Ana Sayfa Blog Sayfa 6260

Tutuklu gazeteci ve yazarlar için imza kampanyası

Bağımsız Gazetecilik Platformu (P24), cezaevinde tutuklu bulunan gazeteci ve yazarlar için change.org’ta, “Altanları ve tüm tutuklu yazarları serbest bırakın” başlıklı imza kampanyası başlatıldı.

Kampanyaya aralarında Noam Chomsky, Julian Barnes, Costa Gavras, Judith Butler, Salman Rushdie, Antonio Negri, Emma Thompson, John Berger, Erol Önderoğlu, Orhan Pamuk gibi birçok yazar, edebiyatçı, sanatçı, akademisyen ve gazeteci destek verdi.

Kampanya metninde şu ifadelere yer verildi: “15 Temmuz darbe girişimi sonrasında hükümetin geçici olarak Olağanüstü Hal ilan etmesi anlaşılabilir. Ancak başarısız darbe girişimi, McCarthy tarzı bir cadı avı yürütmek için bir bahane olarak kullanılmamalı ve Olağanüstü Hal’de yaşananlar temel hakları, delillerle ilgili hukuk kurallarını ve hatta genel sağduyu kurallarını hiçe saymamalıdır.” Bin 500 destekçi için açılan kampanyada şimdiye kadar bin 128 destekçi imza attı. (DİHA)

Sanatçılardan Erdoğan ve Alpay için okuma gecesi

Özgür Gündem’le dayanıştıkları için tutuklanan Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay için okuma gecesi düzenleniyor.

“Özgürlüğe Ses Veriyoruz” adını taşıyan okuma gecesinde yazar Ahmet Ümit, Ayfer Tunç, Karin Karakaşlı, Hakan Günday, şair Birhan Keskin, oyuncu Fırat Tanış, Defne Halman, Sevinç Erbulak ve  Selen Uçer katılacak.

6 Ekim’de Tatavla Sahne’de gerçekleştiilecek geceye Luxus’tan Alper Bakıner, Kamucan Yalçın ve Erbil Doğan’ın da şarkılarıyla destek verecek. (KÜLTÜR SERVİSİ)

HDP’den Kolombiya’da barışan taraflara mektup

HDP Eş Genel Başkanları, Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santo ve FARC Gerilla Lideri Timoleon Jimenez’e tebrik mektubu gönderdi. Mektupta, “Savaşın insan yaşamında ve doğada yarattığı ağır tahribatların ne kadar acı ve travmatik olduğunu yaşayarak anlayan bir coğrafyada barış mücadelesi yürüten bizler, imzaladığınız bu tarihi anlaşmanın dünyada hüküm süren savaşların sonlandırılmasında büyük bir ilham kaynağı olacağına inanıyoruz” denildi.

HDP Eş Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, Kolombiya’da 52 yıl süren savaşa son veren barış anlaşmasının imzalanmasına ilişkin taraflara birer tebrik mektubu gönderdi. FARC Gerilla Lideri Timoleon Jimenez ve Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santo’ya gönderdirilen mektupta, “Ülkenizde 52 yıl süren ve 220 binden fazla insanın ölümüne neden olan savaşa nihai olarak son veren tarihi barış anlaşmasını imzalamanızı büyük bir mutlulukla karşıladık. Toplumsal, siyasi, ekonomik, her türlü sorunun sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde de diyalog ve barışçıl yollarla çözümünü esas alan bir siyasi parti olarak bu tarihi anlaşmaya tanıklık etmek bizlere güç vermiştir. Savaşın insan yaşamında ve doğada yarattığı ağır tahribatların ne kadar acı ve travmatik olduğunu yaşayarak anlayan bir coğrafyada barış mücadelesi yürüten bizler, imzaladığınız bu tarihi anlaşmanın dünyada hüküm süren savaşların sonlandırılmasında büyük bir ilham kaynağı olacağına inanıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

‘BARIŞ MÜCADELESİNİ GÜÇLENDİRDİ’

Türkiye’de Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözülerek, 32 yıldır süren silahlı çatışmaların bir an önce sonlandırılmasının temenni edildiği belirtilen mektupta, imza atılan barış anlaşmasının dünyanın her yerinde barış ve özgürlük mücadelesi yürüten demokratik siyasi aktörlerin gücünü pekiştireceğini ifade edildi. Mektupta şunlar dile getirildi: “Dört yıl boyunca devam eden zorlu müzakere sürecinde ortaya çıkan krizleri diyalogla çözmek için ortaya koyduğunuz kararlı barış iradesi sonucunda Kolombiya halkının en doğal hakkı olan barışın hayata geçirilmesi fırsatını yarattığınız için sizi yürekten kutluyoruz. Savaş boyunca ağır bedeller vermiş Kolombiya halkı ile en içten sevgi ve dayanışma duygularımızı paylaşıyoruz.” (Ankara/EVRENSEL)

EMEP: Savaş tezkeresi reddedilmelidir

Emek Partisi, uzatılmak istenen Irak ve Suriye tezkeresine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “TBMM, 1 Mart Tezkeresini reddettiği gibi, yeni savaş tezkeresini de reddetmelidir. Unutulmamalıdır ki Ortadoğu bataklığına girmenin sonuçlarından sadece AKP Hükümeti değil savaş tezkeresine onay verenler de sorumlu olacaktır” denildi.

Emek Partisi’nin açıklaması şöyle:

“AKP Hükümeti, TBMM’nin açılması ile birlikte süresi dolmuş olan sınır dışına asker gönderme tezkeresini bir yıl daha uzatmak için harekete geçti. Fakat tezkere TBMM Genel Kurulu önüne geldiğinde T.C. Silahlı kuvvetlerinden bir kısım asker ve askeri araç Suriye’de savaşıyor olacak. Yani AKP, Başkanlık ile ilgili bir yasal düzenleme olmadan fiili olarak Başkanlık’ı yürürlüğe koyduğu gibi, yurtdışına asker gönderme tezkeresi olmadan askeri de göndermiş olacak. Fiili durumun yasal düzenlemesi geriden gelecek.

AKP, T.C. askerlerinin Suriye’de bulunmasını İŞİD’li teröristlerin Gaziantep’te canlı bomba ile 57 yurttaşımızı öldürmesi olayı ile gerekçelendiriyor. Ve “teröristleri sıcak takip hakkımız vardır” diyor. Böyle bir gerekçelendirme kendi içinde elbette pek çok soru ve çelişki barındırıyor. Neden daha önce yüzlerce yurttaşımızın öldürüldüğü bombalı saldırılardan sonra böyle sıcak takip yapılmadı? Bırakın yurtdışında sıcak takibi, İŞİD teröristleri yurt içinde dahi takip edilmedi. Konuşma bantları daha önce basına yansımış olan “Suriye’ye girmek için üç beş bomba attırırız” yaklaşımı ile Gaziantep bombasının patlaması ve Suriye’ye girilmesi arasında bir ilişki var mı?… gibi sorular yanıtlanmalıdır.

AKP’nin Suriye’de T.C. silahlı kuvvetlerini bulundurması ile sıcak takibin bir ilişkisi yoktur. Hükümet temsilcileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan sık sık Suriye’de bulunma nedenlerini açıklamıştır: Doksan kilometre eninde ve kırkbeş kilometre derinliğinde bir toprak parçasının işgal edilmesi ve burada kalınması. Uluslararası hukukta böyle bir harekat sıcak takip olarak tanımlanmamaktadır. Tezkerenin uzatılması ve “Güvenlikli Bölge” adı verilen bu toprak parçasında T.C. Silahlı kuvvetlerinin kalması uluslararası hukukta Suriye’ye savaş açılması ve Suriye’nin bir parçasının işgal edilmesi olarak tanımlanmaktadır. Sınır dışına asker gönderilmesi gibi, komşu bir ülkeye savaş açılması da TBMM kararı ile mümkündür. AKP Hükümeti bu konuyu da Meclis’te görüşmeden, bir oldu bitti ile Suriye’deki savaşa dahil olmuştur.

AKP’nin Suriye’ye asker sokması, İttihat ve Terakki Hükümeti’nin Almanya gemileri ile Rusya limanlarını bombalamasına benzemektedir. Birinci Dünya Savaşı’na bodoslama giren İttihatçılar gibi AKP Hükümeti de Ortadoğu Bataklığı’na girmiştir.

Suriye’de savaşa girişilmesi, ülke içinde OHAL Rejimi’nin devamı demektir. Gözaltılar, tutuklamalar, gazete kapatmalar, aydın ve sanatçıların tutuklanması, cezaevlerinin gazetecilerle doldurulması demektir.

TBMM, 1 Mart Tezkeresini reddettiği gibi, yeni savaş tezkeresini de reddetmelidir. Unutulmamalıdır ki Ortadoğu bataklığına girmenin sonuçlarından sadece AKP Hükümeti değil savaş tezkeresine onay verenler de sorumlu olacaktır.

Hükümet, yurtdışındaki bütün asker ve silahlarını geri çekmeli, komşuları ile barış ve dostluğa dayalı ilişkiler geliştirmek için hemen harekete geçmeli ve içerde de OHAL rejimine derhal son vermelidir.

Suriye’de savaşa hayır!” (HABER MERKEZİ)

‘AKP darbenin siyasi ayağının ortaya çıkmasını istemiyor’

HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, darbenin siyasi ayağında kimlerin olduğunu bilmediklerini belirterek, AKP’nin darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmaması için çaba gösterdiğini kaydetti. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili İdris Baluken, Meclis’te yaptığı basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Baluken, “darbe ile mücadele” adı altında bir karşı darbe yaşandığını ifade ederek, bunun da darbe girişimi öncesi planlandığına dair emarelerin olduğunu söyledi.

‘AKP DARBENİN SİYASİ AYAĞININ ORTAYA ÇIKARILMASINI İSTEMİYOR’

AKP tarafından darbenin araştırılması için kurulan komisyonun çalışmasının engellendiğinin altını çizen Baluken, şu ifadeleri kullandı: “AKP’nin darbe ile yüzleşme gibi bir derdi yok. Kendisinin bugüne kadar darbecilerle içine girmiş olduğu ilişkilerin ve sonrasında geliştirdikleri darbenin ortaya çıkmasından korkuyorlar. Bu darbenin siyasi ayağı nereye uzanıyor. Meclis’te bu darbenin hangi ayakları var? Darbenin siyasi ayağının ortaya çıkarılmaması için bilinçli bir çaba gösteriliyor.”

‘AKP VE CEMAAT GÖRÜŞÜP UZLAŞTI MI?’

Baluken, AKP ve cemaat arasında kimi görüşmelerin yapıldığını ve bir uzlaşının sağlandığı yönünde kimi iddiaların olduğunu ifade ederek, AKP’ye “Ankara kulislerinde, AKP ile Gülen cemaatinin bazı aracılar yoluyla görüştükleri konuşuluyor. Cemaatle böyle bir görüşme, uzlaşma arayışınız var mı?” diye sordu.

DBP’li belediyelere kayyım atanmasını hatırlatan Baluken, darbeci olan yapılara her türlü desteği sunan belediye başkanlarının halen el üstünde tutulduğunu belirtti.

Darbe adı altında yürütülen operasyonların da AKP’ye muhalif olan kesimlere yöneldiğine dikkat çeken Baluken, şunları aktardı: “AKP deyim yerindeyse cemaati işaret ederek, onu gerekçe göstererek Kürtlere ve bütün muhaliflere vuruyor. Darbeyi gösterip kendi karşı darbesinin hayata geçirmenin hesaplarını yapıyor.” 

Türkiye’nin AKP’nin yanlış politikalarıyla ekonomik krizin içerisine girdiğini vurgulayan Baluken, hükümetin ise bu tabloyu algı operasyonlarıyla halktan saklamanın peşine düştüğünü kaydetti. (DİHA)
 

9. Uluslararası İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali başlıyor

Uluslararası İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali, 9. kez 28 Eylül-2 Ekim tarihleri arasında düzenleniyor.

Festivalin açılışı, 28 Eylül akşamı Pera Palas’taki bir kokteylle yapılacak. Yirmi farklı ülkeden yazar ve şairleri bir araya getiren festival kapsamında İstanbul’un çeşitli mekanlarında söyleşi ve dinletiler gerçekleştirilecek. Ayrıca Shakespeare’in ölümünün 400. ve Cemil Meriç’in doğumunun 100. yıldönümü kapsamında çeşitli anma etkinlikleri de düzenlenecek. Moda Sahnesi’nde gerçekleştirilecek oyun okumasında Mert Fırat, Defne Halman, Ceren Hacımuratoğlu, Ümit Bülent Dinçer ve Volkan Yosunlu sahne alacak.

2016 Erdal Öz Edebiyat Ödülü Orhan Koçak’a verildi

Beyoğlu Belediyesi’nin ana destekçilerinden olduğu, herkesin katılımına açık olan Uluslararası İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali’nin mekanları arasında Pera Palas, Ahmet Hamdi Tanpınar Kütüphanesi, Yerebatan Sarnıcı, Gülhane Parkı, Emirgân Lale Müzesi, Karanlık İşler, Moda Sahnesi, Minoa Kitabevi, Turabibaba Kütüphanesi ve Şiir Hatları Vapuru var.

Melih Cevdet Anday Edebiyat Ödülü Şeref Bilsel’in

Bu yılki festivalde, Türkiye’den Mario Levi, Ahmet Ümit, İskender Pala, Tarık Tufan, Beşir Ayvazoğlu, Haydar Ergülen, Hüseyin Yurttaş, Abdülkadir Budak ve Barış Müstecaplıoğlu gibi yazarlar yer alıyor. Festivale Türkiye’den isimlerin yanında; İngiltere, Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya, Slovenya, Avusturya, Almanya, Polonya, İsveç, Macaristan, Bosna Hersek, Lübnan, Fas, Suriye, Çin, Arjantin, Meksika ve Avustralya’dan da edebiyatçılar katılıyor. Çağdaş Sloven edebiyatının önemli yazarlarından, 2011 Avrupa Edebiyat Ödülü sahibi Drago Jančar ve Sel Yayıncılık’tan yeni çıkan Yarının Aşkı isimli kitabıyla tanınan Éric Sadin de festivalin dikkat çeken isimleri arasında.

AKP ve Saray cephesinde isyan: FETÖ operasyonları bize döndü!

DERVİŞ CEMAL

İktidarın ardı ardına çıkardığı kararnamelerle on binlerce kamu çalışanını ihraç etmesi, operasyonların cadı avına dönerek muhaliflerle birlikte iktidara yakın kesimlere de uzanmaya başlaması AKP ve Saray’a yakın çevrelerde rahatsızlık yaratmaya başladı. Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Mücahit Küçükyılmaz’ın ardından yandaş kalemler Hüseyin Gülerce ve Ahmet Taşgetiren terazinin kaydığını, operasyonun kendilerini de vurmaya başladığını söyledi.

Küçükyılmaz: 28 Şubatçılarla FETÖ temizliği yapılamaz

Saray’a en yakın isimlerden birisi olan Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Mücahit Küçükyılmaz tepkisini attığı tweetlerle gösterdi. Darbe girişiminin ardından başlayan ‘FETÖ’ operasyonlarının kendilerine döndüğünü söyleyen Küçükyılmaz, “28 Şubatçılarla FETÖ temizliği yapılamaz” dedi.

Darbe girişiminin ardından başlayan ‘FETÖ’ operasyonları hakkında Cumhurbaşkanlığı’ndan çarpıcı bir açıklama geldi. Cumhurbaşkanlığı Kurumsal İletişim Başkanı Mücahit Küçükyılmaz, Twitter’daki hesabından yaptığı açıklamada, ‘FETÖ’ operasyonları kapsamında Oktay Kılıç’ın evinin aranmasını eleştirdi.

“15 yıldır tanıdığım, ‘o gece’ tankın önüne yatan, FETÖ düşmanı Oktay Kılıç’ın evi FETÖ’den aranıyorsa, bu operasyon ‘bize’ dönmüş demektir” ifadelerini kullanan Mücahit Küçükyılmaz, “Namaz kılanı Fetullahçı sanan, Meşveretçi, Yazıcı, Okuyucu, Nakşi, Kadiri arasındaki farkı bilmeyen 28 Şubatçılarla FETÖ temizliği yapılamaz” dedi.

Gülerce: Endişeleniyoruz!

Bir zamanalr Gülen Cemaati’nin iki numaralı ismi olab Star gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce ise tepkisini bugünkü köşe yazısında dile getirdi. Gülerce, “FETÖ ile mücadelede adalet terazisi” başlıklı yazısında “Binlerce insanın meslekten atılması, gözaltına alınması ve tutuklanması, beraberinde gittikçe artan şikâyetler getiriyor. Anne babalar, en yakınlar mustarip. Bu durumdan en fazla masum çocukların etkileniyor olmasının vicdanları sızlatmaması mümkün değil. Sıkıntı nerede? Adalet terazisinin, suç ile ceza arasındaki orantıyı tesis edemeyecek olmasından endişeleniyoruz” diye yazdı.

Taşgetiren: Tabanda ciddi rahatsızlık var

Bir başka Star yazarı Ahmet Taşgetiren ise “Sorulması gereken sorular” başlıklı köşe yazısında operasyonların kendi yakınlarındaki isismlere uzanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Taşgetiren şöyle yazdı “Ne dersiniz, bu 50 bin kişinin her birinin devlet memuriyetinden atılmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın veya Başbakan Yıldırım’ın kefaleti var mıdır? Ne dersiniz, her gözaltıda, her tutuklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Başbakan Yıldırım’ın bilgisi ve onayı var mıdır? Bu soruları, tüm atılmalar, tüm gözaltı ve tutuklamalar Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da Başbakan Yıldırım’ın kefaletine bağlı olarak meşruraştırıldığı için soruyorum. Sorduğum soruların cevabının “Elbette hayır” olduğunu biliyorum… Şu hükümlere ne dersiniz?

– Bütün emniyet teşkilatı çok objektif operasyonlar yapıyor.
– Bütün savcılar hiçbir etki altında kalmaksızın soruşturma yürütüyor.
– Bütün hakimler son derece tarafsız, bağımsız karar veriyorlar.
– Farklı bakanlıklardaki, devlet kurumlarındaki komisyonlar, “FETÖ’cüleri tespit ve ayıklama”da hiçbir etki altında kalmaksızın çalışıyorlar. Verdikleri kararlar son derece objektiftir ve hakkaniyete uygundur.

Ben bu sorulara “Evet aynen böyledir” diyecek kişi ve kurum olduğunu sanmıyorum. Devlet yapısının emniyeti, yargısı ile steril hale geldiğini düşünen bir Allah kulu var mı ki, “Bizde her şey hukuka adalete uygun seyrediyor” hükmüne varsın! …Ey Ak Parti milletvekilleri, biliyorum ki hepiniz ağlama duvarı halindesiniz.
Biliyorum ki, her biriniz FETÖ’cü diye suçlanma riskini başınızın üzerindeki Demokles kılıcı gibi hissediyorsunuz. Partinizi benim kadar düşünüyorsanız, size yönelen şikayetleri daha sorumluca dinleyin. Tabanda ciddi rahatsızlık var.”

Ürdün’de yazar Nahid Hattar öldürüldü

Ürdün’de Facebook sayfasında paylaştığı bir karikatürle, İslam’a hakaret etmekle suçlanan yazar Nahid Hattar öldürüldü.

Hristiyan olan Hattar başkent Amman’da duruşması için gittiği mahkeme binasının önünde silahlı saldırıya uğradı. Vücuduna üç mermi isabet eden Hattar, hayatını kaybederken saldırganın yakalandığı bildirildi.Hattar, İslam’a hakaret suçlamasıyla 15 Ağustos’ta gözaltına alınmıştı.

Nahid Hattar’ın Facebook sayfasına koyduğu karikatürde, yatakta iki kadınla yatan ve sigara içen sakallı bir IŞİD üyesi, “Tanrı”dan şarap ve fıstık getirmesini istiyor.

Hattar bu paylaşımdan sonra islamcılardan büyük tepki gördü ve İslam’a ve Tanrı’ya hakaretle suçlandı.

Nahid Hattar, amacının İslam’a hakaret etmek olmadığını, sadece radikal İslamcıların cennet tasvini eleştirmeyi amaçladığını söyledi.

Hattar daha sonra yasaları çiğnemekle suçlanarak gözaltına alındı.

Ürdün Gazeteciler Sendikası Başkanı Tarık el-Mumini, yaptığı açıklamada, olayı şiddetle kınadıklarını dile getirerek, düşünce farklılıkların bu aşamaya ulaşmasının kabul edilemeyeceğini vurguladı.

Ürdün Fetva Dairesi, gazeteci-yazar Nahed Hattar’ın silahlı saldırı sonucu öldürülmesini kınayarak, İslam dininin söz konusu saldırıdan uzak olduğunu ileri sürdü.

Ürdün Fetva Dairesi’nden yapılan yazılı açıklamada ise, “Rahmet, adalet ve hoşgörü dini olan İslam insan canına yönelik saldırıya izin vermiyor. Aynı şekilde şahısların kendilerini hakim olarak görüp insanları hesaba çekmesini de engelliyor. Çünkü bu durum, toplumda kaosa, bozulmaya ve toplum fertleri arasında fitne çıkmasına yol açar” denildi. “Ürdün toplumuna, bütün din mensupları ve kesimleriyle teröre karşı Haşimi yönetiminin arkasında birlik olma” çağrısı yapılan açıklamada, “İslam dini bu çirkin saldırıdan beridir” ifadelerine yer verildi.

Johnson-Erdoğan görüşmesi ‘Olimpik düzeyde ikiyüzlülük’

‘Tayyip Erdoğan’a hakaret eden şiir yarışması’nda birinci olan İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ın Türkiye’de Erdoğan’la yaptığı görüşmenin İngiltere basınındaki yansımalarını BBC derledi.

Times, Spectator dergisinin açtığı “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret eden şiir yarışması”nda birinci olan Johnson’ın Erdoğan ile el sıkışırken mahcup bir gülümseme takındığını söylüyor.

Gazete, Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmeden önce İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkması için yürütülen kampanyanın en önemli isimlerinden biri olan Johnson’ın kampanya döneminde Türkiye’nin birlik üyesi olması durumunda milyonlarca göçmenin İngiltere’ye geleceğini savunduğunu da hatırlatıyor.

Times, Johnson’ın dünkü görüşmede, Türkiye’nin AB üyeliğine destek açıklaması ve büyük bir ticaret anlaşması talebi, Türk kökenlerinden bahsetmesi ve “çok iyi çalışan” Türk malı bir çamaşır makinesine sahip olduğunu söyleyerek Ankara’yla ilişkileri tamir etmeye çalıştığını vurguluyor.

Johnson’ın çocukluğunda yiyerek büyüdüğü Jaffa keklerinin de artık Ülker tarafından imal edildiğini söylediği vurgulanıyor.
Gazete, Türk ve diğer yabancı gazetecilerin İngiliz meslektaşlarından Jaffa keklerinin ne olduğunu öğrenmeye çalıştığını da söylüyor.

Johnson’ın Erdoğan’la ilgili yazdığı şiir sorulduğundaysa “Ayrıntılı görüşmelerimizde hiç gündeme gelmediğini söylemekten sevinçliyim. Hatta hiç gündeme gelmemesine şaşırdım” diyor.

iNews ise, Johnson’ın Türkiye’nin AB üyeliğine destek veren açıklamaları nedeniyle ikiyüzlülükle suçlandığını söylüyor. Gazeteye konuşan Liberal Demokrat Parti lideri Tim Farron “Bu, Boris Johnson’dan olimpik düzeyde bir ikiyüzlülük” diyor. (DIŞ HABERLER)

Peru, 90’lı yıllarıyla yüzleşiyor

Peru’da mahkeme Alberto Fujimori diktatörlüğü döneminde, Askeri İstihbarat Servisi’nin (SIE) bodrumunda tutukluların öldürüldüğü bir ‘fırın’ olduğunu kabul etti.

Peru eski Devlet Başkanı Vladimiro Montesinos’un yargılandığı davaya Salı günü devam edildi. Telesur’un haberine göre mahkeme kararında, 1993 yılında SIE bodrumunda tutulan üç kişinin; Öğretmen Justiniano Najarro Rúa ve öğrenciler Martín Roca Casas  ve Kenneth Anzualdo’nun ortadan kaybolduğu bilgisi yer aldı. San Borja’da bulunan bu merkezdeki bodrumda bir fırın olduğunun tespit edildiğini belirten mahkeme, tutuklanan bu üç kişinin fırında yakılarak kaybedildiğini gösterdiğini belirtti.

Mahkeme Vladimiro Montesinos’u ve eski Komutanlar Nicolas Hermoza Rios, Enrique Nadal Paiva ve Enrupi Oliveros’u 22 yıl hapis cezasına çarptırdı. Eski Askeri İstihbarat Başkanı Nadal Paiva hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

DEVLETİN SİSTEMATİK SUÇLARININ İSPATI

Yasal Savunma Enstitüsü Temsilcisi Avukat Carlos Rivera da mahkeme karanının “çok önemli” olduğunu açıkladı, “Bu olay ve aynı dönemde meydana gelen diğer olaylar devlet politikası olarak insan haklarının sistemli bir şekilde nasıl yok edildiğini gösteriyor. SIE bodrumunda gerçekleştirilen bu suçlar yaşananların kurumsal bir politika olduğunu kanıtlamanın yanı sıra, korkunçluklarını da gösteriyor.” dedi.

Kimsenin “sadece üç kişiyi yakmak için” burada fırın inşa etmeyeceğine de dikkat çeken Av. Rivera, “Büyük ihtimalle daha çok vaka var. 20 yıl sonra Peru hukuk sistemi böyle bir durumu açıkladı, bu gerçeğin ortaya çıkmasına yardım edecek” dedi.

Peru eski Devlet Başkanı Alberto Fujimori, 1990-2000 tarihleri arasındaki iktidarı döneminde devletin işlediği suçlar nedeniyle 2009 yılında 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Başkan Yardımcısı Vladimiro Montesinos’un 20 ve 25 yıl hapis cezalarına çarptırıldığı, 2006 ve 2010 yıllarında görülmüş iki dava bulunuyor. Montesinos’un hâlâ yargılandığı çok sayıda dava olduğu belirtiliyor. (DIŞ HABERLER)