Ana Sayfa Blog Sayfa 6245

Katliamda yaşamını yitirenlerin anısına siyah balonlar uçuruldu

Ankara katliamında yaşamını yitirenlerin anıldığı İstanbul’da gökyüzüne 101 siyah balon bırakıldı. Ankara’da düzenlenen panelde ise yarın gerçekleştirilecek anmaya katılım çağrısında bulunuldu.

İstanbul’daki emek ve demokrasi güçleri, 10 Ekim Ankara katliamında yaşamını yitirenleri Kadıköy İskele Meydanı’nda düzenledikleri açıklamayla andı. Anmaya, HDP, CHP, Birleşik Haziran Hareketi ve ESP’nin yanı sıra katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları ile katliamda yaralanan yüzlerce yurttaş katıldı. “Ankara’yı unutma unutturma”, “Ankara’nın hesabı sorulacak” ve “Faşizme karşı omuz omuza” sloganlarının atıldığı anmada, “Emek kazanacak, Demokrasi kazanacak, Barış kazanacak” pankartı açılarak, yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı. Eylemde yaşamını yitirenler, tek tek isimleri okunarak anıldı.

‘Barış köprüsünü yıktılar’

Daha sonra STK ve siyasi parti temsilcileri söz alarak kısa konuşmalar yaptı. İlk olarak konuşan HDP Muş milletvekili Ahmet Yıldırım, katliamı “kardeşliğe vurulmuş bir darbe” olarak tanımladı. Barış severler olarak bu katliamı milat kabul ettiklerini belirten Yıldırım, “O gün bugündür kötülük sıradanlaştı. O gün bugündür gençlerin ölümü sıradanlaştı. Barış köprüsünü yıktılar” dedi. Faşizmin finali oynadığını dile getiren Yıldırım, “Biz de barışın demokrasinin büyük finalini oynamalıyız” diye belirtti.

‘Faşizmin bu kadar alçalacağını öngöremedik’
Yıldırım’ın ardından konuşan İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Samet Mengüç de, faşizan uygulamaları öngördüklerini ama faşizmin bu kadar alçalacağını öngöremediklerini söyledi. Mengüç, şunları aktardı: “10 Ekim’de Ankara’ya vardığımızda bir bayram havasında oraya gelen kitleyi gördük. Oraya barışı, insanlığı, kardeşliği haykırmak için gitmiştik.”

Mengüç’ün ardından basın açıklamasını okuyan Ece Ünsal, Ankara katliamının devlet yetkililerinin gözetiminde gerçekleştirildiğini vurguladı. 7 Haziran seçim sonuçlarını kabul etmeyen AKP’nin Kürt halkına, sosyalistlere, Alevilere ve tüm ilerici kesimlere savaş açtığını vurgulayan Ünsal, şimdi de darbe ile mücadele adı altında yeni bir darbenin sahneye koyulduğunu anlattı. AKP’nin iktidarda kalma araçlarının artık topyekun savaş olduğunu kaydeden Ünsal, Ankara katliamının hesabını soracaklarını ifade etti.

‘Savaşla ayakta kalıyorlar’

Bir yıldır acı ve öfke ile yaşadıklarını söyleyen Ünsal, devlet kurumlarının bilgisi dahilinde katliama maruz kaldıklarının altını çizdi. Ünsal, olayı çözmek için hiçbir somut adımın atılmadığını belirterek, “Çünkü olayın içinde İçişleri, MİT, emniyet yani iktidar var” dedi. Göstermelik yargılamalarla katliamın üzerinin kapatılmaya çalışıldığına dikkat çeken Ünsal, şöyle devam etti: “Savaş suçlarına yeni suçlar eklenmeye devam etmiştir. En insani talep olan barış, iktidarın en korktuğu şey olmuştur.” Ünsal, OHAL ve KHK’lerle bir keyfiyetin hüküm sürdüğünü, TV ve radyoların kapatılarak her türlü muhalefetin susturularak yaşanan savaş ortamını kalıcı hale getirilmek istendiğini dile getirerek, “Barış dedik. Bizi susturmak istediler. Çünkü savaşla ayakta kalıyorlar” diye belirtti.

Anma, 101 siyah balonun gökyüzüne alkışlarla uçurulmasıyla sona erdi. Anmanın sonunda bir grubun “Hırsız, katil AKP” sloganını atması üzerine polis, gruba saldırdı.
Çevredeki yurttaşların ise eylemcilere destek vermesi üzerine polis olay yerinden ayrıldı.

Ankara’daki anmaya katılım çağrısı

Ankara’da da 10 Ekim katliamı programı çerçevesinde İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Teoman Öztürk Salonu’nda, “Birinci Yılında 10 Ekim’in Ardından” konulu panel düzenlendi. Panele, katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri ve yaralananların yanı sıra sivil toplum örgütleri temsilcileri, üyeleri ile yüzlerce kişi katıldı. Panelin moderatörlüğünü 10 Ekim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun yaparken, Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, Av. Pınar Akdemir, katliamda yaşamını yitiren Dicle Deli’nin babası Faik Deli ile katliam yaralanan Cihan Andiç’ın babası Ahmet Andiç, panelist olarak katıldı.

Panelden önce katliamı ve sonrasında yaşananları anlatan bir sinevizyon gösterimi yapıldı.

Daha sonra geçilen panelde konuşan TTB Başkanı Raşit Tütek, katliamın tüm toplum üzerinde hem fiziksel hem de ruhsal bir etki bıraktığını dile getirerek, travmaları azaltmak için ise birlik olarak İstanbul, Adana, Mersin, İzmir, Amed (Diyarbakır) ve Ankara’da psiko-sosyal dayanışma ağları oluşturduklarını söyledi. Tütek, travmanın panzehirinin ise dayanışma olduğunu kaydetti. Devletin olay öncesi ve sonrasında ciddi ihmallerinin bulunduğuna dikkat çeken Tütek, katliamın temelinde 2015 yılında büyüyen toplumsal muhalefetin yattığını söyledi.

‘Toplum adil yargılama konusunda güvensiz’

Büyüyen toplumsal muhalefeti bastırmak için AKP’nin “İç Güvenlik Paketi” çıkardığını ve 7 Haziran seçimlerinden sonra da tamamen yenildiğini hatırlatan Tütek, katliamın tüm bu olanlara ilişkisi olduğunu vurguladı. Katliam davasının açık ve adil bir yargılama ile gerçekleşeceğine dair toplumun ciddi bir güvensizlik duyduğunu vurgulayan Tütek, AKP’nin Pirsûs (Suruç), Amed (Diyarbakır), Ankara ve Kürdistan kentlerindeki ölümlerinden ve son darbe fırsatçılığı ile de toplum üzerindeki kırımdan mesul olduğunu söyledi.

‘Suruç aydınlatılsaydı 10 Ekim ve Antep saldırıları olmayacaktı’

Avukat Pınar Akdemir ise, katliam dosyasında gelinen süreci anlattı. Akdemir, “Eğer Suruç katliamı aydınlatılsaydı 10 Ekim katliamı olmazdı, 10 Ekim katliamı aydınlatılsaydı Antep’teki düğün katliamı olmazdı. Çünkü DAİŞ’in katliam dosyalarının hepsinde bu katliamları yapanlar birbirleriyle ilişkili. Bu Adıyaman ve Antep hattında örgütlenen bir yapı. Bu neden açığa çıkarılmıyor” diye konuştu.

‘Yüzlerce avukat ile adliyede olacağız’

Katliamın en başından itibaren avukatlar olarak dava dosyasına bulabildikleri tüm delilleri işlediklerini belirten Akdemir, ısrarları sonucu çıkan Müfettiş Raporu’nun önemli olduğunu bu raporla aslında kamu görevlilerinin ihmallerinin açık olduğu ve bu yüzden ellerinin güçlendiğini söyledi. 7 Kasım’daki dava dosyası için benzer katliamlar yaşayan Fransa’nın avukatlarına davaya katılım çağrısı yaptıklarını dile getiren Akdemir, yüzlerce avukat ve binlerce kişi ile adliyede olunacağı bilgisini verdi.

‘Katliam yılında ne hissediyorsak bugün de öyle hissediyoruz’

Katliamda yaşamını yitiren Dicle Deli’nin babası Faik Deli ise, “Geçen yılın 10 Ekim’inde nasıl barış istediysek hala aynı duygular içerisindeyiz. Ne TOMA’ları ne silahları ne de KHK’leri bizi bu davamızdan vazgeçiremez. Barış diyorsak öyle ‘aman bizi vurmayın’ demiyoruz. Biz onurlu bir barış diyoruz” diye belirtti. Deli, 12 Eylül’de de faşizmin yaşadığını fakat mücadele ederek atlattığını belirterek, “Şimdi de gelen faşizmi mücadele ile püskürteceğiz” dedi.

Deli, yaralı olan arkadaşlarına sözleri olduklarını da belirterek, dernek olarak mücadele ettiklerini fakat salt dernek ile de mücadelenin kısır kalacağını söyledi. 10 Ekim’de miting düzenleyen güçlerin tüm güçleriyle yine yarın ki anmaya destek vermesi gerektiğini ifade eden Deli, herkesi yarın ki anma törenine çağırdı.

Panelde son olarak konuşan yaralı Cihan Andiç’in babası Ahmet Andiç, Kürtçe’de “Berxwedan Jiyan e” sözünün anlamından bahsederek, direnmekten başka çarelerinin olmadığı mesajını verdi. Andiç yaralı oğlu Cihan’a verilen manevi destekle yakın zamanda daha güçlü olarak sağlığına kavuşacağını söyledi.

Konuşmacıların ardından panele kısa bir ara verilirken, etkinlik forum şeklinde devam etti. Forum, yarınki anma etkinliği programı ile bundan sonraki süreçlerde ne yapılacağı üzerine tartışmalarla devam etti.

(ekip/za/hd/pu)

Kapatılan İMC TV programcısı: Hepimiz birer Metin Göktepe olabilirdik

OHAL’de kapatılan İMC TV’de “Gündem Müzakere” programını sunan Ayşegül Doğan, habercilik yapmak için şahane ışıklara, dekorlara ihtiyaç duymayan bir televizyoncu. Aynı zamanda Türkiye’deki barış için en ağır bedelleri ödeyen Orhan Doğan’ın kızı. Orhan Doğan barışı göremeden dünyaya veda etti. Ama Meclis’ten polis otosuyla alınırkenki fotoğrafı hafızalarda kazılı. Böyle bir aileden gelen Ayşegül Doğan da 2011’den, yani kurulduğundan beri İMC’deydi. Bütün ekiple birlikte, ağlaya ağlaya ekranlara veda ettiler. Şimdilik… “Sanıyorum hep birlikte şu duyguyu hissettik: Emeklerimizle oluşturulmuş, sermayeye dayanmayan, patronsuz, kendi öz gücüyle ortaya çıkan ve büyütmek için çok emek sarf ettiğimiz, gözümüz gibi koruyup kolladığımız, pamuklara sarıp sarmaladığımız canımızdan bir şeyimizi kaybettik” diyor. Doğan ile İMC TV’nin son yayınlarını konuştuk.

-İMC TV son ana kadar yayınını sürdürdü. O anlarda neler hissettiniz?

sancılı, endişeli, kaygılı bir süreçti. Ben öfke duydum açıkçası… Çünkü ne olacağına dair hiçbir fikriniz yok. Kapatılma kararını öğrenmemiz bile mevzu oldu. Uzun süre öğrenemedik. Kendi kurumunuzla ilgili haberin peşine düşüyorsunuz… Neredeyse hiç uyumadık. Hiç durmadan yayın yapmaya çalıştık. Özel yayına geçtik. Motivasyonumuz azalmadı. Bu süreç bir kez daha gösterdi ki, nerede olursa olsun, hangi olanaklarla olursa olsun habercilik istenildiği an yapılabilen bir iş. Çok şahane ışıkların, süper dekorların olmasına gerek yok. Yeter ki bedel ödemeyi, işsiz kalmayı göze alabilin. Hepimiz ağladık. Ağlamayan yoktu. Eski bir Anadolu geleneğidir ya hani, imece usulü bir araya gelmek… Herkes kendinden bir şeyler katarak İMC’yi var etti. Sanıyorum hepimiz, ayrı ayrı ve hep birlikte şu duyguyu hissettik: Bizim emeklerimizle oluşturulmuş, hiçbir patrona, sermayeye dayanmayan, kendi öz gücüyle ortaya çıkan ve büyütmek için çok emek sarf ettiğimiz, gözümüz gibi koruyup kolladığımız, pamuklara sarıp sarmaladığımız canımızdan bir şeyimizi kaybettik.

-İMC TV’yi anlatır mısınız? Kapatılma kararı bekliyor muydunuz?

İMC TV, Türkiye televizyonculuğu tarihinde bence bir ilkti. Yayın ilkeleri açısından BBC’yi esas alıyordu. Ağır çatışmaların olduğu 2011 yılında kuruldu. Çatışmalara rağmen barış gazeteciliğini esas aldı. Biz hakiki bir gazetecilik yapmaya çalışıyorduk. Geçen yıl, hiçbir mahkeme kararı olmaksızın TÜRKSAT’tan kaldırıldık. Karartma da bekliyorduk. Neden mi? Kötü habercilik, yanlı habercilik, herhangi bir siyasi partiye veya siyasal organizasyona dayanan bir habercilik yaptığımız için mi? Hayır. Tam tersini yaptığımız için kapatılma endişesi yaşıyorduk.

-Halkın haber alma hakkının engellenmesi bir yana işsiz gazeteciler ordusu da giderek büyüyor. Bu konuda neler söylersiniz?

İşsiz katılmak, Türkiye’de, geldiğimiz noktayı düşündüğümüzde gurur duyulası bir hal aldı. Türkiye’de işsiz bir gazeteciyseniz demek ki işinizi layıkıyla yapmaya çalışan bir gazetecisiniz. Türkiye’de işsiz gazeteci olgusu, düne uzanıyor. Sansür, karartma daha da ileri giden uygulamalar hep vardı. Son yıllarda artarak, biraz da boyut değiştirerek devam ediyor. Hepimiz birer Kadri Bağdu ya da Metin Göktepe olabilirdik. İnsanın zoruna giden şey, işsiz kalmak değil. Gazetecilerin yalnızca kendi mesleklerini yapabilmek için ödedikleri bedeller, yaşadıkları baskılar esas mesele. Ayrıca henüz işsiz kaldığımı kabullenebilmiş değilim. İMC TV’nin mühürlenmesi, İMC’nin kapandığı anlamına gelmiyor benim için.

-Milletvekiliyken tutuklanan bir babanın, Orhan Doğan’ın kızı olarak, HDP milletvekillerine yönelik tehditleri nasıl yorumluyorsunuz?

HDP milletvekilleri tutuklanırsa, şimdi yalnızca ana akım medyada iktidar partisinin istediği kadar görülebilir. Kanalların kapatılması neyin hazırlığı? Babamın zamanından bugüne değişen bir şeyler de var. Daha güçlü bir Kürt toplumu, daha örgütlü bir Türkiye toplumundan bahsediyoruz. Önceden, Cizre’de, Diyarbakır’da ne yaşandığını Edirne’de, İstanbul’da, Yozgat’ta, Konya’da anlatmak daha zordu. Babam 2 Mart 1994’te gözaltına alındı. Birileri ensesine bastırıyor, yaka paça götürülüyordu. Şimdi, o fotoğraf Orhan Doğan’ın gözaltına alınmasından çok daha fazla şeyler söylüyor. O fotoğraf, yüzlerce köyün boşaltılması, yüzlerce insanın sürgüne gitmesi demek. Bir o kadarının hapsedilmesi demek. Bir o kadarının toprağın altında olması demek. Öfkenin artması demek. Bir arada yaşam duygusunun zayıflaması demek. Kürtler ve diğer halklar o fotoğraftan sonra kendilerini parlamentoda ne zaman gördüler? 2 Mart 1994 ve Temmuz 2007. 13 sene geçmiş. Milletvekillerinin bir kez daha tutuklandığı sahnelerin yaşanmamasını ümit ediyorum. O dönem sonuçları ağır olmuştu, bugün de ağır olur.

-Babanız barış isteyen bir isimdi. Barışı haykıran insanların azaldığını düşünüyor musunuz?

Bölgede şimdi çok büyük bir öfke var. En büyük yıkımı yaşayan bir yer de benim memleketim Cizre. Beraber gidip insanlara soralım. Ne istiyorsunuz? İnsanlar, ‘Adalet duygusu korunmuş, kalıcı bir barış istiyoruz’ diyecek. Ne yazık ki, Türkiye’de ‘ah şimdi olsaydı’ dediğimiz insanları kaybediyoruz. Onları koruyamamak, yaşamalarının halklar açısından ne kadar kıymetli olduğunu fark edememek ve bu gerçekle onları kaybettikten sonra yüzleşmek çok zor. Tahir Elçi böyle bir örnek değil mi? Babamı da çok özlüyorum. ‘Keşke olsaydı’ dediğim çok anlar oldu. Bize veda edeli on yıl olmak üzere…

10 Ekim’de yayındaki tek kanaldık

10 Ekim’in yıldönümü… Patlama sırasındaki yayınınız da etkileyiciydi… Muhabirlerimiz tüm Türkiye’de canları pahasına sahadaydılar. 10 Ekim katliam anında yayında olan tek televizyon kanalıydık. Ankara’daki muhabir ve kameramanlarımız ölümden döndüler. Canlı yayın sırasında patlama oldu. Muhabir arkadaşımız şoka girmişti. Rejideki arkadaşlar, ‘Haberi vermek zorundasın, şu an bu haberi senden başka verebilecek kimse yok’ diyerek, yayını sürdürdü. Karartılmasaydık, elbette, katliamın yıldönümünde de canlı bağlantılarla özel yayın yapacaktık

CHP’li İnce: Kavga hikayeden, Fethullah Gülen iade edilsin istemiyorlar

 

CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, kanser tedavisi gördüğü Kozyatağı Acıbadem Hastanesi’nde dün hayatını kaybeden CHP İlçe Başkanı Sertan Ocakçı’nın ablası 47 yaşındaki Nurdan Ocakçı Türkant’ın cenaze namazına katılmak üzere Zonguldak’ın Ereğli İlçesi’ne geldi. Partililerle çay bahçesinde sohbet ettikten sonra gazetecilerin sorularını cevaplayan İnce, Hakkari’nin Şemdinli İlçesi’nde Durak Jandarma Karakolu önündeki kontrol noktasındaki bombalı terör saldırısını kınadı. 2002’de verilen şehit sayısının bugün bir günde verildiğini belirten İnce, şöyle dedi:

“2002’de bir yılda verdiğimiz şehit sayısını artık bir günde veriyoruz. Bugün de 10 askerimiz şehit oldu. Oslo’da, İmralı’da pazarlık yapanlar, operasyon emri vermeyen valilerin hiçbirisi ortada yok. Oslo’da CHP’yi şikayet edenler, ortalıkta yok. Yine ‘Kanı yerde kalmayacak’ nutukları yine ‘Hesap soracağız’ nutukları var.”

FETÖ’ NÜN AVUKATINI KOMİSYON BAŞKANI YAPTILAR

Mecliste kurulan ‘Fettullahçı Terör Örgütü’nü Araştırma Komisyonu Başkanlığı’na getirilen Reşat Peltek’in bir zamanlar “FETÖ”nün avukatlığını yaptığını ileri süren İnce, şöyle devam etti:

“15 Temmuz’dan bu yana toplumu derinden ilgilendiren bir konu var. Bir darbe girişimi. 1957’den 2016’ya kadar bu topraklarda 10 kez askeri müdahale oldu. Kimi muhtıra idi, kimi darbe idi. Fakat onuncusu bu farklı. Bu bir terör örgütünün eylemi. Şimdi bakın, mecliste bir komisyon kuruldu. Darbeleri araştıracakmış bu komisyon. Başkanı kim? Başkanı FETÖ’nün avukatı. Geçmiş sözlerine bakarsanız, bu konuda FETÖ’nün siyasi uzantıları bugün FETÖ’yü araştıracakmış. Yani bu örgütü çözmeye çalışıyorlar. Hiç başka yerde aramasınlar. Bir meclis tutanaklarına baksınlar. Geçmişte FETÖ’yü kim övmüş? Bir, meclis tutanaklarına, iki, televizyon programlarına baksınlar. Üç, gazetelerde yazılanlara baksınlar. Komisyon başkanı yaptıkları kişinin geçmişte söylediklerine baksınlar. Bence bu neye benziyor biliyor musunuz? Tilkiyi kümese bekçi yapmışlar. Tilki tavuktan çok anlar. Onun için kümese bekçi yapmışlar.”

KAVGA HİKAYEDEN, FETTULLAH GÜLEN’İ İADE EDİLSİN İSTEMİYORLAR

AKP’nin Fettullah Gülen’in iade edilmesini gerçekte istemediğini iddia eden Muharrem İnce, şöyle devam etti:

“Türkiye’de ki bu kavga FETÖ-AKP kavgası hikayeden bir kavgadır. Bunlar aynı bedende beslenen iki canlıydı. Bunlar aynı bedende 14 sene birlikte yaşadılar, birlikte beslendiler. İkisinin de ortak tarafları var. Bunların kavgası kayıkçı kavgasıdır. Beraber büyüdüler, aynı bedende beslendiler. İki kardeş kavga yapıyor. Zararı komşular çekiyor. Şimdi numaradan Fettullah Gülen’i Amerika’dan getirmek istiyormuş gibi yapıyorlar. Şundan emin olun ki AKP asla Fettullah Gülen’in iadesini istemiyor. Çünkü Fettullah Gülen iade olursa konuşacak. Eski ortaklıklarını anlatacak. Nasıl onlar için kanun çıkarıldığını, nasıl onlar için anayasa değişikliği yapıldığını, nasıl FETÖ için yönetmelik değişikliği yapıldığını, FETÖ’ye nasıl arsalar bağışladıklarını, binalar bağışladıklarını, 17 üniversiteyi nasıl kurduklarını, hepsini anlatacak. İade edilsin istemiyorlar. Numaradan bunu konuşuyorlar.”

Nurdan Ocakçı Türkant’ın Bozhane Camii’ndeki cenaze namazına, CHP İstanbul Milletvekili, TBMM Başkanvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, CHP Yalova Milletvekili Muharrem İnce, CHP Zonguldak Milletvekilleri Şerafettin Turpçu ve Ünal Demirtaş, Zonguldak Belediye Başkanı CHP’li Muharrem Akdemir, Ereğli Belediye Başkanı AK Partili Hüseyin Uysal, ailesi ve kalabalık vatandaş topluluğu katıldı. Türkant’ın cenazesi ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Kestaneci Mahallesi’nde toprağa verildi.

TV kapatmaya tepki: Alevilere yine 12 Eylül yaşatılıyor

Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Garip Dede Dergahı’nın da aralarında bulunduğu Alevi dernekleri, cemevi dedeleri ve çok sayıda yurttaş, Galatasaray’da bir araya gelerek, TV 10’un kapatılmasını protesto etti.

‘Şu an 12 Eylül’ü yaşıyoruz’

TV 10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, bütün darbelerde Alevilerin zarar gördüğünün altını çizerek, “15 Temmuz darbe girişiminde Alevilerin darbeye karşı tutum aldı. Darbe süreçlerinde Alevilerin bıyıkları kesilip yedirildi. Cemevlerimiz basıldı. Darbenin acılarını en çok biz yaşadık. Demokrasiyi korumak istediğini söyleyen iktidar darbe yapıyor. Bizler şu an12 Eylül’de yaşadıklarımızı yaşıyoruz. Alevilerin birkaç televizyonu dışında neyi var? Bu ülkede barış ve demokrasi olacaksa TV 10 yayın hayatına devam etmelidir” dedi. TV 10 yapımcısı Hüseyin Kelleci ise “Matem günü matemimizi zehirlediler. Oruca başladığımız gün sesimiz kısıldı” diye konuştu. Altı yıldır ekranlarda olduklarını belirterek, “Bizler sevgiden, hoşgöründen, insan haklarından bahsederken ekranımız birden karardı. Suçumuz düzgün haber yapmak mıydı?” dedi

Ankara Katliamı’nın kurbanları İstanbul’da anıldı: Unutmadık, affetmeyeceğiz

Ankara Gar’ında geçen yıl yaşanan patlamada yaşamını yitirenler Kadıköy’de anıldı. yaşamını yitirenlerin anısına gökyüzüne siyah balonlar bırakıldı. Kadıköy Beşiktaş İskelesi’nin karşısında bir araya gelen binlerce yurttaş, 10 Ekim 2015’te Ankara’da yaşanan canlı bomba saldırısında yaşamını yitirenleri andı. Anmaya HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım ve CHP Parti Meclisi Üyesi Kadir Gökmen Öğüt de katıldı. Yaşamını yitirenlerin isimlerinin okunmasıyla başlayan eylemde, “1 yıl oldu. Unutmadık, affetmeyeceğiz” yazılı pankart açıldı, Türkçe ve Kürtçe sloganlar atıldı.

HDP MİLLETVEKİLİ YILDIRIM: 10 EKİM’DE BİR SÜREÇ KAPATILMAK İSTENDİ

Eylemde konuşan HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım, “10 Ekim 2015 tarihini Türkiye demokrasi güçleri ve barışseverler açısından bir milat olarak kabul ediyoruz. Bu sebeple yarın birinci yılını dolduracak olan bu kirli katliamda aslında Türkiye’de halkların kardeşliği, eşitliği, büyük bir Türkiye barışı ve 30 yıldır süren bir savaşın sonlandırılmasının kapısının aralanması ile yaşanan bir süreç kapatılmak istendi” dedi.

İstanbul’da binlerce yurttaş Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT: ONLARI UNUTURSAK KALBİMİZ KURUSUN

CHP Parti Meclisi Üyesi Kadir Gökmen Öğüt ise, “Sesimizi kısmaya çalışıyorlar. Radyolarımızı, televizyonlarımızı, gazetelerimizi kapatıyorlar. Ama yine susmayacağız. Ama yine direneceğiz. Katliamlarda hayatını kaybeden tüm dostlarımızın anılarını yaşatacağız. Onların ideallerini yaşatmak için savaşacağız. Onları unutursak kalbimiz kurusun” diye konuştu. Açıklamaların ardından patlamada hayatını kaybedenlerin anısına gökyüzüne siyah balonlar bırakıldı.

POLİS GÖZALTINA ALMAYA ÇALIŞTI

Etkiliğin bitmesinin ardından ara sokaklarda polis eylemcilere müdahale etti. Bazı yurttaşları gözaltına almaya çalıştı.

 

Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler Ankara’da gözyaşlarıyla anıldı: Gar’ın önüne gideceğiz!

Ankara Garı önündeki canlı bomba saldırısının üzerinden geçen bir senede yaralar sarılamazken, patlamada yitirilenler aileleri, sevenleri ve saldırıda yararlanan arkadaşları tarafından gömütleri başında anıldı. Çok sayıda siyasi parti, sivil toplum örgütü ve derneğin katıtıldığı Karşıyaka Mezarlığı’nda düzenlenen tören, yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşu ile başladı. Saldırıda çocuklarını, eşlerini kaybedenlerin aileleri ve saldırıda yaralananlar üzerinde yitirilenlerin fotoğrafları olan tişörtlerle en ön sırada, kol kola anmaya katıldı. Anma programı kapsamında, 10 Ekim’de yaşamını yitiren Korkmaz Tedik, İdil Güneyi, Sevgi Öztekin, Uygar Coşgun, Ali Kitapçı gömütlerine karanfiller bırakılarak, türküler, gözyaşları ve ailelerinin ağıtları ile anıldı.

10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı İhsan Seyhan, Ankara Valiliği’nin Gar önündeki anmayı yasaklama kararını sert bir dille eleştirerek, “Barış bayrağı yerden kalkacak. Biz canlarını kaybetmiş aileler, yasaklarınıza, zorbalıklarınıza rağmen Gar önünde anmamızı yapacağız. Madem ki yasaklama kudretiniz var o zaman katliamları engelleyin” dedi. Yaşamını yitirenlere geride kalanların barış sözü olduğunu vurgulayan Seyhan, “Bize sahip çıkmayan devlet şunu bilsin ki, barış bayrağı için mücadele etmeye devam edeceğiz. Kaybettiğimiz canlara sözümüz barıştır” ifadelerini kullandı. DİSK Ankara Bölge temsilcisi Tayfun Görgün de “Gerici savaş çetelerinden koruyamadığımız 100 cana sözümüz; 10 Ekim’i unuttumamak için katliamı yapanlardan hesap sormak için barış, emek ve demokrasi mücadelemize devam edeceğiz” diye konuştu.

 

‘Anne sensiz barış olmaz’

Katliamda yaşamını yitiren Korkmaz Tedik’in annesi Zöhre Tedik, yitirilen barışseverlerin aileleri adına yaptığı konuşmada “Bugün Korkmaz burada olsaydı şimdi barış türküleri söyleyecektik. Ülkeyi yönetenler kana doymuyor ama biz bu katillerle mücadele edeceğiz, hesap soracağız” dedi. Gar önünde yapılacak anmanın hiç bir kuvvet tarafından engellenemeyeceğini belirtren Tedik “Egemenler tanklarıyla, gelsin biz orada olacağız. Bugün burada durduğumuz gibi yarın tren garında, 7 Kasım’da da davada olacağız. Biz ne zaman yıldık ki şimdi yılalım” ifadeleriyle Valiliğin kararına tepki gösterdi. Gözyaşlarıyla konuşmasına devam eden Tedik, oğlunun 10 Ekim mitingi öncesinde kendisine barış için birlikte mücadele etmeleri gerektiği sözlerini hatırlatarak şöyle konuştu:

“Korkmaz, ‘Anne sensiz barış olmaz’ demişti. Bütün analar, yüreği yananlar; asker polis anneleri, dağdaki gerillanın annesi yan yana gelebilir. Bugün analar bir araya gelerek bu katliamlara son verebiliriz.”

Ali Kitapçı’nın oğlu, babası için yazdı: ‘Salma hüzün denizine kendini’ ‘Katillerin sayfası kapanacak’

Katliamda yaşamını yitiren Ali Kitapçı’nın eşi Emel Kitapçı, saldırının üzerinden bir yıl geçse de acıların ilk günkü gibi taze olduğunu söyledi ve “Babası katledilen bir çocuğun katliamın ardından yazdığı satırları paylaşmak istiyorum” diyerek oğlunun Ali Kitapçı anısına yazdığı şu satırları okudu:

“Yap anılarından bir köprü. Açıl geleceğe asla pes etme. Anlarsın orada bekler seni sevdiklerin. Hiçbir zaman gitmez kalbinden öfke ve hüzün. Ama kapatmalısın yarığı. Kalbinde neler gizli bilmiyorsun. Öfke kötü bir güçtür. Babam için bunu yapmak en önemlisi. Asla salma hüzün denizine kendini. Kendini kaybettiğinde o güzel melek sana yardım eder. Sinir insanı güçlendirmez, aksine zayıflatır. Ama sayfalar her zaman kapanır.”

Oğlunun satırları ardından Kitapçı, “Ben de diyorum ki, bu katillerin bu alçakların yarattığı sayfa elbet kapanacak. Zalimlerin zulmü son bulacak. Biz barış, kardeşlik, özgürlük türküleri söylemeye, halaylarını çekmeye devam edeceğiz. Bir yıl oldu aramızdan alınalı ama ışığınız aramızdan hiç eksilmedi. Onlar mı, eksiliyorlar her geçen gün. Kimi darbeci oldu bugünlerde, kimisi darbe savar. Katliamlarını da büyüttüler bu bir yılda. Daha nicelerini öldürdüler sizden sonra. Ama yine de biz binlerle buradayız. Tarih sizleri onurla yazarken, o katilleri, IŞİD’i, IŞİD’le işbirliği yapanları kara bir leke olarak sürecek hatırlarına. Bizler onurla taşırken sizlerin isimlerini, onlar en yakınlarının isminden kurtulmaya telaşına düşecekler” dedi.

 

10 Ekim mücadele günüdür

10 Ekim Ankara katliamında yaşamını yitiren Korkmaz Tedik’in gömütü başında konuşan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, “Bu katliamdan sonra İstanbul, Gaziantep, Ankara’da başka patlamalar oldu. Böylece siyasi iktidarın içeride ve dışarıda ısrarla sürdürdüğü savaş politikaları çok sayıda cana maloldu. Bombalamalarla geçen bir yılın bilançosunda bir darbe girişimi ve bu darbe girişiminin bastırılmasından sonra yüzbine yakın kamu emekçisinin işten atıldığı, çok sayıda insanın gözaltına alındığı, üniversitelerin kuşatıldığı, televizyon-gazete-radyoların kapatıldığı, emeğin kazanılmış haklarının son kırıntılarının tasfiyesinin de gündeme alındığı bir karşı darbenin tesisi de bulunuyor” dedi. Gürkan konuşmasında, “Bu bakımdan bir yıl sonra 10 Ekim, sadece katliamda yitirdiklerimizi andığımız bir gün değildir. 10 Ekim’e yol açan siyasal ortam devam ettiği sürece de 10 Ekim, sorumlularıyla hesaplaştığımız bir mücadele günü olacaktır. 10 Ekim anmasının yasaklanması hiçbir biçimde kabul edilemez. Bu yasağı bu kadar kolaylıkla koyabileceğini zannedenler yanılıyorlar” ifadelerini kullandı.

Sibel Oral: Yazarlık tavır gerektirir

– Roboskî için yazdığın ‘Toprağın Öptüğü Çocuklar’ önemliydi. Orada yaşananlara duyarlı bir gazetecisin. Roboskî tek başına çok önemli ve özel bir acıydı. Sonra art arda gelen bir dizi katliamın ortasında kaldık. Burada bir çıkış yolu var mı sence?

Roboskî Katliamı olduğunda ben gazeteciliğimin yanı sıra ‘Zayi’yi yazan kendimi de sorguladım aslında. Zayi olan bir kuşağın mensubuyum. İşte 90’larda ülkenin güneydoğusundaki herkesin terörist olduğu öğretilen bir kuşağın mensubu. Elbette Roboskî’den önce de biliyordum olan biteni ama orada çocuklarını kaybeden ailelerle yaşamak önemliydi benim için. Ve evet, sonra bir dizi katliam. Tahir Elçi’den Ankara’ya, Suruç’a… Çıkış yolu var mı? Benim bilgisayarımın masaüstünde “Öldürülen Çocuklar” adlı bir word belgesi var. Sayfalarca. Ne yapacağım ben o dosyayı, nasıl bir bilinçle isimleri kaydetmeye başladım? Bilmiyorum. Yineleyeceğim ama ‘Zayi’de çıkmaz sokak metaforu ülkeyi temsil ediyordu; çıkılmıyordu.

‘Türkiyeli yazar’ olmak

– Bu ülkede yaşayan yazarlar için acılar ve sorunlarla dolu bir dünya var önümüzde. Ama yeterince yazılmadığı ya da yazılamadığı da söyleniyor. Sen edebiyat dünyamızı yakından izliyorsun, bu konuda neler düşünüyorsun?

Yazılmıyor ve bu beni korkunç derecede rahatsız ediyor, öfkem artıyor. Ama bir yandan da yazılacak, yazılır diye beklemek istiyorum. Zamanla, su akıp yolunu bulacak diye bekliyorum. Yazacağından emin olduklarım da yok değil. Beni rahatsız eden tüm bu olanları Gezi Direnişi ve sonrasında bugün çok eleştirilen dergilerle birlikte, sosyal medyanın da etkisiyle ortaya çıkan dil ve duruş. “Bla… bla… nokta” ya da “Bla… bla… net!” Ne diyorsunuz? Türkçe, edebiyat, dil, cümle yapısı… n’apıyorsunuz? Miting ve yürüyüşlerde poz vermekten, dergi ve köşelerde afili cümlelerin sonuna “net” ya da “nokta” koymaktan başka bir şey yapacak yazarlarımız vardır umarım. Ya da memleket ceset kokuyorken kitabının üçüncü baskısını cümle âleme duyuran ve tüm okurlarına teşekkür eden sevgili yazarlarımız. Yazarlık, tavır da gerektirir çünkü.

– Bana öyle geliyor ki, yaşananların romanların ve öykülerin kurmaca dünyası içinde konu edilememesinin nedeni, yazacak olanların onları iyi tanımaması ve ne yazılacağının üstüne yeterince düşünmemesi. İyi tanımayınca, nasıl yazılacağının içinden de çıkılamıyor belki…

10 Ekim Ankara Katliamı sonrasında biz Bağımsız Gazetecilik Platformu olarak gazeteci ve edebiyatçılara çağrı yaptık; gelin bu 101 kişiyi sayı olmaktan çıkaralım, hepsinin bir hayatı ve geride bıraktıkları var, sahip çıkalım dedik, ismini de ‘Barış Portreleri’ koyduk. Türkiye’nin dört bir yanında hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyeye gittik, onların hayat hikâyelerini dinledik. Şimdi onlar peyderpey yazılıyor. Edebiyat dünyasından katılanlar oldu, katılmak istemeyenler oldu, görmezden gelenler oldu. Bu normal. Ama hadi Ankara’yı görmedin, Suruç’u da görmedin, Cizre’yi de, Taybet Ana’yı da, Kör Recep’i de, linç edilenleri de… Ne görüyorsun peki? Bizim göremediğimiz neyi görüyorsun da bu kadar huzurlusun? Kızacaklar olacaktır belki ama olan biteni görmeyen, dolayısıyla tanımayan çok edebiyatçı var. Çok ciddi bir şey olmuştu yine ülkede ve ben o gece Twitter’da kitabının bilmem neceye çevrilişini kutlayan fotoğrafı paylaşan yazarı gördüm. Bu kabul edilemez, ben etmem. Çünkü o yazar Türkiyeli yazar diye bilmem nerde okumaya gidiyor. Madem edebiyatı çok ciddiye alıyorsunuz ve “edebiyatçı”sınız, o zaman bir durup düşünün.

UNICEF: Kızlar çocukluklarını yaşayamadan büyüyor

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF’e göre 5 ila14 yaş aralığındaki kız çocukları aynı yaştaki erkek çocuklarına oranla dünya genelinde günde toplam 160 milyon saat daha fazla ev işi yapıyor. UNICEF’in 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü vesilesiyle New York’ta açıkladığı rapora göre bu, yüzde 40 oranında daha geniş bir zaman dilimine denk geliyor.

Raporda geçen ev işlerinin ise ücretsiz olarak görülen su ve odun temini gibi işler olduğu vurgulandı. Bu nedenle de kız çocuklarının yapmak zorunda bırakıldıkları işlerin görünürlüğü daha az ve yine daha az değer görüyor.

Sıkça karşılaşılan bir durum da yetişkinlerin yerine getirmesi gereken görevlerin de kız çocuklarına yüklenmesi.

Kız çocuklarının ev işlerine harcadıkları bu uzun saatler oyun oynayabilecekleri, arkadaşlarıyla vakit geçirebilecekleri, ders çalışabilecekleri, kısaca çocukluklarını yaşayabilecekleri zamandan çalmış oluyor. Raporda ayrıca bazı ülkelerde su ve odun temini görevlerinin kızların cinsel şiddete maruz kalmalarına da ortam hazırladığı vurgulandı.

Nesiller boyu süregelen eşitsizlik

UNICEF’ten Anju Malhotra, ‘‘Ücretsiz ev işi vasıtasıyla küçük yaşlarda kız çocuklarının omuzlarına bindirilen yük ergenliğe ulaştıklarında katlanarak artıyor‘‘ diyor. Malhotra’ya göre bunun sonucunda kız çocukları çocukluklarından mahrum bırakılarak büyüyorlar.

Ayrıca henüz çocuklar arasında başlayan bu adaletsiz görev dağılımı kadınların ve kız çocuklarının daha fazla iş yüklenilmesi gibi cinsiyete dayalı klişeleri de besleyerek bu klişelerin nesiller arasında aktarımını kolaylaştırıyor.

©Deutsche Welle Türkçe

KNA / SÖ, GA

 

Türkiye ile AB arasında Aghet krizi

Bild am Sonntag gazetesine demeç veren AB Komisyonu’ndan bir sözcü, “Türkiye tek taraflı olarak Yaratıcı Avrupa Programı’ndan ayrılma kararı aldı” dedi. Haberde Türkiye’nin programdan ayrılma nedeninin, ‘Ermeni Soykırımı’nın 100. yıldönümü’ nedeniyle hazırlanan Aghet- (Ağıt-Büyük Felaket) adlı konser projesi olduğu ileri sürüldü. Yaratıcı Avrupa Programı Aghet konser projesine fon ayırmıştı.

Alman medyasında geçen nisan ayında yer alan haberlerde Türkiye’nin Dresden Senfoni Orkestrası’nın düzenleyeceği Aghet konser projesine tepki gösterdiği ve projeyi engellemek için baskı yaptığı iddiaları yer almıştı. Dresden Senfoni Orkestrası’nın kurucusu ve başkanı Markus Rindt yaptığı açıklamada, Türkiye’nin AB Büyükelçisi’nin uluslararası projelere verilen desteğin kesilmesini talep ettiğini söylemiş ve bu girişimin “ifade özgürlüğüne bir saldırı” olduğunu belirtmişti.

Dresdner Neuste Nachrichten gazetesi, projeden sorumlu AB Komisyonu Eğitim, Görsel-İşitsel ve Kültür Yürütme Ajansı’nın buna rağmen projenin arkasında olduğunu bildirmişti. Rindt ise ajansın Türkiye’den gelen baskıdan sonra, etkinliğe ilişkin bilgileri internet sayfasından kaldırdığını söyleyerek, “Bu durumu hoş karşılamıyoruz” diye konuşmuştu. Avrupa Parlamentosu’ndaki bir grup milletvekili de bu gelişmeyi protesto etmişti.

Dresden Senfoni Orkestrası’nın seslendirdiği  Aghet, Türk, Ermeni ve Alman üç sanatçının imzasını taşıyor: Besteci Zeynep Gedizlioğlu, Vache Sharafyan ve Helmut Oehring’in.

Türkiye’nin 2014 yılında imzaladığı Yaratıcı Avrupa Programı, Avrupa’daki kültür-sanat çalışmaları için sanatçılara bir milyar 460 milyon Euro mali destek sunuyor.

© Deutsche Welle Türkçe

 

dpa, HT/JD

 

 

 

FARC lideri: Nobel‘e değil barışa ihtiyacımız var

Önerdiğimiz linkler Kolombiya’da barış pazarlıkları sürüyor Nobel Barış Ödülü Santos’a gitti

Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, Nobel Barış Ödülü’nün sahibi oldu. Santos, ödülü Kolombiya halkı adına aldığını açıkladı. (07.10.2016)

Solcu FARC gerilla örgütünün Timoşenko kod adlı lideri Rodrigo Londono, Devlet Başkanı Juan Manuel Santos’a Nobel Ödülü verilmesinden dolayı kendisini kutladı, ancak farklı bir tepki gösterdiği bir tweet attı. Londono mesajında, “Elde etmek istediğimiz tek ödül sosyal adalete dayanan, militarist olmayan, misillemesi ve yalanları olmayan bir barıştır” ifadelerini kullandı.  

Devlet Başkanı Santos ile FARC örgütü arasında 52 yıl süren savaşı sonlandırmak üzere başlatılan diyaloğun diğer tarafında olan FARC lideri Londono’ya ise ödül verilmedi. Öte yandan gerilla liderine ödül verilmesinin güçlüğüne dikkat çekiliyor. Zira Londono cinayet, insan kaçırma ve isyan gibi suçlardan gıyabında yaklaşık 200 yıla mahkum edilmişti.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon Nobel Komitesi’nin kararını bir ümit ışığı olarak gördüğünü söyledi ve bu Latin Amerika ülkesindeki barış sürecinin tüm dünyaya esin kaynağı olacağını vurguladı. BM Mülteciler Yüksek Komiseri Flippo Grandi de Nobel ile Devlet Başkanı Santos’un cesaretinin ödüllendirilmiş olduğunun altını çizdi.  

©Deutsche Welle Türkçe

Reuters/dpa/afp/epd/ÇA/GA