Ana Sayfa Blog Sayfa 6250

Hindistan Paris İklim Anlaşması’nı onayladı

Önerdiğimiz linkler Kirli hava 5 milyondan fazla can alıyor

Her yıl 5 milyon 500 bin insan hava kirlliği nedeniyle yaşamını yitiriyor. Uzmanlar ölümcül tehlikenin giderek yaygınlaştığı uyarısında bulundu.Özellikle de Çin ve Hindistan’da. (13.02.2016)

Yeni Delhi’de hava kirliliğine karşı sert önlemler

Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de hava kirliliğini kontrol altına alabilmek için sert önlemlere başvuruluyor. Kentte, “tek-çift plaka” uygulaması başladı. (01.01.2016)

Hindistan’dan AB’ye iklim sözü

Hindistan Çevre Bakanı Anil Kumar Dave, Paris İklim Anlaşması’nı ülkenin ulusal kahramanı Mahatma Gandi’nin doğum gününe rast gelen 2 Ekim Pazar günü onayladıklarını duyurdu.

Hindistan’ın Paris’te altına imza attığı İklim Anlaşması’na onay verip vermeyeceği şimdiye kadar belli değildi. Zira kalkınmanın eşiğindeki ekonomik güç Hindistan atmosfere zararlı karbondioksit gazı salınımı sıralamasında Çin ve ABD’nin ardından üçüncü gelse de, kişi başına yılda 1,8 tonluk karbondioksit salınımı ile bu iki ülkenin epeyce gerisinde kalıyor. Kişi başına bu rakam Çin’de 7,6  ve ABD’de 16,5 ton ile Hindistan’ın epeyce üzerinde seyrediyor. 28 AB üyesi ülke ortalama olarak kişi başına yılda 6,7 ton, Almanya 9,3 ton karbondioksit salınımı yapıyor.     

‘Çıkarlarımızın korunmasını güvence altına alacağız’

Hindistan Çevre Bakanı Dave, Fas’ın Marakeş kentinde 7 Kasım’da düzenlecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi görüşmelerinde kalkınmanın eşiğinde olan ülkelerin haklarının korunması için enerjik bir biçimde girişimde bulunacaklarını söyledi. Dave, „Sözleşme yürürlüğe girdiğinde çıkarlarımızın korunmasını güvence altına almak zorundayız. ‚Biz‘ den kastettiğimiz şey ise Hindistan‘ın liderlik üstlendiği tüm kalkınmanın eşiğinde olan ülkelerdir.” Fas’taki görüşmelerde finansal kaynakların ve teknolojilerin kalkınmanın eşiğinde olan ülkelerin iklim değişiklikleri ile mücadelesine nasıl katkı sağlayacağı konusunun en önemli gündem maddesini oluşturucağına işaret ediliyor.    

Küresel İklim Anlaşması’nın önü açılıyor

Hindistan’ın onayı ile birlikte hukukî bağlayıcılığı olan ilk küresel İklim Anlaşması’na giden yolun önü açılmış oluyor.

Paris’te üzerinde görüş birliği sağlanan anlaşma, küresel ortalama sıcaklık artış limitinin 1,5 derece olarak sınırlandırılmasını ve uzun vadede çevreyi kirleten fosil yakıtlardan uzaklaşılmasını öngörüyor.Anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için dünya çapında yüzde 55 oranında sera etkisi yapan zararlı gaz emisyonlarının ortaya çıkmasından sorumlu olan en az 55 ülke tarafından onaylanması gerekiyor.

Hindistan ile birlikte şimdiye kadar toplam 62 ülke dünya çapında en az yüzde 52 oranında zararlı emisyona sebep oluyor. Tüm zararlı gaz emisyonlarının yaklaşık yüzde 38’inden sorumlu olan ABD ile Çin ise İklim Anlaşması’nı geçen eylül ayında onaylamışlardı.      

AB’nin ve tek tek üyelerin anlaşmayı onaylaması gerekiyor

BM verilerine göre dünya çapında yüzde 47,79 olarak saptanan zararlı gaz emisyonlarına Hindistan yüzde 4’lük bir emisyon oranı ile dahil oluyor. Cuma günü AB’nin de anlaşmayı onaylaması bekleniyor. AB’nin onay vermesinden sonra AB’nin tek tek üyelerinin de anlaşmayı parlamentolarından geçirmeleri gerekiyor. Şimdiye kadar Almanya’nın yanı sıra Fransa, Malta, Avusturya, Slovakya ve Macaristan anlaşmayı onaylamışlardı.

© Deutsche Welle Türkçe

dpa/afp/ÇA/BÖ

Rusya ABD ile plütonyum anlaşmasını askıya aldı

Kremlin, ABD ile zenginleştirilmiş plütonyumun imha edilmesine ilişkin anlaşmanın askıya alınmasına gerekçe olarak, ABD yönetiminin ‘dostane olmayan tutumunu’ gösterdi.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, ABD’nin anlaşmanın koşullarını yerine getirmediğini ve Rusya’nın uzun dönemde bu koşulları tek başına karşılayamayacağını ifade etti. 2000 yılında imzalanan anlaşma 2010 yılında yürürlüğe girmişti.

Anlaşmanın askıya alınmasına ilişkin kararda, “ABD’nin Rusya’ya karşı dostane olmayan hamlelerle stratejik istikrarı tehdit eden bir ortam oluşturduğuna” dikkat çekildi. Rusya parlamentosunun onayına sunulan karar, anlaşmaya geri dönülmesinin koşulu olarak 2000 yılından sonra NATO üyesi olan ülkelerdeki askeri birliklerin geri çekilmesini ve Moskova’ya uygulanan yaptırımların kaldırılmasını, ayrıca yaptırımlardan doğan maliyetin karşılanmasını öngörüyor.

Anlaşma Rusya ve ABD’yi 34 ton dolayındaki zenginleştirilmiş plütonyumun reaktörlerde yakılarak yok edilmesini şart koşuyordu. Dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, söz konusu materyal ile 17 bin adet nükleer başlıklı füze inşa edilebileceğini söylemişti. Plütonyumun imha edilmesinin maliyeti 5 milyar 700 milyon dolar olarak tahmin edilmişti. Ancak bugün bu meblağın çok daha yüksek olabileceğine dikkat çekiliyor.

İki ülke arasındaki ilişkiler özellikle Suriye ve Ukrayna’daki pozisyon farklılıkları nedeniyle gergin bir dönemden geçiyor.

© Deutsche Welle Türkçe

Afp/Reuters, BÖ/ÇA

Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali başlıyor

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nce düzenlenen ‘6. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’ bu yıl ‘Herkes için Adalet’ üst başlığı ve ‘Yoksulluk’ temasıyla gerçekleşecek.

Sadece Türkiye için değil dünya için önemli olan bu etkinliğin koordinatörlüğünü yapan ünlü psikiyatrist Prof. Dr. Bengi Semerci, RS FM’de yayınlanan ‘Burası Türkiye’ programına konuştu.

Teorik bilgilerle sinemanın toplumun aynası olma özelliğini göstermek amacıyla böyle bir festival düzenlendiğini söyleyen Semerci şöyle devam etti: “Adaletin direkt kendisi ile ilgili konuları tartışıp filmlerle gündeme getiren bir festival.”

Prof. Dr. Semerci, festivalde adalet ile ilişkili önemli konuları ele aldıklarını, seçtikleri filmlerin ilk kez gösterilmiş olması ve insanlarda bir şeyler düşündürüp, tartıştıracak filmler olması gerektiğinin altını çizdi.

Festival kapsamında düzenlenen ve sinemaya damgasını vurmuş film gösterimlerinin yapılacağı ‘İz Bırakanlar’ bölümünde ekonomik buhran sonrası yaşanan olayları izleyiciye çok iyi aktaran ‘Gazap Üzümleri’ ve işsizliği konu alan, Charlie Chaplin’in son sessiz filmi olan ‘Modern Zamanlar’ yer alacak.

Temanın ‘Yoksulluk’ olduğu festivalde 4 tanesi Türk filmi toplam 30 uzun metrajlı film yarışacağını belirten Semerci, yarışmada kısa filmlerinde yer alacağını ve yarışmanın sonunda bu kategorilerde bir kazanan olacağını söyledi.

Gösterimleri Beyoğlu Atlas ve Ortaköy Feriye sinemalarında gerçekleşecek olan festivalin biletlerini biletix ve sinema salonları gişelerinden alınabileceğini söyleyen Semerci, “Bilet fiyatları gayet uygun çünkü; bazen konuşmak yetmiyor. Görmek, tartışmalara katılmak ve izlemek gerekiyor, ne anlattığımızı saptayabilmek adına” dedi.

Filmekimi için 8 öneri

Toni Erdmann
Yön: Maren Ade

Cannes Film Festivali ana yarışmasından eli boş dönse de, Screen dergisindeki yarışma filmlerinin yıldız tablosunda rekor bir puan elde ederek ‘Toni Erdmann’ belki de festivalin en çok konuşulan ve merak edilen filmi olmuştu. Maren Ade’nin üçüncü uzun metrajı ‘Toni Erdmann’, biletleri ilk tükenecek filmlerden.

Olli Maki’nin en mutlu günü (Hymyileva mies)
Yön: Juho Kuosmanen

Festival programındaki gerçek hazineyi keşfetmek istiyorsanız ilk tercihiniz bu filme bilet almak olsun. Finlandiya tarihinin en önemli müsabakasına çıkmak üzere olan ve bununla pek ilgilenmeyen bir boksörün gerçek hikayesini anlatan film, benzersiz bir melankoliye sahip. Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde En İyi Film ödülünü kazanan film, geçtiğimiz hafta Finlandiya’nın Oscar adayı olarak seçildi.

O (Elle)
Yön: Paul Verhoeven

Cannes jürisinden şaşırtıcı bir şekilde eli boş dönen film, pek çoklarına göre yarışmanın en iyilerindendi. Hollandalı usta yönetmen Paul Verhoeven’in uzun yıllardan sonra tam formuna döndüğü filmin başrolündeki Isabelle Huppert, performansıyla bir kez daha büyülüyor.

Ağ (The net)
Yön: Kim Ki-duk

Son yıllarda yönetmenin üretkenliğine ve değişkenliğine yetişmekte zorlandığımız bir kesin ama Venedik’te çıkan ilk eleştirilerin işaret ettiği tam anlamıyla bir Kim Ki-duk filmi izleyeceğimiz yönünde. Yönetmenin son iki filminden farklı bir raya oturan ‘Ağ’, Kuzey Koreli sıradan bir balıkçının Güney Kore sularına sürüklenmesiyle başına gelenleri anlatıyor.

Herkese karşı (War on everyone)
Yön: John Michael McDonagh

‘The Guard’ ve ‘Calvary’ ile kalbimizde taht kuran yönetmen John Michael McDonagh ‘Herkese Karşı’da temposu dur durak bilmeyen bir komediye imza atıyor. İki yoz polisin maceralarına odaklandığı filmde, McDonagh kendine has mizahı ile bu alt-tür için sıradışı bir örnek yaratıyor.

Paterson
Yön: Jim Jarmusch

Bu sene Cannes’ın en çok beğenilen filmlerinden biri olmasına rağmen ana yarışmadan ödülsüz dönen filmlerden bir başkası daha (Palm Dog’u saymazsak). Başrolünde Adam Driver’ın kariyerinin en iyi performansını sergilediği ‘Paterson’la Jim Jarmusch, çok uzun yıllardır hasret kaldığımız başyapıtlarının yanına nihayet bir başyapıt daha ekliyor. ‘Paterson’ bana göre Filmekimi programının en iyisi.

Öğrenci (Muchenik)
Yön: Kirill Serebrennikov

Günümüz Rusyası’nda geçen film cesur bir köktendincilik eleştirisi. Biçimsel olarak yaratıcı çözümler deneyen yönetmen Kirill Serebrennikov’un dinamik tarzı, filmin izleyiciyi usul usul hararetli bir tartışmanın içine çekmesinde önemli bir rol oynuyor.

Kabakçığın hayatı (Ma vie de courgette)
Yön: Claude Barras

‘Girlhood’, ‘Tomboy’ ve ‘Water Lillies’in yönetmeni Céline Sciamma’nın senaryosunu yazdığı ‘Kabakçığın Hayatı’ melankoliyle bezeli bir stop-motion. İlk uzun metraj filmini yöneten Claude Barras’ın ismini gelecekte daha sık duyacağımız kesin gibi.

Avrupa yaşlanmaya devam ediyor

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde 80 yaşın üzerindekilerin sayısı 26 milyon 761 bin 655 kişiye ulaştı.

AB İstatistik Ofisi (EUROSTAT), Dünya Yaşlılar Günü nedeniyle AB ülkelerinde yaşlı nüfusa ilişkin 2015 yılı verilerini açıkladı.

Toplam nüfusu 510 milyonu bulan 28 AB ülkesinde 80 yaşın üzerinde 26 milyon 761 bin 655 insan yaşıyor.

Çocukluğumuzun ilk yıllarını neden unuturuz?

“Her 20 Avrupalıdan biri 80 yaşının üzerinde”

Almanya’da 4 milyon 544 bin 298, İtalya’da 3 milyon 977 bin 449, Fransa’da 3 milyon 850 bin 802, İngiltere’de 3 milyon 93 bin 13 kişi 80 yaş sınırını geçmiş durumda.

Avrupa nüfusu, ortalama yaşam süresinin uzamasıyla yaşlanmaya devam ediyor. 2005 yılında toplam nüfusun yüzde 4’ü 80 yaşın üzerinde olan AB’de bu oran 2015 yılında yüzde 5,3’e çıktı. Bir başka deyişe, her 20 Avrupalıdan biri 80 yaşının üzerinde.

“80 yaşın üzerindekilerin nüfusa oranı en yüksek ülke İtalya”

AB’de 80 yaşın üzerindekilerin nüfusa oranı en yüksek ülke İtalya. 80 yaşın üzerindekilerin oranı İtalya’da yüzde 6,5, Yunanistan’da yüzde 6,3, İspanya’da yüzde 5,9 Fransa’da yüzde 5,8’i buluyor.

AB ülkelerinde 80 yaş üzerindekilerin yaklaşık 3’te 2’si kadınlar.

Yeni doğan 23 panda görücüye çıktı

Çin’in Çengdu kentindeki bir araştırma merkezinde doğan 23 panda, ilk kez görücüye çıktı.

En küçüğü bir aylık, en büyüğü ise dört aylık olan pandaların hepsi araştırma merkezinde dünyaya geldi.

Merkezin ziyaretçileri panda yavruları karşısında hayranlıklarını gizleyemedi.

Toplamda, bu yıl doğan 23 pandayla rekor kıran merkezden, 23 pandadan 10’nun ikiz olduğu açıklaması da geldi.

Araştırma merkezi, geliştirdikleri yeni bir yöntem sayesinde yeni doğan panda sayısını geçen yıla göre iki kat artırdı.

Yaklaşık 30 yıl önce kurulan merkezde şimdiye kadar 174 yavru panda dünyaya geldi.

Çin’den ABD’ye tehdit: Bedelini öderler

Çin Komünist Partisi resmi yayın organı ‘Halkın Günlüğü’ gazetesi yayınladığı makalede ABD ve Güney Kore’nin Kuzey Kore sınırında füze savunma sistemi yerleştirme kararına, ‘‘Eğer ABD ve Güney Kore Çin’in de içinde bulunduğu bölge ülkelerinin stratejik güvenliklerini tehdit ederse, bu durumda bunun bedelini öderler ve buna denk gelen karşı önlemlerle karşı karşıya kalırlar’’ diye tepki gösterdi.

Makalede bu önlemlerin içeriği konusunda ayrıntı verilmezken, yazı dış politika konularında Çin’in görüşlerini ifade ettiğinde kullanılan ‘‘Çin’in Sesi’’ anlamına gelen ”Zhong Sheng” imzası ile yayınlandı.

ABD ve Güney Kore, Kuzey Kore’nin füze ve nükleer silah denemeleri yapmaya devam etmesinin ardından ülkeye gelişmiş füze savunma sistemi yerleştirme kararı almıştı.

ABD ve Güney Kore ise Güney Kore’ye yerleştirilecek savunma sisteminin Çin ya da bölgedeki bir başka ülkenin güvenliğini tehdit etmediğini iddia ediyor. (DHA)

İngiltere AB’den ayrılık süreci için tarih verdi

BBC’ye konuşan İngiltere Başbakanı May, ülkesinin Avrupa Birliği’nden resmen ayrılık (Brexit) sürecini başlatacak Lizbon Anlaşması’nın 50’nci maddesinin gelecek yıl Mart ayı sonuna kadar devreye sokulacağını açıkladı.

Muhafazakar Parti Genel Başkanı May, “Hazırlıkları tamamlayabilmek için, yıl sonundan önce süreci başlatmayacağımızı söylüyordum. Şimdi, önümüzdeki Mart ayından önce süreci başlatacağımızı açıklıyorum” dedi.

May, 50’nci maddenin devreye sokulmasının ardından AB ile yürütülecek müzakerelerle ilgili “İngiliz halkı ve AB ile ilişkilerin geleceği için en iyi anlaşmaya varmak istiyorum” dedi.

Birleşik Krallık, 23 Haziran’daki tarihi referandumda Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde karar almıştı.

Televizyon ve radyoların kapatılması Almanya’da protesto edildi

Alman Gazeteciler Cemiyeti, Alman Gazeteciler Sendikası ve Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nun çağrısı üzerine, başkent Berlin olmak üzere Hamburg, Köln, Frankfurt, Stuttgart, Nürnberg ve Münih’te protesto gösterileri düzenlendi.

Eylemlere, Alman basın sendikaları ve partilerin yanı sıra işçi ve sendika temsilcileri ile çok sayıda göçmen örgütü destek verdi.

İMC’de yer alan habere göre, Köln’deki mitingde konuşan Alman Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Frank Überall, Türkiye’de gazetecilerin çok ağır şartlarda ama başları dik olarak çalıştıklarını söyledi.

Alman Gazeteciler Sendikası Federal Yönetim Kurulu Üyesi Peter Freitag ise, “Türkiye’de gazeteciler üzerindeki baskı darbe girişiminden önce içler acısı bir durumdaydı. 15 Temmuz sonrası ise ifade etmekte zorlanıyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu: İfade özgürlüğüyle muhalefetimiz daha da

Cumhuriyet gazetesi yazarı Pınar Öğünç, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun cezaevinde tutuklu bulunan Özgür Gündem Gazetesi Yayın Danışma Kurulu Üyesi Aslı Erdoğan’a destek amacıyla, her pazartesi ve cuma Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nin önünde tutulan “yazı nöbeti”ne destek verenlerle dün bir araya geldiğini aktardı. Kılıçdaroğlu’nun, Aslı Erdoğan gibi tek tek kişilerin vaziyetlerini daha da kötüleştirme riskini akıllarında tuttuklarını söylediğini belirten Öğünç CHP liderinin “İfade özgürlüğüyle muhalefetimiz daha da sertleşecek, ne yapacağız teslim mi olacağız” sözlerini köşesinde okuyucularıyla paylaştı.

Pınar Öğünç’ün AKP, kendini OHAL’e kaptırdı başlığıyla bugün ( 1 Ekim 2016) yayımlanan yazısı şöyle:

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olağanüstü halin bir yıl uzatılsa dahi kâfi gelmeyeceğinden söz ederken İnsan Hakları Derneği OHAL’le geçen 50 günün bilançosunu yayımlamıştı. “40 bin gözaltı, 20 bin tutuklama yapıldı, 80 bin çalışan açığa alındı” diyordu rapor; üzerinden geçen birkaç gün listedeki kapatılan gazete, televizyon sayısını artırdı bile.

Yazar Aslı Erdoğan, Özgür Gündem’in 16 Ağustos’ta kapatılmasından üç gün sonra, Danışma Kurulu’nda yer aldığı gazetedeki yazıları sebebiyle tutuklanmıştı.

Bunu Yayın Yönetmeni Zana Kaya ve Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın, derken dilbilimci, yazar Necmiye Alpay’ın tutukluluğu izledi. Alpay da Özgür Gündem’in Danışma Kurulu’ndaydı.

O günlerden beri bulundukları Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nin önünde her pazartesi ve cuma nöbet tutuluyor, Özgürlükçü Demokrasi gazetesinde “yazı nöbeti” sürüyor. Dün, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay isimleriyle yürütülen ifade özgürlüğü kampanyası içinde yer alan, destek veren bir grup kadın yazar CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla İstanbul’da buluştu.

Ekipte Ayşegül Devecioğlu, Aslı Tohumcu, Ayşegül Tözeren, Banu Güven, Müge İplikçi, Aslı Perker, Asuman Susam, Gönül Kıvılcım, Ilgın Sönmez dışında Aslı Erdoğan’ın annesi Mine Aydoslu da vardı. Şu an savcılıkta olan ve Özgür Gündem’le ilgili ana davayla birleştirilmek istenen dosyayla ilgili malumatı ise avukat Erdal Doğan verdi.

Böyle bir dönemde ana muhalet lideri olmak daha zor. Erdoğan ve Alpay özelinde başlayıp, genelde fecaat haldeki basın, ifade ve fikir özgürlüğüne dair talepler, dilekler Kılıçdaroğlu’nun önüne birbiri ardına dökülüverdi.

Toplumsal manzara ana muhalefetten beklentiyi, ilkesel tutarlılıktaki ısrarı artırıyordu. Özgür Gündem’in tutuklu müdürleri, destek babından yayın yönetmenliği yapanların süregiden davaları hatırlatıldı.

Kılıçdaroğlu bilhassa Erdoğan ve Alpay’ın adlarını yaptığı her uluslararası görüşmede andığını söyledi. Başbakan Binali Yıldırım ve Yardımcısı Nurettin Canikli’yle tutuklu yazarlar ve gazeteciler üzerine görüştüğünü aktardı. Meclis’in açılmasıyla birlikte tek tek bu isimlere dair özel oturum açma, araştırma önergesi verme sözü de verdi.

Darbe girişiminin ardından gelen “karşı darbe uygulamalarına”, OHAL’in uzatılmasına yönelik tepkisini dile getirirken “Beni endişelendiren şey şu: Hükümet OHAL’in, KHK’lerin cazibesine kapılmış durumda. Yetki bizde, ne güzel istediğimizi yapabiliyoruz, diye düşünüyorlar. Bu ciddi bir risk” demişti. Meclis’in açılmasıyla bu “riske” karşı durabilecek cürette, gündelik siyasetin sıradışı sayabileceği muhtelif sivil itaatsizlik eylemleri düşünüyorlar mıydı misal?

Bu tür eylemlerin ters teptiğinde Necmiye Alpay, Aslı Erdoğan gibi tek tek kişilerin vaziyetlerini daha da kötüleştirme riskini akıllarında tuttuklarını söyledi Kılıçdaroğlu. “Ama genel olarak ifade özgürlüğüyle ilgili muhalefetimiz daha sertleşecek” diye de ekledi, “Başka ne yapacağız, gidip teslim mi olacağız?”