Ana Sayfa Blog Sayfa 6243

Dünya Bankası ve IMF Başkanlarından Uyarı

Dünya Bankası, gelir eşitsizliğini azaltmanın yolunun, küresel çapta aşırı yoksulluğu ortadan kaldırmakla mümkün olacağını açıkladı.

2013 verileri, bir önceki yıl dünya nüfusunun yüzde 12,4’sini oluşturan aşırı yoksulların, yüzde 10,7 oranına gerilediğini ortaya koyuyor.

Dünya yoksul nüfusunun yarısı Sahra altı Afrika ülkelerinde ve üçte biri de Güney Asya’da yaşıyor.

Dünya Bankası Başkanı Jim Yong Kim, ilerleme olduğunu kabul etse de, gelir eşitsizliğinin; yoksulluğun küresel nüfusun yüzde 3’üne kadar düşürülmesi yolundaki 2030 hedefinin önünde hala engel oluşturduğunu söyledi.

Kim, dünya liderlerinden altyapı ve eğitim harcamalarını arttırmalarını; doğal afetlere hazırlık çalışmalarını güçlendirmelerini, “Liderlerin, yatırımların yalnızca ekonomik büyümeye yaramadığını, aynı zamanda istikrarsızlığa, şiddete ve çatışmaya karşı koruma görevi yaptığını ikna etmek gerekiyor” sözleriyle istedi.

Ekonomik durgunluk sona erse de çalışanlar, işverenler, ve siyasi liderler, büyümenin küçük adımlarla gerçekleşmesinden rahatsız. Bunlardan biri de, “Büyüme çok yavaş, çok uzun ve çok az” diyen IMF Başkanı Christine LaGarde.

Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nden ekonomist David Stockton, dünya ekonomisinin yılda sadece yüzde 3 oranında büyüdüğünü söylüyor.

Amerika’daki ve diğer yerlerdeki bir çok seçmen serbest ticaret anlaşmalarını, işsizliğin ve belirsiz ekonomik beklentilerin sorumlusu olarak görüyor. Bu da serbest ticarete karşı olan başkan adayı Donald Trump’a yarıyor. Rakibi Hillary Clinton da bazı serbest ticaret anlaşmalarına karşı çıkıyor.

Yine de “Ticaret ekonomik büyümeyi tetikleyen bir motor ” diyen Lagarde’a göre seçmenin öfkesi yersiz.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in raporuna göre siyasi riskler, korumacı politikaların da kısmi etkisiyle uluslararası ticarete ve ekonomik büyümeye zarar verebilir.

‘Türkiye Global Ekonominin Yavaşlamasının Parçası’

Moody’s’in son Türkiye raporunu soğukkanlı algılamak gerektiğine dikkat çeken Tunç Dayıoğlu, ”Ne olursa olsun maalesef güneyimizde var olan sıcak bir sıkıntı var. Bunun yanı sıra bütün global ekonomide bir yavaşlama var. Ve Türkiye de dolayısıyla bu yavaşlamanın bir parçası. Yine çok iyi durumdayız, büyük ihtimalle diğer birçok ülkeye ve ekonomiye göre yine de bazı yavaşlamalar var. Bütün bunları hesaba kattığınız zaman Moody’s’in böyle bir reaksiyon göstermesi çok da büyük bir sürpriz değil.” yorumunda bulundu.

Moody’s ile ilişkilerin biraz daha sıcak tutulması ve planların açıklanmasıyla negatif gibi görünen algıyı çok daha pozitif bir hale getirilebileceğine dikkat çeken Tunç Dayıoğlu,

“Moody’s bizim notumuzu düşürdüğü zaman bunun en büyük etkisi borçlanma üzerine. Çünkü Türkiye halen dışarıdan borçlanma ihtiyacı olan bir ekonomi, bu da zaten büyüme hızını daha hızlı yapan faktörlerden biri, gereksinimlerinden biri” dedi.

Reytingin düşmesinin borçlanma faizine etkisine de değinen Dayıoğlu tüm dünyada faizlerin düşük olduğunu hatırlattı.

“Siz bir yatırımcı olarak bu bonoları satın aldığınızda üzerine faiz ödemeniz gerekiyor. Faiz almak yerine. Böyle bir ortamda faiziniz biraz artsa bile Türkiye gibi yüzde 3 ve üzeri büyüyen bir ülke için çok çok büyük bir sıkıntı değil” diye konuştu.

“Bununla ilgili daha savaşçıl bir politika geliştirdiğiniz zaman ister istemez şimşekler üzerinizde oluyor. Oysa bunun yerine biraz daha sakin kalarak Moody’s’e durumu açıklayarak ve bunu değiştirmek için ne tip planlarımız olduğunu açıklayarak ben bu negatifi pozitife çevirebileceğimiz” dedi.

Dünyadaki bonoların yüzde 50 si eksi negatif faiz getirirken Türkiye sınırlı sayıda pozitif getiren ülkelerden bir tanesi olduğunu ifade eden Dayıoğlu

“Bu negatif gibi görünse de bunu kendi lehimize çevirecek politikalarla yaklaşmak çok daha akılcı olacak” şfadelerini kullandı.

IMF’in raporlarında yer verdiği rakamların çok doğru olmasa da gerçekten önem taşıdığına dikkat çeken Dayıoğlu, ‘’Bir yatırımcı için en önemli unsur güvendir.’’ diyerek, esas önemli olanın ise toplantıların yatırımcılarla politikacıları bir araya getiren bir zemin oluşturması olduğunu söyledi.

Dayıoğlu ayrıca petroldeki düşüşün Türkiye’yi petrolü ihraç eden ülkelere göre daha olumlu etkilediğine işaret etti.

Dayıoğlu’na göre Türkiye açısından bir başka olumlu gelişme de dünya ekonomik büyümesinin yavaşlamasıyla FED’in faizleri artırmaması olduğunu belirtti.

‘Aşılanmaya Karşı Direnç Gelecekte Tehlikeli Sonuçlar Doğurabilir’

LONDRA — 

Sağlık çalışanları, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa sokaklarında, halka sarı humma aşı programına katılma çağrısı yapıyor.

Bu yıl Kongo ve Angola’da patlak veren sarı humma salgını yüzlerce insanın ölümüne yol açtı. Dünya Sağlık Örgütü, her iki ülkede toplam 15 milyon kişinin aşılanmasını hedefliyor.

Londra Üniversitesi Hijyen ve Tropikal Hastalıklar Fakültesi’nin yaptığı bir çalışmanın sonuçları, Afrika bölgesindeki insanların, dünyanın geri kalanına göre aşılara daha fazla güvendiğini ortaya koydu. Afrika’daki ankete göre, katılımcıların sadece yüzde 7,4’ü aşıların tehlikeli olduğunu söylüyor.

Bu oran Avrupa’da, özellikle de Fransa’nın katkısıyla yüzde 15,8’e ulaşıyor. Fransız halkının yüzde 41’i aşıların güvenliğini sorguluyor.

Londra Üniversitesi Hijyen ve Tropikal Hastalıklar Fakültesi’nden Doktor Heidi Larson, “Yıllar önce Hepatit B aşısının MS yani multipl skleroz hastalığına yol açtığı iddiaları kaygılara yol açtı. Bu iddialar bilimsel olarak çürütülmüş olsa da kaygılar sürüyor. Bugünse HPV aşısının yan etkileriyle ilgili kaygılar var. Ancak bu yan etkiler bilimsel olarak kanıtlanmış değil” diye konuşuyor.

Fransa’daki güvensizlik, 2009’daki H1N1 virüsü yani domuz gribi salgınına halkın verdiği tepkiyle de körüklendi. Hükümet o yıl 94 milyon doz aşı için 1,4 milyar dolar harcadı. Ancak aşıların büyük kısmı satıldı veya imha edildi.

Doktor Heidi Larson, bu güvensizliğin bedelinin ağır olabileceğini söylüyor. Çünkü aşılanmaya gösterilen direncin gelecekte ölümcül grip türleriyle karşılaşılabileceği olasılığı karşısında tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor.

Uzmanlar, aşılara olan güvenin azalmasının ve insanların aşı olmaya karşı çıkmasının salgınları tetikleyeceğini söylüyor.

ABD Anti-bakteriyel Sabunları Yasakladı

Amerika Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), anti-bakteriyel sabun üreten firmaları sarsan bir karar aldı. FDA, anti-bakteriyel sabunlarda bulunan 19 kimyasal maddeyi, bakteri direnci ve hormon bozuklukları gibi sağlık sorunlarına yol açtığı gerekçesiyle yasakladı.

FDA, kararla ilgili yaptığı basın açıklamasında “Firmalar, anti-bakteriyel sabunlarda artık bu kimyasalları kullanamayacak. Çünkü üreticiler, bu sabunların uzun süreli günlük kullanım için güvenli ve mikroplarla savaşta normal sabunlardan daha etkili olduğunu kanıtlayamadı,” dedi.

FDA, bazı üreticilerin anti-bakteriyel sabun üretimini durdurduğunu da açıkladı.FDA İlaç Değerlendirme ve Araştırma Merkezi Direktörü Doktor Janet Woodcock, “Tüketiciler, anti-bakteriyel sabunların, mikropların yayılmasını önlemede daha etkili olduğunu düşünebilir. Ancak elimizde, bunların normal sabunlardan daha etkili olduğunu gösteren bir bilimsel kanıt yok şeklinde,” konuştu.

Öte yandan, sağlık kurumlarında kullanılan anti-bakteriyel ıslak mendiller, sıvı el dezenfektanları ve diğer ürünler FDA yasağının dışında bırakıldı.

FDA, içerdiği kimyasallardan dolayı sağlığı tehdit eden anti-bakteriyel sabunların yasaklanması gerektiğini ilk kez 2013’te dile getirmişti.

Sabun üreticilerinin, bir yıl içinde FDA kararını yerine getirmesi gerekiyor.

‘Hava Kirliliği Alzheimer’ı Tetikliyor’

WASHINGTON — 

Hava kirliliğinin çevreye ve insan sağlığına zararları saymakla bitmiyor. Yeni bir araştırma, duman ve havayı kirleten diğer maddelerin, çağımızın en korkutucu hastalıklarından biri kabul edilen ve dünyada milyonlarca insanı etkileyen Alzheimer’ı tetiklediğini ortaya koydu. Bilim dünyası, aşamalı hafıza kaybına yol açan Alzheimer hastalığının sırrını tam olarak çözmüş değil. Ancak yaş, genel sağlık, genetik ve çevre gibi etkenlerin hastalığın oluşmasında önemli bir rol oynadığı düşünülüyor.

Araştırmacılar, 3 ila 92 yaşlarına ölmüş, Mexico City veya Manchester gibi hava kirliliğinin yüksek olduğu yerlerde yaşamış 37 kişinin beyin dokularını inceledi. Dokuların analizinde, büyük olasılıkla hava kirliliğinden kaynaklanan, manyetit parçacıklara rastlanmış. Manyetik bir mineral olan manyetit, nörolojik hastalıklarla ilişkilendiriliyor.

Lancaster Üniversitesi’nden Barbara Maher, “Bu parçacıkların hücrede olup-olmadığını belirlemek, hangi şekilde, hangi boyda, hangi miktarda olduğunu görmek için dokuların ince kısımlarını inceledik. Ayrıca parçacıkların manyetit olup-olmadığını belirlemek için mikroskop altında kimyasal analiz de yaptık” diyor.

Burundan nefes alındığında manyetit parçacıklar beyne girebiliyor. Parçacıkların farklı boyutlarda olmasıysa, araç motorları veya yangın gibi etkenlerin yol açtığı yüksek sıcaklıkta oluştuklarını gösteriyor.

Maher, “Mikroskopla incelediğiniz kısımlarda, bu parçacıklardan yüzlerce veya binlerce olduğunu görebiliyoruz. Bu incelemeden yola çıkarak, beyinde olmaması gerektiği kadar çok manyetit parçacık bulunduğu sonucuna vardık” şeklinde konuşuyor.

Peki araştırmacılar, bu parçacıklar ve Alzheimer arasındaki ilişkiyi nasıl kurmuş?

Barbara Maher, “Alzheimer hastalığında, beyinde, bazen yaşlanmadan kaynaklanan metal birikimi olduğu biliniyor. Bazen beyindeki metal miktarı artıyor. Ancak bunların beyne başka bir yolla ulaşıp-ulaşmadığı bilinmiyordu. Bu metaller, atmosferde nasıl görünüyorsa, beyinde de aynı şekilde görünüyor” şeklinde konuşuyor.

Araştırmacılar, parçacıklar ve Alzheimer arasında kesin bir ilişki olduğunu iddia etmese de, araştırmanın devam etmesi gerektiğini söylüyorlar.

Maher, “Manyetit, insan beyni için çok tehlikeli bir mineral. Dolayısıyla, beyinde manyetit belirlemiş olmamız, modern çağın salgını olarak kabul edilen Alzheimer’ın anlaşılması için çok önemli,” diyor.

Alzheimer’ın tedavisi yok. Ancak ilaçlar ve bazı terapiler, Alzheimer hastalarına yardımcı oluyor.

Putin’in İstanbul Ziyaretinden Beklentiler

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hafta başında Türkiye’yi ziyaret edecek ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelecek. Ankara ile Moskova arasındaki diplomatik ilişkiler bu ziyaretle taze güç kazanacak ama Suriye konusunda artan anlaşmazlıklar ve Türkiye’nin Suudi Arabistan’a yakınlaşması, Putin’in ziyaretine gölge düşürebilir.

Putin’in İstanbul’da Dünya Enerji Kongresi’ne katılması, Türkiye’nin Suriye jetini vurmasından sonra bozulan ilişkilerin düzeltilmesi yönünde atılan son adımlardan biri olacak.

Ankara merkezli Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden (TASAM) Murat Bilhan, Erdoğan’ın St. Petersburg ziyaretinin ardından Putin’in iade-i ziyaret yaptığına dikkati çekti. Bilhan, şu ana kadar ilişkilerin yeniden rayına oturması için normalleşme adımları atılmış olsa da, Türkiye’deki görüşmenin olumlu etkilerinin daha fazla olacağını söyledi.

Bu pozitif gelişmelerin enerji işbirliği alanında olacağı öngörülüyor. Türkiye, Rusya ile Avrupa arasında coğrafi bir köprü. Moskova, bu köprüyü Avrupa pazarına gaz ulaştıracak alternatif bir boru hattı güzergahı olarak görüyor. Türk Akımı adı verilen boru hattı projesi, ilişkilerin geçen yıl bozulması üzerine dondurulmuştu.

Anlaşma arayışları

Carnegie Europe uzmanlarından Sinan Ülgen de Putin’in İstanbul ziyaretinin ülkeleri bir araya getirecek somut adımların atılmasını sağlayacağı görüşünde. Ülgen, bu vesileyle Türk Akımı konusunda hükümetler arasında bir anlaşma beklentisi olduğunu da söylüyor; yani enerji konusunda işbirliğinin daha da ilerletilmesi konusunda açıklamalar olabilir.

Ancak Putin’in ziyareti beraberinde zorlukları da getirecek. Ülgen’e göre Ankara ve Moskova özellikle Suriye ve Irak konusunda aynı fikirde olmadığından, anlaşmazlıklar yaşanacak.

Erdoğan, Moskova ile ilişkileri canlandırmak için, Suriye politikasını yumuşattı ve Suriye lideri Beşar Esat’ın hemen gönderilmesi talebinden vazgeçti. Onun yerine Esat’ın, siyasi geçiş sürecinde iktidarda kalabileceğini söyledi. İddialara göre Ankara, Suriyeli muhaliflere desteğini azaltmayı da kabul etti.

İlişkilerin rekabeti

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan’la ilişkilerini derinleştirerek Şam’a karşı tavrını yine sertleştiriyor.

Bölgenin deneyimli diplomatlardan Aydın Selcen’e göre bu bir nevi jonglörlük, birçok topu havada sürekli çevirmek ise mümkün değil ve Ankara artan biçimde tartışmalı bir siyaset izliyor. Eski diplomat, Türkiye’nin hem cihatçı unsurlara gizlice destek verip hem de Moskova ile işleri yoluna koyamayacağını söylüyor.

IŞİD’le savaşan Türk ordusu, Rusya’nın ‘operasyonu kısa kes’ uyarılarına rağmen Suriye’nin daha da içlerine ilerliyor. Bu, Moskova’nın huzursuzluğunu artıran bir hamle.

Sinan Ülgen’e göre ise, Türk dış politikasında herhangi bir çelişki yok. Rusya ile gerçek bir yakınlaşma değil, normalleşme mevcut. Zira yakınlaşma, Suriye konusundaki yaklaşımlarında çakışmaya yol açabilir. Bu yüzden de bu olmuyor. Ülgen, bu durumun Kasım 2015’te Rus jetinin düşürülmesinden önce de böyle olduğuna dikkat çekiyor: “İlişkiler iyiydi, ama taraflar arasında bölgesel ayrılıklar vardı. Hatta Suriye konusunda anlaşmama konusunda anlaşmış gibilerdi. Bugün de yaşanan bu; yani Türkiye’nin Suudi Arabistan’la yakınlaşması, Rusya ile ilişkilerin normalleşmesine ters düşmüyor.”

Ankara ve Riyad yakınlaşıyor

Sinan Ülgen, Rusya destekli Suriye rejim güçleri muhaliflere baskısını artırırken, Ankara’nın da Riyad ile ilişkilerini daha da derinleştireceği görüşünde. Rusya, Türkiye’nin ve Suudi Arabistan’ın destek verdiği muhalif grupların çoğunu terörist olarak niteliyor. Murat Bilhan’a göre tüm bu farklılıklar, Putin-Erdoğan görüşmesinde gündeme gelecek.

Bilhan, Suriye konusunda bu farklılıkların azaltılmaya çalışılacağını söylüyor; radikal değişiklikler beklenmese de iki ülkenin birbirine ihtiyacı var, zira Rusya’nın ekonomisi iyi durumda değil: “Türkiye ise daha muhtaç durumda zira izole edilmiş görünüyor ve dostlara ihtiyacı var.”

Irak da Rusya-Türkiye ilişkilerini karışık hale getirebilecek bir tehdit. Bağdat, Moskova’nın bölgesel müttefiki ve Ankara, Irak’ın Başika üssünden güçlerini çekmeyi reddediyor.

Ankara özellikle enerji alanında kazançlı ticari anlaşmaların cazibesine bel bağlıyor gibi görünüyor. Böyle bir girişim, Moskova ile bölgesel farklılıkların çözümlenmesi yönündeki çabaların kolaylaşmasını sağlayabilir.

Uzmanlar, bölgesel baskı artarken Moskova ve Ankara’nın farklı taraflara düşmesinin, yakın ilişkileri zorlaştırabileceğine dikkat çekiyor.

‘Yemen’e Hava Operasyonlarına Destek Gözden Geçiriliyor’

Beyaz Saray yetkilileri, Obama Yönetimi’nin Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun Yemen’e yönelik hava harekatlarına verdiği desteği gözden geçirdiğini belirtti.

Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Ned Price, bir cenazeye yönelik hava saldırısı haberlerinden rahatsız olduklarını belirtti.

Price, Amerika’nın Suudi Arabistan ile güvenlik işbirliğinin açık çek olmadığını söyledi, Amerika’nın Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen’e yönelik operasyonuna verdiği desteğin zaten önemli ölçüde azaltıldığına dikkat çekti.

Sözcü, Amerika’nın Suudi koalisyona desteğinin Amerika’nın prensipleri, değerleri ve çıkarlarıyla örüteşecek şekilde uygulamaya koymaya hazırlandığını da kaydetti.

Suudi Arabistan da saldırı ile ilgili soruşturma açmayı planladığını belirtti.

Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon güçleri tarafından bir cenaze törenine yönelik gerçekleştirildiği düşünülen hava saldırısında 140’tan fazla kişi hayatını kaybetmişti. Birleşmiş Milletler Yemen İnsani Yardım Koordinatörü saldırıda 500’ü aşkın kişinin de yaralandığını açıklamıştı.

Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon Yemen’de Hutilerin iktidarını hedef alıyor ve uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetinin Cumhurbaşkanı olan Abdu Rabu Mansur Hadi’yi detekliyor. Birleşmiş Milletler verilerine Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun hava saldırılarına başlamasından buyanaYemen’de yaklaşık 4 bin kişi yaşamını yitirdi.

Yıllarca Sana hükümeti tarafından ayrımcılığa uğradıklarını belirten Hutiler 2014’te Cumhurbaşkanı Hadi’yi iktidardan indirmek için isyan başlatmıştı. O günden buyana ise çoğu sivil 10 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Rusya Suriye’de Kalıcı Üs Kuruyor

Rusya, Suriye’de kalıcı donanma üssü kuruyor. Konuyla ilgili açıklamayı Rusya Savunma Bakan Yardımcısı Nikolai Pankov yaptı. Yeni üs Sovyetler Birliği dönemindeki Vietnam ve Küba’da açılan üsler gibi olacak. Bu, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığını ve Esat’a yardımı artırması anlamına geliyor.

Parlamento’nun üst kanadı Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyelerinden Igor Morozov, “Rusya bunu yaparak sadece Suriye’deki askeri gücünü artırmıyor, Ortadoğu’da da artırıyor,” dedi.

Reuters’da yayınlanan bir analiz, Suriye’de ateşkesin çökmesinden bu yana Rusya’nın Suriye’deki güçlerini artırdığına dikkat çekiyor.

Tartus Limanı’ndaki donanmanın geliştirilmesini sağlayacak üs planı Moskova’nın ülke dışında yeni bir askeri varlık oluşturma çabasının parçası.

Rusya sadece Suriye’de üs istemiyor

Izvestia gazetesi Moskova’nın Mısır’da hava üssü kurmak için görüşmeler yürüttüğünü kaydederken, resmi yayın kuruluşu Rossiskaya Gazeta da Rusya’nın Venezuela, Nikaragua, Seyşeller ve Singapur’da da üsler kurmak istediğini belirtti.

Suriye ve Ukrayna konularında Washington ile anlaşmazlık içinde olan Rusya son günlerde S-300 füzelerini Tartus’a yerleştirdi, nükleer kapasiteli füzelerini Kaliningrad’a konuşlandırdı.

Rusya Savunma Bakanlığı Rus paraşütçülerin ilk defa Mısır topraklarında Mısırlı paraşütçülerle ortak tatbikat yapacağını da açıkladı.

Pankov, Tartus’taki donanma üssünün çok gelişmiş olacağını belirtiyor. Pankov, “Gerekli belgeler hazır ve diğer bakanlıklar tarafından da onaylanma sürecinde,” dedi.

Moskova’nın Suriye’de halen bir hava üssü bulunuyor. Bu üsten Esat karşıtlarına yönelik hava saldırıları düzenleniyor. Üste ayrıca Suriye güçlerini eğitmek için askeri eğitimciler, özel birlikler bulunuyor.

Senatör Morozov, kalıcı bir donanma üssünün Rusya’ya Akdeniz’de daha fazla gemi bulundurma olanağı vereceğini, gemilerin bu üste yakıt alabileceklerini kaydetti.

Tartus’taki tesis Moskova’ya 1991’de Sovyetler Birliği’nin çökmesi üzerine miras kaldı. Tartus şu anda Rusya’nın Akdeniz’deki tek üssü. Modernizasyona rağmen limana büyük gemiler yanaşamıyor.

Parlamento üyesi Leonid Slutsky, RIA’ya yaptığı açıklamada, üssün kapasitesinin büyütüleceğini, denizaltı savunma sistemleri ile donatılacağını ve yeni elektronik sistemlerin yerleştirileceğini kaydetti.

Kürtçe Eğitim Veren Okula Mühür

Diyarbakır’da 2013’ten beri Kürtçe eğitim veren bir ilkokul valilik kararıyla kapatıldı. Okulun kapanmasıyla 238 öğrenci açıkta kaldı. Valilik okulun izinsiz olduğunu söylerken, okul yönetimi müfettişlerin 15 gün önce okulu denetlediğini belirtti.

Bağlar ilçesinde 5-11 yaş aralığındaki çocuklara Kürtçe eğitim veren Ferzad Kemangar İlkokulu artık eğitim veremeyecek. Okul öncesi, 1,2 ve 3’ncü sınıflarda 238 öğrencinin eğitim gördüğü okul, valilik kararıyla polisler tarafından mühürlendi.

Okulun kapısına, “İlimiz Bağlar ilçesi sınırları dahilinde Şeyh Şamil Mahallesi 571. Sokak Bağlar adresinde faaliyet gösterdiği tespit edilen Ferzad Kemanger Eğitim Destek Evi’nin mevzuata aykırı olarak faaliyet yürütmesi nedeniyle kapatma işleminin uygulandığına dair işbu kapatma tarafımızdan tanzim ile birlikte imzamız altına alınmıştır” yazılı mührü asıldı.

Amerikanın Sesi’ne bilgi veren valilik kaynakları, okulun izinsiz faaliyet gösterdiği için kapatıldığını söyledi. Kararın, okulda inceleme yapan müfettişin hazırladığı raporda, “Milli Eğitim yönetmelik ve mevzuata aykırı eğitim verildiğini” bildirmesi üzerine alındığı öğrenildi.

Okul yönetimi müfettiş denetimini doğruladı. Öğretmenlerden Adil Ercan müfettişin denetim sırasında olumsuz bir şey söylemediğini belirtti. Amerikanın Sesi’ne konuşan Ercan, “Cuma günü müfettişler geldi. Sınıfları gezdiler, bize ‘kolay gelsin’ dediler, moral verdiler. Sohbet ettik, sınıfları gezerek fotoğraf çektiler. Bize aykırı bir şey söylemediler, aykırı bir şey görmediler, eksiklik olduğunu söylemediler. Elverişsizdir, uygun değil gibi bir şey söylemediler. Olumsuz bir şey demediler. Cuma günü öğrendik ki Bağlar Belediyesine giderek, buranın kapatılma kararı verildiğini söylemişler. 15 gün itiraz ederiz diye düşündük ve sonuç alırız diye düşündük. Sorumlu arkadaşlar resmi prosedür üzerine çalıştı. Pazartesi okula geldik baktık ki mühürlenmiş. Akşam aileler aradı bizi, “Okul yok mu? dediler mühürlemişler. Bizim de haberimiz yoktu. Aileler aramayana kadar duymadık. Sabah geldik mühürlü. Bize hiçbir gerekçe göstermediler. Hukuksal haklarımızı arayacağız” dedi.

Peki 238 öğrencinin durumu ne olacak? Bazı aileler çocuklarını başka okullara göndermeyeceklerini söyledi. Bunlardan biri de Lezgin Alıcı. 7 yaşındaki kızı Sarya Kürtçe eğitim yapan okulun öğrencisi. Kızını başka okula göndermeyeceğini söyleyen Alıcı “15 gün önce karar alınmıştı. Belediyeye göndermişlerdi. Dün gelip mühürlemişlerdi. Ne yapacağız diye konuşuyoruz. Yarın toplantı yapıp karar vereceğiz. Doğrusu açılmazsa çocuklarımızı diğer okullara göndermeyeceğiz. Kızım ‘Türkçe okula gitmek istemiyorum’ diyor” diye konuştu.

 

Almanya’da Drone uçaklarına yeni düzenleme

Yeni düzenleme içinde Drone pilotlarına ehliyet, istenmeyen kazalara karşı sigorta mecburiyeti, belediyelerden uçuş izni şartı başta geliyor. Uzaktan kumandalı Drone uçuşları için azami uçuş yüksekliğin 100m.’yi geçmemesi isteniyor. Gece uçuşlarında Drone uçakların ışıksız uçması yasaklandı. Gökyüzünde sayıları giderek yükselen Drone uçakları artık oyuncakçı dükkanların vazgeçilmez oyuncağı haline geldi.   Almanya’da Havacılık Klübü (Aero Club) kayıt olan 90 bin, kayıtsız toplam 150 bine yakın Drone pilotu olduğu tahmin ediliyor. Artan Drone sayısıyla beraber hava trafiğinde kaza riskini artıran Drone pilotların başka insanların özel hayatına müdahale etmesi, izinsiz fotoğraf ve video görüntüleri kayıt etmesi pilotlara açılan dava sayısını son iki yılda artırdı. Çok fonksiyonlu, modern teknolojiyle donatılan Drone uçakların uçuşların kesin yasak olduğu alanlar içinde en başta havaalanları bulunuyor. Hava Trafik Kontrol Merkezi Drone uçakların havaalanı sınırların 2km. dışına kadar yasaklanmasını istiyor. Drone uçuşları kalabalık gruplar, işlek cadde, otoyol, tren yolları, kaza yerleri, enerji santralleri, ceza evleri, askeri alanlar, hükümet, kamu binaları, yüksek gerilim hatları üzerinde uçması kesin yasak. Ayrıca başkalarına ait arsa, ev, binaların etrafında ve üzerinde izin müsadesi almadan uçmasına izin verilmiyor. 2017 yılında Drone pilotlarını zor günler bekliyor.