Ana Sayfa Blog Sayfa 6244

‘Öfkemizi örgütlülüğe dönüştürdük’

Geçtiğimiz günlerde bir deklarasyon ile kuruluşunu ilan eden Mor Dayanışma, 15 Ekim’de eylemlerine başlıyor. ‘İsyanımızı örgütlülüğe dönüştürdük’ diyen Mor Dayanışma üyesi kadınlar tüm kadınlara çağrı yapıyor

Farklı kesimlerden kadınların bir araya gelerek oluşturduğu “Mor Dayanışma” geçtiğimiz günlerde, “Ya Özgürlük Ya Özgürlük!” başlığıyla yazılı bir açıklama yayınlayarak kuruluşunu ilan etmişti. İstanbul, Antakya, Mersin, İzmir, Adana ve Antalya’dan tüm farklılıklarıyla 23-24-25 Eylül tarihlerinde Mor  Dayanışma kadın kampında bir araya gelen kadınlar, öfkelerini örgütlülüğe dönüştürme sözü verdi.

İlk eylem 15 ekim’de 

Kadına yönelik şiddetin had safhada olduğu Türkiye’de, kadınların çığlığı olmak adına kurulan Mor Dayanışma, eylemlerine 15 Ekim’de mahalle buluşmalarıyla başlayacak. Ekim ve kasım ayı boyunca gerek sosyal medya gerekse sokak eylemleri yapacak olan Mor Dayanışma, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde de büyük bir kadın paneli gerçekleştirecek.

Patriarkaya karşı 

Kadınların savaşa karşı barış çığlıklarından ilham alarak Mor Dayanışma’yı kurduklarını dile getiren Mor Dayanışma Üyesi Gamze Özkök, “Mor Dayanışma erkek egemen sisteme, kapitalizme ve patriarkaya
karşı mücadele eden bir örgüt” diyor. Özkök, Mor Dayanışma’nın mahallelerde, kentlerde ve fabrikalarda örgütlendiğini, örgütlenmenin ev toplantılarıyla başladığını söylüyor. 3 yıllık bir deneyimlerinin olduğunu belirten Özkök şöyle devam ediyor sözlerine: “Kadınların öz örgütünü kurmayı önümüze koyduk. İsyanı ve öfkeyi örgütlülüğe dönüştürdük. Ve böylece deklarasyonumuzu ilan ettik.”

Mor Dayanışma’da buluşmak 

OHAL ile birlikte kadınların daha çok hedef haline geldiğinin altını çizen Mor Dayanışma üyesi, 15 temmuz sabahı kadınların uğradığı saldırıları hatırlatarak, “Biz buradan bileniyoruz. Öfkemiz ve isyanımızı buradan bileyerek Mor Dayanışma’yı kurduk” diyor ve kadınlara “Erkek egemen sisteme, kapitalizme patriarkaya karşı kadınların öz örgütü Mor Dayanışma’da buluşmak üzere” çağrısı yapıyor.

Öfke artıyor “

Artık hiçbir kadın kendi evinde de güvenle oturamayacağının farkında” diyen Mor Dayanışma Üyesi Cemile Çiçek ise artan şiddet karşısında da kadınların öfkesinin arttığını dile getiriyor. Savaş politikalarından da yine en çok etkilenenin kadınlar olduğunu vurgulayan Çiçek, “Kadınların başını çektiği bir direniş ekseni var. İstanbul’da da bir sürü grev patlak verdi. Bu grevlerde de kadınların öncü olduğunu umut vadeden kadınların olduğunu görüyoruz” diye konuştu. Çiçek, kadınlara şu çağrıyı yapıyor: “Bağımsız bir kadın örgütlenmesine inanıyoruz. Bu yüzden de Mor Dayanışma kadınlar için iyi bir zemin.”

İSTANBUL/DİHA

10 Ekim anmasına polis saldırdı

Barış Mitingi’ne katılmak için toplanan yurttaşlara yönelik gerçekleştirilen Ankara Katliamı’nın yaşandığı Tren Garı polis tarafından ablukaya alındı. Anma için alana gitmeye çalışanlara polis saldırırken, yurttaşlar direnişe geçti

Geçtiğimiz yıl 10 Ekim’de barış talebiyle bir araya gelen yurttaşlara yönelik yapılan Ankara Katliamı’nın yıldönümünde, katliam alanında yapılmak istenen anmaya polis saldırdı. Gar’a çıkan tüm yolları kilometrelerce öteden kesen polis, aileler dahil kimsenin alana girmesine izin vermedi. Aileler polisin katliamda hayatını kaybedenlerin ailelerini ve soyadı tutanları alacağını söylemesi üzerine duruma tepki gösterdi. Bu katliamda yaralanan ve sakatlanan insanların bile alınmaması üzerine aileler, kitlesel olarak alana gidip anma yapmak istediğini bildirdi.

Gözaltına alınanlar var

Anma için Gar’a çıkan bütün yollarda; Gençlik Parkı, Hipodrom, Abdi İpekçi, Tandoğan, Ulus, Atatürk Bulvarında buluşan yurttaşlara, polis saldırıda bulundu. Ulus hastaneler bölgesindeki yurttaşlara yönelik gerçekleştirilen saldırı, Adbi İpekçi Parkı ve Sıhhiye Meydanı tarafına kadar yayıldı. Tüm saldırılara rağmen yurttaşlar geri çekilmedi. Bu arada Tandoğan’da toplanan yurttaşlara da polis saldırırken, yurttaşlar Kızılay ve Ulus’ta direnişe geçti. Kızılay’daki çatışmalar Ziya Gökalp Caddesi üzerinden Cebeci’ye doğru yayılıyor. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile kimi milletvekilleri de saldırıdan etkilendi. Gözaltına alınanlar olduğu belirtiliyor.

Aileler alana girdi

Bu arada saatin 10.04’ü geçmesinin ardından polis, katliamda yakınlarını kaybeden aileleri ile kurum temsilcilerinin Gar’a geçişine izin verdi. Bazı kurum temsilcileri anmanın yapılacağı yere girebilirken, Hipodrom yönünden gelenlere de polis saldırdı. Otobüslerle ankara dışından gelenlere de polis saldırdı. Gar önündeki anma etkinliği başladı. Polisin Ulus yönünden gelen yolu trafiğe kapatarak kurduğu barikatın önünde ailelerle bekleyen HDP eşbaşkanları şu saatlerde basın açıklaması yapıyor.

HABER MERKEZİ

Kürtçe şarkı söyleyip halay çekince gözaltına alındılar

İstiklal Caddesi’nde dün akşam Kürtçe şarkı söyleyen 3 genç, söyledikleri şarkılar eşliğinde halay çeken iki kadın ile birlikte gözaltına alındı. Karakola götürülen gençler, ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakılırken halay çeken Ayşegül Özcan ve Zilan Balta isimli kadınların ise bugün savcılığa sevk edileceği öğrenildi.

İstanbul Beyoğlu’nda bulunan İstiklal Caddesi üzerinde Kürtçe müzik yapan Muhammed Ubin, Sadık İlter ve Oktay Karataş isimli gençler, dün akşam söyledikleri şarkılar eşliğinde halay çeken Ayşegül Özcan ve Zilan Balta isimli kadınlar ile birlikte polisler tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar her 5 kişi, Taksim Polis Merkezi’ne götürüldü.

Burada ifadeleri alınan Ubin, İlter ve Karataş isimli müzik grubu üyeleri serbest bırakılırken, halay çekerken slogan attıkları iddia edilen Özcan ile Balta simli kadınlar ise polis merkezinde tutuldu.

Sağlık kontrolü için bir ara Haseki Devlet Hastanesi’ne götürülen kadınlar daha sonra polis merkezine geri getirildi.

Özcan ile Balta’nın bugün savcılığa sevk edilmeleri bekleniyor.

Kadınlardan birinin gözaltına alındığı sırada darp edildiği de iddia edildi.

(yk/öç)

İşsiz gazeteciler Hrant için adliyede

Hrant Dink cinayeti davası öncesi işsiz gazeteciler, “İfade özgürlüğünün yeniden ağır yaralar aldığı bu günlerde inadımızla ve sorularımızla bir kez da Dink cinayeti davasını takip etmek için Çağlayan Adliyesi’ndeyiz” dedi.

Hrant’ın arkadaşları, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetine dair açılan dava duruşması öncesi Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. “Hrant için, adalet için” pankartının açıldığı eyleme, HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, Agos Gazetesi çalışanları, gazeteciler Hayko Bağdat, Fatih Polat, Mehveş Evin, Fehim Işık, Banu Güven ile çok sayıda işsiz gazeteci katıldı.

“Biz bitti demeden bu dava bitmez” sloganlarının atıldığı eylemde açıklama yapan gazeteci Banu Güven, davanın 10 yıldır sürdüğünü anımsatarak, haber kaynaklarının susturulduğunu söyledi. “Zor günlerden geçiyoruz, sesimiz kısılıyor, haber alma kaynaklarımız kapanıyor” diyen Güven, “Bugün bu mahkemede yaşanacak gelişmeleri haber yapacak medya kuruluşlarının sayısı her geçen gün azalıyor. İfade özgürlüğünün yeniden ağır yaralar aldığı bu günlerde inadımızla ve sorularımızla bir kez da Dink cinayeti davasını takip etmek için Çağlayan Adliyesi’ndeyiz” diye konuştu.

‘Her takvim gününe bir anma düşüyor’

Güven, bu hafta dönemin istihbarat şeflerinin savunma yapacağını hatırlatarak, şöyle devam etti: “Bizler Hrant Dink’in katledilmesine giden yolu hatırlıyoruz, biliyoruz. O yolların son bir buçuk yıldır yeniden yürünmeye başladığını görüyoruz. Endişeliyiz. Ne yazık ki, her takvim gününe bir anma düşen ülkemizde 10 yıldır Hrant Dink cinayeti davasında pek çok kez acılı günlerle aynı günlere denk geldi. Bu kez de öyle. Bugün 10 Ekim. Geçtiğimiz yıl Ankara’da barış için sokaklara dökülen binlerce yurttaşımıza yapılan saldırı da yüzden fazla insanımızı yitirdik.”

Güven, davanın takipçisi olmaya devam edeceklerini vurguladı.

Açıklamanın ardından gazeteciler, 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek olan duruşmaya geçti. Davanın bugünkü duruşmasında dönemin Trabzon İstihbarat Şube Başkanı Engin Dinç, savunma yapacak.

(yk-sde/za/pu)

Seçim sandıkları kedilere yuva oldu

İzmir’in Bayraklı Belediyesi, Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde, yerel hayvan hakları koruma görevlilerine seçim sandığından dönüştürülen kedi evlerini hediye etti. Belediyenin veterinerleri ise okulları gezerek, hayvanlarla ilgili miniklere eğitim verdi.
Veteriner İşleri Müdürlüğü’nde görevli Veteriner Hekim Esra Şair sabah saatlerinde Bayraklı Muzaffer Taşdemir İlkokulu ana sınıfı öğrencileri ile bir araya geldi. Minik öğrencilere şehirleşme hayatında yaşam alanları azalan hayvanlara yapılması gerekenleri anlatan veteriner hekim daha sonra miniklerin ağzından hayvanlarla olan hikayelerini dinledi. Miniklerden veteriner ablalarından, merak ettikleri soruların cevabını da aldı. Veteriner hekim çocuklarda hayvan sevgisi oluşturmak amacıyla verilen seminerlerin sonuncusunu özel bir kolejde verdi. Öğrencilere hayvan hakları konusunda bilgiler veren Şair, hayvanların yemek, su ve sevgi dışında hiçbir beklentilerinin olmadığını dile getirdi. Öte yandan Veteriner İşleri Müdürlüğü seçim sandığı olarak kullanılan oy kutularını boyayıp, onararak kedi evine dönüştürdü. Kedi evlerinin ilk bölümü geçtiğimiz günlerde yerel hayvanları koruma görevlisi kartını alan hayvan severlere dağıtıldı. Kedi evleri, farklı mahallerde uygun yerlere kurulacak. Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ, çocuklara hayvan sevgisinin küçük yaşlardan itibaren aşılanması gerektiğini belirterek, “Bu dünyada can dostlarımızla birlikte yaşıyoruz. Onların yok sayılması söz konusu olamaz. Biz de belediye olarak okullarda çocuklarımıza hayvan sevgisi konusunda seminerler veriyoruz. Kış öncesi, seçim sandıklarından yapılan kedi evlerinin de dağıtımını yaptık. Herkesin can dostlarımız konusunda duyarlı olmasını diliyorum” dedi. (İzmir/DHA)

2016’nın en vahşi fotoğrafları

Dünyanın farklı yerlerinden gönderilen üç bin fotoğraf içinden seçilen kareler, Londra’da sergilenecek.
ZSL Hayvan Fotoğrafları Ödülü bu defa dünyanın her yerinden doğa fotoğrafçılarını, fotoğraflarını sergilemeye davet ediyor.

En küçük böceklerden en büyük memelilere kadar dünyanın dört bir yanındaki doğa güzelliklerinden renklerini alarak, hayvanlar alemindeki muhteşem çeşitliliği gözler önüne seriyor ZSL Hayvan Fotoğrafları Ödülü.

16 Eylül 2016’dan Şubat 2017’ye kadar, Londra ZSL Hayvanat Bahçesi’ne giden ziyaretçiler, uluslararası koruma kuruluşunun fotoğraf yarışmasına katılanların eserlerini de görebilecekler. Beşinci yılındaki bu yarışma, hem çarpıcı hem de ücretsiz olan bir gösterimde sergileniyor.

Gösterimde 2016’daki ZSL fahri dostu, Televizyon Sunucusu Kate Humble, Ünlü Kuş Bilimci Bill Oddie, çok satan kitaplar yazan Gezgin Fotoğrafçı Levison Wood’un jüriliğinde seçilmiş kazanan fotoğraflar bulunuyor.

ZSL Hayvan Fotoğrafçılığı Ödülü yarışmasının kazananları 15 Eylül’de Londra ZSL Hayvanat Bahçesi’nde açıklanan sonuçlarda, hem genç hem de yetişkinler için altı farklı kategoride açıklandı. 

zsl.org’tan çeviren 
Olgun DURSUN

 

İngiltere’de gazeteciler basına özgürlük istedi

Türkiye’deki bir çok televizyon ve radronun kapatılmasına tepkiler sürüyor. İngiltere’de yaşayan Türkiyeli gazeteciler de bir araya gelerek basın üzerindeki baskıları kınadı. 

Kuzey Londra’da Londra Toplum Merkezi’nde bir basın açıklaması yapan gazeteciler, Türkiye’de muhalif basına yönelik saldırılar karşısında sessiz kalamayacaklarını ve kınadıklarını açıkladılar.

Aralarında Gazeteci-Yazar Akın Olgun, Evrensel İngiltere temsilcisi Arif Bektaş, Açık Gazete Editörü Faruk Eskioğlu, Hayatın Sesi İngiltere temsilcisi Orhan Dil, TV10 İngiltere temsilcisi Elif Tabak, Telgraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Aladdin Sinayiç, Size Haber editörü Şükrü Bolat’ın da bulunduğu 18 gazeteci ortak bir açıklama yaparak televizyon ve radroların lisanslarının geri iade edilmesini istedi.

‘KAYGI İLE TAKİP EDİYORUZ’

İngiltere’de Yaşayan Türkiyeli Gazeteciler imzasını taşıyan açıklama şöyle:

“Bizler, İngiltere’de yaşayan Türkiyeli gazeteciler olarak, ülkemizdeki gelişmeleri büyük bir kaygı ile takip ediyoruz. Son olarak bazı televizyon ve radyoların, sebep gösterilmeden KHK’lerle kapatılması basın özgürlüğüne vurulmuş ağır bir darbedir. İngiltere’de karşılaştığımız İngiliz ve diğer uluslardan meslektaşlarımıza bu durumu anlatmakta zorlanıyor ve yer yer de utanıyoruz.

Bu tür uygulamaların, ülkemiz demokrasisi açısından tehlikeli olduğunu düşünüyoruz. İngiltere’de yaşayan Türkiyeli gazeteciler olarak, basına yönelik bu tür kararttma ve kapatmaların son bulmasını istiyoruz. Basının özgür yayın ilkelerine saygı duyulmasını ve kapatılan televizyon ve radyoların lisanslarının tekrar iade edilerek yeniden yayına başlamalarına izin verilmesini istiyoruz.

Unutmayalım ki; basını özgür olmayan bir ülkede halkı da özgür olamaz. Onun için halkın haber alma hakkının engellenmemesi gerekir.” (Londra/EVRENSEL)

Özgür Radyo yayını internetten sürecek

AKP Hükümeti tarafından kapatılan radyolardan biri olan İstanbul merkezli Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü Derya Okatan, DİHA’ya konuştu. Okatan, internet yayınını sürdüreceklerini söyledi.

RTÜK tarafından bugüne kadar verilen cezalarla 5 kez kapatılan ve yayın hayatı boyunca toplamda 3 yıl 9 ay kapalı kalan radyonun çalışanları da defalarca şiddete maruz kalmış ve gözaltına alınmıştı. Ancak baskılara rağmen radyonun yayınları sürdü. Son olarak kapılarına mühür vurulmak istenmesine karşı polislere direnen çalışanlar darp edilerek gözaltına alındı.

Radyonun Genel Yayın Koordinatörü Derya Okatan, 1995’te yola çıkan Özgür Radyo’nun “Farklı ses, farklı yorum” sloganıyla 4 Ekim gününe kadar yayınlarını sürdürdüğünü belirtti. Okatan, sürdürdükleri yayın anlayışlarını ise “İstanbul’un ilk yerel radyolarından olarak toplumun tüm ezilen kesimlerine mikrofonlarımızı açtık. Toplumun susturulmak istenen kesimlerin sesi olmak istedik. Toplumun taleplerini, özlemlerini yansıtmaya çalıştık. Çünkü ana akım medyada gençler, işçiler, LGBTİ’ler kendilerine yer bulamıyor” sözleriyle özetledi.

‘AİHM’E KADAR GİDECEĞİZ’

Haklarında verilen kapatma kararına itiraz edeceklerini belirten Okatan, ilk etapta İdare Mahkemesi’ne iptal başvurusunda bulunacaklarını, iç hukuktan bir sonuç alamamaları halinde ise AİHM’e başvuracaklarını söyledi.

Okatan, “Öyle sanıyorum ki diğer kapatılan medya kurumları da benzer bir süreç izleyecek. Türkiye’nin AİHM’e ciddi tazminatlar ödemek durumunda kalacağını düşünüyoruz. Çünkü ortada kanuna uygun bir durum yok” dedi.

O zaman kadara yayınlarını internet üzerinden sürdürmeye devam edeceklerini söyleyen Okatan, adres bilgilerinin ise çok yakında dinleyicilerle ile paylaşılacağını kaydetti. 

Okatan, “Basın özgürlüğü meselesi var olmak yok olmak meselesidir. Sadece medya kurumları değil, siyasi partiler, sendikalar, Alevi örgütleri sürece dahil olmalı. Birlikte hareket etmek zorundayız” diye konuştu. (MEDYA SERVİSİ)

Sanatçılar: Bizi yalnızca geniş bir örgütlülük kurtarır

Başbakanlığın emriyle kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu’na destek ziyaretleri sürüyor.

Aydın ve sanatçıların ziyaretinde televizyonun doğanın, kadınların, emekçilerin sesini duyuran bir yayın çizgisi izlediği belirtilirken emek ve demokrasi güçlerinin bir parçası olduğuna vurgu yapıldı.

Ziyarete gelenler arasında Yönetmen Ezel Akay, Çayan Demirel, Tiyatrocular Orhan Aydın, Cüneyt Yalaz, Berfin Zenderlioğlu, Mirza Metin, Sinema Yazarları Şenay Aydemir, Kaya Özkaracalar, Hasan Cömert, Ceylan Özçelik, Tiyatro Eleştirmeni Metin Boran, Belgeselci Bingöl Elmas, Necla Neşeli, Yapımcı Ayşe Çetinbaş, Yazar Ayşen Aksakal gibi isimler vardı.

Ziyarette konuşan Tiyatrocu Orhan Aydın, yanlarında olan, üretimlerini hayatla buluşturan yayınlara değinerek “Bir yanımız kan, kin, katliam, dört bir yanımız savaş, 15 Temmuz’la beraber ülkede yeni bir işgal yaşanıyor. AKP gericiliği tam 14 yıldır yapamadığını OHAL adı altında yapıyor. Ortağını düşman ilan etti ama yetmedi bu ülkedeki bütün sosyalistlere, devrimcilere, muhaliflere yönelen açık bir saldırısı var. Bilfiil yaşıyoruz, onun için Hayatın Sesi TV’nin önündeyiz. Biz sanat alanlarının en yakın dostu olduğunu bildiğimiz, sesimize kulak veren, ürettiklerimizi hayatla buluşturmaya çalışan bir yayın organının önündeyiz. Maalesef 14 yıllık zaman dilimi içerisinde bütün sanat alanlarının sesi en büyük düşmanlıkla yok edilmeye çalışıldı. Ama yanımızda duran birkaç yayın organı var, bize sahip çıkmaya çalışan Hayatın Sesi de onlardan biriydi” dedi.

HEM HAYATIN SESİ TV’YE HEM DE HABER ALMA HAKKINA SAHİP ÇIKILMALI

Aynı zamanda Hayatın Sesi TV’de Çatal Sofrası adlı yemek programını yapan Yönetmen Ezel Akay, defalarca olmuş bir şeyi yeniden yaşadıklarını belirterek “Bunun bir adı var, güçlüler eleştirilmemek için muhalefeti susturuyor” diyerek baskının ötesinde önemli bir stratejiyle ilerlendiğini ve korku salındığını söyledi. IŞİD’in korku taktiğiyle iktidarın taktiğinin benzer olduğunu, sanatçıları, muhalifleri, eleştirenleri hatta sokaktaki insanı da korkutarak birbirinden uzaklaştırmayı, kendilerine göre normalleştirmek istediklerini anlatan Ezel Akay “Korkunun ilacı örgütlenmek. İnsan ancak yalnız değilse korkmaz. Önümüzdeki günlerde akademisyenlerin, televizyoncuların, gazetecilerin, bağımsız insanların oluşturduğu çeşitli örgütlenmeler göreceğiz. Bağımsız bir muhalefet mekanizması,  en azından özgürce konuşabilmek için teknolojinin de yardımıyla çeşitli girişimler olacak. Ben buradan bu girişimleri birbirinden bağımsız olmaktan kurtaralım. Birleşelim diyorum, bizi yalnızca geniş bir örgütlülük kurtarır” dedi.

Sinema yazarı ve Hayatın Sesi TV’de On Seansı adlı sinema programının sunucusu olan Şenay Aydemir, ancak mücadele edilirse umudun var olabileceğini söyledi. Aydemir, “Hayatın Sesi TV’nin kendisini açtığı insanların şimdi hem Hayatın Sesi TV’yi hem de haber alma hakkını aynı şekilde sahiplenmesi gerekiyor, bu da bir araya gelerek ifadesini bulan, somutlaşan bir şey olabilir. Onun dışında çok şairane kalıyor, bu tür şairliklerin zamanı değil” dedi.

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Genel Sekreteri Kaya Özkaracalar ise Hayatın Sesi TV’nin emek ve demokrasi güçlerinin bir parçası olduğuna dikkat çekerek sinema yazarları ve SİYAD olarak televizyonun yanında olduklarını ifade etti.

‘GERÇEK KARŞISINDA YALAN DURAMAZ’

Yönetmen ve Belgeselci Bingöl Elmas, iktidarın elindeki tüm imkanlara rağmen büyük bir korku içinde olduğunun televizyon ve gazetelerin kapatılmasından anlaşıldığını söyledi.

Elmas şöyle konuştu: “Bu TV’lerin, gazetelerin yayınlarını sürdürmek için elimizden geleni yapacağız, her zaman bir yolunu bulduk ve bulacağız. Ele avuca sığmayacağız. Çünkü çok kirli şler yapıyorlar, bunun üstünü hiçbir şeyle örtemezler. Mutlaka bu anlatılacak, haykırılacak, bu bir gerçeklik, gerçeklik karşısında yalan duramaz, devam edemez. Biz burada olacağız, daha da güçleneceğiz. Filmlerimizle, oyunlarımızla, metinlerimizle, sokaktakilerle, işçilerle bunun bir yolunu mutlaka bulacağız.”

Yeni Film Dergisi’nden SİYAD Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Güven ise 12 Eylül’den daha kötü zamanlarda bulunduğumuzu belirtirken, Hayatın Sesi TV’yle dayanışma içinde olduklarını belirtti.

Tiyatrocu Mirza Metin de “Bu ülkede bir özgürlük mücadelesi olarak Kürt özgürlük mücadelesinin varlığına atfen bu mücadeleden vazgeçmemek gerektiğini öğrendiğini” söyledi. Metin, “Bu ülkenin özgür düşüncenin peşinde olan insanların, solcuların, sosyalistlerinin bu vazgeçmemek arzusundan pay çıkarmaları gerekir diye düşünüyorum.Yazarlar gözaltına alınıyor, gazeteler sansürleniyor ve bu şunu gösteriyor, sıra bizlere gelecek, belki yanı başımızdakilere gelecek. Beraber durmalıyız” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

‘Ortak mücadele ile tüm saldırıları geri püskürteceğiz’

İzmir’de 8 Mart Kadın Platformu, 8 Mart mitinginde platform adına basın metnini okuduğu için kademe durdurma cezası alan ve 23 Kasım’da davası görülecek olan Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Kadın Sekreteri Ayşegül Kocaarslan’a destek için Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişinde basın açıklaması yaptı. 

“8 Mart yargılanamaz. Soruşturmalar, baskılar kadınları susturamaz” pankartı açan kadınlar sık sık, “8 Mart haktır yargılanamaz” , ” Yaşasın kadın dayanışması” , “Kadınlar artık susmayacak” sloganları atıldı.

Platform adına basın açıklamasını okuyan Avukat Zöhre Dalkıran, Kocaaslan’ın 6 Mart 2016 tarihinde kadın örgütleriyle Bornova meydanında gerçekleştirilen 8 Mart mitinginde ortak metni okuduğunu hatırlatarak, “Gerçekleştirilen bu mitingde tertip komitesine herhangi bir adli ya da idari soruşturma açılmadığını, mitingde herhangi bir olay veya suç unsuru oluşmamıştır. Ancak o tarihte güvenlik şube müdür olan, şu an FETÖ/PDY’den tutuklu olan Yusuf UYSAL’ın  tüm sendikal ve demokratik eylemlerimize  terör eylemi gibi tutanak tutması sonucu, sadece platforma ait metni okuduğu için arkadaşımıza İzmir Valiliğince soruşturma açılarak cezalandırılmış ve 2. Ağır ceza mahkemesinde yargılanmasına neden olunmuştur” dedi. Yaşanan süreçte iktidarın ve valiliklerin darbe girişimi sonrasında darbeyi fırsata çevirerek tüm muhaliflere baskı uyguladığını belirten Dalkıran, yaşanan kötü koşullara itiraz eden, insanca yaşam ve çalışma koşulları talep eden, savaşa karşı barışı savunan, kadına yönelik şiddete, taciz, tecavüze dur demek için sesini yükselten kadınlarında hedef alındığını söyledi.

‘OKUDUĞUMUZ METNİN ARKASINDAYIZ’

İzmir valiliğinin bu tutumunun 8 Mart’a ve tüm kadınlara yönelik bir saldırı olduğunu ifade eden Dalkıran, “İktidar o gün 8 mart mitinginde dile getirilen talepleri dikkate alarak, gerekli tedbirleri almak yerine, İzmir Valiliği eliyle kadınları cezalandırma yolunu seçmiş ve arkadaşımızı hedef almıştır. Biz 8 Mart Kadın Platformu olarak diyoruz ki; ortada bir suç unsuru yokken, sadece platforma ait  basın metnini okuması nedeniyle arkadaşımız cezalandırılması kabul edilemez. Bu anlamda metnimizin arkasındayız. Ayşegül Kocaaslan’ın yanında oluğumuzu belirtiyor, eğer ortada bir ceza varsa bu hepimizindir diyor ve kadınlar örgütlü, ortak mücadeleyle bu tüm saldırıları geri püskürtecektir” dedi. (İzmir/EVRENSEL)