Ana Sayfa Blog Sayfa 6264

ABD’de 5 kişiyi öldüren saldırgan Türk çıktı!

Polis AVM güvenlik kameralarından edindiği görüntü ve fotoğrafları kamuoyuyla paylaştıktan sonra, gelen ihbarlar sonucu silahlı saldırganın kimliğini belirledi. Saldırının meydana gelmesinden sonra, görgü tanıkları tarafından hispanik asıllı olduğu öne sürülen silahlı saldırganın 20 yaşında, Arcan Çetin adında bir Türk olduğunu belirledi. Arcan Çetin, polis tarafından yakalandıktan sonra gözaltına alındı.

ABD’de 5 kişiyi öldüren Arcan Çetin, Adana doğumlu

ADANA, (DHA) – ABD’nin Washington Eyaleti’ne bağlı Burlington kentindeki bir alışveriş merkezinde silahlı saldırı düzenleyen ve 5 kişiyi öldürdükten sonra yakalanan 20 yaşındaki Arcan Çetin’in Adana doğumlu olduğu ortaya çıktı.

Adana’nın merkez Seyhan İlçesi’ne bağlı Namık Kemal Mahallesi’nden olan Hatice M.’nin şimdiki eşinin ABD’li olduğu belirtildi. Hatice M.’nin sosyal medyadaki paylaşımlarında oğlu Arcan Çetin’in 2012 yılında Seyhan Baraj Gölü yanında çekilen fotoğrafı bulunuyor. Hatice M. Facebook hesabındaki kişisel bilgiler bölümünde memleketini Adana olduğunu gösteriyor.

Washington’da silahlı saldırıda 5 kişiyi öldüren Arcan Çetin’in, Twitter hesabından en son 23 Ağustos 2015’te, İngilizce olarak ‘Biraz çirkin olanlar bunu retweet’lesin’ şeklinde bir paylaşımı bulunuyor. Çetin’in çocuk yaşlarda ailesiyle birlikte ABD’ye göç ettiği belirtiliyor.

Nafiz ALBAYRAK / NEW YORK (DHA)

Hemşire Ayşegül Terzi’nin darp edilmesine şortlu protesto

Bazı kadın ve erkekler şort giyerek eyleme katıldı.

“KİMİN NE GİYECEĞİNE, KİMSE KARAR VEREMEZ”

Eyleme katılan ve şort giyen Irmak Işlak, “Ayşegül Terzi’nin kişilik haklarına yapılan saldırıyı protesto etmek için geldik. Kimin ne giyeceğine, kimse karar veremez” dedi.

“GİYİNİŞ KUŞANIŞ ŞEKİLLERİNE MÜDAHALELERDEN HOŞNUT DEĞİLİZ”

Ayşegül Terzi’ye yapılan saldırı olayında sürecin takipçisi olacaklarını belirten şortlu katılımcı Beyazıt Özpeynirci ise “İnsanların giyiniş tarzlarına veyahut özgürlükleri algılama şekillerine bu tarz müdahalelerde bulunulmasını biz Beşiktaş halkı olarak yanlış buluyoruz. Hangi siyasi görüşten olursak olalım veya hangi takımı tutarsak tutalım, hangi dini inanışın mensubu olursak olalım. Çok fark etmez. Ülkemizde gitgide artıyor bu tip olaylar… Özgürlük anlayışlarına giyiniş kuşanış şekillerine müdahalelerden pek hoşnut değiliz” diye konuştu.

“ŞORTUMU GİYERİM KARIŞAMAZSIN, MIZMIZLANAMAZSIN”

“Şortumu giyerim, karışamazsın, mızmızlanamazsın” yazılı döviz açan ve aynı yazıyı bacağına da yazan Saadet Yeşil de “Öncelikle özgürlüğümüz için tabi buradayız. Biz nasıl kapalıya, çarıklıya karışmıyoruz, müdahale göstermiyorsak, saygı gösteriyorsak onlar da bizim yaşam şeklimize saygı duymak zorunda. Ve ülkemiz ortadoğu ülkesi değil, ortadoğu ülkesi olmasına asla izin vermeyeceğiz. Aysegül Terzi’ye yapılan saldırıyı kınamak için bacağıma yazdım. Şort giyen biriyim, sonuna kadar da şortumu giymeye devam edeceğim ” şeklinde konuştu.

“SİYASİ DEĞİL, İNSANİ BİR EYLEM”

Eylemi sosyal medya üzerinden organize eden Hasan Anıl Cansızoğlu da “Bu öncelikle siyasi değil, insani bir eylem. Ben kız çocuğu babasıyım. Onun gelecekte daha rahat olması için bu şekilde destek vermek istedim. Bu eylem aynı zamanda sadece şortlu bir bayan için değil, toplumumuzda yaşayan her bayana karşı şiddetin olmamasına yönelik bir farkındalık eylemi olsun istedim. Şiddetin tabii ki karşısındayız. Ama tabii ki en karşı olduğumuz şey, onu izleyen toplum. Biz hepimiz ayrışarak değil, birleşerek toplumumuzu daha kardeşçe, daha insanların birbiriyle doğru yaşadığı bir hale getirmekle ilgili bir görevimiz olduğunu düşünüyorum” diye konuştu. Toplumun her yerinde kadına şiddetin olduğunu ve bir erkek olarak buna duyarsız kalmanın doğru olmayacağını ifade eden Cansızoğlu, soysal medyada bu olay nedeniyle toplumda ayrışma yaratmak isteyenleri de eleştirdi. Cansızoğlu, “Kadın kim olursa olsun, hangi siyasi görüşte, hangi inançta olsun istediği gibi giyinen bir kadına müdahale olsun bunun karşısında olurum” dedi.
Özden ATİK / Güven Usta / İstanbul DHA

Erdoğan, Rıza Sarraf’a sahip çıktı: Bizim vatandaşımız, suçu yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, New York dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu. ABD’de tutuklanan, 17/25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu’nun kilit ismi Rıza Sarraf hakkında da konuşan Erdoğan, Sarraf’a sahip çıktı.

“ABD Adalet Bakanlığı’nın bu davayı havale ettiği mahkeme de ilginç. Savcı Bharara da hâkim Richard Berman da Türkiye’de daha önce FETÖ tarafından ağırlanmış isimler. Yani Adalet Bakanlığı Sarraf’ı tutup orada FETÖ’nün yedirip içirdiği isimlere teslim ediyor” diyen Erdoğan, Sarraf’ın Emine Erdoğan’ın kurucusu olduğu TOGEM’e bağış yaptığına dair iddiaların ABD’deki Sarraf dosyasına girmiş olmasını hatırlatıp, “ABD hukuk sisteminde ‘egemen bağışıklık’ diye bir madde var. Buna göre devlet başkanlarının herhangi bir mahkemeye konu yapılabilmesi mümkün değil” dedi.

Erdoğan’ın Hürriyet yazarları Abdülkadir Selvi ve Fikret Bila’nın sorularına verdiği cevaplar şöyle:

– Biden ile görüşmemizde yargı konusu açıldığında Rıza Sarraf konusunu da gündeme getirdim. ABD Adalet Bakanlığı’nın bu davayı havale ettiği mahkeme de ilginç. Savcı Bharara da hâkim Richard Berman da Türkiye’de daha önce FETÖ tarafından ağırlanmış isimler. Yani Adalet Bakanlığı Sarraf’ı tutup orada FETÖ’nün yedirip içirdiği isimlere teslim ediyor. Biden’a bunları anlattım. ‘Ben bu kadarını bilmiyordum’ dedi. Hukukla değil, ilişkiler ağıyla başka işler çevirme peşindeler. Enteresandır, mesela tutup iddianameye eşimin TOGEM’in kurucusu olduğu, benim o dernekle ilişkim olduğu falan yazılıyor. Ama o derneğin kurucuları arasında ne eşim var ne de ben. Böyle bir şey olmamasına rağmen, bunun söz konusu edilmesi adamların art niyetlerinin ne istikamette olduğunu gösteriyor. Halbuki Dışişleri Müsteşarım’ın da gayet güzel ifade ettiği üzere, ABD hukuk sisteminde ‘egemen bağışıklık’ diye bir madde var. Buna göre devlet başkanlarının herhangi bir mahkemeye konu yapılabilmesi mümkün değil. Buna rağmen iddianamede adımızın geçirilmeye çalışılması, işin içinde art niyet olduğunu ortaya koyuyor.

– Bu kişi (Rıza Sarraf) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Eşi ve çocuğu ile birlikte ABD’ye giriş yaptığı anda kendisi tutuklandı, eşi ve çocuğu da hemen Türkiye’ye gönderildi. Bu tutuklama hangi kurala göre yapıldı?’ diye sordum.

“SARRAF’IN SUÇU BULUNMUYOR”

– Neticede bizim vatandaşımız olduğu için, hukukunu aramak zorundayız. Bu Rıza Sarraf değil de bir başka vatandaş da olabilirdi. ABD, Türkiye’de bir vatandaşının tutuklanmasına nasıl duyarsız kalamıyorsa, biz de herhangi bir vatandaşımızın bir başka ülkede tutuklanmasına duyarsız kalamayız. Kaldı ki gerek Adalet gerek Ekonomi Bakanlığımız’ın yaptıkları çalışmalara göre, bu kişinin bir suçu da bulunmuyor. İran da aynı şeyi söylüyor. Ancak buna rağmen bu kişi 6 aydır ABD’de tutuklu durumda.

FETHULLAH GÜLEN’İN İADESİ

– Biz iade talebiyle ilgili olarak üzerimize düşeni yapıyoruz. FETÖ’yle ilgili bütün belge ve bilgilerimizi Amerika ile paylaştık, paylaşmaya devam ediyoruz. FETÖ konusunda herkes gereken hassasiyeti göstermeli. Bunlar kaçacak delik bulamamalı. Bunlarla ilgili olarak dünyadaki hükümet başkanlarını, devlet başkanlarını aynı kararlılıkla bilgilendirmeye devam ettiriyoruz.

PYD KONUSU: BİZİM İTİRAZ ETTİĞİMİZ SİLAH VERİLMESİ

– Türkiye’nin uyarılarına rağmen, ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Suriyeli Kürtlere silah verdiklerini ve onları desteklemeyi sürdüreceklerini açıkladı.

– Bizim itiraz ettiğimiz husus, terör örgütü olan PYD/YPG’ye silah verilmesidir. Ama o kadar çarpık bir yapı var ki. Biden’a, iki gün önce Kobani’ye iki uçak dolusu silah indirdiklerini söyledim. Bana, ‘Benim bundan haberim yok’ dedi. Ben de ‘Siz öyle diyorsunuz ama benim haberim var’ dedim. Bu nasıl bir iştir? Başkan Yardımcısı Biden ‘Haberim yok’ diyor, ertesi gün de Carter çıkıp ‘Silah verdik, vermeye de devam edeceğiz’ diyor.

‘Türk yetkilileri, normale dönmeye davet ediyorum’

Laura Boldrini, Roma’daki Yabancı Basın Derneği’nde katıldığı bir toplantının ardından Türk gazetecilerin sorularını yanıtladı.

İtalya devlet protokolünün üç numaralı ismi, darbe girişiminin ardından Avrupa ülkelerinin, Türkiye’yi yalnız bıraktıklarına dair özeleştiriler yapmaya başladığına ve kendisinin ne düşündüğüne ilişkin bir soruya, “Türkiye’yi kesinlikle yalnız bırakmadık. Askeri darbe girişimini kınadık, şu çok açık ki bu tür metotlar asla kabul edilemez” diye karşılık verdi.

Şimdi ise Türkiye’de, demokratik metotlarla ve kararlılıkla hukukun üstünlüğü üzerinde durarak normale dönülmesinin çok önemli olduğunu dile getiren Boldrini, “Ancak şu an Türkiye’de uygulanan metotlar konusundaki endişemi de gizleyemeyeceğim; açık suçlamalar olmadan insanlar tutuklandı, yargıçlar ve üniversite profesörleri görevlerinden alındı, basının üzerinde büyük hükümet baskısı olduğu bize söyleniyor. Tüm bunlar kesinlikle bizi çok endişelendiriyor” ifadelerini kullandı.

“DEMOKRASİ HER ŞARTTA UYGULANMALI”

Türk yetkilileri, muhalifler de dahil herkesin haklarına saygı duyarak normale dönmeye davet ettiğini söyleyen Laura Boldrini, “Demokrasi, herkesin haklarına saygı duyulduğunda, her koşulda uygulandığında demokrasidir” dedi.
Sol Ekoloji ve Özgürlük Partisi (SEL) kökenli Laura Boldrini, Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşananların ‘sivil darbe’ izlenimi verdiği iddiasında bulunmuştu.

Hukukun üstünlüğünden de uzaklaşıldığını öne süren Boldrini ayrıca, Avrupa’nın neredeyse Türk sığınmacıların gelişine hazır olması gerektiğini de söyleyerek, “Cenevre Sözleşmesi’ne göre bireysel özgürlüklere saygı duyulmaması halinde kaçan mültecileri kabul etmeliyiz. Ne yazık ki şimdi Türkiye’de olan da budur” demişti.
Esma Çakır / Roma, (DHA)

Almanya’da ırkçı parti AfD’nin yükselişi sürüyor

Kamu kanalı ARD için yapılan Almanya’nın trendi araştırmasına göre, Eylül başında yüzde 14 seviyesinde görünen AfD’nin oy oranı, bu Pazar günü seçim olsa yüzde 16 olacak.

Büyük koalisyon eriyor
AfD’nin yükselişine karşın Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU ve Sosyal Demokrat Parti SPD’de oy kaybı sürüyor. 1 Eylül’e göre oy oranı bir puan düşen CDU/CSU yüzde 32 seviyesinde görünürken, aynı şekilde bir puan kayıp yaşayan SPD’nin ise yüzde 22 oranında oy alacağı tahmin ediliyor. Almanya’nın trendi araştırmasına göre, Yeşillerin oy oranı yüzde 12, Sol Parti’nin yüzde 8 düzeyinde. Son seçimlerde parlamento dışında kalan Hür Demokrat Parti FDP’nin yeniden federal parlamentoya girmesi bekleniyor. FDP’nin oy oranı yüzde 6 olarak görünüyor.
Ahmet YILDIRIM/DORTMUND, (DHA)

CHP, kararname iptali için AYM’ye başvurdu

“OLAĞANÜSTÜ HALİN AMACINI VE SINIRINI AŞMAMALI”

CHP, çıkarılan ikinci kanun hükmünde kararnamenin (KHK) bazı maddelerinin iptali için AYM’ye başvurdu. Başvuruyu grup adına CHP Grup Başkanvekili Gök yaptı. Olağanüstü hal kararnameleriyle yasalarda değişikliğin yapılamayacağını belirten Gök, “Demokratik ülkelerde olağanüstü yönetim usulleri hukuku dışlayan keyfi bir yönetim anlayışına gelmez. Olağanüstü haldeki yönetimlerin amacı bir an önce Anayasal düzene dönmek ve Anayasa’yı korumak olmalıdır. Sınırlandırmaların durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekmektedir. Olağanüstü halde kanun hükmünde kararnamelere getirilen düzenlemeler olağanüstü halin amacını ve sınırını aşmamalıdır. Olağanüstü halin gerekli kılmadığı konuların olağanüstü hal kararnameleriyle düzenlenmesi olanaksızdır” ifadelerini kullandı.

“İKTİDARA DÜŞEN, FIRSATÇI ANLAYIŞLARLA KANUNLARI DEĞİŞTİRMEK DEĞİL”

Sorumluluğun artık AYM’de olduğunu vurgulayan CHP’li Gök, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “15 Temmuz gecesi nasıl hukuk dışılık yaşanmış ve bu hukuk dışılık önlenmişse şimdi iktidara düşen hukukun içinde kalmak; keyfi, fırsatçı anlayışlarla kanunları değiştirmek değildir. Tam tersine parlamentonun iradesinin korunması gerekir. Bir an önce bütün kararnamelerin Meclis gündemine gelerek, görüşülmesini ve kanunlaşmasını bekliyoruz”
Tahsin GÜNER-Muhammet BAYRAM / ANKARA, (DHA)

HDP’den sel felaketleriyle ilgili araştırma önergesi

Baluken, önerge gerekçesinde “Karadeniz’de meydana gelen sel felaketleri sonrası ortaya çıkan manzaralar da duruma ilişkin hiçbir tedbirin yeterince alınmadığını görmekteyiz. Karadeniz’de yaşanan sel felaketlerinin neden ve sonuçlarıyla birlikte araştırılması elzem bir hale gelmiştir” dedi.

“SEL FELAKETLERİ AKP’NİN RANT POLİTİKALARININ SONUCU OLARAK MEYDANA GELMEKTEDİR”

HDP’li Baluken, 21 Eylül günü Trabzon’un Beşikdüzü İlçesi ile Giresun’un Eynesil İlçesi’nde şiddetli yağış sebebiyle yaşanan sel ve su baskınlarını Meclis gündemine taşıdı. Sel felaketi nedeniyle hayatını kaybedenler olduğunu hatırlatan Baluken, Karadeniz’de yaşanan sel felaketlerinin neden ve sonuçlarıyla araştırılarak, önlemler alınmasını istedi. HDP’li Baluken, konuyla ilgili Meclis’e sunduğu araştırma önergesinde “21 Eylül 2016 tarihinde Trabzon’un Beşikdüzü ilçesi ile Giresun’un Eynesil ilçesinde şiddetli yağış sel ve su baskınlarına yol açarak üç yurttaşımızın ölümüne sebep oldu. 2015 yılının Ağustos ayında Rize’nin Hopa ilçesinde meydana gelen sel felaketi edeniyle 8 yurttaşımız yaşamını yitirmişti. O günlerde konuya ilişkin açıklama yapan Hopa Belediye Başkanı Nedim Cihan, ‘Yaşadığımız sel ve heyelan ilçemiz için son 50 yılın felaketi diyebiliriz’ ifadelerini kullanmıştı. Hükümet yetkililerinin son sel felaketini kot farkıyla açıklamaları meseleyi tamamen çarpıtmaya dönük bir ifadedir. Karadeniz’in yaşadığı sel felaketleri AKP’nin rant politikalarının birebir bir sonucu olarak meydana gelmektedir. TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Necati Uyar, Hopa’da yaşanan sel felaketinin ardından yaptığı açıklamada ‘Barındırdığı yanlışlar nedeniyle Karadeniz Sahil Yolu’nun neden olduğunu belirterek, ‘Karadeniz Sahil Yolu’nun set oluşturduğu tüm Karadeniz kentlerinde benzer sel baskınlarının yaşanmasının kaçınılmaz hale geldiği görülmektedir’ ifadelerini kullanmıştı. Aradan geçen bir yıldan sonra açıklamanın doğruluğu bu kez Trabzon ve Giresun’da karşılığını bulmuş durumdadır. Karadeniz Sahil Yolu projesine yönelik eleştirilere kulak tıkayan hükümetin felaketler sonrası yaptıkları açıklamaların bile yeni rant alanları oluşturacak bir mahiyette olması durumun vehametini kavramaktan oldukça uzak bir yerde durmaktadır. Bu ülkenin mühendislerinin, STÖ ve DKÖ’lerinin yaptıkları itirazları, eleştirileri görmezden gelerek Karadeniz Sahil Yolu`nu kentler ile Karadeniz arasına çeken, Karadeniz kentlerini bir yandan denizden kopartırken, diğer yandan kentleri sel baskınlarına mahkûm hale getiren AKP’nin rantçı anlayışı yaşanan felaketlerin başlıca sorumlusu durumundadır” ifadelerini kullandı.

“KARADENİZ SAHİL YOLU VE DİĞER YANLIŞLAR HER SELİ FELAKETE DÖNÜŞTÜRMEYE BAŞLAMIŞTIR”

HDP’li Baluken, araştırmasında önergesinde şu görüşlere yer verdi: “‘Dere yatakları ve vadiler ile deniz arasına girerek, sistemin işlerliğini ortadan kaldırmış olan Karadeniz Sahil Yolu, yoğun yağışlarda yağmur sularının denize deşarjını kaçınılmaz olarak engellemektedir. Karadeniz, kentler, sahil yolu ve dereler bugünkü haliyle yerlerinde kaldıkça, hatalardan vazgeçilerek önlem alınmadıkça, Karadeniz kentleri açısından sel baskınlarından kaynaklı can ve mal kayıpları ‘kader’ değil, AKP hükümetinin aymazlığının doğal bir sonucudur. Karadeniz Bölgesi gibi yılın büyük bölümünde yağış alan bir coğrafyada bu durum, daha büyük felaketlere kapı aralamaktadır. Buradan Hükümeti bir kez daha uyarmak istiyoruz. ‘Karadeniz Sahil Yolu yerinde durdukça, Karadeniz kentlerinde dere yataklarının yanı sıra sokaklar, parklar, meydanlar ve okullar da büyük risk altındadır.’ TMMOB Şehir Plancıları Odası, bir başka felaketin yaşanmaması için öncelikle sel baskınlarının başlıca nedeninin ‘Karadeniz Sahil Yolu` olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiş ve alınması gereken önlemleri şöyle sıralamıştır. ‘Yolun kent içi geçişlerinin alternatifleri hızla projelendirilmeli, kentler ile Karadeniz arasındaki set ortadan kaldırılmalı, yağmur sularının ve kentte yaşayanların Karadeniz`e erişimi kolaylaştırılmalıdır’. ‘Yerel rant baskısına direnemeyen dere yatakları mutlaka özgürleştirilmeli, yapılaşmadan arındırılmalı, üstü kapatılan derelerin açılması için yapılması gereken çalışmalar kısa süre içinde tamamlanmalıdır. Kent içinden geçen dereler üzerinde var olan köprü, menfez vb. alt yapı tesisleri bilimsel veriler temel alınarak yenilenmeli, suyun doğal akışını kolaylaştıracak, engel oluşturmayacak biçimde yapımları sağlanmalıdır. Karadeniz`de yapılan her yeni deniz dolgusunun, gelecekte ortaya çıkması olası bir felaketin ön adımı olduğu bilinciyle hareket edilmeli, denizlere yönelik insan eliyle yapılan müdahalelerin, bölge ekolojisinde ve coğrafyasında zincirleme değişimlere neden olacağı unutulmamalıdır. Başta karayolu için yapılan dolgular olmak üzere, Karadeniz sahilinde sürdürülen tüm dolgu çalışmaları durdurulmalıdır. Son yıllarda sayıları hızla artan HES inşaatları, derelerin doğal yapısında bozulmaya, bitki örtüsünde tahribata neden olmasının yanı sıra, sel baskınlarında suya karışan malzemenin de artmasına neden olmaktadır. Derelerin doğal ortamında bozulmaya neden olan HES uygulamalarına son verilmelidir. Bölgede başta çay üretimi olmak üzere, tercih edilen tarım türü heyelanlara ve önemli toprak kayıplarına neden olmaktadır. Doğal bitki örtüsünde değişime ve tahribata neden olan uygulamalardan, orman açmalarından, çay, fındık vb. yeni tarım alanı oluşturulmasından kaçınılmalıdır. Karadeniz Sahil Yolu ve yapılan diğer yanlışlar, her yağışı sele, her seli felakete dönüştürmeye başlamıştır.”

“HİÇBİR TEDBİRİN YETERİNCE ALINMADIĞINI GÖRMEKTEYİZ”

Karadeniz’de yaşanan sel felaketleri üzerinden gerekli tedbirlerin alınmadığını savunan Baluken, araştırma önergesine ilişkin gerekçesinde şunları kaydetti: “Uzmanların görüşlerinden de yola çıkarak Karadeniz’de meydana gelen sel felaketleri sonrası ortaya çıkan manzaralar da duruma ilişkin hiçbir tedbirin yeterince alınmadığını görmekteyiz. Sel felaketi sonrası erken müdahalenin yapılmadığı, bölgede bulunan afet ekiplerinin yetersiz kaldığı, sonradan müdahale için gelen ekiplerin geç kaldığı, ekipler arasındaki koordinasyon eksikliği, coğrafyayı tanımayan ve afet konusunda yeterli bilgi ve birikime sahip olmayan memurların atanması, il ve ilçe afet planlarının mevcut durumu karşılamaktan uzak ve güncellenmemiş olması, kurumlar arası yetki çatışmasından kaynaklanan kargaşalar sel felaketlerinin halka olumsuz yansımasında çarpan etkisi göstermektedir. Tüm bu bilgiler ışığında Karadeniz’de yaşanan sel felaketlerinin neden ve sonuçlarıyla birlikte araştırılması elzem bir hale gelmiştir”
ANKARA (DHA)

‘Terörizmin Sponsorlarına Karşı Adalet Yasası’ Türkiyeyi tedirgin etti!

Dışişleri Bakanlığı ABD Kongresi’nde kabul edilen ‘Terörizmin Sponsorlarına Karşı Adalet Yasası’ hakkında yazılı açıklama yaptı.

“ABD Kongresinde kabul edilmiş bulunan ‘Terörizme Destek Verenlere Karşı Adalet’ yasa tasarısı kaygı vericidir. Türkiye, bu yasa tasarısının uluslararası hukuk ve özellikle Devletlerin egemenliği ve eşitliği başta olmak üzere BM Şartında yer alan ilkelere uygun olmadığı inancındadır. Bu yasa tasarısı hukuka aykırı olmasının yanı sıra terörle mücadelede uluslararası işbirliğine zarar verecek sakat bir yaklaşımın ürünüdür. Türkiye, terör mağdurlarının yanında olmayı sürdürmekte ve kaynağı ve türü ne olursa olsun terörle çifte standart ve ayrım olmaksızın mücadele edilmesi gereğini kuvvetle savunagelmektedir. Bu bağlamda, Türkiye ABD Başkanı’na sözkonusu tasarının yasalaşmasını engellemesi çağrısında bulunmakta ve tüm müttefik ve ortaklarını terörle mücadelede uluslararası işbirliğini ve dayanışmayı pekiştirmeye yönelik anlamlı ve yararlı adımlar atmaya davet etmektedir. Türkiye ayrıca İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Zirve Dönem Başkanı olarak İİT tarafından bu konuda yapılan açıklamaya da dikkat çekmektedir.”

denilen açıklma, Türkiye’de tedirginliğe vesile olduğu olarak yorumlandı.

Zorunlu din dersleri soykırımı esas alıyor

PSAKD Adana Şube Başkanı Şükür Şahin, zorunlu din dersinin asimilasyon politikalarının en büyük kozu olduğunu belirtirken, DAD Adana Şubesi Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete de, “Kültürel soykırımı esas alan zorunlu din derslerine rıza göstermiyoruz” dedi.

Okulların açılmasıyla zorunlu din dersleri ile ilgili tartışmalarda tekrar kamuoyunun gündemine geldi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adana Şube Başkanı Şükür Şahin, zorunlu din dersleri ile Alevilere yönelik zulmün devam ettiğini belirterek, uluslararası mahkemelerin kararına rağmen uygulamanın devam etmesine değindi. Zorunlu din dersinin asimilasyon politikalarının en büyük kozu olduğunu ifade eden Şahin, “Dindar ve kindar nesil diğer türlü yetişmez” dedi. Şahin, AKP’nin Emevi İslam anlayışını tüm topluma dayattığının altını çizdi.

Evinde namaz kılınmayan bir çocuğun derste namaza zorlandığına dikkat çeken Şahin, şöyle devam etti: “Yaşadıkları ile alakasız şeyler anlatılıyor. İşte zulüm budur. Biz zorunlu din derslerine karşı direnmeye devam ederken 4+4+4 sistemi ile din dersi yaygınlaştırıldı. İmam Hatiplerin sayısı arttırıldı. Kuran kursları yaygınlaştırıldı. AKP iktidarı topyekun saldırıyor ve bu sorunun çözümü de topyekun direnişten geçiyor. Tek başına Alevilerin çözebileceği bir problem değildir.”

‘Zorunlu din derslerine rızalık göstermiyoruz’

Bu yıl 18 milyon öğrencinin ders başı yaptığını hatırlatan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi Eşbaşkanı Pir Zeynel Kete de, 2016-2017 eğitim öğretim yılının mağduriyet ve zorluklarla başladığını belirtti. AKP’nin Alevi halklarının rızalık vermediği ve AİHM yasalarına rağmen zorunlu din derslerine devam ettiğini vurgulayan Kete, “Yol ve erkânımıza karşı kültürel soykırımı esas alan İslamiyet’in demokratik yönüne de düşman olan zorunlu din derslerine rızalık göstermiyoruz” diye belirtti.

‘Tekçi zihniyet ile eğitim veriliyor’

Her egemen sistemin kendi ideolojisine uygun bir eğitim sistemi oluşturduğunu aktaran Kete, şöyle devam etti: “Ülkemizde de Cumhuriyet ile başlayan tekçi zihniyet gittikçe kökleşmektedir. Bütün okullar bu amaç doğrultusunda inşa edilmiştir. Kendi değerlerinin dışındaki diğer değerler; diller, kültürler ve inançlar adeta soykırıma uğratılmaktadır. Tarihsel arka planı ana tanrıçaya dayanan, komünal olan eğitim, erkek egemen bir toplum yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Ülkemizdeki mevcut eğitim öğretim sistemi, müfredat ders programları, ders kitapları, fiziki mekanlar, törenler ve semboller bu amaca hizmet etmektedir. Bizler bu uygulamayı kabul
etmeyip, mücadele edeceğiz.”

Diha

‘İdam cezasının 21. yüzyılda yeri yok’

Birleşmiş Milletler 71. Dönem Genel Kurul Çalışmaları kapsamında, idam cezası ile ilgili olarak düzenlenen oturumda konuşan Ban Ki Moon, ‘Yaşam hakkı esastır. İdam cezası, geri döndürülemez bir cezadır ve daha çok azınlıklara, yoksul ve çaresiz, etkin savunma sağlayamayan insanlara uygulanmaktadır. Bu yanlışı herkes görmelidir. Bir çok masum insan her yıl ölüme gönderilmektedir’ dedi.

İdam cezasının 21. yüzyılda yeri olmadığına inandığını belirten Ban Ki Moon, ‘Dünya liderlerini, yasa koyucuları ve adalet dağıtıcıları infazları hemen durdurmaya çağırıyorum. İdam cezasını ortadan kaldırarak, daha adil, barışçıl ve insancıl bir dünya yaralatılabilir’ diye konuştu.

Oturumda konuşan BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeid Raad el Hüseyin de, insanlık var oldukça yanlışlardan kaçınmanın mümkün olmayacağını, uluslararası toplumun idam cezasını kaldırması konusunda umutlu olduğunu söyledi.
Nafiz ALBAYRAK / NEW YORK (DHA)