Ana Sayfa Blog Sayfa 6235

Canpolat: Hükümet Alevilerin vergisini alıp hakkını vermiyor

CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, Alevi vatandaşlara yönelik ayrımcı politikalara son vermesi için hükümete çağrı yaptı.

Canpolat, Karacaahmet Sultan Dergahı’nda yaptığı konuşmada “Bu kadar baskıya ve ayrımcılığa rağmen Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin bölünmesi için uğraşmadılar aksine bir arada kalması için mücadele ettiler. Ülkesini seven, sahip çıkan yurtsever insanları inançları dolayısıyla yok sayamayacaksınız. AİHM kararlarını uygulamak zorundasınız” dedi.

CHP İstanbul İl Başkanı Cemal Canpolat, il başkan yardımcıları ve ilçe başkanları, Karacaahmet Sultan Dergahı’nı ziyaret ederek Muharrem orucunu vatandaşlarla birlikte açtı. İl Başkanı Canpolat, cemevlerinin ibadethane statüsüne alınmasına ilişkin AİHM’in aldığı kararlara rağmen hükümetin Alevi vatandaşlara yönelik ayrımcı politikalarına devam ettiğini söyledi. Hükümetin vatandaşlar arasında bölücülük yaptığını kaydeden Canpolat, cemevlerinin ibadethane statüsüne alınmasıyla ilgili AİHM’in aldığı kararların bir an önce uygulanmasını gerektiğini vurguladı. Canpolat, “Alevilerin vergilerini alıp haklarını vermeyen mahkeme kararlarını uygulamayan hükümete sesleniyorum; artık kendi vatandaşlarınız arasında artık ayrımcılık yapmayın. Alevileri öteki olarak gösterip sadece kendisi gibi düşünenlere bütçe vererek, Alevilerin hiçbir talebini yerine getirmeyerek, hiçbir hakkını vermeyerek yaptığınız bu ayrımcılığa son verin. AİHM kararlarını uygulamak zorundasınız. Peşinizi bırakmayacağız. Taleplerimizi parlamentoya taşımaya devam edeceğiz” dedi.

Türkiye’deki inanç gruplarıyla ilgili yapılan bir anketi de örnek gösteren Canpolat, “Kendisini Alevi olarak niteleyen insanların daha önceki anketlerde oranı %25 iken bugün %10 olarak görünüyor. Bu Alevileri vali yapmama, kaymakam yapmama, ülke yönetiminde söz sahibi olmalarını engelleme anlayışının göstergesidir. Bütün bu dışlamalara, bu kadar baskıya, ayrımcılığa rağmen Aleviler hiçbir zaman bu ülkenin bölünmesi için uğraşmadılar aksine bir arada kalması için mücadele ettiler. Devletin yeniden yapılanması sürecinden geçerken bir kez daha söylüyoruz artık bu ayrımcılığa son verin. Ülkesini seven, sahip çıkan yurtsever bu insanları dışarıda tutmayın, tutamayacaksınız da. Bu mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz” diye konuştu. (İstanbul / EVRENSEL)

Rusya’nın Suriye’ye yerleşmesine resmi onay

Rus hava güçlerinin Suriye’nin Lazkiye vilayetindeki Hmeymim Üssü’nde süresiz olarak konuşlandırılmasını öngören anlaşma, Federasyon Konseyi’nde onaylandı.

Rus parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi, Rus hava güçlerinin Hmeymim Üssü’nde süresiz olarak konuşlandırılmasını öngören anlaşmayı 158 senatörün ‘Evet’ oyu ile kabul etti. Federasyon Konseyi’ndeki oylamada bir senatörse çekimser kaldı.

RUS ASKERLERİNE DİPLOMATİK DOKUNULMAZLIK

Sputnik’in haberine göre anlaşma ile Hmeymim’deki askeri personel ve ailelerine diplomatların sahip olduğu dokunulmazlık hakkı da sağlanacak. Ayrıca Rus askerler, Suriye’ye girerken sınır kontrolünden geçmeyecek.

Rus parlamentosunun alt kanadı Duma, Federasyon Konseyi’ndeki oylamadan önce anlaşmayı onaylamıştı. Anlaşmanın Rus parlamentosunda onaylanması, Rusya’nın Suriye’deki hava operasyonlarının birinci yılını doldurduğu döneme denk geliyor.
Moskova ve Şam’nın Ağustos 2015’te imzalandığı anlaşma doğrultusunda, Hmeymim’de konuşlu Rus güçlerinin başta el Nusra olmak üzere Suriye’deki cihatçı gruplara yönelik operasyonları Eylül 2015’te başlamıştı. (DIŞ HABERLER)

Irak, ‘Üs kurmamızı onlar istedi’ iddiasını yalanladı

Irak Başbakanı Haydar el İbadi’ye “Benim kalitemde değilsin. Musul’da bildiğimizi okuyacağız” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Bağdat’tan bir cevap daha geldi.

Irak’ın bu seferki yanıtı Erdoğan’ın “Başika üssünü kurmamız için, Davutoğlu döneminde bize talepleri var. Bunların hepsinin canlı kayıtları var ve bugün yarın bunların hepsi televizyonlarda yayınlanacak” sözlerine oldu.

Irak Başbakanlık Enformasyon Dairesinden yayımlanan açıklamada “İbadi’nin Ankara ziyareti sırasında, Türkiye’den, Başika’da bir üs kurmasını istediği iddiası asılsızdır. Ayrıca Türk Hükümetini yaptığı açıklamalarda, önce Musul Valisi Etil Nüceyfi’nin talebi üzerine daha sonra Kürdistan Hükümeti’nin talebi üzerine ve son açıklamalarında ise, Uluslararası Koalisyon Gücü’nün yalanlamasına rağmen, koalisyon gücü talebi ve izni üzere Başika’da bulunuyoruz sözlerinde çelişkiler görünmektedir. Türk Hükümeti’nin bu çelişkili açıklamaları, kendilerini ve sonucu bilinmeyen bir krize yol açarak, komşu bir ülkenin egemenliğine müdahale ederek Türk askerini zor durumda bırakıyor. Bu açıklamaların geçersizliğini ortaya koyan belgeleri yayımlayacağız. Biz, Iraklılar, Irak topraklarını IŞİD’den temizlemeye devam edeceğimizi vurguluyoruz. Egemenliğimize saldırana karşı direneceğiz. Zafer günü yakındır. Bizi, basında değeri olmayan ateşli açıklamalarla bildiğimiz gerçek yolumuzdan saptırmayacakladır.” dendi. (DIŞ HABERLER)

Usluer: AKP’nin geçmişteki ortağı FETÖ, bugünkü ortağı MHP

CHP’li Prof. Dr. Gaye Usluer başkanlık sistemine ilişkin Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına yönelik “AKP’nin geçmişteki ortağı FETÖ idi bugünkü ortağı MHP’dir. MHP ayrı bir siyasi grup gibi görünüyorsa da Meclis’teki tutumları kimin yanında oldukları, kime destek verdiklerini gösteriyor. Bahçeli birlikte hazırlığın ilk konuşmasını yaparak sinyali verdi. Bu bir mizansen, birlikte oynanan bir oyun. Sonraki sürecin Meclis’te oylama ve bu oylamada AKP ile MHP’nin birlikte oy kullanması” dedi.

CHP Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer ve CHP Milletvekilleri TBMM’de düzenledikleri basın toplantısında eğitim sorunlarına dikkat çekti. Gaye Usluer, Devlet Bahçeli’nin başkanlık sistemine ilişkin referandum açıklaması ve Başbakan Binali Yıldırım’ın başkanlıkla en kısa zamanda anayasa teklifini Meclis’e getireceği şeklindeki açıklamasının anımsatılması üzerine şöyle konuştu: “7 Haziran sonrasında sonuçlar daha açıklanmadan Bahçeli erken seçim sinyalini ve hiçbir parti ile koalisyona gitmeyeceği bilgisini vermişti. AKP’nin geçmişteki ortağı FETÖ idi bugün ki ortağı MHP’dir. MHP ayrı bir siyasi grup gibi görünüyorsa da Meclis’teki tutumları kimin yanında oldukları, kime destek verdiklerini gösteriyor. Bahçeli birlikte hazırlığın ilk konuşmasını yaparak sinyali verdi. BU bir mizansen birlikte oynanan bir oyun. Sonraki sürecin Meclis’te oylama ve bu oylamada AKP ile MHP’nin birlikte oy kullanması. 15 Temmuz darbe girişiminin temeli 17-25 Aralık’ta AKP’nin içinde olduğu yolsuzluk iddialarının gündeme gelmesi ve belgelenmesidir. Birinci milat budur. İkinci milat 7 Haziran 2015’tir. Kandırıldım diyerek kimseyi uyutamazsınız. Millet size notunuzu sandıkta verecek. Sizde o zaman göreceksiniz kandırılmanın maliyetinin ne olduğunu. Biz parlamenter sistemin arkasında durmaya devam edeceğiz.” (DHA)

ABD’den Erdoğan’a yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Musul operasyonuna ve Abadi’ye yönelik sözlerine yanıt veren ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, “Irak’ta konuşlu Türk güçleri uluslararası koalisyonun parçası olarak orada değiller” dedi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Türk askerinin Başika bölgesindeki varlığına ilişkin Irak Başbakanı Haydar El Abadi’ye yönelik sözlerine bir yanıt da ABD’den geldi. Washington’da düzenlediği günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak Başbakanı El Abadi’ye ve Musul operasyonuna yönelik sarf ettiği sözlere ilişkin, Irak’ın tüm komşu ülkelerin Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı göstermesi gerektiğini ve Türk güçlerinin uluslararası koalisyonun parçası olarak Irak’ta bulunmadığını kaydetti.

Kirby, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Uzun süredir söylemekteyiz, burada geçen Cuma günü Brett McGurk’un de söylediklerini duydunuz. Irak’ın tüm komşuları Irak’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeli. Irak’ta konuşlu Türk güçleri uluslararası koalisyonun parçası olarak orada değiller ve Başika’daki durum Irak ve Türkiye hükümetlerinin çözmesi gereken bir sorun” diye konuştu.

‘Bütün yönetimleri IŞİD’e odaklanmaya çağırıyoruz’

Kirby, ABD’nin Türkiye ile Irak arasındaki diyalogu desteklediğini ve sorunun hızla çözülmesini sağlayacağını söyledi. Kirby, şunları kaydetti: “Bütün yönetimleri kendi ortak düşmanlarına, bizim ortak düşmanımıza, IŞİD’e odaklanmaya çağırıyoruz. Önümüzdeki, günlerde ve haftalarda tüm tarafların IŞİD’e karşı mücadele için atacakları adımları koordine etmeleri gerektiğine inanıyoruz.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Erdoğan’ın Abadi’nin Başika’da Türkiye’nin üst kurmasını istediğini kanıtlayacak şekilde elinde video kayıtlarının bulunduğu sözlerinin hatırlatılması üzerine de şu yanıtı verdi: “Bu değerlendirmeleri, videoyu görmedim. Başbakan Abadi, kamuoyu önünde davet edilmediklerini açıkça söyledi. Biz, onların koalisyonun bir parçası olarak orada olduklarını düşünmüyoruz ve Türkiye ile Irak’ın diyalog yoluyla bu konuda çalışmalarını istiyoruz.”

‘Musul operasyonuna Irak karar verecek’

Musul operasyonunun başlamasına Irak yönetiminin karar vereceğini vurgulayan Kirby, “Musul’u geri alma kampanyası bir Irak kampanyasıdır. Amerikan güçleri, geçmişte de olduğu gibi Irak Güvenlik Güçleri tarafından yapılacak bu kampanyaya destek verecektir. Kendileri hazır olduklarında karar vereceklerdir” dedi. Kirby, Irak Güvenlik Güçleri’nin, Abadiye verecekleri raporlara göre kararın alınacağını da kaydetti.

(rp)

 

Kurtulmuş ve Bozdağ’a belgeli çağrı: Frekanslar peşkeş mi çekilecek?

 

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, KHK ile kapatılan Özgür Radyo’nun frekansının işgal edildiğini söyledi. Yarkadaş, Yazar Aslı Erdoğan’ın kazandığı ödülü alabilmesi için Bekir Bozdağ’a da çağrı yaptı.

KANUN TANIMAZLIK YAYGINLAŞIYOR

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında konuşan Yarkadaş, İstanbul’da 95.1 frekansından yaklaşık 20 yıldır yayın yapan Özgür Radyo’nun hukuksuz bir biçimde kapatıldığını belirtti. Yarkadaş, “Kanun tanımazlık, en tepeden en aşağıya doğru zincirleme bir şekilde sürüyor” dedi.

KORSAN YAYINLARA GÖZ YUMULUYOR

Yarkadaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birçok radyo ve TV’nin yayını, hiçbir mahkeme kararı olmadığı halde keyfi bir biçimde sonlandırıldı. Radyo ve TV’lerin yayınına (idari tedbir) olarak son verildiği söylendi. Bu ibare, kapatma sırasında kağıda da döküldü. Ancak ne ilginçtir ki; radyo ve TV’ler idari tedbir olarak kapatılmış olmasına rağmen, boşalan frekanslar hemen korsan yayınlarca dolduruluyor.

ÜLKE TV’YE KİM İZİN VERDİ?

Örneğin, 95.1 frekansının, Özgür Radyo ile ilgili hukuki süreç tamamlanana dek boş kalması gerekiyor. Oysa ki; bu kural da ortadan kaldırıldı. Özgür Radyo’nun frekansından, kimi zaman Kanal 7, kimi zaman ise Ülke TV ve başka bir radyo yayın yapıyor. Bunun adı açıkça gasptır; yağmacılıktır…”

SUÇ İŞLENİYOR

RTÜK’ün yasadışı uygulamaya göz yumarak suç işlediğini belirten Yarkadaş, “Bu yayını korsan olarak yapmak da buna izin vermek de ağır cezalık bir suçtur” dedi.

 

FREKANSLAR PEŞKEŞ Mİ ÇEKİLECEK?

Radyo ve TV frekanslarına el konulmasının altında yandaşlara ‘rant sağlama’ gerçeğinin olduğuna da dikkat çeken CHPli vekil, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Değeri milyonlarla ölçülen radyo – TV frekanslarına el koyup bunları yandaşlarına peşkeş çekmek istiyorlar. Örneğin, Kanaltürk ile Bugün TV’ye el konulduktan sonra, her iki kanalın uydudaki frekansından yayın yapılmaya başlandı. Bu yayınları kim yapıyor, frekanslar bu kişilerin eline nasıl geçti bilinmiyor. Sorularımız ise yanıtsız kalıyor. AKP, darbeyi istismar ediyor; ideolojik ve ekonomik hegemonyasını darbe bahanesiyle kurumsallaştırmak istiyor.”

YÖN RADYO TUTANAĞINDA ADRES SKANDALI

CHP Milletvekili Yarkadaş, 96.6 frekansında yayın yapan ve kapatılmak istenen Yön Radyo’ya ilişkin de konuştu. Yarkadaş, “Resmi bir tutanakta, radyonun merkezinin İstanbul Anadolu Yakası’nda cemaatçilere ait bir binada bulunduğu yazılmış… Bu bilgi külliyen yanlış” dedi.

Yön Radyo’nun 23 yıldır Avrupa Yakası’ndaki Okmeydanı semtinden yayın yaptığını belirten Yarkadaş, “Bu tür gayri ciddi tutanaklarla radyoların kapatılmasının zemini oluşturuluyor” dedi. AKP’nin bir çok teşkilatının cemaatçilere ait olduğunu ve hala kiracı olarak bu binalarda bulunduğunu hatırlatan Yarkadaş, “O halde AKP’yi de kapatacak mısınız?” diye sordu.

NUMAN KURTULMUŞ’A SESLENDİ

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’a da çağrı yapan Yarkadaş, “Elimdeki belge, AKP’li Beyoğlu Belediyesi’nin tutanağıdır. Bu tutanakta, Yön Radyo’nun 23 yıldır Avrupa Yakası’nda ikamet ettiği görülmektedir. Sayın Kurtulmuş, bu belgeyi değerlendirin ve Yön Radyo’nun düzmece bir belgeyle kapatılmasına engel olun” ifadesini kullandı.

‘ANAYASAYA AYKIRI İŞLEMLER YAPILIYOR’

Hükümetin hiçbir mahkeme kararı olmamasına rağmen, Hayatın Sesi, TV 10 ve İMC TV’yi kapatarak mallarına el koyduğunu belirten Yarkadaş, “Kanunsuzluk ve anayasasızlaştırma olağan hale getiriliyor” tepkisini gösterdi. Yarkadaş, anayasanın 30. maddesine göre, yayın araçlarına el konulamayacağını da hatırlattı.

SERMAYE BU TABLOYA YATIRIM YAPMAZ

Yarkadaş, mülkiyet hakkı üzerindeki anayasal güvencenin yok edilmesinin, özellikle yabancı sermayeyi tedirgin edeceğini ve bu yüzden yatırımların azalacağını da sözlerine ekledi. CHP’li vekil, “Hiçbir sermaye grubu, mülkiyet hakkının güvencede olmadığı bir ülkeye yatırım yapmaz” dedi.

DARBE SONRASI BİLANÇO

CHP Medyaya Yönelik Baskıları İzleme Komisyonu Üyesi Barış Yarkadaş, 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası ortaya çıkan tabloyu da sayılarla ifade etti. “Düşünceyi ifade özgürlüğü ortadan kaldırılıyor, gazeteciler cezaevlerinde tecritte tutuluyor” diyen Yarkadaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“ÜÇTE BİRİ İŞSİZLİK TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA”

“15 Temmuz darbe girişiminin ardından bugüne kadar tam 130 medya kuruluşunun yayınına son verildi. Son olarak Başbakanlık kararnamesiyle 23 medya kuruluşu kapatıldı. Şu anda sektörümüzün üçte biri işsizlik tehlikesiyle karşı karşıya. Yaklaşık 30 bin kişiyi istihdam eden sektörümüzde şu an ne yazık ki 10 bin kişi işsiz durumda. 100’ün üzerinde gazeteci cezaevinde yargılanmayı bekliyor.”

GAZETECİLER TECRİTTE

Yarkadaş, toplantıda Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a da şöyle seslendi:

“Yazdıkları, düşündükleri, yorum yaptıkları, tweet attıkları için cezaevine konulan gazetecilerle görüşme taleplerimiz, Adalet Bakanlığı engeline takılıyor. Gazeteciler şu an tecritte tutuluyor. Tecrit bir insanlık suçudur. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a buradan çağrı yapıyor ve gazetecilerle görüşme isteğimizin gerçekleştirilmesini istiyorum. Milletvekili arkadaşlarımız, başta CHP PM Yedek Üyesi Atilla Taş ile Gazeteci Murat Aksoy olmak üzere, tüm gazetecilerle görüşmek için yazılı talepte bulundu. Bakanlık bu talepleri yanıtlamıyor.”

YALNIZLAŞTIRMA POLİTİKASI UYGULANIYOR

Darbe girişimi sonrası tutuklanan gazetecilerin ”yalnızlaştırma politikası”na tabi tutulduğunu belirten Yarkadaş, “Örneğin tanınmış bir yazarın hiç akrabası yok. Dolayısıyla soyadları tutmadığı için, hiç bir arkadaşı kendisiyle görüşemiyor. Biz bu yazarı da ziyaret edip davaya ilişkin bilgi almak ve durumunu görmek istiyoruz. Bu da engelleniyor” ifadesini kullandı.

ASLI ERDOĞAN ÖDÜLÜNE DE KAVUŞSUN

Özgür Gündem Yayın Kurulu Üyesi – Yazar Aslı Erdoğan’ın durumuna ilişkin bilgi de veren CHP’li vekil, “Yazarlar için düzenlenen Demokrasi Nöbeti’ne katıldığım gün, Aslı Erdoğan’ın hırkasının kendisine 15 gündür verilmediğini açıkladım. Neyse ki bu sorun açıklamanın ardından çözüldü ve yazar hırkasına kavuştu. Ancak şimdi ise kavuşması gereken başka bir şey var” dedi.

Aslı Erdoğan’ın 2016 yılı Tucholsky Ödülü’ne layık görüldüğünü belirten Yarkadaş, “Aslı Erdoğan içeride tutulduğu için, bu ödülü alamayacak gibi görünüyor. Erdoğan’ın bu ödülü alması için gereken yapılmalıdır. Tucholsky Ödülü, dünya çapında değeri olan bir ödüldür. Tören 15 Kasım’da Stocholm’de gerçekleşecek” ifadesini kullandı.

BİR YASTIK İÇİN…

Gazeteci ve yazarların cezaevinde en temel haklarının verilmediğini de söyleyen Yarkadaş, “Örneğin Aslı Erdoğan, boynundaki rahatsızlıktan dolayı bir yastık istedi. Tam altı kurumla, yaklaşık 20 gün boyunca yazışma yapıldı ve yastık içeri sokulabildi. Sayın Bozdağ’ın bu konuda gereken duyarlılığı göstermesini istiyorum” dedi. Yarkadaş, cezaevindeki gazetecilerin bir çoğunun, partilerini çok sert eleştiren yazılar kaleme almasına rağmen, hiçbir ayrım yapmadıklarını ve herkesin hakkı ve hukukunu savunmak için çaba gösterdiklerini de belirtti.

“İÇ SAVAŞ ORTAMINA ÇEKMEK İÇİN”

“PKK strateji değişikliğine gitti, siyasetçiler hedef seçiliyor ne diyeceksiniz?” sorusuna Yarkadaş, “Terör örgütü PKK’nın gerek sivil siyasetçilere, gerekse askerlerimize yönelik alçakça saldırılarını açık ve net bir dille kınıyorum. Hiçbir gerekçe, siyasetçilere ve askerlerimize yönelik silahlı saldırı ve katliamı meşru kılmaz… PKK’nın bu strateji değişikliğine gitmesi Türkiye’yi bir iç savaş ortamına çekmek içindir” yanıtını verdi. Yarkadaş, “Terör örgütü, iç savaş provasını Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’nun Artvin ziyaretinde yaptı. Başarılı olamayınca, bu kez AKP’li siyasetçilere yöneldiler. Bu plan karşısında hepimizin itidalli ve soğukkanlı olması gerekiyor” dedi.

YANLIŞ POLİTİKA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Musul’a ilişkin açıklamalarının hatırlatılması üzerine Yarkadaş, “Cumhurbaşkanının Türkiye’yi sürekli gerilimde tutan bir anlayışla politika yapmasının da bize hiçbir şey getirmeyeceğini görüyorum. Türkiye’nin savaş politikalarına değiL, barış ve bir arada yaşama politikalarına ihtiyacı var” dedi. Yarkadaş, Türk dış politikasının temel ilkesinin ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ olduğunu da hatırlattı.

MHP DESTEK VERİYOR

“MHP lideri Devlet Bahçeli’nin başkanlık sistemine ilişkin sözlerine ne diyorsunuz?” sorusuna da Yarkadaş, “Başkanlık, sadece Tayyip Erdoğan’ın ihtiyacıdır. Olağanüstü hal uzatıldıkça; MHP’nin desteğiyle Türkiye fiili bir başkanlık rejimine zaten sürüklenmektedir. Bahçeli, OHAL’e destek vererek, ülkemizin fiili başkanlık sistemine sürüklenmesinin zeminini yaratıyor” yanıtını verdi.

‘Tek hedefi güçlü bir Kürt edebiyatı yaratmaktı’

Kürt yazar Mehmed Uzun, yaşamını yitirişinin 9’uncu yıl dönümünde mezarı başında anıldı. Uzun’un mezarı başında konuşan Kürt Yazarlar Derneği Başkanı Özçelik, ‘Uzun’un kalemini devralan yüzlerce Kürt yazar kalemleri ile bu karanlığı dağıtacaklar’ dedi

Kürt edebiyatının önemli isimleri arasında bulunan Mehmed Uzun, yaşamını yitirişinin 9’ncu yıl dönümünde Diyarbakır Mardinkapı Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı. Anmaya, Uzun’un ailesi ve yakın dostları ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Fırat Anlı, Kürt Yazarlar Derneği Başkanı Osman Özçelik, Uluslararası PEN Yazarlar Örgütü Diyarbakır Temsilciliği yöneticileri de katıldı. Anmada ilk olarak konuşan Fırat Anlı, Mehmed Uzun’un boşluğunu halen hissettiklerini belirterek, Uzun’un şahsında Kürt tarihini andıklarını belirtti.

Kürt Yazarlar Derneği Başkanı Özçelik de, Kürtlerin düşmanlarının Kürt tarihini yok ettiğini, Mehmed Uzun’un ise romanları ile bunun aksini ispatladığını söyledi.

“Ben yasaklı bir dilin yazarıyım” diyerek sürgün hayatında birçok Kürtçe esere imza atan Yazar Mehmed Uzun’u anlatan kardeşi Mahmut Uzun, tüm yaşamını Kürt halkı ve diline adadığını söyledi.

Yazdığı Kürtçe kitaplar onlarca dile çevrilirken, o Kürt gençlerinin Kürt edebiyatıyla tanışmasına ve birçok kişinin Kürtçe okuyup yazmasına da vesile oldu. Dönem itibariyle yazılı tarihi olmayan bir halkın sesi olan Uzun, 1981’de siyasi nedenlerden dolayı sürgüne gidip, yıllarını ülkesinden uzakta geçirdi. İsveç’in Largen kentinde bir göl kenarında ormanın içinde olan evine kapanırken, “Kahramanlarımla orada yalnız kalıyorum” diyerek burada birçok esere imza attı. Sürgün hayatından sonra yakalandığı mide kanseri nedeniyle 2007 yılında Diyarbakır’da yaşamını yitiren Uzun’un kardeşi Mahmut Uzun ağabeyini anlattı.

‘KÜRTÇEYİ APÊ MUSA’DAN ÖĞRENDİ’

Ağabeyinin çocukluğundan itibaren Kürt diline büyük ilgi duyduğunu ifade eden Uzun, Siverek’te lise okuduğu yıllarda ilk olarak birkaç arkadaşı ile Kürt dili üzerine çalışmalar yürüttüğünü söyledi. O dönem çalışmaları nedeniyle ağabeyinin arkadaşları ile birlikte tutuklandığını kaydeden Uzun, bir süre Diyarbakır Cezaevinde, Musa Anter, Ferit Uzun ve Şerafettin Elçi ile birlikte kaldığını söyledi. Uzun, “Zindanda tanıştılar ve Kürtçeyi de Apê Musa’dan öğrendi. Daha sonra siyaset ile ilgilenmeye başladı. Zindandan sonra Ankara’da okulunu sürdürdü. Mehmed için Kürt dili çok büyük önem arz ediyordu. ’74’te siyasi çalışmalarından dolayı tutuklandı. Cezaevinde Kürtçe yazılar kaleme almaya başladı. Bu kez 77 yılında yazdıklarından dolayı tutuklandı. Bırakıldıktan sonra sürgün hayatı başladı ve Suriye’ye geçti. Kürt edebiyatının önemli isimlerinden Osman Sebrî, Cegerxwîn ve Bedirxanî ailesi ile birlikte çalışmalar yürütmeye başladı. Mehmed, Osman Sebrî’den çok etkilendi. Yaşamını Kürt dili ve edebiyatı üzerine sürdüreceğini söyledi” diyerek, onun Kürt edebiyatı ile buluşmasını anlattı.

“Zorluklarla bir ömür geçirdi. Çünkü o dönem Kürt dili ve edebiyatı üzerine çalışma yürüten çok az isim vardı. Mehmed çok iyi bir edebiyatçı olmakla birlikte çok iyi bir okuyucuydu. Tek hedefi güçlü bir Kürt dili ve edebiyatı yaratmaktı. Kimi çalışmalarını aylar boyunca sürdürüyordu. Ancak Mehmed’in en büyük zorluğu sürgün edilmesi ve topraklarını terk etmek zorunda kalmasıydı.”
“Mehmed’i en çok acıtan kendi topraklarından ve dilinden uzak şartlarda Kürt dili ve edebiyatı üzerinde çalışmalar yürütmesiydi” diyen Uzun, “Yılda bir kere bile ülkesine gelemiyordu. Bir kitabında Suriye’ye ilk gittiği günlere dikkat çekiyor ve kendisinin artık bir gurbetçi olduğunu ve bunun kendisi için çok ağır olduğunu söylüyor” diye anlattı.

‘HASTANENİN ÖNÜNDE KÜRTÇE TÜRKÜLER SÖYLÜYORDU’

Hastalandığı ilk zamanlarda İsveç’te olduğunu ve Amed’e giderek tedavi olmak istediğini ifade eden Uzun, Amed’e geldikten sonra da durumunun oldukça kötüye gittiğini anlattı. Uzun, “Birkaç gün sonra kaldığı hastanenin önünde halk toplanmış ve Kürtçe türküler seslendiriyordu. Mehmed o zaman bana ‘Toprağıma neden döndüğümü anladın mı?’ diye sordu. O zaman Mehmed’i çok iyi anladım. O günler halkına kavuştuğu için çok mutluydu” diye konuştu.

O zamanlar Kürt edebiyatının yazılı olarak çok güçlü olmadığına işaret eden Uzun, “Kürt halkının tarihi daha çok dengbêjler ile yani sözlü olarak nesillere aktarıldı. Yazılı bir edebiyat yoktu. Mehmed bunu başardı. Kürt halkı için çok önemli bir çalışmaydı. Mehmed bu boşluğu gördü ve elinden geldiği kadar doldurmaya başladı. Kürt halkının dünyaya hitap etmesi için güçlü bir yazılı edebiyata ihtiyacı olduğunu vurguluyordu. Ne kadar başarılı olduğunu halk söyleyebilir. Mehmed bütün yaşamını Kürt halkına ve diline adamıştı. 40 milyon insanın kendi dilinde yaşamıyor olmasını kabul edemiyordu. Kürt halkının kendi dilinde yaşaması için mücadele etti” dedi.
Mehmed Uzun’un Avrupa’da da çok okunan bir isim olduğuna değinen Uzun, şunları aktardı: “Çok iyi tanınan bir isim oldu. PEN üyesiydi. Dünyaca edebiyatın önemli isimleri ile dostlukları vardı. İsveç’te de çalışmaları oldu. Birçok dilde kitapları basıldı ve bu nedenle çok okunuyor. Mehmed Uzun denilince büyük bir özlem doğuyor.”

HER ŞEYİN KÜRTÇE OLACAĞI BİR MÜZE HAZIRLANACAK

Uzun’un başarılara imza attığını da belirten Uzun, birçok projesinin olduğunu ancak buna ömrünün yetmediğini söyledi. Onun adına bir müze projesini hayata geçirmek için çalıştıklarını ifade eden Uzun, “Kitaplarının ve arşivinin yer alacağı ve her şeyin sadece Kürtçe olacağı bir müze yapmak istiyoruz. Bunun için çalışmalar var. Ailesi ve Kürt edebiyatına kendini adayanlar bu projeyi hayata geçirecektir” diye belirtti. (DİHA)

‘Tek kuvvet’ Saray

HÜSEYİN ŞİMŞEK
@simsekhuseyinn

‘Kuvvetler ayrılığı’ ilkesine ters düşen uygulamalarının ardı arkası kesilmeyen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a, Saray’da artık rutin hale gelen Bakanlar Kurulu toplantılarının ardından bir ilke imza atarak yeni yargı yılı açılışını Beştepe’ye almak da yetmedi. Üniversitelerin akademik yıl açılış töreninin yanı sıra hakim ve savcı adaylarının belirlendiği kura töreni de Saray’a alındı. Atatürk’ü anma ve 10 Kasım törenlerine de bu yıl Saray ev sahipliği yapacak. Son olarak Başbakan Binali Yıldırım’ın Alevi kurumların temsilcilerine Dolmabahçe Sarayı’nda vereceği Muharrem orucu iftarı da Saray’a taşındı.

Her fırsatta dile getirdiği başkanlık sistemini 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından parlamenter sistemi tümüyle devre dışı bırakan adımlarla fiilen yaşama geçiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘yargı bağımsızlığını’ hiçe sayarak Adli Yıl Açılış Töreni’ni bu yıl ilk kez Saray’da yaptı. CHP’nin ve Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) ‘kuvvetler ayrılığı ilkesi ve yargı bağımsızlığına’ aykırı olduğu gerekçesiyle katılmadığı törenin ardından üniversitelerin akademik yıl açılışı da Saray’da yapılma kararı alındı. Üniversite rektörlerinin 18 Ekim’de Beştepe’ye çağrılmasıyla ilgili tepkiler sürerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yeni hamleler geldi.

HSYK, meslek öncesi eğitimlerini başarı ile tamamlayıp mesleğe kabullerine karar verilen adli yargı hakim ve Cumhuriyet savcı adayları ve idari yargı hakim adaylarının kura törenlerinin Saray’da yapılacağını açıkladı. HSYK Üçüncü Dairesi, toplam bin 69 adli yargı hakim ve Cumhuriyet savcı adayı ile idari yargı hakim adayının mesleğe kabullerine karar verdi. Adayların kura töreni, bugün Saray’ın kongre merkezinde gerçekleştirilecek.

Bu yıl Beştepe’ye alınan toplantılara son olarak Atatürk’ü anma ve 10 Kasım törenleri de eklendi. Yıllardır, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nda gerçekleştirilen anma törenleri ilk kez Saray’da yapılacak.

Başbakan Binali Yıldırım’ın Alevilere Dolmabahçe Sarayı’nda vereceği vereceği Muharrem iftarı da Enerji Zirvesi gerekçe gösterilerek iptal edildi. İptal kararının hemen ardından iftarın Beştepe’deki Saray’da yapılacağı duyuruldu.

‘Kendisini tüm kuvvetlerin yerine koyuyor’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, yaşananların Türkiye’de faşist rejimin inşasının uygulama aşamasına geçildiğinin göstergesi olduğunu bildirerek, BirGün’e şu değerlendirmeyi yaptı:

“Biz üniversitelere özerklik için mücadele ederken, ‘bağımsızlık’ derken şimdi tam tersi bir tablo ortaya çıkıyor. Bütün üniversiteler için Saray’dan ortak bir açılış yapılması bilimin özgürlüğüyle, üniversite özerkliğiyle hiç örtüşmeyen bir yaklaşım. Yasamayı, yargıyı yok sayarak “yürütme, yürütme, yürütme” üçlemesini hakim kılmaya çalışan, kendisini yürütme olarak hem yasamanın hem yargının yerine koyan bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Medya ve üniversiteler de bu üçlemenin içine sıkıştırılıyor. Bu bir faşist rejim inşasının uygulama aşamasına geçildiğinin çok açık göstergesi. Bize de bununla daha kuvvetli bir şekilde mücadele etmek düşüyor.’’

‘Boyunduruğuna alıyor herşeyi’

CHP’nin hukukçu milletvekillerinden Onursal Adıgüzel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bağımsız olması gereken tüm yapıları kendi boyunduruğu altına almaya çalışmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. 2011 döneminde Fethullahçı yapıyla yargıyı dizayn etme çalışmasını şimdi Saray’ın devraldığını söyleyen Adıgüzel, “Saray yargısını egemen kılmaya çalışıyorlar. Yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ayaklar altına alınmış oluyor. Mesleğe yeni başlayacak hakim ve savcılar da bu şekilde baskı altına alınmaya çalışılacak” dedi.

Adıgüzel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başta yargı olmak üzere, ülkenin tüm kurumlarını tek elden yönetme uygulamalarına hızlı bir şekilde son vermesi istediklerini bildirerek, ”Erdoğan, kendi görevlerini, tanımlandığı şekilde yapmalı. OHAL bahanesi ile yaratılmak istenen korku toplumunun önüne geçmenin yolu, yasamanın, yargının, yürütmenin bağımsız ve en önemlisi adil bir şekilde hareket etmesidir. Birbirlerini denetlemesidir” diye konuştu.

birgün

İktidar ateşe benzin döküyor

Lozan Anlaşması’nı yeniden gündeme getirerek Musul’a göz diken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Başbakanı Ebadi’nin TSK’yi çekmesi çağrısına krizi tırmandıracak yanıtlar verdi. Meydan okuyan Erdoğan, ‘Muhatabım değilsin, kalitemde değilsin. Bildiğimizi okuyacağız’ dedi

Musul’u IŞİD’ten kurtarma operasyonu için ABD şemsiyeli koalisyon, Şiilerle, Sünnilerle, Kürtlerle görüşmelerini sürdürürken, IŞİD sonrası masada yer bulmak isteyen Ankara, tansiyonu iyice yükseltiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ateşe benzin açıklamalar yaptı.

Erdoğan, 9. Avrasya İslam Şurası’nda yaptığı konuşmada, TSK’nin Musul’un kuzeydoğusundaki Başika, Duberdan gibi yerleden çekilmesini isteyen Irak yönetimi ve Başbakan Haydar Ebadi’ye yönelik diplomatik teamüllere aldırmadan meydan okudu. Hakaret ettiği Ebadi yönetiminin arkasındaki İran’la yeniden geliştirilen ilişkilerin seyrinin bundan sonra nasıl olacağı merak edilirken Erdoğan, Irak’a ordu sokmak için izin istemeyeceklerini kaydetti. Erdoğan şunları söyledi: “DEAŞ terör örgütüne karşı yürütülen operasyona öyle veya böyle bir şekilde dünyanın dört bir yanından tam 63 ülke müdahil olmuş durumda. Koalisyon diyorlar ya… Bu koalisyonun içinde 63 ülke var. Suriye’de aynı şekilde benzer bir durum var. Diğer ülkelerde de manzara farklı değil. Bizim Türkiye olarak hem ülkemize yönelik terör tehdidinin kaynaklarını barındırması hem de bin yıllık komşuluk ve kardeşlik hukukumuz gereği meseleye müdahil olmamızı istemeyenler diğer ülkelere ses çıkarmıyor. Halbuki eğer Irak ve Suriye’nin başı dertteyse sorunun çözümü için her türlü çabayı göstermek, tedbiri almak en çok Türkiye’nin sorumluluğudur. Bu, her şeyden önce kardeşliğin, komşuluğun bir gereğidir. Bunun için de bir yerlerden izin almaya ihtiyacımız yoktur, almayı da düşünmüyoruz. Bunun da böyle bilinmesini özellikle ifade ediyorum.”

Ebadi’ye: Kalitemde değilsin

Başika kampından çıkmayacaklarını yineleyen Erdoğan, “Şu anda Irak’ta, yakında da Musul’da yapılacak operasyonlara aynı anlayışla, nasıl Cerablus’ta katıldıysak, nasıl Rai’de katıldıysak, evet şimdi yine söylüyorum. Şahsıma hakaretler ediyor, sen benim zaten muhatabım değilsin, seviyemde değilsin, kıratımda değilsin, kalitemde değilsin, Irak’tan senin bağırman çağırman bizim için hiç de önemli değil, biz bildiğimizi okuyacağız, bunu böyle bilesin. Kim bu? Irak’ın Başbakanı. Önce haddini bil… Şu anda kendileri Başika üssünü kurmamız için Sayın Davutoğlu döneminde bizlere talepleri var, bunların hepsinin canlı kayıtları var ve bugün yarın bunların hepsi televizyonlarda yayınlanacak. Buna rağmen Başika üssüne girilmiştir, şimdi diyor ki; ‘Buradan çekilin.’ Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusu sizlerden talimat alacak kadar kalitesini kaybetmiş değildir. Gereği neyse bunu biz gerektiği şekilde bugüne kadar nasıl yaptıysak yapmaya devam edeceğiz” dedi.

Bu arada Irak Savunma Bakanlığı’ndan bir heyet, Pêşmerge Bakanlığı’yla Musul operasyonunu görüşmek üzere başkent Hewlêr’e geçti. Heyette çok sayıda isim yer aldı.

Suudileri kınamadı ancak

Ortadoğu’daki Müslüman ülkelerin IŞİD, El Nusra, Ahrar-u Şam, Cundul Aksa gibi gruplara desteğini de gözardı eden Erdoğan, “Özellikle Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Güney Asya’da yaşanan terör eylemlerinde ölenlere bakıyorsunuz Müslüman, öldürülenlere bakıyorsunuz Müslüman, öldüren ‘Allahuekber’ diyerek öldürüyor, ölen de ‘Allahuekber’ diyerek son nefesini veriyor. Burada çok büyük bir sorun var. Bu durum, terör bahanesiyle İslam coğrafyasını müdahalelere açık hale getiriyor” dedi. İktidar, birkaç gün önce Yemen’de Suudi Arabistan’ın taziye evine saldırıp 140 kişiyi katletmesini de kınamamıştı.

Şii uyarısı

Times gazetesi, Musul’un batısındaki Şii milis varlığının, Başika’ya 2 bin asker konuşlandıran Türkiye ile Irak arasındaki gerilimi arttırdığını yazdı. Times’a göre Şii milislerin bir sözcüsü, Ankara’nın Başika’daki askerlerini çekmemesi durumunda saldırmaya hazır olduklarını söyledi. Cevad el Tilbawi adlı sözcü “Musul’daki Türk birlikleri meşru bir hedef olacak. Türk askerlerine, IŞİD’e nasıl muamele ediyorsak, o şekilde davranacağız” dedi. Nuri Maliki döneminde koalisyondaki Sünnilerin temcsilcilerinden olan ve Türkiye tarafından desteklenen Savunma Bakanı El Ubeydi, Başika Kampı’nı ziyaret etmişti. Türkiye, Ubeydi’nin izin verdiğini söylüyordu. Ubeydi daha sonra kabineden düşürülmüştü.

İSTANBUL

 

Karaman raporunda Ensar ve KAİMDER yok

Karaman’da 10 erkek öğrenciye cinsel istismar davasında adı geçen Ensar Vakfı ve Karaman Anadolu İmam Hatip ve İmam Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği’ne (KAİMDER) savcılıktan sonra bir iyi haber de TBMM’den geldi. Gazete Duvar’dan Hülya Karabağlı’nın haberine göre “Başta cinsel istismar olmak üzere çocuklara yönelik her türlü istismar olaylarını araştırma komisyonu” taslak raporunun AK Partili çoğunluk üyelerince hazırlanan 87 maddelik önerisi paketinde 508 yıl ceza alan öğretmene ‘hadım’ cezasına destek çıkılırken Ensar Vakfı ve KAİMDER’e değinilmedi.

Ayrıca raporda, cinsel istismar olayına dair kamu görevlilerine dönük herhangi bir soruşturma açılmadığına yer verildi.

Raporda cinsel istismar olaylarının yaşandığı evlerin Ensar Vakfı’na ve KAİMDER’e ait olmadığı iddialarına şu şekilde yer verildi: “Mağdur öğrencilerin kaldığı evin derneklere ait yurt olmadığı, velilere ait bir ev olup herhangi bir dernekle ilişkisinin olmadığı bazı mağdur veliler tarafından ifade edilmiştir. Burada ihtiyaç sahibi öğrencilere kendi imkânlarıyla yemek ve burs temin ettikleri belirtilmiştir.”

HABER MERKEZİ