Ana Sayfa Blog Sayfa 6259

MGK’den OHAL’i uzatma tavsiyesi çıktı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında cumhurbaşkanlığı sarayında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sona erdi. Başbakan Binali Yıldırım, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Yaşar Güler’in katıldığı toplantı 6 saat sürdü.

Toplantı sonrası yapılan açıklamada, “Demokrasimizin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanmasının devamlılığını sağlamak amacıyla olağanüstü halin uzatılması tavsiyesinde bulunulması kararlaştırılmıştır. FETÖ/PDY terör örgütünün 15 Temmuz darbe girişimi tarihinin her yıl, ‘Demokrasi ve Özgürlükler Günü” olarak anılması tavsiye edilmiştir. Terör örgütleri tarafından kullanılan ve hudut bölgemizde güvenlik riski doğuran Suriye’nin kuzeyinde ‘terörden arındırılmış güvenli bölge’ tesisi ile ‘uçuşa yasak bölge’ uygulamasının gerekliliği üzerinde durulmuştur” ifadesi kullanıldı. (DHA)

TÜRKSAT, Hayatın Sesi dahil birçok kanalın yayınını durdurdu

TÜRKSAT,  20:00 itibariyle Jiyan TV, Zarok TV, Hayatın Sesi TV, TV 10 ve Van TV dahil çok sayıda kanalın yayınını gerekçe göstermeden durdurdu.

Hayatın Sesi’ne henüz resmi bir bilgilendirme yapılmazken, kanal yöneticileri, Başbakanlık emriyle OHAL kapsamında yayının durdurulduğuna dair bilgi edindiklerini söylediler.

TÜRKSAT’ın yayınını durdurduğu Hayatın Sesi TV, #HayatınSesiSusturulamaz başlığıyla özel yayına başladı. Yayını internetten İzlemek için tıklayın.

HAYATIN SESİ CANLI YAYINI

İMC TV’ye konuşan Zarok TV’den Dilek Demirtaş, “Bize herhangi bir bilgilendirme yapılmış değil. Bir tebligatta bulunulmadı. RTÜK yetkilileriyle görüştük, bize KHK ile böyle bir karar verildiğini söylediler” dedi. Demirtaş, gerekli itirazları yapacaklarını söyledi.

#HayatınSesiSusturulamaz

#HayatınSesiSusturulamaz

Hayatın Sesi TV izleyicileri, sendikacılar, siyasi partiler, gazeteciler, akdemisyenler, işçi ve emekçiler yayının durdurulmasına karşı #HayatınSesiSusturulamaz hashtag’i ile tepkilerini dile getiriyorlar. 

HDP: Her alanda olduğu gibi medyada da teklik isteyen AKP-Saray iktidarı, farklı sesleri boğmaya çalışıyor. Özgür yayıncılığın sesi kesilemez!

CHP Milletvekili Mehmet Tüm: AKP muhalif olan hiç bir sese tahammülü yok @hayatin_sesi tv hiç bir gerekçe göstermeden Türksat’dan çıkarıldı #HayatınSesiSusturulamaz

Aydın Çubukçu: AKP’ye biat etmeyen herkes susturulmak isteniyor. Halk sayılmayan milyonlarca insanın meselesidir.

Tuğba Tekerek: Tv kanalları susturuluyor, bunun haberini bile yapmıyor diğer kanallar #HayatınSesiSusturulamaz #GazetecilikSuçDeğil

Orhan Alkaya: #HayatınSesiSusturulamaz

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: Havuz medyası dışında haber kanallarına tahammülleri yok. @hayatin_sesi @jiyan_tv  @ZarokTV @TV10_ @VanTV_resmi #BasınÖzgürlüğüEngellenemez

KESK: İşçi ve emekçilerin sesi, her zaman gerçeklerden yana olan Hayatın Sesi TV karartılamaz! Basın özgürdür! Sansür edilemez! 

Nilgün Ongan: Grevdeki işçinin, işten atılan emekçinin, şiddet gören kadının sesi susmaz! #HayatınSesiSusturulamaz

Özgür Müftüoğlu: Bir iktidar özgür basının sesini keserek halkın gerçekleri öğrenmesini neden istemez? #HayatınSesiKarartılamaz

Mücella Yapıcı: Özgürlüğe,demokrasiye,evrensel hukuka insan haklarına aykırı uygulamaların kılıfı olan “Ohal” derhal kaldırılsın… #HayatınSesiSusturulamaz

Alper Taş: Hayatın Sesi OHAL kapsamına sığmaz. #HayatınSesiSusturulamaz #OHALDerhalKaldırılmalıdır

#HayatınSesiSusturulamaz hakkındaki Tweetler

#HayatınSesiSusturulamaz

 TÜRKSAT, Hayatın Sesi dahil birçok kanalın yayınını durdurdu

Hayatın Sesi ve diğer TV kanallarının karartılmasına karşı yarın (29 Eylül Çarşamba) saat 18’de Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapılacak. 

HAYATIN SESİ’NİN YAYINININ DURDURULMASINA TEPKİLER…

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba:

AKP’nin OHAL’i fırsata çevirerek muhalif yayınları susturmaya çalıştığını söyleyen Ağbaba, “AKP’nin rahatsız olduğu, AKP’nin politikalarını eleştiren, özgürce gazetecilik yapmaya çalışan, özgürce televizyonculuk yapmaya çalışan bir kanalın susturulmaya çalışıldığını düşünüyoruz. Bu yayın kuruluşunun geçmişteki bakışı belli. Yayın politikası belli. Bu yayın politikasını OHAL’le susturmaya çalışmak hukuksuz” dedi. OHAL’in sadece Gülen Cemaati’yle mücadele için çıkartıldığını ifade eden Ağbaba, “Şimdiye karşı özellikle Gülen Cemaatine karşı eskiden beri tutumu net olan bir kanalın susturulması tam anlamıyla bir hukuksuzluk. Bu televizyonun geçmişte AKP’nin Gülen Cemaatiyle iş birliği yaparkenki tavrı belli. 15 Temmuz akşamı olan tavrı belli. 15 Temmuz sonrası olan tavrı belli. Darbeye karşı net tutum alan, her türlü darbeyi reddeden bir yayın kuruluşunun kapatılması tam anlamıyla bir hukuksuzluk. AKP’nin çelişkisini gösteren bir uygulamadır. Bunu kabul etmek mümkün değil. Belki buradan susturulacaktır ancak bu anlayışa karşı herkesin ortak mücadele etmesi gerekir. Bu kanalın susturulması demek Türkiye’deki azıcık demokrasi kırıntısının da yok edilmesi demektir” diye konuştu. Ağbaba, CHP olarak basın özgürlüğünün yanında olduklarını vurguladı.

HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken:

Ortada herhangi bir hukuksal süreç söz konusu değil. Tebligat yok. RTÜK’te böyle bir konu hiçbir şekilde tartışılmadı. Bu yönlü RTÜK’ün yayın organlarına ulaştırdığı tek bir bilgi kırıntısı devrede değil. Daha önce Fetullahçı yapılanmayla mücadele için çıkartılmış olan bir kanun hükmündeki kararnameye atıf yapılarak başbakanlık bünyesinde kurulan bir komisyonun önüne gelen istihbarat raporlarını referans alarak RTÜK’e göndermiş olduğu bir yazıyla birlikte RTÜK başkanının RTÜK’ün normal işleyişini de çiğneyerek doğrudan TÜRKSAT’a yazmış olduğu bir yazı uyarınca bu darbe saldırısı gerçekleşmiş” dedi. Bu saldırının sadece özgür basın geleneğine yönelik bir saldırı olarak değerlendirilmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Baluken, “Bu doğrudan Türkiye demokrasisine ve hukuk devleti normlarına yapılmış açık bir saldırıdır. AKP’nin, Erdoğan’ın yaratmış olduğu faşizm dalgasının gelmiş olduğu boyutu göstermesi açısından önemlidir. Erdoğan ve AKP ilk saatlerden itibaren 15 Temmuz darbe girişimini Allahın bit lütfu olarak değerlendirip daha önce planladıkları bir karşı  darbeyi hayata geçirdimek için bir fırsat olarak değrlendirmişlerdir. 
AKP’nin siyasal alana, yerel yönetimlere, kamusal alana, bir bütün olarak toplumsal yaşamı boğmaya yönelik saldırılarının  bir devamının bugün de muhalif kanalların kapatılmasıyla sürdürüldüğünü vurgulayan Baluken, “Yüzlerce gazetecinin gözaltına alınması, onlarcasının tutuklanmış olması, barışı, demokrasiyi ve emeği savunan akademisyenlerin, aydın ve yazarların AKP faşizmiyle sürekli muhatap olması bu darbe saldırısının amacını net olarak ortaya koyuyor. AKP uyguladığı bu faşizm ve darbe pratiğinden, halklarımıza dayatmış olduğu bu savaş konseptinden bir şekilde susturulmuş bir toplum çıkarmak istiyor. Şunu söyleyebiliriz AKP bu korkusunda haklıdır. Demokrasiyi, barışı, emeği savunanlar devreye giren darbe saldırılarının boyutu ne olursa olsun asla susmayacaklardır” diye konuştu. 

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Uğur Güç: Biz zaten RTÜK içerisinde bir takım kapatma girişimleri olduğu duyumunu almıştık. Bu sebeple de yarın ana muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’dan randevu almıştık. Görüşmek için gidiyorduk. Bu akşam olması sürpriz oldu ama bu biliniyordu. Sadece Hayatın Sesi değil bütün muhalif kanalların kapatılması, muhalif seslerin kesilmesi için, sadece mutlak AKP iktidarı için böyle bir yola gidecekleri belliydi. Bu, sınıfa karşı yapılmış bir harekettir. Neticede Türkiye’de çok kötü zamanlar yaşıyoruz. Bunlar daha da kötü zamanlar yaşayacağımızı gösteriyor. Demokrasiyi bitirme, mutlak bir iktidar yerleştirme hevesleri maalesef ki bizi bütün dünyaya rezil ediyor.Ülkede demokrasi var deniyor gazeteler kapatılıyor, televizyonlar kapatılıyor. Yüzü aşkın gazeteci cezaevinde tutuklu. Bunun adı demokrasi değil.  
Güç, randevu iptal edilmezse CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmeye gidecekleri bilgisini de paylaştı. 

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Başkanı Turgay Olcayto: Bunlar çok da beklemediğim kararlar değil. Artık bu senaryoya alıştık. Bir takım iktidara yakın gazeteciler ve gazeteler bir yerleri hedef gösteriyorlar. Biraz bekliyorsunuz sonra aradan bir ay geçmeden o hedef yerini buluyor. Hükümet harekete geçiyor. OHAL’i bahane ederek o yayınları kesiyorlar. Ben doğrusu böylesini askeri darbelerde, 12 Mart’larda, 27 Mayıslar’da daha sonra 82’de en ağırıydı. Böylesine rastlamadım. Bu kadar pervasızlığıa bu kadar hukuksuzluğa tanık olmadım. Türkiye bir yasaklar ülkesi. Halkın haber alma hakkı, bilgi edinme hakkı yasaklanıyor. Ondan sonra Türkiye’de demokrasi var. Demokrasi için insanları meydanlara çağırıyorlar. Hangi demokrasi? Hiçbir kurumu işlemeyen, her kurumu sakat olan bir demokrasinin içerisinde yaşıyoruz
Yarın hem basın açıklamaları hem de iktidar nezlinde girişimlerinin olacağını da ekleyen Olcayto, gazeteciler arasındaki dayanışmanın eksikliğine vurgu yaparak şu eleştiriyi yaptı: “Basının bu kadar bölündüğü, bu kadar parçalandığı bir dönemi yaşamadım. Elbette eskiden beri iktidara yakın basın vardır. Arada iktidarı destekleyen basının çabaları olur ama bu kadar nefret söylemi içerisinde karşısındaki gazeteciyi hedef alan, gazeteyi kapatacak ithamlarda bulunan gazetecilere hiç rastlamamıştım. Demekki bizde bir sakatlık var. Ama biz elimizden geleni yapacağız. Umutsuz olmak bize yakışmaz sonuna kadar mücadelemişzi sürdüreceğiz.” 

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu:

Hayatın Sesi’nin de aralarında olduğu TV kanallarının yayının durdurulması demokrasiye, ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına vurulan bir darbedir. AKP’nin  her ortamda kendi lehine kullanacak bir zemin hazırladığını söyleyen Tanrıkulu, “Biz buna karşı çıkacağız. Boynumuzu uzatmayacağız, sıramızı beklemeyeceğiz, beklememeliyiz. Birbirimizle olan ön yargılarımızı bir kenara bırakarak bütün demokrasi güçlerinin bir arada olması lazım. Ortak bir zeminde buluşarak bu diktatörlük anlayışına karşı bir arada olmalıyız. Bizim görevimiz izlemek değil, karşı çıkmak ve durdurmaktır” dedi.  

Hayatın Sesi TV izleyicileri, sendikacılar, siyasi partiler, gazeteciler, akdemisyenler, işçi ve emekçiler yayının durdurulmasına karşı #HayatınSesiSusturulamaz hashtag’i ile tepkilerini dile getiriyorlar. 

HDP: Her alanda olduğu gibi medyada da teklik isteyen AKP-Saray iktidarı, farklı sesleri boğmaya çalışıyor. Özgür yayıncılığın sesi kesilemez!

CHP Milletvekili Mehmet Tüm: AKP muhalif olan hiç bir sese tahammülü yok @hayatin_sesi tv hiç bir gerekçe göstermeden Türksat’dan çıkarıldı #HayatınSesiSusturulamaz

Aydın Çubukçu: AKP’ye biat etmeyen herkes susturulmak isteniyor. Halk sayılmayan milyonlarca insanın meselesidir.

Tuğba Tekerek: Tv kanalları susturuluyor, bunun haberini bile yapmıyor diğer kanallar #HayatınSesiSusturulamaz #GazetecilikSuçDeğil

Orhan Alkaya: #HayatınSesiSusturulamaz

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan: Havuz medyası dışında haber kanallarına tahammülleri yok. @hayatin_sesi @jiyan_tv  @ZarokTV @TV10_ @VanTV_resmi #BasınÖzgürlüğüEngellenemez

KESK: İşçi ve emekçilerin sesi, her zaman gerçeklerden yana olan Hayatın Sesi TV karartılamaz! Basın özgürdür! Sansür edilemez! 

Nilgün Ongan: Grevdeki işçinin, işten atılan emekçinin, şiddet gören kadının sesi susmaz! #HayatınSesiSusturulamaz

Özgür Müftüoğlu: Bir iktidar özgür basının sesini keserek halkın gerçekleri öğrenmesini neden istemez? #HayatınSesiKarartılamaz

Mücella Yapıcı: Özgürlüğe,demokrasiye,evrensel hukuka insan haklarına aykırı uygulamaların kılıfı olan “Ohal” derhal kaldırılsın… #HayatınSesiSusturulamaz

Alper Taş: Hayatın Sesi OHAL kapsamına sığmaz. #HayatınSesiSusturulamaz #OHALDerhalKaldırılmalıdır (MEDYA SERVİSİ)

İlhan Çomak davasında karar yok: Dava 5 Ekim gününe ertelendi

Hakkındaki hüküm bozulmasına rağmen 22 yıldır tutuklu yargılanan İlhan Çomak’ın bugünkü duruşmasından karar çıkmadı. Mahkeme heyeti, avukatların salonu terk ettiği duruşmayı 5 Ekim gününe erteledi.

AVUKATLAR SALONU TERK ETTİ
Duruşma iddia makamının mütalaasını sunması ile başladı. İddia makamı, Çomak’a daha önce verilen ve kesinleşen hükmün onanmasına mütalaa etti. Bunun üzerine Çomak’ın avukatları savunma için ek süre istedi. Mahkeme heyetinin taleplerini reddetmesi ve Çomak’ın savunma yapması için ek süre verilmemesi üzerine avukatlar ve salondaki izleyiciler, “direne direne kazanacağız” sloganları atarak duruşma salonunu terk etti.

İlhan Çomak’tan karar duruşması öncesi mektup: Eğer dışarı çıkarsam…

DAVA ERTELENDİ
Mahkeme heyeti ise kararını müzakere etmek için duruşmaya yeniden ara verdi. Aranın ardından heyetin bu duruşmada bir karar açıklamayacağı bildirildi. Dava, 5 Ekim Çarşamba gününe ertelendi.

Alevilerin sesi TV 10 susturuldu!

TÜRKSAT,  20:00 itibariyle Jiyan TV, Zarok TV, Hayatın Sesi TV, TV 10 ve Van TV dahil çok sayıda kanalın yayınını gerekçe göstermeden durdurdu. Konu hakkında TV 10 yazılı bir açıklama yaptı. İşte o açıklama;

 

TV10’DAN KAMUOYUNA AÇIKLAMA

Alevilerin sesi TV 10 susturulmak isteniyor.

BU GÜN SAAT 20:00 DEN İTİBAREN YAYINIMIZ KESİLDİ.

TÜRKSAT ve RTÜK ile yaptığımız görüşmeler sonucunda bu gün çıkan KHK (kanun hükmünde kararname) ile yayınımızın durdurulduğu bilgisine ulaştık.

15 Temmuz gecesi darbeciler tarafından kesilen yayınımız bu günde KHK ile kesiliyor. Alevi toplumun sesi TV10 başbakanlık emriyle OHAL kanunlarına dayanarak hukuksuz bir biçimde yayını kesildi. İktidarı kayıtsız şartsız desteklemeyen medyaya verilen bu gözdağı giderek genişleyeceğine hiç şüphe yok. Hukuksal çerçevede yapılması gereken girişimler sonuna kadar yapılacaktır.

TV10 2011 yılından beri aralıksız alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, yol erkânını, Samsundan, Dersime, Tokat’a, Adıyaman, Terolara, Tekirdağ’a, Hacıbektaş’a, Antakya’ya ve Türkiye’nin her tarafında ekranlarına taşıdı. Alevilerin sesi, soluğu oldu.

Tam da Alevilerin Masum-u Pak orucunun başladığı bu gece ve arkasında Yas-ı Muharrem’in başlayacağı bir zamanda TV10’nu susturmaya çalışmak manidar değil mi? Alevilerin evlerinin işaretlendiği bir dönemde bunu yakmak ne anlama geliyor?

Basın yayın ilkelerinden ödün vermeden, özgürlükçü, demokratik, halkçı, barışçıl ve şiddeti âmâsız ret eden yayın politikamızı kendimize rehber edindik. Toplumun dili, gözü, kulağı olduk.

Alevi toplumunun ve demokratik kamuoyunun bu hukuksuzluğu ve yok saymayı kabul etmeyeceğini ve kendi sesine sahip çıkacağına inanıyoruz.

HAKK’IN VE HAKİKATİN SESİ OLMAYA DEVAM EDEĞİZ.

Tv10 Yönetim Kurulu A.

Veli Büyükşahin

 

BM’de mülteci satrancı

AYÇA SÖYLEMEZ

Birlemiş Milletler, yine her zamanki misyonunu yerine getirdi: Dünyadaki sorunların tartışılacağı kalabalık ve ‘havalı’ toplantılar düzenlendi, hiçbir zaman yerine getirilmeyecek sözler verildi, anlamsız konuşmalar yapıldı ve ‘olaysız dağıldılar.’

Oysa dünya hiç olmadığı kadar büyük bir mültecilik sorunuyla karşı karşıya, savaşların yanı sıra kapitalist-emperyalist devletlerin politikaları sonucu ekonomisi çökmüş birçok ülkeden insan mülteciliğe zorlanmış durumda. BM’nin tek yanıtı kâğıt üzerinde güzel görünen boş sözler. Çünkü sorununun kaynağı, insanların terk etmek zorunda kaldığı ülkelerinde değil, tam da BM Genel Kurulu’nun düzenlendiği yerde.

19 Eylül’de BM üye ülkeleri ilk defa ‘geniş çaplı mülteci ve göçmen hareketine daha koordineli ve insani bir yaklaşım’ geliştirmek ve New York Deklarasyonu’nu imzalamak için bir araya geldi.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) deklarasyonun ciddiyetsizliğini şöyle anlattı:

“New York Deklarasyonu taslak haliyle iyi niyetli görünse de içeriğinde ciddi belirsizlikler barındırıyor. Üstelik deklarasyonda göçmen ve mültecilerin yaşam kalitesi ve koşullarını düzeltecek acil bir çözüm önerilmediği de açıkça görülüyor. MSF ekiplerinin Yunanistan, Meksika ve Kamerun’da gözlemlediği üzere, üye ülkelerin çoğu hâlihazırda bu maddelere aykırı hareket ediyor, mülteci ve göçmenlerin haklarını gözetmiyor.”

Mülteci kamplarında açlık, soğuk, polis saldırısı ve sınır dışı korkusu, hijyen koşulları olmadığından (Batı’da bitmiş olan) salgın hastalıklar, zatürre gibi (tedavisi Batı’da olan) solunum yolu hastalıkları kaynaklı bebek ve çocuk ölümleri var. Kampta olmayan mültecileri de bu koşulların yanı sıra aşağılanma, dışlanma, kölelik koşullarında çalıştırma ya da gerçek kölelik bekliyor.
Ve son BM toplantısı bir kez daha gösterdi ki, Batılı ülkelerin tek derdi ‘ülkelerine mülteci akınının olmaması.’ Yoksa Afrika, Ortadoğu veya başka bir coğrafyadaki mülteciler, duvarların ardından kendi kendilerine ölme hakkına sahip. Avrupa’nın, ABD’nin konusu değiller.

Örneğin, 350 bin Somalili mülteciyi barındıran Kenya’daki Dadaab Kampı dünyanın en büyük mülteci kampı. Yiyecek ve su en büyük sorun. Kampa sağlık hizmeti veren MSF’li doktorların notlarında, barınma ve yaşam alanlarının sağlıksız koşullarının da kampta yaşayan yüzbinlerce insanın sağlığını tehdit ettiği yer alıyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin tek yaptığı ise, Somali ve Kenya hükümetleriyle imzalanan ortak anlaşmayla, mültecilerin, savaşın halen sürdüğü Somali’ye geri dönüşünü sağlamaya çalışmak oldu. Yani BM anlaşması, mültecilerin kampta değil savaşta ölmesinin yolunu açtı. Zaten anlaşma da kâğıt üzerinde kaldı. Anlaşmaya göre ülkelerine geri dönmek isteyen Somalililer gönüllü geri dönüş uygulamasıyla memleketlerine yerleştirilecekti. Ancak kaçtıkları koşullarda değişiklik olmadığı için Somalililer geri dönmedi.

Geri dönen küçük bir azınlık, savaşın ortasında kaldı.

Savaşın bitmediği ülkenin, ne kadar çatışmasız kalacağı bilinmeyen topraklarına mültecileri geri göndermeye çalışan Türkiye de Batı’dan kopyaladığı politikalarla Suriyelileri geri göndermenin yollarını arıyor. Bir yandan savaşı derinleştirip büyütürken diğer yandan ‘güvenli bölge’ arayışında olan iktidarın başarısız olacağını tahmin etmek zor değil. Beş yıl önce Suriye’de savaş çıkarırken de milyonlarca insanın mülteciliğe zorlanacağını görememişlerdi.

Umarım Cerablus’a geri gönderilenler, ülkelerine geri dönen Somalili mültecilerin kaderini paylaşmaz.

Kocaeli Dayanışma Akademisi’ne coşkulu açılış

BİRGÜN / KOCAELİ

Kocaeli Üniversitesi’nde KHK ile meslekten ihraç edilen 19 akademisyenin düzenlediği, “Kocaeli Dayanışma Akademisi” açılış yaptı.

CHP, HDP, ÖDP, KP, HTKP, HALKEVLERİ,KESK, DİSK, TMMOB,TTB’den temsilcilerin katıldığı açılışta öğrenciler ve Sivil Toplum Kuruluşları üyeleri de yer aldı. Yüzlerce kişinin katılımıyla yapılan açılışa “KHK’LAR gitsin biz kalıyoruz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” damga vurdu.

Akademisyenler ihraç kararlarının ardından “OHAL bahanesiyle laik ve bilimsel eğitimi savunan akademisyenlere karşı cadı avı” yürütüldüğünü belirterek buna karşı mücadele edeceklerini vurgulamıştı. Kenti terketmeyeceklerini ve bilim üretmeye devam edeceklerini söyleyen akademisyenlerin ilk faaliyeti Dayanışma Akademisi kurmak oldu. “Bilimin kapalı kapılara, duvarlara ihtiyacı yoktur. Bilim itaat etmez” diyen akademisyenleri Kocaeli muhalefeti de yalnız bırakmadı.

“BİLİM KAPALI KAPILAR ARDINA SIĞMAZ”

Yunanistan, Fransa, Eskişehir, Mersin, Ankara, İstanbul, Niğde ve daha birçok yerden gelen akademisyenler de etkinlikte destek konuşmalarıyla ulusal ve uluslararası dayanışma sergiledi.

Kocaeli Üniversitesi öğrencileri adına konuşan Esra Çaylak, “Memleketin en karanlık dönemlerinde umut olan üniversitelerin tüm bileşenlerine; öğrencilerine,kulüplerine,topluluklarına ve akademisyenlerine saldırmalarına şaşırmıyoruz. Üniversiteye her fırsatta polis sokanlara,güvenliklere verdikleri kasklarla kalkanlarla üzerimize saldırtanlara,okulumuzu kadın düşmanlarının meskeni haline getirmeye çalışanlara birkaç şeyi hatırlatmakta fayda var. Bizim hocalarımız; gözümüzü her gün yeni katliamlara açtığımız bir dönemde memleketin en acil taleplerini haykıranlardır. Bombaları ve silahları konuşturanların karşısında kalemleriyle başları dik bir şekilde duranlardır. Bizim hocalarımız; bilimi sermaye yararına değil halk yararına kullananlardır. Sermayedarların ceplerini değil Dilovası halkının sağlığını düşünenlerdir. Birilerinin akışı uğruna öleceklerini iddia ettiği dereler kurutulmasın diye mücadele edenlerdir. Bizim hocalarımız; bilgi üretmek ve paylaşmak için ne maaşa ne de binalara ihtiyacı olmadığını söyleyenlerdir. ‘Bilim kapalı kapılar ardına sığmaz’ diyenlerdir. Bizler; Hülagü’nün polisine,tomasına rağmen direne direne bütünlemeleri geri getirenleriz” dedi.

Çaylak, hocaları geri dönünceye, demokratik bir üniversite kuruluncaya kadar mücadele etmeye devam edeceklerini belirtti.

İlhan Çomak davasında sona gelindi 

Cansu PİŞKİN
İstanbul

 
1994 yılında İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü’nde okurken 21 yaşında ‘Örgüt adına orman yakma’ ve ‘Bölücü faaliyette bulunma’ iddiasıyla tutuklanan ve 22 yıldır cezaevinde tutulan İlhan Çomak davası yeniden yargılama hakkı kapsamında İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.  Duruşmaya katılmayan Çomak’ın son sözü sorulmaksızın kararını açıklayacak olan mahkeme heyetini protesto eden avukatlar ve seyirciler duruşma salonunu sloganlarla terk etti. Slogan atanlar hakkında tutanak tutturan heyet, salonda müdafi kalmamasını gerekçe göstererek 5 Ekim’e ertelediği duruşmada İstanbul Barosu Başkanlığı’na yazı yazılarak İlhan Çomak’a avukat tayin edilmesini istedi.

ÇOMAK DURUŞMAYA KATILMADI

22 yıldır tutuklu yargılanan İlhan Çomak, duruşmaya katılmadı. İzmir Buca Kırıklar 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Çomak, duruşmaya SEGBİS’le katılmayı da reddetti. Duruşmayı Çomak’ın ailesi ve avukatlarının yanı sıra HDP Milletvekili Pervin Buldan, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP İstanbul İl Başkanı Doğan Erbaş ve Sanatçı Ferhat Tunç, Pınar Aydınlar ve insan hakları savunucuları izledi.

‘İLHAN’I YARGILAYAN HAKİM VE SAVCILARIN ÇOĞU TUTUKLU’

Celse öncesi Çomak ile görüştüğünü belirten avukat Fırat Aydınkaya, Çomak’ın SEGBİS’le savunma yapacağını söylemesine rağmen katılmamasının kendileri tarafından beklenmediğini söyledi.  Müvekkil olmadan esasa ilişkin savunma yapılamayacağını ifade eden Aydınkaya, esasa ilişkin savunma için süre talep etti. 

15 Temmuz darbe girişiminin ardından heyet başkanının değiştiğini hatırlatan Aydınkaya, “İlhan’ı yargılayan hakim ve savcıların çoğu darbe sonrası tutuklandıysa bunu kabul edemeyiz. Neredeyse yeniden yargılamanın yeniden yargılamasını istemek durumundayız” dedi. Aydınkaya, heyetten ihraç edilen hakimin dosyada imzasının bulunduğu evrakların yeniden incelenmesini ve dosyadan çıkarılmasını, söz konusu hakimin bulunduğu celselerdeki taleplerin yeniden gözden geçirilmesini, Çomak’ın dosyasını hazırlayan dönemin İstanbul Terörle Mücadele Şube Başkanı Reşat Altay’ın tekrar dinlenmesini talep etti. Çomak aleyhine Bingöl’de düzenlenen evrakların geçerli olamayacağını düşündüklerini ifade eden Aydınkaya, “Jandarma Genel Komutanlığına ve Bakanlar kuruluma tekrardan yazı yazılmasını, İlhan’ın Askeri hakim tarafından yapılan sorgunun delil olamayacağını düşünüyor ve dosyadan çıkarılmasını talep ediyoruz” dedi.  

‘DURUŞMA İÇİN İZMİR’DEN İSTANBUL’A GETİRİLMESİ İŞKENCE’

Avukat Several Ballıkaya Çomak’ın geçen celse dinlenen Ümit Karabay ve Yüksel Ateşoğlu’nun işkence yaptığını teşhir ettiğini ve mahkemenin bu durum hakkında işlem yapılmasını talep etti. Ballıkaya, Çomak’ın İstanbul’da görülen duruşma için İzmir’den getirilmesinin işkenceye dönüştüğünü söyleyerek duruşmaya katılmadığını kaydetti. 
Avukat Hüseyin Boğatekin ise Çomak’ın beraat edilmesini, ancak beraat verilmediği taktirde de infazın durdurulup tahliye kararı verilmesini talep ettiklerini söyledi. 

AVUKAT VE SEYİRCİLER SALONU TERK ETTİ

Heyetin ara kararında tüm taleplerin reddine hükmetmesinin ardından mahkeme başkanı esasa ilişkin savunmaya geçilmesini istedi. Çomak’ın avukatı Aydınkaya ise, “Ben esasa ilişkin savunma yapmayacağım. Müvekkilimin olmadığı bir yerde savunma yapmanın da anlamı yok. Savunmasının öznesi İlhan Çomak çünkü” diye konuştu. Bu sırada Çomak’ı bir kez daha SEGBİS yöntemiyle duruşma salonuna bağlamaya çalıştılar. Çağrıya yanıt veren infaz memuru, “Çıkmak istemiyor. ‘Ben mahkemeye çıkmak istemiyorum. Zorla götürecekseniz gelirim’ diyince getirmedim. Zorla getirme başka bir şey” dedi. Avukat Ballıkaya da, “Biz yıllardır boşuna nefes tüketmişiz. Zaten sizin vereceğiniz karar belli. Müvekkile savunma hakkı vermeyecekseniz buyrun böyle bitirin” dedi. Avukatları ve salonda bulunan seyirciler, Çomak’ın son sözü dinlenmeksizin davanın karara bağlanmasına tepki göstererek salonu alkışlarla terkettiler. Mahkeme başkanı, “Direne direne kazanacağız” diye slogan atan seyirci ve avukatların tespit edilerek haklarında işlem yapılması amacıyla tutanak tuttu.
 

12 Eylül’de Mamak’taki işkence ve ölümlere zaman aşımı!

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 12 Eylül döneminde Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Mamak Askeri Cezaevi’nde yaşanan işkencelere ilişkin açılan soruşturmaya takipsizlik kararı verdi. 

Savcı kararında, suç oluşturan “kasten insan öldürme”, “işkence ve kötü muamele” suçlarının 1980-1984 döneminde işlendiğini, suç tarihinden bu yana 30 yıldan fazla süre geçmiş olması dikkate alındığı ve öncelikle zamanaşımı konusunun değerlendirilmesi gerektiği belirtti.

Kararda, “kasten insan öldürme, işkence ve kötü muamele” suçlarının, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve şüphelilerin lehlerine olan 765 sayılı TCK uyarınca zaman aşımına uğradığı anlaşıldığından, “kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına” karar verildiği bildirildi.

Savcılığın kararıyla birlikte aralarında yayıncı İlhan Erdost’un da bulunduğu çok sayıda kişinin ölümü ve işkence yapılmasıyla suçlanan Mamak Askeri Cezevi Müdürü Raci Tetik ve birçok isim “zaman aşımı” nedeniyle yargılanmayacak.

İnsan hakları savunucuları ise bu tür suçların “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve cezasızlık örneği olan zaman aşımının uygulanmaması gerektiğini belirtiyor. (DİHA)
 

‘Erdoğan mı FETÖ mü’ diye soran öğretmene işlem başlatıldı

Tugay DEMİR
İskenderun

İskenderun’da bulunan Mithat Paşa İlköğretim Okulu’nda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Murat Arıcan’ın 15 Temmuz anma programı kapsamında işlediği ilk dersinde 4. sınıf öğrencilerine “Kim FETÖ’yü seviyor, kim Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyor” diye sorması Evrensel’de haber olmuştu.

Skandal durumu Evrensel’e aktaran veliler, 22 Eylül tarihinde işlenen derste Arıcan’ın “Kim AKP’li, kim CHP’li kim HDP’li” diyerek 9-10 yaş grubundaki öğrencilerden el kaldırmalarını istediğini belirtmişti.

İskenderun Mithat Paşa İlkögretim Okulu’nda gercekleşen ve “Din kültürü dersinde skandal ‘sevgi’ yoklaması” başlığıyla duyurduğumuz haber yankı yarattı. Görüşünü sorduğumuz Okul Müdürü Berivan Kuyubaşıoğlu, Öğretmen Murat Arıcan’a yazılı ihtar verildigini söylemişti. Kuyubaşıoğlu, Evrensel’de yayımlanan haberin ses getirmesi sonucunda velilerden şikayetler geldiğini, öğretmen hakında yazılı olarak verilen dilekçeler üzerine işlem başlattıklarını belirtti. Velilerin verdiği dilekçeler toplanarak üst yazıyla birlikte ilçe Milli Eğitim Müdürlügü’ne gönderildi. Böylece Ögretmen Murat Akarcan hakkinda sorusturma başlamış olacak.

EĞİTİM SEN: SÜRECİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ

Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız İskenderun Eğitim Sen Şube Başkanı Mustafa Ünsal, laik, bilimsel egitimin altının boşaltıldığını belirterek, din kültürü ögretmeninin öğrencilere bu tür sorular yöneltmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. Ünsal, “Bu girişim laik, bilimsel eğitime yapılan saldırıların sonucudur. Sendika olarak sonuna kadar sürecin takipçisi olacağız” dedi. 

evrensel