Ana Sayfa Blog Sayfa 6256

İMC TV çalışanları: Unutmasınlar ki yılmadık

KHK ile kapatılan İMC TV çalışanları haberleri izleyiciye ulaştırmak için çalışmalarına devam ederken, TV çalışanları gerçek haberciliği izleyiciye ulaştırmanın yollarını bulacaklarını dile getirerek “Unutmasınlar ki yılmadık, susmadık” mesajı verdi.

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile hakkında kapatılma kararı verilen kanallar arasında bulunan İMC TV, yayınına devam ediyor. Sabah erken saatlerde çalışma alanlarına koşan TV çalışanları, haberleri izleyiciye ulaştırmaya çalışıyor. İMC TV çalışanları, bir yandan haberlerini yayına hazırlarken, diğer yandan da kapatılma kararlarını değerlendirdi.

İMC TV editörlerinden Banu Güven, kanal kapatmalarına dair yasal düzenlemeleri de hızlıca bertaraf eden KHK’lerle işin kolayının bulunduğunu dile getirerek, “İktidar, lisans iptaline kadar giden yolu zorlayacaktı. Bunun işaretini daha önce de verdi. Darbe girişimi ile birlikte çok daha hızlı yol alma imkanı buldu ve kendi darbesini yaptı” diye konuştu. Güven, “Bu memlekette kanalların kapatılması, radyoların kapatılması, şirketlerin kapatılması, insanların işten atılması, cezaevlerine atılmaları parmak çıtlatması ile oluyor” dedi.

Güven: Devam etmenin illa bir yolunu buluruz

Karar karşısında şaşkın olmadıklarını ancak kararlı olduklarını ifade eden Güven, “Biz çalışmaya devam ediyoruz. Herkes harıl harıl çalışıyor ve görüyorsunuz. Diyelim gelip burada rejiyi kapattılar biz devam etmenin illa bir yolunu buluruz. Özgürlükler illa bir yolunu bulur” dedi. Toplumun bilgi alma hakkına sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Güven, “Şimdi var olan televizyonlardan bilgi almak mümkün değil. Her şey iktidarın propagandası ile dolu. Bunun karşısında deniz çok büyük. Biz de bu denizde olmaya devam edeceğiz ve izleyicimize ulaşmaya çalışacağız” diye konuştu.

Doğan: Bitmedi, bitmeyecek

TV editörlerinden Nezahat Doğan ise İMC TV’nin kurulması ile Türkiye’de televizyon yayıncılığında büyük bir açığı kapattığını belirterek, “Darbe girişimi ardından hükümetin konjonktürel olarak devreye koyduğu OHAL ve KHK’lerle aslında tek tip bir merkezi oluşturmak, medyanın sesini, bağımsız medyanın, alternatif medyanın sesini bu anlamda kesmek için bahanesi oldu. Özgür basını susturmanın en önemli örneklerinden biri oldu. Öncesinde de İMC ve muhalif basın üzerinde baskılar vardı. Düşünce, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü aslında geldiğimiz noktada ciddi sekteye uğramış durumda” dedi. Sürekli baskıların hedefinde olduklarını dile getiren Doğan, “Ama biz hiçbir zaman yılmadık ve yayınımıza devam ettik. Bu kanalın da kapısına bir gün kilit vurulacağını biliyorduk. Ama unutmasınlar ki yılmadık, susmadık. Bundan sonra da objektif haberciliği aktarmaya devam edeceğiz. Bitmedi, bitmeyecek” diye konuştu.

Yıldız: Bu kapatmaların kendisi bir karartmadır

TV editörlerinden Candan Yıldız da TV’lerin kapatılmasını “OHAL’in kendisinin bir yüzü, karanlık bir yüzü. Darbe girişimi sonrası muhalefeti sindirmek için kullanılıyor ve buna hizmet ediyor OHAL” diyerek değerlendirdi. Uygulamaları “Sorgulamayan, düşünmeyen, soru sormayan ve aynı zamanda gerçeğe dair arayışını engelleyen bir uygulama” olarak yorumlayan Yıldız, “Bu kapatmaların kendisi bir karartmadır” dedi.

Aktan: Hükümet kendi tarafında olmayan sesleri istemiyor

TV editörlerinden Hamza Aktan ise kapatmalarla hükümetin nasıl bir Türkiye istediğinin herkes tarafından anlaşıldığını dile getirerek, “Türkiye aynı zamanda nasıl bir Türkiye tasarladığının mesajını da dünyaya verdi. Hükümet kendi tarafında olmayan sesleri istemiyor, kabul etmiyor ve bunu da hukuk dışı yollarla kapatıyor. Herkes sivil darbeden bahsediyor ama bu sadece resmi olarak ilan edilmemiş hali yaşadıklarımız. Zaten bir OHAL yaşıyoruz. OHAL öncesinde de Türkiye’de anayasaya bağlı kalınmıyordu, hukuk işletilmiyordu ama şu anda zaten onlarda askıya alınmış durumda. Hükümet kendinden olmayan bir medya istemediğini açıkça belli etti” diye konuştu.

Kapatılma kararları ile ağırlıklı olarak Kürt medyasının hedef alındığına dikkat çeken Aktan, “Bu operasyonun ayrıca kötü bir yanı var. Kapatılan kanallar ana akım gibi Kürt meselesine bakmıyordu. Kürt kentlerinde yaşananlara devletin gözünden bakmıyorlardı. Onun için bu operasyon Kürt illerinde yaşananların hem Kürt, hem Türk izleyiciye ulaşmamasını engellemeye yöneliktir” dedi.

Aktan kapatmanın diğer unsurunu ise, son yıllarda gelişen Kürt yayıncılığı olduğunu belirterek, gelişen Kürt yayıncılığına bir darbe vurulduğunu ve önüne set çekildiğini söyledi.

(yk-eç/za/ag)

Kayıp yakınlarından karartılan TV’lere destek

 Faili meçhul cinayete kurban giden, kaybedilen yakınları için Amed ve Êlih’te 399’uncu kez bir araya gelen kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, ekranları karartılan Tv ve radyo kanallarına destek verip, dayanışma çağrısında bulundu.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed (Diyarbakır) Şubesi üyeleri ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla her Cumartesi günü düzenledikleri oturma eylemlerinin 399’uncusu, Diyarbakır Valiliği tarafından açık alandaki tüm eylem ve etkinliklerin ikinci bir emre kadar yasaklanması nedeniyle yine İHD Şube binasında gerçekleşti.
Açıklamaya İHD yöneticileri ve kayıp yakınları katıldı. Kayıp yakınları kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.

‘Hakikatin açığa çıkmaması için TV’ler kapatıldı’

Eylemde konuşan İHD Amed Şubesi Başkanı Raci Bilici, Türkiye’de adalet yerini bulana kadar mücadele edeceklerini söyledi. Bilici, Muhalif Tv ve radyoların kapatılmasına dikkat çekerek, devletin farklılıkların sesini kısmak istediğini belirtti. Hakikatin açığa çıkmaması ve halkın bunu görmemesi için muhalif kanaların kapatıldığını yineleyen Bilici, bu durumun kabul edilmez olduğunu dile getirdi.
Bilici, “Siyasal iktidar farlılıkları yok sayacağına TV ve Radyoları kapatacağına insanlığa karşı işlenen suçları açığa çıkartsın” dedi. Bilici, önümüzdeki hafta eylemin 400’ncü hafta olmasından kaynaklı kitlesel geçmesi için katılım çağrısında bulundu.

Konuşmasında Licê’de katledilen Ceylan Önkol’un ölüm yıldönümüne de işaret eden Bilici, faillerin açığa çıkmasını istedi.

Bilici’nin konuşmasının ardından Avukat Hasan Yalçın, 6 Ekim 1992’de İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gözaltına alınan ve o günden beri kendisinden haber alınamayan Ayhan Efeoğlu’nun hikayesini okudu.

Kayıp eylemi yapılan 5 dakikalık oturma eylemi ile son buldu.

ÊLIH

Êlih’te (Batman) de İHD üyeleri ve kayıp yakınlarının her hafta Cumartesi günü “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” sloganıyla gerçekleştirdiği eylem, 399’ncu haftasında devam etti.
Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde gerçekleştirilen eyleme STK temsilcileri, insan hakları savunucuları ve kayıp yakınları ellerinde faili meçhulde kaybedilenlerin fotoğrafları ile katıldı.

Kapatılan TV’lere tepki

Etkinlikte açıklama yapan İHD Êlih Şube yöneticisi Fahrettin Asutay, muhalif kanalların kapatılmasına şu sözlerle tepki gösterdi: “OHAL kapsamında 45 gazete, 24 radyo, 15 dergi, 29 yayınevi, 3 haber ajansı kapatıldı. 100 gazeteci gözaltına alındı. 37 gazeteci tutuklandı. 28 belediyeye kayyum atandı. OHAL KHK’leri ile kapatılan televizyon kanallarının sayısı 28’e ulaştı. TV kanallarına yönelik ikinci dalga birkaç gün önce yapıldı. Aralarında Kürtçe çocuk kanalı Zarok TV’nin de bulunduğu 12 televizyonun yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı. Tüm bunlar OHAL ‘in gerekçesini aşmıştır, süreç amacından sapmış, tasfiye sürecine dönüşmüştür.”

Maltu’nun hikayesi paylaşıldı

Her hafta olduğu gibi bu hafta da faile meçhule kurban giden M. Şirin Maltu’nun hikâyesi paylaşıldı.

Hikayeyi okuyan Asutay şu bilgileri paylaştı: “Ocak 1995 tarihinde askerler, korucular ve özel timler tarafından iki askeri panzer eşliğinde Kozluk ilçesine bağlı Zediya mezrasına gece saatlerinde baskın düzenlenir. Bu baskında Mehmet Şirin Maltu gözaltına alınır. Ailesine, ertesi gün PKK sığınaklarını ve silahlarının göstermesi gerekçesi ile köye getirdiklerinde kendisine işkence yapıldığını bundan dolayı ayakta duramayacak durumda olduğunu, hiçbir sığınak gösteremediğini ve PKK ile ilgisinin olmadığını söyler. Aynı gün tekrar karakola götürülür. Ailesi götürülürken (Cengiz adlı) Bekirhan Jandarma Karakol Komutanı ve Kozluk Jandarma Bölük Komutanı olay yerinde olduğunu belirtir. Daha sonra M. Şirin Maltu’dan bir daha haber alınamaz. Ailesinin yetkili makamlara yaptığı başvurulardan bir sonuç alınamaz.”

(ekip/ao/öç)

TV ve radyoların kapatılması protesto edildi

Demokrat ve muhalif kanalların kapatılması Agirî ve Mûş’ta HDP ve DBP il örgütleri yönetici ve üyeleri tarafından protesto edildi.

HDP ve DBP Agirî il örgütleri, OHAL ilanının ardından çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile muhalif kanal ve radyoların kapatılmasını yaptıkları açıklama ile protesto etti. Toplantıda konuşan HDP Agirî İl Eş Başkanı Olcay Öztürk, Tv ve radyo kanallarının kapatılması karının hukuksuz olduğunu iade etti.

Bu uygulamanın demokrat ve muhalif medyaya vurulan bir darbe olduğunu söyleyen Öztürk, “Kürtlerin, Alevilerin ve demokratların televizyon ve radyo kanalları bir başbakanlık kararnamesi ile TÜRKSAT uydusundan atılarak karartıldı. Bu yetmezmiş gibi bu kurumların sermaye ve mal varlıklarına el konuldu. Bu tam anlamıyla bir yok etme girişimidir” dedi.

Öztürk, basın konseyi ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) olmak üzere tüm basın yayın kurumlarına çağrıda bulunarak, “Bu haksız ve hukuksuz uygulamanın geri alınması için her türlü hukuki girişimde bulunmaya çağırıyoruz” dedi.

MÛŞ

Mûş’ta HDP ve DBP il örgütleri ise, Belediye Meydanı’nda gerçekleştirilen açıklamayla Tv ve radyoların kapatılmasını protesto etti.

Çok sayıda yurttaş da katıldığı açıklamada, “Geleceğimizi karartamazsınız” pankartı ve kapatılan televizyon kanallarının isimlerin yazılı olduğu dövizler taşındı. TV ve radyoların kapatılmasının demokrasiye ve hukuka aykırı olduğunu ifade eden DBP Merkez İlçe Eşbaşkanı Şemsettin Şahin, AKP’nin OHAL’i çıkarılan KHK’lerle muhalif sesleri bastırmak için kullandığına dikkat çekti. Özellikle çocuklara yönelik Kürtçe yayın yapan Zarok TV’nin kapatılmasını kabul edilemez olarak değerlendiren Şahin, devletin asimilasyoncu zihniyetini hissettirmede devam ettiğine vurgu yaptı. Kapatılan televizyon ve radyoların ortak özelliğinin özgür basın geleneğini devam ettirmeleri olduğunu ifade eden Şahin, ” Özgür basına yönelik yapılan bu antidemokratik uygulamalarla halkın tekçi zihniyete mahkum edilme istendiği açıktır” diye konuştu. Açıklama alkışlar eşliğinde son buldu.

(ekip/svd/öç)

Doğan’ın damadından, Albayrak’a günlük rapor

Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın adresini ele geçiren RedHack’in açıkladığı e-postalarda, Aydın Doğan’ın damadı Doğan Yayın Holding Başkan Vekili Mehmet Ali Yalçındağ’ın, Enerji Bakanı Berat Albayrak’a hemen her gün bilgi verdiği iddia edildi. Aynı e-postaların Berat Albayrak’ın abisi Turkuvaz Medya Grubunun CEO’su ve Çalık Holding Yönetim Kurulu Üyesi Serhat Albayrak ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Danışmanı Hasan Doğan’a da gönderildiği göze çarpıyor.

Yalçındağ, 6 Mayıs 2016 tarihinde gönderdiği mailde Başkanlık Sistemi için “herkes ne yapacağını biliyor” diyerek bu konuda kamuoyunu hazırlama görevi üstlendiklerini itiraf ediyor. RedHack’in servis ettiği Albayrak’a ait e-postalar arasında yer alan bir mesaja göre, Doğan Medya Grubunun iktidara nasıl biat ettiği, hangi gazetecinin iktidar dalkavukluğu yaptığı, hangilerinin iktidarın istediği kıvama geldiği düzenli olarak not edilmiş.

‘Belki de Doğan grubu olmayacaktı’
Düzenli olarak Bakan Albayrak’a bilgilendirmelerde bulunan Mehmet Ali Yalçındağ, 6 Eylül 2016 tarihinde Bakan Berat Albayrak’a gece saat 02.25’te gönderdiği bilgi notunda, Jandarma Genel Komutanı Yaşar Güler ile arasında geçen konuşmayı aktarıyor. Konuşmaya göre Güler, Yalçındağ’a “Mehmet Ali bey eğer Aydın bey sizi tekrar bu göreve getirmeseydi belki de bugün Doğan grubu olmayacaktı. Siz geldiniz grup kurtuldu ama siz de iyi şeyler yaptınız” dediğini öne sürüyor.

Yalçındağ, Aydın Doğan’ın Erdoğan’la yapacakları görüşmeye Ali Sabancı için Vuslat Doğan Sabancı’yı da davet ettirmek istemesine tepki gösteriyor. Doğan Medyanın başındaki isim, “Vuslat ve Ali daha düne kadar bizden ( AK Partiden ) nefret ederken nasıl gidip yurt dışında bu olanları samimiyetle anlatacak” diyor.

Başkanlık rejimine açık destek
Yalçındağ’ın aynı mail adresinden 6 Mayıs 2016’da gönderdiği ve Doğan Medyanın yeni yayın dönemine ilişkin bilgi içeriyor: “(…) Bu dönemde grubumuzla ilgili artıların ve eksilerin muhakemesini yaparsak hepimiz için faydalı olur.(…) Net olunması gereken 2 konunun Paralel ile mücadelede ve Başkanlık sistemi olduğu kanaatindeyim. Alınan bu değişim kararının 1 gün, 1 hafta, 1 ayda değil uzun süre önce alındığını biliyoruz. Her türlü ayrıntısına kadar planlandı ve en doğru zaman beklendi.

Yeni Başbakan ile 1 yıla kalmadan Partili Cumhurbaşkanı veya Başkanlık modelinin gelmesi için çalışılacak. Son olarak bugün Hürriyet gazetesinin manşetini büyük sorumsuzluk ve düşmanlık olarak görüyorum. İş bitmiş gitmiş neye yarayacak bu manşet anlamakta zorluk çekiyorum. Kafasızlığın daniskası Sedat’ın (Ergin) yaptığı. Yine bir çuval inciri berbat ettiğimizi düşünüyorum. Yazık.”

Yine 11 Mayıs 2016 saat 21:31’de gönderilen başka bir mailde, “Konu: Ahmet Hakan, Bildiğiniz gibi uzun zamandır Hürriyet gazetesinde yapılan hatalar, yanlışlar ve gazetedeki satış kaybı sebebiyle mevcut genel yayın müdürünün değiştirilmesi gerektiği konusunda 2 aydır çalışmalar yapmaktayım. Sedat değiştiğinde kim olmalı ki ben kefil olayım diye ciddi bir araştırma yapmaktayım. Sonunda benim sorumluluğumda işi yeni birine teslim edeceğim ama beni zor durumda bırakacak biri olmaması lazım.

Bu arada Vuslat, ‘ben Sedat’a çok güveniyorum benim adamım oldu’ diye Sedat’tan vazgeçmiyor. Sedat Ergin benimle yaptığı her toplantıyı Vuslat’a gidip anlatıyormuş diye Sedat’a çok güveniyormuş. Diğer taraftan Aydın bey de nasıl olsa Sedat değişecek diye düşündüğü için kim olmalı ki rahat etsin ve güvensin diye bir çalışma içinde.

Ahmet Hakan’ı düşünüyorum dediğinde ben Ahmet ile uzun toplantılar yaptım. Ahmet’te şunun farkındaki biz birbirimizi anlamalıyız ki birlikte çalışalım. Sonunda gördüm ki ben Ahmet’e kefil olabilirim. Benimle çok paralel düşünüyor. Ayrıca sadece size bağlı olursam çalışırım, Vuslat hanım müdahale ederse çalışamam diyor. Ben Ahmet ile bu işi yapabileceğimizi düşünüyorum. Düşünmekte fayda görüyorum.”

‘Başkomutanım dedim, hoşuna gitti’
Yalçındağ’ın 18 Ağustos’ta “Günlük” olarak arz ettiği notunda, “Sağolsun Hasan Doğanın yardımıyla hemen darbe sonrası Sayın CB mızı telefonla arayarak geçmiş olsun dileklerimi ilettim kendisine sayın başkomutanım diye hitap ettim hoşuna gitti, anayasamızda böyle söylüyor sen de rahatlıkla söyle dedi, gülüştük, çok keyifliydi. Ve telefona AD’ı verdim. Çok uzun zamandır ilk kez telefonla konuştular. Daha sonra aile fertleri bana teşekkür edeceklerine, ‘bizde zannettik ki CB ı kendi aradı babama teşekkür etti dediler. Küçümsediler işi. Beklentileri sayın CB mızın AD’yi arayıp teşekkür etmesiymiş.

‘Nuray Mert Erdoğan hayranı’
Aynı mailde devamla şunlar yazılıyor: “Ahmet Hakan, Nuray Mert, Arzu ve ben Bodrum’da 12/ağustos cuma akşamı sohbet. Nuray Mert Sayın CB mızın hayranı olmuş, ‘doğru konuşalım olmasaydı mahvolmuştuk’ der. Arzu sorar neden akademisyenler yurt dışında gazete ilanları vermiyorsunuz düşüncelerinizi anlatsanız çok hoş olur. Nuray cevaben çok doğru olur ben bir yoklayayım etrafı der.”
‘Muharrem İnce’ye hayır dedim’
Mehmet Ali Yalçındağ’ın 10 Mayıs 2016 saat 14:16’da gönderdiği “Sürpriz ziyaret” başlıklı mailde siyaset ve medya ilişkisine ışık tutuyor: “Yalova Milletvekili Muharrem İnce ziyarete geldi. Meral hanımın çıkışının siyaseti hareketlendirdiğini bunun arkasından CHP de de değişimin önünün açılacağını bunun bir fırsat olduğunu, bu fırsatı iyi kullanırsak Başkanlığın önünün tıkanacağını ve vakit geçirmeden bu projeye destek olunması gerektiğini, burada da Doğan medya ve hürriyet in çok önemli konumda olduğunu anlattı. Başkan olunduğu takdirde artık Türkiye’nin kötü günlere geçeceğini ve yapılacakların durdurulamayacağı anlattı. Hadi destek olun yapalım şu işi çıkarın beni ortaya dedi. Bu işi yapacak tek kişi kendisinin olduğunu ifade etti:))) (…) Hayırlısı olsun bir bakalım dedim, ayrıldık. Kolay gelsin.”

Varank, Bulut’u istememiş
İddiaya göre, Erdoğan’ın Başdanışmanı Mustafa Varank, Yiğit Bulut hakkındaki şikâyetini Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan ve Erdoğan’ın Damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’a mail yolu ile iletiyor. Varank gönderdiği e-postada Yiğit Bulut için; “Yiğit Bulut Adam saatli bomba. Ekran yasağı gelmeli. Mustafa Varank: Obama G20’de bizle görüşmeyi düşünmüyor” ifadelerini kullanıyor.

‘Malezya Uçağını Rus Yapımı Füze Vurdu’

Uluslararası araştırmacılar 2014 yılı Temmuz ayında Ukrayna’nın doğusunda düşen Malezya Havayolları’na ait yolcu uçağının Rusya tarafından bölgeye gönderilen füze tarafından düşürüldüğü sonucuna vardı.

Çarşamba günü yayınlanan bulgular daha önceki Hollanda Güvenlik Kurulu’nun bulgularını teyit eder nitelikte. Hollanda Güvenlik Kurulu, Malezya Havayolları’na ait uçağın Rus yapımı Buk füzesi tarafından düşürüldüğünü kaydetmiş, Rusya inkar etmişti.

Hollanda Ulusal Polisi’nden Wilbert Paulissen, MH17’nin Buk tarafından fırlatılan 9M38 füzesi ile düşürüldüğüne inandıklarını söyledi.

Paulissen, kanıtların Rus yanlısı militanların füze sistemini istediğini ortaya koyduğunu kaydetti.

Daha önceki soruşturmada füzeyi kimin ateşlediği belirtilmemişti.

Rusya ise kendi radar kaydında Ukrayna’da Rusya yanlısı ayrılıkçıların kontrolündeki bölgeden füze fırlatıldığına dair bulgu olmadığını kaydetti.

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov da radarlarının herhangi bir şekilde roket algılamadığını söyledi.

Peskov, “Roket varsa başka yerden ateşlenmiş olabilir,” dedi.

Amsterdam’dan Kuala Lumpur’a giden uçakta bulunan 298 kişi olay sırasında hayatını kaybetmişti.

Hollanda polisi son bulguların eski bulgularla birlikte dava açmak için yeterli olabileceğini belirtti. Savcılar şimdi suçlamada bulunamıyor nedeni ise uluslararası soruşturmacıların davanın hangi mahkemede görüleceği üzerinde uzlaşmamış olması.

Uçağın düşürülmesi Amerika ve Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik ambargolarının başlamasında en önemli etken olmuştu.

Çin uzayda yaşam arayacak

Çin, uzayda yaşam arama çalışmalarına katkı sağlayacak en büyük teleskopu ülkenin güneyinde faaliyete soktu.

Resmi Xinhua haber ajansı, Aperture Spherical Radio Telescope (FAST) adı verilen teleskopun Guizhou dağlık bölgesinin tepelerinde faaliyete geçtiğini bildirdi.

180 milyon dolara mal olan teleskop böylece daha önce dünyanın en büyük teleskopu olarak kabul edilen Puerto Rico’da bulunan Arecibo Gözlemevi’ni de geride bıraktı.

Açıklamada, yaklaşık 30 futbol sahası büyüklüğündeki FAST’ın uzayı araştırıp akıllı yaşam sinyalleri arayacağı kaydedildi.

Çin Astronomi Topluluğu Genel Direktörü Wu Xiangping, “teleskopun yüksek dereceli hassaslığının galaksimiz dışında akıllı yaşam arayışında yardımcı olacağını” belirtti.

Çin’in milyar dolarlık uzay programı

Çin, uzay çalışmaları kapsamında milyarlarca dolarlık bir program yürütüyor. 2020 yılına kadar yörüngede kalıcı bir uzay istasyonu kurmayı hedefleyen Çin, Ay’a da insanlı bir misyon düzenlemeyi planlıyor.

FAST’ın inşasına 2011 yılında başlanmış ve yetkililer şubat ayında 5 kilometre mesafede yaşayan 10 bin kadar kişinin gözlem için daha iyi bir ortam yaratmak amacıyla tahliye edileceğini duyurmuştu.

Teleskopun bulunduğu bölge oldukça yoksul bir yer. Bu bölgenin etrafta büyük kentler bulunmadığı için seçildiği belirtildi.

© Deutsche Welle Türkçe

AFP, BS/SÖ

 

Facebook Whatsapp verilerini paylaşamayacak

Hamburg eyaleti veri güvenliği temsilcisi Johannes Caspar, Facebook’un WhatsApp üzerinden edindiği tüm verileri de silmek zorunda olduğunu açıkladı.

Tüm bu adımların kayıt altına alınacağını belirten Caspar “Söz konusu düzenleme Almanya’daki yaklaşık 35 milyon kullanıcıyı kapsıyor” şeklinde konuştu.

Caspar “Hesaplarını Facebook hesabıyla birleştirip, birleştirmemenin kullanıcıların kendi tercihi olması gerektiğini”, Facebook’un bunun için izin istemek zorunda olduğunu vurguladı.

Facebook verdiği sözleri tutmuyor

Hamburg eyaleti veri güvenliği temsilcisi Johannes Caspar, Facebook’un bundan iki yıl önce WhatsApp’ı satın alırken, iki firma arasında kullanıcı verilerinin paylaşılmayacağı sözünü verdiğine dikkat çekti.

Facebook’un verdiği bu söze aykırı hareket etmesinin tüketiciyi yanıltmak anlamına geldiğini kaydeden Casper, aynı zamanda bu durumun Alman veri güvenliği yasalarına da aykırı olduğunu söyledi.

Facebook’un WhatsApp verilerini paylaşmaya devam etmesi durumunda ise Facebook yüklü bir para cezasıyla karşı karşıya kalabilecek. Facebook’un düzenlemeyi kabul etmeyip hukuki yolları zorlama şansı bulunuyor. Ancak Casper bu konuda “Eğer hukuku savaşının bizim lehimize sonuçlanacağına dair çok büyük bir ihtimal olduğunu düşünüyor olmasaydık, böyle bir düzenleme yayınlamazdık” açıklamasını yaptı.

Facebook’un konuyla ilgili işbirliğine hazır olduğu belirtiliyor.

Almanya’da tüketici haklarını korumaktan sorumlu Federal Tüketici Merkezi Birliği (vzbv) WhatsApp’ı kullanıcı verilerini Facebook ile paylaşmama konusunda daha önce uyarmış ve 21 Eylül’e kadar süre tanımıştı. Ancak Facebook’un daha fazla süre talep etmesinin ardından söz konusu tarih 14 Ekim’e kadar uzatılmıştı.

©Deutsche Welle Türkçe

Reuters/BW/BÖ

Hava Kirliliği En Ölümcül Çevre Kirliliği

WASHINGTON — 

Hava kirliliği dünya genelinde 2013’te 5,5 milyon kişinin ölümüne neden olarak en ölümcül çevre kirliliği oldu. Bu rakam AIDS’ten ölenlerin dört, sıtmadan ölenlerin altı katı.

Bu sonuca Dünya Bankası ve bir sağlık enstitüsünün ortak çalışmasının sonunda ulaşıldı. Genç çocuklar ile yaşlılar bundan en fazla etkilenenler ve havada uçuşan küçük toz parçacıkları en fazla zararı veriyor.

Hava kirliliğinin maliyeti 225 milyar dolar. Bu rakam Güney Asya’nın gayri safi milli hasılasının 10’da 8’ine eşit.

Rapor çözüm için daha hırslı bir eylem planı ve sağlık yetkililerinin hava kirliliğini daha fazla dikkate alması gerektiğini belirtiyor. Çalışma dünya nüfusunun yüzde 87’sinin hava kirliliği olan bölgelerde yaşadığına da dikkat çekiyor.

Buzullarla İklim Değişikliği Tahmini

WASHINGTON — 

İklim değişikliğinin geleceğini öngörmeye çalışan bilim insanları, doğru tahminlerde bulunmak için bu trendin geçmişini inceliyor. Uzmanlar, en önemli izlerinse, yüz binlerce yıl öncesinden kalan buzullarda saklı olduğunu söylüyor.

Buzluğunuzda, dökülen bir yemek veya içeceğin izini, buz parçalarında uzun zaman görmek mümkün. Çok daha büyük ölçüde, yüz binlerce yıl önceki izler için de aynı şey söylenebilir.

Geoffrey Hargreavens, “Bu buz parçası 400 bin yaşında. Bana göre, bu çok değerli bir buz parçası ve benim işim de bunu korumak,” diyor.

Güney Kutbu gibi yerlerdeki eski buzullar, yanardağ faaliyetleri gibi önemli doğa olaylarına iklimin nasıl tepki verdiği konusunda araştırmacılara yol gösteriyor.Toplanan buzullar, Colorado’daki dev buzlukta saklanıyor ve Bruce Vaughn gibi araştırmacılar tarafından inceleniyor.

Bruce Vaughn, “Buzullarda bazı ölçümler yapıyoruz ve geçmişteki iklim modelleri hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Böylece iklim modellerinin geleceğiyle ilgili daha doğru öngörülerde bulunabiliyoruz” şeklinde konuşuyor.

Buzullardan elde edilen bilgi sayesinde, araştırmacıların gelecekte yaşanacak iklim değişikliklerini tahmin etmesi kolaylaşıyor.

Kamu Çalışanlarından Eylem Kararı

DİYARBAKIR — 

Türkiye’de Hükümetin birçok kamu çalışanını açığa alması üzerine KESK eylem kararı aldı. KESK yönetimi eylemlere uluslararası işçi örgütlerinin de destek vereceğini açıkladı. Eğitim-Sen de açığa alınan üyelerine maddi yardım yapmaya başladı.

Diyarbakır’da düzenlenmesi planlanan oturma eylemi için kente gelen Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Eş Genel Başkanı Lami Özgen, eyleme izin verilmeyince üyelerle bir araya geldi.

Toplantı önce bir basın açıklaması yapan Özgen, üyelerine isnat edilen suçların sendikal eylemler olduğunu söyledi. Özgen, eylemlere sahip çıktıklarını belirterek, “Dünden bugüne yaptığımız hiçbir eylememiz suç değil, kimse bunu kriminalize ederek suç olarak bize dayatamaz. Kendi günahlarının kefaretini, bizim sendikal eylemlerimizi kriminalize edip suç sayarak gidermeye çalışanlar bunun hesabını verecekler. Kaçabilecekleri bir yer yoktur. Buradan hareketle, gözaltına alınan tutuklanan üyelerimize isnat edilen suçlar, son 4 yılın eylem ve etkinlikleridir. Buradan bir kez daha söylüyoruz KESK olarak, Eğitim-Sen olarak ve bir bütün işkolları olarak, o eylem ve etkinlikler bizim kollarımızda aldığımız eylem ve etkinliklerdir” dedi. Ortaya çıkan tablodan hükümete yakın sendikaları sorumlu tutan Özgen, “Sendika olup olmadığı belli bile olmayanlar bugün burada ve Türkiye’nin bütün illerinde, kamu emekçilerini temel hak ve özgürlükleri bir yana sadece polis ve muhbirliğe soyunmuşlardır. Buradan hareketle çalışma yaşamı ve çalışma ilişkilerinde, iş barışı tamamen ortadan kalkmıştır. Bunun sorumlusu hükümettir, kolluktur, valiliktir. Aynı zamanda yandaş geçinen sendikadır. Buradan hareketle biz her yerde sendikal eylem ve etkinliklerimize sahip çıkmaya devam edeceğiz. Karşı karşıya kaldığımız hukuksuz duruma ilişkin eylem ve etkinliklerimizi sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Özgen, önümüzdeki günlerde başlayacakları eylemlerini de şöyle açıkladı; ”Dün kamuoyuna ifade ettiğimiz eylemlerimiz vardı. Yürüyüş kollarımız başlayacak, Ankara’da eylemimiz olacak. Türkiye’deki tüm demokrasi güçleri destek sunacak. Avrupa Sendikalar Konfederasyonu ve Uluslararası Sendikalar Federasyonuyla yürüttüğümüz görüşmeler çerçevesinde, bir heyet gelecek ve bir dizi görüşmeler yapacak. Bizimle dayanışma mücadelesi olmak üzere dünyanın dört bir yanında dayanışma eylemleri hayata geçirilecek.”

Daha sonra söz alan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca ise açığa alınan öğretmenlere maddi yardımda bulunacaklarını belirterek, “Biz Eğitim-Sen olarak hukuksal olarak tüm fiili mücadele yollarını kullanıyoruz. Eğitim-Sen olarak hiç bir arkadaşımızı, özellikle görevden alınan arkadaşlarımızı maddi ve hukuki olarak yalnız bırakmayacağımız sözünü vermiştik. Davalar açmaya başlıyoruz maddi olarak ta ödemeleri başlatıyoruz ”şeklinde konuştu.