Ana Sayfa Blog Sayfa 6267

Tekin’den o isimle ilgili Başbakan ve Belçika’ya mektup

Mermi bırakan kişinin Belçika vatandaşlığının bulunduğunu da belirten Tekin, bu kişi hakkında bugüne kadar ne tür araştırmalar yapıldığını öğrenmek için Başbakan Binali Yıldırım ile Belçika Büyükelçiliği’ne birer mektup hazırladı. Partisinin İl Başkanlığında bir basın toplantısı düzenleyen CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, 8 Haziran günü Fatih Camisi’ndeki şehit cenazesinde CHP Genel Başkanı Kılıçdarıoğlu’nun ayaklarının önüne mermi bırakan kişiyle ilgili yaptıkları araştırmalarda elde ettikleri bilgileri kamuoyu ile paylaştı.

‘BAŞBAKAN’A VE BELÇİKA BÜYÜKELÇİLİĞİNE BİRER MEKTUP’

Gerek faili meçhul cinayetler, gerekse saldırılarla ilgili tarihin bütün dönemlerinde CHP’nin karşılaştığı manzaralardan olduğunu ifade eden Tekin, “8 Haziran’da genel başkanımız ve bizlerin şehit cenazesinde olduğumuz gün neredeyse devletin bütün kademelerindeki yöneticilerinin olduğu, kabinenin yarısının olduğu bir yerde bir çakal kimden cesaret alarak doğrusu biz de çok merak ettiğimiz için bunları araştırdık. Sayın genel başkanımıza önce sözlü sataşma daha sonra da bilindiği gibi hepimizin gözü önünde, başbakanın, bakanların gözünün önünde genel başkanımızın ayağının önüne kurşun bırakarak gitti. Bu süreci biz takip ettik. Araştırmalarımız sonucu bu şahısla ilgili çeşitli belgeler, bilgiler, bulgular elimizde doğal olarak sayın Başbakan’a ve Belçika Büyükelçiliğine birer mektup göndereceğiz“ dedi.

MİSAFİR EDİLDİK, MEDYA BOYUTU İÇİN

Tekin daha sonra Başbakan Binali Yıldırım ile Belçika Büyükelçiliği’ne gönderecekleri mektupları okudu. Tekin, Başbakan Yıldırım’a göndereceği mektubunda , “Olayın faili Belçika vatandaşı Yusuf Tezel’in, bu menfur eylemini gerçekleştirmek için Türkiye’ye geldiği ve sonrasında kendi ifadesiyle ‘Emniyette biraz misafir edildikten sonra’ serbest bırakılıp Belçika’ya döndüğü bizzat kendisi tarafından sosyal medya hesabına yazılmıştır. Bu şahsın kendisine durum hakkında soru soran yakınlarına cevaben herkese açık şekilde verdiği yanıtlarda; ‘Sıkıntı yok, olamaz da’, ‘Vatan hainlerine dik duruş’, ‘ Devlet bizim sıkıntı yok’ şeklinde açıklamalar da bulunduğu görülmektedir. Zanlının, emniyete götürüldüğünü hatırlatan bir yakınına, ‘ Misafir edildik, medya boyutu için’ şeklinde yanıt verdiği de ayrıca ve özellikle dikkat çekmiştir” dedi.

‘OGÜN SAMAST ÖRNEĞİ’

Tekin, “Toplumsal ölçekte tepki doğuran bir saldırganın, yakalanarak gözaltında tutulduğu kolluk biriminde misafir (!) edilmesi, kamuoyunun yabancı olduğu bir durum değildir. Hatırlanacağı üzere, Ogün Samast adlı silahlı saldırgan 19 Ocak 2007 tarihinde gazeteci Hrant Dink’i katletmiş ve yakalanmasının ardından götürüldüğü emniyet binasında, kendisine kahraman muamelesi yapılarak misafir edilmişti. Yılar sonra ortaya çıkan birtakım bilgi ve belgelerden sonra bu kabul edilemez davranışın arkasında FETÖ’nün olduğu ileri sürülmüş ve dönemin kamu görevlileri ya tutuklanmış ya da görevden alınmıştı” diye konuştu.

Bu durumda şu soruların acilen cevaplanmasının yüksek kamu faydası olduğunu söyleyen Tekin mektubunu şu sorularla bitirdi:

-8 Haziran 2016 günü İstanbul Fatih Camii’nde gerçekleşen, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ayağının dibine tabanca mermisi atılması olayının faili Yusuf Tezel, olayın ardından emniyet güçlerince nereye götürülmüştür?

-Yusuf Tezel’in götürüldüğü emniyet binasında, binada görevli emniyet görevlileri kendisiyle hatıra fotoğrafı veya video çektirmiş midir?

– Yusuf Tezel’in götürüldüğü emniyet binasında, binada görevli emniyet görevlileri kendisine “aferin”, “kahraman” gibi övgü sözleri kullanmış mıdır?

– Şüphelinin kendi ifadesine göre “misafir” olarak emniyet binasına gitmesindeki asıl gerekçe “medya boyutu” mudur? Misafir olarak ağırlandığı sürede kendisine diğer şüphelilere sağlanmayan ne gibi haklar sağlanmıştır?

-Şüpheli Yusuf Tezel’in hukuk düzeni ve Devlet otoritesini aşağılayan ve herkese açık olarak sosyal medya hesabından pervasızca paylaştığı sözleri emniyet güçleri tarafından fark edilmiş midir?

– Şüphelinin “emniyette misafirlik”, “işlemlerin medyanın gözünü boyamak için yapıldığıö, “kendisinin bu eylemi nedeniyle sıkıntı yaşamayacağı” ve “DEVLET BİZİM, SIKINTI YOK” sözleri ışığında soruşturmada herhangi bir derinleştirme yapılmış mıdır? Önceki talihsiz olaylar tecrübesi üzerine, bu olayda da FETÖ bağlantısı ihtimali üzerinde durulmakta mıdır? “ dedi.

‘YUSUF TEZEL HAKKINDA ÜLKENİZDE SORUŞTURMA AÇILMIŞ MIDIR?’

Tekin , Belçika Büyükelçiliği’ne göndereceği mektubunda ise şu sorulara yer verdi; “Olayın faili olan kişinin Belçika vatandaşı olduğu öğrenilmiş olup, bu menfur eylemini gerçekleştirmek için Türkiye’ye geldiği ve sonrasında kendi ifadesiyle “emniyette biraz misafir edildikten sonra” serbest bırakılıp Belçika’ya döndüğü bizzat kendisi tarafından sosyal medya hesabına yazılmıştır. Bu durumda şu soruların cevaplanmasında yüksek fayda vardır.

-Vatandaşınız olan şüphelinin kullandığı “devlet bizim” ifadesinde vurgulanan devlet Belçika devleti olabilir mi?

-Belçika vatandaşı olan Yusuf TEZEL hakkında, yukarıda anılan eylemi için ülkenizde hukuki soruşturma açılmış mıdır? Eyleminin yasal yaptırımı nedir?

-Yusuf Tezel’in eylemi nedeniyle ülkenizde emniyet merkezine götürülmesi durumunda, binada görevli emniyet görevlileri kendisine “aferin”, “kahraman” gibi övgü sözleri kullanabilir mi?

– Belçika devleti hukuk düzeninde, bu şahsa veya başkaca herhangi bir şüpheliye diğer şüphelilere sağlanmayan ayrıcalıklı haklar sağlanır mı? “ denildi.

‘KENDİ GÜVENLİĞİMİZİ ALMAZ DURUMUNDA KALABİLİRİZ’

Tekin, “Sosyal medyadaki belgeleri güvenlik güçlerine göndereceğiz. Acı olan şu, 79 milyon yurttaşımızın güvencesi olması gereken güvenlik güçlerimiz, istihbarat örgütlerimiz, devletin savcılarının yapması gereken işi bizim yapmamız son derece üzücüdür. Demek ki bundan sonra sayın genel başkanımız da dahil olmak üzere, kendi güvenliğimizi kendimiz, gençlerimizle, örgütümüzle almak durumunda kalabiliriz. Bundan sonra oluşabilecek en ufak olumsuzluğun sorumlusu da bu ülkenin Başbakanı olacaktır” şeklinde konuştu.
Taner YENER – Yaşar KAÇMAZ / İSTANBUL (DHA)

Ahmet Altan hakkında yakalama kararı

15 Temmuz darbe girişimi öncesi ‘subliminal mesaj’ vererek “darbeye iştirak ettikleri” iddiasıyla gözaltına alındığı soruşturma kapsamında 12 gün sonra çıkarıldığı Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği’nce bu sabah serbest bırakılan gazeteci-yazar Ahmet Altan hakkında yeni bir soruşturma kapsamında yakalama kararı çıkartıldı. Yakalama kararına gerekçe olarak, bir dönem genel yayın yönetmenliğini yaptığı Taraf gazetesinin “FETÖ’nün amaçları doğrultusunda yayın yaptığı” iddiası ve Altan’ın da burada yöneticilik yapması gösterildi.

Darbe girişimi soruşturması kapsamında 10 Eylül’de gözaltına alınan Ahmet Altan ile kardeşi Prof. Mehmet Altan, ‘darbeye teşebbüs etmek, FETÖ’ye yardım yataklık ve FETÖ’nün propagandasını yapmak’ suçlamasıyla tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. 12 gündür Terörle Mücadele Şubesi’nde ifade veren Altan kardeşlerden Ahmet Altan serbest bırakılırken, Mehmet Altan ise tutuklanmıştı.

Soruşturmanın geçmişi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu Savcısı Can Tuncay’ın talimatı üzerine, Altan kardeşler, darbe girişimi soruşturması kapsamında 10 Eylül’de gözaltına alınmıştı. Savcılığın gözaltı yazısında, Youtube üzerinden yayın yapan “Özgür düşünce” isimli TV programına darbeden bir gün önce konuk olarak katılan Ahmet Altan ile programı sunan Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan’ın bu programda, darbe çağrışımıyla subliminal mesaj içeren söylemlerde bulundukları iddia edilmişti. Bu söylemler kapsamında hükümeti ve Cumhurbaşkanı’nı tehdit ettikleri iddia edilen yazıda, Altan kardeşlerin darbenin gerçekleşeceğini beyan ettikleri öne sürülmüştü. Darbe girişiminin, “terör örgütüyle fikir ve eylem birlikteliği içinde olmadan bir gün öncesinden bilmelerinin mümkün olmayacağı” savunulan yazıda, bu nedenle Altan kardeşlerin, “darbe girişiminde bulunan bir kısım terör örgütü mensubu askerlerle iştirak halinde atılı suçu işledikleri” iddialarına yer verilmişti.

Levh-i Kalem “Mehmet Altan derhal serbest bırakılmalı”

Levh-i Kalem Alevi Fikir Topluluğu yazılı bir açıklama yaparak, Mehmet Altan’ın tutuklanmasını protesto edip, “Mehmet Altan derhal serbest bırakılmalı” dedi. İşte o açıklama;

Mehmet Altan derhal serbest bırakılmalı!

Darbe hukuku son surat işlemeye devam ediyor. El değiştirerek devam eden 15 Temmuz darbesi, tüm darbeler gibi hukuksuzluğu hukuklaştırarak zorbalığını sürdürmektedir. 15. Temmuzdan bu yana yapılan baskı, zorbalık ve hukuksuzluklar, “bu kadarı da olmaz”ların yaşandığı bir düzeyden geri düşmemektedir.

Evrensel hukukta, niyet okumanın suçlanma yöntemi olamayacağı, niyet okunarak insanların suçlanamayacağı herkesin kabul ettiği somut bir gerçeklik olarak kabul edilirdi. Bugün ise niyet okunarak suç ve suçlu üretilmekte, insanların özgürlükleri ellerinde alınabilmektedir. Subliminal yöntemiyle darbe yanlısı mesajlar verdikleri iddia edilerek Ahmet ve Mehmet Altanların gözaltına alınması, arkasında Mehmet Altan’ın tutuklanması,  tam anlamıyla niyet okuyarak insanları suçlu ilan etmenin en korkunç halidir.  Daha vahim olanı, bu yolla her muhalifin tutuklanma yolunun açılmış olmasıdır. Artık her muhalif, Subliminal mesaj verdiği iddiasıyla, ilgililerin keyiflerine bağlı olarak tutuklanma riski altındadır.

Altanların görüşleri sadece kendilerini bağlar. Ancak farklı görüşlerinden dolayı onlara yapılan bu zulmü ve haksızlığı kabul etmek mümkün değildir. Altanların gözaltına alınması, Mehmet Altan’ın tutuklanması, darbenin devam ettiğini, darbecilerinde uzakta değil bizzat bugün bu ülkeyi yönetenler olduğunu çok açık bir biçimde ortaya koymakta, göstermektedir.

Hayatları boyunca darbelere karşı mücadele ettiğine, her darbenin mağduru olduklarına, herkesin şahit olduğu Altan kardeşlerin, bugün darbecilikle itham edilmesi, gerçek darbecilerin kendilerine biat etmeyenlere karşı bir intikam alma girişimidir. Bu intikamcı yaklaşıma sesiz kalmak, darbeyi sürdüren mevcut darbecilerin zorbalıklarını kolaylaştırmak, faşizmin ekmeğine yağ sürmek olacaktır. Bu nedenlerden dolayı Altan kardeşlerin gözaltına alınarak Mehmet Altan’ın sadece niyet okuması yapılarak tutuklanmasını şiddetle kınıyor, faşizme ve darbeciliğe karşı mücadeleye devam edeceğimizin bilmesini istiyoruz.

Levh-i Kalem
Alevi Fikir Topluluğu

22 Eylül 2016

CHP’li vekilden okullarda dağıtılan 15 Temmuz kitapçığına tepki

DENİZLİ’nin CHP Merkezefendi İlçe Başkanı Sedat Demirci, eğitim öğretim yılının başlamasıyla ilk ve orta dereceli okullarda öğrencilere dağıtılan 15 Temmuz Şehitlerini Anma kitapçığının çocukların ruh sağlığı açısından sakıncalı olduğunu söyleyerek, uygulamaya tepki gösterdi. Demirci, kitapçığı psikolog, avukat ve eğitimci bir ekiple incelediklerini belirterek, “Namlusunu kendi halkına çevirmiş askeri araçların görüntülerinin yer aldığı kitapçıkların, bu görüntüleri tam olarak kavrayamayacak yaştaki çocuklarımıza dağıtılması çocuklarımızın ruh sağlığı açısından sakıncalıdır” dedi.

CHP Merkezefendi İlçe Başkanı Sedat Demirci, CHP Denizli Milletvekili Kazım Arslan ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte düzenlediği basın toplantısında yeni eğitim öğretim yılının eğitim camiasına hayırlı olmasını diledi. Eğitim öğretim yılının başlangıcında ilk ve orta dereceli okullarda öğrencilere 15 Temmuz Şehitlerini Anma kitapçığı dağıtıldığını söyleyen Sedat Demirci, “Ülkemizin 15 Temmuz darbe girişimiyle çok vahim bir tehlikeyle karşılaştığını, kendini bilmez alçaklara karşı Atatürk’ün askerlerinin, Ömer Halisdemirler’in, duyarlı halkımızın nasıl karşı koyduğunu biliyoruz. O uğursuz gecede 241 insanımızı kaybettik, şehit verdik acıları sımsıcak kalbimizde duruyor. Ancak biz büyükler, ruhumuzda derin yaralar açan bu günlerden en az büyükleri kadar etkilenen, belki de darbe girişiminde yakınlarını kaybeden, travma yaşayan çocuklarımızı süratle normale döndürmeye çalışma çabası içindeyken daha bu travmadan kurtulamamış küçücük çocuklarımıza içinde o geceden kalan, kendi halkına namlusunu doğrultmuş askeri araçların, ülkemizin onuru TBMM’nin ve diğer bazı binaların bomba ile patlatılmış hallerinin, devrilmiş araçların görüntülerinin de bulunduğu bir kitapçık dağıtıldığını öğrendik. Aynı kitapçıkta ilk ve orta öğretim çağındaki bir çocuğu güvensizlik, korku ve şiddet eğilimi duygularına sevk edecek elleri silahlı karanlık adamlar, yüreğimizin tam ortasına dayanan namlular, ne çok öldük yaşamak için gibi karanlık, korkutucu ibarelerin bulunduğunu tespit ettik” dedi.

“ÖĞRENCİLERİN RUH SAĞLIĞI İÇİN SAKINCALI”

Psikolog, eğitimci ve avukattan oluşan uzman bir ekiple kitapçığı incelediklerini belirten Demirci, “İktidarın 14 yıldır sürdürdüğü yanlış ve öngörüsüz politikaları nedeniyle her gün şehit haberleri gelen ülkemizde, tüm aileler yetişkinleri dahi bunalıma, derin üzüntüye ve öfkeye sevk eden bu haberleri çocuklarına izletmemeye çalışırken, namlusunu kendi halkına çevirmiş askeri araçların görüntülerinin yer aldığı kitapçıkların, bu görüntüleri tam olarak kavrayamayacak yaştaki çocuklarımıza dağıtılması çocuklarımızın ruh sağlığı açısından sakıncalıdır. Çocuk bu görüntülerden aldığı görsel mesajla kendi askerine ya da ordusuna dahi güvenemeyecek, kendisini güvensiz hissedecek, korku dolu bir psikolojiye itilmektedir. Ülkemizin güvenlik teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kitapçıktaki bu fotoğraflarla kendisinden korkulur hale getirmek toplumu kendi ordusundan soğutma odaklı emperyalist politikalara istemeden de olsa araç olmaktır. Oysa biz, 15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı travmayı derhal atmak ve çocuklarımızı süratle normal hayata adapte etmek zorundayız” diye konuştu.

“İKTİDAR KENDİSİNİ KAHRAMAN İLAN EDEMEZ”

İktidarı bilimsel ve laik eğitime davet ettiklerini söyleyen Demirci, “Çocuklarımıza vatan ve bayrak sevgisi aşılamak istiyorsanız, okunmasını yasakladığınız andımızın tekrar ve her sabah okutabilirsiniz. Atatürk ilke ve inkılaplarını, devrim tarihini, demokrasi ve insan haklarına saygıyı öğrenen, her sabah andını okuyan çocuklarımız zaten ileride vatanını seven, sevgi dolu çocuklar olarak yetişecek. Darbecilere de diktacılara da cuntacılara da göz açtırmayacaktır. Bu güzel Cumhuriyeti sonsuzluğa taşıyacaktır. Kandırıldığını, hata ettiğini ifade eden iktidar 15 Temmuz darbe girişimi üzerinden kendisini kahraman ilan edemez ve etmemelidir. Artık yapılması gereken 15 Temmuz kitapçıkları dağıtarak bu alçakça saldırıda yakınını kaybeden, o geceyi iliklerinde hisseden ama acısı bir nebze soğumuş çocuklarımızın korkularını hortlatmak, acılarını dağlamak olmamalıdır. Psikolog ve pedagogların görüşlerine başvurulmadan ihmalkar ve acemice davranarak, korku ve güvensizlik havasına kaptırılan bir nesli daha kaybetmek istemiyoruz” dedi.
Osman Nuri BOYACI/DENİZLİ, (DHA)

Mehmet Altan serbest bırakılmalıdır

Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın “darbeye teşebbüs” ile suçlanması darbenin gerçek sorumlularını gizleme amaçlıdır

Bu tuhaf macera gazeteci yazar Ahmet Altan ve kardeşi ekonomi profesörü Mehmet Altan’ın “insan bilincinin kavrayamayacağı mesajları bir televizyon programında vererek, darbecilerle ilişki kurdukları” iddiasıyla başladı.

Ahmet ve Mehmet Altan Türkiye’de dokuz günlük bir resmî tatil döneminin ilk günü olan 10 Eylül’de, bayramın hemen öncesinde şafak vakti evleri basılarak gözaltına alındılar.

Gözaltının resmî gerekçesi, Ahmet ve Mehmet Altan’ın 15 Temmuz darbe girişiminden bir gece önce bir televizyon kanalında ‘’subliminal’’ darbe mesajı verdikleri iddiasıydı.
Altan kardeşler bu iddia ile 12 gün gözaltında tutuldular.

İlk beş gününde avukat görüşü de olmayan, aile görüşüne hiç izin verilmeyen bu gözaltı süresince, ayrı ayrı dörder kişilik küçük koğuşlarda, florasan ışıklarının 24 saat yandığı, gökyüzünün hiç görünmediği, penceresiz, bahçesiz, havalandırmasız bir ortamda, günde bir soğuk sandviç iki küçük konserve ile sınırlı yemek yiyerek, çay, kahve, sigara, gazete, kalem, kâğıt, televizyon, telefon kullanmalarına izin verilmeksizin, kötü hijyen koşullarında tutuldular.

12 günlük gözaltı süresi sonundaki sorgularında Ahmet ve Mehmet Altan’a gözaltına alınmalarının nedeni olan ‘’subliminal darbe mesajı’’ iddiası sorulmadı bile.

Hukuken utanç verici olan bu iddia bütün dünyanın ve Türkiye’nin tepkisini çekince, 12 günlük gözaltı süresinden sonra birden suçlama değişti.

İki yazar, 15 Temmuz darbesini gerçekleştiren silahlı terör örgütüne üye olmak ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek suçlarıyla itham edildi.

“O nedenle” olmuyorsa “bu nedenle” olsun diye özetlenebilecek hukuksuz bir kararlılık sergileyen savcı, yazarların 2008 yılında, 2010 yılında yazdıkları yazıları bile “suç unsuru’’ olarak görüp dosyaya ekledi.

“Silahlı terör örgütüne üye olmak’’ gibi dehşet verici bir suçlamayla karşılaşan iki yazara, bu “örgüt”  üyeliği ile ilgili herhangi bir kanıt gösterilmedi.

Savcının iddiası doğrultusunda, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “hukuk dışına çıktığını” söylemenin, bunu eleştirmenin “darbeciliğin” bir unsuru ve göstergesi olduğunu iddia eden Sulh Ceza Hâkimliği, Mehmet Altan’ın iki buçuk saatlik bir televizyon programında söylediği tek bir cümleyi “terör örgütü üyeliğinin” ve ‘’darbeciliğin’’ kanıtı olarak kabul ederek kendisini 22 Eylül günü sabaha karşı tutukladı.

Hâkimlik, Mehmet Altan’ın – 2013’te bazı hükümet üyeleri hakkında yolsuzluk ve rüşvet iddialarının gündeme geldiği – 17-25 Aralık olayından sonra hükümeti eleştirmeye devam etmesinin de darbeciliğin bir göstergesi olduğunu iddia etti.

Hukuk sisteminin, hükümeti eleştiren herkesi “darbecilikle” suçlamaya yönelik yeni bir anlayışı benimsediği ve uygulamaya koyduğu Mehmet Altan hakkında verdiği kararla ortaya çıktı.

Başarısız darbe girişiminden bu yana bu girişimle bağlantılı olarak gözaltına alınan çok sayıda gazeteci ve yazar silahlı terör örgütü üyeliği ya da propagandası ile suçlanırken, bu kez tanınmış bir gazeteci, yazar ve iktisat profesörü doğrudan ‘’darbeye teşebbüs’’ ile de suçlanmaktadır.

Bu tutuklama sonrasında, 15 Temmuz darbe girişiminin ciddiyetle, hukukun ve aklın gerektirdiği biçimde soruşturulmayacağından endişe duymaktayız.

Mehmet Altan’ın tutuklanması, ağabeyi tanınmış romancı Ahmet Altan’ın ise yine ‘’silahlı terör örgütü üyeliği ve darbeye teşebbüs’’ suçlarından yargılanacak olması ve düzenli imza mecburiyeti ile yurtdışı yasağı içeren bir adlî kontrol uygulamasına tabi tutulması hukuk dışı bir amaç taşımaktadır.

Bu amaç, darbe girişimi bahane edilerek her türlü eleştirel sesin “darbeci’’ suçlamasıyla susturulması, muhalefetin sindirilmesidir.

Profesör Mehmet Altan bu amacın kurbanı olarak bugün Silivri Cezaevi’nde.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin verdiği siyasetçileri eleştirme hakkını terör ve darbeyle eşdeğer tutmak ve bu hakkı kullanmak dışında bir eylemi olmayan gazeteci ve yazarları özgürlüğünden mahrum etmek de darbeyle ve darbecilerle mücadeleye hizmet etmez, aksine bu çok önemli soruşturmayı rayından çıkarma riski taşır.

Esasen darbe soruşturmasını rayından çıkarmak isteyenler, bu süreçle ilgili eleştirilerin susturulmasını isteyenler hayatı boyunca darbelerle ve darbeci zihniyetle mücadele etmiş, bu konuda yüzlerce yazının yanı sıra kitaplar da yazmış olan Mehmet Altan’ı hapishaneye gönderdi.

Mehmet Altan’a sahip çıkmak aynı zamanda hukuka, demokrasiye ve Türkiye’ye sahip çıkmak anlamına gelecektir.

Ahmet Altan ve Mehmet Altan hakkındaki bu haksız suçlamaların düşürülmesi, Mehmet Altan’ın derhal serbest bırakılması için hukuk yoluyla mücadeleyi sürdüreceğiz.

P24 Hukuk Birimi

RSF: Türkiye’de gazetecilere baskı had safhada

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, Türkiye’de gazetecilere yönelik baskının hiç olmadığı kadar büyük bir boyuta ulaştığını belirtti. Örgüt 15 Temmuz’daki darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL’in basın özgürlüğünü nasıl etkilediğini araştırarak 15 sayfalık bir rapor hazırladı.

Rapor hakkında bilgi veren Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Almanya sorumlusu Christian Mihr Berlin’de yaptığı açıklamada, 15 Temmuz’daki darbe girişiminden bu yana yaklaşık 100 gazetecinin cezaevine konulduğunu, 100 gazete, dergi, televizyon ya da radyo kanalının kapatıldığını hatırlattı. Mihr birçok gazetecinin pasaportunun iptal edildiğini de vurguladı.

Türkiye’de gazetecilerin darbe girişimi öncesinde de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin ‘giderek artan otoriter çizgisi nedeniyle’ sıkıntı yaşadığını söyleyen Mihr, “Olağanüstü Hal bu gelişmeyi inanılmaz biçimde hızlandırdı. OHAL, Türkiye’de şimdiden ağır zarara yol açtı, süresi uzatılmamalı” dedi.

Türkiye’de 15 Temmuz’daki darbe girişiminden beş gün sonra hükümet üç aylığına OHAL ilan etmişti. Sınır Tanımayan Gazeteciler, 20 Ekim’de süresi dolaacak olan OHAL vesilesiyle alınan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olan kanun hükmünde kararnamelerin geri alınmasını talep etti. Örgüt gazetecilerin pasaport ya da basın kartlarının iptal edilmesi ya da ellerinden alınması gibi uygulamaların geri alınmasını da talep etti.

Deutsche Welle Türkçe

İstanbul’un surları için soru önergesi

Yarkadaş, Kültür ve Turizm Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı tarafından yazılı yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, İstanbul’daki en eski yapılardan biri olan ve UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi’ne alınan 1600 yıllık tarihi İstanbul Surlarının ülkemizin en değerli tarihi ve kültürel varlıklarından biri olduğunu belirtti.

Yarkadaş soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:

“Fatih Belediyesine ait Topkapı Sosyal Tesisinin Dış Surlarla İç Surlar arasında kalan bölge çeşitli toplantılar ve düğünler için halka hizmet vermektedir. Bu alanın 1. Toplantı alanının üstü seyyar malzeme ile kapatıldığı ve düğün alanını genişletmek için surların tahrip edildiği ifade edilmektedir.

Dış surların kenar duvarlarının yıkılarak yeni malzemelerle dekoratif bir şekilde yapılması, tarihi ve kültürel mirasın aslından koparılması anlamına gelmektedir. Sosyal tesislere girmeden otoparkın orta kısmında yine surların arasında bulunan kısmın değişikliğe uğradığı ve alanın son bölümünün de bir duvarla ayrıldığı gözlenmiştir.

Bu çerçevede;

1-1600 yıllık tarihi İstanbul Surları’nda yaşanan tahribat için bir soruşturma başlatılmış mıdır?

2-Yapılan değişlikler evrensel koruma ilkelerine uygun mudur?

3-Surlarda meydana gelen tahribatın düğün salonu alanını genişletmek için yapıldığı doğru mudur?
İstanbul DHA

Şortlu hemşireye tekmeye tepki desteği çığ gibi büyüyor!

Sıradışı eylemlerle dikkat çeken Beşiktaşlılar bu kez Cumartesi günü oynanacak Galatasaray derbisinden 1 gün sonra semtin köyiçi tabir edilen meydanında erkekler şort giyerek olayı bir kez daha protesto edecek.

ERKEKLERE ÇAĞRI YAPILDI

Beşiktaş Kongresi üyesi ve semtin ileri gelen isimlerinden, aynı zamanda Beşiktaşlı bir kız çocuğunun babası olan Hasan Anıl Cansızoğlu Pazar günü saat 12.00’de Köyiçi’ndeki kartal heykelinin çevresinde toplanılması ve gelenlerin şort giyerek olayı protesto etmesi için bir etkinlik düzenledi. Kısa sürede çığ gibi büyüyen Ayşegül Terzi için yapılacak protesto eylemine çok sayıda iştirak olacağı öğrenildi.

Cansızoğlu sosyal medya aracılığı ile bir de davetiye bastırdı.

İşte erkeklere yapılan çağrı:

“Hayatım boyunca kimsenin nasıl giyindiğine müdahale etmedim, ilgilenmedim, yargılamadım.

Herkes istediği, inandığı, kendine uygun gördüğü şekilde giyinebilmelidir. Bu kişinin kendini nasıl ifade etmek istiyorsa en temel hakkıdır. Bir kadına şort giydiği için şiddete başvuran kişinin zaten normal akli melekelerinin olmadığını düşünmekle birlikte bunu normal hayatımızın bir parçası olarak görmeyi de kabul etmiyorum. Bu nedenle bir “insan” olarak 25 Eylül 2016 Pazar günü saat 12:00’de bireysel olarak şortumu giyip Beşiktaş Köyiçi Kartal Heykeli’nin yanında bu konuya dair bir farkındalık fotoğrafı çekeceğim. Konuşma yok, siyaset yok, bildiri yok. İnsan olmaya dair tek bir karelik bir foto mesaj.

Benimle gelmek isteyen tüm dostlarımı beklerim. Bakalım kaç kişi olacağız? Var mısınız? Paylaşıp birlikte olalım mı? Kadınlarımızın bu farkındalığa ihtiyacı var. Ne dersin orada mısınız ?”
Faik GÜRSES, İstanbul, (DHA)

Geçici mahalle imamı 5 yaşındaki kıza cinsel taciz iddiasıyla tutuklandı

Geçen 11 Eylül’de, Bigadiç’in kırsal Yukarı Göcek Mahallesi’nde yaşayan köylüler, 5 yaşındaki bir kız çocuğunu yakındaki ağaçlık alanda ağlarken buldu. Kız çocuğunun kendisine cinsel tacizde bulunduğunu söylediği mahalledeki camide geçici olarak imamlık yapan G.D., iddiaya göre kaçmak isterken köylüler tarafından yakalanıp, jandarmaya teslim edildi. “Hediye vereceğim” diyerek çocuğu kandırdığı ve cinsel tacizde bulunduğu ileri sürülen G.D., sevk edildiği adliyede tutuklandı.

Komşu Turfullar Köyü’nden olan G.D.’nin, Yukarıgöcek Mahallesi camisi imamının kurban bayramı tatili nedeniyle izne çıkması üzerine, ücreti köylüler tarafından ödenmek üzere, muhtarlık aracılığıyla mahalledeki camide geçici olarak görevlendirildiği bildirildi.

BİGADİÇ (Balıkesir) (DHA)

HDP eski milletvekili tutuklandı

Ağrı’dan 24’üncü dönem HDP miiletvekili olarak seçilen ve görevi bittikten sonra DBP’nin Merkez yürütme kurulu üyesi olan Halil Aksoy, taziyede bulunmak için Ağrı’nın Tutak ilçesine gitti. PKK’ya üye olmak, örgüt propagandası yapmak suçlamalarıyla yargılandığı davada ‘kaçma ihtimali’ olduğu gerekçesiyle hakkında tutuklama kararı bulunan Aksoy, önceki gün adliyeye çıkarıldı. Kimlik tespiti yapılan ve verilen karar yüzüne karşı okunan Aksoy, Ağrı M Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi.

Yusuf İBA / DOĞUBAYAZIT(Ağrı), (DHA)