Ana Sayfa Blog Sayfa 6261

İzmir’de kadınlar şiddete karşı tepki gösterdi

“Muhafazakarlığa ve erkek şiddetine karşı direnişteyiz, gecelerde sokaklarda bizimdir” yazılı pankart arkasında toplanan kadınlar sık sık, “Cinsel şiddete sesiz kalmayacağız” , “Direne direne kazanacağız” , “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları attı. 

Grup adına basın açıklamasını okuyan Reyhan Kaplan, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da otobüste bir kadının mini şort giydiği gerekçesiyle erkek şiddetine maruz kaldığını hatırlatarak, “Yaşam tarzımıza, ne giydiğimize müdahale ettirmeyeceğiz” dedi. Başbakan Binali Yıldırım’ın, “hoşuna gitmez, mırıldanırsın” açıklamasını eleştiren Kaplan, Binali Yıldırım’ın kadınların taciz edilmesine alenen onay verdiğini ifade etti. 

İzmir’de bir kadının evine dönerken erkeklere hayır dediği için fiziksel şiddete maruz kaldığını hatırlatan Kaplan, “Saldırganlar hala serbest ve aramızda. Bütün bunlar yaşanırken medya cinsiyetçi diliyle yaşananları meşrulaştırıyor, normalleştiriyordu. Aynı zamanda Ankara’da bir trans kadın bıçaklı saldırıya uğradı. AKP’nin 13 yıllık iktidarı boyunca uygulamaya koyduğu kadın düşmanı politikaları ve muhafazakar zihniyeti erkek egemenliğine güç verdi. Öyle ki Ayşegül Terzi’nin failine “Her şey İslam hukukuna uygun şekilde yapıldı” dedirtti. Bu müdahalelerle kadınlar kamusal alandan yok edilip, evin içine hapsetmeye çalışılıyor” dedi. 

Kaplan son olarak şunları söyledi; “Biz kadınlar, güvende değiliz. Saldırganlar aramızda, yanı başımızda. Hayat tarzımıza, ne giydiğimize, ne giymediğimize müdahale edilmeye çalışılıyor. Buna izin vermeyeceğiz. İstediğimiz yerde, istediğimiz şekilde giyinebilmek istiyoruz. Giydiklerimiz gerekçesiyle erkek şiddetiyle karşılaşmak istemiyoruz. Mini şortumuzla buradayız, alışın gitmiyoruz”. (İzmir/EVRENSEL)
 

‘Süslü kadınlar’ Kayseri’de buluştu

Sevil ERUCU
Kayseri

Kayseri’de kadınlar, bisikletin ulaşım aracı olarak yaşamın bir parçası haline gelmesi ve son dönemde kadına yönelik artan saldırı ve şiddet olaylarına dikkat çekmek için “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” düzenledi.

Katılımcılar balonlarla, çiçeklerle, kurdelelerle süsledikleri bisikletleriyle Kayseri Cumhuriyet Meydanından başlayarak “Şortuma ve ne giydiğime mırıldanamazsın bile!”, “Ne giyeceğimizi dayatanlara karşı pedal çeviriyoruz!” yazılı dövizler taşıdı.

Kadınlar renklilikleriyle Kayseri Meydanını festival alanına çevirdi. Son dönemde kadına yönelik şiddet, ayrımcılık, baskı ve kısıtlamaların arttığını belirten  kadınlar, İstanbul’da otobüste şort giydiği için saldırıya uğrayan Hemşire Ayşegül Terzi’yi hatırlatarak diledikleri kıyafetle otobüse de bisiklete de binebileceklerine vurgu yaptı.

Katılımcılar turun sonunda “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganıyla yeniden bir araya gelerek “Hayat Bayram Olsa” şarkısıyla dans etti.

EMEP’li kadınlar: Yaşamımıza karışmayın, mırıldanmayın!

Cemil UĞUR
Mersin

Giydiği kıyafet nedeni ile Ayşegül Terzi’ye belediye otobüsünde yapılan saldırıyı kınamak için Özgür Çocuk Parkı’nda bir araya gelen EMEP’li Kadınlar, ‘Karışmayın, mırıldanmayın, dayatmayın, laik demokratik yaşamak istiyoruz” pankartı açarak eylem yaptı.

EMEP’li kadınlar adına basın açıklamasını okuyan Ayzen Baran, erkek şiddetine de şiddeti destekleyen yönetim anlayışına da hayır dediklerini söyledi. Baran, “Belediye otobüsünde şort giyen Ayşegül Terzi’ye ‘Sen şeytansın, açık giyinenler ölmeli’ diyerek tekme atan bir kişi çıkarıldığı savcılıktaki ifadesinde de “Her şey İslam hukukuna uygun oldu” demiş ve bununla da yetinmeyerek “İslam hukukunda seksi giyinen bayana kırbaç vurulur” diyerek de fetva vermiştir” dedi.

Basit yaralama diye serbest bırakılan saldırganın tepkiler üzerine ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk etme’ suçundan gözaltına alınıp tutuklandığını hatırlatan Baran, “İzmir’de işten eve dönen bir kadına tacizde bulunanlar, kadın tepki gösterince ‘Bize kimse hayır diyemez’ diyerek feci şekilde darp ediyorlar.  Kadına şiddet durmaksızın devam ediyor. Geçtiğimiz yıl 303 kadın öldürüldü. Bıçaklanan, dövülen kadınların haddi hesabı yok. Peki Ayşegül Terzi’yi tekmelediğini rahatlıkla anlatan mı canavar sadece? Kadın erkek eşitliğine inanmadığını söyleyenleri, kadın katillerine sadece ‘elleri kırılsın’ diyen Aile Bakanlarını, ‘Kadınların esas kariyeri anneliktir’ diyen Sağlık Bakanlarını, ‘Kadınlar kahkaha atmasın’ diyen devlet yöneticilerini, ‘Mini etek giyersen tecavüze uğrarsın’, ‘hamile kadın sokağa çıkmasın’, ‘kadın mıdır kız mıdır’, ‘karma eğitim yerine kız erkek okulları ayrılsın’ diyenleri nereye koyacağız? Bu cümleler erkek egemen zihniyetin, ülkeyi yönetenlerin kadına reva gördüğü yaşamı açıkça gösteriyor. Evde oturan, çocuk doğuran, itaat eden, boyun eğerek hizmet eden kadın istiyorlar.

Kadını yaşamdan ve hayattan kopartan bu yönetim anlayışının sonucudur tekmelemeler, darbetmeler, bıçaklamalar. İstiyorlar ki, kadınlar hiç görünmesin” şeklinde konuştu.

Muhafazakar toplum projesi için kadınları hizaya sokmak isteyen iktidarın tüm devlet aygıtlarını kullanarak kadınlara yönelik şiddeti meşrulaştırdığını ve kışkırttığını dile getiren Baran, “Yaşanan şiddet ve katliamlara ‘psikolojik sorunlu’, ‘meczup’ ya da ‘münferit olay’, ‘büyütmeye gerek yok’ gibi yaklaşımlar da bu yönetim anlayışının sonucudur” dedi.

Başbakan Binali Yıldırım’ın da bu şiddete itiraz etmiş gibi görünerek ‘normal bir insanın yapacağı bir iş değil yaptığı, hoşuna gitmeyebilir, mırıldanırsın’ dediğini hatırlatarak- “Bununla da yetinmeyerek ‘adalet sistemimiz problemli, sadece kitaba göre değil toplumsal karşılığına göre karar verilmeli’ diyor. Başbakan giyimi, yaşamı, gülmesi, konuşması, yürümesi hoşuna gitmeyebilir ‘mırıldan’ derse sokaktaki de tekme atmayı kendine hak görür. Kitapta yaşam tarzına ilişkin tercihe müdahale var. Kitapta hürriyeti tehdit var. Kitapta nefret suçu var ama söz konusu kadınlar olunca burjuva hukukun kitabını kilit açmıyor. Toplumsal karşılık denilen baskıcı, muhafazakâr toplum anlayışı yerine evrensel hukuk kuralları, insan hakları kıstas alınmalıdır” dedi.

Baran sözlerini şöyle sürdürdü; “İşte onun için, Bursa’da metroya binen bir kadın ‘Şortlu kadının başına geleni biliyorsun, kes lan sesini’ diye tehdit ediliyor. Okullarda kız öğrencilerle erkek öğrencilerin aynı merdivenlerden çıkmasına dahi tahammül edilemiyor.
Eğitimin her alanı din tahakkümüne sokuluyor, Mecliste kadınların boşanmalarını engelleyecek öneriler yasalaşmayı bekliyor. Artık yeter. Derhal önlem alınmalıdır. Kadın düşmanı, ayrımcı, ötekileştirici tüm uygulama ve söylemlere son verilmelidir. Eşitsizliğin nedeni tüm yasalar kaldırılmalıdır. Ne giyeceğimize karışmayın. Arkamızdan mırıldanmayın. Yaşam tarzı dayatmayın” şeklinde konuştu.

19 yaşındaki Akyüz’ün ölümüyle ilgili 7 yakını gözaltında

Mardin’in merkez Artuklu ilçesinde 19 yaşındaki Ayşe Akyüz’ün ahırda ölü bulunmasıyla ilgili jandarma ekipleri genç kadının 7 yakını gözaltına alındı. Savcılık tarafından gizlilik kararı verilen soruşturmanın çok yönlü sürdürüldüğü belirtildi.

İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, dün bir ihbar üzerine, merkez Artuklu ilçesine 50 kilometre uzaklıkta bulunan ve eskiden köy olan Sulak Mahallesi’ne gitti. Ekipler, buradaki bir ahırda Ayşe Akyüz’ün cesedini buldu. Jandarma ekipleri, önce boğazının kesildiği, sonra yakılmak istendiği iddia edilen Ayşe Akyüz’ün annesi, babası, 2 erkek kardeşi, yengeleri ve amcasının da bulunduğu 7 kişiyi gözaltına aldı.

Gözaltına alınanların sorgusu sürerken, Mardin Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturma ile ilgili gizlilik kararı alarak olayın tüm yönleri ile araştırıldığı belirtildi. Yürütülen soruşturma ile ilgili gizlilik kararından dolayı bilgi verilmezken, Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Özel, daha sonra bir basın açıklaması yapacaklarını söyledi.

Mardin Devlet Hastanesi’nde yapılan ilk otopside, Ayşe Akyüz’ün vücudunda kırıkların tespit edildiği öğrenildi.

DHA’ya konuşan Sulak Mahallesi sakinleri ise olayın medyaya yansıdığı gibi olmadığını iddia etti. İsimlerini vermek istemeyen bazı köylüler, genç kadının boğulma sonucu yaşamını yitirmiş olabileceğini ileri sürdü.

Köyde oturan K.A., genç kadının cesedinin ahırda bulunduğunu, ancak ne ahırın ne de cesedin yakılmadığını ve boğazının da kesik olmadığını iddia etti. Teşhis için ahıra jandarma ekipleri ile birlikte gittiğini belirten K.A., genç kızın boynunda ip izi olduğunu ve intihar etmiş olabileceğini de iddia etti. (DHA)

Cemevi kapısına yazılan tehdit mesajı TBMM’ye taşındı

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İstanbul’un Pendik ilçesinde bulunan Şahkulu Cemevinin kapısına yazılan “Cihat kazanacak” şeklindeki tehdit mesajını Başbakan Binali Yıldırım’a sordu. Daha önce Alevi örgütleri temsilcilerine, Alevilerin ev ve iş yerlerine, yapılan saldırı ve ölüm tehditlerini hatırlatan Tanrıkulu şu sorulara yanıt istedi: 

* Şahkulu Sultan Dergahı Pendik Şubesinin giriş kapısına “Cihat kazanacak” yazılması olayı ile ilgili olarak inceleme başlatılmış mıdır ya da başlatılacak mıdır? 

* Yaşanan olay ile ilgili olarak çevredeki MOBESE kamera kayıtları incelenmiş midir ya da incelenecek midir?

* 2013 yılından itibaren Alevi vatandaşların, cemevi başkanlarının ve en son ise Şahkulu Sultan Dergahının hedef seçilmesi akabinde AKP Hükümeti neden önleyici ve kalıcı tedbirler almamakta ısrar etmektedir?

* Yukarıda bahse konu olan 2013 yılından itibaren yaşanan tehdit ve saldırı olaylarının kaçında failler yakalanmıştır? Yakalanan failler kimlerdir ve haklarında ne tür işlemler yapılmıştır?

* Alevi vatandaşlara yönelik tehditlerin olması ve saldırıların düzenlenmesinde, bazı AKP’lilerin son yıllarda yapmış oldukları açıklama ve söylemlerin etkili olduğu iddiası doğru mudur? (evrensel)

Okmeydanı’nda uyuşturucuya karşı yürüyecekler

Okmeydanı’nda demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve Alevi dernekleri artan uyuşturucu kullanımına karşı yürüyüş çağrısı yaptı.

‘SOKAKLAR 30 BİN TL’YE SATILIYOR’

“Her köşe başında uyuşturucu satıldığını görüyoruz” Okmeydanı halkı, “bazı sokakların uyuşturucu tekelleri arasında 30 bin TL’ye satıldığını biliyoruz” bilgisini verdi.

Yürüyüş çağrıcıları uyuşturucu tacirlerinin ilk hedefinin gençler olduğunun altını çizerek “Çünkü Okmeydanı dünden bugüne hiçbir baskıya boyun eğmedi, iktidarların arka bahçesi olmadı, emekçiden, ezilenden yana kimliğini her zaman korudu. Bu tür yerleşim alanları, mahalleler iktidarların işini zorlaştıran alanlar olduğundan, iktidarların icraatlarından biri de daima bu tür yerleşim alanlarını uyuşturucu ve silahlı çeteler yoluyla yozlaştırmak olmuştur. Nitekim polis desteğiyle gerçekleşen uyuşturucu trafiği bu icraatların en can alıcı örneğidir” ifadelerini kullandı.

ALEVİ ÖRGÜTLERİ DE KATILIYOR

Okmeydanlılar, 1 Ekim Cumartesi günü kitlesel bir halk yürüyüşü için çağrı yaptı. Okmeydanı Cemevi (HBVAKV), Hubyar Sultan Alevi Derneği, Munzur Çevre Derneği, ÖDP Beyoğlu İlçe Örgütü, Halkevi Okmeydanı Şubesi, HTKP Okmeydanı Temsilciliği, SODAP Okmeydanı Temsilciliği, KÖZ, DHF Okmeydanı Temsilciliği, HDP Şişli İlçe Örgütü, Yolağzı Spor Kulübü tarafından çağrısı yapılan yürüyüş Mahmuş Şevket Paşa Mh. Sağlık Ocağı önünde saat 18.00’da başlayacak.

KAYNAK: BİRGÜN GAZETESİ

Bilirkişi: Tarım alanında jeotermal santrali kurulamaz

Özer AKDEMİR
İzmir

Ken 2 Kipaş AŞ şirketi tarafından Yılmazköy yakınlarına, zeytinlik ve tarım arazilerine kurulmak istenen JES’e karşı yöre köylüleri ÇED olumlu kararına karşı dava açmışlardı. Davaya bakan Aydın 1. İdare Mahkemesi heyetinin atadığı üç kişilik bilirkişinin mahkemeye sunduğu raporda, JES şirketinin hazırladığı ÇED raporunun son derece yetersiz olduğu ortaya kondu. 

ÇED RAPORU BİLİM DIŞI

Keşif sırasında inceledikleri kuyuların dava edilen kuyular olup olmadığının bile belli olmadığı bir dosya ile karşılaşan bilirkişiler, raporlarında bunu da belirttiler. Jeotermal enerji üretiminin fosil yakıtlara göre daha az atmosferik kirlilik yaratmasına rağmen olumsuz çevresel etkileri olduğunu belirten bilirkişiler, ÇED raporu ile ilgili “Son derece özensiz hazırlanmış” değerlendirmesinde bulundu. ÇED raporunun teknik açıdan hatalı ve bilimsel olmadığını dile getiren bilirkişiler, jeoloji ve hidrojeoloji ilgili bir konuda jeoloji mühendisinin imzasının bulunmamasının da kabul edilemez olduğunu kaydettiler. Aynı şekilde tarım alanları ile ilgili ziraat mühendisinin de imzasının olmadığını dile getiren bilirkişiler, ÇED raporundaki jeoloji ve hidrojeoloji yönünden eksiklikleri maddeler halinde sıraladılar. 

TARIM ALANINDA JES OLMAZ

JES yapılacak alanın çevresinde bakımlı ve verimli zeytin ağaçları olduğuna dikkat çeken bilirkişiler, Aydın ve ilçelerinde Türkiye ve dünyanın en kaliteli incir bahçelerinin bulunduğunu, zeytinciliğin de önemli yer tuttuğunun altını çizdiler. Bilirkişiler; “Tarımsal olarak çok önemli bu özel bitkilerin yetişme alanı olan 1. ve 2. sınıf arazi kullanım sınıfına ait arazilerin yasal olarak özel korunması gereken araziler olarak, tarımsal sit alanı ilan edilmesi gerekir” dediler. Enerji üretiminin incir ve zeytin bahçelerinin yanında 1. ve 2. sınıf tarım arazilerinde yapılmaması gerektiğine işaret eden bilirkişiler, alternatif araziler, 6.-7. sınıf tarım arazilerinde bu faaliyetlerin olabileceğini belirttiler. Bilirkişiler JES alanında zeytinlik alanların olduğunu zeytincilik yasasına dikkat çekerek ifade ettiler. 

ÇED RAPORU YETERSİZ

Bilirkişiler ÇED raporundaki eksiklik ve çelişkileri şu maddeler halinde özetlediler; 
1. ÇED raporundaki bazı ifadeler raporun içeriği ile çelişiyor. 
2. Bazı bilgiler literatürden alınmış, neden-sonuç ilişkisinden ve ÇED bakış açısından uzak bilgiler.
3. Sularla ilgili bilgiler teknik tasarımdan yoksun.
4. İnşaat sırasındaki toz emisyonlarının nasıl önleneceği belli değil.
Bilirkişi raporunun sonuç bölümünde ise “ÇED raporunun araştırma ve işletme döneminde gerekli önlemleri almada yetersiz olduğuna kanaat getirilmiştir” diyerek son noktayı koydu. 

AYDIN’DA YAŞAYAN ÇABUK ÖLÜYOR

Son yıllarda jeotermal, madencilik ve sulardaki kirlilik gibi çevresel konularla başı dertte olan Aydın’ın bu kötü durumu TÜİK istatistiklerine de yansımış durumda. Aydın Çevre ve Kültür Derneği (AYÇEP) 2. Başkanı Dr. Metin Aydın’ın açıkladığı verilere göre; 
TÜİK istatistiklerine bakıldığında, 2015 yılında ikamet eden nüfusa göre Türkiye’de yaşayan 201, Aydın’da 144 kişiden biri ölmüş. Aydın’da 2015 yılında meydana gelen ölümler Türkiye ortalamasından yüzde 28 daha fazla.
2015 yılında Aydın’da meydana gelen ölümlerin yüzde 46’sı dolaşım sistemi, yüzde 19’u kanser, yüzde 11’i solunum sistemi, yüzde 3.6’ı endokrin ve beslenme bozukluğu hastalıklarına bağlı meydana gelmiş. Türkiye ortalamasına göre 2015 yılında Aydın’da dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümler yüzde 37, kansere bağlı ölümler yüzde 23, solunum sistemi hastalıklarına bağlı ölümler yüzde 30 daha fazla. 
İkamet eden nüfusa göre 2010-2015 dönemi TÜİK verilerine baktığımızda toplam ölümler Türkiye’de yüzde 20 Aydın’da yüzde 32; dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı ölümler Türkiye’de yüzde 21 Aydın’da yüzde 39; kansere bağlı ölümler Türkiye’de yüzde 15 Aydın’da yüzde 23; solunum sistemi hastalıklarına bağlı ölümler Türkiye’de yüzde 40 Aydın’da yüzde 46 artmış. 

BİLİRKİŞİ HEYETİ

Bilirkişi heyeti şu isimlerden oluşuyor:
Prof. Dr. Gültekin Tarcan: (Dokuz Eylül Ü. Jeoloji Müh. Bölümü)
Prof. Dr. Sezai Delibacak: Ege Ü. Ziraat Fakültesi)
Yard. Doç. Dr. Sevgi Tokgöz Güneş: Dokuz Eylül Ü. Çevre Müh. Bölümü)

Ormanlık alana taş ocağı yapılması protesto edildi

İstanbul Altunizade’de bulunan Cengiz Holding binası önünde Kuzey Ormanları Savunmasının çağrısıyla bir araya gelen yaşam alanı savunucuları, IGA İnşaatın Tekirdağ-Saray’da 200 dönümlük ormanlık alana açtığı Patlatmalı Granit Taş Ocağı’nı protesto etti.

Yaşam alanı savunucuları Cengiz holding önünde “IGA Cengiz, Kolin, Limak, Kalyon, Mapa Elini Kuzey Ormanlarından çek” pankartı açarak “Diren orman İstanbul seninle”, “IGA, elini Safaalan’dan çek!”, “Biz biz biz, bir aradayız, bir arada yaşamı savunacağız!” sloganları attı. “Cerattepeden defol”, “Kuzey Ormanlarından defol”, “Kuzey ormanlarını savun Marmaraya nefes ol”, “Kuzey ormanları şantiye değil yaşam alanı” dövizleri açtı.

Kuzey Ormanları adına açıklamayı Efe Baysal okudu. İstanbul’daki şantiyelerin ihtiyaçlarının karşılanması için Tekirdağ’da açılan Taş Ocağı’nın Kuzey Ormanlarını öldürdüğü belirten Baysal, “Cerattepe’den Soma’ya, Dersim’den Karabiga’ya kadar Anadolu’nun dört bir yanında talan projeleri yürüten Cengiz Inşaat; Kolin, Mapa, Kalyon ve Limak ile birlikte IGA ortak girişimi altında yürüttüğü 3. havalimanı projesi ile İstanbul’un, tüm Marmara’nın akciğerleri olan Kuzey Ormanları’nın da canına okuyor” dedi.

IGA inşaat, 3. havalimanı projesine hammadde sağlamak için Tekirdağ Saray’da Safaalan’da ormanlık alana Patlatmalı Granit Taş Ocağı ve Eleme Tesisi açarak 200 dönüm ormanlık alana gözlerini diktiğini belirten Baysal, “Saray Doğayı Koruma Derneği’nden dostlarımızın açtıkları davanın sonucunu dahi beklemeden kesim için kollarını sıvadılar. Bugün Cengiz İnşaat’ın, İGA’nın, katil projelerin karşısında; Saray’da yaşamı savunan dostlarımızın yanındayız! İstanbul’a, tüm Trakya’ya nefes olmak için yaşamın düşmanlarına karşı mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

Tekirdağ Saray’da da İGA’ya karşı eş zamanlı eylem yapıldı. (İstanbul/EVRENSEL)

Anadolu semalarında sessiz bir çığlık yankılanıyor

HUSEYİN KELLECİ

Aleviler 2 Ekim’de  Muharrem orucuna başlıyor.

Bugünlerde sessiz bir çığlık yankılanıyor Anadolu semalarında… Bu çığlık ki sessiz sedasız…  Bu çığlık ki gürültüsüz, patırtısız, habersiz. Anadolu insanı kendine yakışan bir eylemle yas tutmaya başlıyorlar. Bu yası oruçla taçlandırıyorlar. Çığlık çığlığa, sessiz sedasız…

Kimseyi rahatsız etmeden, incitmeden sessiz sedasız büyük bir toplum kimseye “Sen neden oruç tutmuyorsun?” diye yargılamadan, sorgulamadan kendi orucunu tutuyor. Aleviler bu ayda kimseyi dışlanmadan, ötekileştirilmeden sessiz sedasız yas- oruç tutmaya devam ediyor 12 gün boyunca…

Oruç tüm insanların ibadetidir, ama Muharrem orucu Alevilerin yasıdır, matemidir. Ayrıca Kerbela ile bütünleşmiştir. Böyle büyük bir kahramanlığı, yiğitliği, fedakarlığı anlatmak, insanları bilgilendirmek, hepimizin görevidir.  Kendisine sunulan tüm imkanları elinin tersiyle iterek çocuklarının, kardeşlerinin, dostlarına ve bütün sevdikleriyle birlikte kendisini feda eden İmam Hüseyin, muhteşem bir inanmışlık ve irade örneğidir.

Onurlu duruş, Yezid’in malından mülkünden çok daha değerlidir. İmam Hüseyin bu duruşuyla tarihe not düşmüştür. Böyle yüce bir Pir’in talibi olmak büyük onurdur. Onun için her gün oruç tutulsa yeridir. Bugün bu zulmü bilmeyenler görmeyenler mazlumların, masumların feryatlarını da duyamayacaklardır. Gerçeklere gözlerini kör edenler, haram sofraların devamlı elamanları, İmam Hüseyin’i anlayamaz.

Orucun gerçek erdemine ulaşabilmekte amaç ikrar verip ve Hakk Muhammed Ali yolunu sürmektir.

Şah Hüseyin aşkıyla tüm canlara niyaz ederim.

Oruçlarınız Hakk katında kabul ola.

Tehdit altındaki dünya kültür mirası, iki kat arttı

Murat KUSEYRİ
Stockholm

2006 yılında tehdit altında bulunan kültür mirasının sayısı 17 iken, bu rakam günümüzde 37’ye yükseldi. Yok olma riski ile karşı karşıya kalan kültür miraslarının çoğunluğu ise savaşın sürdüğü Irak ve Suriye’de bulunuyor.

Uppsala Üniversitesi tarafından düzenlenen ve 2 gün süren konferansta ilk kez kültür mirası ve barış ve çatışmalar üzerine araştırma yapan Mısırlı, Sudanlı, Iraklı, Filistinli, Hırvatistanlı, Bosnalı, İngiliz ve İsveçli uzmanlar bir araya gelerek savaşın kültür mirasları üzerinde etkilerini tartıştı.

KÜLTÜR MİRASLARI PROPAGANDA SİLAHINA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Konferans katılımcılarından Uppsala Üniversitesi Profesörü Mattias Legner, konferansta neden kültür mirasları savaş ve çatışmalarda hedef haline gelir sorusuna yanıt bulmaya çalıştıklarını söyledi. Silahlı grupların çatışmalarda bazı yerlere bilinçli saldırılar yönelttikleri gibi aynı zamanda kültür mirasını toplum ve kültür tarihinin yorumlanması için bir propaganda silahına dönüştürdükleri değerlendirmesini yaptı.
Savaşlarda her zaman toplumun kültürel miraslarının yakılıp yıkıldığını söyleyen Legner, Roma İmparatorluğu’nun fethettiği yerlerde askerlerine kültür miraslarını savaş ganimeti olarak dağıttığına dikkat çekti.

KÜLTÜR MİRASLARINA YÖNELİK SALDIRILAR BİLİNÇLİ

Günümüzde ise IŞİD’ın yok ettiği kültür miraslarının filmini çekerek yaygınlaştırdığını belirten Legner, kültürel miraslara yönelik saldırıların tesadüf değil bilinçli olduğunu belirttikten sonra şunları kaydetti: “Son yıllarda Suriye ve Afganistan’da fundamantalist gruplar başka kültür ve dinlere ait tüm izleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Gelecekte kuracakları fundamental toplumun önünde engel gördükleri çoğulculuğu yok etmek istiyorlar.”

Suriye ve Irak’ta IŞİD çetelerinin saldırısına uğrayan kültürel miraslar üzerinde araştırmalar yapan Göteborg Üniversitesi Öğretim Üyesi Arkeolog Anas Ahl Khabour, uydudan çekilen fotoğrafların IŞİD’ın denetimi altında bulunan tarihi ve kültürel 177 yerde yıkımın izlerini gösterdiğini belirterek “Kültür mirası açısından Irak ve Suriye’deki durum oldukça karanlık “ dedi.

IŞİD KENDİ UZMAN GRUPLARINI OLUŞTURDU

Anas Ahl Khabour, IŞİD’in 2014 yılına kadar ele geçirdiği yerlerde bulunan tarihi gömütlerden çıkacak eserlerden elde edilen paranın yüzde 20’sinin kendisine ödenmesi koşuluyla herkesin arama yapmasına izin verdiğini ancak daha sonra bundan vazgeçtiğini, metal dedektör ve aletler satın alarak kendi uzman grupları oluşturduğunu söyledi.