Ana Sayfa Blog Sayfa 6259

Anadolu semalarında sessiz bir çığlık yankılanıyor

HUSEYİN KELLECİ

Aleviler 2 Ekim’de  Muharrem orucuna başlıyor.

Bugünlerde sessiz bir çığlık yankılanıyor Anadolu semalarında… Bu çığlık ki sessiz sedasız…  Bu çığlık ki gürültüsüz, patırtısız, habersiz. Anadolu insanı kendine yakışan bir eylemle yas tutmaya başlıyorlar. Bu yası oruçla taçlandırıyorlar. Çığlık çığlığa, sessiz sedasız…

Kimseyi rahatsız etmeden, incitmeden sessiz sedasız büyük bir toplum kimseye “Sen neden oruç tutmuyorsun?” diye yargılamadan, sorgulamadan kendi orucunu tutuyor. Aleviler bu ayda kimseyi dışlanmadan, ötekileştirilmeden sessiz sedasız yas- oruç tutmaya devam ediyor 12 gün boyunca…

Oruç tüm insanların ibadetidir, ama Muharrem orucu Alevilerin yasıdır, matemidir. Ayrıca Kerbela ile bütünleşmiştir. Böyle büyük bir kahramanlığı, yiğitliği, fedakarlığı anlatmak, insanları bilgilendirmek, hepimizin görevidir.  Kendisine sunulan tüm imkanları elinin tersiyle iterek çocuklarının, kardeşlerinin, dostlarına ve bütün sevdikleriyle birlikte kendisini feda eden İmam Hüseyin, muhteşem bir inanmışlık ve irade örneğidir.

Onurlu duruş, Yezid’in malından mülkünden çok daha değerlidir. İmam Hüseyin bu duruşuyla tarihe not düşmüştür. Böyle yüce bir Pir’in talibi olmak büyük onurdur. Onun için her gün oruç tutulsa yeridir. Bugün bu zulmü bilmeyenler görmeyenler mazlumların, masumların feryatlarını da duyamayacaklardır. Gerçeklere gözlerini kör edenler, haram sofraların devamlı elamanları, İmam Hüseyin’i anlayamaz.

Orucun gerçek erdemine ulaşabilmekte amaç ikrar verip ve Hakk Muhammed Ali yolunu sürmektir.

Şah Hüseyin aşkıyla tüm canlara niyaz ederim.

Oruçlarınız Hakk katında kabul ola.

Tehdit altındaki dünya kültür mirası, iki kat arttı

Murat KUSEYRİ
Stockholm

2006 yılında tehdit altında bulunan kültür mirasının sayısı 17 iken, bu rakam günümüzde 37’ye yükseldi. Yok olma riski ile karşı karşıya kalan kültür miraslarının çoğunluğu ise savaşın sürdüğü Irak ve Suriye’de bulunuyor.

Uppsala Üniversitesi tarafından düzenlenen ve 2 gün süren konferansta ilk kez kültür mirası ve barış ve çatışmalar üzerine araştırma yapan Mısırlı, Sudanlı, Iraklı, Filistinli, Hırvatistanlı, Bosnalı, İngiliz ve İsveçli uzmanlar bir araya gelerek savaşın kültür mirasları üzerinde etkilerini tartıştı.

KÜLTÜR MİRASLARI PROPAGANDA SİLAHINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Konferans katılımcılarından Uppsala Üniversitesi Profesörü Mattias Legner, konferansta neden kültür mirasları savaş ve çatışmalarda hedef haline gelir sorusuna yanıt bulmaya çalıştıklarını söyledi. Silahlı grupların çatışmalarda bazı yerlere bilinçli saldırılar yönelttikleri gibi aynı zamanda kültür mirasını toplum ve kültür tarihinin yorumlanması için bir propaganda silahına dönüştürdükleri değerlendirmesini yaptı.
Savaşlarda her zaman toplumun kültürel miraslarının yakılıp yıkıldığını söyleyen Legner, Roma İmparatorluğu’nun fethettiği yerlerde askerlerine kültür miraslarını savaş ganimeti olarak dağıttığına dikkat çekti.

KÜLTÜR MİRASLARINA YÖNELİK SALDIRILAR BİLİNÇLİ

Günümüzde ise IŞİD’ın yok ettiği kültür miraslarının filmini çekerek yaygınlaştırdığını belirten Legner, kültürel miraslara yönelik saldırıların tesadüf değil bilinçli olduğunu belirttikten sonra şunları kaydetti: “Son yıllarda Suriye ve Afganistan’da fundamantalist gruplar başka kültür ve dinlere ait tüm izleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Gelecekte kuracakları fundamental toplumun önünde engel gördükleri çoğulculuğu yok etmek istiyorlar.”

Suriye ve Irak’ta IŞİD çetelerinin saldırısına uğrayan kültürel miraslar üzerinde araştırmalar yapan Göteborg Üniversitesi Öğretim Üyesi Arkeolog Anas Ahl Khabour, uydudan çekilen fotoğrafların IŞİD’ın denetimi altında bulunan tarihi ve kültürel 177 yerde yıkımın izlerini gösterdiğini belirterek “Kültür mirası açısından Irak ve Suriye’deki durum oldukça karanlık “ dedi.

IŞİD KENDİ UZMAN GRUPLARINI OLUŞTURDU

Anas Ahl Khabour, IŞİD’in 2014 yılına kadar ele geçirdiği yerlerde bulunan tarihi gömütlerden çıkacak eserlerden elde edilen paranın yüzde 20’sinin kendisine ödenmesi koşuluyla herkesin arama yapmasına izin verdiğini ancak daha sonra bundan vazgeçtiğini, metal dedektör ve aletler satın alarak kendi uzman grupları oluşturduğunu söyledi.

Genetik tıpta devrim: Üç kişinin DNA’sını taşıyan bebek

Anne adayının hastalık taşıyan DNA’sı bir başka kadından alınan mitokondriyle birleştirilerek sağlıklı bir yumurta elde edildi. Ardından bu yumurta babanın spermiyle döllendi. Bu yöntemle ilk kez üç kişinin DNA’sını taşıyan bir bebek dünyaya geldi.

euronews’te yer alan habere gaöre New York’taki bir doğum kliniğinde görevli Doktor John Zhang ve ekibi uygulamayı yasal engeller nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri yerine Meksika’da hayata geçirdi. Başarılı bir sonuç alındığı ifade edilen yöntem sayesinde şu anda beş aylık olan bebekte annenin DNA’sındaki hastalığa rastlanmadığı açıklandı.

Doktor Zhang’ın daha önce iki çocuklarını söz konusu hastalık nedeniyle kaybeden aileye uyguladığı tedavi tıp dünyasında tartışma yarattı. Tartışmalı teknik yasal olarak sadece İngiltere’de yapılabiliyor. (DIŞ HABERLER)

LEİGH SENDROMU NEDİR?

Leigh sendromu hücrelerde enerji üretmekten sorumlu olan ve ‘mitokondri’ adı verilen organeldeki genetik mutasyona bağlı bir protein eksikliği nedeniyle oluşan ve merkezi sinir sistemini etkileyen bir hastalıktır.Görülme olasılığı 40.000’de bir olarak kaydedilmiştir ancak belirli bölgelerde bu hastalık daha da yaygındır. (DIŞ HABERLER)

Müze ziyareti yarı yarıya düştü

Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkan Yardımcısı Mehmet İşler, turizm sektöründeki gerilemenin müze ziyaretlerine de yansıdığını, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Efes ve Bergama’da büyük düşüşler olduğunu söyledi. Bayram tatillerinde iç turizmde görülen hareketliliğin müzelere yansımadığını anlatan İşler, “İzmir ve Ege’nin destek paketi dışında kalmasının sonuçlarını görmeye başladık. Yabancı turist gelmiyor. Yabancı turistin en çok ziyaret ettiği Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Efes ve Bergama’daki müzelerde düşüşler neredeyse yüzde 50’leri buldu. Yerli turistin ise müzelere ilgisi oldukça zayıf” dedi.

EFES’İN ZİYARETÇİ SAYISI DA DÜŞTÜ  

Mehmet İşler, bu yılın ilk 8 aylık döneminde büyük turist kaybeden İzmir’in turist pazarlarının tamamında gerilediğini, bu gerilemenin sektördeki istihdamın yanı sıra kültür turizminin en önemli halkası olan müzelere ziyaretleri de olumsuz etkilediğini belirtti. İzmir turizminin yılın 8 aylık döneminde yüzde 41.3 gerilediğine dikkat çeken İşler, şöyle dedi:
“Yabancı turistin en çok ziyaret ettiği ve tek başına müze gelirlerinin yüzde 74’ünü karşılayan Dünya Miras Listesi’ndeki Efes’in ziyaretçi sayısındaki düşüş yüzde 44.5’i buldu. Müzenin içinde bulunan ve büyük ilgi gören Yamaç Evler’in ziyaretçi sayısı yüzde 55.3 azaldı. St.Jean Kilisesi’nin ziyaretçi sayısı yüzde 43.8, yenilenen Efes Müzesi’nin ziyaretçi sayısı da yüzde 36 azaldı. Bu düşüşler ülke tanıtımı için de büyük kayıp.”

ZİYARETÇİ AZALINCA MÜZE GELİRLERİ DE DÜŞTÜ

İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün verilerine göre 2016 yılı Ocak – Ağustos döneminde İzmir iline bağlı müzelerde yaşanan ziyaretçi kaybının yüzde 39,6’yı bulduğuna dikkat çeken İşler, “Ziyaretçinin azalması müze gelirlerine de yansıdı. Müze gelirleri ise yüzde 33.1 azaldı. İzmir’deki müzeleri Ocak- Ağustos döneminde 1 milyon 158 bin 276 kişi ziyaret etti” dedi.

ÇEKİRDEK AİLENİN MÜZE ZİYARETİ YAKLAŞIK 100 LİRA  

Yerli turistin müze ziyaretlerinde ağırlıkla ücretsiz ya da ücreti 5 lira gibi düşük olan yerleri tercih ettiğine değinen Mehmet İşler, Efes ve Bergama’daki müze ziyaretlerinin giriş ücretlerinin yüksek olduğuna da dikkat çekti. İşler, “Efes- Ören yerinin giriş ücreti 40 lira. Yamaç Evler için ayrıca 20 lira ücret ödeniyor. Bergama’daki Akropol’ün giriş ücreti 25 lira, Asklepion içinse 20 lira ödeniyor. Ortalama iki çocuğuyla tatile giden yerli bir ailenin Efes’i ya da Bergama’daki Asklepionu ziyaret ederken yaklaşık 100 lira ayırması bu ekonomik şartlarda zor görünüyor” dedi.

LOUVRE MÜZESİ’NE 9,3 MİLYON ZİYARETÇİ

* Paris’teki Louvre Müzesi’ni yılda 9.3 milyon kişi ziyaret ediyor.
* İngiltere’nin başkenti Londra’daki British Museum 6.7 milyon kişi,
* Geçen yıl Türkiye’de en çok ziyaret edilen müze 3 milyon 500 bin kişiyle İstanbul’daki Ayasofya Müzesi.
* Topkapı Sarayı’nı 3 milyon 253 bin kişi ziyaret etmiş. (DHA)

Irkçı parti, Almanya’nın ana muhalefeti mi oluyor?

Yabancı düşmanı tutumu ve ırkçı politikalarıyla bilinen Almanya için Alternatif Partisi’nin yükselişi sürüyor.

RTL ve Stern dergileri adına yapılan Forsa araştırmasında, 2003 yılında kurulan Almanya için Alternatif (AfD) bugüne kadar elde ettiği en yüksek kamuoyu desteğine ulaştı. AfD, bugün seçim olsa Almanya genelinde yüzde 14 oy alacak. AfD, Forsa araştırmasında ilk kez bu orana yükseldi. Seçimler sonucunda bugünkü gibi yeniden büyük koalisyon kurulmuş olsa, AfD Almanya’nın ana muhalefet partisi olacak.

Araştırmaya göre, Hıristiyan Birlik partileri CDU/CSU yüzde 33 oranında oy alacak. Sosyal Demokrat Parti SPD’nin kamuoyu desteği ise yüzde 23. Ankete göre, bugün seçim olsa Yeşiller partisi yüzde 10, Sol Parti ise yüzde 9 oranında oy alacak. Hür Demokrat Parti FDP ise, yüzde 6 oy oranı ile yeniden Federal Parlamentoya girecek. (DHA)

Yunanistan’da özelleştirmeler onaylandı

Yunanistan, “borçlarını ödeyebilmek” adına yeni bir reform paketini daha kabul etti. Paket, 300 sandalyeli Yunanistan Meclisinde oy çokluğu ile kabul edildi.

SYRIZA ile sağcı popülistlerin kurduğu koalisyon partilerinin 153 milletvekilinden 152’si paketin kabul edilmesine destek verdi. Daha önce tartışmalara neden olan paket kamuya ait işletmelerin özelleştirilmesini kapsıyor. Devlete ait işletmelerin satışını, özelleştirme kurumuna seçilen yeni yönetim organize edecek. Özelleştirme kurumunun beş kişilik yeni yönetimi, üç hükümet temsilcisi ve iki de alacaklı ülkelerin temsilcisinden oluşuyor. Otobanlar, havalimanları, limanlar, ayrıca doğal gaz ve su işleri gibi Yunan devletine ait işletmelerin satılması planı ülkede tepkilere neden olmuştu. Çipras da özellikle su işlerinin satılmayacağına dair söz vermişti.

Hollanda Parlamentosu: Türkiye’ye AB yardımları dondurulsun

Hollanda Parlamentosu, 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası “hukuk devleti ilkelerinin rafa kaldırıldığı” gerekçesiyle Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’ye yardımlarını dondurmasını istedi.

Salı günü yaptığı oturumda Türkiye’ye ilişkin gelişmeleri ele alan Hollanda Parlamentosu, Türkiye’nin ülkedeki camilere mali desteğinin sona erdirilmesine ilişkin öneriyi de kabul etti.

Önce ana muhalefetteki Sosyalist Parti (SP) ile Hristiyan Birliği (CU), AB’nin, aday üye sıfatıyla her yıl Türkiye’ye verdiği yıllık 600 milyon euroluk yardımın durdurulması için bir önerge verdi.

Muhalefet partilerinin desteğini alan önergede, Türkiye’de başarısız darbe girişimi sonrası demokratik hukuk devleti ilkelerinin rafa kaldırıldığı savunuldu.

Bu nedenle Hollanda hükümetinin Türkiye’ye verilen yardımların durdurulması için Brüksel nezdinde girişimde bulunması istendi.

Başbakan Rutte: Türkiye’nin desteğini yasaklamak kolay olmayacak

Hollandalı kareograf Türkiye’nin ödülünü reddetti

Hollanda Parlamentosu daha sonra da, Türk hükümetinin Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Hollanda’daki camilere finansal desteğinin durdurulmasına ilişkin öneriyi de kabul etti.

Hristiyan Demokrat Parti (CDA), tarafından verilen önerge, 67’ye karşı 75 milletvekilinin oylarıyla kabul edildi. Hükümet ortağı Liberal Sağ Parti önergeyi desteklerken, koalisyonun diğer ortağı İşçi Partisi karşı oy kullandı.

Başbakan Mark Rutte, “din özgürlüğü” nedeniyle Türkiye’nin finansal desteğini yasaklamanın kolay olmayacağını söyledi.

Başbakan Yardımcısı Lodewijk Ascher, gelecek hafta bu konuda parlamentoya kapsamlı bilgi verecek.

Hollanda Parlamentosu’nda çoğunluk, hükümetten Ankara’yı “Hollanda’daki uzun kolları” nedeniyle eleştirmesini istedi.

Milletvekillerinin çoğu, çifte vatandaşlık konusunda kısıtlamalar getirmesini de benimsedi.

‘Müzakerelere son verilsin’ önergesi reddedildi

Hristiyan Birliği tarafından, muhalefet partilerinin desteğiyle verilen, “Türkiye ile AB üyelik görüşmelerinin derhal sona erdirilmesi” önerisi ise iktidar ortağı Liberal Sağ Parti (VVD) ve İşçi Partisi’nin oylarıyla reddedildi.

İktidar partileri, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulması konusunun, Hollanda’nın tek başına alacağı bir karar olmadığını savundu.

Hükümete göre, ikili anlaşmalar uyarınca Türkiye ile üyelik görüşmelerinin tek taraflı iptali söz konusu değil. Ankara, istenen kriterleri yerine getirdiği sürece görüşmeler devam edecek. (BBC Türkçe)

OHAL’e Karşı Hukuk Örgütleri Platformu

HABER MERKEZİ

Hukuk örgütleri ve hukukçular OHAL’e Karşı Hukuk Örgütleri Platformu’nda birleşti.

Platform, her türlü darbe ve baskılara karşı halkların ve devrimcilerin yanında olunacağını vurguladı.

15 Temmuz sonrası iktidarın kendisini aklamaya çalıştığına dikkat çeken hukukçular, KHK’ler ile başlatılan ‘cadı avı’nın devam ettiğini belirtti.

Hukuk örgütlerinden oluşan Platform bir açıklama yayınladı. İktidarın, Fethullah Gülen cemaatinin yasalarınn çizdiği sınırlar dışında örgütlendiğini kabul ettiği belirtilen açıklamada, ”Zamanında, bu kirli ilişkiye ses çıkaran herkesi düşman ilan eden ve her darbe döneminde güçlenen siyasal gelenekleri takip eden mevcut siyasal iktidar, bugün kendisinin darbe ile mücadele ettiğine inanmamızı istiyor.” denildi.

OHAL’e Karşı Hukuk Örgütleri Platformu’ndan yapılan açıklama şöyle:

15 Temmuz darbe girişimi sonrası, kendisini aklayan iktidarın, KHK’lar rejimi ile darbecileri tasfiye etme gerekçesiyle başlattığı “cadı avı” devam etmektedir. Tüm toplumun gözleri önünde yakın zamanda, Cizre’de, Sur’da katliam yapan devlet, bu sürece karşı koyan herkese işkence yaptı, herkesi baskıladı, binlerce memuru, eğitimciyi sorgusuz sualsiz açığa aldı veya görevden ihraç etti.

Yasaların çizdiği sınırlar dışında örgütlendiği bilinen bir cemaatin/örgütün, devlet içinde büyümesine yardım ettiklerini kabul eden, zamanında, bu kirli ilişkiye ses çıkaran herkesi düşman ilan eden ve her darbe döneminde güçlenen siyasal gelenekleri takip eden mevcut siyasal iktidar, bugün kendisinin darbe ile mücadele ettiğine inanmamızı istiyor.

Birkaç yıl öncesine kadar cemaatin etkinliklerine güç veren, medya organlarında yer alan ve yargı eliyle yaptığı hukuksuz operasyonlara destek veren her zamanın yandaşları, bu kez kandırıldıklarına inanmamızı istiyor.

Avukatların mesleki güvencelerinin KHK’lar ile ortadan kaldırılmasına, karakol, adliye ve cezaevlerinde mesleklerinin icrasının engellenmesine, darp ve hakaretlere uğramalarına karşı koymayan, siyasal iktidarın sözünün dışına çıkmayan Barolar ve Türkiye Barolar Birliği ise işkence dahil tüm hukuksuzluklara karşı sessiz olmamızı istiyor.

Yaşadığımız darbe dönemlerinde olduğu gibi, oluşturulan olağanüstü baskı ortamı kullanılarak, halkların, yaşam, kişi güvenliği, savunma, seyahat, haber alma, ifade, toplanma ve örgütlenme hakkı gibi temel hak ve özgürlükleri, kazanılmış hakları ortadan kaldırılmak isteniyor.

Ancak onlara ne inanıyoruz, ne de yapmak istediklerine izin vereceğiz!

Avukatlık mesleğini para kazanma aracı olarak değil, hak arama mücadelesinin bir parçası olarak görmemizin verdiği özgüvenle, dün olduğu gibi bugün de;

Askeri ve sivil darbelere, faşist siyasal baskılara karşı halkların ve devrimcilerin yanında olacağımızı,Kürt halkının zulme uğratılmasına, halkın iradesi ile seçilen belediyelere kayyum atanmasına, doğanın sermaye eliyle yok edilmesine, kentlerimizin ve yaşam alanlarımızın talan edilmesine, kadınların ve cinsel kimliklerinden ötürü bireylerin şiddete uğramalarına, hiçbir zaman yandaşlık yapmayan muhalif gazetecilerin tutuklanmalarına, muhalif öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin okullardan atılmalarına, işçi ve emekçilerin kazanılmış haklarının gasp edilmesine sessiz kalmayacağımızı,Mesleki faaliyetleri nedeni ile devletin şiddetine uğrayan ve görevini yapması engellenen ve inatla mücadeleye devam eden avukatların yanında yer alacağımızı, kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.

Zaman, daha iyi bir dünya tahayyülü olan her birey ve kurumun, ortak mücadelenin olanaklarını zorlama, mücadele içinde birbirlerini tanıyanların birbirlerine kefil olma zamanıdır.

Bizler bugün, OHAL’E KARŞI HUKUK ÖRGÜTLERİ PLATFORMU’nu oluşturan kurumlar olarak, faşizme karşı verdiğimiz mücadelede birbirimize kefil olduğumuzu, devletin olası saldırılarına karşı birlikte göğüs gereceğimizi, sokakta ve adliyelerde yan yana ve omuz omuza olacağımızı ilan ediyoruz.

Birleşiyoruz, çünkü, güç birlikten doğar. Biz gücümüzü ortak ilkelerimizden, hedeflerimizden, inançlarımızdan alıyoruz.

Birleşiyoruz, çünkü, ezilenlerin, sömürülenlerin baskıcı iktidarlara karşı direnenlerin birleşmekten başka çaresi yoktur.

Birleşiyoruz, çünkü, sadece direnmek değil, aynı zamanda kazanmak istiyoruz. Biz kazanırsak baskı, zulüm kaybeder. Biz kazanırsak ilkesizlik, hukuksuzluk kaybeder. Biz kazanırsak güvensizlik, umutsuzluk, gericilik kaybeder.

Bu platform, burada bulunan kurum ve gruplardan ibaret değildir. Bu platform darbelere, polis devletine, olağanüstü hal uygulamalarına, işkenceye ve hukuksuzluklara karşı mücadele etmek isteyen tüm hukukçuların platformudur.

Bu platformda birlikte mücadele etme kararı alan örgütler ve kişiler birbirlerini mücadele alanından tanırlar. Yıllarca omuz omuza mücadele etmiş bu insanlar birbirlerine kefildirler.

Kefildirler ki, bu kişi ve kurumlar hiçbir zaman iktidarın borusuna üflememişler, güçlünün kılıcını zayıfa karşı sallamamışlardır. Haksızlık hukuksuzluk üzerine kurulu iktidarın ne altında, ne üstünde, ne de paralelinde durmamış, dökülen meyvelerinden biraz da biz nemalanırız diye düşünmemişlerdir.

Bu amaçlarla yola çıkan platformumuz darbe hukukuna karşı avukatların imzalarını toplayacak ve 17 Ekim 2016 tarihinde TBMM’ye sunacağız.

Birlikte daha güçlü ve daha umutluyuz…

BİRLEŞİK HAZİRAN HAREKETİ HUKUKÇULARI

ÇAĞDAŞ AVUKATLAR GRUBU

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ

DEMOKRASİ İÇİN HUKUKÇULAR

HALKEVLERİ HUKUK DAİRESİ

HUKUKTA SOL TAVIR DERNEĞİ

KARTAL HUKUKÇULAR DERNEĞİ

KATILIMCI AVUKATLAR

ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRAT AVUKATLAR

ÖZGÜRLÜKÇÜ HUKUKÇULAR DERNEĞİ İSTANBUL ŞUBESİ

SOSYAL HUKUK

‘ Biz de Kolombiya’daki gibi barışı sağlayabiliriz’

Barış Anneleri İstanbul Meclisi üyeleri, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a özgürlük ve Dolmabahçe Mutabakatına yeniden dönülmesi talebiyle 48’inci kez Dolmabahçe Sarayı önünde bir araya geldi. “Analar savaşa geçit vermeyecek” pankartını açan anneler, “Dolmabahçe’de devrilen masanın yeniden kurulmasını istiyoruz” ve “Kadınlar savaş istemiyor” dövizlerini taşıdı. 

Eylemde konuşan Barış Anneleri’nden Hüsniye Baykara, müzakereler başlayana ve barış masası yeniden kuruluncaya kadar mücadele etmeye devam edeceklerini söyledi. 

Kolombiya hükümeti ve FARC örgütü arasında 52 yıl süren savaşın ardından imzalanan barış anlaşmasına işaret eden Baykara, “Bizim topraklarımıza da bir gün elbet barış gelecektir. Usanmadan barışı haykıralım. Hep birlikte el ele verirsek biz de Kolombiya devleti gibi barış sağlayabiliriz. Kan kaybetmeyelim artık. Yeter ki her kes elini taşın altına koysun” dedi.

‘KAN KAYBETMEYELİM ARTIK’

Barış Annesi Aklima Keskin ise, savaşın artık herkesi yorduğunu ifade ederek Öcalan’ın mesajına dikkat çekti. Keskin, “Asker annelerine de sesleniyorum. Çocuklarımızı kaybetmeyelim gelin el ele verelim barışı sağlayalım. Kan kaybetmeyelim artık” diye konuştu.

DBP’li belediyelere kayyım atanmasına tepki gösteren annelerden Zekiye İm’in ise “Anayız, savaş istemiyoruz. Yeter artık! Hükümet gerçekten herkesin iyiliğini isteseydi barışı getirirdi” sözleri sonrası Barış Anneleri 45 dakikalık oturma eyleminin ardından Dolmabahçe Sarayı’nın önünden ayrıldı. (DİHA)
 

Din dersinde öğrencilere skandal ‘sevgi’ sorusu: Kim FETÖ’yü

İskenderun’da bulunan Mithat Paşa İlköğretim Okulu’nda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Murat Arıcan, 15 Temmuz anma programı kapsamında işlediği ilk dersinde 4. sınıf öğrencilerine “Kim FETÖ’yü seviyor, kim Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyor” diye sordu.

Evrensel’den Tugay Demir’in haberine göre; veliler, 22 Eylül tarihinde işlenen derste Arıcan’ın “Kim AKP’li, kim CHP’li kim HDP’li” diyerek 9-10 yaş grubundaki öğrencilerden el kaldırmalarını istediğini de söyledi. Okul müdürü Berivan Kuyubaşıoğlu da, velilerin iddiasını doğrulayarak, “Öğretmenimiz biraz fazla detaya girmiş. Kendisine yazılı ihtar verdik” dedi.

İsmini vermek istemeyen bir veli, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Murat Arıcan’ın “FETÖ kim biliyor musunuz?” “Kötü askerler darbe yapmaya çalıştı, cumhurbaşkanımız buna engel oldu” dediğini söyledi. 15 Temmuz da yaşananlara ilişkin belgeselin sınıfta izletilmesine de tepki gösteren veli, “Biz darbe günü ve sonrasında çocuklarımızın psikolojisi bozulmasın, savaş mı var diye endişe etmemeleri için TV bile açmadık. 8-9 yaş grubundaki çocuklara darbe, tank, çatışma görüntüleri izletilmesi akla uygun bir şey değil” dedi.

Çocuklarının laik ve bilimsel bir eğitim almasını istediklerini söyleyen veliler, din dersinin olduğu günler çocukların kendilerini güvende hissetmeleri adına sınıfın kapısında bekleyeceklerini ve öğretmeni milli eğitim müdürüne şikâyet edeceklerini ifade etti.