Ana Sayfa Blog Sayfa 6235

‘Minbic’in Sorayası’ Zehra’yı duydunuz mu?

Minbic’te IŞİD çetelerinin recm ile katlettiği Zehra’nın hikayesi yıllar önce İran’da yine recm ile katledilen Süreyya’nın hikayesi ile çok benzer. Zehra’nın hikayesini anlatan kardeşi ise ‘Tüm halk şimdi Zehra’nın katledildiği yerde yeşeren ağaçta çetelerin zulmünü hatırlıyor’ diyor

Kadınların, özgürlüğü coşkuyla karşıladığı yerlerden biriydi Minbic. İki buçuk yıl boyunca IŞİD çetecilerin işgali altında kalan kent, Minbic Askeri Meclisi’nin hamlesiyle 72 günde özgürleştirildi. Şimdi özgürleştirilen Minbic’in sokaklarındayız ve her sokağında yaşananların izlerine rastlıyoruz. Çeteler tarafından recm edilen Zehra Icêlo’nun hikayesi ise özel bir yere sahip buradaki halkta.

Süreyya’dan Zehra’ya

Kentte yaşayan herkes Zehra’nın hikayesini bilir. Zehra’dan önce Süreyya’nın hikayesini anlatmakta fayda var çünkü aradan yıllar geçmiş olsa da hikayeler çok benzer. Süreyya Menuçêhrî, İran’ın Kerecê Köyü’nde 1951 yılında dünyaya gelir. 1986 yılında eşi tarafından iftiraya uğrar ve köyün imamı ile yalancı bir şahit huzurunda ölüm fermanı verilir. Tüm köylülerin toplanması ile köyün meydanına getirilen Süreyya, barbarca recm edilir. Halası, Süreyya’nın hikayesini kaleme alır ve daha sonra bu hikaye “Soraya’yı Taşlamak” ismi ile film olur.

Doğum gününde recm edildi

30 yılın ardından benzer bir olay bu kez Minbic’te yaşanıyor. Arap bir kadın olan Zehra, 12 Şubat 1974 doğumlu. Kentin işgal edilmesi ile birlikte IŞİD çetelerinin zulmüne maruz kalan Zehra, 2014 yılında doğum günü olan 12 Şubat’ta Minbic’in Rebe Emnî alanında tüm köylülerin gözü önünde recm ediliyor.

6 ay tutukluluk

Zehra’dan bahsederken gözyaşlarını tutamayan kardeşi, ismini de vermek istemiyor. Zehra’nın üniversiteden sağlık bölümünü bitirdiğini ve mesleğini yapmayı hiç bırakmadığını söyleyen kardeşi, Zehra’nın eşinden ayrıldıktan sonra da doktorluk yapmaya devam etiğini ancak çetelerin bundan rahatsız olduğunu söylüyor.

Zehra’yı anlatmayı şöyle sürdürüyor: “Bir gün ‘Zehra’da silah var’ diyerek aldılar. Sonra beni aldılar. 3 gün sonra hiç tanımadığımız bir erkeği getirerek, ‘Zehra’nın bu adamla ilişkisi var, birbirlerini seviyorlar’ denildi. 6 ay tutuklu kaldık.”

Êzidî kadınlar için cehennemdi

Şengal’den kaçırılan 10 Êzidî kadın ile birlikte tutulduklarını ve Êzidî kadınların sürekli olarak cinsel saldırıya maruz kaldığını ifade eden Zehra’nın kardeşi, “İçlerinde hamile bir kadın vardı. Diğer kadınlar hamile kalmasın diye onlara ilaç veriyorlardı. Zehra ile birlikte o kadınlarla kaldık ve hamile olan kadının çocuğu doğduğunda adını Zehra koydular. Doğumun ardından çeteler kadına tecavüz etmek istiyorlardı ve kadın da dayanamayıp kendisini yaktı. Êzidî kadınlar için cezaevleri cehennem gibiydi” diyor.

‘Zehra taşlara direnmiş’

Zehra’nın dik duruşu ve baş eğmediğinden söz eden kardeşi, mollanın Zehra’yı ‘zina’ ile suçlaması üzerine hakkında recm kararı verildiğini anlatıyor. İftira atılan erkeğin de Zehra ile aynı gün recm edildiğini söyleyen kardeşi yaşananları şu sözlerle ifade ediyor: “Recm kararının ardından Zehra yanıma gelerek, ‘Ben gidiyorum ama günahsızım. Onlar kaderimi böyle belirledi. Ama sen güçlü ve iradeli ol. Bu şehirden git ve kendine iyi bak’ dedi. Sonra Zehra’yı bir araba garajına götürmüşler ve orada bir çukur kazmışlar. Zehra’yı ve o erkeği göbeklerine kadar toprağa koymuşlar. Ardından çeteler halkı çağırarak, ‘taş atın’ demiş. Adamı üç taşla recm etmişler. Zehra ise atılan tüm taşlara direnmiş ve sonunda 3 kurşunla katledilmiş.”

Zehra gitti ama..

Şimdi Zehra’nin katledildiği yerde çiçekler açtığını söyleyen kardeşi, “Zehra gitti ama Allah zalimlere de bırakmadı. Minbic Halk Meclisi’nin sayesinde şimdi Minbicimiz özgür artık. Tüm halk Zehra’nın katledildiği yerde yeşeren ağaçta çetelerin zulmünü hatırlıyor” diyor.

Binevş Sarya /Minbic-Jinha

 

 

 

‘Yezid’in masasında Muharrem Orucu açılmaz’

İstanbul’da Muharrem Orucu iftarına katılan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Alevi kurumlarının temsilcilerine vereceği iftarı iptal eden Başbakan için ‘Yezid’in masasında Muharrem Orucu açılmaz’ dedi

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, İstanbul Ataşehir Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi’nde düzenlenen Muharrem Orucu’nu açma lokmasına katıldı. Yoğun ilgiyle karşılanan Demirtaş, burada açıklamalarda bulundu. Muharrem Orucu’nun önemine değinen Demirtaş, Kerbela’nın insanlığa iki mesajı olduğunu kaydederek, “Birincisi, şartlar, zulüm, baskı ne kadar fazla olursa olsun, Yezid’in ordusu ne kadar kalabalık olursa olsun Hasan ve Hüseyin diz eğmedi. Yezid’in ordusuna karşı o gün durulmasaydı, mücadele bugün buraya kadar gelmezdi. Kerbela’da yenilen Hasan ve Hüseyin değil Yezid’tir. İkincisi ise şartlar, baskı ve zulüm ne kadar fazla olursa olsun her zaman diyalog yolunu açık bıraktılar” dedi.

Yıldırım’a gönderme

Kerbela’nın mesajını alamayanların Muharrem Orucu’ndan bir şey anlayamadığını dile getiren Demirtaş, Başbakan Binali Yıldırım Muharrem Orucu nedeniyle Alevi kurumlarının temsilcilerine Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde vereceği iftarı iptal etmesine, “Yezid’in masasında Muharrem Orucu açılmaz” sözleriyle atıfta bulundu.

Küçük Barış’ın Demirtaş’a yanıtı

Demirtaş’ın konuşmasının ardından oruç açma lokması ikram edildi. Lokmadan sonra Demirtaş, cemevi yetkilileri ile görüştü. Demirtaş, cemevinden ayrılacağı sırada yanına gelen küçük bir çocuk adının “Barış” olduğunu söyledi. Demirtaş, küçük Barış’a “Adın ne güzel” deyince, “Dünyanın hepsinde adım gibi barış olsa çok daha güzel olur” yanıtı aldı. Demirtaş, daha sonra yoğun ilgi altında cemevinden ayrıldı.

DİHA

Alevilerin tek televizyonu TV 10 ‘lokma’ ile kuruldu

“Hakkın ve hakikatin sesi” şiarıyla 2011 yılında yayın hayatına başlayan TV 10, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 5 Ekim’de kapatılan 12 televizyondan biri. Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’da yaşayan Alevilerin sorunlarını dile getiren ve onların sesi olarak yayın hayatı sürdüren televizyonun teknik araç ve gereçleri dağıtılan lokma ile alındı. Kısa bir sürede büyük beğeni toplayan kanal şehir şehir, köy köy hakkın ve hakikatin sesini ulaştırmada köprü görevi gördü.

Adını ortak görüşle aldı

Adını cemevlerinde alan TV 10, Beylikdüzü’nde 75 metrekarelik bir dairede 4 kişilik bir ekiple kuruldu. Alevilikte 10’uncu günün kutsal sayılmasından dolayı bu ismi alan televizyon, Alevilerin yaşam biçimi, kültür ve inancını, sazını, sözünü, deyişini, fıkralarını ve tarihi geçmişini izleyiciye aktardı. “Yol bir sürek bin bir” inancıyla yola çıkan kanal, Zaza ve Kurmancî dilini kullanan Kürt Alevileri ile Türkmen, Tahtacı Alevileri birbirine yakınlaştırdı. TV10 kısa sürede diller farklı olsa bile yolun bir olduğu misyonu üstendi.

Hoşgörüden ödün vermedi

Televizyonun kuruluşunda yer alan Hüseyin Kelleci, zorlu mücadeleyi anlatırken, hangi koşullarda olursa olsun Alevilikte kinin yeri olmadığını, yıllardır zulme ve katliamlara maruz kalmalarına rağmen, sevgiden, barıştan, hoşgörüden ve direnmekten hiçbir zaman ödün verilmediğini belirtti.

‘Aleviler kendilerini gördü’

Tokatlı Türkmen bir Alevi olan Kelleci, TV 10 çıkışının ilk başlarda Alevilere yönelik bir yayın hayatına sürdürdüğünü, zamanla her kesime hitap edecek program yaptıklarını söyledi. Kelleci, “Tokat’ta, Kürt dediğin zaman kızarlardı bana. Hatta bana ‘Ya senin Kürtlerin içinde ne işin var’ dediler. Sonra ben gittim onlara Kürt Alevileri anlattım. Zaza Alevileri anlattım. Bunu televizyonlara yansıttık. Şu an da Tokat’ta değişmeyen kişi kalmadı. Sonra gittik Çepliler’e. Mikrofonu uzattığımızda tepki çekiyorduk ancak kendimizi anlatmaya başladığımızda Çepliler bizi bağırlarına bastı. Sonra Tahtacılara gittik. Tahtacılar Aleviler içerisinde en milliyetçi olanlardır. Tahtacılar da bizleri bağırlarına bastılar. Çünkü orada kendilerini gördüler. Kendi türkülerini, deyişlerini, kıyafetlerini görüler. Kısaca, Aleviler TV 10’da kendilerini gördüler” diye konuştu.

‘6 yıl içerisinden çok şey paylaştık’

Türkiye’de Alevilerin birbirlerini tanımadığını söyleyen Kelleci, şöyle devam etti: “Dersim’de, Bingöl’de Zazaca ibadet edildiği zaman benim orada anladığım sadece Şah’ı Merdan Hüseyin’in ve Hz.Ali kelimeleri idi. Bunu işte Tahtacılar, Çepliler, Türkmen Aleviler izleyip öğrendiler. Diller farklı olsa bile yolun bir olduğunu TV 10’da gördüler. Elimizden geldiğince Ezîdiler’i anlatmaya çalıştık. Bütün azınlıkları ekranımıza konuk olarak taşımaya çalıştık. Türkiye’nin en renkli televizyonlarından bir tanesi olmaya gayret ettik. Aslında 6 yıl içerisinden çok şey paylaştık.”

‘Halkın televizyonuyuz’

Türkiye ve Avrupa’da yayın hayatını sürdüren ve 80 çalışanı bulunduğu bilgisini paylaşan Kelleci, “Biz, kurumların değil, halkın televizyonuyuz. Şah kuluna gittiğim zaman 80 yaşındaki kadın boynuma sarılıp ‘Hüseyin dedem ne oldu neden kararttılar’ deyip gözlerinden yaş döküyorsa, o yaşın da adı hüzündür. Bizim için onurlu bir yaştır. O yaşı yere düşmeden sahiplenmemiz gerekir” diye kaydetti.

‘Halkın desteğiyle ayakta kaldık’

Kelleci, TV 10’nun kuruluş hikayesinden bir anısını şu sözlerle anlattı: “Elbistan’ın Köse Yayla köyüne gittik. İnsanlar kendi aralarında para toplamışlardı. Çekimlerimiz bittiğinde ellerinde bir zarfla geldi köylüler. Beklemediğimiz bir katkı sundular. İşte TV 10, bu zamanlara böyle geldi. Halkın desteğiyle ayakta kaldık.” Kelleci, “Gece gündüz, yorgunluk demeden söz verdiğimiz yere gittik. Hakkın ve hakikatin sesini ulaştırmak için TV 10 araçları her ay 150 bin kilometre yol yapıyorduk” dedi.

‘Alevilerin sesini her koşulda yansıtacağız’

“Elimizi kalbimizin üstüne koyduğumuzda rahat uyuyorduk” diyen Kelleci, hiç kimsenin hakkını yemediklerini ama bugün secdeye alnını koyanların Alevilerin haklarını yediğini vurgulayarak, hakkın ve hakikatin sesini her koşulda yansıtacaklarını ifade etti.

(yak/za/sd) DİHA

Tunceli’nin Kutsalları Dağ Keçileri

Kutu Deresi kenarındaki lokantaların birinde servis yapmaya hazırlanan garson, bir yandan da müşterilerine dağı işaret ediyor;

-“Keçilerimizi gördünüz mü?”

Müşteriler önce herkesin bildiği evcil keçiler zannediyor. Ancak dağa doğru bakanlar, gördükleri karşısında büyüleniyor. 10’dan fazla dağ keçisi, dağın yamacına kadar inmiş. Bazıları otlanırken, bazıları da kayalara tırmanıyor. Başlarında uzun boynuzlu bir erkek, irili ufaklı 10 aşkın dağ keçisi. İnsanların bulunduğu alanlara çok yaklaşmıyorlar.

Dağ keçilerinin nesli tükenme tehlikesi altında olmasa da, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından koruma altına alınmışlar. Yani izinsiz avlanmaları yasak. Bakanlık 2011 yılında, sayılarını tespit etmek için bir envanter çalışması yaptı. Ancak çalışmanın sonucu, avcıların iştahını kabartmaması için açıklanmıyor. Avlanmalarına sadece av turizmi kapsamında izin veriliyor. Bunun da şartları oldukça ağır; hayvanın 8 yaşından büyük, erkek ve verimden düşmüş olması gerekiyor. Tunceli bölgesinde bu özellikleri taşıyan sadece 10 dağ keçisi bulunuyor. Keçileri kaçak olarak avlayanlara 12 bin TL’den başlayan para cezaları veriliyor.
Tunceli Doğa Koruma Milli Parklar Şube Müdürü Ali Haydar Gürsönmez, ekiplerinin kaçak avlanmaya karşı 24 saat görev başında olduklarını söyledi. Gürsönmez, kaçak avlanmaya karşı etkili mücadele verdiklerini belirterek, “Av koruma faaliyetleri özellikle bu sezonlarda çok yoğun geçiyor. 24 saat ekiplerimiz sürekli teyakkuzda, gelen ihbarla, bazen planlı, bazen plansız harekete geçiyoruz. Her geçen yıl daha da etkili bir çalışma ve koruma yapıyoruz. Teknolojinin tüm imkanlarını kullanıyoruz şimdi olamasa da ileride insansız hava aracı da kullanabiliriz. Bakanlıkça koruma altına alınan bir türdür. Nesli azalan bir türdür ama nesli tehlikede diyemeyiz. Normal av dönemlerinde avlattırma sağlamıyoruz. Yaban keçisi avlanması daha çok av turizmi kapsamında yapılıyor. O da bireylerin daha sağlıklı bir nesil bırakması için ayıklama yöntemi ve turizmde bir gelir sağlama yöntemiyle beraber değerlendirerek, o şekilde avlattırma sağlıyoruz. Kaçak avlanan çok kişi yakalıyoruz. Mesela geçen yıl 4 kişi cezalandırdık. Bir tane çengel boynuzlu dağ keçisi vurmuşlardı, 15 bin lira tazminat cezası kestik” dedi.

Dağ keçisinin avlanmasına av turizmi kapsamında izin verilse de, bölgedeki çatışmalar nedeniyle talep olmadı.

Dağ keçilerinin avlanmasının tamamen yasaklanması için zaman zaman kampanyalar düzenleniyor. Nedeni ise dağ keçilerinin kutsal olduğuna inanılması. Tunceli’deki yaygın olan Alevi inancına göre dağ keçileri kutsal. Bu nedenle avlanmalarına sıcak bakılmıyor. Buna rağmen avlayanlar ise toplumdan dışlanıyor.

Alevi Dedesi Ali Ekber Frik, dağ keçilerinin neden kutsal sayıldığını şu cümlelerle anlatıyor: ”Dağ keçileri sahipsizdirler, sahibi olmamasına rağmen sahipleri varmış gibi bir yere geliyorlar, otluyorlar, su içiyorlar. Sanki sahibi bunu otlatıyormuş. Erenler Sarık Zıvan, Derviş Cemal, bunlara sahiplik yapıyormuş, bunların etrafına toplanıyormuş. Erenler etrafına toplandığı için bizim halk ta bunları kutsal saymış. Alevilik temeli üç ilke üzeri kurulmuş, eline, beline, diline sahip ol. Eliyle haram yapmadığı için haram sayılmış,erenlerin etrafına toplandığı için Derviş Cemal’in davarı Şeyh Ahmet dedenin davarı demişler… dokunmasınlar, öldürmesinler, özgürce yaşasınlar diye. Kimseye zararı dokunmayan canlılardır.”

Frik, dağ keçilerini öldürenlerin günah işlemiş kabul edildiğini belirterek, “Bunları öldürenler ‘yol düşkünü’ sayılıyor yani kusur yapmış, günah işlemiştir. Cem’e alınmaz, günahını tövbe etmeden dede yanına almaz, elini öptürmez. ’Ben bir daha böyle bir iş yapmıyorum’ diyene kadar mutlaka ceza görmeli. Toplumdan soyutlanıyor, toplumdan kovuluyor. ‘Niye öldürdün, sıkıntın neydi? Kapında davarın var, onu kes ye’ diye söylenir onlara. Erenlerin davarı sayılmışlar. Sarık Zıvam, Şeyh Ahmet dede, Düzgün Baba, Ana Fatma keçileri ..bu kutsal kişilerin isimlerini vermişler ki, kimse öldürmesin” dedi.

Dağ keçilerinin avlanması, HDP Tunceli Milletvekili Alican önlü tarafından meclis gündemine de taşındı. Önlü, Orman Ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun yanıtlaması istemiyle Meclise ‘Tunceli’de av turizmi kapsamında yaban keçilerinin avlanmasına izin verilmesine ilişkin’ soru önergesi sundu. Önergeye verilen yanıtta, keçilerin avlanmasına özel avlanma planı çerçevesinde izin verildiği belirtildi.

NATO Genel Merkezi’nde Türk Subay Sayısı 9’a Düştü

Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, Brüksel’deki 50 askeri personelden sadece 9’unun kaldığını söyledi. Türkiye, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından NATO, Avrupa ve Amerika’da görevli yüzlerce üst düzey askeri personelinin görevlerine son vermişti.

Türkiye, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından NATO, Avrupa ve Amerika’da görevli yüzlerce üst düzey askeri personelinin görevlerine son verdi. Bu subaylar arasında çok iyi eğitimli personel de bulunuyor.

Reuters tarafından görülen “hizmete özel” niteliğe sahip askeri belgede NATO’nun Almanya, Brüksel, Hollanda ve İngiltere’deki merkezlerinde görevli 149 askeri temsilci, 27 Eylül’de 3 gün içinde Türkiye’ye dönme emri aldı.

Birçoğu Türkiye’ye döndükten sonra TSK’dan ihraç edildi, tutuklandı ya da cezaevine gönderildi. Bu bilgiler merkezleri terk eden Türk yetkililerin NATO’daki meslektaşlarına attıkları ve Reuters’ın gördüğü elektronik posta yazışmalarından ya da mektuplarla ortaya çıktı. Mektuplardan birinde yaşananlar ‘cadı avı’ olarak nitelendiriliyor.

Genelkurmay’dan yapılan açıklamada, toplamda 400 askeri temsilci TSK’dan atıldı.

Son ihraçların ardından NATO’da darbe girişimi sonrası Rusya ile askeri alanda yakınlaşmaya çalışan Türkiye’nin stratejisi sorgulanıyor.

Türkiye IŞİD ile savaşta ve sığınmacı krizinde Batı’nın hayati önemdeki müttefiki. Afganistan’daki NATO misyonuna da en fazla katkıda bulunan ülkelerden.

Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, Brüksel’deki 50 askeri personelden sadece 9’unun kaldığını söyledi. Türk askeri temsilciler son toplantılarda yer almadı. Yetkili son toplantılarla ilgili olarak, “Türkiye masada değildi” diye konuştu.

Türkiye’nin NATO’daki büyükelçisi konuyla ilgili yorum yapmadı.

Bir NATO yetkilisi, Türkiye’nin ittifakı, NATO ve Amerika’daki askeri personel değişikliği hakkında bilgilendirdiğini, konunun üst düzeyde NATO ve Türk yetkilileri arasında konuşulduğunu kaydetti.

NATO yetkilisi, “Eminiz ki Türkiye darbeye karışanları adalet önüne çıkardığında hukukun üstünlüğüne bağlı kalacaktır” dedi.

Ankara’da üst düzey bir yetkili ise ayrıntılara girmeden, Türkiye’nin bazı asker ve diplomatları geri çağırdığını bazılarının gelmediğini belirtti.

Yetkili, Türkiye’nin bazı askeri ve diplomatik personeli geri çağırdığını geri çağrılanların hepsinin cezalandırılmadığını söyledi. Aynı yetkili, geri dönmeyenler ve iltica isteyenlerin sorumlu tutulması gerektiğini belirtti, “Darbeye karıştılarsa müttefiklerimizden darbecileri desteklememelerini istiyoruz” dedi.

Geri çağrılanlar, kendilerine suçlama yöneltilmediğini ve açıklama yapılmadığını belirtiyor ve yanlış yapmadıklarını söylüyor.

Ankara’ya çağrılan yetkili, “Darbe girişimi sırasında yurtdışında masaların başındaydık diyor ve döndüğünde atılacağını ve tutuklanacağını belirtiyor. “Hükümeti devirmek için nedenimiz yok” ifadesini kullanıyor.

Atılanlardan bazıları hapis cezası endişesiyle Türkiye’ye dönmedi. Pasaportları iptal edildi, banka hesapları donduruldu ve emeklilik hakları iptal edildi. Yakınlarının Türkiye’yi terk etmeleri yasaklandı ve bazıları cezaevine gönderildi. Bu bilgiler Reuters’ın gördüğü mektuplardan.

‘Her şeyimi aldılar ailemi bile’

Amerika’da 3 yıllığına eğitim almış ve NATO’ya gönderilen bir Türk savaş pilotu eğitmeni “Benden her şeyimi aldılar, ailemi bile” diye konuştu. “Bana yöneltilen suçlama yok” diyen yetkili şimdi Belçika’dan sığınma hakkı istiyor.

TSK’dan atılan Albay Aziz Erdoğan, “Bu mağdurların ortak yönü, hepsi Batılı eğitim almış laik zihniyete sahip insanlar” diyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile hiçbir yakınlığı olmayan albayın söyledikleri, Brüksel’deki NATO merkezinde meslektaşlarına gönderdiği mektupta yer aldı.

Kadının görünmeyen emeğini ölümsüzleştirecek bir belgesel: Arap

الامرأة , الحية , الحرية
Kadın, yaşam, özgürlük

Zeytin toplama mevsimi yaklaşırken Ortadoğu adına önemi büyük olan zeytin ağacı ile başlamak isteriz. Ortadoğu’da zeytin ağaçları her evin bahçesinde en az bir tane olmak koşuluyla yaşamı ve o topraklara aidiyeti simgeler. Ve zeytin ağacı altında doğmak asil bir ruha sahip olmaya denktir. Savaşlarda toprakları işgal etme, insanları evlerinden etme mesajı da bahçelerindeki zeytin ağaçları kesilerek verilir. Fikrimizce bu nedenledir ki barış zeytin dalı ile temsil edilir. Topraklarımız ortaktır, kardeşiz dercesine.

Zeytin dalı ile merhaba

Arap Alevi Kadınları olarak emeğimizi bir zeytin fidesi misali toprağa diktik. Kadın eliyle emeği, dili, kültürü görünür kılmak adına bu ilk adımımızdı. Toplantılarımızdan birinde kadın sorunları, toplumsal problemler, dil inşası üzerine konuşurken ve tam da nemmüş (kısır) yerken fikirleşmelerimizden bu belgesel fikri ortaya çıkıverdi. Bu noktada toplumda kadının görünmeyen emeğini var edip ölümsüzleştirmek istedik. Hepimizin annesi, nenesi, teyzesi, komşusu, dokunacağı en az bir kadın vardı.

Madem yazılı kaynaklarımız yoktu o halde nenelerimizin ezgileri, hikâyeleri vardı. Madem sömürüyü gösteren kayıtlar yoktu o halde tarlada, bahçede, pamukta çalışan kadın işçilerin gerçekliği vardı. Madem kadınlar ötekiydi biz de başkaldıracaktık!

Kadınlar… Tarlada maydanoz toplarken şarkılar çığıran kadınlar, defne kaynatırken hikâyeler anlatan kadınlar, pamuk toplarken âşık olan kadınlar, salça kaynatırken gülüşen kadınlar… Deniz kokan, tuz kokan, nergis gülen kadınlar… Emeği emeğimiz sesi sesimiz olan kadınlar.

Bu belgeselde bir yıla sığacak tüm emekleri çekmeye çabalıyoruz. Temmuz 2017’ye denk geleceğini düşündüğümüz belgesel bitimini Evvel Temmuz ile karşılamayı istiyoruz.

Hasat mevsiminin gelişini bir ağaç etrafında şarkılarla karşılamak umuduyla…

Gaia Dergi

AYM’den CHP’nin KHK’ler kaldırılsın talebine ret

Anayasa Mahkemesi, CHP’nin OHAL ile birlikte yürürlüğe giren KHK’lerin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin başvurusunu reddetti.

CHP tarafından yapılan başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi (AYM), başvuruyu, “görevsizlik” gerekçesiyle reddetti. CHP’nin 23 Eylül tarihinde AYM’ye götürdüğü 668 sayılı Karar Hükmünde Kararname (KHK) ile kamudaki tasfiyeler başlatılırken, Jandarmanın yeniden yapılandırılması karar altına alınmıştı.

5 Ekim’de AYM üyeliklerine seçilen iki ismin ant içme töreninde konuşan AYM Başkanı Zühtü Arslan, ”OHAL hukuksuzluk hali değildir” ifadesini kullanmıştı.

CHP’Lİ GÖK: ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI SKANDAL

CHP Grup Başkan Vekili Levent Gök, AYM’nin, CHP’nin OHAL’e ilişkin KHK’nin iptali istemiyle yaptığı başvuruyu reddetmesini TBMM’de değerlendirdi. Gök, “Kanun Hükmündeki Kararnamelerle ilgili olarak yapmış olduğumuz başvuruya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi başvurularımızın reddine karar vermiş. Kararın gerekçesini bilmiyoruz ancak 1990 yılında aynı konuda benzer bir OHAL dönemine ilişkin kararnamelerde kendisini yetkili ve görevli sayan AYM’nin iptal kararıyla oluşan bir içtihat ve emsal kararı karşısında AYM’nin bu yapısıyla kendi içtihatlarını ve emsalini gözetmeksizin vermiş olduğu karar tam anlamıyla hukuk devleti açısından bir skandaldır. Devleti devlet yapan kurumlarıdır, mahkemeleri mahkeme yapan bağımsız olmaları, bağımsız karar vermeleri ve kendi içtihatlarıyla oluşan kararlar çerçevesinde hukuki güvenliği sağlamalarıdır. Biz AYM’nin 1990 yılında vermiş olduğu aynı konudaki emsal kararlara dayanarak açtığımız başvuruda bugün AYM’nin eski kararlarını çiğnemek suretiyle almış olduğu bu kararın hukuk devleti açısından ciddi sorunlar yaratacağı muhakkaktır” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

Irak’tan Erdoğan’a yanıt

TSK’ye bağlı askerlerin Başika’dan çekilmesini isteyen Irak hükümeti, kendilerine tepki gösteren Erdoğan’a bir açıklama yaparak yanıt verdi. Türkiye’nin çelişkili açıklamalar yaptığının ifade edildiği açıklamada, Türkiye’nin sonucu bilinmeyen bir krize yol açarak kendisini zor durumda bıraktığı belirtildi

TSK’ye bağlı askerlerin Başika’dan çekilmesini isteyen Irak Başbakanı Haydar el İbadi’ye tepki gösteren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a Bağdat’tan yanıt geldi. Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) geçtiği habere göre; Irak Başbakanlık Enformasyon Dairesi’nin yayımlandığı bildiride, “İbadi’nin Ankara ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Başika’da bir üs kurması iddiası üzerine Başika’ya girdikleri sözleri asılsızdır. Ayrıca Türk Hükümetini yaptığı açıklamalarda, önce Musul Valisi Etil Nüceyfi’nin talebi üzerine daha sonra Kürdistan Hükümeti’nin talebi üzerine ve son açıklamalarında ise, Uluslararası Koalisyon Gücü’nün yalanlamasına rağmen, koalisyon gücü talebi ve izini üzere bulunuyoruz sözlerinde çelişkiler görünmektedir. Türk Hükümeti’nin bu çelişkili açıklamaları, kendilerini ve sonucu bilinmeyen bir krize yol açarak komşu bir ülkenin egemenliğine müdahele ederek Türk askerini zor duruma bıraktılar. Biz, Iraklılar, Irak topraklarını IŞİD’den temizlemeye devam edeceğimizi vurguluyoruz. Egemenliğimize saldırana karşı direneceğiz. Zafer günü yakındır. Bizi, basında değeri olmayan ateşli açıklamalarla bildiğimiz gerçek yolumuzdan saptırmayacakladır” ifadeleri yer aldı.

HDP SYRİZA kongresine katılacak

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş başkanlığındaki bir heyet, SYRİZA’nın kongresine katılmak üzere Yunanistan’a gidiyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş başkanlığındaki HDP heyeti, Yunanistan’daki iktidar partisi SYRİZA’nın daveti üzerine Yunanistan’a gidiyor. HDP Eşbaşkan Yardımcısı Fatma Kurtulan ve Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Nazmi Gür’den oluşan heyet yarın Yunanistan’ın başkenti Atina’ya giderek, SYRİZA’nın 2’inci Olağan Kongresi’ne katılacak. Çok sayıda konuğun davet edildiği kongrede Demirtaş, açılışta bir konuşma yapacak. HDP heyeti ardından SYRİZA heyeti ile bir araya gelecek.

ANKARA / DİHA

Yolsuzluk tarihinden kesitler… Erdoğan yedi, doymadı!

Kürdistan’da yüzde 90’lara varan oy oranlarıyla seçilen DBP’li belediyelere el konulması talimatını veren Saray-AKP iktidarının, hakim olduğu belediyelerde yaptığı yolsuzlukları ve belediyeleri nasıl soyduklarını açıklıyoruz.
Saray-AKP, 14 yıllık iktidarı döneminde hakim olduğu belediyelerde Cumhuriyet tarihinin en büyük soygun düzenini kurdu. AKP’nin özellikle belediyelerde kurduğu soygun düzenini açıklayacağımız dosyamıza ilk olarak DBP’li belediyelere el konulması talimatını veren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığı yaptığı dönemde yaptığı yolsuzluklarla başlıyoruz.
Erdoğan, yaklaşık 7 yıl başkanlığını yaptığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde birçok yolsuzluğa imza attı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğu gün, 20 Şubat 1994 tarihinde servetini, “Kasımpaşa’da bir daire, Maltepe’de bir kooperatif hissesi, Bolluca’da 346 metrekare arsa, Burak Gıda ve Ticaret Limited Şirketi’nde yüzde 10 hisse” olarak açıklayan Erdoğan, Kürt halkına ve kurumlarına savaş açmanın yanı sıra yolsuzluklarda da ‘en birinci’ oldu.
Yaptığı yolsuzluklar ve ihlalerde aldığı komisyonlarla dünyanın sayılı zenginleri arasına giren Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanılığı yaptığı dönemde imza attığı yolsuzlukların bazıları şöyle:

BILBOARD YOLSUZLUĞU

Erdoğan’ı belediye başkanlığı döneminde İstanbul’daki büyük reklam ajanslarının gözdesi olan reklam panolarının (bilboard) kiralanmasında büyük bir vurgun yapıldı. Yapılan yolsuzluk nedeniyle 2002’de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada Erdoğan, Ali Müfit Gürtuna ve 25 belediye yöneticisi (bunlardan bir kısmı da AKP miletvekili oldu) yargılandı. Sanıklardan belediyenin zararı 100 milyon doları karşılamaları da istendi.

AĞAÇ YOLSUZLUĞU

İstanbul’a dikilen ağaçların alımından dikimine kadar yapılan ihalelerde de birçok yolsuzluk yapıldı. “Çevrecinin daniskasıyım” diyerek yaşam alanları savunucularına hakaretler eden Erdoğan, ‘İstanbul’a İki Milyon Ağaç’ kampanyasında da İstanbul halkını soydu. Ağaç alım, dikim ve bakım işleri önce belediye şirketi İSTAÇ’a verildi; İSTAÇ bir başka belediye şirketi AĞAÇ AŞ’ye taşeron olarak devretti; AĞAÇ AŞ de siyasi yandaşı olan kişi ve firmaları taşeron olarak kullanıp milyonlarca lira vurgun yaptı. Yapılan soruşturmalar sonucunda Erdoğan’ın ‘görev yetkisini kötüye kullandığı’ tespit edildiyse de zaman aşımı nedeniyle yargılanıp ceza almaktan kurtuldu.

PERSONEL TAŞIMA YOLSUZLUĞU
Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde personel servisi ihalelerinde de yolsuzluk yapıldı. Belediye ve bağlı kuruluşların personelinin taşınma işleri, Erdoğan’ın dünürü Albayraklar şirketine verildi. Burada da akıl almaz yolsuzluk olayları yaşandı. İhalelerde sahte araba ruhsatlarının düzenlendiği, müfettiş raporlarına ve savcılık iddianamelerine konu oldu. Erdoğan bu yolsuzlukların önemli bölümünden yakasını beş yıllık zamanaşımı nedeniyle kurtardıysa da, 1998’de yapılan iki ihale nedeniyle İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ‘ihaleye fesat karıştırmak’tan yargılandı.

‘ERDOĞAN’I BAŞKAN YAPMA’ ÇETESİ
Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde aldığı ihalelerle adını duyuran Albayraklar, AKP’nin iktidara gelmesiyle de özelleştirmenin vazgeçilmez şirketi oldu. Albayraklar’ın işleri, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı Erdoğan’ın kazanmasıyla açıldı. İlk önce belediyenin personel taşıma ihalesini alan Albayraklar’a daha sonra belediyenin çöp, inşaat ve metro ihaleleri de verilmeye başladı.
Albayraklar’a verilen bu ihalelerdeki usulsüzlük nedeniyle İstanbul DGM’nin talimatı ile Mustafa Albayrak, Erdoğan’ın danışmanları ve şu anda milletvekili olan bazı AKP’lilerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişi gözaltına alındı.
Soruşturma devam ederken DGM Yasası’nda yapılan değişiklik sonrasında dava dosyası, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianamede Erdoğan’ı ‘geleceğin başbakanı’ yapmak amacıyla çete oluşturulduğu ifade edildi.
Yapılan ilk duruşmada ise tutuklu sanıklar tahliye edildi. Mahkeme, sanıkların bir daha suç işlemeyeceklerine kanaat getirerek verdiği 2 aylık cezayı erteledi.

ÇÖP YOLSUZLUĞU
Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde toplanan çöplerin döküm alanlarına götürülmesi için açılan ihalelerde de yolsuzluk yapıldı.
Erdoğan, yine BİT’ler kullanılarak ihaleyi yandaş firmaya 7 trilyon lira bedelle vermişti. Müfettişler, denetimleri sırasında 7 tirlyon lira bedeli gerçekci bulmamıştı. Açılan soruşturma ise sonuçlandırılmadı.

AKBİL YOLSUZLUĞU
Erdoğan döneminde İstanbul’da ulaşımı kolaylaştırmak için uygulamaya koyulan elektronik entegre bilet sisteminde de yolsuzluk yapıldığı tespit edildi. Elektronik ortamda veriler değiştirilerek veya silinerek trilyonlarca lira İstanbullunun cebinden hortumlandı. Bir numaralı sanığın Erdoğan olduğu AKBİL davası, Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açıldı.

İGDAŞ YOLSUZLUĞU
İGDAŞ, Erdoğan döneminde büyük yolsuzlukların merkezi oldu. Şebeke inşaatları, fahiş fiyatlarla yandaş şirketlere verildi. El kitabı basımından hikaye ve boyama kitabı basımına, sayaç okumadan kolonyalı mendil alımına kadar kadar yapılan bütün ihalelerde yolsuzluk yapıldı. Maliye Hesap Uzmanları Kurulu, İGDAŞ’ta 22.5 trilyon liralık yolsuzluk yapıldığı sonucuna vardı.  Söz konusu yolsuzluklar nedeniyle Erdoğan hakkında Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

İSKİ’DEKİ YOLSUZLUKLAR
Erdoğan döneminde İSKİ de yolsuzluk ve usulsüzlüklerle yandaş kişi ve kuruluşları zengin etmek amacıyla kullanıldı. 119 ihalede İstanbul’daki yandaş inşaat şirketleri ile Antep ve Kayseri gibi illerdeki yandaş şirketler, ihalelerin yıldızı oldu. İSKİ’deki yolsuzluklar nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılırken İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişleri de inceleme başlattı.

METRO YOLSUZLUĞU
Erdoğan hakkında İstanbul Metrosu’nun elektro-mekanik ihalesinde yaptığı yolsuzluk nedeniyle de dava açıldı. Metro ihalesindeki yolsuzlar nedeniyle İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görilen davada Erdoğan, ‘Rahşan affı’ olarak bilinen erteleme yasasından faydalanarak yargıdan yakasını kurtardı.

KİRALIK ARAÇ YOLSUZLUĞU
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde yolsuzluk yapma konusunda uzmanlaşan Erdoğan, belediyenin kullandığı binek araçlarını kiralama yöntemiyle temin ederek yeni bir uygulama başlattı. Kiralamaların yandaş şirketlerden yapılabilmesi için her türlü tedbir alındı.
Ayrıca kiralamalarda fahiş fiyatlar uygulandı. Örneğin sıfır kilometre Renault Spring’in fiyatı 330 milyon TL iken, araba için bir yılık kiralama bedeli olarak peşin para 312 milyon TL kira bedeli ödendi. Erdoğan bu konuda da yargıdan yakasını ‘Rahşan Affı’ sayesinde kurtardı.

SİNEK İLACI YOLSUZLUĞU

Erdoğan’ın büyükşehir belediye başkanlığı döneminde karasinek ve sivrisinek ile mücadele için gerekli ilaç alımında da büyük yolsuzluklar yapıldı.
Erdoğan hakkında ihaleye fesat karıştırıldığı gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

ÇAMUR BARAJI YOLSUZLUĞU
Haliç’ten çıkarılan çamurun baraj sahasına taşınması sırasında da büyük bir vurgun yapıldı. Bayındırlık Bakanlığı fiyatlarının 50 misli fiyat ödenmesi, bu ödemenin yanlışlıkla yapılamayacak kadar büyük olması nedeniyle İstanbul Belediyesi ile yüklenici firma arasında gizli pazarlıklar olduğu gerekçesiyle İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde yaptığı yolsuzlukları belgeleriyle birlikte açıklayan CHP İstanbul İl Başkanı Mehmet Bölük ise 13 Haziran 2007 tarihinde Ukrayna’da şüpheli bir trafik kazasında öldü. Bölük’ün ölümünün önce bombalı saldırı nedeniyle olduğu duyuldu. Sonra ‘şüpheli trafik kazası’ olduğu iddia edildi. Erdoğan, milletvekili, başbakan ve sonradan cumhurbaşkanı olması nedeniyle Erdoğan hakkındaki tüm davalar durduruldu.

Erdoğan’ın yolsuzluk ekibi bugün ne yapıyor?

Nurettin Canikli: Albayraklar Grubu Mali Koordinatörü olarak görev yapıyordu. Yargılanırken Giresun’dan milletvekili seçilerek Meclis’e girdi ve Albayraklar davasında sanık olmaktan kurtuldu. Bugün Başbakan Yardımcısı olarak SPK, BDDK, TMSF’den sorumlu.
Kemal Unakıtan: Hakkında 9 ayrı dava vardı. AKP hükümetinde 7 yıl Maliye Bakanlığı yaptı. Çocuklarının kurduğu şirketlerle adı sık sık gündeme geldi.
Hilmi Güler: İGDAŞ davası sanığıydı. 7 yıl boyunca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yaptı. Siyasetten kopunca SPK kararıyla Turkcell’in Yönetim Kurulu Üyesi oldu.
Mustafa Açıkalın: AKBİL, İGDAŞ ve Albayrak davaları sanığıyken kaçtı. AKP’den milletvekili oldu. TMSF tarafından satışa çıkarılan Çukurova Kimya şirketini satın aldı.
Hüseyin Besli: İGDAŞ davası sanığıydı. AKP’den milletvekili oldu. Erdoğan’ın hayatı ile ilgili kitap yazarak adeta Erdoğan’ı ilahlaştırdı.
İdris Naim Şahin: Akbil ve Albayrak davaları sanığıydı. İçişleri Bakanı oldu. 17-25 Aralık Operasyonu sonrasında AKP’den istifa etti.
Akif Gülle: Billboard davası sanığıydı. AKP’den milletvekili oldu. Şu an AKP Genel Başkan Danışmanı.
Mikail Arslan: Akbil davası sanığıydı. Halen AKP milletvekili.
Mustafa Ilıcalı: Albayrak davası sanığıydı. Uzun süre Kadir Topbaş’ın danışmanlığını yaptı. Şu an AKP milletvekili.
Zülfü Demirbağ: Albayrak davası sanığıydı. AKP’den milletvekili oldu.
Selami Uzun: Albayrak davası sanığıydı. AKP’den milletvekilliği oldu.
Nevzat Pakdil: Billboard davasının sanığıydı. AKP’den milletvekilli oldu ve TBMM Başkanvekilliği yaptı.
Adem Baştürk: İGDAŞ davası sanığıydı. AKP’den milletvekili oldu.
Ali Temur: Erbakan’la birlikte RP’ye ödenen Hazine yardımının usulsüz kullanılmasına ilişkin açılan davada bir yıl hapis cezası aldı. İkametgahını Hollanda gösterdi. Polis kendisini ararken o seçim kampanyasını sürdürüp Giresun’dan AKP milletvekili seçildi.
Binali Yıldırım: Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde İDO genel müdürlüğü yaptı. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından hazırlanan raporlarda yolsuzluk yaptığı belirtilince görevden alındı. AKP içinde çeşitli kademelerde çalışan Yıldırım’ın yükselişi Başbakanlığa kadar uzandı.
Mehmet Sekmen: Yolsuzluk ve görevi kötüye kullanmak suçlarından görevden alındı. Mahkeme kararıyla görevine döndü. Hakkındaki soruşturmalar devam ediyorken AKP’den milletvekili oldu. Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı.
Halil Ürün: Atatürk’e hakaret etmek suçundan mahkumdu; cezası Şartlı Salıverme Yasası gereği ertelendi. Hakkındaki yolsuzluk soruşturmaları AKP’den milletvekili olmasıyla askıya alındı.
Yahya Baş: Güngören Belediye Başkanı’ydı; hakkında yolsuzluk ve görevi kötüye kullanmak iddialarıyla açılmış çok sayıda dava, AKP’den milletvekili olmasıyla askıya alındı.
Recep Koral: Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı’ydı; yolsuzluk ve görevi kötüye kullanmaktan yargılanıyordu. AKP’den milletvekili oldu.
Hamza Albayrak: Görevi kötüye kullanmak suçundan yargılanıyordu, AKP milletvekili oldu.
Kemalettin Göktaş da Albayrak Grubu’ndaydı; AKP milletvekili oldu.

BAYRAM BALCI

yeni özgür politika gazetesi