Ana Sayfa Blog Sayfa 6233

Tuncel’den gözaltılara ilişkin açıklama: Mücadeleye devam edeceğiz

DBP ve HDP’ye yönelik operasyonda 136 siyasetçinin gözaltına alındığı bilgisini paylaşan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, mücadeleye devam edeceklerini belirterek, ‘Türkiye en zayıf olduğu dönemi yaşıyor. Korkularını gizlemek için herkese hodri meydan diyorlar’ dedi

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, Amed, Colemêrg (Hakkari) ve Wan (Van) başta olmak üzere birçok il ve ilçede DBP ve Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) dönük başlatılan siyasi soykırım operasyonlarında 100’ü aşkın siyasetçinin gözaltına alınmasına ilişkin Amed’teki DBP Genel Merkez Danışma Bürosu’nda basın toplantısı düzenledi. Türkiye’nin Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yönetildiğini beliten Tuncel, “Hakkari’den geliyoruz. 4 yurttaşımızın katledildiği yerde görgü tanıklarıyla konuştuk. Daha o olayı atlatmadan cismin patlaması sonucunda bir çocuk öldü, 2 çocuk da yaralandı. Bu durum Türkiye’nin durumunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Her sokak başında bir zırhlı araç ve her adımda elleri uzun namlulu silahlarla bekliyor. Bilerek ve isteyerek yapılan bir katliamdır. Hedef gösterilerek ateş açılmış ve 4 yurttaşımız katledildi. Hala bu olay netleştirilmiş değil. Bir kişinin tutuklanmasıyla geçiştirilemez. Hesap verilmediği taktirde yeni katliamlar yaşanacak” diye konuştu.

‘Çalışmalarımıza devam edeceğiz’

Gever’de (Yüksekova) DBP ve HDP il ve ilçe yöneticileriyle incelemeler yaptıklarını ifade eden Tuncel, “Biz daha oradan dönmeden orada 9 arkadaşımız gözaltına alındı. Wan’a vardık. Wan’da da başka bir gözaltı furyasıyla karşılaştık. 69 ev polislerce basıldı. 27’si hakkında gözaltı kararı var. DBP Wan il eşbaşkanları partiye geldiği sırada gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi, ‘27 kişinin 24 saat süreyle gözaltına alınması’ deniliyor. Bir alt cümlede ise 5 gün avukatlarıyla görüşmeme diye bir karar var. OHAL gerekçe gösterilerek bir ay boyunca gözaltı süresi yaşatılıyor. Bir gün önce de Amed’te 65 kişi hakkında gözaltı kararı var. 53 kişi gözaltına alındı. Son bir yıldır 2 bin 500 kişi tutuklandı. Bütün bunlara rağmen DBP olarak onların yerini boş bırakmadık. Çalışmalarımıza devam ettik. Demokratik bir direnişi ortaya koyduk” dedi.

‘Biz halkın partisiyiz’

Siyasi soykırım operasyonlarıyla mücadeleden vazgeçmeyeceklerini dile getiren Tuncel, “Biz öyle bir parti değil, halk partisiyiz. Boşalan her arkadaşımızın yerini dolduracağız. Burada kaybeden özgürlüklerdir. Halkımız dişiyle, tırnağıyla direnerek bu günlere geldi. Tutuklandı, cezaevlerinde kaldılar, ama çıktıkları gün mücadeleye devam ettiler. Bundan sonuç alacaklarını zannediyorlarsa yanılıyorlar. Türkiye’de özgürlük varmış gibi bir algı var ama yanıltıcı bir algıdır. Başbakanın dediği gibi ortada bir oyun var, oyunun başrolü de başbakandır. Kürt halkının varlığına dönük bir saldırı var. Bu güne kaç başbakan geldi geçti. Darbe girişimi geçmiş değil, darbe dinamiği hala devrededir. Siyasi darbe devam ediyor. Türkiye’de AKP’nin yürüttüğü politikalar nedeniyle ülke güvenli bir yer değil. CHP, MHP ve AKP’nin kurdukları milli ruh karanlık bir ruhtur. Kürtlerin, kadınların, Alevilerin yan yana durup direnmekten başka sansı yok. Bugün ses çıkarmayanlar yarın onlara da sıra gelecek” diye konuştu.

‘Direnmeye devam edeceğiz’

DBP ve HDP’ye dönük gelişecek saldırıların AKP ve Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarından bağımsız olmadığını belirten Tuncel, şöyle konuştu: “Biz bildiğimiz işi yapıyoruz. Özgürlüğümüzü sağlamak için direniyoruz. Son 40 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. DBP’nin siyasi hakkını savunmayanlar bilsinler ki onlar da siyaset yapamaz. 26 belediyemize kayyım atadılar. Yeni belediyelere kayyım hazırlığı olduğunu, HDP’lileri tutuklama isteklerinin olduğunu biliyoruz. Bütün bunlara rağmen biz siyasette direnmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz”

‘Korkularını gizlemeye çalışıyorlar’

Siyasetin yapılamadığı alanda şiddetin baskın olduğunu ifade eden Tuncel, “Son süreçte de yaşadığımız odur. Amed’te 53, Colemêrg’te 9, Qers’ta 20, Wan’da 27, Sêrt’te 27, toplamda 136 kişi rehin tutuluyor. Ankara’dan konuşarak olmuyor. DBP olarak yerimizdeyiz, mücadele etmeye devam edeceğiz. Tehditler karşısında siyaseti bırakacak değiliz. AKP daha büyük siyasi soykırım operasyona hazırlanıyor. Türkiye’nin en zayıf olduğu dönemi yaşıyor. Korkularını gizlemek için herkese hodri meydan diyorlar. Suriye ne kadar güvensizse Türkiye de o kadar güvensizdir. Türkiye bu politikalarla bir yere varamaz” dedi.

AMED / DİHA

MHP’nin Başkanlık Desteğine AKP Yeşil Işık Yaktı

Türkiye’de 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası geri plana itilen başkanlık sistemi tartışmaları yeniden ivme kazandı. Dün partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli, iktidar partisinden başkanlık sistemiyle ilgili Anayasa değişiklik taslağını Meclis’e sunmasını istedi.

Bahçeli, “AK Parti başkanlık sistemiyle ilgili inadını sürdürecekse, Anayasa taslağını TBMM’ye getirmelidir. Ya 367’yi aşarak kanunlaşacaktır ya da milletin kararına sunulacaktır. Bizim tercihimiz her zaman olduğu gibi parlamenter sistemin devamı, güçlendirilmesi, reforma tabi tutulmasıdır. Ancak milletimiz aksini söyleyecek olursa buna da diyeceğimiz herhangi bir şey doğal olarak bulunmayacaktır. Türkiye’nin nasıl ve hangi sistemle yönetileceğiyle ilgili muamma bize göre kapanmalı, bu iş kökünden bitirilmelidir” dedi.

Bahçeli, başkanlık sistemi için “seçilmiş despot” tabirini kullanmıştı

MHP liderinin bu sözleri ilginçti. Zira daha Ocak ayında partisinin Kızılcahamam’da yaptığı kampta MHP lideri, “Türkiye’ye seçilmiş despot değil yeni Anayasa gerekmektedir” demişti.

“Biz anayasa yoluyla millet olmadık. Anayasa yoluyla da devlet kurmadık. Yeni anayasa bir ihtiyaçtır. Türkiye’nin yeni anayasa kılıfı altında başkanlık sistemine geçmesine, parlamenter sisteme kilit vurmak için her kumpastan medet uman ilkel zihniyetlere ortak olamayız. Türkiye’ye seçilmiş despot değil, yeni anayasa gerekmektedir.”

Binali Yıldırım: “Bahçeli’ye teşekkür ederiz, Anayasa taslağını kısa sürede TBMM’ye getireceğiz”

Ancak MHP liderinin Başkanlık Sitemi ile ilgili siyasi manevrası iktidar partisinde derhal yankı buldu. Bu sabah AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katılan Başbakan Binali Yıldırım, milletten yana tavır koyduğu gerekçesiyle Devlet Bahçeli’ye de teşekkür ederken Anayasa taslağını kısa sürede TBMM’ye getireceklerini açıkladı.

Yıldırım, “AK Parti olarak bizim baştan beri söylediğimiz şey, Türkiye fiili durumu hukuki durum haline dönüştürmek mecburiyetindedir. Bir anayasa ihtiyacı artık acil hale gelmiştir. Sayın Bahçeli’nin beyanatları cesaret verici. Biz hazırız. Bu yolda adımları da atacağız. Kararı ya Meclis verecek ya da millet verecek. Milletin verdiği karar en doğru karardır. Kısa sürede Meclis’e yeni anayasa getireceğiz. Sürekli güçlü bir siyasi iradeyi oluşturacak bir sistem değişikliği Türkiye’nin vazgeçilmez bir ihtiyacıdır” dedi.

Kemal Can: “AKP ve MHP arasında bir mutabakat olduğu açık”

Başkanlık sistemiyle ilgili gelişmeleri Amerika’nın Sesi’ne değerlendiren gazeteci Kemal Can, Bahçeli’nin çıkışının bu konudaki bir diyalog sonucu olduğu intibaı yarattığını söyledi.

MHP’yi yakından takip eden Can, “AKP başkanlık sistemini uykuya yatırdı ve bu konuya dair tartışmaları soğuttu. Bugün Erdoğan’ın ısrarı da Bahçeli’nin direnci de hatırlanmıyor. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası MHP içinden hiç kimse partinin eski pozisyonunu Bahçeli’ye hatırlatmak istemez. Partide bunun siyasi vasatı yok. Ayrıca darbe girişimi sonrası Bahçeli-Erdoğan ilişkilerine bakılırsa bu çıkış hayatın olağan akışına uygun. AKP ve MHP’yi bugün ayrı siyasi reflekslere sahip diye düşünmemek gerek. Bir mutabakat olduğunu açık” dedi.

CHP’li Levent Gök: Kapalı kapılar ardında pazarlık mı var?

Kemal Can’ın işaret ettiği “mutabakat” ve “diyalog”dan en büyük rahatsızlık duyan parti hiç kuşkusuz Cumhuriyet Halk Partisi. Ana muhalefet partisi TBMM Grup Başkan Vekili Levent Gök, Bahçeli’nin Türkiye’ye yeniden tehlikeli bir süreceği sürüklediğini belirtti.

Gök, “Biten bu tartışmayı başlatmakla Sayın Bahçeli’nin neyi amaçladığını da anlamakta güçlük çekmekteyiz. CHP demokratik parlamenter sistemin sonsuza kadar sürmesi açısından elinden gelen her türlü gayreti gösterecektir ve Parlamentomuz buna izin vermeyecektir. Böyle bir tartışma anlamsızdır, böyle bir tartışma yararsızdır. Böyle bir tartışmanın içerisine Türkiye’yi tekrar sürüklemek son derece yanlış, son derece tehlikelidir” dedi.

CHP Grup Başkan Vekili, iki parti arasında pazarlık olabileceğini iddia etti.

“Sayın Bahçeli herhalde bu açıklamayı durup dururken yapmamıştır. Bitmiş olan bir tartışmanın başlatılması insanın aklına ‘kapalı kapılar ardında başka pazarlıklar var mı’ sorusunu getiriyor. Bu tereddütleri gidermek de en başta Sayın Bahçeli ve MHP’ye düşer.”

Meclis’te grubu bulunan dördüncü parti HDP ise Figen Yüksekdağ aracılığıyla başkanlık sistemine karşı duran politik tutumlarında bir değişiklik olmadığını ortaya koydu.

Figen Yüksekdağ: MHP, AKP ve Erdoğan’ı destekleyene çizgide

Dün Meclis Grup Toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, Bahçeli’nin sözlerinin iktidar partisine destek anlamına geldiğini söyledi.

Yüksekdağ, “Aslında Sayın Bahçeli’nin sadece bugün yaptığı konuşmaları ile değil, son bir, bir buçuk yıllık süreç içindeki politikalarıyla açığa çıkmış bir şeydir. MHP politikası geride bıraktığımız bir buçuk yıllık süre içinde aslında AKP ve Erdoğan’ı destekleyen, burada saflaşan bir politik çizgi olmuştur. Son açıklamasını da daha somut hale getirilmesi olarak görüyorum. Biz böyle bir yaklaşımı Türkiye toplumuna, toplumunun eğilimlerine ve arayışlarına rağmen, böyle bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz” dedi.

Yüksekdağ, partisinin parlamentoyu devre dışına bırakan politikalardan vazgeçmesi için çalışmalarını sürdüreceğini dile getirdi.

Ehmed: Türkiye Efrîn’e saldırabilir

Son dönemlerde Suriye’de belirsizliği doğru bir gidiş başladı. Bu belirsizlik ABD ile Rusya arasındaki çelişkilerin fazlasıyla derinleşmesine neden oldu. Her iki güç arasındaki Suriye konusundaki ilişki ve görüşmeleri bitti.

Öte yandan Suriye Baas Rejimi Halep ve Humus’ta ilerlemeye başladı. Türkiye’nin Cerablus işgali ise yayılarak devam ediyor. Tüm bu olup bitenlerden ötürü Suriye’de neler olup bitiyor, Kuzey Suriye ve Rojava Federasyonu çalışmaları ile Rojava ve Kuzey Suriye’yi bekleyen tehlikelerin neler olduğunu Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanı İlham Ehmed değerlendirdi. Ehmed, Rusya ile ABD arasındaki çelişkilerin sahada söylemlerin tersine olduğunu söyledi. Ehmed, Erdoğan ve Türkiye’nin asıl hedefinin Halep Musul hattı olduğunu belirterek, Rojava’nın Efrîn Kantonu’nun ise büyük bir tehlike altında olduğu, Efrîn’e yönelik her an bir saldırı olabileceğine dikkat çekerek duyarlılık çağrısı yaptı.

Suriye’de gelinen durumu nereyi gösteriyor. Suriye’de gelişmeler nereye doğru gidiyor?

ABD Başkanlık seçimine gidiyor. Bir süre önce ABD ile Rusya’nın anlaşmasıyla bir ateşkes ilan edildi. Aslında ne tam ateşkes denilebilir ne de hiçbir şey olmadı demek doğru olur. İnsan ne başladı ve bitti diyebilir. Neden insan hiç ateşkes gibi bir şey olmadı diyebilir.

Sahada çatışan güçler bir düzeye kadar uyguladı. Ancak dışarıdan bu güçlere müdahale eden güçlerin durumundan kaynaklı bu ateşkes ihlal edildi, bozuldu kimi yerlerde.

Ama gelinen sonuçta Rusya ateşkesin bozulmasından sonra Halep’e yönelik yeni bir hamle başlattı. Rusya-rejim ve İran birlikte bu hamleyi başlattı. Halep şimdi bir düzeye gelmiş durumda. Rejim güçleri ilerlemiş tümüyle kontrolü altına almak istiyor.

Türkiye’den Bab tarafından Halep’e kadar ilerlemek istiyor. Türkiye’nin uluslararası güçler ona yeşil ışık yakmadan Cerablus ve Rai’yi işgal etmesi mümkün değildi. Rusya, Rejim ve İran tarafından Türkiye için bu yeşil ışık yakılmıştı. Bu işgal bir de koalisyon güçlerinin desteğiyle gerçekleşmiş ve devam ediyor.

Türkiye ise bunu Halep’e ulaşmak için kullanıyor. Türkiye, Halep’teki savaşın bitmemesi için bunu kullanıyor. Türkiye Bab’ın işgali üzerine bu stratejisini kurmuş durumda. Türkiye’nin asıl hedefi ise tüm Halep’tir. Bir de şöyle bir şey var, amacına ulaşamayınca bu kez oradaki savaşın sürmesi, istikrarın sağlanmaması politikasını izliyor. Halep ile birlikte Türkiye Kuzey Suriye’nin tamamını işgal ederek kontrolü altına almak istiyor. Türkiye’nin böyle bir amacı var. Rojava’da geliştirilen sistemi yıkmak istiyor. Bununla aslında tüm Suriye’yi kontrolü altına almak istiyor.

Türkiye’nin Kuzey Suriye işgali sürüyor. Bu işgalle neyi hedefliyorlar?

Rusya-İran-Rejim Türkiye’nin bu amacını biliyor. Kabul ederler mi belli değil. Ancak kabul etmeleri mümkün değil. Koalisyon güçlerinin DAİŞ ile mücadele plan ve projesi vardı. Türkiye’nin işgaline bunun için onay verildi. Türkiye ise şimdi sözde DAİŞ ile mücadele ediyor adı altında işgalini sürdürüyor. Türkiye’nin planı DAİŞ’in olduğu bölgeleri temizledikten sonra Kürtlerin olduğu bölgelere saldırmaktır. Bu durumda koalisyon güçleri de tehlikeye girer. Uluslararası güçler ve koalisyon güçleri bunun farkında.

Rusya ile ABD arasında savaşa doğru bir gidişin olduğu yönünde çelişkilerin derinleştiği yönünde bir yansıma var. Bununla bir dünya savaşının başlamasına ramak kaldı şeklinde bazı çevreler tarafından değerlendiriliyor. Sahada ise durumun bu olmadığı düşüncesindeyiz. Rejim tarafından Halep’in kontrol edilmesi sadece Rusya’nın istemi olarak gösteriliyor. ABD’nin buna sessiz kalması ve ilişkilerin bu dönemde kopma noktasına götürülmesi bunu daha fazla imkan sundu. Rejimin Halep’te kontrolü sağlanmanın yolunu daha fazla açtı. Bu gelişme Suriye’de hangi güç ve tarafın ne istediğine bağlı bir şekilde yaşanıyor.

Erdoğan açıklamalarında Sevr ve Lozan’ın ellerinde olanı aldığını söyledi. Skeys-Picot anlaşmasından da rahatsızdır. Yani bu anlaşmaların hiç birini kabul etmiyor. Erdoğan bu anlaşmalardan önceki döneme dönmek istiyor. Daha doğrusu anlaşmalar öncesindeki pozisyon ve statüyü istiyor. Erdoğan’ın Suriye’deki amacı bir Türkmen devletini ilan etmekten daha ötedir. Evet, bölgenin demografisini değiştirip Türkmenleştirmek istiyor. Aslında Türkmen dediğinin birçoğu aslında Türkmenlikle alakası yok. Türkmenleri temsil etmiyorlar. Kendine göre oluşturduğu Türkmenlerdir. Sistemimizin içinde olan saygıdeğer Türkmenler var. Kendilerinin bu yönlü söylemleri var. Erdoğan’ın kendine göre bir Türkmen yaratmak istediğini söyleyerek Türkmenler adına konuşmasından da rahatsızlık duyuyorlar.

Erdoğan’ın hedef ve amacı sadece Suriye ile de sınırlı değil. Halep Musul arasındaki tüm bölgeyi istiyor. Ve Musul’un kendisini de istiyor. Böyle büyük ve hayali bir amaç peşindedir. Bu yüzden her gün yaptıkları açıklamalarla istenmemelerine rağmen Musul operasyonuna katılacağız diyorlar. Musul’un özgürleştirilmesi için katılmaya hazırız, Rakka işte eğer Kürtler katılmasa biz katılmaya hazırız şeklinde gün aşırı açıklama yaptıkları görülüyor. Kürtlerin bu operasyonlara katılmaması gerekiyor açıklamalarını yapıyorlar. Aslında Erdoğan ve AKP’lilerin bu açıklamaları hedeflerinin sınırlarını ele veriyor.

Uluslararası güçler nezdinde Suriye’de Türkiye’nin işgaline göz yumulması, önünün açılması öyle olumlu karşılanmıyor. Hatta buna karşı tepkiler ve kaygılar gelişmiş durumda. Eğer olumlu görülseydi Türkiye şimdi Halep’te olurdu. Türkiye’ye Suriye toprakları içinde kontrollü ilerleme şeklinde izin verilmiş. Attığı her adımda yakından takip ediliyor. Öyle ki gerçekleştirilen katliamlar, talan vb. olumsuzluklar yarın Türkiye’nin yargılanması için önüne çıkabilecek kanıtlarda olabilir. Ancak Türkiye’nin bu kontrollü ilerleyişinin de nereye kadar ve nereye doğru gideceği belli değil. Tehlike burada. Türkiye bu durumu da ABD Başkanlık seçimi öncesi olarak yakaladığı bir boşluktan faydalanma, fırsata dönüştürme şeklinde değerlendiriyor.

Efrîn Türkiye’nin bu planının içinde nasıl yer alıyor?

Türk devletinin Efrîn’e yönelik saldırı planları var. Büyük bir ihtimalle saldırmayı düşünüyorlar. Elimize, geçtiğimiz günlerde Reyhanlı’da Efrîn’e yönelik saldırı planı için bir toplantı yapılmış şeklinde bazı bilgiler de ulaştı. Onun için aslında Efrîn tehlikededir. Efrîn’de bir milyondan fazla insan yaşıyor. Bu insanların hepsi tehlikededir. Efrîn’in kendisini bu durumdan çıkarması gerekir. Bu tehlikeli durumdan kendisini çıkarması gerekir. Efrîn bunu yollarını açmak ve çevresini genişletmekle önleyebilir.

Türkiye’nin bu amaç ve hedefleri ile DAİŞ ile ilişkileri hiçbir yaptırımla karşı karşıya kalmaz mı sizce?

İki yıl önce Türkiye’nin teröre destek veren ülkeler listesine girerek yargılanacağını söylemiştim. Bunun için veriler giderek somutlaşmış durumda. Türk devletinin DAİŞ’e destek verdiği destekten öte DAİŞ’yi oluşturduğu yönünde çok sayıda somut belgeler ortaya çıktı. Bu da yargılanması için yeterli kanıtlardır. ABD’de geçtiğimiz günlerde bir karar çıkarıldı. Türkiye’nin muhalefetine rağmen bu karar çıktı. Bu karar işte bu tür ülkeleri yargılama kararıydı. Arkasından Suudi Arabistan’a bu yönlü davalar açılmaya başlandı. Ancak Türkiye için uluslararası güçler bu yargılamayı başlatmanın kararını henüz almış değiller. Almışlarsa bile henüz açıklamış değiller. Suudi Arabistan’dan sıranın Türkiye’ye gelme ihtimali yüksektir. ABD seçimlerinden sonra Türkiye’nin durumu da gündeme alınacak diye düşünüyorum.

Suriye üzerinde ve bölgede etkili olan güçler nasıl bir Suriye İstiyorlar?

Suriye’de hangi gücün ne istediğinin haritası henüz tam netleşmiş değil. Netleşmişse bile henüz dünya, bölge ve Suriye halklarına açıklanmış değil. Yani ABD nasıl bir Suriye istiyor, parçalanmış bir Suriye mi, birlik halindeki bir Suriye mi, federal bir Suriye mi istiyor, merkezi bir Suriye mi istiyor henüz net değil. Rusya’nın nasıl bir Suriye istediği henüz net değil. Zaman zaman yaptıkları bazı açıklamalarda Kürt halkının haklarının garanti altına alınması gerekir diyorlar. Ancak nasıl bir model istedikleri henüz çok netleştirmiş değiller kanımca. Belki de netleştirmişler ancak henüz kamuoyuna duyurmadılar.

Gelişmeler Suriye’deki savaş ve krizin devam edeceğini gösteriyor. ABD’deki başkanlık seçimleri bitip yeni yönetim görevini devir aldıktan sonra büyük bir ihtimalle çözüm yolları aranır. Büyük bir ihtimalle ondan seçimlerden sonra çözüm yol ve yöntemleri aranır. Onun için öyle çok kısa sürede çözüm yol, yöntemi belli olur ve o doğrultuda çabalar gösterilir gibi bir durum şimdilik görünmüyor.

Bu kaos ve kriz içinde Kürtler ve Kuzey Suriye halkları nasıl bir yol izliyor?

Kürtler bu derin kriz ve kaos içinde yüz yüze geldiği taraflar ve güçler var. Bir tarafta DAİŞ, diğer tarafta Türkiye devletinin saldırılarıdır. Bu her iki tarafla Kürtler sık sık karşı karşıya kalıyor. Zaman zaman da rejim ile karşı karşıya geliyor.

Kürtler bölgenin halkları ile birlikte bu güçlere karşı kendini savunmak zorundadır. Yeniden merkezi bir sisteme dönüş yapılmaması için demokrasi ve merkezi olmayan bir sistemde ısrar etmesi gerekiyor. Siyasi çözümde yer alması içinde somut pratik adımlar atması gerekiyor. Attığı adımlarda ısrarlı olmalıdır. Bu adımlar ister Rakka’ya doğru, ister Bab ya da Halep’e doğru gidiş mi olur ne olursa olsun atılacak adamları olmalıdır. Bu adımlarla siyasi çözümde yer alması garanti altına alacak. Böyle olmasını istemeyen güçler var. En başta da Türkiye o yüzden bu adımları engellemeye çalışıyor. Öyle iki üç aylık süre içinde çözümden yana çok fazla bir şey görünmüyor altı ay içinde çözümün nasıl olacağı yönünde bazı şeyler açığa çıkacak.

Kuzey Suriye Federasyonu projemizin kabul edilmesi için diplomatik, siyasi çabalarımız var. Görüştüğümüz taraflara bunu anlatıyor ve kabul edilmesini, resmi tanınmasını söylüyoruz. Kabul etmeseniz bile projenin iyi olduğu yönünde açıklama yapmalarını bekliyoruz. Bu çabalar ABD, Rusya, rejim nezdinde sürdürülüyor. Yani bölge ve özellikle Suriye üzerinde etkili olan tüm güçlerle bu yönlü görüşmeler yapıyoruz. Bu güçlerle bu doğrultuda tartışmalarımız var. Resmileştirme çabalarını sürdürüyoruz. Sorun sadece Kuzey Suriye modeli de değil. Onu da aşıyor. Sorun tüm Suriye sorunudur. Tüm Suriye sorununa çözüm arıyoruz. Onun çabasını sürdürüyoruz. Çünkü böyle bir projenin sahibiyiz. Çaba ve çalışmalarımızda bu doğrultuda çözme yönündedir. Bir anlamda çözümün yol haritasıdır sunduğumuz. Girişimlerimize olumlu cevap veren güçler var. Örneğin Rusya olumlu yaklaşıyor ve olumlu cevaplar veriyor. Olumlu gören daha başka güçler ve ülkelerde var. Çünkü ret edilecek bir sistem değil. Hayır demek istemeyenler de Suriye halklarının kararıdır diyor.

Bir anda gündem Türkiye’nin Irak’taki güçleri ve Musul oldu neden?

Musul’un DAİŞ’ten temizlenmesi, özgürleştirilmesi gündemdedir. ABD Musul’un bu dönemde özgürleştirilmesini istiyor. Seçim öncesi ABD’ye bir moral getirir ve seçimleri de etkiler. Türkiye ise pratik uygulamalarıyla Musul’un özgürleştirilmesi önünde engel oluşturuyor. Adeta Musul’un DAİŞ’ten temizlenmesini istemiyor. Türkiye’nin Irak’taki güçleri Musul’un DAİŞ’ten özgürleştirilmesinin önünde engel oluşturuyor. Tüm uygulamaları bunu kanıtlar nitelikte. Ama buna rağmen Musul operasyonuna katılmak için ısrar ediyor. Aslında bu çok farklı yorumlara açık bir durum. Kaldı ki yapılan bazı açıklamalar vardı. Türkiye DAİŞ’i ve emirlerini korumak için bölgede olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldı. Türkiye’nin Musul operasyonunda yer almakta ısrar etmesi birçok kesim tarafından kabul edilmiyor. Örneğin Şiiler bunu kabul etmiyor. Geri kalan Irak halk kesimleri de kabul etmiyor. Türkiye şimdiye kadar sürekli eğer PKK bu operasyona katılırsa bizde olmalıyız şeklinde gerekçesini ileri sürdü. Sürekli PKK’yi bahane etti. Son dönemlerde PKK’nin operasyonda yer alması gündemde değil. Irak temsilciler meclisi ABD’nin de onayı ile Türkiye güçlerine ilişkin kararı çıkardı.

Türkiye’nin buna karşılık savunma amaçlı açıklaması neydi, güçlerimiz Güney Kürdistan yetkililerinin onayı ile oraya yerleşti. Güney Kürdistanlı yetkililerden gelip operasyona katılın çağrısını bekliyoruz açıklamalarını yaptı. Güneyli yetkililerden şu ana kadar elle tutulur hiçbir açıklama yapılmadı. Türkiye söylediklerinin doğru ya da yanlış olduğu yönünde hiçbir açıklamaları şu ana kadar olmadı. Biz Irak temsilciler meclisinin aldığı bu kararı olumlu buluyoruz. Kararda Türkiye’nin güçlerinin Irakta kalması ve Musul’u özgürleştirme operasyonuna katılmasını hangi güç ve taraf kabul ederse onları da uluslararası mahkemede şikayet ederiz deniliyor. Ayrıca onları hain ilan ederiz gibi bir vurgu var.

Bu kaos ve kriz içinde birde ENKS kalıntıları var. Onlarda bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu toz duman içinde ne yapmaya çalışıyorlar?

ENKS’den kalma bazıları bize göre kararlarını vermişler. Sürekli Şêx Maqsûd’a saldıran, orada sivil katliamlarını gerçekleştiren Suriye Ulusal Koalisyonu çizgisinde kalmaya karar vermişler. Israrla kendilerini, var oluşlarını orada görüyorlar. Onunda dışında içinde yer alabilecekleri bir yer yok. Budan dolayı Rojava Özerk Yönetimi, Federasyon ile Rojava ve Kuzey Suriye’de gelişen her türlü çözüm projelerine karşı çıkıyorlar. Aleyhinde çalışmalar yürütüyorlar. Karalama, suçlama amaçlı girişimlerde bulunuyorlar. Kötü oyunlar peşindedirler. Oynayabildikleri kötü oyunları oynamaya da devam ediyorlar. Örneğin Rojava Özerk Yönetimi ile DAİŞ’i aynı kefeye koyma çabalarını veriyorlar. Bunlar çok kötü çabalardır. Yıkıcı çabalardır. Siyasal körlük yaşadıkları kanısındayım. Çünkü uluslararası tüm güçler Rojava özerk yönetimlerini demokratik bir güç olarak görüyor. DAİŞ’e karşı en ciddi mücadele veren bir irade olarak görüyorlar.

Aynı zamanda çözüm gücü olarak görüyorlar. Fakat bunlar o kadar büyük bir körlüğü yaşıyorlar ki bunu göremiyorlar. Kapı kapı dolaşıp işte özerk yönetim böyledir, şöyledir, DAİŞ ile aynıdır gibisinden anlatımlarda bulunuyorlar. Dünya genelinde yaşanan gelişmeler DAİŞ karşıtlığı temelinde yaşanan gelişmelerdir. Bu yönetim ve onun savunma güçleri şu ana kadar en etkili ve fazla DAİŞ’e karşı mücadele etmiş bir güç ve iradedir. Bunu tüm dünya gördü ve takdirle karşıladı. Böyle bir dönemde DAİŞ ile aynılaştırmak kadar aptalca bir tutum olamaz. Uluslararası güçlere bizi şikayet etmeye çalışıyorlar. Görüş ve kararları üzerinde etkili olmaya çalışıyorlar. Şimdiye kadar şahısların ülkelerin kararlarını etkilediği görülmemiştir. Belki onları dinler gibi görünürler ama arkalarından dalga geçiyorlar.

Şunu söylemek istiyorum bu karşıtlık çizgisinde ısrar etmeleri aslında kendilerini yok oluşa doğru götürüyorlar. Kendilerini bitiriyorlar. Rojava ve Kuzey Suriye gerçekliğini, bu gerçeklikte yaşanan gelişmeleri, çözüm, birlik, demokratik iradeyi görmemede ısrarları onlar için büyük bir tehlikedir. Çünkü herkesin artık bu bölgeyi kendine göre bir isim koyma arayışında olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu gelişmeler ve değişimi görmeyip bildiğin klasik politikalarla devam etmek kendini yok etmektir. Şimdi bunu yaşıyorlar. Bu durumda söyledikleri sadece ve sadece Türkiye’nin hoşuna gidiyor. Oda onlara birkaç kuruş para verebiliyor. Onun ötesinde bir şey de vermez o konuda da kendini kandırmasınlar. Onların yapacağı tek şey kalmış bu yoldan vazgeçip ulusallaşma yönünde yürütülen çalışmalara yönelmeliler. Bunun dışında onlar için başka bir yol kalmamış. Yine de karar onlarındır.

ANF

Bakanlığın termik santraldeki karar değişikliği hukuksuz

Amasra’da termik santrale ilişkin hazırlanan ÇED’i daha önce alternatif alan isteyerek ‘olumsuz’ bulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, aynı ÇED’i bu kez ‘olumlu’ buldu. CHP Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, “Alternatif yer seçimi yapılmadan, eskisinden farklı yeni bir yer gösterilmeden bakanlıkça ÇED sürecinin “olumlu” bulunması usulsüz ve hukuksuz olup, Amasra ilçesine doğal, ekolojik, tarihi ve turistik yapısı doğrultusunda yüklenen kimliğine aykırıdır” dedi.

CHP Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Amasra’ya kurulması düşünülen termik santral ile ilgili Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecinin nihai kararını olumlu bularak imzalamasına tepki gösterdi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın döneminde Bakanlık Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü’nün aynı firmanın daha önce yaptığı ÇED başvurularında yer seçimiyle ilgili karşı görüş belirttiğine dikkat çeken Yalçınkaya, o dönem termik santralin bölgenin turizmine ve turizm kimliğinin devamlılığını olumsuz yönde etkileyeceği, Amasra’nın, Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nca dünyanın 100 sıcak noktadan biri olarak kabul edilen Küre Dağları Milli Parkı’nın giriş kapısı niteliğinde olması ve bölgenin balıkçılığını olumsuz yönde etkileyeceği gerekçelerinin sunulduğunu hatırlattı.

Bu nedenlerle Çevre ve Orman Bakanlığı’nca uygun bulunmadığı belirtilip, alternatif alanların belirlenip tekrar sunulmasına karar verildiğini hatırlatan Yalçınkaya, “Alternatif yer seçimi yapılmadan, eskisinden farklı yeni bir yer gösterilmeden bakanlıkça ÇED sürecinin olumlu bulunmasının usulsüz ve hukuksuz olup, Amasra ilçesine doğal, ekolojik, tarihi ve turistik yapısı doğrultusunda yüklenen kimliğine aykırıdır. Bakanlığın Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü ile Strateji Geliştirme Başkanlığı’nın ayrı tarihlerde yaptığı termik santralin olumsuzluğuna yönelik açıklamaları ile Bakanlığın vermiş olduğu ‘ÇED olumlu kararı’ somut bir çelişki oluşturmaktadır” diye konuştu.

Yalçınkaya, “Bakanlık aldığı kararla, kendine bağlı genel müdürlüğün ve bir başkanlığın açıklamalarını adeta yok saymaktadır. Bir kez daha vurgulamak isterim ki 3 bin yıllık tarihi geçmişi olan, eşsiz doğal güzelliklere sahip Amasra’ya termik santral kurulması bir cinayettir. Termik santral kurulması konusunda yolu açanlar da bu cinayete ortak olacaklardır” dedi. (Ankara/EVRENSEL)

Dilek Doğan davası sonrası polis saldırısı: 6 gözaltı

Sarıyer’de 18 Ekim’deki ev baskını sırasında polis kurşunuyla hayatını kaybeden Dilek Doğan’ın katline ilişkin davanın 4. duruşması İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Basın mensuplarına ve izleyicilere kapalı olan duruşmaya tutuksuz sanık Y. M. katılmazken, taraf avukatları hazır bulundu. Mahkeme Başkanı Nimet Demir, olay gününe ait kamera kayıtlarının inceleyen bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştığını söyledi.

KAMERA KAYITLARI SİLİNMİŞ!

Bilirkişi inceleme Raporunda kamera kayıtlarının mahkemenin çekim yapılan kamerayı istediği gün getirilmesi mümkün olmayan bir şekilde silindiği bildirildi. Yine olay anına ait çekim yapılan kameranın dosyaya gönderildiği ve kesildiği belirtilen görüntülerin kesilip, kesilmediğine dair bilirkişi raporu dosyaya tebliğ edildi. Bilirkişi tarafından hazırlanan raporda kamera üzerinde 6 gün boyunca inceleme yapıldığı ve olay anına dair kameradan görüntülerin silindiğinin tespit edildiği belirlendi.

TANIK DİNLENDİ

Duruşmada söz alan avukat Oya Aslan, HDP Milletvekili Garo Paylan’ın duruşma salonuna alınmasını talep etti. Mahkemede, duruşmanın kapalı yapılması yönünde karar alındığını belirterek talebin reddine karar verdi. Sesli ve görüntülü kaydın yapıldığı duruşmada Yusuf Köse tanık sıfatıyla dinlendi.

GÖRÜNTÜLERİ JANDARMA KRİMİNAL DE İNCELEYECEK

Avukatların talebi üzerine mahkeme heyeti, olayı kaydeden kameranın Jandarma Kriminal Kurumu’na gönderilerek olaya ilişkin görüntülerin geri getirilmesi, geri getirilmesi mümkünse arada görüntülerin çıkarılma işleminin yapılıp yapılmadığı konusunda rapor hazırlanmasını istedi. Mahkeme heyeti ayrıca sanık polis memuru Y. M. hakkında yurtdışı çıkış yasağı koyarak duruşmayı 12 Ocak 2017’ye erteledi.

Davanın ardından Dilek Doğan’ın ailesi ve avukatları adliyenin karşısındaki alanda davaya ilişkin açıklamalar yaptı. Baba Metin Doğan, delillerin karartıldığını belirterek, beklentilerinin adaletin yerine gelmesi olduğunu söyledi. Bu sırada pankart açmak isteyen Halk Cephesi üyeleri Çevik Kuvvet’in saldırısına uğradı.

Saldırıda Hasan Ferit Gedik’in dedesi Mustafa Meray dahil 6 kişi gözaltına alındı. (İSTANBUL)

Canpolat: Hükümet Alevilerin vergisini alıp hakkını vermiyor

CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, Alevi vatandaşlara yönelik ayrımcı politikalara son vermesi için hükümete çağrı yaptı.

Canpolat, Karacaahmet Sultan Dergahı’nda yaptığı konuşmada “Bu kadar baskıya ve ayrımcılığa rağmen Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin bölünmesi için uğraşmadılar aksine bir arada kalması için mücadele ettiler. Ülkesini seven, sahip çıkan yurtsever insanları inançları dolayısıyla yok sayamayacaksınız. AİHM kararlarını uygulamak zorundasınız” dedi.

CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, il başkan yardımcıları ve ilçe başkanları, Karacaahmet Sultan Dergahı’nı ziyaret ederek Muharrem orucunu vatandaşlarla birlikte açtı. İl Başkanı Canpolat, cemevlerinin ibadethane statüsüne alınmasına ilişkin AİHM’in aldığı kararlara rağmen hükümetin Alevi vatandaşlara yönelik ayrımcı politikalarına devam ettiğini söyledi. Hükümetin vatandaşlar arasında bölücülük yaptığını kaydeden Canpolat, cemevlerinin ibadethane statüsüne alınmasıyla ilgili AİHM’in aldığı kararların bir an önce uygulanmasını gerektiğini vurguladı. Canpolat, “Alevilerin vergilerini alıp haklarını vermeyen mahkeme kararlarını uygulamayan hükümete sesleniyorum; artık kendi vatandaşlarınız arasında artık ayrımcılık yapmayın. Alevileri öteki olarak gösterip sadece kendisi gibi düşünenlere bütçe vererek, Alevilerin hiçbir talebini yerine getirmeyerek, hiçbir hakkını vermeyerek yaptığınız bu ayrımcılığa son verin. AİHM kararlarını uygulamak zorundasınız. Peşinizi bırakmayacağız. Taleplerimizi parlamentoya taşımaya devam edeceğiz” dedi.

Türkiye’deki inanç gruplarıyla ilgili yapılan bir anketi de örnek gösteren Canpolat, “Kendisini Alevi olarak niteleyen insanların daha önceki anketlerde oranı %25 iken bugün %10 olarak görünüyor. Bu Alevileri vali yapmama, kaymakam yapmama, ülke yönetiminde söz sahibi olmalarını engelleme anlayışının göstergesidir. Bütün bu dışlamalara, bu kadar baskıya, ayrımcılığa rağmen Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin bölünmesi için uğraşmadılar aksine bir arada kalması için mücadele ettiler. Devletin yeniden yapılanması sürecinden geçerken bir kez daha söylüyoruz artık bu ayrımcılığa son verin. Ülkesini seven, sahip çıkan yurtsever bu insanları dışarıda tutmayın, tutamayacaksınız da. Bu mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz” diye konuştu. (İstanbul / EVRENSEL)

Rusya’nın Suriye’ye yerleşmesine resmi onay

Rus hava güçlerinin Suriye’nin Lazkiye vilayetindeki Hmeymim Üssü’nde süresiz olarak konuşlandırılmasını öngören anlaşma, Federasyon Konseyi’nde onaylandı.

Rus parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi, Rus hava güçlerinin Hmeymim Üssü’nde süresiz olarak konuşlandırılmasını öngören anlaşmayı 158 senatörün ‘Evet’ oyu ile kabul etti. Federasyon Konseyi’ndeki oylamada bir senatörse çekimser kaldı.

RUS ASKERLERİNE DİPLOMATİK DOKUNULMAZLIK

Sputnik’in haberine göre anlaşma ile Hmeymim’deki askeri personel ve ailelerine diplomatların sahip olduğu dokunulmazlık hakkı da sağlanacak. Ayrıca Rus askerler, Suriye’ye girerken sınır kontrolünden geçmeyecek.

Rus parlamentosunun alt kanadı Duma, Federasyon Konseyi’ndeki oylamadan önce anlaşmayı onaylamıştı. Anlaşmanın Rus parlamentosunda onaylanması, Rusya’nın Suriye’deki hava operasyonlarının birinci yılını doldurduğu döneme denk geliyor.
Moskova ve Şam’nın Ağustos 2015’te imzalandığı anlaşma doğrultusunda, Hmeymim’de konuşlu Rus güçlerinin başta el Nusra olmak üzere Suriye’deki cihatçı gruplara yönelik operasyonları Eylül 2015’te başlamıştı. (DIŞ HABERLER)

Irak, ‘Üs kurmamızı onlar istedi’ iddiasını yalanladı

Irak Başbakanı Haydar el İbadi’ye “Benim kalitemde değilsin. Musul’da bildiğimizi okuyacağız” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Bağdat’tan bir cevap daha geldi.

Irak’ın bu seferki yanıtı Erdoğan’ın “Başika üssünü kurmamız için, Davutoğlu döneminde bize talepleri var. Bunların hepsinin canlı kayıtları var ve bugün yarın bunların hepsi televizyonlarda yayınlanacak” sözlerine oldu.

Irak Başbakanlık Enformasyon Dairesinden yayımlanan açıklamada “İbadi’nin Ankara ziyareti sırasında, Türkiye’den, Başika’da bir üs kurmasını istediği iddiası asılsızdır. Ayrıca Türk Hükümetini yaptığı açıklamalarda, önce Musul Valisi Etil Nüceyfi’nin talebi üzerine daha sonra Kürdistan Hükümeti’nin talebi üzerine ve son açıklamalarında ise, Uluslararası Koalisyon Gücü’nün yalanlamasına rağmen, koalisyon gücü talebi ve izni üzere Başika’da bulunuyoruz sözlerinde çelişkiler görünmektedir. Türk Hükümeti’nin bu çelişkili açıklamaları, kendilerini ve sonucu bilinmeyen bir krize yol açarak, komşu bir ülkenin egemenliğine müdahale ederek Türk askerini zor durumda bırakıyor. Bu açıklamaların geçersizliğini ortaya koyan belgeleri yayımlayacağız. Biz, Iraklılar, Irak topraklarını IŞİD’den temizlemeye devam edeceğimizi vurguluyoruz. Egemenliğimize saldırana karşı direneceğiz. Zafer günü yakındır. Bizi, basında değeri olmayan ateşli açıklamalarla bildiğimiz gerçek yolumuzdan saptırmayacakladır.” dendi. (DIŞ HABERLER)

Usluer: AKP’nin geçmişteki ortağı FETÖ, bugünkü ortağı MHP

CHP’li Prof. Dr. Gaye Usluer başkanlık sistemine ilişkin Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına yönelik “AKP’nin geçmişteki ortağı FETÖ idi bugünkü ortağı MHP’dir. MHP ayrı bir siyasi grup gibi görünüyorsa da Meclis’teki tutumları kimin yanında oldukları, kime destek verdiklerini gösteriyor. Bahçeli birlikte hazırlığın ilk konuşmasını yaparak sinyali verdi. Bu bir mizansen, birlikte oynanan bir oyun. Sonraki sürecin Meclis’te oylama ve bu oylamada AKP ile MHP’nin birlikte oy kullanması” dedi.

CHP Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer ve CHP Milletvekilleri TBMM’de düzenledikleri basın toplantısında eğitim sorunlarına dikkat çekti. Gaye Usluer, Devlet Bahçeli’nin başkanlık sistemine ilişkin referandum açıklaması ve Başbakan Binali Yıldırım’ın başkanlıkla en kısa zamanda anayasa teklifini Meclis’e getireceği şeklindeki açıklamasının anımsatılması üzerine şöyle konuştu: “7 Haziran sonrasında sonuçlar daha açıklanmadan Bahçeli erken seçim sinyalini ve hiçbir parti ile koalisyona gitmeyeceği bilgisini vermişti. AKP’nin geçmişteki ortağı FETÖ idi bugün ki ortağı MHP’dir. MHP ayrı bir siyasi grup gibi görünüyorsa da Meclis’teki tutumları kimin yanında oldukları, kime destek verdiklerini gösteriyor. Bahçeli birlikte hazırlığın ilk konuşmasını yaparak sinyali verdi. BU bir mizansen birlikte oynanan bir oyun. Sonraki sürecin Meclis’te oylama ve bu oylamada AKP ile MHP’nin birlikte oy kullanması. 15 Temmuz darbe girişiminin temeli 17-25 Aralık’ta AKP’nin içinde olduğu yolsuzluk iddialarının gündeme gelmesi ve belgelenmesidir. Birinci milat budur. İkinci milat 7 Haziran 2015’tir. Kandırıldım diyerek kimseyi uyutamazsınız. Millet size notunuzu sandıkta verecek. Sizde o zaman göreceksiniz kandırılmanın maliyetinin ne olduğunu. Biz parlamenter sistemin arkasında durmaya devam edeceğiz.” (DHA)

ABD’den Erdoğan’a yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Musul operasyonuna ve Abadi’ye yönelik sözlerine yanıt veren ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, “Irak’ta konuşlu Türk güçleri uluslararası koalisyonun parçası olarak orada değiller” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Türk askerinin Başika bölgesindeki varlığına ilişkin Irak Başbakanı Haydar El Abadi’ye yönelik sözlerine bir yanıt da ABD’den geldi. Washington’da düzenlediği günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak Başbakanı El Abadi’ye ve Musul operasyonuna yönelik sarf ettiği sözlere ilişkin, Irak’ın tüm komşu ülkelerin Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı göstermesi gerektiğini ve Türk güçlerinin uluslararası koalisyonun parçası olarak Irak’ta bulunmadığını kaydetti.

Kirby, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Uzun süredir söylemekteyiz, burada geçen Cuma günü Brett McGurk’un de söylediklerini duydunuz. Irak’ın tüm komşuları Irak’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeli. Irak’ta konuşlu Türk güçleri uluslararası koalisyonun parçası olarak orada değiller ve Başika’daki durum Irak ve Türkiye hükümetlerinin çözmesi gereken bir sorun” diye konuştu.

‘Bütün yönetimleri IŞİD’e odaklanmaya çağırıyoruz’

Kirby, ABD’nin Türkiye ile Irak arasındaki diyalogu desteklediğini ve sorunun hızla çözülmesini sağlayacağını söyledi. Kirby, şunları kaydetti: “Bütün yönetimleri kendi ortak düşmanlarına, bizim ortak düşmanımıza, IŞİD’e odaklanmaya çağırıyoruz. Önümüzdeki, günlerde ve haftalarda tüm tarafların IŞİD’e karşı mücadele için atacakları adımları koordine etmeleri gerektiğine inanıyoruz.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Erdoğan’ın Abadi’nin Başika’da Türkiye’nin üst kurmasını istediğini kanıtlayacak şekilde elinde video kayıtlarının bulunduğu sözlerinin hatırlatılması üzerine de şu yanıtı verdi: “Bu değerlendirmeleri, videoyu görmedim. Başbakan Abadi, kamuoyu önünde davet edilmediklerini açıkça söyledi. Biz, onların koalisyonun bir parçası olarak orada olduklarını düşünmüyoruz ve Türkiye ile Irak’ın diyalog yoluyla bu konuda çalışmalarını istiyoruz.”

‘Musul operasyonuna Irak karar verecek’

Musul operasyonunun başlamasına Irak yönetiminin karar vereceğini vurgulayan Kirby, “Musul’u geri alma kampanyası bir Irak kampanyasıdır. Amerikan güçleri, geçmişte de olduğu gibi Irak Güvenlik Güçleri tarafından yapılacak bu kampanyaya destek verecektir. Kendileri hazır olduklarında karar vereceklerdir” dedi. Kirby, Irak Güvenlik Güçleri’nin, Abadiye verecekleri raporlara göre kararın alınacağını da kaydetti.

(rp)