Ana Sayfa Blog Sayfa 6249

Rusya ABD ile plütonyum anlaşmasını askıya aldı

Kremlin, ABD ile zenginleştirilmiş plütonyumun imha edilmesine ilişkin anlaşmanın askıya alınmasına gerekçe olarak, ABD yönetiminin ‘dostane olmayan tutumunu’ gösterdi.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, ABD’nin anlaşmanın koşullarını yerine getirmediğini ve Rusya’nın uzun dönemde bu koşulları tek başına karşılayamayacağını ifade etti. 2000 yılında imzalanan anlaşma 2010 yılında yürürlüğe girmişti.

Anlaşmanın askıya alınmasına ilişkin kararda, “ABD’nin Rusya’ya karşı dostane olmayan hamlelerle stratejik istikrarı tehdit eden bir ortam oluşturduğuna” dikkat çekildi. Rusya parlamentosunun onayına sunulan karar, anlaşmaya geri dönülmesinin koşulu olarak 2000 yılından sonra NATO üyesi olan ülkelerdeki askeri birliklerin geri çekilmesini ve Moskova’ya uygulanan yaptırımların kaldırılmasını, ayrıca yaptırımlardan doğan maliyetin karşılanmasını öngörüyor.

Anlaşma Rusya ve ABD’yi 34 ton dolayındaki zenginleştirilmiş plütonyumun reaktörlerde yakılarak yok edilmesini şart koşuyordu. Dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, söz konusu materyal ile 17 bin adet nükleer başlıklı füze inşa edilebileceğini söylemişti. Plütonyumun imha edilmesinin maliyeti 5 milyar 700 milyon dolar olarak tahmin edilmişti. Ancak bugün bu meblağın çok daha yüksek olabileceğine dikkat çekiliyor.

İki ülke arasındaki ilişkiler özellikle Suriye ve Ukrayna’daki pozisyon farklılıkları nedeniyle gergin bir dönemden geçiyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Afp/Reuters, BÖ/ÇA

Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali başlıyor

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nce düzenlenen ‘6. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’ bu yıl ‘Herkes için Adalet’ üst başlığı ve ‘Yoksulluk’ temasıyla gerçekleşecek.

Sadece Türkiye için değil dünya için önemli olan bu etkinliğin koordinatörlüğünü yapan ünlü psikiyatrist Prof. Dr. Bengi Semerci, RS FM’de yayınlanan ‘Burası Türkiye’ programına konuştu.

Teorik bilgilerle sinemanın toplumun aynası olma özelliğini göstermek amacıyla böyle bir festival düzenlendiğini söyleyen Semerci şöyle devam etti: “Adaletin direkt kendisi ile ilgili konuları tartışıp filmlerle gündeme getiren bir festival.”

Prof. Dr. Semerci, festivalde adalet ile ilişkili önemli konuları ele aldıklarını, seçtikleri filmlerin ilk kez gösterilmiş olması ve insanlarda bir şeyler düşündürüp, tartıştıracak filmler olması gerektiğinin altını çizdi.

Festival kapsamında düzenlenen ve sinemaya damgasını vurmuş film gösterimlerinin yapılacağı ‘İz Bırakanlar’ bölümünde ekonomik buhran sonrası yaşanan olayları izleyiciye çok iyi aktaran ‘Gazap Üzümleri’ ve işsizliği konu alan, Charlie Chaplin’in son sessiz filmi olan ‘Modern Zamanlar’ yer alacak.

Temanın ‘Yoksulluk’ olduğu festivalde 4 tanesi Türk filmi toplam 30 uzun metrajlı film yarışacağını belirten Semerci, yarışmada kısa filmlerinde yer alacağını ve yarışmanın sonunda bu kategorilerde bir kazanan olacağını söyledi.

Gösterimleri Beyoğlu Atlas ve Ortaköy Feriye sinemalarında gerçekleşecek olan festivalin biletlerini biletix ve sinema salonları gişelerinden alınabileceğini söyleyen Semerci, “Bilet fiyatları gayet uygun çünkü; bazen konuşmak yetmiyor. Görmek, tartışmalara katılmak ve izlemek gerekiyor, ne anlattığımızı saptayabilmek adına” dedi.

Filmekimi için 8 öneri

Toni Erdmann
Yön: Maren Ade

Cannes Film Festivali ana yarışmasından eli boş dönse de, Screen dergisindeki yarışma filmlerinin yıldız tablosunda rekor bir puan elde ederek ‘Toni Erdmann’ belki de festivalin en çok konuşulan ve merak edilen filmi olmuştu. Maren Ade’nin üçüncü uzun metrajı ‘Toni Erdmann’, biletleri ilk tükenecek filmlerden.

Olli Maki’nin en mutlu günü (Hymyileva mies)
Yön: Juho Kuosmanen

Festival programındaki gerçek hazineyi keşfetmek istiyorsanız ilk tercihiniz bu filme bilet almak olsun. Finlandiya tarihinin en önemli müsabakasına çıkmak üzere olan ve bununla pek ilgilenmeyen bir boksörün gerçek hikayesini anlatan film, benzersiz bir melankoliye sahip. Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde En İyi Film ödülünü kazanan film, geçtiğimiz hafta Finlandiya’nın Oscar adayı olarak seçildi.

O (Elle)
Yön: Paul Verhoeven

Cannes jürisinden şaşırtıcı bir şekilde eli boş dönen film, pek çoklarına göre yarışmanın en iyilerindendi. Hollandalı usta yönetmen Paul Verhoeven’in uzun yıllardan sonra tam formuna döndüğü filmin başrolündeki Isabelle Huppert, performansıyla bir kez daha büyülüyor.

Ağ (The net)
Yön: Kim Ki-duk

Son yıllarda yönetmenin üretkenliğine ve değişkenliğine yetişmekte zorlandığımız bir kesin ama Venedik’te çıkan ilk eleştirilerin işaret ettiği tam anlamıyla bir Kim Ki-duk filmi izleyeceğimiz yönünde. Yönetmenin son iki filminden farklı bir raya oturan ‘Ağ’, Kuzey Koreli sıradan bir balıkçının Güney Kore sularına sürüklenmesiyle başına gelenleri anlatıyor.

Herkese karşı (War on everyone)
Yön: John Michael McDonagh

‘The Guard’ ve ‘Calvary’ ile kalbimizde taht kuran yönetmen John Michael McDonagh ‘Herkese Karşı’da temposu dur durak bilmeyen bir komediye imza atıyor. İki yoz polisin maceralarına odaklandığı filmde, McDonagh kendine has mizahı ile bu alt-tür için sıradışı bir örnek yaratıyor.

Paterson
Yön: Jim Jarmusch

Bu sene Cannes’ın en çok beğenilen filmlerinden biri olmasına rağmen ana yarışmadan ödülsüz dönen filmlerden bir başkası daha (Palm Dog’u saymazsak). Başrolünde Adam Driver’ın kariyerinin en iyi performansını sergilediği ‘Paterson’la Jim Jarmusch, çok uzun yıllardır hasret kaldığımız başyapıtlarının yanına nihayet bir başyapıt daha ekliyor. ‘Paterson’ bana göre Filmekimi programının en iyisi.

Öğrenci (Muchenik)
Yön: Kirill Serebrennikov

Günümüz Rusyası’nda geçen film cesur bir köktendincilik eleştirisi. Biçimsel olarak yaratıcı çözümler deneyen yönetmen Kirill Serebrennikov’un dinamik tarzı, filmin izleyiciyi usul usul hararetli bir tartışmanın içine çekmesinde önemli bir rol oynuyor.

Kabakçığın hayatı (Ma vie de courgette)
Yön: Claude Barras

‘Girlhood’, ‘Tomboy’ ve ‘Water Lillies’in yönetmeni Céline Sciamma’nın senaryosunu yazdığı ‘Kabakçığın Hayatı’ melankoliyle bezeli bir stop-motion. İlk uzun metraj filmini yöneten Claude Barras’ın ismini gelecekte daha sık duyacağımız kesin gibi.

Avrupa yaşlanmaya devam ediyor

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde 80 yaşın üzerindekilerin sayısı 26 milyon 761 bin 655 kişiye ulaştı.

AB İstatistik Ofisi (EUROSTAT), Dünya Yaşlılar Günü nedeniyle AB ülkelerinde yaşlı nüfusa ilişkin 2015 yılı verilerini açıkladı.

Toplam nüfusu 510 milyonu bulan 28 AB ülkesinde 80 yaşın üzerinde 26 milyon 761 bin 655 insan yaşıyor.

Çocukluğumuzun ilk yıllarını neden unuturuz?

“Her 20 Avrupalıdan biri 80 yaşının üzerinde”

Almanya’da 4 milyon 544 bin 298, İtalya’da 3 milyon 977 bin 449, Fransa’da 3 milyon 850 bin 802, İngiltere’de 3 milyon 93 bin 13 kişi 80 yaş sınırını geçmiş durumda.

Avrupa nüfusu, ortalama yaşam süresinin uzamasıyla yaşlanmaya devam ediyor. 2005 yılında toplam nüfusun yüzde 4’ü 80 yaşın üzerinde olan AB’de bu oran 2015 yılında yüzde 5,3’e çıktı. Bir başka deyişe, her 20 Avrupalıdan biri 80 yaşının üzerinde.

“80 yaşın üzerindekilerin nüfusa oranı en yüksek ülke İtalya”

AB’de 80 yaşın üzerindekilerin nüfusa oranı en yüksek ülke İtalya. 80 yaşın üzerindekilerin oranı İtalya’da yüzde 6,5, Yunanistan’da yüzde 6,3, İspanya’da yüzde 5,9 Fransa’da yüzde 5,8’i buluyor.

AB ülkelerinde 80 yaş üzerindekilerin yaklaşık 3’te 2’si kadınlar.

Yeni doğan 23 panda görücüye çıktı

Çin’in Çengdu kentindeki bir araştırma merkezinde doğan 23 panda, ilk kez görücüye çıktı.

En küçüğü bir aylık, en büyüğü ise dört aylık olan pandaların hepsi araştırma merkezinde dünyaya geldi.

Merkezin ziyaretçileri panda yavruları karşısında hayranlıklarını gizleyemedi.

Toplamda, bu yıl doğan 23 pandayla rekor kıran merkezden, 23 pandadan 10’nun ikiz olduğu açıklaması da geldi.

Araştırma merkezi, geliştirdikleri yeni bir yöntem sayesinde yeni doğan panda sayısını geçen yıla göre iki kat artırdı.

Yaklaşık 30 yıl önce kurulan merkezde şimdiye kadar 174 yavru panda dünyaya geldi.

Çin’den ABD’ye tehdit: Bedelini öderler

Çin Komünist Partisi resmi yayın organı ‘Halkın Günlüğü’ gazetesi yayınladığı makalede ABD ve Güney Kore’nin Kuzey Kore sınırında füze savunma sistemi yerleştirme kararına, ‘‘Eğer ABD ve Güney Kore Çin’in de içinde bulunduğu bölge ülkelerinin stratejik güvenliklerini tehdit ederse, bu durumda bunun bedelini öderler ve buna denk gelen karşı önlemlerle karşı karşıya kalırlar’’ diye tepki gösterdi.

Makalede bu önlemlerin içeriği konusunda ayrıntı verilmezken, yazı dış politika konularında Çin’in görüşlerini ifade ettiğinde kullanılan ‘‘Çin’in Sesi’’ anlamına gelen ”Zhong Sheng” imzası ile yayınlandı.

ABD ve Güney Kore, Kuzey Kore’nin füze ve nükleer silah denemeleri yapmaya devam etmesinin ardından ülkeye gelişmiş füze savunma sistemi yerleştirme kararı almıştı.

ABD ve Güney Kore ise Güney Kore’ye yerleştirilecek savunma sisteminin Çin ya da bölgedeki bir başka ülkenin güvenliğini tehdit etmediğini iddia ediyor. (DHA)

İngiltere AB’den ayrılık süreci için tarih verdi

BBC’ye konuşan İngiltere Başbakanı May, ülkesinin Avrupa Birliği’nden resmen ayrılık (Brexit) sürecini başlatacak Lizbon Anlaşması’nın 50’nci maddesinin gelecek yıl Mart ayı sonuna kadar devreye sokulacağını açıkladı.

Muhafazakar Parti Genel Başkanı May, “Hazırlıkları tamamlayabilmek için, yıl sonundan önce süreci başlatmayacağımızı söylüyordum. Şimdi, önümüzdeki Mart ayından önce süreci başlatacağımızı açıklıyorum” dedi.

May, 50’nci maddenin devreye sokulmasının ardından AB ile yürütülecek müzakerelerle ilgili “İngiliz halkı ve AB ile ilişkilerin geleceği için en iyi anlaşmaya varmak istiyorum” dedi.

Birleşik Krallık, 23 Haziran’daki tarihi referandumda Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde karar almıştı.

Televizyon ve radyoların kapatılması Almanya’da protesto edildi

Alman Gazeteciler Cemiyeti, Alman Gazeteciler Sendikası ve Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nun çağrısı üzerine, başkent Berlin olmak üzere Hamburg, Köln, Frankfurt, Stuttgart, Nürnberg ve Münih’te protesto gösterileri düzenlendi.

Eylemlere, Alman basın sendikaları ve partilerin yanı sıra işçi ve sendika temsilcileri ile çok sayıda göçmen örgütü destek verdi.

İMC’de yer alan habere göre, Köln’deki mitingde konuşan Alman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Frank Überall, Türkiye’de gazetecilerin çok ağır şartlarda ama başları dik olarak çalıştıklarını söyledi.

Alman Gazeteciler Sendikası Federal Yönetim Kurulu Üyesi Peter Freitag ise, “Türkiye’de gazeteciler üzerindeki baskı darbe girişiminden önce içler acısı bir durumdaydı. 15 Temmuz sonrası ise ifade etmekte zorlanıyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu: İfade özgürlüğüyle muhalefetimiz daha da

Cumhuriyet gazetesi yazarı Pınar Öğünç, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun cezaevinde tutuklu bulunan Özgür Gündem Gazetesi Yayın Danışma Kurulu Üyesi Aslı Erdoğan’a destek amacıyla, her pazartesi ve cuma Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nin önünde tutulan “yazı nöbeti”ne destek verenlerle dün bir araya geldiğini aktardı. Kılıçdaroğlu’nun, Aslı Erdoğan gibi tek tek kişilerin vaziyetlerini daha da kötüleştirme riskini akıllarında tuttuklarını söylediğini belirten Öğünç CHP liderinin “İfade özgürlüğüyle muhalefetimiz daha da sertleşecek, ne yapacağız teslim mi olacağız” sözlerini köşesinde okuyucularıyla paylaştı.

Pınar Öğünç’ün AKP, kendini OHAL’e kaptırdı başlığıyla bugün ( 1 Ekim 2016) yayımlanan yazısı şöyle:

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olağanüstü halin bir yıl uzatılsa dahi kâfi gelmeyeceğinden söz ederken İnsan Hakları Derneği OHAL’le geçen 50 günün bilançosunu yayımlamıştı. “40 bin gözaltı, 20 bin tutuklama yapıldı, 80 bin çalışan açığa alındı” diyordu rapor; üzerinden geçen birkaç gün listedeki kapatılan gazete, televizyon sayısını artırdı bile.

Yazar Aslı Erdoğan, Özgür Gündem’in 16 Ağustos’ta kapatılmasından üç gün sonra, Danışma Kurulu’nda yer aldığı gazetedeki yazıları sebebiyle tutuklanmıştı.

Bunu Yayın Yönetmeni Zana Kaya ve Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın, derken dilbilimci, yazar Necmiye Alpay’ın tutukluluğu izledi. Alpay da Özgür Gündem’in Danışma Kurulu’ndaydı.

O günlerden beri bulundukları Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nin önünde her pazartesi ve cuma nöbet tutuluyor, Özgürlükçü Demokrasi gazetesinde “yazı nöbeti” sürüyor. Dün, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay isimleriyle yürütülen ifade özgürlüğü kampanyası içinde yer alan, destek veren bir grup kadın yazar CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla İstanbul’da buluştu.

Ekipte Ayşegül Devecioğlu, Aslı Tohumcu, Ayşegül Tözeren, Banu Güven, Müge İplikçi, Aslı Perker, Asuman Susam, Gönül Kıvılcım, Ilgın Sönmez dışında Aslı Erdoğan’ın annesi Mine Aydoslu da vardı. Şu an savcılıkta olan ve Özgür Gündem’le ilgili ana davayla birleştirilmek istenen dosyayla ilgili malumatı ise avukat Erdal Doğan verdi.

Böyle bir dönemde ana muhalet lideri olmak daha zor. Erdoğan ve Alpay özelinde başlayıp, genelde fecaat haldeki basın, ifade ve fikir özgürlüğüne dair talepler, dilekler Kılıçdaroğlu’nun önüne birbiri ardına dökülüverdi.

Toplumsal manzara ana muhalefetten beklentiyi, ilkesel tutarlılıktaki ısrarı artırıyordu. Özgür Gündem’in tutuklu müdürleri, destek babından yayın yönetmenliği yapanların süregiden davaları hatırlatıldı.

Kılıçdaroğlu bilhassa Erdoğan ve Alpay’ın adlarını yaptığı her uluslararası görüşmede andığını söyledi. Başbakan Binali Yıldırım ve Yardımcısı Nurettin Canikli’yle tutuklu yazarlar ve gazeteciler üzerine görüştüğünü aktardı. Meclis’in açılmasıyla birlikte tek tek bu isimlere dair özel oturum açma, araştırma önergesi verme sözü de verdi.

Darbe girişiminin ardından gelen “karşı darbe uygulamalarına”, OHAL’in uzatılmasına yönelik tepkisini dile getirirken “Beni endişelendiren şey şu: Hükümet OHAL’in, KHK’lerin cazibesine kapılmış durumda. Yetki bizde, ne güzel istediğimizi yapabiliyoruz, diye düşünüyorlar. Bu ciddi bir risk” demişti. Meclis’in açılmasıyla bu “riske” karşı durabilecek cürette, gündelik siyasetin sıradışı sayabileceği muhtelif sivil itaatsizlik eylemleri düşünüyorlar mıydı misal?

Bu tür eylemlerin ters teptiğinde Necmiye Alpay, Aslı Erdoğan gibi tek tek kişilerin vaziyetlerini daha da kötüleştirme riskini akıllarında tuttuklarını söyledi Kılıçdaroğlu. “Ama genel olarak ifade özgürlüğüyle ilgili muhalefetimiz daha sertleşecek” diye de ekledi, “Başka ne yapacağız, gidip teslim mi olacağız?”

HAZİRAN: Laiklik mücadelesini yükselteceğiz

ZEYNEP KURAY

Birleşik Haziran Hareketi’nin (Haziran) yurt genelinde yürüttüğü “ Laiklik Kazanacak” kampanyası kapsamında İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezinde kitlesel bir forum düzenledi. CHP Milletvekili Ali Şeker, Cumhuriyet Gazetesi yazarı gazeteci Özgür Mumcu, direnişteki Avcılar Belediye İşçilerin konuşmacı olarak yerini aldığı forumda, gericiliğe karşı laikliği omuz omuza savunma sözü verildi. “Omuz omuza, yan yana duracağız, laiklik kazanacak”, “Haziran emek hareketidir” pankartlarının asıldığı toplantı salonunda açılış konuşması Haziran’ın Türkiye Yürütme Kurulu üyesi Levent Gümüş tarafından yapıldı. “Türkülerden korkuyorlar, yok artık dediğimiz şeyleri yapıyorlar” diyerek sözlerine başlayan Gümüş, “Kürdün, Türk ile eşit olduğunu düşünmek istemiyorlar. En çok da laiklikten korkuyorlar. O yüzden de laiklik savunucularına baskı yapıyorlar” dedi. Bu topraklarda yaşamak için cesaretli olmak gerektiğini ifade eden Gümüş, “ Gülmek devrimci bir eylemdir” diyerek, herkesi laiklik için omuz omuza mücadele etme çağrısı yaptı.

Gün laikliği kazanma günüdür

Kürsüye çıkan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Özgür Mumcu, Haziran üyelerinin Kadıköy’de polis tarafından darp edilerek, gözaltına alınmalarına gerekçe edilen “ Gün, dinciliğin saltanatına karşı laikliği kazanma günüdür” başlıklı bildiriyi okudu. Mumcu sözlerini, “ Hep beraber siyasal İslamcıların açtığı parantezi kapatmamız dileğiyle” diyerek sonlandırdı.

Birinin ensar vakıfları var diğerinin ışık evleri

Mumcu’nun ardından Haziran Türkiye Yürütme Kurulu Üyesi Erkan Baş sözü aldı. Kadıköy’de bildiri dağıtırken polis tarafından feci şekilde darp edilen Haziran üyelerinin içinde yer alan Baş, Haziran’ın kararlı çizgilere sahip olan bir hareket olduğunu vurguladı. “ Bu inanç, bu kararlılık Gezi direnişinden alındı” diyen Baş, Haziran’ın sadece “biz” diyen bir hareket olmayan Haziran’ın yeni, genç ve dinamik bir hareket olduğunu söyledi. İktidara geldiğinden beri AKP hükümeti gericiliği övmekten, anlatmaktan hiç çekinmediğini hatırlatan Baş, iktidar savaşına giren AKP ve cemaat arasında hiçbir fark olmadığını da vurguladı. “ AKP ve cemaat hepsi halk düşmanıdır” diyen Baş, “ Biz bu iki güce karşı mücadele ettik. Gezi direnişi sırasında tam olarak örgütlenemedik ama hareketi kurduk. Her nefes alışımızı iktidar devirmek için kullandık. En küçük bir tereddüt yaşamadık çünkü arkamızda halk vardı” diye konuştu. Çok dinamik bir süreçten geçildiğine işaret eden Baş, Yenikapı diye adlandırılan ruhun emekçileri ve işçileri susturma ruhu olduğunu kaydetti. 10 gün önce dağıttıkları “ Laiklik kazanacak” bildirisinin önemine de değinen Baş, “ Özgür düşünceli insanlara tahammülleri yok. Birinin Ensar vakıfları var, diğerinin cemaat Işık evleri var” dedi. OHAL ile bu toplumun teslim alınamayacağını vurgulayan Baş, mücadeleyi her alanda yükselteceklerini kaydetti.

Yenikapı ruhuna teslim olmayız

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne değinerek sözlerini başladı. Darbe girişiminin suç ortaklarının birbirinden kurtulma savaşı olduğuna dikkat çeken Şeker, “ Çaldıklarıyla yetinmeyip, tek başına çaldıklarına sahip olmanın ihtirasıdır. Bu yaşananlar ve bunun karşılığında sanki bir kurtuluş savaşıymış gibi ilk okul çağındaki çocuklarımızı bile inandırmaya çalışıyorlar cumhurbaşkanının söylediklerine inanmayanların hain olduklarını söylüyorlar” dedi. Şeker, “ Çocuklarımızı zorla göndermeye çalıştıkları, evlerimizin kapılarının önüne kadar getirdikleri o Kuran kursları, o İmam Hatip Liselerine değil laik, demokratik eğitim yerlerin sayılarını çoğaltmalı ve çocuklarımızı oraya göndermeliyiz” diye konuştu. Şu anda Türkiye’deki demokrasinin dünyanın 97’inci sırada olduğuna işaret eden Şeker, “ Bir tarafta Suudi Arabistan ‘da olduğu gibi dinin yönettiği bir yapı, bir tarafta da Osmanlı’da olduğu gibi devletin dini tahakküm altına alıp yönettiği bir yapı. Türkiye bu ikisinin arasındaki bir yapıya hızla sürükleniyor. Bu ülkeden çekip gitmek yerine, bu ülkeyi bu gidişattan çekip çıkartacak bizleriz. Türkiye’nin yüzde 99’ü sömürülüyor. Biz işte bu mağdur kitlelere ulaşmamız lazım” dedi. Laikliğin önemine vurgu yapan Şeker, “ Laiklik din ve devletin birbirine karışmaması demek, laiklik, bilimin, aklın özgür kalması, prangalarından kurtulması demek” dedi. Yenikapı ruhuna teslim olmalarının mümkün olmadığını vurgulayan Şeker, gericiliğe karşı tüm halkı laikliğe sahip çıkmaya çağırdı.

Tarihin çağrısına cevap vermemiz yetiyor

Haziran Yürütme Kurulu Üyesi Merdan Yanardağ, “ Şirazesi dağılmış durumda ve bir korkunun egemen olduğu bir tünelin içinden geçiyor. Eğer Mahir Çayan’ın başka bir tarihsel kategori olarak ifade ettiği “suni devlet” kavramı bu dönem için son derece uygundur diye düşünüyorum. Suni bir denge var ve iktidar çok güçlüymüş gibi gözükse de gerçek öyle değil” dedi. Devrimciler, ilericiler olarak bu gerçeği halka göstermek ve aktarmak gerektiğini altını çizen Yanardağ, “ İki şey yaptılar bir kötülüğü toplumsallaştırdılar ki, korkuyu toplumsallaştırsınlar. Bizim de o nedenle iki şey yapmamız gerekiyor. Bir, kötülüğün karşısında iyiliği toplumsallaştıracak bir hareket ve atılım içinde olmalıyız, iki korkuyu kıracak, o suni dengeyi bozacak devrimci atılımı örgütlemeliyiz” diye konuştu. Muhalif TV ve radyoların kapatılmasına da tepki gösteren Yanardağ, darbenin yarattığı krizi bir fırsata çeviren AKP’nin kendi darbesini tamamlamaya çalıştığına dikkat çekti. “ Bu tarihsel dönemeçte ya biz yıkılmanın eşiğine gelmiş bu iktidar için gerekli mücadele aygıtlarını yaratacağız, ya da bu iktidarın kendisini yeniden inşa etmesine fırsat tanıyacağız” diyen Yanardağ, “ Bizim sadece tarihin çağrısına cevap vermemiz yetiyor, eğer biz tarihin çağrısına gerekli yanıtı veremezsek, tarihin cezasına razı oluruz AKP’nin gözlerimiz önünde yeniden kendi iktidarını inşa etmesine dolaylı da olsa katkıda bulunmuş oluruz” diye konuştu.

Muhalif basın susmayacak !

Yanardağ’ın ardından söz alan Cumhuriyet Gazetesi yazarı Selçuk Erez, laikliğin önemine vurgu yaptı. Kapatılan Hayat TV ‘den İsmail Cem Şimşek ise, AKP’nin muhalif TV ve yayınları kapatarak başkanlık sistemini dayattığını söyledi.” Hükümet ancak muhalif sesleri kısabildiği ölçüde gerici ve biat eden bir toplum hayalini hayata geçirebilirdi “ diyen Şimşek, biat eden bir toplum yaratmak isteyen hükümete izin vermeyeceklerini vurgulayarak muhalif basının susmayacağını altını çizdi.

Direnişteki Avcılar Belediye işçilerinin kürsüye çıktığı forumda, alkışlar eşliğinde laikliği omuz omuza savunma sözü verildi.