Ana Sayfa Blog Sayfa 6234

AYM’den CHP’nin KHK’ler kaldırılsın talebine ret

Anayasa Mahkemesi, CHP’nin OHAL ile birlikte yürürlüğe giren KHK’lerin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin başvurusunu reddetti.

CHP tarafından yapılan başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi (AYM), başvuruyu, “görevsizlik” gerekçesiyle reddetti. CHP’nin 23 Eylül tarihinde AYM’ye götürdüğü 668 sayılı Karar Hükmünde Kararname (KHK) ile kamudaki tasfiyeler başlatılırken, Jandarmanın yeniden yapılandırılması karar altına alınmıştı.

5 Ekim’de AYM üyeliklerine seçilen iki ismin ant içme töreninde konuşan AYM Başkanı Zühtü Arslan, ”OHAL hukuksuzluk hali değildir” ifadesini kullanmıştı.

CHP’Lİ GÖK: ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI SKANDAL

CHP Grup Başkan Vekili Levent Gök, AYM’nin, CHP’nin OHAL’e ilişkin KHK’nin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu reddetmesini TBMM’de değerlendirdi. Gök, “Kanun Hükmündeki Kararnamelerle ilgili olarak yapmış olduğumuz başvuruya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi başvurularımızın reddine karar vermiş. Kararın gerekçesini bilmiyoruz ancak 1990 yılında aynı konuda benzer bir OHAL dönemine ilişkin kararnamelerde kendisini yetkili ve görevli sayan AYM’nin iptal kararıyla oluşan bir içtihat ve emsal kararı karşısında AYM’nin bu yapısıyla kendi içtihatlarını ve emsalini gözetmeksizin vermiş olduğu karar tam anlamıyla hukuk devleti açısından bir skandaldır. Devleti devlet yapan kurumlarıdır, mahkemeleri mahkeme yapan bağımsız olmaları, bağımsız karar vermeleri ve kendi içtihatlarıyla oluşan kararlar çerçevesinde hukuki güvenliği sağlamalarıdır. Biz AYM’nin 1990 yılında vermiş olduğu aynı konudaki emsal kararlara dayanarak açtığımız başvuruda bugün AYM’nin eski kararlarını çiğnemek suretiyle almış olduğu bu kararın hukuk devleti açısından ciddi sorunlar yaratacağı muhakkaktır” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

Irak’tan Erdoğan’a yanıt

TSK’ye bağlı askerlerin Başika’dan çekilmesini isteyen Irak hükümeti, kendilerine tepki gösteren Erdoğan’a bir açıklama yaparak yanıt verdi. Türkiye’nin çelişkili açıklamalar yaptığının ifade edildiği açıklamada, Türkiye’nin sonucu bilinmeyen bir krize yol açarak kendisini zor durumda bıraktığı belirtildi

TSK’ye bağlı askerlerin Başika’dan çekilmesini isteyen Irak Başbakanı Haydar el İbadi’ye tepki gösteren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a Bağdat’tan yanıt geldi. Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) geçtiği habere göre; Irak Başbakanlık Enformasyon Dairesi’nin yayımlandığı bildiride, “İbadi’nin Ankara ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Başika’da bir üs kurması iddiası üzerine Başika’ya girdikleri sözleri asılsızdır. Ayrıca Türk Hükümetini yaptığı açıklamalarda, önce Musul Valisi Etil Nüceyfi’nin talebi üzerine daha sonra Kürdistan Hükümeti’nin talebi üzerine ve son açıklamalarında ise, Uluslararası Koalisyon Gücü’nün yalanlamasına rağmen, koalisyon gücü talebi ve izini üzere bulunuyoruz sözlerinde çelişkiler görünmektedir. Türk Hükümeti’nin bu çelişkili açıklamaları, kendilerini ve sonucu bilinmeyen bir krize yol açarak komşu bir ülkenin egemenliğine müdahele ederek Türk askerini zor duruma bıraktılar. Biz, Iraklılar, Irak topraklarını IŞİD’den temizlemeye devam edeceğimizi vurguluyoruz. Egemenliğimize saldırana karşı direneceğiz. Zafer günü yakındır. Bizi, basında değeri olmayan ateşli açıklamalarla bildiğimiz gerçek yolumuzdan saptırmayacakladır” ifadeleri yer aldı.

HDP SYRİZA kongresine katılacak

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş başkanlığındaki bir heyet, SYRİZA’nın kongresine katılmak üzere Yunanistan’a gidiyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş başkanlığındaki HDP heyeti, Yunanistan’daki iktidar partisi SYRİZA’nın daveti üzerine Yunanistan’a gidiyor. HDP Eşbaşkan Yardımcısı Fatma Kurtulan ve Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Nazmi Gür’den oluşan heyet yarın Yunanistan’ın başkenti Atina’ya giderek, SYRİZA’nın 2’inci Olağan Kongresi’ne katılacak. Çok sayıda konuğun davet edildiği kongrede Demirtaş, açılışta bir konuşma yapacak. HDP heyeti ardından SYRİZA heyeti ile bir araya gelecek.

ANKARA / DİHA

Yolsuzluk tarihinden kesitler… Erdoğan yedi, doymadı!

Kürdistan’da yüzde 90’lara varan oy oranlarıyla seçilen DBP’li belediyelere el konulması talimatını veren Saray-AKP iktidarının, hakim olduğu belediyelerde yaptığı yolsuzlukları ve belediyeleri nasıl soyduklarını açıklıyoruz.
Saray-AKP, 14 yıllık iktidarı döneminde hakim olduğu belediyelerde Cumhuriyet tarihinin en büyük soygun düzenini kurdu. AKP’nin özellikle belediyelerde kurduğu soygun düzenini açıklayacağımız dosyamıza ilk olarak DBP’li belediyelere el konulması talimatını veren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığı yaptığı dönemde yaptığı yolsuzluklarla başlıyoruz.
Erdoğan, yaklaşık 7 yıl başkanlığını yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde birçok yolsuzluğa imza attı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğu gün, 20 Şubat 1994 tarihinde servetini, “Kasımpaşa’da bir daire, Maltepe’de bir kooperatif hissesi, Bolluca’da 346 metrekare arsa, Burak Gıda ve Ticaret Limited Şirketi’nde yüzde 10 hisse” olarak açıklayan Erdoğan, Kürt halkına ve kurumlarına savaş açmanın yanı sıra yolsuzluklarda da ‘en birinci’ oldu.
Yaptığı yolsuzluklar ve ihlalerde aldığı komisyonlarla dünyanın sayılı zenginleri arasına giren Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanılığı yaptığı dönemde imza attığı yolsuzlukların bazıları şöyle:

BILBOARD YOLSUZLUĞU

Erdoğan’ı belediye başkanlığı döneminde İstanbul’daki büyük reklam ajanslarının gözdesi olan reklam panolarının (bilboard) kiralanmasında büyük bir vurgun yapıldı. Yapılan yolsuzluk nedeniyle 2002’de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada Erdoğan, Ali Müfit Gürtuna ve 25 belediye yöneticisi (bunlardan bir kısmı da AKP miletvekili oldu) yargılandı. Sanıklardan belediyenin zararı 100 milyon doları karşılamaları da istendi.

AĞAÇ YOLSUZLUĞU

İstanbul’a dikilen ağaçların alımından dikimine kadar yapılan ihalelerde de birçok yolsuzluk yapıldı. “Çevrecinin daniskasıyım” diyerek yaşam alanları savunucularına hakaretler eden Erdoğan, ‘İstanbul’a İki Milyon Ağaç’ kampanyasında da İstanbul halkını soydu. Ağaç alım, dikim ve bakım işleri önce belediye şirketi İSTAÇ’a verildi; İSTAÇ bir başka belediye şirketi AĞAÇ AŞ’ye taşeron olarak devretti; AĞAÇ AŞ de siyasi yandaşı olan kişi ve firmaları taşeron olarak kullanıp milyonlarca lira vurgun yaptı. Yapılan soruşturmalar sonucunda Erdoğan’ın ‘görev yetkisini kötüye kullandığı’ tespit edildiyse de zaman aşımı nedeniyle yargılanıp ceza almaktan kurtuldu.

PERSONEL TAŞIMA YOLSUZLUĞU
Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde personel servisi ihalelerinde de yolsuzluk yapıldı. Belediye ve bağlı kuruluşların personelinin taşınma işleri, Erdoğan’ın dünürü Albayraklar şirketine verildi. Burada da akıl almaz yolsuzluk olayları yaşandı. İhalelerde sahte araba ruhsatlarının düzenlendiği, müfettiş raporlarına ve savcılık iddianamelerine konu oldu. Erdoğan bu yolsuzlukların önemli bölümünden yakasını beş yıllık zamanaşımı nedeniyle kurtardıysa da, 1998’de yapılan iki ihale nedeniyle İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘ihaleye fesat karıştırmak’tan yargılandı.

‘ERDOĞAN’I BAŞKAN YAPMA’ ÇETESİ
Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde aldığı ihalelerle adını duyuran Albayraklar, AKP’nin iktidara gelmesiyle de özelleştirmenin vazgeçilmez şirketi oldu. Albayraklar’ın işleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı Erdoğan’ın kazanmasıyla açıldı. İlk önce belediyenin personel taşıma ihalesini alan Albayraklar’a daha sonra belediyenin çöp, inşaat ve metro ihaleleri de verilmeye başladı.
Albayraklar’a verilen bu ihalelerdeki usulsüzlük nedeniyle İstanbul DGM’nin talimatı ile Mustafa Albayrak, Erdoğan’ın danışmanları ve şu anda milletvekili olan bazı AKP’lilerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişi gözaltına alındı.
Soruşturma devam ederken DGM Yasası’nda yapılan değişiklik sonrasında dava dosyası, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianamede Erdoğan’ı ‘geleceğin başbakanı’ yapmak amacıyla çete oluşturulduğu ifade edildi.
Yapılan ilk duruşmada ise tutuklu sanıklar tahliye edildi. Mahkeme, sanıkların bir daha suç işlemeyeceklerine kanaat getirerek verdiği 2 aylık cezayı erteledi.

ÇÖP YOLSUZLUĞU
Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde toplanan çöplerin döküm alanlarına götürülmesi için açılan ihalelerde de yolsuzluk yapıldı.
Erdoğan, yine BİT’ler kullanılarak ihaleyi yandaş firmaya 7 trilyon lira bedelle vermişti. Müfettişler, denetimleri sırasında 7 tirlyon lira bedeli gerçekci bulmamıştı. Açılan soruşturma ise sonuçlandırılmadı.

AKBİL YOLSUZLUĞU
Erdoğan döneminde İstanbul’da ulaşımı kolaylaştırmak için uygulamaya koyulan elektronik entegre bilet sisteminde de yolsuzluk yapıldığı tespit edildi. Elektronik ortamda veriler değiştirilerek veya silinerek trilyonlarca lira İstanbullunun cebinden hortumlandı. Bir numaralı sanığın Erdoğan olduğu AKBİL davası, Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açıldı.

İGDAŞ YOLSUZLUĞU
İGDAŞ, Erdoğan döneminde büyük yolsuzlukların merkezi oldu. Şebeke inşaatları, fahiş fiyatlarla yandaş şirketlere verildi. El kitabı basımından hikaye ve boyama kitabı basımına, sayaç okumadan kolonyalı mendil alımına kadar kadar yapılan bütün ihalelerde yolsuzluk yapıldı. Maliye Hesap Uzmanları Kurulu, İGDAŞ’ta 22.5 trilyon liralık yolsuzluk yapıldığı sonucuna vardı.  Söz konusu yolsuzluklar nedeniyle Erdoğan hakkında Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

İSKİ’DEKİ YOLSUZLUKLAR
Erdoğan döneminde İSKİ de yolsuzluk ve usulsüzlüklerle yandaş kişi ve kuruluşları zengin etmek amacıyla kullanıldı. 119 ihalede İstanbul’daki yandaş inşaat şirketleri ile Antep ve Kayseri gibi illerdeki yandaş şirketler, ihalelerin yıldızı oldu. İSKİ’deki yolsuzluklar nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılırken İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişleri de inceleme başlattı.

METRO YOLSUZLUĞU
Erdoğan hakkında İstanbul Metrosu’nun elektro-mekanik ihalesinde yaptığı yolsuzluk nedeniyle de dava açıldı. Metro ihalesindeki yolsuzlar nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görilen davada Erdoğan, ‘Rahşan affı’ olarak bilinen erteleme yasasından faydalanarak yargıdan yakasını kurtardı.

KİRALIK ARAÇ YOLSUZLUĞU
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde yolsuzluk yapma konusunda uzmanlaşan Erdoğan, belediyenin kullandığı binek araçlarını kiralama yöntemiyle temin ederek yeni bir uygulama başlattı. Kiralamaların yandaş şirketlerden yapılabilmesi için her türlü tedbir alındı.
Ayrıca kiralamalarda fahiş fiyatlar uygulandı. Örneğin sıfır kilometre Renault Spring’in fiyatı 330 milyon TL iken, araba için bir yılık kiralama bedeli olarak peşin para 312 milyon TL kira bedeli ödendi. Erdoğan bu konuda da yargıdan yakasını ‘Rahşan Affı’ sayesinde kurtardı.

SİNEK İLACI YOLSUZLUĞU

Erdoğan’ın büyükşehir belediye başkanlığı döneminde karasinek ve sivrisinek ile mücadele için gerekli ilaç alımında da büyük yolsuzluklar yapıldı.
Erdoğan hakkında ihaleye fesat karıştırıldığı gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

ÇAMUR BARAJI YOLSUZLUĞU
Haliç’ten çıkarılan çamurun baraj sahasına taşınması sırasında da büyük bir vurgun yapıldı. Bayındırlık Bakanlığı fiyatlarının 50 misli fiyat ödenmesi, bu ödemenin yanlışlıkla yapılamayacak kadar büyük olması nedeniyle İstanbul Belediyesi ile yüklenici firma arasında gizli pazarlıklar olduğu gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde yaptığı yolsuzlukları belgeleriyle birlikte açıklayan CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Bölük ise 13 Haziran 2007 tarihinde Ukrayna’da şüpheli bir trafik kazasında öldü. Bölük’ün ölümünün önce bombalı saldırı nedeniyle olduğu duyuldu. Sonra ‘şüpheli trafik kazası’ olduğu iddia edildi. Erdoğan, milletvekili, başbakan ve sonradan cumhurbaşkanı olması nedeniyle Erdoğan hakkındaki tüm davalar durduruldu.

Erdoğan’ın yolsuzluk ekibi bugün ne yapıyor?

Nurettin Canikli: Albayraklar Grubu Mali Koordinatörü olarak görev yapıyordu. Yargılanırken Giresun’dan milletvekili seçilerek Meclis’e girdi ve Albayraklar davasında sanık olmaktan kurtuldu. Bugün Başbakan Yardımcısı olarak SPK, BDDK, TMSF’den sorumlu.
Kemal Unakıtan: Hakkında 9 ayrı dava vardı. AKP hükümetinde 7 yıl Maliye Bakanlığı yaptı. Çocuklarının kurduğu şirketlerle adı sık sık gündeme geldi.
Hilmi Güler: İGDAŞ davası sanığıydı. 7 yıl boyunca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yaptı. Siyasetten kopunca SPK kararıyla Turkcell’in Yönetim Kurulu Üyesi oldu.
Mustafa Açıkalın: AKBİL, İGDAŞ ve Albayrak davaları sanığıyken kaçtı. AKP’den milletvekili oldu. TMSF tarafından satışa çıkarılan Çukurova Kimya şirketini satın aldı.
Hüseyin Besli: İGDAŞ davası sanığıydı. AKP’den milletvekili oldu. Erdoğan’ın hayatı ile ilgili kitap yazarak adeta Erdoğan’ı ilahlaştırdı.
İdris Naim Şahin: Akbil ve Albayrak davaları sanığıydı. İçişleri Bakanı oldu. 17-25 Aralık Operasyonu sonrasında AKP’den istifa etti.
Akif Gülle: Billboard davası sanığıydı. AKP’den milletvekili oldu. Şu an AKP Genel Başkan Danışmanı.
Mikail Arslan: Akbil davası sanığıydı. Halen AKP milletvekili.
Mustafa Ilıcalı: Albayrak davası sanığıydı. Uzun süre Kadir Topbaş’ın danışmanlığını yaptı. Şu an AKP milletvekili.
Zülfü Demirbağ: Albayrak davası sanığıydı. AKP’den milletvekili oldu.
Selami Uzun: Albayrak davası sanığıydı. AKP’den milletvekilliği oldu.
Nevzat Pakdil: Billboard davasının sanığıydı. AKP’den milletvekilli oldu ve TBMM Başkanvekilliği yaptı.
Adem Baştürk: İGDAŞ davası sanığıydı. AKP’den milletvekili oldu.
Ali Temur: Erbakan’la birlikte RP’ye ödenen Hazine yardımının usulsüz kullanılmasına ilişkin açılan davada bir yıl hapis cezası aldı. İkametgahını Hollanda gösterdi. Polis kendisini ararken o seçim kampanyasını sürdürüp Giresun’dan AKP milletvekili seçildi.
Binali Yıldırım: Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde İDO genel müdürlüğü yaptı. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından hazırlanan raporlarda yolsuzluk yaptığı belirtilince görevden alındı. AKP içinde çeşitli kademelerde çalışan Yıldırım’ın yükselişi Başbakanlığa kadar uzandı.
Mehmet Sekmen: Yolsuzluk ve görevi kötüye kullanmak suçlarından görevden alındı. Mahkeme kararıyla görevine döndü. Hakkındaki soruşturmalar devam ediyorken AKP’den milletvekili oldu. Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı.
Halil Ürün: Atatürk’e hakaret etmek suçundan mahkumdu; cezası Şartlı Salıverme Yasası gereği ertelendi. Hakkındaki yolsuzluk soruşturmaları AKP’den milletvekili olmasıyla askıya alındı.
Yahya Baş: Güngören Belediye Başkanı’ydı; hakkında yolsuzluk ve görevi kötüye kullanmak iddialarıyla açılmış çok sayıda dava, AKP’den milletvekili olmasıyla askıya alındı.
Recep Koral: Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı’ydı; yolsuzluk ve görevi kötüye kullanmaktan yargılanıyordu. AKP’den milletvekili oldu.
Hamza Albayrak: Görevi kötüye kullanmak suçundan yargılanıyordu, AKP milletvekili oldu.
Kemalettin Göktaş da Albayrak Grubu’ndaydı; AKP milletvekili oldu.

BAYRAM BALCI

yeni özgür politika gazetesi

Bir çok kentte ikinci ‘KCK’ operasyonları: Onlarca gözaltı

KCK adı altında 14 Nisan 2009 yılında başlayan ve binlerce Kürt siyasetçinin, öğrencinin ve sendikacının tutuklanmasına neden olan operasyonların ikincisinin startı verildi. Dün başlayan HDP ve BDP’li siyasetçilere yönelik baskın ve gözaltı furyası bugün de devam etti.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) yöneticilerine yönelik dün başlayan operasyonları bugün de Wan, (Van) Colemêrg, (Hakkari) Amed, Qers, (Kars) Bedlîs, Sêrt, (Siirt) Mûş, (Muş) Antalya, devam etti. Ev, işyeri ve parti binalarında aramalar devam ederken, 50’nin üzerinde siyasetçi gözaltına alındı.

Wan’ın merkez Artemet (Edremit) ilçesi ile Xaçort mahallesinde sabah saatlerinde eş zamanlı yapılan ev baskınlarında çok sayıda kişi gözaltına alındı. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) İl binası ise zırhlı araçlarla ablukaya alınarak kimse yaklaştırılmıyor. Parti binasında aramalar devam ediyor.

Ebex

Ebex’te (Çaldıran) sabah saatlerinde özel hareket timleri tarafından eş zamanlı yapılan ev baskınlarında DBP İlçe Eşbaşkanları Şirvan Şahin ile Mehmet Nasır Ürgen ve Mustafa Kaya, Mahmut Salazer isimli DBP ilçe yöneticileri gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi belirtilmez DBP ve HDP ilçe binasında ise aramlar yapılıyor.

Şax

Şax’da (Çatak) ise yapılan ev baskınlarında HDP İlçe Eşbaşkanları Şükür Yavuz ile Sevgi Eraslan ve DBP İlçe Eşbaşkanı Medeni Özer gözaltına alındı. Gözaltı sayısının artabileceği belirtilirken gözaltına alınanlar ise Wan ve ilçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Qelqeli

Qelqeli (Özalp) ilçesinde de yapılan ev baskınlarında HDP İlçe Eşbaşkanları Recep Ceylancı, Sema Çaygeç ve DBP İlçe Eşbaşkanı Aslı Kaymaz gözaltına alındı. Evlerde aramalar devam ederken gözaltına alınanların ise Wan merkeze getirileceği belirtildi. İl ve ilçelerde aramalar devam ederken gözaltı sayısının artabileceği belirtildi.

Payizava

Payizava HDP İlçe Eşbaşkanı Necat Tanış ve DBP ilçe Eşbaşkanı Seyoş Alas, sabah saatlerinde evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. Öte yandan DBP ilçe binasına baskın yapan polisler, binanın kapısını kırarak içeride arama yaptı.

İl eşbaşkanı gözaltında

DBP il binasında yapılan baskının ardından parti binasına gelen DBP İl Eşbaşkanı Murat Sarısaç’da polisler tarafından il binası yakınlarında durdurularak gözaltına alındı. Sarısaç’ın gözaltı gerekçesi ise belirtilmedi.

Polisler kapıyı kırdı

HDP il binası da özel hareket timleri tarafından baskın düzenlendi. Parti binasının kapılarını kırarak giren polislerin arama işlemleri devam ediyor.

AMED

Amed’in Bismil İlçe’sinde dün evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alınan DBP Bismil İlçe Eşbaşkanı Gurbet Yalçınkaya ve HDP Bismil İlçe Eşbaşkanı Habip Akıncı’nın ardından bu sabah erken saatlerde DBP Bismil İlçe Eşbaşkanı Mehmet Onat’ın evine polisler baskın düzenledi. Yapılan arama ardından gözaltına alınan Onat, İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü belirtildi.

Onat, dün ilçelerinde ve Amed genelinde yapılan siyasi soykırım operasyonları kınamak amacıyla DBP Bismil İlçe Örgütü binasında düzenlenen basın toplantısında basın açıklamasını okumuştu ve operasyonlara tepki göstermişti.

Erxanî’de (Ergani) HDP İlçe Eşbaşkanı Şafak Tuncer ve DBP İlçe Eşbaşkanı Sultan Karaoğlan da gözaltına alındı. Gözaltına alınan eşbaşkanlarının evlerinde arama da yapıldı. HDP eski İlçe Eşbaşkanı Ahmet Kınık da dün sabah saatlerinde gözaltına alınmıştı.

COLEMÊRG

Colemêrg (Hakkari) kent merkezinde polisin yaptığı ev baskınlarında HDP İl Eşbaşkanı Metin Besi, HDP Merkez ilçe Eşbaşkanı Asım Özcan, DBP İl Yöneticisi Hakan Abi, Belediye Meclis üyesi Behcet Kanat, Fersat Heydeli, Ekrem Temeş ve Şaban Oğuz gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Şemzînan’da 3 gözaltı

Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde ise birçok eve eş zamanlı baskın düzenlendi. Yapılan baskınlarda HDP İlçe Başkanı Cabbar Taş, HDP yöneticisi Şükrü Oğul ile HDP çalışanı ve hasta olduğu öğrenilen Ahmet Yücel’in gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi öğrenilemeyen kişiler İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

QERS

Qers’in (Kars) Qamuşan (Sarıkamış) ve Selîm (Selim) ilçe merkeziyle köylerde yapılan ev baskınlarında “örgüte yardım etmek” ve “örgüte üye olmak” gerekçeleriyle 20 kişi gözaltına alındı. HDP Qamuşan İlçe Eşbaşkanı Seyat Dere’nin de aralarında bulunduğu gözaltına alınan yurttaşlar, Sarıkamış Jandarma Karakolu’na götürüldü. Gözaltına alınan HDP İl Genel Meclis Üyesi Ruhan Yıldırım ise Kars Merkez Karakolu’na götürüldü.

BEDLÎS

HDP Elcewaz (Adilcevaz) ilçe saymanı Nihat Gökmen ve İl Meclis üyesi Arafat Oral, ilçe bağlı Zirxist Köyü’ne jandarma tarafından yapılan baskınla gözaltın alındı. Gökmen ve Oral’ın ilçe Emniyet Müdürlüğü’nde tutulduğu öğrenildi.

SÊRT

Sêrt’in (Siirt) Xana Hawêl (Baykan) ilçesinde de aynı binada bulunan HDP ve DBP ilçe örgütleri polis ve askerler tarafından basıldı. Arama kararı olduğu gerekçesiyle düzenlenen baskınlarda polis ve askerler binada yaklaşık 2 saat arama yaptı. Aramanın ardından polisler kimi posterlere el koyarak binadan ayrıldı.

MÛŞ

Mûş’un (Muş) Kop (Bulanık) İlçesi Bahçelievler ve Şehitlik Mahallesi’nde sabah saatlerinde Özel Harekât polisleri tarafından yapılan ev baskınlarında Fırat Selvi ve Ümit Sümbül adlı yurttaşlar gözaltına alındı. Evlerde yapılan aramalardan sonra gözaltına alınan 2 kişi İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.

ANTALYA

Antalya’nın Kepez İlçesi’ne bağlı Şelale Mahallesi’nde oturan Mehmet Şah Oturakçı, Fatma Oturakçı, Seher Işık ve Oğuz Işık isimli yurttaşlar sabah evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. HDP’li olan 4 yurttaşın hangi gerekçe ile gözaltına alındığı öğrenilemedi. Gözaltına alınan 4 kişi Antalya İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

Aramalar bitti

HDP ve DBP Wan il binalarına yönelik yapılan baskın ardından başlatılan arama sona erdi. Baskın ardından il binalarında bulunan tüm bilgisayarların hard disklerine, çok sayıda kitap ve dergiye el konuldu.

HDP ve DBP yapılan baskına ilişkin DBP il binasında ortak basın açıklaması yapması bekleniyor.

‘AKP Kürtlere karşı pervasız bir savaş başlatmıştır’

Amed’in Çinar (Çınar) ilçesinde DBP ve HDP ilçe eşbaşkanları ile yöneticilerinin dün düzenlenen operasyonla gözaltına alınması protesto edildi. DBP ilçe binası önünde eyleme HDP Amed Milletvekili Feleknas Uca ile Çinar Belediye Eşbaşkanı Rukiye Eryılmaz’ın da bulunduğu aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı.
Eylemde konuşan DBP İlçe Eşbaşkan Yardımcısı Hatip Turunç, AKP’nin 2014 yılında gerçekleşen son Merkez Yürütme Kurulu’nda Kürtleri, “sindirme, çökertme ve imha politikası” kararı aldığını ve o tarihten sonra Kürtlere karşı “pervasız bir savaş” başlattığını söyledi.

DİHA / HABER MERKEZİ

Tuncel’den gözaltılara ilişkin açıklama: Mücadeleye devam edeceğiz

DBP ve HDP’ye yönelik operasyonda 136 siyasetçinin gözaltına alındığı bilgisini paylaşan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, mücadeleye devam edeceklerini belirterek, ‘Türkiye en zayıf olduğu dönemi yaşıyor. Korkularını gizlemek için herkese hodri meydan diyorlar’ dedi

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, Amed, Colemêrg (Hakkari) ve Wan (Van) başta olmak üzere birçok il ve ilçede DBP ve Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) dönük başlatılan siyasi soykırım operasyonlarında 100’ü aşkın siyasetçinin gözaltına alınmasına ilişkin Amed’teki DBP Genel Merkez Danışma Bürosu’nda basın toplantısı düzenledi. Türkiye’nin Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yönetildiğini beliten Tuncel, “Hakkari’den geliyoruz. 4 yurttaşımızın katledildiği yerde görgü tanıklarıyla konuştuk. Daha o olayı atlatmadan cismin patlaması sonucunda bir çocuk öldü, 2 çocuk da yaralandı. Bu durum Türkiye’nin durumunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Her sokak başında bir zırhlı araç ve her adımda elleri uzun namlulu silahlarla bekliyor. Bilerek ve isteyerek yapılan bir katliamdır. Hedef gösterilerek ateş açılmış ve 4 yurttaşımız katledildi. Hala bu olay netleştirilmiş değil. Bir kişinin tutuklanmasıyla geçiştirilemez. Hesap verilmediği taktirde yeni katliamlar yaşanacak” diye konuştu.

‘Çalışmalarımıza devam edeceğiz’

Gever’de (Yüksekova) DBP ve HDP il ve ilçe yöneticileriyle incelemeler yaptıklarını ifade eden Tuncel, “Biz daha oradan dönmeden orada 9 arkadaşımız gözaltına alındı. Wan’a vardık. Wan’da da başka bir gözaltı furyasıyla karşılaştık. 69 ev polislerce basıldı. 27’si hakkında gözaltı kararı var. DBP Wan il eşbaşkanları partiye geldiği sırada gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi, ‘27 kişinin 24 saat süreyle gözaltına alınması’ deniliyor. Bir alt cümlede ise 5 gün avukatlarıyla görüşmeme diye bir karar var. OHAL gerekçe gösterilerek bir ay boyunca gözaltı süresi yaşatılıyor. Bir gün önce de Amed’te 65 kişi hakkında gözaltı kararı var. 53 kişi gözaltına alındı. Son bir yıldır 2 bin 500 kişi tutuklandı. Bütün bunlara rağmen DBP olarak onların yerini boş bırakmadık. Çalışmalarımıza devam ettik. Demokratik bir direnişi ortaya koyduk” dedi.

‘Biz halkın partisiyiz’

Siyasi soykırım operasyonlarıyla mücadeleden vazgeçmeyeceklerini dile getiren Tuncel, “Biz öyle bir parti değil, halk partisiyiz. Boşalan her arkadaşımızın yerini dolduracağız. Burada kaybeden özgürlüklerdir. Halkımız dişiyle, tırnağıyla direnerek bu günlere geldi. Tutuklandı, cezaevlerinde kaldılar, ama çıktıkları gün mücadeleye devam ettiler. Bundan sonuç alacaklarını zannediyorlarsa yanılıyorlar. Türkiye’de özgürlük varmış gibi bir algı var ama yanıltıcı bir algıdır. Başbakanın dediği gibi ortada bir oyun var, oyunun başrolü de başbakandır. Kürt halkının varlığına dönük bir saldırı var. Bu güne kaç başbakan geldi geçti. Darbe girişimi geçmiş değil, darbe dinamiği hala devrededir. Siyasi darbe devam ediyor. Türkiye’de AKP’nin yürüttüğü politikalar nedeniyle ülke güvenli bir yer değil. CHP, MHP ve AKP’nin kurdukları milli ruh karanlık bir ruhtur. Kürtlerin, kadınların, Alevilerin yan yana durup direnmekten başka sansı yok. Bugün ses çıkarmayanlar yarın onlara da sıra gelecek” diye konuştu.

‘Direnmeye devam edeceğiz’

DBP ve HDP’ye dönük gelişecek saldırıların AKP ve Cumhurbaşkanı’nın konuşmalarından bağımsız olmadığını belirten Tuncel, şöyle konuştu: “Biz bildiğimiz işi yapıyoruz. Özgürlüğümüzü sağlamak için direniyoruz. Son 40 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. DBP’nin siyasi hakkını savunmayanlar bilsinler ki onlar da siyaset yapamaz. 26 belediyemize kayyım atadılar. Yeni belediyelere kayyım hazırlığı olduğunu, HDP’lileri tutuklama isteklerinin olduğunu biliyoruz. Bütün bunlara rağmen biz siyasette direnmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz”

‘Korkularını gizlemeye çalışıyorlar’

Siyasetin yapılamadığı alanda şiddetin baskın olduğunu ifade eden Tuncel, “Son süreçte de yaşadığımız odur. Amed’te 53, Colemêrg’te 9, Qers’ta 20, Wan’da 27, Sêrt’te 27, toplamda 136 kişi rehin tutuluyor. Ankara’dan konuşarak olmuyor. DBP olarak yerimizdeyiz, mücadele etmeye devam edeceğiz. Tehditler karşısında siyaseti bırakacak değiliz. AKP daha büyük siyasi soykırım operasyona hazırlanıyor. Türkiye’nin en zayıf olduğu dönemi yaşıyor. Korkularını gizlemek için herkese hodri meydan diyorlar. Suriye ne kadar güvensizse Türkiye de o kadar güvensizdir. Türkiye bu politikalarla bir yere varamaz” dedi.

AMED / DİHA

MHP’nin Başkanlık Desteğine AKP Yeşil Işık Yaktı

Türkiye’de 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası geri plana itilen başkanlık sistemi tartışmaları yeniden ivme kazandı. Dün partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli, iktidar partisinden başkanlık sistemiyle ilgili Anayasa değişiklik taslağını Meclis’e sunmasını istedi.

Bahçeli, “AK Parti başkanlık sistemiyle ilgili inadını sürdürecekse, Anayasa taslağını TBMM’ye getirmelidir. Ya 367’yi aşarak kanunlaşacaktır ya da milletin kararına sunulacaktır. Bizim tercihimiz her zaman olduğu gibi parlamenter sistemin devamı, güçlendirilmesi, reforma tabi tutulmasıdır. Ancak milletimiz aksini söyleyecek olursa buna da diyeceğimiz herhangi bir şey doğal olarak bulunmayacaktır. Türkiye’nin nasıl ve hangi sistemle yönetileceğiyle ilgili muamma bize göre kapanmalı, bu iş kökünden bitirilmelidir” dedi.

Bahçeli, başkanlık sistemi için “seçilmiş despot” tabirini kullanmıştı

MHP liderinin bu sözleri ilginçti. Zira daha Ocak ayında partisinin Kızılcahamam’da yaptığı kampta MHP lideri, “Türkiye’ye seçilmiş despot değil yeni Anayasa gerekmektedir” demişti.

“Biz anayasa yoluyla millet olmadık. Anayasa yoluyla da devlet kurmadık. Yeni anayasa bir ihtiyaçtır. Türkiye’nin yeni anayasa kılıfı altında başkanlık sistemine geçmesine, parlamenter sisteme kilit vurmak için her kumpastan medet uman ilkel zihniyetlere ortak olamayız. Türkiye’ye seçilmiş despot değil, yeni anayasa gerekmektedir.”

Binali Yıldırım: “Bahçeli’ye teşekkür ederiz, Anayasa taslağını kısa sürede TBMM’ye getireceğiz”

Ancak MHP liderinin Başkanlık Sitemi ile ilgili siyasi manevrası iktidar partisinde derhal yankı buldu. Bu sabah AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katılan Başbakan Binali Yıldırım, milletten yana tavır koyduğu gerekçesiyle Devlet Bahçeli’ye de teşekkür ederken Anayasa taslağını kısa sürede TBMM’ye getireceklerini açıkladı.

Yıldırım, “AK Parti olarak bizim baştan beri söylediğimiz şey, Türkiye fiili durumu hukuki durum haline dönüştürmek mecburiyetindedir. Bir anayasa ihtiyacı artık acil hale gelmiştir. Sayın Bahçeli’nin beyanatları cesaret verici. Biz hazırız. Bu yolda adımları da atacağız. Kararı ya Meclis verecek ya da millet verecek. Milletin verdiği karar en doğru karardır. Kısa sürede Meclis’e yeni anayasa getireceğiz. Sürekli güçlü bir siyasi iradeyi oluşturacak bir sistem değişikliği Türkiye’nin vazgeçilmez bir ihtiyacıdır” dedi.

Kemal Can: “AKP ve MHP arasında bir mutabakat olduğu açık”

Başkanlık sistemiyle ilgili gelişmeleri Amerika’nın Sesi’ne değerlendiren gazeteci Kemal Can, Bahçeli’nin çıkışının bu konudaki bir diyalog sonucu olduğu intibaı yarattığını söyledi.

MHP’yi yakından takip eden Can, “AKP başkanlık sistemini uykuya yatırdı ve bu konuya dair tartışmaları soğuttu. Bugün Erdoğan’ın ısrarı da Bahçeli’nin direnci de hatırlanmıyor. 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası MHP içinden hiç kimse partinin eski pozisyonunu Bahçeli’ye hatırlatmak istemez. Partide bunun siyasi vasatı yok. Ayrıca darbe girişimi sonrası Bahçeli-Erdoğan ilişkilerine bakılırsa bu çıkış hayatın olağan akışına uygun. AKP ve MHP’yi bugün ayrı siyasi reflekslere sahip diye düşünmemek gerek. Bir mutabakat olduğunu açık” dedi.

CHP’li Levent Gök: Kapalı kapılar ardında pazarlık mı var?

Kemal Can’ın işaret ettiği “mutabakat” ve “diyalog”dan en büyük rahatsızlık duyan parti hiç kuşkusuz Cumhuriyet Halk Partisi. Ana muhalefet partisi TBMM Grup Başkan Vekili Levent Gök, Bahçeli’nin Türkiye’ye yeniden tehlikeli bir süreceği sürüklediğini belirtti.

Gök, “Biten bu tartışmayı başlatmakla Sayın Bahçeli’nin neyi amaçladığını da anlamakta güçlük çekmekteyiz. CHP demokratik parlamenter sistemin sonsuza kadar sürmesi açısından elinden gelen her türlü gayreti gösterecektir ve Parlamentomuz buna izin vermeyecektir. Böyle bir tartışma anlamsızdır, böyle bir tartışma yararsızdır. Böyle bir tartışmanın içerisine Türkiye’yi tekrar sürüklemek son derece yanlış, son derece tehlikelidir” dedi.

CHP Grup Başkan Vekili, iki parti arasında pazarlık olabileceğini iddia etti.

“Sayın Bahçeli herhalde bu açıklamayı durup dururken yapmamıştır. Bitmiş olan bir tartışmanın başlatılması insanın aklına ‘kapalı kapılar ardında başka pazarlıklar var mı’ sorusunu getiriyor. Bu tereddütleri gidermek de en başta Sayın Bahçeli ve MHP’ye düşer.”

Meclis’te grubu bulunan dördüncü parti HDP ise Figen Yüksekdağ aracılığıyla başkanlık sistemine karşı duran politik tutumlarında bir değişiklik olmadığını ortaya koydu.

Figen Yüksekdağ: MHP, AKP ve Erdoğan’ı destekleyene çizgide

Dün Meclis Grup Toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ, Bahçeli’nin sözlerinin iktidar partisine destek anlamına geldiğini söyledi.

Yüksekdağ, “Aslında Sayın Bahçeli’nin sadece bugün yaptığı konuşmaları ile değil, son bir, bir buçuk yıllık süreç içindeki politikalarıyla açığa çıkmış bir şeydir. MHP politikası geride bıraktığımız bir buçuk yıllık süre içinde aslında AKP ve Erdoğan’ı destekleyen, burada saflaşan bir politik çizgi olmuştur. Son açıklamasını da daha somut hale getirilmesi olarak görüyorum. Biz böyle bir yaklaşımı Türkiye toplumuna, toplumunun eğilimlerine ve arayışlarına rağmen, böyle bir yaklaşımı doğru bulmuyoruz” dedi.

Yüksekdağ, partisinin parlamentoyu devre dışına bırakan politikalardan vazgeçmesi için çalışmalarını sürdüreceğini dile getirdi.

Ehmed: Türkiye Efrîn’e saldırabilir

Son dönemlerde Suriye’de belirsizliği doğru bir gidiş başladı. Bu belirsizlik ABD ile Rusya arasındaki çelişkilerin fazlasıyla derinleşmesine neden oldu. Her iki güç arasındaki Suriye konusundaki ilişki ve görüşmeleri bitti.

Öte yandan Suriye Baas Rejimi Halep ve Humus’ta ilerlemeye başladı. Türkiye’nin Cerablus işgali ise yayılarak devam ediyor. Tüm bu olup bitenlerden ötürü Suriye’de neler olup bitiyor, Kuzey Suriye ve Rojava Federasyonu çalışmaları ile Rojava ve Kuzey Suriye’yi bekleyen tehlikelerin neler olduğunu Demokratik Suriye Meclisi Eş Başkanı İlham Ehmed değerlendirdi. Ehmed, Rusya ile ABD arasındaki çelişkilerin sahada söylemlerin tersine olduğunu söyledi. Ehmed, Erdoğan ve Türkiye’nin asıl hedefinin Halep Musul hattı olduğunu belirterek, Rojava’nın Efrîn Kantonu’nun ise büyük bir tehlike altında olduğu, Efrîn’e yönelik her an bir saldırı olabileceğine dikkat çekerek duyarlılık çağrısı yaptı.

Suriye’de gelinen durumu nereyi gösteriyor. Suriye’de gelişmeler nereye doğru gidiyor?

ABD Başkanlık seçimine gidiyor. Bir süre önce ABD ile Rusya’nın anlaşmasıyla bir ateşkes ilan edildi. Aslında ne tam ateşkes denilebilir ne de hiçbir şey olmadı demek doğru olur. İnsan ne başladı ve bitti diyebilir. Neden insan hiç ateşkes gibi bir şey olmadı diyebilir.

Sahada çatışan güçler bir düzeye kadar uyguladı. Ancak dışarıdan bu güçlere müdahale eden güçlerin durumundan kaynaklı bu ateşkes ihlal edildi, bozuldu kimi yerlerde.

Ama gelinen sonuçta Rusya ateşkesin bozulmasından sonra Halep’e yönelik yeni bir hamle başlattı. Rusya-rejim ve İran birlikte bu hamleyi başlattı. Halep şimdi bir düzeye gelmiş durumda. Rejim güçleri ilerlemiş tümüyle kontrolü altına almak istiyor.

Türkiye’den Bab tarafından Halep’e kadar ilerlemek istiyor. Türkiye’nin uluslararası güçler ona yeşil ışık yakmadan Cerablus ve Rai’yi işgal etmesi mümkün değildi. Rusya, Rejim ve İran tarafından Türkiye için bu yeşil ışık yakılmıştı. Bu işgal bir de koalisyon güçlerinin desteğiyle gerçekleşmiş ve devam ediyor.

Türkiye ise bunu Halep’e ulaşmak için kullanıyor. Türkiye, Halep’teki savaşın bitmemesi için bunu kullanıyor. Türkiye Bab’ın işgali üzerine bu stratejisini kurmuş durumda. Türkiye’nin asıl hedefi ise tüm Halep’tir. Bir de şöyle bir şey var, amacına ulaşamayınca bu kez oradaki savaşın sürmesi, istikrarın sağlanmaması politikasını izliyor. Halep ile birlikte Türkiye Kuzey Suriye’nin tamamını işgal ederek kontrolü altına almak istiyor. Türkiye’nin böyle bir amacı var. Rojava’da geliştirilen sistemi yıkmak istiyor. Bununla aslında tüm Suriye’yi kontrolü altına almak istiyor.

Türkiye’nin Kuzey Suriye işgali sürüyor. Bu işgalle neyi hedefliyorlar?

Rusya-İran-Rejim Türkiye’nin bu amacını biliyor. Kabul ederler mi belli değil. Ancak kabul etmeleri mümkün değil. Koalisyon güçlerinin DAİŞ ile mücadele plan ve projesi vardı. Türkiye’nin işgaline bunun için onay verildi. Türkiye ise şimdi sözde DAİŞ ile mücadele ediyor adı altında işgalini sürdürüyor. Türkiye’nin planı DAİŞ’in olduğu bölgeleri temizledikten sonra Kürtlerin olduğu bölgelere saldırmaktır. Bu durumda koalisyon güçleri de tehlikeye girer. Uluslararası güçler ve koalisyon güçleri bunun farkında.

Rusya ile ABD arasında savaşa doğru bir gidişin olduğu yönünde çelişkilerin derinleştiği yönünde bir yansıma var. Bununla bir dünya savaşının başlamasına ramak kaldı şeklinde bazı çevreler tarafından değerlendiriliyor. Sahada ise durumun bu olmadığı düşüncesindeyiz. Rejim tarafından Halep’in kontrol edilmesi sadece Rusya’nın istemi olarak gösteriliyor. ABD’nin buna sessiz kalması ve ilişkilerin bu dönemde kopma noktasına götürülmesi bunu daha fazla imkan sundu. Rejimin Halep’te kontrolü sağlanmanın yolunu daha fazla açtı. Bu gelişme Suriye’de hangi güç ve tarafın ne istediğine bağlı bir şekilde yaşanıyor.

Erdoğan açıklamalarında Sevr ve Lozan’ın ellerinde olanı aldığını söyledi. Skeys-Picot anlaşmasından da rahatsızdır. Yani bu anlaşmaların hiç birini kabul etmiyor. Erdoğan bu anlaşmalardan önceki döneme dönmek istiyor. Daha doğrusu anlaşmalar öncesindeki pozisyon ve statüyü istiyor. Erdoğan’ın Suriye’deki amacı bir Türkmen devletini ilan etmekten daha ötedir. Evet, bölgenin demografisini değiştirip Türkmenleştirmek istiyor. Aslında Türkmen dediğinin birçoğu aslında Türkmenlikle alakası yok. Türkmenleri temsil etmiyorlar. Kendine göre oluşturduğu Türkmenlerdir. Sistemimizin içinde olan saygıdeğer Türkmenler var. Kendilerinin bu yönlü söylemleri var. Erdoğan’ın kendine göre bir Türkmen yaratmak istediğini söyleyerek Türkmenler adına konuşmasından da rahatsızlık duyuyorlar.

Erdoğan’ın hedef ve amacı sadece Suriye ile de sınırlı değil. Halep Musul arasındaki tüm bölgeyi istiyor. Ve Musul’un kendisini de istiyor. Böyle büyük ve hayali bir amaç peşindedir. Bu yüzden her gün yaptıkları açıklamalarla istenmemelerine rağmen Musul operasyonuna katılacağız diyorlar. Musul’un özgürleştirilmesi için katılmaya hazırız, Rakka işte eğer Kürtler katılmasa biz katılmaya hazırız şeklinde gün aşırı açıklama yaptıkları görülüyor. Kürtlerin bu operasyonlara katılmaması gerekiyor açıklamalarını yapıyorlar. Aslında Erdoğan ve AKP’lilerin bu açıklamaları hedeflerinin sınırlarını ele veriyor.

Uluslararası güçler nezdinde Suriye’de Türkiye’nin işgaline göz yumulması, önünün açılması öyle olumlu karşılanmıyor. Hatta buna karşı tepkiler ve kaygılar gelişmiş durumda. Eğer olumlu görülseydi Türkiye şimdi Halep’te olurdu. Türkiye’ye Suriye toprakları içinde kontrollü ilerleme şeklinde izin verilmiş. Attığı her adımda yakından takip ediliyor. Öyle ki gerçekleştirilen katliamlar, talan vb. olumsuzluklar yarın Türkiye’nin yargılanması için önüne çıkabilecek kanıtlarda olabilir. Ancak Türkiye’nin bu kontrollü ilerleyişinin de nereye kadar ve nereye doğru gideceği belli değil. Tehlike burada. Türkiye bu durumu da ABD Başkanlık seçimi öncesi olarak yakaladığı bir boşluktan faydalanma, fırsata dönüştürme şeklinde değerlendiriyor.

Efrîn Türkiye’nin bu planının içinde nasıl yer alıyor?

Türk devletinin Efrîn’e yönelik saldırı planları var. Büyük bir ihtimalle saldırmayı düşünüyorlar. Elimize, geçtiğimiz günlerde Reyhanlı’da Efrîn’e yönelik saldırı planı için bir toplantı yapılmış şeklinde bazı bilgiler de ulaştı. Onun için aslında Efrîn tehlikededir. Efrîn’de bir milyondan fazla insan yaşıyor. Bu insanların hepsi tehlikededir. Efrîn’in kendisini bu durumdan çıkarması gerekir. Bu tehlikeli durumdan kendisini çıkarması gerekir. Efrîn bunu yollarını açmak ve çevresini genişletmekle önleyebilir.

Türkiye’nin bu amaç ve hedefleri ile DAİŞ ile ilişkileri hiçbir yaptırımla karşı karşıya kalmaz mı sizce?

İki yıl önce Türkiye’nin teröre destek veren ülkeler listesine girerek yargılanacağını söylemiştim. Bunun için veriler giderek somutlaşmış durumda. Türk devletinin DAİŞ’e destek verdiği destekten öte DAİŞ’yi oluşturduğu yönünde çok sayıda somut belgeler ortaya çıktı. Bu da yargılanması için yeterli kanıtlardır. ABD’de geçtiğimiz günlerde bir karar çıkarıldı. Türkiye’nin muhalefetine rağmen bu karar çıktı. Bu karar işte bu tür ülkeleri yargılama kararıydı. Arkasından Suudi Arabistan’a bu yönlü davalar açılmaya başlandı. Ancak Türkiye için uluslararası güçler bu yargılamayı başlatmanın kararını henüz almış değiller. Almışlarsa bile henüz açıklamış değiller. Suudi Arabistan’dan sıranın Türkiye’ye gelme ihtimali yüksektir. ABD seçimlerinden sonra Türkiye’nin durumu da gündeme alınacak diye düşünüyorum.

Suriye üzerinde ve bölgede etkili olan güçler nasıl bir Suriye İstiyorlar?

Suriye’de hangi gücün ne istediğinin haritası henüz tam netleşmiş değil. Netleşmişse bile henüz dünya, bölge ve Suriye halklarına açıklanmış değil. Yani ABD nasıl bir Suriye istiyor, parçalanmış bir Suriye mi, birlik halindeki bir Suriye mi, federal bir Suriye mi istiyor, merkezi bir Suriye mi istiyor henüz net değil. Rusya’nın nasıl bir Suriye istediği henüz net değil. Zaman zaman yaptıkları bazı açıklamalarda Kürt halkının haklarının garanti altına alınması gerekir diyorlar. Ancak nasıl bir model istedikleri henüz çok netleştirmiş değiller kanımca. Belki de netleştirmişler ancak henüz kamuoyuna duyurmadılar.

Gelişmeler Suriye’deki savaş ve krizin devam edeceğini gösteriyor. ABD’deki başkanlık seçimleri bitip yeni yönetim görevini devir aldıktan sonra büyük bir ihtimalle çözüm yolları aranır. Büyük bir ihtimalle ondan seçimlerden sonra çözüm yol ve yöntemleri aranır. Onun için öyle çok kısa sürede çözüm yol, yöntemi belli olur ve o doğrultuda çabalar gösterilir gibi bir durum şimdilik görünmüyor.

Bu kaos ve kriz içinde Kürtler ve Kuzey Suriye halkları nasıl bir yol izliyor?

Kürtler bu derin kriz ve kaos içinde yüz yüze geldiği taraflar ve güçler var. Bir tarafta DAİŞ, diğer tarafta Türkiye devletinin saldırılarıdır. Bu her iki tarafla Kürtler sık sık karşı karşıya kalıyor. Zaman zaman da rejim ile karşı karşıya geliyor.

Kürtler bölgenin halkları ile birlikte bu güçlere karşı kendini savunmak zorundadır. Yeniden merkezi bir sisteme dönüş yapılmaması için demokrasi ve merkezi olmayan bir sistemde ısrar etmesi gerekiyor. Siyasi çözümde yer alması içinde somut pratik adımlar atması gerekiyor. Attığı adımlarda ısrarlı olmalıdır. Bu adımlar ister Rakka’ya doğru, ister Bab ya da Halep’e doğru gidiş mi olur ne olursa olsun atılacak adamları olmalıdır. Bu adımlarla siyasi çözümde yer alması garanti altına alacak. Böyle olmasını istemeyen güçler var. En başta da Türkiye o yüzden bu adımları engellemeye çalışıyor. Öyle iki üç aylık süre içinde çözümden yana çok fazla bir şey görünmüyor altı ay içinde çözümün nasıl olacağı yönünde bazı şeyler açığa çıkacak.

Kuzey Suriye Federasyonu projemizin kabul edilmesi için diplomatik, siyasi çabalarımız var. Görüştüğümüz taraflara bunu anlatıyor ve kabul edilmesini, resmi tanınmasını söylüyoruz. Kabul etmeseniz bile projenin iyi olduğu yönünde açıklama yapmalarını bekliyoruz. Bu çabalar ABD, Rusya, rejim nezdinde sürdürülüyor. Yani bölge ve özellikle Suriye üzerinde etkili olan tüm güçlerle bu yönlü görüşmeler yapıyoruz. Bu güçlerle bu doğrultuda tartışmalarımız var. Resmileştirme çabalarını sürdürüyoruz. Sorun sadece Kuzey Suriye modeli de değil. Onu da aşıyor. Sorun tüm Suriye sorunudur. Tüm Suriye sorununa çözüm arıyoruz. Onun çabasını sürdürüyoruz. Çünkü böyle bir projenin sahibiyiz. Çaba ve çalışmalarımızda bu doğrultuda çözme yönündedir. Bir anlamda çözümün yol haritasıdır sunduğumuz. Girişimlerimize olumlu cevap veren güçler var. Örneğin Rusya olumlu yaklaşıyor ve olumlu cevaplar veriyor. Olumlu gören daha başka güçler ve ülkelerde var. Çünkü ret edilecek bir sistem değil. Hayır demek istemeyenler de Suriye halklarının kararıdır diyor.

Bir anda gündem Türkiye’nin Irak’taki güçleri ve Musul oldu neden?

Musul’un DAİŞ’ten temizlenmesi, özgürleştirilmesi gündemdedir. ABD Musul’un bu dönemde özgürleştirilmesini istiyor. Seçim öncesi ABD’ye bir moral getirir ve seçimleri de etkiler. Türkiye ise pratik uygulamalarıyla Musul’un özgürleştirilmesi önünde engel oluşturuyor. Adeta Musul’un DAİŞ’ten temizlenmesini istemiyor. Türkiye’nin Irak’taki güçleri Musul’un DAİŞ’ten özgürleştirilmesinin önünde engel oluşturuyor. Tüm uygulamaları bunu kanıtlar nitelikte. Ama buna rağmen Musul operasyonuna katılmak için ısrar ediyor. Aslında bu çok farklı yorumlara açık bir durum. Kaldı ki yapılan bazı açıklamalar vardı. Türkiye DAİŞ’i ve emirlerini korumak için bölgede olduğu yönünde değerlendirmeler yapıldı. Türkiye’nin Musul operasyonunda yer almakta ısrar etmesi birçok kesim tarafından kabul edilmiyor. Örneğin Şiiler bunu kabul etmiyor. Geri kalan Irak halk kesimleri de kabul etmiyor. Türkiye şimdiye kadar sürekli eğer PKK bu operasyona katılırsa bizde olmalıyız şeklinde gerekçesini ileri sürdü. Sürekli PKK’yi bahane etti. Son dönemlerde PKK’nin operasyonda yer alması gündemde değil. Irak temsilciler meclisi ABD’nin de onayı ile Türkiye güçlerine ilişkin kararı çıkardı.

Türkiye’nin buna karşılık savunma amaçlı açıklaması neydi, güçlerimiz Güney Kürdistan yetkililerinin onayı ile oraya yerleşti. Güney Kürdistanlı yetkililerden gelip operasyona katılın çağrısını bekliyoruz açıklamalarını yaptı. Güneyli yetkililerden şu ana kadar elle tutulur hiçbir açıklama yapılmadı. Türkiye söylediklerinin doğru ya da yanlış olduğu yönünde hiçbir açıklamaları şu ana kadar olmadı. Biz Irak temsilciler meclisinin aldığı bu kararı olumlu buluyoruz. Kararda Türkiye’nin güçlerinin Irakta kalması ve Musul’u özgürleştirme operasyonuna katılmasını hangi güç ve taraf kabul ederse onları da uluslararası mahkemede şikayet ederiz deniliyor. Ayrıca onları hain ilan ederiz gibi bir vurgu var.

Bu kaos ve kriz içinde birde ENKS kalıntıları var. Onlarda bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu toz duman içinde ne yapmaya çalışıyorlar?

ENKS’den kalma bazıları bize göre kararlarını vermişler. Sürekli Şêx Maqsûd’a saldıran, orada sivil katliamlarını gerçekleştiren Suriye Ulusal Koalisyonu çizgisinde kalmaya karar vermişler. Israrla kendilerini, var oluşlarını orada görüyorlar. Onunda dışında içinde yer alabilecekleri bir yer yok. Budan dolayı Rojava Özerk Yönetimi, Federasyon ile Rojava ve Kuzey Suriye’de gelişen her türlü çözüm projelerine karşı çıkıyorlar. Aleyhinde çalışmalar yürütüyorlar. Karalama, suçlama amaçlı girişimlerde bulunuyorlar. Kötü oyunlar peşindedirler. Oynayabildikleri kötü oyunları oynamaya da devam ediyorlar. Örneğin Rojava Özerk Yönetimi ile DAİŞ’i aynı kefeye koyma çabalarını veriyorlar. Bunlar çok kötü çabalardır. Yıkıcı çabalardır. Siyasal körlük yaşadıkları kanısındayım. Çünkü uluslararası tüm güçler Rojava özerk yönetimlerini demokratik bir güç olarak görüyor. DAİŞ’e karşı en ciddi mücadele veren bir irade olarak görüyorlar.

Aynı zamanda çözüm gücü olarak görüyorlar. Fakat bunlar o kadar büyük bir körlüğü yaşıyorlar ki bunu göremiyorlar. Kapı kapı dolaşıp işte özerk yönetim böyledir, şöyledir, DAİŞ ile aynıdır gibisinden anlatımlarda bulunuyorlar. Dünya genelinde yaşanan gelişmeler DAİŞ karşıtlığı temelinde yaşanan gelişmelerdir. Bu yönetim ve onun savunma güçleri şu ana kadar en etkili ve fazla DAİŞ’e karşı mücadele etmiş bir güç ve iradedir. Bunu tüm dünya gördü ve takdirle karşıladı. Böyle bir dönemde DAİŞ ile aynılaştırmak kadar aptalca bir tutum olamaz. Uluslararası güçlere bizi şikayet etmeye çalışıyorlar. Görüş ve kararları üzerinde etkili olmaya çalışıyorlar. Şimdiye kadar şahısların ülkelerin kararlarını etkilediği görülmemiştir. Belki onları dinler gibi görünürler ama arkalarından dalga geçiyorlar.

Şunu söylemek istiyorum bu karşıtlık çizgisinde ısrar etmeleri aslında kendilerini yok oluşa doğru götürüyorlar. Kendilerini bitiriyorlar. Rojava ve Kuzey Suriye gerçekliğini, bu gerçeklikte yaşanan gelişmeleri, çözüm, birlik, demokratik iradeyi görmemede ısrarları onlar için büyük bir tehlikedir. Çünkü herkesin artık bu bölgeyi kendine göre bir isim koyma arayışında olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu gelişmeler ve değişimi görmeyip bildiğin klasik politikalarla devam etmek kendini yok etmektir. Şimdi bunu yaşıyorlar. Bu durumda söyledikleri sadece ve sadece Türkiye’nin hoşuna gidiyor. Oda onlara birkaç kuruş para verebiliyor. Onun ötesinde bir şey de vermez o konuda da kendini kandırmasınlar. Onların yapacağı tek şey kalmış bu yoldan vazgeçip ulusallaşma yönünde yürütülen çalışmalara yönelmeliler. Bunun dışında onlar için başka bir yol kalmamış. Yine de karar onlarındır.

ANF

Bakanlığın termik santraldeki karar değişikliği hukuksuz

Amasra’da termik santrale ilişkin hazırlanan ÇED’i daha önce alternatif alan isteyerek ‘olumsuz’ bulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, aynı ÇED’i bu kez ‘olumlu’ buldu. CHP Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, “Alternatif yer seçimi yapılmadan, eskisinden farklı yeni bir yer gösterilmeden bakanlıkça ÇED sürecinin “olumlu” bulunması usulsüz ve hukuksuz olup, Amasra ilçesine doğal, ekolojik, tarihi ve turistik yapısı doğrultusunda yüklenen kimliğine aykırıdır” dedi.

CHP Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Amasra’ya kurulması düşünülen termik santral ile ilgili Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecinin nihai kararını olumlu bularak imzalamasına tepki gösterdi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın döneminde Bakanlık Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü’nün aynı firmanın daha önce yaptığı ÇED başvurularında yer seçimiyle ilgili karşı görüş belirttiğine dikkat çeken Yalçınkaya, o dönem termik santralin bölgenin turizmine ve turizm kimliğinin devamlılığını olumsuz yönde etkileyeceği, Amasra’nın, Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nca dünyanın 100 sıcak noktadan biri olarak kabul edilen Küre Dağları Milli Parkı’nın giriş kapısı niteliğinde olması ve bölgenin balıkçılığını olumsuz yönde etkileyeceği gerekçelerinin sunulduğunu hatırlattı.

Bu nedenlerle Çevre ve Orman Bakanlığı’nca uygun bulunmadığı belirtilip, alternatif alanların belirlenip tekrar sunulmasına karar verildiğini hatırlatan Yalçınkaya, “Alternatif yer seçimi yapılmadan, eskisinden farklı yeni bir yer gösterilmeden bakanlıkça ÇED sürecinin olumlu bulunmasının usulsüz ve hukuksuz olup, Amasra ilçesine doğal, ekolojik, tarihi ve turistik yapısı doğrultusunda yüklenen kimliğine aykırıdır. Bakanlığın Mekansal Planlama Genel Müdürlüğü ile Strateji Geliştirme Başkanlığı’nın ayrı tarihlerde yaptığı termik santralin olumsuzluğuna yönelik açıklamaları ile Bakanlığın vermiş olduğu ‘ÇED olumlu kararı’ somut bir çelişki oluşturmaktadır” diye konuştu.

Yalçınkaya, “Bakanlık aldığı kararla, kendine bağlı genel müdürlüğün ve bir başkanlığın açıklamalarını adeta yok saymaktadır. Bir kez daha vurgulamak isterim ki 3 bin yıllık tarihi geçmişi olan, eşsiz doğal güzelliklere sahip Amasra’ya termik santral kurulması bir cinayettir. Termik santral kurulması konusunda yolu açanlar da bu cinayete ortak olacaklardır” dedi. (Ankara/EVRENSEL)

Dilek Doğan davası sonrası polis saldırısı: 6 gözaltı

Sarıyer’de 18 Ekim’deki ev baskını sırasında polis kurşunuyla hayatını kaybeden Dilek Doğan’ın katline ilişkin davanın 4. duruşması İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Basın mensuplarına ve izleyicilere kapalı olan duruşmaya tutuksuz sanık Y. M. katılmazken, taraf avukatları hazır bulundu. Mahkeme Başkanı Nimet Demir, olay gününe ait kamera kayıtlarının inceleyen bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştığını söyledi.

KAMERA KAYITLARI SİLİNMİŞ!

Bilirkişi inceleme Raporunda kamera kayıtlarının mahkemenin çekim yapılan kamerayı istediği gün getirilmesi mümkün olmayan bir şekilde silindiği bildirildi. Yine olay anına ait çekim yapılan kameranın dosyaya gönderildiği ve kesildiği belirtilen görüntülerin kesilip, kesilmediğine dair bilirkişi raporu dosyaya tebliğ edildi. Bilirkişi tarafından hazırlanan raporda kamera üzerinde 6 gün boyunca inceleme yapıldığı ve olay anına dair kameradan görüntülerin silindiğinin tespit edildiği belirlendi.

TANIK DİNLENDİ

Duruşmada söz alan avukat Oya Aslan, HDP Milletvekili Garo Paylan’ın duruşma salonuna alınmasını talep etti. Mahkemede, duruşmanın kapalı yapılması yönünde karar alındığını belirterek talebin reddine karar verdi. Sesli ve görüntülü kaydın yapıldığı duruşmada Yusuf Köse tanık sıfatıyla dinlendi.

GÖRÜNTÜLERİ JANDARMA KRİMİNAL DE İNCELEYECEK

Avukatların talebi üzerine mahkeme heyeti, olayı kaydeden kameranın Jandarma Kriminal Kurumu’na gönderilerek olaya ilişkin görüntülerin geri getirilmesi, geri getirilmesi mümkünse arada görüntülerin çıkarılma işleminin yapılıp yapılmadığı konusunda rapor hazırlanmasını istedi. Mahkeme heyeti ayrıca sanık polis memuru Y. M. hakkında yurtdışı çıkış yasağı koyarak duruşmayı 12 Ocak 2017’ye erteledi.

Davanın ardından Dilek Doğan’ın ailesi ve avukatları adliyenin karşısındaki alanda davaya ilişkin açıklamalar yaptı. Baba Metin Doğan, delillerin karartıldığını belirterek, beklentilerinin adaletin yerine gelmesi olduğunu söyledi. Bu sırada pankart açmak isteyen Halk Cephesi üyeleri Çevik Kuvvet’in saldırısına uğradı.

Saldırıda Hasan Ferit Gedik’in dedesi Mustafa Meray dahil 6 kişi gözaltına alındı. (İSTANBUL)