Ana Sayfa Blog Sayfa 6244

Sanatçılar: Bizi yalnızca geniş bir örgütlülük kurtarır

Başbakanlığın emriyle kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu’na destek ziyaretleri sürüyor.

Aydın ve sanatçıların ziyaretinde televizyonun doğanın, kadınların, emekçilerin sesini duyuran bir yayın çizgisi izlediği belirtilirken emek ve demokrasi güçlerinin bir parçası olduğuna vurgu yapıldı.

Ziyarete gelenler arasında Yönetmen Ezel Akay, Çayan Demirel, Tiyatrocular Orhan Aydın, Cüneyt Yalaz, Berfin Zenderlioğlu, Mirza Metin, Sinema Yazarları Şenay Aydemir, Kaya Özkaracalar, Hasan Cömert, Ceylan Özçelik, Tiyatro Eleştirmeni Metin Boran, Belgeselci Bingöl Elmas, Necla Neşeli, Yapımcı Ayşe Çetinbaş, Yazar Ayşen Aksakal gibi isimler vardı.

Ziyarette konuşan Tiyatrocu Orhan Aydın, yanlarında olan, üretimlerini hayatla buluşturan yayınlara değinerek “Bir yanımız kan, kin, katliam, dört bir yanımız savaş, 15 Temmuz’la beraber ülkede yeni bir işgal yaşanıyor. AKP gericiliği tam 14 yıldır yapamadığını OHAL adı altında yapıyor. Ortağını düşman ilan etti ama yetmedi bu ülkedeki bütün sosyalistlere, devrimcilere, muhaliflere yönelen açık bir saldırısı var. Bilfiil yaşıyoruz, onun için Hayatın Sesi TV’nin önündeyiz. Biz sanat alanlarının en yakın dostu olduğunu bildiğimiz, sesimize kulak veren, ürettiklerimizi hayatla buluşturmaya çalışan bir yayın organının önündeyiz. Maalesef 14 yıllık zaman dilimi içerisinde bütün sanat alanlarının sesi en büyük düşmanlıkla yok edilmeye çalışıldı. Ama yanımızda duran birkaç yayın organı var, bize sahip çıkmaya çalışan Hayatın Sesi de onlardan biriydi” dedi.

HEM HAYATIN SESİ TV’YE HEM DE HABER ALMA HAKKINA SAHİP ÇIKILMALI

Aynı zamanda Hayatın Sesi TV’de Çatal Sofrası adlı yemek programını yapan Yönetmen Ezel Akay, defalarca olmuş bir şeyi yeniden yaşadıklarını belirterek “Bunun bir adı var, güçlüler eleştirilmemek için muhalefeti susturuyor” diyerek baskının ötesinde önemli bir stratejiyle ilerlendiğini ve korku salındığını söyledi. IŞİD’in korku taktiğiyle iktidarın taktiğinin benzer olduğunu, sanatçıları, muhalifleri, eleştirenleri hatta sokaktaki insanı da korkutarak birbirinden uzaklaştırmayı, kendilerine göre normalleştirmek istediklerini anlatan Ezel Akay “Korkunun ilacı örgütlenmek. İnsan ancak yalnız değilse korkmaz. Önümüzdeki günlerde akademisyenlerin, televizyoncuların, gazetecilerin, bağımsız insanların oluşturduğu çeşitli örgütlenmeler göreceğiz. Bağımsız bir muhalefet mekanizması,  en azından özgürce konuşabilmek için teknolojinin de yardımıyla çeşitli girişimler olacak. Ben buradan bu girişimleri birbirinden bağımsız olmaktan kurtaralım. Birleşelim diyorum, bizi yalnızca geniş bir örgütlülük kurtarır” dedi.

Sinema yazarı ve Hayatın Sesi TV’de On Seansı adlı sinema programının sunucusu olan Şenay Aydemir, ancak mücadele edilirse umudun var olabileceğini söyledi. Aydemir, “Hayatın Sesi TV’nin kendisini açtığı insanların şimdi hem Hayatın Sesi TV’yi hem de haber alma hakkını aynı şekilde sahiplenmesi gerekiyor, bu da bir araya gelerek ifadesini bulan, somutlaşan bir şey olabilir. Onun dışında çok şairane kalıyor, bu tür şairliklerin zamanı değil” dedi.

Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Genel Sekreteri Kaya Özkaracalar ise Hayatın Sesi TV’nin emek ve demokrasi güçlerinin bir parçası olduğuna dikkat çekerek sinema yazarları ve SİYAD olarak televizyonun yanında olduklarını ifade etti.

‘GERÇEK KARŞISINDA YALAN DURAMAZ’

Yönetmen ve Belgeselci Bingöl Elmas, iktidarın elindeki tüm imkanlara rağmen büyük bir korku içinde olduğunun televizyon ve gazetelerin kapatılmasından anlaşıldığını söyledi.

Elmas şöyle konuştu: “Bu TV’lerin, gazetelerin yayınlarını sürdürmek için elimizden geleni yapacağız, her zaman bir yolunu bulduk ve bulacağız. Ele avuca sığmayacağız. Çünkü çok kirli şler yapıyorlar, bunun üstünü hiçbir şeyle örtemezler. Mutlaka bu anlatılacak, haykırılacak, bu bir gerçeklik, gerçeklik karşısında yalan duramaz, devam edemez. Biz burada olacağız, daha da güçleneceğiz. Filmlerimizle, oyunlarımızla, metinlerimizle, sokaktakilerle, işçilerle bunun bir yolunu mutlaka bulacağız.”

Yeni Film Dergisi’nden SİYAD Yönetim Kurulu Üyesi Yusuf Güven ise 12 Eylül’den daha kötü zamanlarda bulunduğumuzu belirtirken, Hayatın Sesi TV’yle dayanışma içinde olduklarını belirtti.

Tiyatrocu Mirza Metin de “Bu ülkede bir özgürlük mücadelesi olarak Kürt özgürlük mücadelesinin varlığına atfen bu mücadeleden vazgeçmemek gerektiğini öğrendiğini” söyledi. Metin, “Bu ülkenin özgür düşüncenin peşinde olan insanların, solcuların, sosyalistlerinin bu vazgeçmemek arzusundan pay çıkarmaları gerekir diye düşünüyorum.Yazarlar gözaltına alınıyor, gazeteler sansürleniyor ve bu şunu gösteriyor, sıra bizlere gelecek, belki yanı başımızdakilere gelecek. Beraber durmalıyız” dedi. (İstanbul/EVRENSEL)

‘Ortak mücadele ile tüm saldırıları geri püskürteceğiz’

İzmir’de 8 Mart Kadın Platformu, 8 Mart mitinginde platform adına basın metnini okuduğu için kademe durdurma cezası alan ve 23 Kasım’da davası görülecek olan Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Kadın Sekreteri Ayşegül Kocaarslan’a destek için Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişinde basın açıklaması yaptı. 

“8 Mart yargılanamaz. Soruşturmalar, baskılar kadınları susturamaz” pankartı açan kadınlar sık sık, “8 Mart haktır yargılanamaz” , ” Yaşasın kadın dayanışması” , “Kadınlar artık susmayacak” sloganları atıldı.

Platform adına basın açıklamasını okuyan Avukat Zöhre Dalkıran, Kocaaslan’ın 6 Mart 2016 tarihinde kadın örgütleriyle Bornova meydanında gerçekleştirilen 8 Mart mitinginde ortak metni okuduğunu hatırlatarak, “Gerçekleştirilen bu mitingde tertip komitesine herhangi bir adli ya da idari soruşturma açılmadığını, mitingde herhangi bir olay veya suç unsuru oluşmamıştır. Ancak o tarihte güvenlik şube müdür olan, şu an FETÖ/PDY’den tutuklu olan Yusuf UYSAL’ın  tüm sendikal ve demokratik eylemlerimize  terör eylemi gibi tutanak tutması sonucu, sadece platforma ait metni okuduğu için arkadaşımıza İzmir Valiliğince soruşturma açılarak cezalandırılmış ve 2. Ağır ceza mahkemesinde yargılanmasına neden olunmuştur” dedi. Yaşanan süreçte iktidarın ve valiliklerin darbe girişimi sonrasında darbeyi fırsata çevirerek tüm muhaliflere baskı uyguladığını belirten Dalkıran, yaşanan kötü koşullara itiraz eden, insanca yaşam ve çalışma koşulları talep eden, savaşa karşı barışı savunan, kadına yönelik şiddete, taciz, tecavüze dur demek için sesini yükselten kadınlarında hedef alındığını söyledi.

‘OKUDUĞUMUZ METNİN ARKASINDAYIZ’

İzmir valiliğinin bu tutumunun 8 Mart’a ve tüm kadınlara yönelik bir saldırı olduğunu ifade eden Dalkıran, “İktidar o gün 8 mart mitinginde dile getirilen talepleri dikkate alarak, gerekli tedbirleri almak yerine, İzmir Valiliği eliyle kadınları cezalandırma yolunu seçmiş ve arkadaşımızı hedef almıştır. Biz 8 Mart Kadın Platformu olarak diyoruz ki; ortada bir suç unsuru yokken, sadece platforma ait  basın metnini okuması nedeniyle arkadaşımız cezalandırılması kabul edilemez. Bu anlamda metnimizin arkasındayız. Ayşegül Kocaaslan’ın yanında oluğumuzu belirtiyor, eğer ortada bir ceza varsa bu hepimizindir diyor ve kadınlar örgütlü, ortak mücadeleyle bu tüm saldırıları geri püskürtecektir” dedi. (İzmir/EVRENSEL)
 

Evi terkeden eşini ve kayınvalidesini öldürdü

Aydın’ın Didim ilçesinde, 35 yaşındaki Nazmi Z., bir süre önce evi terkeden eşi, Senem Z. ve onun yanında kaldığı kayınvalidesi 45 yaşındaki Saniye Özdemir’i öldürdü.

Didim’de yaşayan bir çocuk annesi Senem Z., bir süre eşi Nazmi Z. ile tartışıp evi terketti. Genç kadın, Efeler Mahallesi, Kavala Caddesi’ndeki Cemil Karakış Sitesi’ndeki annesi Saniye Özdemir’in yanında döndü. Nazmi Z., bugün saat 02.00 sıralarında eşinin kaldığı eve gitti. İddiaya göre Nazmi Z., eşinden evine dönmesini istedi. Ancak Senem Z., eşinin bu teklifini geri çevirdi. Bunun üzerine Nazmi Z., yanında getirdiği pompalı tüfekle eşi Senem Z. ile kayınvalidesi Saniye Özdemir’i öldürdü.

Nazmi Z., olayın ardından kaçtı. Silah sesini duyan komşuların ihbarı üzerine eve gelen polis ekipleri, iki kadının kanlar içinde cesetleriyle karşılaştı. Polis ve savcının olay yerindeki incelemlerinin ardından anne- kızın cesetleri, kesin ölüm nedenlerinin tespiti için otopsi yapılmak üzere İzmir Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Soruşturma başlatan polis, olayın ardından suç aleti tüfekle kaçan Nazmi Z.’nin yakalanması için çalışmaların sürdüğünü bildirdi. Nazmi Z.’nin en son 2 Eylül’de Facebook’taki sayfasında, ‘En değerli varlığım. Canım eşim, kader ortağım, dert arkadaşım. Evimin neşesi, yuvamın direği sen varlığınla çok yaşa. Seni veren Allah’a şükürler olsun’ paylaşımında bulunduğu dikkati çekti. (DHA)
 

HDP: Yurttaşlarımızın taranması açık bir provokasyondur

HDP Merkez Yürütme Kurulu’ndan yapılan açıklamada, “Yurttaşlarımızın taranması açık ve büyük bir provokasyondur. Bu durum asla ‘ferdi davranış’ olarak açıklanamayacak derecede ciddi bir olaydır. Hükümeti bu katliam karşısında sorumlu davranmaya davet ediyor, katliamı bir kez daha nefretle kınıyoruz” denildi. 

HDP Merkez Yürütme Kurulu’nun yazılı açıklaması şöyle: “Bugün sabah saatlerinde Yüksekova çarşı merkezinde zırhlı bir polis aracının yurttaşları, başları hedef alınarak taraması sonucu 4 yurttaşımız yaşamını yitirmiş, biri çocuk 2 yurttaşımız da ağır yaralanmıştır. Yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve halkımıza başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Hakkâri Valiliği’yle yapılan görüşmelerde, bir polisin ‘ferdi davranışı’ ve ‘zırhlı polis aracındaki silahın teknik arıza yapması sonucu’ mevcut durumun ortaya çıktığı, polis memurunun gözaltına alındığı ifade edilmiştir. Yurttaşlarımızın taranması açık ve büyük bir provokasyondur. Bu durum asla ‘ferdi davranış’ olarak açıklanamayacak derecede ciddi bir olaydır. İçeride OHAL, dışarıda işgal politikası yürüten Hükümet’in, eski veya yeni darbeci her tür yapıyla mücadele etmek yerine, eski derin devlet yapılarını kendine bağlı hale getirdiği ve yasalara değil, doğrudan Saray’a bağlı olarak çalıştırdığı yakın zamanda Cizre’de yaşananlarda ortaya çıkmıştı. Bugün yaşanan bu katliam, sokağa çıkma yasaklarıyla halkı yerinden eden ve sivil yurttaşlarımızı katleden politikanın bir devamıdır. Ankara’da 22 ilin valileriyle yapılan kapalı toplantıda ve en son gerçekleşen MGK toplantısında ‘Çöktürme Planı’nın revize edilerek hayata geçirilmek istendiği anlaşılmıştır. Bunun anlamı daha fazla ölüm, daha fazla acı ve gözyaşıdır. Bugün yapılan katliam açık infaz rejimine geçildiğine dair kaygıları arttırmaktadır. Bu provokasyon doğrudan halkı hedeflemektedir. Bu katliamda sorumluluğu bulunan kişi veya kişiler, kurum ve yetkililer bir an önce yargı önüne çıkarılmalı ve katliam tüm açıklığıyla aydınlatılmalıdır. Halka yönelik provokasyonlara son verilmelidir. Hükümeti bu katliam karşısında sorumlu davranmaya davet ediyor, katliamı bir kez daha nefretle kınıyoruz.” (EVRENSEL HABER MERKEZİ)
 

Önder: 15 Temmuz NATO operasyonu

HDP Milletvekili ve İmralı Heyeti Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, 15 Temmuz’da düzenlenen darbe girişimiyle ilgili olarak “Bu girişim baştan sona bir NATO operasyonu” diye konuştu.

Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş’a konuşan Önder “Türk ordusu bir NATO ordusudur. NATO da, bağlı orduların hiçbir sapmasını, enişte-kayınço ferasetine bırakmaz. Anbean haberdar olur.  Ordu içindeki cemaat yapılanması, niteliği, sayısı, refleksleri, orduya yerleşmeleri, terfileri ve darbe girişimi tümüyle NATO’nun bilgisi ve çizdiği çerçeve içinde olmuştur” dedi.

Darbe girişiminin bir “senaryo” olduğu iddialarına değinen Önder, “Rusya’nın ciddi bir ön enformasyon ve uyarısı var. Yani enişteden önce Rusya var. Bence darbe girişimi hükümetin bir senaryosu değildi ama bir karşılama senaryosu hazırlanmıştı. Bugün darbeci gözükmeyen komuta kademesinin bir kısmıyla belli bir pazarlık yürütülmüş gibi. Genelkurmay Başkanının helikopterine binen ve binmek isteyen darbecilerin pervasızlığına ve Genelkurmay Başkanının uysal tutumuna baktığımızda bu senaryo hissediliyor” ifadesini kullandı.

Önder çözüm sürecinde Gülen cemaatiyle görüşmelerin gerçekleştiğini belirterek “İlk İmralı görüşmesinde PKK’nin elindeki rehin askerlerin bırakılması ve eşzamanlı olarak hasta KCK tutuklularının salıverilmesi gerekiyordu. Askerler bırakıldı ama hasta tutuklarla ilgili cemaat engeli yargıda, kollukta, Adli Tıp’ta bir türlü aşılamıyordu. “Falanca cemaatçi daire başkanı engel oluyor, değiştireceğiz” deniyordu. Bu koşullar altında ülkedeki bütün güç odaklarıyla önemli bir diplomasi yürüttük. Cemaat de bunlardan biriydi. Bu diplomasiden kısmen sonuç da aldık ama sürece takoz koyma tutumlarını hiç bırakmadılar” dedi.

Önder, ‘FETÖ ile Kürt hareketi ittifakı’ iddiası için “Saçmalık boyutunda bir psikolojik savaş argümanı. Tüm bu yaşananlar siyasal İslamın iç savaşı. Bunu söylemek ümmeti bölecek bir muhteva taşıdığından işe Kürtleri katıyorlar. İşe de yarıyor maalesef. ‘Haydi Kürt’e vuralım’ denince sarayda hizalanmayan kim kaldı?” ifadelerini kullandı.

YENİ BİR ÇÖZÜM SÜRECİ: HAM UMUT DAĞITMAK İSTEMEM…

Yeni bir çözüm süreci umutlarına dair konuşan Önder, “Ham umut dağıtmak istemem ama iyimser bakışımı korumak istiyorum. Her şey bir anlamda bölgesel faktörlerle de bağlantılı. Ama mevcut halin büyük toplumsal maliyetler üretmeden sürdürülmesi imkânsız. Maalesef hükümet ve Cumhurbaşkanı barışı reddeden, savaşı önceleyen bir noktadalar. Öncelikle imitasyon muhataplar yaratmaya çalıştılar. Bunların bir etkisi olamayacağı anlaşıldı. Yeni bir sürecin önünde iki temel engel var. Birincisi, Öcalan’ın ‘nerede kalmıştık’ sorusunu duymak istemiyorlar. Eski mutabakatı uygulayacak cesaretleri ve güçleri yok. Bakmayın hâkim-i mutlak gibi gözükmelerine, tarihte hiç olmadıkları kadar güçsüzler. Saldırganlık ve yok etme arzusu bu güçsüzlüklerinin tezahürü. İkincisi, bölgede fiilen yükselen Kürt gerçekliği karşısında kendilerini konumlandırdıkları pozisyonun irrasyonel oluşudur. Bu pozisyon bir gayya kuyusuna dönüştü. Kadro olarak yararlandıkları insanların neredeyse tamamı ya kripto cemaatçi şüphesi altında ya da kendilerine darbe yapma potansiyeli taşıyan eski kuvvetler. Cesur olabilseler, mutlak iktidar arzularından feragat edebilseler ve demokratik birlik mottosuyla yeni bir çıkış noktasına gelseler her şey çok daha kolay, meşru ve ortak iyilik çerçevesinde gerçekleşecek” dedi.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI İNİSİYATİFİ KAYBETTİ, GLADYO İNİSİYATİF ALDI

Röportajın çatışmaların arttığı sürece ilişkin bölümü ise şöyle:

Hatırlayın İmralı heyeti daha önceki “hendek krizi”ni çözmüştü. Diyarbakır- Bingöl yolu hendeklerle kapanmış, askerler rehin alınmıştı. Kalekollara halk tepki göstermişti. İki gün sonra mgk toplanacaktı ve bugün çoğu darbecilikten tutuklu askerler sert müdahale istiyordu. Biz hükümetin önerisiyle inisiyatif aldık. Sonunda kalekol inşaatları durduruldu; rehin askerleri aldık. Kimsenin burnu kanamadan diyalogla çözdük. Mgk üyesi bakan mgk toplantısındayken bizimle koordinasyon yürütüyordu. Yani salt çağrı yaptığınızda bir karşılığı olmuyor. Karşılıklı barışı önceleyen hamleler yapılmazsa, bizden istenen şey o gençlerin ölüm fermanlarına bizim de bir imza atmamızdı. Bu imzayı atamazdık. Yeterince güvercin kasabı kol gezerken bu insanlık dışı olurdu. Bir önemli bilgiyi daha paylaşmak isterim.. Başlangıç aşamasında Silopi’de inisiyatif alıp kimseye zarar gelmeden çözüm ürettik. Fakat daha sonra İçişleri Bakanlığı inisiyatifi kaybetti. Daha derin Gladyo yapılanmaları inisiyatif aldı. Sur ve Cizre’de de bu kanalları işletmeye çalıştığımızda bu Gladyo duvarını aşamadı.

– Arabuluculuk mu yaptınız?

Doğrudan arabuluculuk değildi. Kendi geliştirdiğimiz bir inisiyatifti. Operasyonların durdurulmasıyla sonuçlandı ve hendekler kapatılmaya başlandı. Fakat devlet içindeki savaşçı kesim bunu süratle provoke etti.

– Gladyodan kastınız cemaatçiler mi?

Kastettiğim Jeep’lerle gezen doğrudan özel harp unsurları. İkinci hendek meselesi de bu özel unsurların yönelimleri ve çoğu tutuklu polislerin gözaltı furyasıyla başladı. Durup dururken olmadı. Hükümet ve cemaat unsurlarının ittifakıyla yürüdü. Biz savaş olmasın diye çok uğraştık, devam da ediyoruz. Hendekleri bahane ederek Kürt kentlerinin yıkılmasının sorumluluğunu kimse hdp’ye yükleyemez. Bu insanlık suçunun mazereti yoktur. (EVRENSEL HABER MERKEZİ)

Dink davası devam ediyor

Hrant Dink cinayetinde kamu görevlilerinin yargılandığı 35 sanıklı davaya devam ediliyor. Dört gün sürecek olan duruşmalarda halen İstihbarat Dairesi Başkanı olan Engin Dinç, dönemin İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdür Ahmet İlhan Güler ve Trabzon İstihbarat Dairesi Başkanı Faruk Sarı savunma yapacak.

Çağlayan’daki İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve dört gün sürecek olan duruşmalarda, İstihbarat Dairesi Başkanı olan Engin Dinç, dönemin İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdür Ahmet İlhan Güler ve Trabzon İstihbarat Dairesi Başkanı Faruk Sarı savunma yapacak. Her üç sanık Dink cinayetinin yaşandığı 19 Ocak 2007’de ve öncesinde polis teşkilatı içinde önemli görevlerde bulunuyordu. Sanıklardan dönemin Trabzon Emniyet İstihbarat Şubesi Başkanı Engin Dinç, halen aktif olarak Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı’nı yürütüyor.

‘DİNK DAVASININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ’

Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin açılan davanın duruşması öncesi Çağlayan Adliyesi önünde toplanan Hrant’ın arkadaşları ve işsiz gazeteciler basın açıklaması yaptı.

“Hrant için, adalet için” pankartının açıldığı eyleme, HDP Milletvekili Garo Paylan, Agos gazetesi çalışanları, gazeteciler Hayko Bağdat, Fatih Polat, Mehveş Evin, Fehim Işık, Banu Güven ile çok sayıda işsiz gazeteci katıldı.

“Biz bitti demeden bu dava bitmez” sloganlarının atıldığı eylemde basın açıklamasını gazeteci Banu Güven okudu. 10 yıldır davanın sürdüğünü dile getiren Güven, haber kaynaklarının susturulduğunu belirterek, “Zor günlerden geçiyoruz, sesimiz kısılıyor, haber alma kaynaklarımız kapanıyor. Bugün bu mahkemde yaşanacak gelişmeleri haber yapacak medya kuruluşlarının sayısı her geçen gün azalıyor. İfade özgürlüğünün yeniden ağır yaralar aldığı bu günlerde inadımızla ve sorularımızla birkez da Dink cinayeti davasını takip etmek için Çağlayan Adliyesi’ndeyiz” diye konuştu.

Güven, bu hafta dönemin istihbarat şeflerinin savunma yapacağını hatırlatarak, “Bizler Hrant Dink’in katledilmesine giden yolu hatırlıyoruz, biliyoruz. O yolların son bir buçuk yıldır yeniden yürünmeye başladığını görüyoruz. Endişeliyiz. Ne yazık ki, her takvim gününe bir anma düşen ülkemizde 10 yıldır Hrant Dink cinayeti davasıda pek çok kez acılı günlerle aynı günlere denk geldi. Bu kezde öyle… Bugün 10 Ekim… Geçtiğimiz Ankara’da barış için sokaklara dökülen binlerce yurttaşımıza yapılan saldırı da yüzden fazla insanımızı yitirdik” dedi.

Güven, davanın takipçisi olmaya devam edeceklerini vurguladı.

Cansu PİŞKİN
İstanbul / evrensel

HDP: Darbeyi Araştırma yerine Aklama Komisyonu’na dönüştü

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili İdris Baluken, gündemdeki gelişmelere ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısı, HDP’ye yönelik medya ambargosunu aşmak için başlatılan “HDP’yi HDP’den takip ediyorum” kampanyası kapsamında Periscope’dan canlı olarak yayınlandı.

Basına dönük baskılara değinerek sözlerine başlayan Baluken, kapatılan muhalif radyo ve televizyon kanallarının çalışanlarına geçmiş olsun dileklerinde bulundu. “Utanç verici bir hafta içerisinde bulunuyoruz” diyen Baluken, özgür ve muhalif basın geleneğini hiçbir darbenin halktan koparamayacağını ve bu geleneğin süreceğini söyledi.

‘Darbenin siyasi ayağı ortaya çıkarılmıyor’

Baluken, devamında AKP hükümeti ve Erdoğan’ın çok bilinçli bir şekilde darbe ile mücadelenin üstünü örttüğünü kaydetti. Baluken bu konuda şunları söyledi: “Darbe ile mücadele adı altında yürütülen bütün süreçler, demokrasi ile mücadeledir. Türkiye’nin var olan demokrasi kırıntıları ortadan kaldırılmak ve tek adam rejimi hayata geçirilmek isteniyor. Bunun kabul edilmez olduğunu defalarca ifade ettik. Bugüne kadar Meclis çatısı altında sormuş olduğumuz sorulara yanıt almış değiliz. Darbenin siyasi ayağına ilişkin olarak nasıl bir soruşturma yürütülmüş diyerek, sorduğumuz sorulara yanıt almış değiliz. Darbenin siyasi ayağı halen ortaya çıkarılmış değil. AKP grubu, darbenin siyasi ayağı ile ilgili sorulara sıra gelince süt dökmüş kediye dönüşüyorlar. Böyle bir tartışmanın yürütülmemesi için kör, sağır dilsiz rolünü oynuyorlar. Bu suçluluk psikolojisinin getirmiş olduğu bir durumdur.”

‘AKP, darbeyi aklamapratiği içerisine girdi’

Darbe girişiminin araştırılması için kurulan komisyonun çalışmasının fiili olarak durduğuna da dikkat çeken Baluken, “Biz bu komisyonu ilk öneren parti olarak, ilk günden bu yana bunu söyledik; bu komisyonda dört partiden eşit üye olmalıdır. Ama AKP, darbeyi aklama gibi bir pratiğin içerisine girdi. Bütün yetkilerin komisyon başkanına verildiği bir aklama komisyonuna çevrildi. Komisyon başkanı, yardımcısı, sözcüsü ve katibi AKP’li. Böyle bir komisyondan ne çıkacak. 17-25 Aralık yolsuzluk sürecinde de AKP aynısını yaptı. Bir komisyon kurulmasına aylar sonra onay verdiler ama komisyon yolsuzlukları açığa çıkartan değil, yolsuzluğun üstünü örten bir komisyona dönüştü. AKP’nin şimdi yapmak istediği de bu komisyondan farklı değil. Komisyon başkanı olarak seçtikleri kişi Fethullah Gülen’den bahsederken, ‘Fethullah Yüce Gülen Efendi’ ifadesini kullanan kişi. Komisyon üyeleri için de geçerli bir durum” ifadelerini kullandı.

Baluken, AKP’nin darbe ile mücadeleye dönük bir samimiyetinin olmadığını, ancak darbeyi aklamaya dönük girişimlerine de izin vermeyeceklerini vurguladı.

‘OHAL kararı padişah fermanı gibi devreye konuluyor’

Konuşmasının devamında 3 ay daha uzatılması planlanan OHAL üzerinde duran Baluken, “OHAL kararı, bir padişah fermanı gibi devreye konuluyor” dedi. Meclis’e de bu noktada “noter muamelesi” yapan bir dayatma olduğunu belirten Baluken, “Bütün siyasi partilerin buna karşı güçlü bir şekilde tepkilerini ortaya koyması gerekiyor. Padişah fermanı ile bu Meclis’e dayatma bulunmaya karşı siyasi partilerin net bir tavır sergilemesi gerekiyor. Bugün aylar sonra OHAL ilanı ile devreye konulan KHK’ler görüşülmek üzere Meclis’e getiriliyor. KHK’ler devreye konulduktan hemen sonra Meclis’e getirilmelidir. KHK’lerin derhal geri çekilmesini istiyoruz” diye konuştu.

KHK komisyonuyla ilgili süreç

Baluken, KHK’lerle ilgili komisyon kurulması tartışmalarına dair henüz kendilerine bir bildirimde bulunulmadığını da paylaştı. Baluken, “CHP ve MHP’nin ağzına bir parmak bal çalıp, KHK’lerin onayı sağlamak istiyorlar. Kurulmak istenen komisyona AKP’nin biçtiği rol bu. Bir de utanmadan Fransa ve ABD’deki OHAL süreciyle kıyaslıyorlar. İnsan bunu söylerken, biraz utanır. Orada OHAL ilan edildiğinde kaç memur işten atıldı, kaç belediye kayyım atandı, kaç televizyonun kapısın mühür vuruldu? Bu soruların cevabı yok” ifadelerin. kullandı.

‘Türk askerlerinin başka ülkenin toprağında işi olamaz’

Başika bölgesindeki Türk askeri varlığına dönük gündemdeki tartışmalara da değinen Baluken, “Türk askerlerinin başka bir ülkenin toprağında işi olamaz. Ne içeride ne de dışarıda daha fazla askeri önlemleri önceleyen politikalarla bir çözüm bulunamaz. Bu ülkenin başına daha büyük felaketler getirir. Bizi dinlemeyenler, Türkiye’yi belki de kıvılcımı bugünlerde çakılacak bir savaşın içerisine itiyorlar. Savaş tezkeresinin nedeni de buydu. Erdoğan’ın siyasi fantezileri nedeniyle ülkemizin halklarını yeni bir felakete sürükleniyor” dedi.

Baluken, Musul operasyonuna ilişkin olarak ise “Erdoğan ve AKP’nin de Musul ile ilgili ortaya koyduğu tutum IŞİD’i koruma tutumudur” yorumunda bulundu.

(hd/öç)

 

Doğan: CHP, AKP’ye yedeklenmiştir

AKP, CHP ve MHP’nin “Yenikapı ruhu”nun bozuk bir ruh hali olduğunu kaydeden HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, “CHP, AKP’ye yedeklenmiştir. Siyasal İslam devlet modelinin bir parçası olmaya doğru da bir hayli ilerlemiştir” dedi.

Bakanlar Kurulu tarafından Olağanüstü Hal’in uzatılmasına tepki gösteren HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, “AKP iktidarı kurulmak istenen sistemin altyapısını oluşturmak için OHAL’i uzattı. Yani bir devlet yapma meselesi yani bu siyasal İslam’dır. Siyasal İslam devletlerin ideolojisidir” dedi. İktidarın istediği modeli hayat geçirmesi için askeri, siyasi anlamda OHAL’e ihtiyacı olduğunu ifade eden Doğan, “Büyük bir operasyon ve revizyon yapıyorlar. Tek nedeni yeni kuracakları olan diktatörlük sistemidir” diye konuştu.

‘Yönelimler devam edecektir’

Özellikle özgür basına yönelimin de altında oluşturulmak istenen sistemin altyapısı olduğuna dikkat çeken Doğan, iktidarın politikalarını ifşa edebilecek televizyonlara bir yönelim gerçekleştiğini vurguladı. Alevilerin kanalı TV10’unun kapatılmasının Muharrem Ayı’nda yapılmasını bir zulüm olarak nitelendiren Doğan, “Bu ayda biz Alevilere yapılanları Hz. Hüseyin’e yapılan bir zulüm gibi değerlendiriyoruz. Hz. Hüseyin bin 400 yıl önce nasıl katledildiyse özgür basın da bugün katledilmek isteniyor” dedi.

Katliama girişenlerin bilmediği bir şey olduğunu söyleyen Doğan, “Ama bu irade sağlam bir iradedir. Bunların işyerlerine el koyup, kapatabilirsiniz ama daha toplumsal bir güçle bu kurumlar yeniden ortaya çıkacaktır. Esas mesele yeni bir sistem olan siyasal İslam’ın altyapısını oluşturmaktır, bunu yapmak için de hiçbir kurum bırakmadan fütursuzca bunu yapmaya devam edecekler” diye konuştu.

‘Faşizme karşı en geniş cephede yer alınmalı’

Tüm bunlara karşı esas olanın toplumsal muhalefetin doğru bir örgütlenmeye gitmesi ve enerjisini doğru kullanması gerektiği olduğunu ifade eden Doğan, “Hz. Hüseyin bir bilincin, direncin ortaya çıkardığı ruhtur. Bu devrimci ruhun, bu sürece yansıması gerekir. Zalime karşı onun zulmüne, baskısına karşı eğer direnci bilince çıkartıp, mücadeleyi yükseltmezsek var olan hiçbir şey ortada kalmayacaktır. Mücadelede yeni bir süreç başlamaktadır. Faşizme, gericiliğe karşı en geniş cephede yer almaya ihtiyaç vardır” dedi.

‘CHP, AKP’ye yedeklenmiştir’

AKP, CHP ve MHP tarafından İstanbul Yenikapı’da gerçekleşen ve “Yenikapı ruhu” olarak nitelendirilen ruhun bozuk bir ruh hali olduğunu kaydeden Doğan, orada ortaya çıkan ruhun halkların iradesini taşıyan bir ruh hali olmadığını belirtti. Bu ittifakta CHP’nin yer almasının kurumsal kimliğinden kaynaklandığını söyleyen Doğan, “CHP içerisinde farklı sesler olabilir ama kurumsal kimliği sistemden yanadır ve bu sistemin güçlenmesinden ve kurtarılmasından yanadır” dedi.

CHP’nin var olan sistemi değiştirme gibi bir çabası olmadığını kaydeden Doğan, CHP’nin laikliğe, Diyanet İşleri Başkanlığı’na, Alevilere, emekçilere yönelik bir projesi olmadığının altını çizerek, “O yüzden CHP’nin muhalif durumu yok denecek kadar azdır ve tanımlanamayacak durumdadır. CHP sistemin partisidir ve AKP’ye yedeklenmiştir. Yeni kurulacak siyasal İslam devlet modelinin bir parçası olmaya doğru da bir hayli ilerlemiştir” diye konuştu.

(ba-sö/st/rp)

Yüksekdağ: Yezid’in zulmüne karşı direnişimiz dimdik ayakta

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, bugün Kerbela’yı her gün yeniden yaşatanlara karşı Hüseyin’in direnişini büyüttüklerini belirterek, “Direnişimiz dimdik ayakta” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, İstanbul’un Sultangazi ilçesinin Gazi Mahallesi’nde Muharrem Orucu dolayısıyla Alevi Kültür Derneği’nin Pir Sultan Abdal Kültür Cemevi’nde düzenlediği Muharrem Lokması’na katıldı. Cemevinde Ankara katliamında yaşamını yitirenlerinin resimlerinin bulunduğu ve üzerine “Bu meydan kanlı meydan… Barış kazanacak” yazılı pankart asıldı. Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş ile yapılan görüşmenin ardından Yüksekdağ, iftar lokmasının verildiği alana geçti.

İftar öncesi konuşan Yüksekdağ’ın konuşmasının satır başları şöyle:

“Bugün Kerbela’yı her gün yeniden yaşadığımız Yezid’in zulmü karşısında Hüseyin’in direnişini hep büyüttük. Bugün Yezid’in zulmü devam ediyor. Bu zulme karşı direniş ise devam ediyor. Hiç bir zaman Yezid’in zulmü bitmedi. Alevi, Kızılbaş halkımın inançlarının inkâr edildiği bu ülke de, yeni katliamlarla karşı karşıya kaldık.

Yarın 10 Ekim Ankara’da, barışa yürüyen kardeşlerimizin katledilişinin yıl dönümü. Bize her yerde matemi yaşattılar. Durmadan can alanlar, bu halkın barış umudunu ve direncini kırmaya çalıştılar. Bugün zulmün her türlüsünü uygulamaya çalışanlar bize başımızı öne eğdiremediler. Direnişimiz dimdik ayakta. Yüzyıllar boyunca bir halkın kültürünü yok etmeye çalışanlar tarihin sayfalarında yok olup gitti. Bugünün Yezid’i bize zülüm uyguluyor. Bizler halkımıza karşı bir savaş açıldığının farkındayız. Halkımızdan aldığımız güçle geliyoruz. Her bir matemi içimizde bir direnişe dönüştüreceğiz. Sesimizi sözümüzü esirgemeyeceğiz.

Bir yandan sesimizi kesmek için TV’lerimizi, radyolarımızı kapattılar. Yayın kuruluşlarını kapatarak, gerçeklerin üzerini kapatamazlar. Sultangazi Cemevi’ni yıkmaya çalışıyorlar şimdide. Buna izin vermeyeceğiz. Cemevimize, kültürümüzün yaşandığı yerlere her ne olursa olsun sahip çıkalım. Bu kurumlar inançla, dirençle sizin sayenizde kuruldu.”

Yüksekdağ’ın konuşması ardından dedeler tarafından lokma duası okundu. Duanın adından iftar lokması yenilerek, Muharrem Orucu açıldı.

(yk-my/pu)

TV ve radyoların kapatılması Kadıköy’de protesto edildi

KHK’larla televizyon kanalları ve radyoların kapatılmasını protesto eden kurum temsilcileri, “Siz güçlü olabilirsiniz ama biz haklıyız, susmayacağız” mesajı verdi.

Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) televizyon ve radyo kanallarının kapatılmasını protesto etmek amacıyla Birleşik Haziran Hareketi (BHH) ve CHP Gençlik Kolları üyeleri İstanbul Kadıköy’deki İskele Meydanı’nda bir araya geldi. ”Özgür basın susturulamaz”, ”Faşizme karşı omuz omuza” sloganlarının atıldığı eylemde ”Susturamazsınız” yazılı pankart açıldı. Alkışlarla devam eden eyleme kapatılan kanallar ve radyoların çalışanlarının yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
Eylemde ilk olarak konuşan BHH Yürütme Kurulu Üyesi Burak Yücel, televizyon ve radyoların polis baskınları ile kapatılmasını, ”Bir darbenin amacında olan her şey şu an bu ülkede yapılıyor. Halktan neyi saklamak istiyorlarsa istesinler başaramayacaklar. İşçinin emekçinin hakkının yenildiğini bilinmesini istemiyorlar. Kadın cinayetleri, tecavüzler bilinmesin istiyorlar. Bu kanallar ve radyolar onurlu dürüst haber yapıyorlardı. O yüzden kapatıldılar. Bizler bu kanalların yanında olacağız” sözleri ile eleştirdi.

‘Siz güçlü olabilirsiniz ama biz haklıyız’

Ardından internet üzerinden canlı yayının yapıldığı eylemde, kapatılan kurumların temsilcileri konuştu. Kapatılan televizyon kanallarından biri olan İMC TV çalışanı Candan Yıldız, kapatılan diğer kurumlar ile birlikte ortak ses çıkarmaya devam edeceklerini belirterek, ”Baskınlara karşı alanları forum alanlarına dönüştüreceğiz. Oralarda buluşacağız. Haber alma hakkı yemek içmek gibi bir şey. Amacımız ana akımın ırkçı, cinsiyetçi, militarist söylemlerini törpülemekti. Biz hak haberciliğini savunduk. Siz güçlü olabilirsiniz ama biz haklıyız. Susmayacağız” dedi.

’23 yıldır yaptığımız her şeyle gurur duyuyoruz’

YÖN Radyo Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Mansur Kılıç, 23 yıl önce “türküler her yerde” şiarıyla yayına başladıklarını söyleyerek, ”Özgür düşünce ortamını geliştirmeye katkıda bulunmak ana yayın ilkemiz oldu. Türküler her yerde dedik, Anadolu ezgilerini herkese duyurduk. Radyomuzun kapatma kararı kaldırılana kadar nöbete devam edeceğiz. 23 yıldır yaptığımız her şeyle gurur duyuyoruz” diye konuştu.

‘Yurttaşlar kendi sesine daha çok sahip çıkmalıdır’

Özgür Radyo Genel Yayın Koordinatörü Derya Okatan ise, bugün yaşananların demokrasi ile diktatörlüğün, yalanla çirkinin bir savaşı olduğunu söyledi. Okatan’ ”Kapatılan tüm kanal ve radyoların mallarına el konuldu. 21 yıllık emeğimize el konuldu. Bizim umudumuz, direnişimiz devam ediyor. Son yayınlarımız bunun göstergesidir. Yeniden yayına başlayacağız. Asıl sorumluluk dinleyicilere düşüyor. Yurttaşlar kendi sesine daha çok sahip çıkmalıdır” dedi.

‘TV 10’nu kapatmak Alevilerin deyişlerini susturmaktır’

TV 10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin de, 6’ıncı yılına girdiklerini ve Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan Alevilerin sesi olduklarını söyleyerek, “Biz gerçek, laik bir Türkiye’nin yaşatılmasını savunduk. Bizim her kameramızın rengi farklıdır çünkü biz sermaye grubuna dayanmıyoruz. Onları Alevi yurttaşların verdikleri ile aldık. TV 10’nu kapatmak Alevilerin ağzına bant vurmaktır. Deyişlerini susturmaktır. Semahları durdurmaktır. Gelin canlar bir olalım” diyerek kanalı sahiplenme çağrısında bulundu.

‘Onlar giderken canlı yayında olacağız’

Hayatın Sesi TV Haber Editörü Meltem Akyol ise, mühürlenen kanallardaki malların TRT’ye devredildiğini hatırlatarak şu sözlerle tepki gösterdi: ”Onlar odaları mühürledikçe bizler meydanlarda konuşacağız. Bizler milli güvenliği tehdit ediyormuşuz. Bizler Soma’yı, Roboski katliamını, katledilen, tacize uğrayan kadınları görmeyelim, duymayalım, yazmayalım istiyorlar. Bizler, havuzları gibi haber yapalım istiyorlar. Sur’da Cizre’de Nusaybin’de olanları anlatmayalım istiyorlar. Mallarımızı TRT’ ye devrettiklerinde susacağımızı mı zannediyorlar? Onlar giderken canlı yayında olacağız.”
Eylem, atılan sloganlarla sona erdi.

(nd/za/cd)