemlerinin insan hakları boyutuna yönelik bir rapor kaleme alan Muiznieks, resmi makamlarla çok iyi bir işbirliği olduğuna dikkat çekti. Sivil toplum ve muhalefet partileriyle de görüşmeler yapan Avrupa Konseyi üyesi, Türkiye’nin bireysel ve kolektif olarak travma geçirdiğini gözlemlediğini kaydetti. Muiznieks, travmanın sebebinin ise insanların böylesi bir darbe girişimi olabileceğine inanamamaları olduğunu belirtti.

Eleştiri dolu bir rapor hazırlayan Nils Muiznieks, ülkelerinAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kısmen askıya alma ve olağanüstü hal ilan etme hakları olduğunu ancak bunun tüm hakları askıya almak ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi denetiminden çıkmak olmadığını vurguladı. Avrupalı yetkili, bazı hakların askıya alınmasının, mahkemenin denetimini ortadan kaldırmadığını ifade etti.

Bazı önlemlerin normal insan hakkı güvencelerini ve iç hukuk yollarını hiçe saydığını belirten Muiznieks, bu önlemlerin en kısa sürede değiştirilmesi gerektiğini kaydetti. Darbe girişimi sonrası bazen önlemlerin acil tehdit nedeniyle meşru olduğunu ancak bu önlemlerin zamanla daha az meşru hale geldiğini ifade eden Muiznieks, aradan iki buçuk ay geçtiğini ve artık Türk demokrasisine yönelik acil tehdidin 16 Temmuz’daki gibi olmadığına dikkat çekti.

Hain bir subay ile bir öğretmenin tehdidi tamamen farklı

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, Deutsche Welle Türkçe‘nin sorularını yanıtlayarak, temel kaygısının yargı, savcı ya da memurlara tek bir yapıymış gibi genel bir yaklaşımdan kaynaklandığını belirtti. Bu durumun medya ve sivil toplum kuruluşları gibi özel sektör için de geçerli olduğuna dikkat çeken Avrupalı yetkili,elinin altında silah olan hain bir subay veya polis memurunun oluşturduğu tehdit ile hain olabilecek bir öğretmen veya sağlık çalışanının oluşturduğu tehdidin birbirinden tamamen farklı olduğuna dikkat çekti.

Özel sektörde değişik insan hakları uygulandığını belirten Muiznieks, el koymakla mülkiyet hakkının, dernekleri kapatarak örgütlenme özgürlüğüne, medya organlarını tasfiye ederek de ifade özgürlüğüne dokunulduğunu vurguladı. Kanun hükmünde kararnamelerin kamu ve özel sektörler arasında fark görmeden uygulandığını ifade eden Muiznieks, bu yaklaşımın değişmesi gerektiğini kaydetti.

FETÖ bağlantılı kuruluşlar önceden yasal olarak çalışıyordu

Muiznieks, FETÖ ile bağlantılı olduğu söylenen kuruluşların 15 Temmuz’a kadar Türkiye’de yasal olarak çalıştığını belirtti. Birçok kişinin bu kuruluşlarla iş yapmanın, örgütlenmenin yasallığı veya riskini sorgulamadığını belirten Avrupalı yetkili, resmi makamların şimdi bu örgütün 15 Temmuzun çok öncesinde de terör örgütü olduğunun birçok kişi tarafından bilindiğini söylediğini ifade etti. Muiznieks, “Benim buna yanıtım, “eğer herkes için böyleydiyse o halde bu kuruluşları, medya organlarını ve sivil toplum örgütlerini önceden yasaklamalıydınız” dedi. Gülen örgütünün Türk toplumuna epeyce yayıldığına dikkat çeken Muiznieks, birçok kişinin şöyle ya da böyle Gülen bağlantılı bir kuruluş veya birey ile temasta olduğunu belirtti. Avrupalı yetkili, “İnsanlar 15 Temmuz’da eline silah alıp darbe yapamaya kalkışıncaya kadar bu riskin tahmin edilemediğini söyleyemezsiniz” şeklinde konuştu.

“Fransa ve Türkiye’deki olağanüstü hal uygulamaları aynı şeyler değil

Ankara’da görüştüğü Türk makamlarının kendisine sık sık Fransa’daki olağanüstü hal uygulamasını örnek gösterdiğini belirten Muiznieks, sadece demokrasiye yönelik tehdit değil aynı zamanda alınan önlemler konusunda da arada çok büyük fark olduğunu vurguladı. Fransa’da yasama organının kanun yapma işlevine devam ettiğini ifade eden Muiznieks, Türkiye’de bugün parlamentonun incelediği kanun hükmünde kararnamelerde olduğu gibi bu yetkiyi hükümete devretmediğini kaydetti ve Fransa’da yasama ile yürütme arasında böylesi bir dengesizlik olmadığını belirtti. Nils Muiznieks ayrıca Fransa’da insan haklarına müdahalenin çok daha kısıtlı düzeyde olduğunu, Fransa’da kapatılan medya, dernek veya sivil toplum kuruluşu olmadığına dikkat çekti. Muiznieks ayrıca yüz binlerce kişinin görevinden alınmadığını ve Fransa’da kamu denetçisi, ulusal insan hakları kurumu ve parlamento komisyonlarının çok ciddi gözetimi söz konusu olduğunu kaydetti. Bunların Türkiye’de de olmasını ümit ettiğini de sözlerine ekledi.

 ‘Yeşil Yol’ direnişine destek ver!

Karadeniz’deki doğal güzellikleri ile ünlü 8 yaylayı birbirine bağlayacak olan Yeşil Yol Projesi’nde yapım çalışmaları Çamlıhemşin’de yeniden başladı. Çalışmaları protesto etmek amacıyla Fırtına İnsiyatifi önceki gün yaylaya çıkmak istedi ancak yaylaya çıkan yollar jandarma tarafından kesilerek bölgeye ulaşım engellendi. Yaşam Savunucusu Sibel Öz, Yeşil Yol Projesi’nin Karadeniz’in ölümü olacağına dikkat çekerek, “Gözü dönmüş bir şekilde doğaya, ağaca, suya saldırmak, sistemin son yıllardaki bütün politikasını özetlemektedir. Yaşlısıyla, genciyle bu işin karşısındayız. Bizim olanı sonuna dek korumak zorundayız” diye konuştu.

‘Ülkenin en değerli ekosistemi’

Yeşil Yol projesinde yaşam savunucularının avukatlığını yapan Yakup Okumuşoğlu da, “Bu yolun planlamasından, fiilen doğadaki çalışmalarına kadar olan süreçteki tüm işlemler hukuka aykırıdır” diyerek, hukuk devletinde idarenin hukuka dayalı olarak işlem yapabiliceğini söyledi. Okumuşoğlu, “Planlamanın anayasası sayılan 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planında ‘Yeşil Yol’ konusunda yürütmeyi durdurma varken, devam eden çalışmaları hukuken tanımlamak ve anlamak mümkün değildir” diye konuştu. Yeşil Yol’a karşı direnmenin sadece Fırtına İnisiyatifi’nin görevi olmadığını belirten Okumuşoğlu, halka direnişe destek verme çağrısında bulundu. Sosyal medya üzerinden çalışmaların durdurulması için çağrı yapan Fırtına İnisiyatifi üyeleri, bugün saat 19.30’da Kadıköy’de bulunan Süreyya Operası önünde basın açıklaması düzenleyecek.

RİZE/JINHA