Ana Sayfa Blog Sayfa 624

Depremzede aday Vural: Kadınlar ve gençlerin sesi olacağım

Yeşil Sol Parti’nin Hatay adaylarından olan ve kendisi de depremzede olan Şirin Nur Vural, kadınlar ve gençler için Meclis’te olacağını ifade etti

Kurdistan ve Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler için hazırlıklar sürüyor. Adaylar da seçim bölgelerinde çalışmalarına devam ediyor 6 Şubat’ta Mereş (Maraş) merkezli yaşanan depremden en fazla etkilenen kentlerden olay Hatay’da halk dayanışma ile yaşamını sürdürmeye çalışırken Yeşil Sol Parti’nin kent adaylarından Şirin Nur Vural da bir depremzede.

Sisteme hep baş kaldırdım

1982’de Antakya’nın Serinyol ilçesinde dört çocuklu bir ailenin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelen Vural, ekonomik sorunlardan kaynaklı babası Arabistan’da çalıştığı için ondan uzak büyüdüğünü belirterek, “Geçim sıkıntısından dolayı babam hep yurt dışında olduğu için amcama hep baba dedim. Annem dört çocuklu bir kadın olarak hem baba, hem anne hem de bir öğretmen oldu. Ataerkil sistemde tek kız çocuğu olarak kardeşlerime boyun eğmemekle tanınan biriydim” dedi.

Çan sesiyle yürüdük

2004’te Kocaeli Üniversitesi’ne gitmesi ile kadın mücadelesiyle tanışan Vural , “Mezun olup Antakya’ya döndüğümde arkadaşlarımızla beraber Serinyol Toplumsal Dayanışma’yı kurduk. Yedi farklı kimlikle her zaman kardeş gibi büyüdük. Kimsenin mezhebini sorgulamamıştık. Bir sokakta yürüdüğümüzde o esnada bir ezan ve çan sesiyle beraber yürüdük. Onların bayramlarını da sahiplenirdik onlar da öyle. Her zaman birlikte iç içe ve huzur içinde yaşıyorduk. Bunun için yönümü Yeşil Sol Parti’ye verdim farklı değildi” diye belirtti.

Canla başla mücadele edeceğiz

Meclis’e girme durumunda diğer partilerin göstermelik kadın projelerinin aksine Yeşil Sol Parti ile kadın projelerinin hayata geçirileceğini inandığını dile getiren Vural, “ İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girmesi için canla başla mücadele edeceğiz. Kendim de üç çocuk annesi olarak, ev işçisi kadınların görünmeyen emeklerinin karşılığı için mücadele edeceğim. Gençler için mücadele edeceğim” ifadelerini kullandı.

Kadınlar için çalışacağız

6 Şubat’ta meydana gelen Mereş merkezli depremde iktidarın Antakya halkını kaderine terk ettiğini dile getiren Vural, “Bu dönemlerde kadınlar sağlığa çok fazla erişemedi. Yeni bir inşa sürecine kadar kadınların ücretsiz olarak sağlığa erişimi olmalı. Kimsenin eteğinin ne boyuna ne de kaç çocuk yapacağına karışmadan özgürce kendini ifade edebilecek rahat ortamların mücadelesini vereceğiz. Kadınların kendi anadillerinde kendilerini ifade edebilmeleri için alan yaratacağız” dedi.

Seçimlerin ardından Antakya’ya yönelik yeni inşa sürecinde coğrafik ve kültürel yapıların bozulmayacağı bir yaklaşımı esas alacaklarına işaret eden Vural , “Herkesin kendi mahallesinde insana yakışır bir yaşam sürmesi için partim Yeşil Sol Parti ve kadın meclisleri olarak yanlarında olacağız” dedi.

Haber: Dilan Babat / JINNEWS

#Depremzede #aday #Vural #Kadınlar #gençlerin #sesi #olacağım

Önder: Biz politikayı bir sanat gibi, sanatı da politik olarak yapmayı bilen insanlarız

Yeşil Sol Parti’nin İstanbul Milletvekili Adayı Sırrı Süreyya Önder seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu: Kılıçdaroğlu bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu çabayı yüksek değerde buluyorum. Ama bu sonsuz bir kredi anlamına gelmiyor

“Bu dönem bir demokratik dönüşümün kurucu mimarları arasındayız” dedi.

Türkiye’nin bundan sonraki kaderini belirleyecek olan 14 Mayıs Cumhurbaşkanlığı ve Genel seçimlere 25 gün kaldı.

Kürt sorununun demokratik çözümünde tarihi dönüm noktası olan 2013 ile 2015 yılları arasında “çözüm” adı altında devlet ile PKK Lideri Abdullah Öcalan arasında yürütülen süreçte İmralı Heyeti’nde yer alan Sırrı Süreyya Önder,Yeşil Sol Parti’den İstanbul 1. Bölge Milletvekili adayı olarak gösterildi.

MA’dan Özgür Paksoy’a konuşan Sırrı Süreyya Önder Yeşil Sol Parti’nin bu dönem demokratik dönüşümün kurucu mimarları arasında olduğunun altını çizdi.

Seçimlere az bir süre kalmışken süreci değerlendiren Sırrı Süreyya Önder, “Dünyanın geldiği nokta itibariyle bugüne kadar gelinen paradigmayla bundan sonrasını yürütebilmek muktedirler açısından imkansızlaşmış durumda derken Cumhuriyet’in ikinci yüzyılı nasıl yaşayacağız sorusuna çözüm bazlı yaklaşmalıyız ifadelerini kullandı.

Türkiye’de seçim havasına henüz girilmediğini belirten Önder bu havanın olmayışını depremin etkisi, Ramazan ayı ve siyaset alanı üstünde kurulan baskıdan kaynaklı olduğunu söyledi.

Sanki memlekette seçim gibi gündem yokmuş gibi bir hava var diyen Önder baskılardan kaynaklı ‘İnsanlar sabırla o oy verme gününü bekliyorlar. Fakat bayramdan sonra o klasik alışa geldiğimiz seçim havasına gireceğimizi düşünüyorum’ dedi.

Sağlık meseleleri yordu ancak sorumluluk istendi

Önder, sanat hayatına devam etmek istediğini iki tane senaryo yazdığını ancak önemli bir kavşakta partiden sorumluluk al isteği geldiği için vekil adaylık teklifini kabul etmek zorunda kaldığını ifade etti.

Önder teklifi kabul etme nedenini şöyle açıkladı: “Seçimden sonra ortaya çıkacak olan tabloda belli bir deneyimi ve hafızayı gerektiren kıvamda bir şey olacak. Bu, bugünden belli. Böyle olunca arkadaşlar da ısrarla göreve çağırınca, baş üstüne dedik, geldik”

Yüzüm kara o anlamda..

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı Notları’nda Sırrı Süreyya Önder’in sanat hayatına devam etmesi isteğine ilişkin soruya da cevap verdi. Önder “Yüzüm kara o anlamda (gülerek), çok tamamlayamadım. Bakalım. Hayatın kendisi de bir sanat, biz politikayı da bir sanat gibi, sanatı da politik olarak yapmayı bilen ve bunu gözeten insanlarız. Hele bakalım, şuan barıştan kıymetli, demokratik bir dönüşümden kıymetli pek az şey var” ifadelerini kullandı.

Siyasi partilerin çalışmalarını ve iktidar partisinin HDP’yi hedef alarak seçim çalışması yürütmesine dair soruya ise Önder, “Bu memlekette daha önce değişik platformlarda ve parlamentoda söyledim; eğer biz olmazsak, bu parlamentonun karma olarak bütün partilerden üçte biri tercih edilmezdi” diyerek yanıt verdi.

  • Önder sözlerine şöyle devam etti:

Bu memleket düşman icat etmeden, memleket yönetebilme kabiliyetini hiç zaman gösterememiş ki. Cumhuriyetin bu yüzyıllık tarihinin önemli bir bölümünde daima bir düşman algısına ihtiyaç duymuş. Bu düşmanın adı değişmiş, günün konjonktürü neyi gerektiriyorsa. Onun için miting de yapmayacaktı, hani çok değişik bir şey olacaktı.

Şimdi sabah akşam, o miting senin, bu miting benim gezmeye başladılar. Biraz çaresizliğin, biraz paniğin ürünü bunlar. Bayramdan sonra bu çaresizlik havasının daha da artacağını düşünüyorum. Yeni bir şey değil bizim için. Fakat susarken beklemeyi ilk bunların zamanında gördük. Cumhurbaşkanı bağlanıyor, ezan okunuyor, bir bekleyelim diyor. Bütün canlı yayında o sessizliği çekiyor. Geri stüdyoya dönmüyor yani. Bu sadece o paniğin ve karmaşanın havası, açıkçası onlarla ilgilenmemek gerek düşüncesindeyim.”

Mezopotamya Ajansı’nda yayınlanan söyleşinin öne çıkanları şöyle:

  • Muhalefeti nasıl görüyorsunuz?

Millet İttifakı ve özelinde Sayın Kılıçdaroğlu’nu kast ediyorsak, yükü ve sorumluluğu ağır. Vaktinde çok ağır CHP eleştirileri yapmış birisiyim. Tümünün de arkasındayım, tümü de o konjonktür de bir gerçekliğe işaret ediyordu, bir gerçekliğin altını çiziyordu. Ama bugün için Sayın Kılıçdaroğlu bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bu paradigmanın dışında bir cümle kurmaya çalışıyor. Bu çabayı yüksek değerde buluyorum. Ama bu sonsuz bir kredi anlamına gelmiyor. Bu krediyi verecek olan da ben değilim ayrıca.

Demokratikleşmenin temel abecesi, yargının bağımsızlığı bir siyasi iktidarın sopa kullanılmasının önüne geçilmesi, insanların hele sosyal demokratların boynun borcu olan insanların bir sosyal devlet, barınması, temel gıdaya erişebilmesi, temiz suya erişebilmesi, temiz bir havayı soluyabilmesi, temiz bir çevrede yaşayabilmesi gibi şeyler için yükü ağır, çabaları olumlu, bekleyeceğiz, bakacağız, göreceğiz. Biz parlamento aritmeği öyle gösteriyor ki kilit bir güç olacağız. Biz bu kilit gücü biz pazarlık unsuru olarak da yapmayacağız. Bir yaptırım aracı olarak da kullanmayacağız. Biz bunu ülkenin demokratik dönüşümü için bir payanda yapmaya hazır bir vaziyette bekleyeceğiz. Gerisi onların göstereceği pratiğe ve iradeye bağlı.

  • Kılıçdaroğlu’nun Kürtler videosunu izlediniz mi?

Şimdi artık bunun üzerinden cümle cümle, kelime kelime onu deseydi, bunu demeseydi gibi bir değerlendirmeyi faydasız buluyorum. Şuanda atılacak her adım, beyan edilecek her iradeyi kıymetli buluyorum. Fakat en önemli mesele şudur, bu mesele artık bölgesel bir mesele haline gelmişse, bunun konuşarak, müzakere edilerek çözülmesi için imkanlar sonuna kadar zorlanmalıdır. Demokratik bir dönüşümün en kestirme ve en insancıl yolu budur. Peki bunun için ne lazım? Bunun için bu konuda her görüş kendisini herhangi bir baskı altında hissetmeden kendisini barışçıl yollarla ifade edebilmelidir. Şuan, şu konuda söylenecek 10 laftan 9’unun karşılığı, onlarca yıl hapis. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’dan beklediğimiz cümle terkibi olmamalı, onu öyle kurmalıydı, bunu böyle söylemeliydi değil. Kılıçdaroğlu’dan beklediğimiz birinci turu nitelikli bir çoğunlukla, net bir çoğunlukla alması, ardından ülkede bu meselenin kendi koyacağı iradenin yanında, bu meselenin rahatça konuşulabileceği bir demokratik düzlem yaratması.

  • Bu iktidar giderse çözüme kapı aralanır mı?

Yaşayıp göreceğiz, aralanmazsa, Kürt meselesi bugün Pervin Buldan başkanımızın dediği gibi, “Çözmeyeni çözen” bir mesele.

  • Kürt sorununa gelmişken, İmralı, Kandil, Meclis üzerinden muhatap tartışması yürütülüyor. Siz 2013 ile 2015 yılları arasında Kürt sorununda demokratik çözümün tarihi dönüm noktası olan bir sürecin aktörlerinden birisiniz. Muhatap kim, nasıl çözülür bu sorun?

Bütün paydaşlarını içermeyen ve bütün boyutlarıyla ele alınmayan hiçbir planın yürüme şansı yoktur. Ama dediğim gibi bütün bunlar için önce memlekette demokratik bir düzlemin oluşması gerekiyor. Bu olmadan, bunun bir sonraki aşamalarını konuşmanın hiçbir faydası yok.

  • Peki nasıl bir süreç bekliyorsunuz?  

Valla bizim kişisel olarak şeylerimizi konuşmak ayıp. Bu kadar yoldaşımız, arkadaşımız çok ağır bedeller ödediler, ödemeye devam edenler var, hayatını kaybedenler oldu. O anlamda biz kişisel olanı, bu kısımdan çıkarıp, şuraya taşımak gerekiyor. 21’inci yüzyılın paradigmasında bu işi daha üst bir kavramsallaştırmayla biraz mevcut kavram haritamızla mesele tıkandı ve ilerleyemiyor. Bu algoritmanın dışında bir mimari yapabilir miyiz? Bunun koşullarını araştırmak. Artık bu inovasyon çağında sanki başka bir yol ve yordam yanına eklemlenebilir. Yani bir ulusun, bir halkın kendi ulusal demokratik kimliğini ötekileştirmeden, yok saymadan ifade edebilmesi boyutu baki kalmak üzere, bize düşen başka birtakım düzlemler yaratabilmek, onun için biraz böyle tefekkür halindeyiz. Bakalım.

  • Önümüzdeki dönem açısından umutlu musunuz?

Evet, çözüm sürecinin bir döneminde çok umudumuz yükselmişti. Onun dışında hep kaygı ve kuşku hakimdi. Bu dönem, epeyce yüksek olduğu o dönem kadar umutluyum.

  • HDP son seçim olan 2019 yerel seçimlerinde “kazanma ve kaybettirme” stratejisiyle hem kayyım atanan belediyeleri geri aldı, hem de büyükşehirlerde AKP’ye kaybettirdi. Bu dönem için aynı stratejisi sonuç alır mı?

Bu dönemin kazanma ve kaybettirme aralığının dışında bir karakteri var. O noktadan daha ilerideyiz. Bu dönem bir demokratik dönüşümün kurucu mimarları arasındayız. Muhalefet yada iktidar bu konumumuzu istediği kadar tahfif etsin. Başka türlü anlamlandırsın yada adlandırsın önemli değil. Biz bu sürecin, bu dönüşümün yapısal mimarlarından birisi olacağız. Bizdeki birikim ve deneyim, bizdeki politik perspektifin dışında süreci karşılayacak bir siyasal pratik yok. Ne sağda ne solda. Onun için kazanma-kaybettirmenin üstünde bir yerdeyiz.

  • Seçime 25 gün gibi kısa bir zaman kaldı. Seçmene bir çağrınız var mı?

Şimdi epeyce seçim yaşadım, birçoğunda adaydım, birçoğunun da temel mutfağında çalıştım. Neredeyse 4-5 ayrı bölgede ve ülke genelinde. Açıkçası halklarımıza çağrı yaparken bir parça mahcubuz. Onlar her çağrımızın hakkını verdiler, biz zaman zaman yetemedik onların ortaya koyduğu iradeyi daha da güçlendirmeye. Ama bu dönem özellikle Yeşil Sol Parti’nin tanıtımı, pusuladaki yeri ve bizim sandıklarda resmi gözlemci bulunduramamamızdan kaynaklı sorunlarda, sandıklara müdahil olma gibi meselelerde, yaşlılarımızı, deprem bölgesindeki yurttaşlarımızın organizasyonu, o konuda belki son kez bir özveri bekliyoruz. Özellikle bayramdan sonra hep beraber mobilize olacağız. Şuan benim evimde yapıyoruz, sabah çıktık, bu saate geldik, röportajı da ancak bu saate bırakabildik. Önümüzde yaklaşık bir ay var, gece demeden, gündüz demeden çalışırsak, bu çabaların sonucunu en net alabileceğimiz bir seçim olacak. Bu başka bir siyasal parti seçmeni için yaşamsal önemde olunduğunun farkında olmayabilir. Herkes için yaşamsal ama bunu en iyi biz biliyoruz, bu seçim ortaya çıkacak sonucun yaşamsal öneme haiz olduğunu. Onları saygıyla selamlıyorum, hep birlikte başarı dileklerimiz gönderiyorum ve başarı sözü veriyorum. Şimdiden iyi bayramlar dileğimi de eklemiş olayım.

İSTANBUL

#Önder #Biz #politikayı #bir #sanat #gibi #sanatı #politik #olarak #yapmayı #bilen #insanlarız

Evleri kamulaştırılan yurttaşlar: Bir depremde devlet yaşattı

Depremin yıkamadığı evleri devlet başımıza yıkacak diyen depremzedeler, devlet tarafından  OHAL ile çıkarılan kararnamelerle arazilerinin kamulaştırılmasına tepki gösterdi

Mereş ( Maraş) merkezli 6 Şubat’ta yaşanan depremlerde yerle bir olan kentlerden olan Hatay’da Antakya ilçesi Gülderen Mahallesi’nde bulunan 61 parseldeki taşınmazlar, yeni şehir hastanesi yapımı amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından acele kamulaştırıldı. Acele kamulaştırma kararı verilen şelalenin bulunduğu ve suların aktığı dere kıyısındaki 61 parselde, Arap Alevileri yaşıyor. Diğer yandan kamulaştırma yapılan parsellere sınır arazileri AKP’li Antakya Belediye Başkanı İzzetin Yılmaz’ın yakınlarının villaları bulunuyor. Aynı zamanda bu alana sınır olarak, AKP’li milletvekili Adem Yeşildağ’ın ve ismi öğrenilemeyen bir AKP’li il yöneticisinin de arazinin olduğu belirtildi. Resmi Gazete’de yayınlanmasının ardından başlatılan kamulaştırma işlemine burada yaşayan  yurttaşlar  tepkili. Yaşadıklarının ağır bir süreç olduğunu söyleyen yurttaşlar Mezopotamya Ajansından Müjdat Can’a konuştular.

Devleten yardım beklerken devlet arsalarımızı kamulaştırdı

Depremde evleri hasar gören akrabalarının kendi evine sığındığını ve sayılarının 25’i geçtiğini belirten Seyran Ateş, “ Olağanüstü Hal (OHAL)  kapsamında burası acele kamulaştırmaya girmiş. Deprem şokunu atlatmadan böyle bir şok atlatmamız bizi çok sarstı. Biz depremden dolayı devletten yardım beklerken, devletin bizim arsalarımızı, sağlam evlerimizi kamulaştırması kabul edilebilecek birşey değil. Depremin yıkamadığı evlerimizi, şuan devlet farklı gerekçelerle bizden alıp başımıza yıkmaya çalışıyor. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.

‘Oldu bittiye getirdiler’

Amaçlarının Antakya’yı yeniden inşa etmek olduğunu ancak devletin sağlam evleri de yıkmaya çalıştığını belirten Ateş, topraklarını terk etmeyeceklerini söyledi. Devletin herhangi bir fikir almadan bu kararı alarak evlerini ve arazilerini kamulaştırdığını belirten Ateş, “Bizimle konuşmadan ‘oldu bittiye’ getirmeye çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. İdari, hukuksal yönden itirazlarımızı yapacağız. Herhangi bir zorla çıkarma durumunda da burayı bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

Mahalle de şahsa ait 50-60 yapının kamulaştırılarak insanların göçe zorlandığına dikkat çeken Ateş, “Buradaki insanlar zeytincilik, sera ve hayvancılıkla geçiniyor. Acele kamulaştırma kabul edilemez. Çok daha fazla hazine malı var onlar değerlendirilebilir” dedi.

‘Tek isteğim bahçeme dokunulmasın’

Gülderen Mahallesi’nde doğup büyüdüğünü belirten Vecide Atahan da, depremde evinin yıkıldığını ve 5 dönümlük zeytinliğine yerleştiğini söyledi. 250’den fazla zeytin ağacının yanı sıra, portakal, limon gibi birçok meyve ağacının da olduğunu belirten Ataman, zeytinliğine el konulduğunu söyledi. “Ben köyümden gitmek istemiyorum” diyerek konuşmasını sürdüren Atahan, tek isteğinin bahçesine dokunulmaması olduğunu dile getirdi.

‘Bir depremde devlet yaşatıyor’

Mahallede muhtarı Nevzat Yeral ise, mahallelerinin dağ eteği olmasından ötürü depremin etkisinin az olduğunu, depremde evsiz kalanların gelmesiyle nüfuslarının arttığını söyledi.

Yeral, “Burada sağlam evler var. 150 yıldır insanlarımız burada yaşıyor. Devlet ne düşünüyor, ne yapıyor bilmiyoruz. Neden evlerimizi alıyorlar? Hastane adı altında farklı şeyler mi yapacaklar? Burada insanlar haklı olarak tedirgin. Ben bu mahallenin muhtarıyım ama bana da kimse birşey sormadı” diye konuştu. Yeral, “Gelip halkla konuşsunlar. Bu insanlar neden tepki gösteriyor, nedir sorunları dinlesinler, bunu sorma gereği duymadan bir deprem de onlar yaşatıyor” şeklinde konuştu.

HATAY

#Evleri #kamulaştırılan #yurttaşlar #Bir #depremde #devlet #yaşattı

Karayılan: Barış olmadan Türkiye’de demokrasi gelişmez

Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan PKK Merkez Komitesi Üyesi Murat Karayılan, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin önemine değinerek, ‘Barış yaşanmadığı sürece Türkiye’de demokrasi de gelişmez; Türkiye ekonomisi de düzelmez’ dedi

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere 25 gün gibi kısa bir süre kalırken, partiler çalışmalarını sürdürüyor. 2023 yılı seçimlerinin önemli olduğuna dair açıklamalar da sürüyor. Stêrk TV’nin programına katılan PKK Merkez Komitesi Üyesi Murat Karayılan da seçimler ve Türkiye’nin saldırılarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

CPT tecridi meşrulaştırıyor

İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan ağırlaştırılmış tecride değinen Karayılan, iktidarın Abdullah Öcalan’ın sesinin duyulmasından korktuğunu ifade ederek, “Bunun için o kadar çağrı yapılmasına, yürüyüşler gerçekleştirilmesine rağmen İmralı’daki izolasyon, tecrit ve psikolojik işkence sisteminde hiçbir gevşeme yapmıyorlar. Zaten CPT de bunun önüne perde çekiyor ve meşrulaştırıyor” diye konuştu.

Fikirleri dünyada tartışılıyor

Karayılan, Öcalan’ın düşünce sisteminin evrensel bir paradigma haline geldiğini ifade ederek, “Kürt Halk Önderi’nin dünyanın sorunlarına dönük geliştirdiği düşüncelerinin küresel çapta bir umut oluşturması bizler için gerçekten büyük bir gurur. Önder Apo’nun demokratik modernite temelindeki paradigması ve demokratik, ekolojik ve kadın özgürlüğüne dayalı devrim hakkındaki fikirleri yerkürede bir umut oluşturuyor” dedi.

Savaşı Erdoğan başlattı

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Amed’de dile getirdiği şeylerin tamamının yalan olduğunu kaydeden Karayılan, “Her şeyden önce, savaşı onlar başlattılar. Biz halen Dolmabahçe Mutabakatı çizgisindeyiz. Hiçbir zaman biz onu bozmadık. Onlar, Kürtlerin kanı temelinde iktidarlarını kalıcılaştırmak istedi. Bunun için masayı devirdiler ve bize saldırdılar. Kürt halkının kimliğini kabul etmek istemediler ve üzerimize geldiler. Biz ise buna karşı direniyoruz. Direnişimiz, onurumuz ve insanlığımız içindir” diye konuştu.

Cenazeleri gelip alabilirler

Savaşta yaşamını yitiren Mustafa Bazna ve Naci Kaygusuz adlı askerlerin cenazelerinin ellerinde olduğunu, bunun için cenazelerin alınması yaptıkları çağrılara karşılık verilmediğine işaret eden Karayılan, “Tarafsız sivil kuruluşlar Amediyê kazasına gelip kırsal alanda bizleri görebilir. Eğer gelirlerse biz bu cenazeleri sağlam bir şekilde kendilerine teslim edebiliriz. Ramazan Ayı’ndayız ve önümüzdeki günler Ramazan Bayramı’dır. Dolayısıyla bu askerlerin aileleri gelir, sivil kuruluşlar üzerinden bizimle ilişki kurarlarsa biz bu cenazeleri kendilerine teslim edebiliriz. Bunun karşılığında hiçbir şey istemiyoruz” dedi.

Barış olmadan demokrasi olmaz

14 Mayıs’ta yapılacak seçimlere de değinen Karayılan, “Seçim süreci açısından çok fazla hayallere kapılmamak gerekir diye düşünüyorum, ancak Türkiye sol demokrasi güçleri ve Kürt halkı bu süreçte kendini çok daha fazla güçlendirebilir. Halkımız hiçbir şeyi başkasından beklememeli, kendisine güvenmelidir. Türkiye’de iki güçlü ittifaktan söz ediliyor. Cumhur ve Millet ittifakları. Mesela 6’lı Masa denilen Millet İttifakı, bir yıldır tartışıyor ve birçok yazı hazırlamışlar, projelerini ortaya koymuşlar; bin sayfalara varan yazılarla ve kitaplarla yapacakları her şeyi izah ettikleri söyleniyor, ancak bu projelerin hiçbirisinde Kürt sorunu yoktur. Tıpkı Lozan Antlaşması gibi. Türk devleti Kürt halkına karşı savaş pozisyonunda olduğu sürece, yani bir barış yaşanmadığı sürece Türkiye’de demokrasi de gelişmez; Türkiye ekonomisi de düzelmez” dedi.

Muhalefet öz gücüne dayanmalı

Seçim çalışmalarının önemine de işaret eden Karayılan, “İşte bunun için buradaki en önemli husus, yurtsever-demokratik güçlerin kendi kendilerini güçlendirmesidir. Çalışmaları, büyümeleri, Meclis’e daha fazla kişiyi taşımaları önemli. Bu kesimler kendilerini güçlendirir ve Türkiye siyasetinde daha etkin olurlarsa işte o zaman birçok şeyin önünü de açabilirler. Bunun için de kimseden beklentiye girmeden kendi öz güçlerine dayanmalıdırlar. Bunun için halkımızın, demokratik çevrelerin, Kurdistani ve Türkiyeli ittifak güçlerinin çalışması gerekiyor. Elbette mitingler ve medya konuşmaları da gereklidir fakat insanlarımız duygusaldır; ev ev ziyaret etmek, tüm köyleri dolaşmak gerekiyor. Mesela özellikle de şimdiye kadar AKP’ye oy verenlere ve insani duygulara sahip samimi Müslümanların hepsine uğramak ve bir çaylarını içmek gerekiyor. Niye? Çünkü AKP’nin yaptığı şeylerin ne insanlıkla, ne İslamiyet’le, ne de hukukla alakası var” dedi.
Cumhur İttifakı için “Bunların aday gösterdiklerine bakın, bir de kendilerine bakın; hırsızlar ve katiller ittifakıdır” diyen Karayılan, bunların vereceği bir şey olmadığını ifade ederek, muhalefetin öz gücüne güvenmesi ve kendine oy vermesi gerektiğini ifade etti.

HABER MERKEZİ

#Karayılan #Barış #olmadan #Türkiyede #demokrasi #gelişmez

CHP Ataşehir temsilciliğine silahlı saldırı düzenlendi

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, partisinin Ataşehir Örnek Mahallesi’ndeki temsilciğine ateş açıldığını duyurdu

CHP’li Canan Kaftancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, CHP’nin Ataşehir Örnek Mahallesi temsilciliğine düzenlenen saldırıyı duyurdu.

Seçimler yaklaşırken, muhalefetin parti binalarına yönelik saldırılar da sürüyor. Geçen haftalarda Yeşil Sol Parti ve CHP’nin İstanbul İl Başkanlığı’na yapılan silahlı saldırının ardından, Ataşehir Örnek Mahallesi seçim ofisine bir saldırı daha gerçekleştirildi.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarla saldırıyı şu ifadelerle aktardı:

“Ataşehir Örnek Mah. temsilciliğimize saldıran tahrip eden ve 3 el ateş açanlara (kuru sıkı olduğu tahmin ediliyor) bu cesareti veren ve bu koşulları oluşturan iktidardakilerin siyaset anlayışı ve korkularıdır. Biz korkmayız ama bence de sizler korkun. Korkacak çok şeyiniz var!

Vatandaş Kılıçdaroğlu’nu yüreğine yazmış zaten. Camlara RTE yazsanız kaç yazar! Saldıran, azmettiren ve bu iklimi oluşturanlar sorumludur ve görevlileri biran önce sorumluları bulmaya davet ediyorum. 14 Mayıstan sonra AKP dahil hiçbir siyasi parti böylesi bir durumu yaşamayacak

Aradaki fark bir kez daha farkedilsin diye: Bu seçim vatandaşın iradesine sahip çıkmak için bu saatte bile çalışanlarla, vatandaşın parasıyla sürdükleri sefa devam etsin diye elinden şiddetten, kötülükten başka bir şey gelmeyen vandallar arasında yapılacak olan seçimdir!”

İSTANBUL

#CHP #Ataşehir #temsilciliğine #silahlı #saldırı #düzenlendi

Katıldığı programlarda yorum yapması suç sayıldı

Yaptığı programlar suç delili sayılan tutuklu gazeteci Zeynel Abidin Bulut’un iddianamesinde, katıldığı programlarda yaptığı yorumlar da suçlama konusu oldu

Amed’te tutuklu bulunan ve “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezalandırılmak istenen gazetecilerden biri olan Zeynel Abidin Bulut, diğer meslektaşlarıyla birlikte 11 Temmuz’da Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.

Paylaşımlar suç sayıldı

İddianamede katıldığı televizyon programları ve evinin aranması sırasında el konulan kitaplar aleyhine delil olarak sıralandı. İddianameye göre Bulut, güncel olayların tartışıldığı programlara katılarak ve yorumlar yaparak “terör propagandası yaptı ve örgüt hiyerarşisine girdi”. Evinden el konulan kitaplar da suçlamalar arasında yer alırken, kitaplar için ‘toplama emri’ olduğu kaydedildi. Ayrıca Bulut’un İddianamede program yapan meslektaşları hakkında sosyal medyadan yaptığı açıklamalar yer alırken, aleyhine ifade veren gizli tanığın ifadeleri de delil olarak sunuldu.

8 Haziran 2022’de Amed’de Kürt gazeteciler ve yapım şirketlerine yönelik polis baskınlarının ardından Bulut ve 16 gazeteci “örgüte üye olmak” suçlamasıyla tutuklanmıştı.

AMED

#Katıldığı #programlarda #yorum #yapması #suç #sayıldı

‘Yadê Gulê’nin Newroz’u Meclis yolunda

Yeşil Sol Parti’nin Şirnex adaylarından Newroz Uysal Aslan, dedesi, babası ve dayısını mücadelede çeşitli tarihlerde kaybetmiş. Uysal aynı zamanda partinin her etkinliğe katılan annesi Yadê Gulê’nin mirası üzerine Abdullah Öcalan’a avukatlık yaparken, mücadelesini Meclis’e taşımak istiyor

Seçimlere 25 gün gibi kısa bir süre kalırken, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Çalışmaların yoğun olarak sürdüğü bölgelerden birisi de Botan kentleri. Yeşil Sol Parti’nin Şirnex’te (Şırnak) hedefi ise 4-0 yapmak. Adaylar arasında Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Newroz Uysal Aslan, gazeteci Ayşegül Doğan, Zeki İrmez ve Bedirhan Osal yer alıyor.

Göç üstüne göç

Adaylardan Uysal Aslan aynı zamanda PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yapıyor. Uysal, Şirnex’e bağlı Gilûdur (Kemerli) köyünde 1992’de dünyaya geldi. 1980 – 1990’lı yıllarda yürütülen güvenlikçi politikalardan dolayı ailesi ile göç ederek önce Şirnex’e ardından da Cizîr’e (Cizre) yerleşti.

Yurtsever bir ailede büyüyen Uysal, küçük yaşında işkence, tutuklama ve haksızlıklara şahitlik etti. Uysal, kentte Yadê Gulê (Gulê Uysal) olarak tanınan annesinin mücadelesi ve yurtsever kimliğinden, duruşundan etkilendi.

Yadê Gulê’nin Newroz’u

Çocukken annesiyle birlikte kentte yapılan miting, Newroz, anma ve etkinliklerde sahneye çıkarak yazdığı şiirleri okudu. Herkes artık onu “Yadê Gulê’nin Newroz’u” olarak tanıdı. Yadê Gulê’nin en büyük istediği ise Abdullah Öcalan’ı görmekti. Abdullah Öcalan uluslararası komployla 1999’da Türkiye’ye getirildiğinde henüz 7 yaşında olan kızı Newroz’dan hukuk okumasını ve Abdullah Öcalan’ın avukatı olmasını istedi. Bu isteği onun vasiyeti oldu. Annesinin bu isteğiyle tek bir şeye odaklanan Uysal, hem gençlik çalışmalarında yer aldı hem de Mem û Zin Kültür ve Sanat Merkezi’nde tiyatro, koro ve folklor çalışmalarında yer aldı.

Hukuk okur

Annesinin isteğini yerine getirmek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi bölümünü kazanan Uysal 2014’te mezun olurken, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yapmak için Asrın Hukuk Bürosu’na başvurur ve daha sonra da Özgürlük için Hukukçular Derneği’ne (ÖHD) üye olur. İlk avukatlık tecrübesini ise 2015-2016 yıllarında Şirnex ve ilçelerinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında yaşanan hak ihlallerin açığa çıkarılması ve kolluk güçleri tarafından katledilenlerin avukatlığını üstlenerek yaptı.

Aileden birçok kayıp

Annesinin mücadelede olmasında etki ettiğini ifade eden Uysal, “Partinin düzenlediği miting, etkinlikler ve faili meçhul giden insanların anmasında genellikle şiir okuyordum. Bu yüzden herkes bana ‘Yadê Gulê’nin Newroz’u’ diyordu. Babam, dedem ve dayım bu mücadele uğrunda farklı tarihlerde hayatlarını kaybetti. Annemin en büyük arzusu Sayın Öcalan’ın özgür olduğunu görmekti. ‘Öcalan’ı özgür göremesem gözüm açık gider’ derdi. O yüzden benim avukat olmamı istiyordu” dedi.

Türkiye’nin kuruluşundan bu yana Kürtlere karşı bir düşman hukukunun mevcut olduğunu dile getiren Uysal, “Bugün her iki ittifak da Sayın Öcalan’ın tecridi üzerinde kendine alan açmaya çalışıyor. Bizler de bu tutuma karşı, Sayın Öcalan’ın gerçek anlamda içerisinde bulunduğu tüm manipülasyon ve spekülasyonlara karşı mücadelemizi sürdüreceğiz” diye konuştu.

Özel savaş politikalarına karşı mücadele

Diğer yandan aday gösterildiği kentin birçok sorununa işarete den Uysal, sorunları Meclis’e taşıyarak, hukuki mücadelesini de sürdüreceğini belirtti. Uysal, “Hem Şirnexli olmamdan hem de avukatlık yapmamdan kaynaklı, kentin toplumsal, siyasal, ekonomik, ekolojik bir çok soruna bakma fırsatı buldum. Bizim programımızda son 8 yılda, Şirnex’e dönük mevcut iktidarın ortaya çıkartmış olduğu özel savaş politikalarını da açığa çıkartmak. Bugün kadınlara ve gençlere dönük uyuşturucu, fuhuş politikaları ve kadına yönelik şiddet artmış durumdadır. Cudi Dağı’ndaki ağaç kıyımı ve bölgedeki hastanelerle ilgili problemler hala devam ediyor. Bu sorunları, ilgili kurumlarla paylaşarak çözüm bulacağız” ifadelerini kullandı.

Hedef 4 vekil

Halkın bu seçimde Şirnex’te 4-0 yaparak iktidara gereken cevabı vereceğini ifade eden Uysal, “Halkta ciddi bir öfke hali var. Bu noktada 4-0 yapacak ciddi bir irade ve ciddi bir kabul hali de var. Tabi bu durum bizi rehavete sürüklememeli. Şuan bizim için seçim güvenliği çok önemlidir” dedi.

Haber: Zeynep Durgut / MA

#Yadê #Gulênin #Newrozu #Meclis #yolunda

Tarım işçisi kadınlar sömürü karşısında Yeşil Sol Parti’ye oy çağrısında bulundu

Kadın tarım işçileri emeklerinin karşılığını alabilmek için Yeşil Sol Parti’ye vereceklerini ifade etti

Siyasi partiler 14 Mayıs’taki Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlere hazırlık yaparken, İzmir’in Menderes ilçesinde roka toplayarak geçimini sağlayan tarım işçisi kadınların da gündeminde emek sömürüsü ve seçimler var.

Çalışma saatleri belli olmayan kadınlar, ekonomik kriz, yoksulluk ve çalışma koşullarının zorlukları altında eziliyor.

MA’dan Semra Turan ve Delal Akyüz’e konuşan işçi kadınlar “20 yıldır bir kişi ülkeyi yönetiyor. Bu seçimde mutlaka değişim olmalı, bir kişinin değil farklı insanların da yönetebileceğini görmek istiyoruz” dedi.

Emeğimiz görünür olmalı

Günlük aldıkları 300 TL yevmiye ile hiçbir şey alamadıklarını söyleyen kadınlar, emeğinin bir kıymeti olmadığını belirtti. Bütün bu zorluklar altında yaşam mücadelesi veren kadınlar, 14 Mayıs seçimlerini yakından takip ediyor. Kadınlar, emeğinin görünür olması ve insanca bir yaşam için değişimden yana.

Baskı, sömürü

20 yıldır tarım işçisi olarak çalışan Şükran Kuş, yeşillik işinde çalıştığını anlatarak, hiç bir dönem bu kadar geçim sıkıntısı yaşamadıklarını söyledi.  14 Mayıs seçimlerini yakından takip ettiklerini söyleyen Kuş, “Kürdüz oylarımızı da bizi temsil eden Kürt adaylarına vereceğiz. Halk olarak yan yana mücadele ederek, kazanabiliriz. Yaşadığımız bu zorlukların üstesinden gelebiliriz. Nereye kadar baskı, sömürü… Bütün bunlara karşı oylarımızı Yeşil Sol’a vereceğiz” dedi.

 ‘En küçük ihtiyacını alamıyoruz’

10 yıldır tarım işçisi olan Sarya Biçen de, yaz-kış ekmek parası için çalıştıklarını aktardı. Her şeyin pahalı olmasından yakınan Kuş da, “Evet çalışıyoruz, ama kazandığımız ihtiyaçlarımızı bile karşılamıyor. Çocuklarımızın en küçük ihtiyacını alamıyoruz. Bu kadar emek veriyoruz. Emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Paranın hiç bir değeri kalmamış, Eskiden aileden bir kişi çalışırdı, geçimimizi sağlayabiliyorduk. Şimdi ailede tek bir kişi çalışmasa geçinmekte zorlanıyoruz. 300 TL para ile karnımızı bile doyuramıyoruz” diye belirtti.

İnsan olarak görülmüyoruz

Kadın emeğinin görünmesini isteyen işçi Fidan Kahraman ise “Türkiye’de kadınlar insan olarak bile görülmüyor, yok sayılıyor, Eziliyor. Kendi ayaklarım üzerinde durmak için yeri geldiğinde bebeğimi evde tek başına bırakabiliyorum. Buna mecburum, çocuklarımın karnını doyurmak zorundayım. Çünkü sistem kadınlara bu yaşamı dayatıyor. Özelikle de hem Kürt kimliğimiz, hem kadın olmamızdan kaynaklı birçok sorun yaşıyoruz. Emeğimiz yok sayılıyor. Kendi kız çocuklarımızı okutmuyoruz, bilinçlendirmiyoruz. O yüzden bu sefalet hayata da mahkûm kalıyoruz. Kendi haklarım için oyumu Kürtlere vereceğim” diye ifade etti.

Sistem değişmeli

8 yıldır tarım işçiliği yapan Faike Görgülü de, sömürü sistemine vurgu yaparak, süründüklerini aktardı. Görgülü, “Ne doğru düzgün bir maaş ne de bir sigortamız var. 300 TL yevmiye ile ne yapabiliriz? Sabahtan akşama kadar çalışıyoruz, hiçbir şey yetmiyor. İyi bir maaş almak istiyoruz” diyerek, bu seçimde Erdoğan’ın düşmesini istedi. Cumhurbaşkanlığı oyunu CHP’ye, Milletvekili oyunu ise Yeşil Sol Parti’ye vereceğini söyleyen Görgülü, “Kadınların katledilmediği, emeğinin görünür olması için bu sistemin değişmesi lazım” diye konuştu.

İZMİR

#Tarım #işçisi #kadınlar #sömürü #karşısında #Yeşil #Sol #Partiye #çağrısında #bulundu

Altan: Asıl suçlular bizi özgürlüğümüzden alıkoyanlardır

Hukuksuzluk ısrarla devam ettirilmeye çalışıldığını söyleyen tutuklu gazeteci Altan, ‘gazetecilik suç ise biz bu suçu işlemeye devam edeceğiz’ diyerek hukuksuzluğa karşı sessiz kalmayın çağrısında bulundu

Amed’te 8 Haziran’da düzenlenen operasyon kapsamında 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. 8 gün süren gözaltı ardından 16 gazeteci tutuklandı. 10 ayı aşan tutukluluk ardından gazetecilere ilişkin hazırlanan iddianame Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Diyarbakır 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, haklarında hazırlanan iddianameye ilişkin avukatı aracılığıyla açıklama yaptı.

Altan iddianamenin 10 ayda hazırlanması ve duruşma tarihi olarak 11 Temmuz’un verilmesine tepki göstererek,, “Aradan geçen bunca zaman sonra hazırlanan iddianame mahkeme tarafından kabul edildi ancak davanın açıldığı Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi de sanki “üç ay da benden gelsin” dercesine 11 Temmuz’a duruşma günü belirledi. Ayrıca tensiple tahliye talebimiz de reddedilerek, var olan hukuksuzluk ısrarla sürdürülmeye çalışılmaktadır. Yine de bunca şeye rağmen iddianamenin hazırlanmış olmasını olumlu bir adım olarak görmekteyiz. Bu gelişme bu açıdan önemli. Baştan beri aslında bizlerin herhangi bir suçunun olmadığını, yaptığımız işin tamamen gazetecilik faaliyeti olduğunu ve gazeteciliğin de suç olmadığını söylemeye çalıştık” dedi.

Yazmaya çalıştıklarımızı delil göstermişler

Yaptıklarının gazetecilik olduğunun bir kez daha iddianame ile ortaya çıktığını belirten Altan, “Siz bakmayın iddianamenin yedi yüz bilmem kaç sayfadan oluştuğuna. Aslında savcılık makamı bizim bile uzun uğraşlar sonucu anlatmayı başaramayacağımız bir şekilde dosyayı, nasıl gazetecilik yaptığımızı kanıtlayacak materyallerle doldurmuş durumda. Dosya içeriği ağırlıklı olarak yaptığımız haberler, çektiğimiz programlar, anlatmaya çalıştığımız, yazmaya çabaladığımız bir dolu delilden oluşmaktadır. Tamamı açık kaynaklarda yayımlanan, herhangi bir gizli saklısı olmayan, kendimizin zaten yayınlanması ve yayılması için çaba gösterdiğimiz bir dolu ‘delil!’ diye belirtti.

 ‘Makinalarımız bizim suç aletlerimiz’

Açıklamasının devamında yaşadıkları süreci anlatan Altan şöyle devam etti: Bilmem hatırlar mısınız? Gözaltına alındığımız süreçte Emniyet Müdürlüğü, kameralarımızı, fotoğraf makinalarımızı, bilgisayar ve hard disklerimizi ele geçirilen suç delilleri niyetine ‘Terörle Mücadele’ yazısı önünde sergilemişlerdi de tüm dünyaya rezil olmuşlardı. Aslında doğru yapmış, doğru söylemişlerdi; onlar bizim ‘suç aletlerimiz’di. Biz gazeteciler kamerayla, fotoğraf makinasıyla, yazı yazdığımız kalemle, bilgisayarla, not tuttuğumuz defterle suç işleriz. Bu suç aletleriyle işlediğimiz suçları da göstere göstere yayımlarız. İşte bu işlediğimiz suçlar da derlenir, toplanır, devletin tüm imkanları seferber edilerek büyük uğraşlar sonucu iddianameye dönüşür. Nasıl ki o gün haber ve programcılık cihaz ve teçhizatlarımız suç aleti olarak gösterildiyse, bugün de yaptığımız gazetecilik suç unsuru diye iddianameye dönüşmüştür.

Hukuksuzluğa karşı sessiz kalmayın çağrısı

Bilinmesini isteriz ki, ortada bir suç varsa bu suçu işlemeye bizler değil, bizi hukuksuz bir şekilde aylardır özgürlüğümüzden mahrum bırakanlardır. Ve bu suçun üstü öyle komplovari operasyonlarla, işi boş iddianamelerle örtülemez. Yine peşinen söyleyelim ki; bizler gazeteciyiz. Eğer gazetecilik suç olarak görülüyorsa biz bu suçu işlemeye devam edeceğiz. Bu nedenle ilgili makamlara tekrardan çağrıda bulunuyoruz; mesnetsiz iddialarla yeterince mağdur edildik. Bu hukuksuzluğa artık bir son verin ve tutuklu gazeteci arkadaşlarımızı, bizleri bir an önce tahliye edin…”

AMED

#Altan #Asıl #suçlular #bizi #özgürlüğümüzden #alıkoyanlardır

10 Ekim-Der ve İHD’nin mücadelesini Meclis’e taşıyacak

Yeşil Sol Parti Ankara 2’nci bölge adayı İhsan Seylan, 10 Ekim-Der ve İHD’den aldığı mücadeleyi Meclis’e taşıyacağını söyledi

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin yapılacağı 14 Mayıs’a sayılı günler kalırken, Emek ve Özgürlük İttifakı’yla seçime giren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) çalışmalarını sürdürüyor. Seçim sonucunun merakla beklendiği kentlerin başında ise Ankara geliyor. Yeşil Sol Parti, Ankara 2’nci bölgede İhsan Seylan’ı milletvekili adayı gösterdi.

İhsan Seylan kimdir?

Erzirom Tatos (Tekman) doğumlu Seylan, Ankara ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi’ne eğitim gördü. Kürtler, Aleviler, azınlıklar ve hak ihlalleri alanlarında çalışmalar yapan Seylan, DAİŞ’in Emek ve Demokrasi Güçleri’ne yönelik saldırısı sonucunda 103 kişinin yaşamını yitirdiği Ankara Gar Katliamının ardından Qira Enqere (Ankara’nın Karası) belgeselinin yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendi.

10 Ekim Barış Dayanışma Derneği (10 Ekim-Der) kurucu yönetiminde eş başkan olarak yer alan Seylan, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi başta olmak üzere halklar, inançlar ve toplumsal sorunlara ilişkin çeşitli sivil toplum örgütünde de çalışma yürüttü. İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube yönetiminden seçim sürecinde ayrılan Seylan, hala 10 Ekim Barış Derneği yöneticiliğini sürdürüyor. Seylan, Yeşil Sol Parti Ankara 2’nci bölgeden milletvekili adayı oldu. 10 Ekim katliamına ilişkin dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’na yönelik dava açan Seylan, Meclis’e 10 Ekim’in hesabını sormaya gideceğini belirtiyor.

Adalet mücadelesinin yanında olmak istiyoruz

MA’dan Yüsra Batıhan’a konuşan Seyhan, zulmün, acının ve faşizmin büyüdüğü dünyada hak temelli sorunlar ortaya çıktığını belirtti.

Seyhan konuşmasında“10 Ekim’de 103 insan öldürüldü, 500’e yakın yaralı var. Bu konu Türkiye’nin hangi gündeminde. 90 ay oldu. Sadece ailelerin ve sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü bir mücadele var. Onların adalet arayışında yanlarında olmak istiyoruz. Bir taraftan da öznesi olduğumuz için oradayız. İHD’de de insan hakları alanındaki sorunları görüyoruz. Her gün acı, hukuksuzluk, baskı ve işkenceleri görüyoruz. Ben Türkiye’deki her vicdanlı insanın böyle hissettiğini ve mücadele ettiğini görüyorum. Umarım mücadeleyi daha iyi alanlara taşıyabiliriz. Herkesin hayali dilini özgürce konuştuğu, kültürünü yaşadığı bir dünyadır. Bu imkansız değil. Her zaman bir umut var ve bu umudun peşindeyiz” diye konuştu.

Barış’ı esas alıyoruz

Uzun yıllardır yürüttüğü hak mücadelesinde “Barış” söylemini esas aldıklarını belirten Seylan, bu güne kadar yürüttükleri mücadelede siyaset üstü bir tavır benimsediklerini kaydetti. Seylan, Yeşil Sol Parti’den aday olma sürecini ise şöyle anlattı: “Yeşil Sol Parti’nin söz konusu duruma yaklaşımının, toplumun ezilen, ötekileştirilen kesimlerinin sesi olduğunu hissettik. Yeşil Sol Parti, insanlara bir gelecek umudunu aşılıyor. Programında kadına, çocuğa, mülteciye, engelliye kadar her hakkı savunması benim için çok değerli ve bu yüzden Yeşil Sol Parti’den aday olduk.”

ANKARA

 

#EkimDer #İHDnin #mücadelesini #Meclise #taşıyacak