Ana Sayfa Blog Sayfa 6238

Dünya Kız Çocukları Günü: Çocukluktan mahrum büyüyorlar

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’e göre 5 ila 14 yaş aralığındaki kız çocukları aynı yaştaki erkek çocuklarına oranla dünya genelinde günde toplam 160 milyon saat daha fazla ev işi yapıyor. UNICEF’in 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü vesilesiyle New York’ta açıkladığı rapora göre bu, yüzde 40 oranında daha geniş bir zaman dilimine denk geliyor.

Raporda geçen ev işlerinin ise ücretsiz olarak görülen su ve odun temini gibi işler olduğu vurgulandı. Bu nedenle de kız çocuklarının yapmak zorunda bırakıldıkları işlerin görünürlüğü daha az ve yine daha az değer görüyor.

Sıkça karşılaşılan bir durum da yetişkinlerin yerine getirmesi gereken görevlerin de kız çocuklarına yüklenmesi.

Kız çocuklarının ev işlerine harcadıkları bu uzun saatler oyun oynayabilecekleri, arkadaşlarıyla vakit geçirebilecekleri, ders çalışabilecekleri, kısaca çocukluklarını yaşayabilecekleri zamandan çalmış oluyor. Raporda ayrıca bazı ülkelerde su ve odun temini görevlerinin kızların cinsel şiddete maruz kalmalarına da ortam hazırladığı vurgulandı.

Nesiller boyu süregelen eşitsizlik

UNICEF’ten Anju Malhotra, ‘‘Ücretsiz ev işi vasıtasıyla küçük yaşlarda kız çocuklarının omuzlarına bindirilen yük ergenliğe ulaştıklarında katlanarak artıyor‘‘ diyor. Malhotra’ya göre bunun sonucunda kız çocukları çocukluklarından mahrum bırakılarak büyüyorlar.

Ayrıca henüz çocuklar arasında başlayan bu adaletsiz görev dağılımı kadınların ve kız çocuklarının daha fazla iş yüklenilmesi gibi cinsiyete dayalı klişeleri de besleyerek bu klişelerin nesiller arasında aktarımını kolaylaştırıyor.

©Deutsche Welle Türkçe

KNA / SÖ, GA

 

IŞİD’in Antep yapılanması: Katliamların şifresi

ERK ACARER

10 Ekim Gar Katliamı’yla birlikte, Türkiye’de IŞİD’in gerçekleştirdiği eylemlerin tüm işaretleri Antep’e çıkıyor. İlk kez IŞİD Antep yapılanmasını gözler önüne seren bir haritayı sunuyoruz. Bağlantılar, dernekler, kurumlar, hücreler söz konusu haritada net bir şekilde görünüyor. Bağlantı noktalarına tıklayarak, ilişkileri anlayabilir, şehirler arası IŞİD örgütlenmelerini daha net bir şekilde görebilirsiniz. Sözde Antep Emiri Yunus Durmaz’dan başlayan ilişkiler zinciri, onun sağ kolları, bombacılar, başka şehirlerde çay ocaklarına çıkan yollar haritada. Hali İbrahim Durgun gibi önemli katliam planlayıcılarını, kendisine bağlı kişilerin tuttuğu hücre evlerini, Suruç, Ankara ve diğer IŞİD katliamlarına çıkan yolları yine söz konusu haritada rahatlıkla bulabilirsiniz.

Türkiye’deki ilk IŞİD saldırısı ‘Niğde’ olarak kayıtlara geçti. 4 kişinin yaşamını yitirdiği HDP’ye yönelik bombalı saldırı katliam çıtasının yükseleceği anlamını taşıyordu. Nitekim öyle oldu. 7 Haziran seçimlerinden önce Adana ve Mersin’de HDP’ye yönelik eş zamanlı 2 saldırı daha gerçekleşti. Ne var ki Türkiye bir bütün olarak Suruç’ta selefi vahşetiyle tanıştı. Gencecik çocukların yaşamını yitirdiği kanlı eylemi, Türkiye’nin en büyük katliamı ’10 Ekim Ankara’ izledi.

Önceden bilmek…
Sultanahmet, İstiklal Caddesi, Atatürk Havalimanı ve son olarak Antep’te bir düğüne düzenlenen saldırı meydana geldi. Bilanço ağırlaşırken, pek çok soru da ortaya çıkıyordu.

IŞİD militanları ellerini kollarını sallayarak etrafta dolaşıyor, mahallelerde örgütleniyordu. Rapor, tutanak, dosyalardan izlendikleri, dinlendikleri, takip edildikleri halde yine rahatça, katliamları planladıkları da anlaşıldı.

At izinin, it izine karıştığı bir gerçeklik varsa o da IŞİD’di. ‘HDP barajı geçecek mi? AKP bir kez daha tek başına iktidar olabilecek mi?’ tartışmasının ortasına insan bedenleri düşüyordu. AKP sözcüleri, ‘kaostan’ söz ediyordu. Ambulanslardan önce yayın yasağı geliyordu! Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun sözleri dikkat çekiyordu: “10 Ekim’den sonra anket yaptırdık ve oylarımızın arttığını gördük!”

Tüm bunların üzerine; “Neden ‘bir avuç öfkeli genç’, Türkiye’deki katliamları üstlenmiyor?’ sorusu ekleniyordu.

‘Yol verildi’ şüphesi

Şüpheler, kamu görevlileri tarafında da kendini gösteriyordu. Katliamlarda ihmal olduğu çokça tartışıldı. Ankara’ya ilişkin müfettiş raporları iki soru üzerinden oluşturuldu. Şüpheler şuydu: ‘Katliamda kamu görevlilerin ihmali var mı ve patlamalardan sonra yaralılara gaz sıkıldı mı?’ Bu şüphelerin oluşması bile başlı başına skandaldı. Daha da ötesinde yakalanan IŞİD militanları bir bir serbest bırakıldı.

Antep-Adıyaman hattı

IŞİD üzerinde şaibeler bitmiyor, onlar örgütlenmeye devam ediyordu. İstanbul, Ankara, Konya, Adana, Mersin, Elazığ gibi şehirlerde cihatçılar faaliyetlerini rahatça sürdürürken, özellikle iki yer ön plana çıkıyordu. Adıyaman ve Antep! Neredeyse tüm bombacılar Adıyamanlı’ydı. Antep’ten ise IŞİD’in dünyadaki başkenti diye söz ediliyordu.

Neden Antep?

Antep sınıra yakınlığıyla dikkat çekiyor. Bununla birlikte IŞİD’in taraftar bulduğu, militan çıkardığı Kilis gibi yine sınıra yakın bölgelere komşu olması ile dikkat çekiyor. Antep, kozmopolit ve büyük bir şehir. Karmaşık yapısı Suriyelilerin gelişiyle birlikte daha da derinleşti. Kentin bu durumu, hücrelerin ve militanların gizlenmesine imkân sağladı, sağlıyor.

Destekçi aileler

Şimdiye kadar Türkiye’de gerçekleşen IŞİD eylemlerine baktığımızda, örgütü belli başlı ailelerden azade bir biçimde değerlendirmemiz mümkün olmuyor. Güneş ve Durmaz ailelerinin adeta IŞİD’e adam yetiştiren bir fabrika gibi çalışmış olduğunu görüyoruz. Bunun yanı sıra hücre içinde hücrelere rastlıyoruz.

Ankara şifresi

Ankara dosyasından, iddianame eklerinden ve müfettiş raporlarından, geleceği de okuyabiliyoruz. Sözgelimi ‘düğün saldırısı’ Ankara İddianamesi’nde bulunuyordu. Temennimiz, yine o dosyalarda bulunan, Alevi dernekleri, demokratik kitle örgütleri ve turisttik yerlere yönelik eylemlerin gerçekleşmemesi.

Kim yargılanacak?

Ankara, iddianamesi sanıkların durumları ve onlara karşı gösterilen tutumlar karşısında da detaylı bilgi veriyor. IŞİD katliamlarının emrini veren, planlayan ve eylemi gerçekleştirenlerin bir kısmı tutuklu. Bazıları intihar eylemlerinde, bazıları ise polis operasyonlarında kendilerini patlattı. Pek çoğu firari durumda! Tam bu noktada avukatlar soruyor: “Peki siz bu katliamda kimi yargılayacaksınız?”

Elde var 10 kişi

Cezaevinde bulunan 10 Ekim sanıkları adeta avukatların isyanın bir sağlaması gibi. Katliamı davasında 36 sanıktan sadece 10’u tutuklu. 22 sanık firari durumda. 2 kişi gözaltına alınıp somut delillere rağmen serbest bırakıldı. Şimdi bunlardan biri yeniden aranıyor. Davada 2 sanığa da tahliye verildi. Detaylı IŞİD haritası hazırlanmasında bilgi ve teknik desteğini aldığımız kişi ve kuruluşlara teşekkür ederiz:

•Graph Commons ekibi

•Ankara Davası Avukatları ve Ankara Barosu Avukatı: İlke Işık

•Gaziantep Barasu Avukatı: Önder Alkurt ve

•Onur Erem

*****

Ankara dosyası avukatlarından 10 önemli soru:

1- İddianamede çok sayıda sim kart var, bu metaryaller daha detaylı incelenemez miydi?

2- Yine çok sayıda kurum ve kuruluş isminin de detaylandırılması gerekmez miydi?

3- IŞİD militanlarının yurtdışına giriş çıkışları yıllardır neden denetlenmedi?

4- İlişkiler ağı çok eski. 2012 El Kaide dosyasına kadar uzanıyor. Bu ağ neden daha kapsamlı ele alınmadı?

5- Enes Plastik önemli bir şirket. Halil İbrahim Durgun ve adamları tarafından paravan olarak kullanıldığı anlaşılıyor.

D.D. Enes Plastik’in sahibi. Dosyada neden ismi yok, niçin ifadesi bile alınmamış?

6- Bütün bilgiler Hard disk’e atılmış deniyor. Böyle bilirkişi incelemesi olur mu?

7- Konstantin kampına ilişkin belgeler var. Kamp nerede?

8- Yakup şahin in bilgisayarından çıkan ve Resul Demir’den elde edilen belgeler nerede?

9- Şifrelenmiş iki adet veri olduğu söyleniyor, bunların çözümü neden yapılmıyor?

10- İddianamedeki bazı önemli isimler niçin sanık olarak geçmiyor?

birgün

Deniz Naki’ye hapis istemi

Türkiye 2’nci Ligi’nde mücadele eden Amedsportif Kulübü futbolcusu Deniz Naki hakkında, sosyal medya hesaplarından, ‘Terör örgütü propagandası’ yaptığı iddiasıyla 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Savcı iddianamesinde, Naki’nin İsrail’in öldürdüğü 2 Filistinli çocuğun fotoğrafını Cizre’de olmuş gibi paylaşıp, terör örgütü propagandası yaptığını vurguladı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Amedsporlu Deniz Naki hakkında, ‘Terör örgütü propagandası’ yaptığı iddiasıyla başlattığı soruşturma tamamlandı. İddianamede, Naki’nin Facebook ve Twitter hesaplarından yaptığı 7 ayrı paylaşımda örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle 1 yıldan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

İddianamede, polis tarafından düzenlenen tespit tutanağına dikkat çeken savcı, Naki’nin Facebook hesabından 4 Ocak 2016 günü, “Bir baba düşünün iki evladı da vurulmuş ve yanlarında öylece çaresizce cansız bedenlerine bakıp duruyor, Cizre’de yasak var diye onları gömemiyor” diyerek bir paylaşım yapıldığını kaydetti.

1860 Münih ırkçılıkla ve aşırı sağla mücadele ediyor

Bundesliga 2 takımlarından 1860 Münih’in ırkçılık ve aşırı sağla mücadele kapsamında hazırladığı el ilanlarında, statta maçları izlemek isteyen taraftarların kullanması yasak olan sembol ve işaretlere yer verildi. Kulübün internet sayfasından yapılan açıklamada, bazı kişilerin, mavi-beyazlı kulübü aşırı sağcı siyasi tutumunu yaymak için kullandığı bilgisinin alındığı belirtilerek, 1860 Münih Kulübünde aşırı sağ düşüncenin hiçbir şekilde yeri olmadığı ifade edildi.

Bu kapsamda kulübün çeşitli kampanyalar düzenlediğine işaret edilen açıklamada, “Aşırı sağa oyun alanı yok” başlığıyla el ilanının hazırlandığı ve özel güvenlik elemanları için eğitim kursları gerçekleştirildiği kaydedildi. Açıklamada, aşırı sağ ve yabancı düşmanı düşüncesinde olan insanları stattan uzaklaştırmak için tüm önlemlerin alınacağı belirtildi. Hazırlanan el ilanında, “Futbolla ilgisi olmayan, yasa dışı, tasvip edilmeyen işaret ve sembollerin” listesi yer aldı. “Statlarda Neonazileri, aşırı sağcıları, insan onurunu hiçe sayan düşünceleri ve bunlara sempati duyanları istemiyoruz” denilen el ilanında, aşırı sağcı, yabancı düşmanı, anayasaya aykırı sembol ve işaret taşıyanların stattan çıkarılacağı vurgulandı.

1860 Münih’in üst yöneticisi (CEO) Thomas Eichin de konuyla ilgilendiklerini ve titiz bir şekilde inceleme yaptıklarını aktararak, “Bu insanları üye olarak ve taraftar kulüplerimizde kabul etmiyoruz. Maçlarımıza da gelmelerini istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

Tarihi ihanet: Nükleer santral onandı

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi tarihi bir ihanete imza attı. Akkuyu Nükleer Santrali, AKP ve MHP’nin oyları ile onaylandı. Mersin’de yurttaşlar ve çevreciler soyunarak karara tepki gösterdi. Akkuyu Nükleer Santrali, Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerin düzeltilmesi için verilen rüşvet olduğu belirtiliyor

İstanbul’da toplanan Dünya Enerji Konseyi’nin baş konuğu olan Rusya ile olan ilişkilerin yeniden düzelmesi için verilen ilk rüşvet Akkuyu Nükleer Santrali oldu. Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi, Akkuyu Nükleer Santrali’nin 1/50 Bin Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda yer alması kararını merkezi idareye bırakan komisyon kararını oy çokluğuyla onayladı.

Raporun görüşülmesi sırasında mecliste nükleer karşıtları ile bazı meclis üyeleri arasında tartışmalar yaşanırken, CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ile Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz arasında da gerginlik yaşandı. NGS Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesi, Rus şirketi Rosatom’un katılımıyla Mersin’de inşa ediliyor. Bu proje 1,2 gigawatt kapasiteli 4 enerji bloğunun kurulmasını ön görüyor. İlk enerji blokunun 2023 yılında hayata geçirilmesi planlanıyor.

İlk nükleer santral: Akkuyu

Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesi için çalışmalar 2010 yılında Türkiye ve Rusya arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde başladı. Projede her biri 1200 megavat gücünde dört reaktörün kurulması planlanıyor. Yani Akkuyu’dan 4800 megavat düzeyinde elektrik enerjisi elde edilmesi söz konusu. Bunun Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde 10 ila 12’sini karşılayacağı tahmin ediliyor. Akkuyu Nükleer Güç Santrali projesini Rus devlet nükleer enerji şirketi Rosatom yürütüyor. 22 milyar dolara mal olması beklenen proje için Rusya şimdiye dek 3 milyar dolar civarında yatırım yapmış durumda. İşletme ömrünün 60 yıl olacağı belirtilen projenin 2022 yılında tamamlanması öngörülüyor. Bunun gerçekleşmesi halinde Akkuyu, Türkiye’deki ilk nükleer santral olacak.

Çevreciler tepkili

Akkuyu Nükleer Santrali’nin iptali için Danıştay İdare Dava Kurulu’na başvuran Mersin Çevreciler Derneği (MERÇED) üyesi aktivistler, geçtiğimiz günlerde de Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı çevre düzeni planında nükleer santralin işaretlenmemesi için topladıkları 30 bin imzayı belediye başkanı ve meclis üyelerine teslim etmişti.

Yurttaş soyunarak tepki gösterdi

Çevreciler ve CHP’liler belediye meclisinin kararını ıslıklar ve sloganlarla protesto etti. Salondan çıkarılan vatandaş da meclis üyelerine olan tepkisini soyunarak gösterdi.

MERSİN / DİHA

 

 

 

Che’nin devrimle başlayıp ikonlaşan öyküsü!

Küba Devrimi’nin önderlerinden Che Guevara’nın hayatından karelerin yer aldığı sergi Bilgi Üniversitesi’nin Silahtarağa Kampüsü’ndeki santralistanbul’da açıldı.

Alberto Korda’nın çektiği Che Guevara fotoğraflarının yer aldığı sergi, “Korda’nın Objektifinden Che: Bir Portrenin Devrimle Başlayıp İkonla Biten Öyküsü” adını taşıyor.

Che’nin ölüm yıldönümü olan 9 Ekim’de açılan serginin küratörlüğünü Trisha Ziff’in üstleniyor. Sergi, Korda’nın 1960’ta biraz da tesadüf eseri çektiği “Guerrillero Heroico/Kahraman Gerilla” adlı Che portresinin 48 yıl içinde sonsuz kez ve sonsuz çeşitlilikte yeniden üretilen bir imgeye dönüşme sürecini konu alıyor. Salonun ortasındaki camekanlarda Che’yi anlatan Türkçe kitaplar ve dergiler yer alıyor. 1968’de Che’yi kapağına taşıyan dönemin etkin dergisi Ant ve 1968 dosyasıyla Roll yan yana duruyor. Duvardaki altı küçük ekranda Che’yi anlatan filmlerden bölümler dönüyor. Serginin ikinci kısmında ise Küba, Şili, Bolivya, Amerika, Nikaragua, Fransa, Almanya ve İstanbul’un da aralarında bulunduğu 30’u aşkın ülkede üretilmiş fotoğraf, afiş, film, ses, giysi ve eşyaları bulunuyor. Riverside Kaliforniya Üniversitesi’ne bağlı Kaliforniya Fotoğraf Müzesi’nin (UCR) yapımı olan sergi, 9 Ekim-4 Ocak tarihleri arasında ziyaret edilebilir.

İSTANBUL

 

Radyo Dünya sesini sokaklarda duyuracak

 

Adana’da yayını kesilip kapısına mühür vurulan Radyo Dünya, sosyal medya üzerinden dinleyicileriyle buluşmaya devam ediyor. Her hafta farklı mekânlarda yaptıkları programlarla dinleyicilerine seslenen radyo çalışanları, yaşadıkları hukuksuzluk son bulana kadar seslerini ulaştırmakta kararlı. Radyonun yoğun ilgi gören programlarından olan ve dengbêjlik kültürünü halka tanıtan “Şevberka Dengbêja Denge Bê Sinor” programının sunucusu Zülküf Tezkorkmaz, kapatmalara rağmen programlarını halkla birlikte sürdüreceklerini söyledi. Radyo Dünya’nın 1992’den bu yana yayıncılık hayatını sürdürdüğünü hatırlatan Tezkorkmaz, dengbêjlik kültürünü Radyo Dünya üzerinden ellerinden geldiğince nesillere aktarmaya çalıştıklarını ve bundan sonra da aktarmaya devam edeceklerini ifade etti.

Halkla sokakta buluşacağız

Radyonun Genel Yayın Yönetmeni Medine Gümüş de, radyonun tekrar açılması için gereken tüm mücadeleyi vereceklerini aktararak, şuan için sosyal medya üzerinden dengbêj programını sürdürdüklerini söyledi. Gerekirse ev ev ve sokak sokak halkla bir araya gelerek yayınlarına devam edeceklerinin altını çizen Gümüş, mücadele kararlılığını vurguladı. “Kapımıza mühür vurulmuş olabilirler ama direncimiz ve sesimizi hiç bir zaman kısamazlar” diyen Gümüş, sosyal medya üzerinden yaptıkları programlar için dinleyicilerine destek çağrısında bulundu. Gümüş, “Halkımızın desteğini bekliyoruz, Radyo olarak. Halkın yanımızda olmasını istiyoruz

 

 

Fotoğraflarda toplumsal cinsiyet

18 Ekim’de Galata Fotoğrafhanesi’nde gerçekleşecek olan ‘Toplumsal Cinsiyet ve Fotoğraf Atölyesi’nde toplumsal cinsiyet rolleri, kimlik ve beden konuları işleniyor. Atölyeye ilişkin konuşan fotoğraf sanatçısı Şehlem Kaçar Sebik, ‘Atölyenin amacı bilinç yükseltmek yani farkındalık oluşturmak. Bu atölyeler bir sağaltma aracının başlangıcı’ dedi

Galata Fotoğrafhanesi’nde 18 Ekim’de başlayacak olan ‘Toplumsal Cinsiyet ve Fotoğraf Atölyesi’ toplumsal cinsiyeti sorguluyor. Beş hafta sürecek olan atölyenin yürütücülüğünü Bilgi Üniversitesi İletişim Bilimleri bölümünde doktora yapan Şehlem Kaçar Sebik üstleniyor. Toplumsal cinsiyet rolleri, kimliklerimiz ve bedenlerimiz gibi konulardan yola çıktıklarını belirten Sebik, “Sanatla olan ilişkimiz farkındalık üzerinden ne kadar yürüyebiliyor?” sorusunu sorguladıklarını söyledi. Atölyenin erkeklerin katılımına da açık olduğunu kaydeden Sebik, “Biz genelde kadınlık deneyimini önemseriz, kadınların katılımına açarız. Fakat bunun biraz daha açılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü erkeklerin de erkekliklerini sorgulaması önemli. Bunun üzerinden üretilen sanatsal işleri de ele alacağız ama yoğunlukla feminist sanat üzerinden değerlendirmeler yapacağız” diye belirtti.

Atölyenin ilk haftasında ‘Toplumsal cinsiyet nedir?’ gibi temel soruların yer bulacağını anlatan Sebik, “Kadınlık halinin kendisinin görme biçimlerini etkileyip etkilemediğini tartışacağız. Ardından kendi toplumsal cinsiyet tanımımızı yapacağız. Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği gibi kavramların ne olduğu üzerinde de duracağız. Erkekliği üreten şeylerin neler olabileceğini ve toplumdaki genel kanıları sorgulayacağız. Tabi burada feminist tarihten de söz edeceğiz. Dünyada feminizm nasıl gelişti, bütün coğrafyalarda aynı mı; bu da başka bir sorunsal. Kadınların eşitliği ve oy hakkı konusunda Süfrajetler gibi örneklerden de feminist aktivizmden de söz edeceğiz” dedi.

Medya sorgulanacak

Temel sorular ve konular ardından ikinci hafta ise iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde feminist sanata giriş, kadın temsiliyeti üzerinden geliştirilen eylemler sorgulanacak. İkinci bölümde ise medyaya değinilecek. Temsiliyetlere geldiğimizde medyanın belirleyici bir mecra olduğunun altını çizen Sebik, “Toplumsal cinsiyet konusunda medyanın nasıl görseller ürettiğini de sorgulamamız gerekiyor. Şiddetin pornografisini yapan bazı görseller oluyor, cinsiyet temelli şiddetin ne olduğunu bilmeden kadına yönelik şiddeti anlatmaya çalışırken, kadını daha fazla mağdurlaştıran imgeler kullanılıyor” ifadelerinde bulundu. Feminizmin ana akımlaşması gibi konuların da tartışılacağı atölyenin üçüncü haftasında feminist sanata farklı yaklaşımlar ve oto portreler yer alacak. Dördüncü haftaya gelindiğinde katılımcıları, kadın sanat kolektifi, aktivizm gibi konular bekliyor.

Nalin Öztekin / İstanbul – Jınha

 

 

Kılıçdaroğlu’na hapis istemi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında hapis cezası istendi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında 2 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan’ın şikayeti üzerine “Basın yoluyla alenen hakaret suçundan” Kılıçdaroğlu’na açılan soruşturma tamamlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan şikayetinden vazgeçtiği için bununla ilgili takipsizlik verildi. Ancak Bilal Erdoğan’ın şikayeti üzerine 2 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.

HABER MERKEZi

170 vekil HDP’liler ile ‘Kardeş vekil’ oldu

Dokunulmazlıkların kaldırılmasını darbe olarak nitelendiren HDP’ye Avrupalı parlamenterlerden yoğun destek geldi. Avrupa’nın önde gelen partilerden 170 vekil HDP’nin 55 milletvekiliyle ‘kardeş vekil’ oldu. Kampanyanın daha da büyüyeceği ve acil durumlarda harekete geçileceği ifade ediliyor.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin yürüttüğü diplomatik ilişkiler çerçevesinde konuyu Avrupa’nın gündemine taşımasının ardından vekillere destek kampanyaları başladı. HDP Dış İlişkiler Komisyonu tarafından yürütülen kampanya dâhilinde Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden parlamenterler, dokunulmazlıkları kaldırılan 55 HDP’li vekil ile “Parlamenterler parlamenteri koruyor” diyerek “kardeş vekil” oldu.

Hedef 550 vekil

“Kardeş vekil” kampanyasında İtalya, İngiltere, İsveç, İsviçre, İskoçya, Almanya, Danimarka, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin parlamentolarından yüzlerce parlamenter kampanyaya dâhil oldu. Önceki gün başlatılan kampanya kapsamında bugüne kadar 176 parlamenter HDP’ye isim bildirerek, kampanyaya dâhil olduğunu açıkladı. Başvuran parlementerler, darbe ile dokunulmazlığı kaldırırlan 55 HDP’li milletvekiline “kardeş vekil” olurken bu sayının meclisteki vekil sayısı olan 550’ye ulaştırmak olduğu belirtiliyor.

Sol partilerden yoğun destek

Kampanyaya dahil olanlar arasında parlamenterlerin yanı sıra Avrupa’nın önde gelen siyasi partilerin genel başkanları da bulunuyor. Avrupa Birliği Parlamentosu Yeşiller Grubu Eşbaşkanları Christian Levrat ve Rebacca Harms, İsveç Sol Parti Genel Başkanı Jonas Sjöstedt, Avrupa Birleşik Sol Grubu (GUE-NGL) Başkanı Gavi Zimmer, İsviçre Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı gibi isimler HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile dayanışmak için kampanyaya dahil olan isimler arasında yer aldı.

Fezleke ve iddianamelerin çevirisi yapıldı

Kampanya kapsamında dokunulmazlıkları kaldırılan HDP’lilerin biyografi, fezleke ve iddianamelerinin tamamı dayanışmaya dahil olan vekiller için İngilizce, Almanca ve İtalyanca gibi dillere çevrilerek gönderildi. Gönderilen dosyaya kampanyaya ilgilerinden dolayı bir teşekkür mesajı da eklendi. Oluşturulan ağ ile birlikte dokunulmazlıklar konusundaki en ufak bir gelişmeyle tüm parlamenterlere de bilgi notu gönderilmeye başlandı.

Olası acil bir durumda…

Parlementerlere aktarılan bilgi notlarında Türkiye’deki yoğun baskılara da yer verildi. Dayanışmayı güçlendirmeyi amaçlayan kampanya ile birlikte ilişkiler de bu eksende geliştirilmeye çalışılacak. Dokunulmazlıklar konusunda olası bir acil durum karşısında da bu konuda ağdaki parlamenterin tutum belirlemesi amacıyla acil koduyla mesaj gönderilecek. Olası bir gözaltı, zorla getirme ya da tutuklama gibi durumlar karşısında parlamenterlerin bir bölümü tepkilerini ortaya koymak amacıyla da Türkiye’ye gelecek.

DİHA