Ana Sayfa Blog Sayfa 6232

Nobel Edebiyat Ödülü Bob Dylan’a verildi

2016 Nobel Edebiyat Ödülü, sürpriz bir şekilde ABD’li Ozan Bob Dylan’a verildi.

Folk Müzik efsanesi Dylan, ödüle “Amerikan şarkı geleneğinde yarattığı şiirsel anlatımlar” sebebiyle layık görüldü.

Ödüle ilişkin resmi açıklamayı yapan İsveç Nobel Akademisi Daimi Sekreteri Sara Danius, sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

BBC’nin haberine göre Sara Danius, “Bob Dylan ödülü gerçekten hak etti mi?” şeklinde gelen bir soruya, “Elbette hak ediyor. Ödülü aldı zaten” yanıtını verdi.

Danius, “Bob Dylan, İngilizce yazın geleneğinin büyük bir ozanı…54 yıldır sürekli kendini yenileyerek, bugüne kadar çok sayıda orijinal eser ortaya koydu. Örneğin eğer 1966 tarihli “Blonde on Blonde” albümünü dinlemeye başlarsanız, çok parlak bir kafiye özgünlüğü görürsünüz” dedi.

Sara Danius’un, “Dylan geleneksel anlamda bir edebiyat eseri, roman veya şiir üretmedi. Bu anlamda ona bu ödülün verilmesi, Nobel’in ufkunu genişlettiği anlamına mı geliyor” şeklindeki soruya cevabı ise şöyle oldu:

“Öyle görünebilir. Ama aslında değil. Eğer edebiyat tarihinde geçmişe geri dönersek, 2500 yıl önce Homeros ve Safo’nun da dinlenmek, ve enstrümanlarla sahnelenmek üzere ebedi eserler ortaya koyduğunu görürüz. Bugün hala Homeros ve Safo’yu okuyoruz ve dinliyoruz. Bob Dylan’da olduğu gibi.”

69 ALBÜMÜ VAR

Gerçek ismi “Robert Allen Zimmerman” olan 75 yaşındaki Bob Dylan’ın, “Mr. Tambourine Man”, “All Along the Watchtower”, “Like a Rolling Stone” gibi unutulmaz birçok şarkısı bulunuyor. Bob Dylan, 1962 yılından bu yana toplam 69 albüm yayınlamıştı.. (KÜLTÜR SERVİSİ)

Baluken’den Şirnex açıklaması: Yardımları Erdoğan engelliyor

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Şirnex halkı için başlatılan ev ve barınak çalışmalarının bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla engellendiğini belirterek, BM’ye Şirnex için insani yardım çağrısında bulundu

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Meclis Genel Kurulu’nda konuştu. Şirnex’te (Şırnak) devam eden “sokağa çıkma yasağı”na değinen Baluken, 213 gündür yurttaşların Şirnex’e giremediğini, kentin talan edildiği ve yıkıldığını belirterek, “Şırnak’ta insanlığın ve tarihin henüz isimlendirmediği bir zulüm ve ölüm rejimi var” dedi. Şirnex’i yakan ve yıkan zihniyetin yardımları da engellediğini ifade eden Baluken, “Bugüne kadar giden bütün gıda malzemelerine, bütün ihtiyaç malzemelerine buradan verilen talimatla valilik tarafından el konuldu. Hiçbir sivil toplum örgütünün Şırnak’a yardımları ulaştırmasına müsaade etmiyorlar” diye konuştu.

‘Bizzat Erdoğan engelliyor’

Kışın gelmesiyle birlikte çadırlarda yaşayan Şirnexlilerin başlattığı barınak ve ev kurma çalışmalarının bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla engellendiğini ifade eden Baluken, şöyle devam etti: “Yani Şırnaklıların kışı orada, çadırlar altında, soğukta geçirmesi için özel bir çaba, özel bir çalışma yürütüyor. Bir kere sizin çıkıp burada bize cevap vermeniz lazım. Şırnak’la ilgili projeniz nedir, çalışmanız nedir? Şu anda dışarıda bulunan 400 aile kışı hangi koşullarda karşılayacak? Eğer bize izin vermiyorsanız siz bu ailelerle ilgili nasıl bir proje önünüze koydunuz? Nasıl bir çalışma önünüze koydunuz? Bunu çıkıp burada mutlaka izah etmeniz gerekiyor. Biz biliyoruz niye yapmadığınızı, çünkü Şırnak’a konteynır kurduğunuzda, Şırnak’a prefabrik kurduğunuzda kendi toprağında kendi yurttaşını mülteci pozisyonuna getiren o resimden korkuyorsunuz. Bakın, buradan defalarca çağrı yaptık, bir daha yapıyoruz; siz o resimden korkup eğer Şırnakla ilgili herhangi bir şey yapmıyorsanız, bırakacaksınız, orada sivil toplum örgütü yapacak, halkın kendisi yapacak ve Şırnaklılar bu kışı bir çatı altında geçirecek”

BM’ye çağrı

AKP hükümetinin Şirnex’i insansızlaştırmak istediğinin altını çizen Baluken, Birleşmiş Milletler’e (BM) çağrı yaparak, “Halep’e yapılan insani yardımların aynısını Birleşmiş Milletler bir an önce Şırnak için devreye koymalıdır. Bakalım Birleşmiş Milletler eliyle insani yardım gelince siz yine çıkıp o insani yardımları tıpkı Esad rejimi gibi engelleyecek misiniz, engellemeyecek misiniz?” diye sordu.

‘Keşke 141 Hurşit’i de kurtarabilseydik’

Şirnex’te 13 gün gözaltına alındıktan sonra sağ kurtulmayı başaran Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Şirnex İl Yöneticisi Hurşit Külter’e değinen Baluken, “Hurşit’in kemiklerini değil, canlı sözlerini duymaktan büyük bir onur duyduk. Keşke Cizre’de katledilen 141 Hurşit’i de bu şekilde kurtarabilmiş olsaydık” diye konuştu.

ANKARA / DİHA

Moskova’nın Ortadoğu’daki güç savaşı

Rusya, Suriye’deki askeri mevcudiyetini arttırıyor. Halep’i bombalayan Rus jetleri Lazkiye’den havalanıyor. Rus donanması Tartus limanında demirliyor. S-300 ve S-400 tipi Rus uçaksavar füzeleri roketsavar olarak da kullanılabiliyor. ‘Amiral Kusznetsow’ da yakında Doğu Akdeniz’deki Rus askeri gücüne ek destek sağlayacak.

Rusya böylelikle bütün Suriye hava sahasını kontrolü altına almış bulunuyor. ABD’nin Suriye’deki savaşa müdahale etme planları da şimdilik kağıt üzerinde kalmaya mahkum. El Cezire televizyonunun siyasi analiz uzmanı Marwan Bishara, “Yüz binlerce can alan iç savaşta Amerikalılar ve Ruslar son Suriyeli ölene kadar birbirleriyle çekişemezler. Bu manzara ABD’nin Rusya tarafından aşağılandığı bir finali andırıyor” diyor.

Halep’in anlamı

Dışişleri bakanları Kerry ve Lawrow hafta sonunda Lozan’da ateşkes görüşmelerini yeniden başlatacak Ancak Rus ve Suriye jetleri Halep semalarında dolaşmaya devam ediyor. Sadece çarşamba günü 50 kişi daha bombalara kurban gitti.

Ancak Rusya’nın amacı sadece muhalifleri ezmek ve Halep’i geri almak değil. Yoğun saldırılar aynı zamanda ABD’ye verilmiş mesaj anlamına da geliyor. Rusya, “Suriye’ye yerleştik. Buraya kalmak için geldik” demek istiyor.

Siyasi boşluk

Eski ABD Başkanı George Bush’un Irak serüveni fiyaskoyla sonuçlandıktan sonra halefi Barack Obama Ortadoğu politikasında çekimser davranmayı tercih etti. Obama bu topraklarda bir daha Amerikan askerlerinin ölmesini istemiyordu. Öncelikle İran’a karşı yatıştırıcı oldu ve Tahran yönetimini Batı ile nükleer anlaşmaya varmaya ikna edebildi. İran nükleer silah yapmaktan vazgeçti, karşılığında da yaptırımlar kaldırıldı.

Obama aynı zamanda bölgedeki en sıkı müttefiki Suudi Arabistan’a da mesafe koydu. ABD’nin pasif Ortadoğu politikasının açtığı boşluğu şimdi Rusya doldurmaya çalışıyor. Suriye’nin Rus Ortadoğu stratejisinin yapıtaşlarından sadece biri olduğu anlaşılıyor. Rusya uzun vadede Ortadoğu’ya temelli yerleşmeyi amaçlıyor.

Ortadoğu‘da diplomatik hamle

Rus dış politikasının kararlılıkla bu amaca hizmet ettiği söylenebilir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin uçak düşürme olayından bir yıl sonra Ankara ile aralarındaki buzları çözmek için gittiği İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile doğalgaz nakil boru hattı anlaşması imzaladı.

Rusya yakında eski müttefiklerinden Mısır ile güvenlik işbirliği görüşmelerine başlayacak. Rusya, İsrail ile ilişkilerine de önem veriyor. Hatta İsrail ile Filistinlilerin barış görüşmeleri için Moskova’da buluşturulması da gündemde. Suriye’de silah kardeşliği yaptığı Tahran ile arası zaten iyi.

Moskova’nın Suudi Arabistan ile görüşmesi anlaşılan İran’ı rahatsız etmiyor. Suudi Arabistan liderliğindeki Yemen uluslararası ittifakının Batı tarafından eleştirilmesinden Riyad rahatsız oluyor. Bir buçuk yıldır süren Yemen iç savaşında en az 10 bin kişinin öldürülmesi üzerine İngiltere, Suudi Arabistan’a yaptığı silah satışlarını gözden geçireceğini duyurmuştu. Bu durumda Suudi Arabistan yeni ortaklara ve silah alabileceği ülkelere ihtiyaç duyacaktır.

Petrolün cazibesi

Rusya uzmanı Boris Reitschuster, “Kremlin liderinin nefesini Batılı rakiplerinin ensesinde hissettirdiğini, Obama ve müttefiklerinin ise sadece pasif tepki gösterebildiklerini” söylüyor.

Rusya’nın kaba ve sert eylemlerine paralel yürüttüğü diplomatik atak da meyve vereceğe benziyor. Şimdiye kadar Rusya’nın küresel güç olduğunu dünyaya ispatlamak istediği sanılıyordu. Putin’in ekonomik durumu kötü olan Ruslara yurtseverlik dopingi yapmaya çalıştığı tahmin ediliyordu. Şimdi ise Putin’in sadece dış faktörlerin yardımıyla iç politika yapmakla yetinmek istemediği anlaşılıyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin bir yorumunda, “Rusya’nın yeniden Yakın ve Ortadoğu’da sözünü dinleten bir güç olmaya çalıştığı” belirtiliyor. ABD’nin bölgedeki angajmanını azaltması nedeniyle Moskova’nın gayesine ulaşma ihtimalinin hiç de az olmadığı aşikar.

Rusya’nın neden bölgeye bu kadar ilgi duyduğu da malum. Avrupa, Afrika ve Asya kıtalarının kesişme noktasındaki Ortadoğu sınırsız stratejik öneminin yanı sıra dünyanın en büyük yeraltı zenginliklerini de barındırıyor. Rusya bu zenginliğe Suriye üzerinden biraz daha yaklaşmış oluyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Kersten Knipp

 

Darbe komisyonu eski genelkurmay başkanlarını dinleyecek

15 Temmuz darbe girişimini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, ekim ayında dinleyeceği isimleri belirledi. Listede eski Genelkurmay Başkanları Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, Işık Koşaner, İlker Başbuğ ve Necdet Özel de yer aldı.

Listede Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın girişimi haber aldığını söylediği eniştesi Ziya İlgen’le, girişimi 14 Temmuz’da Türkiye’ye bildirdiğini söyleyen Rusya Devlet Başkanı Putin’in danışmanı Alexandr Gudin de var.

Ayrıca listede eski Genelkurmay Başkanları Yaşar Büyükanıt, Hilmi Özkök, Işık Koşaner, İlker Başbuğ, Necdet Özel ve Genelkurmay 2. Başkanı Ümit Dündar, eski İçişleri Bakanı Efkan Ala, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Gültan Kışanak ve eski Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Arslan da yer alıyor. (HABER MERKEZİ)

Irak’tan Türkiye’ye nota

Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Faruk Kaymakcı’nın Irak Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldığı ve protesto notası verildiği bildirildi.

Irak Dişişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Cemal, AFP’ye yaptığı açıklamada, Başika’daki Türk askeri varlığı nedeniyle Büyükelçi Kaymakcı’ya “sert üslupla yazılmış resmi protesto notası” verildiğini söyledi.

Iraklı sözcü, protesto notasına gerekçe olarak, “Başika yakınlarındaki Türk güçlerinin devam eden varlığını” ve Türk liderlerden yapılan açıklamaları gösterdi.

TÜRKİYE DE NOTA VERMİŞTİ

Geçen hafta da Türkiye, Irak’ın Ankara Büyükelçisi Hişam Ali Ekber İbrahim el Alevi’yi Dışişleri Bakanlığı’na çağırarak, sözlü ve yazılı olarak Ankara’nın protestosunu iletmişti. Bunun üzerine Irak Dışişleri Bakanlığı da Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’ni bakanlığa çağırma kararı almıştı. Ancak Bağdat Büyükelçisi Faruk Kaymakcı Ankara’da olduğu için, Irak’ın diplomatik tepkisi gecikmişti. (HABER MERKEZİ)

Eğitim Sen’li öğretmen ‘FETÖ’den açığa alındı

Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Şehit Hamdibey İlköğretim Okulunda görevli Sınıf Öğretmeni Ali Tükengün, ‘FETÖ’ soruşturması kapsamında açığa alındı. 22 senedir Eğitim Sen üyesi olduğunu belirten Tükengün, ‘FETÖ’ ile hiçbir ilişkisinin olamayacağını belirtti.

Gazetemize konuşan Ali Tükengün, ders işlediği sırada sınıfa gelen müdür yardımcısının, Milli Eğitim’den çağrıldığını ve FETÖ/PYD soruşturmaları kapsamında açığa alındığını tebliğ ettiğini söyledi. 22 yıllık Eğitim Sen üyesi olduğunu dile getiren Tükengün, ‘FETÖ’ operasyonları kapsamında açığa alınmasının şok etkisi yarattığı belirtti. Tükengün, “Biz Eğitim Sen olarak Cemaatin eğitimi ve devletin diğer kurumlarını işgal ettiğini buna karşı önlem alınmasını her yerde söyledik” dedi.

Avukat aracılığıyla itiraz dilekçesini Milli Eğitim Bakanlığına yolladıklarını ifade eden Tükengen, sürecin  takipçisi olacaklarını belirtti. (İstanbul/EVRENSEL)

FOTOĞRAF: ARŞİV

Kıbrıslı liderler yeniden bir arada

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs sorununa yıl sonuna kadar çözüm bulunması hedefiyle sürdürdükleri müzakerelerde bugün yeniden bir araya geldi. Ara bölgedeki toplantı saat 11.00’de başladı.

Müzakere öncesinde, ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’la ayrı ayrı görüşen liderler bugün, New York’ta BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’la üçlü görüşmenin ardından Ekim ayı için kararlaştırdıkları 10 görüşmeden 4’üncüsünü yapıyor.

Akıncı ile Anastasiadis, ’Yönetim ve Güç Paylaşımı, Ekonomi, AB ile İlişkiler ve Mülkiyet’ başlıkları altında henüz üzerinde anlaşmaya varılamayan konuları ele almak üzere bu ay boyunca toplam 10 kez görüşecek. ’Toprak’ konusunun yurt dışında kamp formatında, hemen ardından da ’Güvenlik ve Garantiler’ başlığının garantör ülkelerin de yer alacağı beşli zirvede ele alınması bekleniyor. Liderler, bundan sonraki görüşme programına göre, yarın ve pazar günü de bir araya gelecek. Diğer görüşmeler ise 17, 24, 26 ve 31 Ekim’de yapılacak.

AB Sınır Güvenlik Birimi Kurdu

Mülteci kriziyle mücadele eden Avrupa, teçhizat ve insan gücünü devreye sokuyor.

Bulgaristan’ın Türkiye sınırındaki Kaptan Andreevo gümrük kapısında, Avrupa Birliği Göç İşlerinden Sorumlu Komisyon Başkanı, yeni sınır gücünün faaliyete geçmesini büyük bir başarı olarak tanımladı.

Önceki adıyla Frontex olarak bilinen sınır güvenlik dairesinin kadrosu iki katın üzerine çıkarıldı. Ayrıca acil durumlarda hızla devreye girmek üzere, 1500 kişiden oluşan yedek bir sınır güvenlik ekibi kuruldu.

Avrupalı liderler, sınır güvenliğini arttırarak, Schengen bölgesi üzerindeki baskıyı hafifletmeyi umuyor. 26 ülkeden oluşan Schengen bölgesinde, Avrupa Birliği vatandaşları, pasaport kontrolünden geçmeden seyahat ediyor. Ancak son aylarda bazı Schengen ülkeleri, mülteci akınını durdurmak için yeniden sınır kontrollerine başladı.

İnsan hakları örgütleriyse, Avrupa’yı sorumluluktan kaçmakla suçluyor.

Uluslararası Af Örgütü’nden Gauri Van Gulik, “Dünyanın en zengin ülkeleri, dünyadaki mültecilerin yüzde 10’dan azına ev sahipliği yapıyor. Bunun değişmesi gerek, ancak bu sınır güvenliğini arttırarak olmaz. Siyasi irade ve uzun süreli çözümler gerekli” diyor.

2016’de, Avrupa’ya 300 binden fazla mülteci gitti. Türkiye üzerinden AB’ye geçenlerin sayısı ise, Ankara ve Avrupa Birliği’nin Mart ayında imzaladığı anlaşmadan sonra azaldı.

Van Gulik, “Milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapma işini Türkiye’ye bırakıyorlar. Aynı şekilde, mülteciler İtalya ve Yunanistan’da mahsur kalmış durumda ve korkunç şartlarda yaşıyorlar.” diye konuşuyor.

Sınır güvenlik dairesinin, insan ve mülteci haklarına saygı göstereceğini garanti eden Avrupa Birliği yetkilileri, yeni bir krizin önlenmesi için sınır güvenliğinin arttırılmasının zorunluluk haline geldiğini savunuyor.

amerikanın sesi

Türkiye, Suriye ve Irak Denkleminde Ne Durumda?

Amerika’nın Sesi’nin görüş aldığı uzmanlar Doç.Dr. Ahmet Kasım Han ve Bilgay Duman, Suriye ve Irak’taki bilinmezlikler denkleminde Türkiye açısından önümüzdeki dönemin kolay bir süreç olmayacağı görüşünü dile getiriyor.

Musul operasyonu öncesinde Irak hükümeti ile geriliminin devam ettiği ve Suriye’de halen Fırat Kalkanı Operasyonu’nu sürdürdüğü bugünlerde Türkiye’nin nasıl bir politika izleyeceği merak konusu. ABD, Rusya, Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Katar’ın, İsviçre’nin Lozan kentinde 15 Ekim Cumartesi günü Suriye toplantısında bir araya geleceği açıklandı. Dışişleri bakanları düzeyinde olacağı belirtilen toplantıda, Suriye’nin yanı sıra olası Musul operasyonunun konuşulması da ihtimal dahilinde.

Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr. Ahmet Kasım Han, Lozan’daki zirvede neler olabileceğini değerlendirirken, Suriye ve Irak’ta Musul da dahil olmak üzere bir dengeyi var edebilecek ve taraflarca birlikte hareket edilmesini sağlayacak bir anlayış oluşturulmasına çalışıldığını söyledi.

Lozan’daki zirveyi de bu anlayışı oluşturma çabasında bir adım olarak yorumlayan Han, ancak bunun kolay olmadığını kaydetti. Han, şunları söyledi:

“ABD, Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve İran’ın biraraya gelerek, bir uzlaşmaya varması şu şartlarla mümkündür; Suriye’nin batısında Rusya ve İran’ın asgari rejim hakimiyetinin devam ettiği siyasi yapıya sahip bir devletçiğe ABD’nin ‘evet’ demesi ile ABD’nin Rakka üzerinde yaratacağı baskıyı da Rusya ve diğerlerinin bir biçimde kabul etmesi. Bunun dışında Suriye’nin eski haline dönmesini sağlayacak türden bir denge veya bir anlaşmanın ortaya çıkacağını beklemek ve buna hizmet edecek bir ateşkesin ortaya çıkacağını beklemek oldukça naif bir beklenti olur. Dolayısıyla orada (zirvede) çıkabilecek bir uzlaşma, sadece ve sadece tarafların kendi hareket serbestliği ve alanlarını belirleme noktasında bir anlayışa varmalarıdır. Bu da en iyi ihtimalle. Bunun dışında Suriye’ye istikrar getirecek, bir barış getirecek, IŞİD karşısında ortak hareket edilmesini sağlayacak bir mekanizma kurulmasını sağlayacak bir anlaşma beklemiyorum. Rusya’nın, ABD ile böyle bir işbirliği içerisinde olmayacakları, kendi koşullarında ısrarcı olmayacakları ötesinde bir tavırları olmayacağı aşikar. ABD’nin sürdürdüğü politikayla Rusları tavır değişikliğine zorlayamadığı da aşikar. Ruslar canları acımadığını hissettikçe politika değişikliğine gitmek için maliyet algısı görmüyor.”

Uluslararası ilişkiler uzmanı Han, ABD ile Rusya’nın anlaşmaması halinde Suriye’de çözüm olmayacağı görüşü hakimken Lozan’da anlayış birliğine nasıl varılabileceğine dair görüşlerini de paylaştı. Han, “Rusya’nın Suriye’de yarattığı fiiliyat itibariyle Hama, Humus, Şam ve Halep hattı çevresinde, batısında ve doğusunda bir rejim devleti oluşturulması ve kendilerinin etkin olabileceği bir asgari nokta dışında ABD tavrına yakınlaşmasının imkanı yok. Bu asgari noktaya yaklaşılması halinde Rusların rahatlatıcı davranabileceği belki düşünülebilecektir” dedi.

Türkiye askeri açıdan Suriye’de nasıl hareket edecek?

Suriye ile Irak konusunda birlikte düşünülerek hareket edilmesi halinde bunun iyi olacağını belirten Han, mevcut durumda Türkiye’nin Fırat Kalkanı Operasyonu ile Suriye topraklarına girmiş vaziyette bulunduğunu ve daha güneye doğru, hatta El-Bab’a doğru gitmeyi hedefleyen bir operasyon planı olduğunu anımsattı. Bunun Türkiye açısından doğru bir tavır olduğunu kaydeden Han, böylece Türkiye’nin ayrıca “PYD-PKK” güçlerinin Fırat’ın batısına geçmesine izin vermeyeceğini gösterdiğini söyledi. “PYD-PKK” güçlerinin kısmen Menbiç bölgesinde bulunduğunu hatırlatan Han, Türkiye açısından Suriye ve Musul’daki olası gelişmeleri şöyle yorumladı:

“Türkiye’nin askeri varlığı orada sürdüğü müddetçe, bu güçlerin Fırat’ın batısına geçerek, Azez’e kadar olan bölgeyi birleştirmelerine imkan yok. Türkiye, bu ihtimal sürdüğü müddetçe de buradan çekilmeyecektir. Şu anda El-Bab’a kadar yürünmesinden bağımsız olarak Türkiye bu hedefi elde edebilecek durumda. Ancak eğer El-Bab’a doğru yürünürse bunun başka bir analiz içerisinde değerlendirilmesi gerekecektir. Bu da Musul Operasyonu ve IŞİD ile ilgilidir. Mesela IŞİD’in El-Bab’daki güçlerini geri çekerek Musul’da bir direniş sergilemesi de ihtimal dahilindedir. Aslında Irak kökenli bir örgüt olduğunu ve stratejik zekası ile kurmay aklını Saddam Hüseyin’in Baas Ordusu’nun subaylarından oluşan bir ekip tarafından kurgulandığını düşünürsek bu direniş olabilecektir. Çünkü (IŞİD) Irak’tan bütünüyle atılmak istemeyecektir. IŞİD, pragmatik bir örgüt ki Cerablus’u Türk ordusuna bırakarak çekilmeleri de bunu gösteriyor. Musul’da bir direniş olacaktır ama geriye doğru tutunabilecekleri bir hata çekilmeleri de ihtimal dahilindedir. Türkiye açısından bakıldığında ise; IŞİD kaynaklı riskleri Fırat Kalkanı Operasyonu ile sınır ötesine atma çabası söz konusu iken; yeniden bu riskleri sınırı içerisinde görme ihtimali de olabilecektir. Suriye’de Türk ordusunun destek verdiği ÖSO unsurlarının bu bölgede hakimiyeti tek başına koruyamayacakları ne kadar muhakkaksa El-Bab’ı da tek başlarını ele geçiremeyecekleri de o kadar kesin. Bu nedenle Türkiye’nin, IŞİD’e daha geniş çaplı bir operasyon yapması gerekir ki bunun sonucu da IŞİD’in sınır içerisinde yarattığı riskleri de arttıracaktır.”

Musul’daki durum ne olacak?

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) uzmanı Bilgay Duman ise, Türkiye’nin Musul kaynaklı Irak hükümeti ile yaşadığı gerginliği değerlendirdi. Irak ve ABD’nin yaklaşımını Türkiye açısından eleştiren Duman, Başika’daki eğitim amaçlı Türk Silahlı Kuvvetleri varlığıyla ilgili şu noktalara dikkati çekti:

“Türkiye öncelikle uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanıyor çünkü sınır ötesinden Türkiye’ye yönelen bir tehdit var. Sınır ötesindeki devlet, hükümet bu tehdidi giderebilmiş değil. Terör örgütünü engellemek için Türkiye hava operasyonları da yürütüyor. Başika’da askeri varlığının sadece Türkiye’nin PKK’dan aldığı tehdide değil aynı zamanda IŞİD tehdidine karşı olduğunu görmek mümkün. IŞİD ile mücadele meselesinde uluslararası koalisyona yardım çerçevesinde Türkiye bölgede bulunuyor. Uluslararası koalisyon, Başika’daki askeri varlığın Türkiye’nin kendilerine katkısı dışında olduğunu söylese de Türkiye IŞİD ile mücadele kapsamında yerel güçlere eğitim verilmesi konsepti içinde hareket ediyor. ABD Başkanı Barack Obama’nın da 2014 yılında açıkladığı üzere yerel güçlere eğitim verilmesi planı vardı ve Türkiye de bu amaçla Başika’daki varlığını bulunduruyor. Türkiye sadece orada eğitim vermiyor kendisi de birebir mücadele ediyor. Şu anda Başika bölgesinde 700’e yakın IŞİD militanının öldürüldüğü biliniyor. Bu anlamda Türkiye, IŞİD ile mücadeleye büyük bir katkı veriyor.”

ABD ve Irak hükümetinin neden Türkiye’nin askeri varlığını hedef aldığı sorusu üzerine Duman, Musul operasyonunun çok kısa zamanda başlayabileceğini ancak bölgede Türkiye’nin varlığının bunu etkilediği yönünde Bağdat’ın açıklamalarını anımsattı. Geçtiğimiz haftalarda ABD, Erbil ile Bağdat arasında görüşmeler yapıldığını da vurgulayan Duman, Musul için bir anlaşmaya varıldığını kaydederek, Irak’taki durumu şöyle özetledi:

“Bu anlaşma dahilinde Türkiye’nin bölgedeki askeri varlığına dair bir öngörüde bulunulmadı. Bu nedenle Türkiye’nin bölgedeki varlığı, mevcut anlaşmanın uygulanmasında planlamaya alınmadığı için Iraklıları etkiliyor. Amerika’nın da Cerablus yani Fırat Kalkanı Operasyonu’nda olduğu gibi bölgedeki ABD politikalarını etkileyebilecek bir faktör istemiyor görünüyor.Irak merkezi hükümetinin tavrına bakıldığında ise, Türkiye’ye karşı hamle yapan tarafın Irak parlamentosunda İran destekli gruplar olarak görüyoruz. Irak Başbakanı İbadi öncülüğündeki Reform Grubu’nun öncülüğünde alınan kararlar ile Türkiye’ye yönelik hamleler ortaya çıkıyor. Şii Milis Grupları da içinde barındıran grupların Türkiye’ye antipati içerisinde olduğunu biliyoruz.Bu gruplar Sünni-Arap nüfusu olan yerlerde ciddi bir etkinlik sağlamış durumdalar. Önümüzdeki süreçte, Felluce de yaşananlar Irak’taki sosyal denge ve uzlaşı sağlanması konusunda ciddi sorunlar yaratıyor. Mezhepsel tavırlar içerisinde olan bu gruplar, Sünniler üzerinde baskı yaratıyor. Türkiye, Musul’da bu baskının yaşanmasını istemiyor ve sosyal denge yanında bir tavır alıyor. Ayrıca PKK’nın da Musul operasyonuna katılmaya istekli olduğunu biliyoruz.”

ABD ile ilişkilerde neler oluyor?

Suriye’de sahadaki riskler değiştikçe Türkiye’nin ilişkilerinde yeni arayışlara girebileceğini belirten Doç.Dr. Ahmet Kasım Han, ABD ile Musul konusundaki görüş ayrılığını da değerlendirdi. Han, “ABD’nin elinde Türkiye’nin Musul operasyonunda iyice marjinalize edilmesini sağlayacak bir kaldıraç bulunuyor. Bu da ABD ile Türkiye ilişkilerini daha fazla zehirleyecek bir manzara ortaya çıkarıyor. Başika’daki Türk askeri gücü aslında Musul operasyonuna çok ciddi bir ateş desteği verebilecek durumda değil. Aslında Türkiye açısından Musul’daki harekata taraf olmaktan kasıt, kendi eğitip donattığı yerel güçlerin söz sahibi olmalarını sağlamaktır. Burada da Türkiye’nin önceki statüye dönülmesinin amaçlandığı anlaşılıyor. Yani Musul’un Arap, Türkmen ve Sünni kenti olduğu bir statüye dönülmesi ise bugün için oldukça komplike görünüyor, en yumuşak ifadeyle” diye konuştu.

Musul operasyonunun Ekim ayı sonunda yapılacağına yönelik hem Irak hem ABD tarafı açıklamalarına işaret eden Bilgay Duman da, Musul’un çok çetrefilli bir bölge ve Irak’ın en büyük ikinci kenti olduğunu hatırlattı. Başlasa dahi Musul operasyonunun kolaylıkla tamamlanmasını pek mümkün görmediklerini kaydeden Duman, ABD’nin politikasında bir değişim olabileceği ihtimalini gündeme getirdi.

Duman, “Kasım ayında ABD’de başkanlık seçimleri var. Başkan Obama, Hillary Clinton’a destek sağlayabilmek amacıyla Musul operasyonunun yapılmasını planlıyor diye biliyoruz.Türkiye, hem bölge ülkeleriyle hem de ABD ile görüşmeler yürütüyor. Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları itibariyle Türkiye’nin bir şekilde bu operasyon sürecinde yer alması planlanıyor. Türkiye ya uluslararası koalisyon ya da Fırat Kalkanı Operasyonu’nda olduğu gibi yerel güçlerle anlaşarak kendi başına da bir süreç izleyebilir. Musul operasyonu kapsamında Türkiye kendisine yönelecek tehditleri engellemek üzere önlemlerini alacaktır diye düşünüyorum” dedi.

amerikanınsesi

Almanya çocuk yaşta evlilikleri yasaklayacak

Stuttgarter Nachrichten gazetesinin haberine göre Alman hükümeti dini ve resmi nikahlarda 18 yaş alt sınırı getirmeye hazırlanıyor. Almanya’da evlilikler prensipte zaten bu yaşta yapılsa da kimi istisnai durumlarda 16 yaşından itibaren nikah kıyılabiliyor. Yasanın yürürlüğe girmesi yurtdışında yapılan evliliklerin tanınmasında da sonuçlar doğuruyor. Sadece her iki partnerin de 18 yaşın üstünde olduğu sırada yapılan nikahlar resmi olarak tanınacak.

Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Meclis Grup Başkan Yardımcısı Stephan Harbarth “18 yaşın altındakilerin bundan böyle dini nikah yapmamasını istiyoruz” diye konuştu. Harbarth koalisyon partileri CDU ve Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) bu yıl içerisinde bir yasa üzerinde uzlaşacaklarını söyledi. Çocuk yaşta yapılan evliliklere para cezası getirilmesi de hükümetin gündeminde.

Almanya’da hükümetin bu adımı atmasının nedeni olarak göçle birlikte Müslüman nüfusun ve çocuk yaşta evliliklerin artması gösteriliyor. Rakamlara göre Almanya’da yaklaşık 1500 evli çocuk ve genç bulunuyor.

Tüm dinleri kapsıyor

Çocuk yaşta evliliklere getirilecek yasak, tüm dinleri ve mezhepleri kapsayacak. CDU milletvekili Stephan Harbarth “Protestan ve Katolik Kilisesi bize şunu söylüyor: Yaptıkları araştırmalara göre Almanya’da 18 yaşın altında evlilik yapan yok” diye konuştu. Müslümanlar açısındansa hükümetin elinde henüz resmi rakamlar bulunmuyor. Harbarth “İzlenimim bu alanda bilinmeyen rakam yüksek” diye konuştu.

Freiburg’da Katolik Hristiyan dini hukukçusu Georg Bier, Katolik Haber Ajansı KNA’ya eylül ayında bir demeç vermişti. Bier, Katolik Kilisesi’nin hukuk kurallarına göre genç kadınlarda 14 erkeklerde ise 16 yaşın evlilikte alt sınır olarak belirlendiğini söyledi. Pratikte bu rakamların bir anlam ifade etmediğini vurgulayan Georg Bier “Almanya’da 18 yaşın altındakilerin evlenmesini onaylayacak Katolik bir piskopos tanımadığını” söyledi.

Bier erken yapılan bir evliliğin Kilise’nin sadece “kendisini iyi hazırlamış ve gerekli olgunluğa sahip olanların evlenmesi gerektiği” yönündeki yaklaşımına da aykırı olduğunu ifade etti.

©Deutsche Welle Türkçe

dpa/KNA/EC/HS