Ana Sayfa Blog Sayfa 6273

Çocuklara Kıymayın Katiller!

ERDAL YILDIRIM

“Deniz kabuklarıyla geldiğinde güz,
Sis üzümleriyle, dağ öbekleriyle,
Gözlerine hiç kimse bakmak istemez,
Ölüsün çünkü, dirileceğin de yok”

F.G.Lorca

Bundan aylarca önce de Suriye’de vahşi emperyalistlerin kurduğu, desteklediği ve dünya halklarının başına bela ettiği Işid, ÖSO, El Nusra, El Kaide, Ahrar üş-Şam vb gerici, selefi çetelerin katliamlarından, ölümden kaçan ve yollarda yaşamını yitiren binlerce kişiyi gördük, duyduk, okuduk. Bunlardan biri Bodrum sahillerinde ölen Kobane’li, 2 yaşındaki bir çocuk AYLAN KURDİ’ydi.

Bizler daha Aylan Kurdi’yi unutmadan, devam eden savaş koşulları her gün yeni ölümleri, acıları, dramları dünya kamuoyunun gözleri önüne serdi. Dünden beri medyada, basın yayın organlarında ve sosyal medyada bir çocuğun görüntüleri paylaşılıyor. Halep şehrinin bombalanmasından sonra enkaz altından yaralı kurtulan 5 yaşındaki bu çocuğun, yani Halep’li Omran’ın korkmuş, şaşkın ve masum bakışlı görüntüleri.

Bu resmi gördükçe benim gibi milyonlarca insanı da sinirlendiren, hatta nerdeyse kanımızı donduran ilginç ve tuhaf bir yanı var bu görüntülerde. O da şu: Milyonlarca insanın ölümüne sebep olan ve timsah gözyaşı döken emperyalistlerin, kâr ve para hırsı bitmeyen bu savaş baronlarının, dört bir tarafta ölüm emirleri yağdıran katillerin, Omran’a üzülüyormuş gibi verdikleri pozlar.. Ve sahtekarlık kokan, yapmacık demeçleri.. Alçaklar sürüsü hiç utanıp sıkılmadan üzülüyormuş gibi yapıyor ve hatta konuşuyorlar.

Asla utanmıyor ve sıkılmıyorlar. Oysa biz, Hiroşima’da ölen 8 yaşındaki kızın da, Kobani’li Alyan’ın, Halep’li Omran’ın, Madımak’taki Koray’ın, Lice’li Ceylan Önkol’un, Kızıltepeli Uğur Kaymaz’ın, 15 yaşında bir fidan Berkin’in de, bu savaş tüccarları, vahşi emperyalist itler tarafından veya onalrın uşakları, piyonları tarafından öldürüldüklerini iyi biliyoruz. Ölüm emirlerini bu insanlık düşmanlarını bizzat verdiğini de iyi biliyoruz.

Bizler dünyanın dört bir yanında, Uzak Asyada, Afganistan, Pakistan ve Kamboçya’da, Orta Doğu coğrafyasında Irak, Suriye ve Filistin’de, Latin Amerika’da, Afrika’da Ruanda, Kongo, Nijerya’dai kısacası emperyalistlerin sömürgeleştirdikleri veya sömürgeleştirmek istediklerde ülkelerde yüzlerce binlerce insanın, çocuğun savaşta öldürüldüklerini iyi biliyoruz. Yapılan araştırmalar da gösteriyor ki, savaşlarda en çok çocuklar ölüyor. Çocuklar sakat kalıyor, yaralanıyor, travma geçirip psikolojileri bozuluyor, cinsel saldırılara uğruyor, çoğu da evsiz yurtsuz kalıyor.

Ülkemiz de son yıllarda bizzat devletin güvenlik güçleri tarafından onlarca, hatta yüzlerce çocuğun kurşunlar, mayınlar, savaş uçakları, bombalamalar ve faili meçhullerde(!) katledildiklerini de iyi biliyoruz..

Umuda yolculuk sırasında Bodrum’da Ege sularında yitirdiği eşini ve çocukları Galib ile Alyan Kurdi’yi toprağa verirken “Hiçbir şey beni teselli edemez. Dünyayı verseniz, ölen yavrumun acısını unutamam. Ailem için hayallerim vardı ve ailem yok oldu. Ruhumu, aklımı ve duygularımı gömdüm.” diyen Suriyeli babanın feryatları kulaklarımızda çıkmazken, şimdi de toz toprak içinde enkazdan sağ çıkan Omran’ın görüntülerini paylaşan, resim çekmeye çalışan tüm insanlık düşmanı siyasilerin döktükleri timsah gözyaşları asla bizleri kandıramaz. Katilerin duygu sömürüsü yapmaya çalıştığı bu görüntüler olsa olsa, gerçek bir toplumsal barıştan yana olan bizlerin, daha fazla hiddetlenmesine, kinlerinin bilenmesine ve öfkemizin büyümesine yol açar.

Bu kin ve öfkeyle hep bir ağızdan haykırıyoruz! Ey insanlık düşmanları çocukları öldürmeyin!  Şeker de yiyebilsinler! İnsanlara, insanlığa kıymayın! Ve de sakın ola ki, timsah gözyaşları dökmeyin katiller!

19 Ağustos 2016

Aynı Evrende Yaşamamalı Cellâtlar ve Çocuklar İLKNUR KAPLAN

“Aynı evrende yaşamamalı cellâtlar ve çocuklar;
Ya ölmeli cellâtlar,
Ya da hiç doğmamalı çocuklar.”  Ernesto Che Guevara

Che’nin dediği gibi;  acılar içinde öldürülecekse çocuklar hiç doğmasınlar daha iyi.

Yazımı kaleme alırken Suriyeli Ümran’ın fotoğrafları tüm gazete haberleri, internet siteleri ve sosyal medya hesaplarında dolaşıyordu. Ülkeleri ve ülkeleri yönetenleri kana, savaşa, gözyaşına zorlayan ne olabilir dersiniz? Güç, otorite, iktidar, hırs, toprak, petrol, para v.s v.s

Çok sayıda neden sayılabilir ama bir tanesinin bile bir çocuğun gözyaşına değecek kadar anlamı yok. Bombalanan ve tepesinde sürekli savaş uçakları dolaşan ülkelerin çocukları, korkularından ağlamayı bile unutmuşlar. Sessiz olmayı öğrenmişler ya da sessiz olmaları öğretilmiş. Ümran’ın patlama sonrasında enkazdan çıkarılışını gösteren videoları izlediğimde onun vakur duruşundan ve sessizliğinden çok etkilendim. Ulusal ve küresel güçlerin, işbirlikçilerin çocuklar üzerinde oynadığı bu oyunu seyretmekten utanıyorum. Bir şeyi itiraf etmeliyim; 15 Temmuz gecesinden ve o gece evimizin tepesinde dolaşan F-16’ların sesinden çok korktum. Sabahı olmayacak bir gece gibiydi. Her an tepemize düşecek bir bombanın korkusuyla 38 yaşındaki bir kadın anne kucağında sığınıyordu. İnanın abartmıyorum. Sadece ses duvarını aşan bir F-16’dan korkan bizler, onlardan düşecek bir bombanın etkisiyle nasıl olurduk tahmin bile edemiyorum.

O gece yadırgadığımız, hor gördüğümüz, küçümsediğimiz sığınmacıların neden kaçtıklarını bir kez daha anladım.  Yıkılan binaların altında annesini, babasını, evladını, yakınlarını bırakanlar yaşadıkları toprakları neden bırakmasınlar. Korkuyla nasıl yaşanabilir?  Nefes alabilecekleri, sabahına güvenle uyanabilecekleri bir yaşam onların da hakkı. Dünyanın neresinde olursa olsun bir insanın hele ki çocuğun ölümüne, acısına yüreğim dayanmıyor…

Bırakın yaşasın insanlar, bırakın gülsün çocuklar, bırakın filizlensin çiçekler.

Dünyanın kurtuluşu;  tankın ucundaki bombada değil,  Yannis Ritsos’un BARIŞ şiirinde ifade ettiği gibi bir çocuğun gülümseyişinde…

****      ****     ****

Gelelim bize…

15 Temmuz darbe girişiminin ve ardının yankıları hala sürüyor.

Açıkçası böyle bir kalkışmayı beklemiyordum ama cemaatin, devlette ve kurumlarında ne kadar etkili olduğunu biliyordum.

Yani ben “kandırılanlardan” değilim!

Yıllar önce Radyo Barış’ta yayın yaptığım dönemlerde Cumhuriyet Gazetesi yazarı rahmetli Deniz SOM ile telefon bağlantıları yapar ve gündemi değerlendirirdik. Çok iyi hatırlıyorum bir Cuma sabahı yayın esnasında Deniz SOM şunları dile getirmişti;  “ F tipi örgütlenme almış başını gidiyor. Gelin bir Cuma günü hatta bugün Vatan caddesindeki Emniyet Müdürlüğüne gidelim ve bir tane bile polis bulabilecek miyiz bir bakalım. Hepsi Cuma’da olacaktır. Buna eminim. F tipi örgütlenme aksi bir yapılanmaya müsaade etmez. Böyle örgütleniyorlar ve mecbur bırakıyorlar.”

Şimdi;  “Cuma namazına herkes gidebilir bu inançsal bir durum, bir gösterge olamaz.” diyebilirsiniz.  Bende size rahatlıkla HAYIR diyebilirim. Neden mi? Eğer bir kurum kendi vatandaşına hizmet veremeyecek şekilde inanç değerlerini yerine getirmeye çalışıyorsa orası devletin kurumu olmaktan çıkmış demektir. Her ne koşulda olursa olsun kamu görevlisi görev yerini terk etmemelidir. Herkes çok iyi biliyor ki; F tipi yapılanma dini değerleri savunduğunu iddia ederek taraftar bulmuştur. 5 vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, dini sohbetlere katılan cemaat üyeleri makamlara getirilmiştir ve korunmuştur. Kendilerinden olmayanları ise deşifre etmişlerdir ve uzaklaştırmışlardır. Biz bunları dile getirdiğimizde ve emniyetteki vaziyeti konuştuğumuzda polislerden tehditler alıyorduk. Neticede o zaman F tipi yapılanmayla kol kola olanlar,  ekmek yediğimiz kurumları kapatacak hamleler yaptılar ve başarılı da oldular.

Değerli okurlar 15 Temmuz öncesi ve sonrası için çok şey söylenebilir ve yazılabilir. Her gün kulaklarınızda çınlayan FETÖ/PDY analizlerinden en az benim kadar sıkıldığınızı tahmin ediyorum. Mesele şu ki; FETÖ’den bugüne kadar beslenmeyenler ve konum sahibi olmayanlar, boyun eğmeyenler bu ülkenin her zaman gerçek kurtarıcıları olmuşlardır.

Çocuğunu bedava okutmayan, sınavları hak yiyerek kazanmayan, öz abla ve ağabeylerinin dışında her hangi bir fikre ve bilgiye önem vermeyen, Fetullahın ağzını sildiği peçeteyi yemeyen, elini öpmeyen, saçına, kılına tapmayan;  akıl ve asalet abidesi yurttaşlarımızla gurur duyuyorum. Vicdanım ve ruhum o kadar rahat ve huzurlu ki olmayanlara üzülüyor ve acıyorum.

Pirler Meclisi ” incinen gönüllere Munzur suyunu tattıracaktır”

Son günlerde Dersim’de yaşanan tartışmalara Demokratik Alevi Federasyonu Pirler Meclisi bir yazılı açıklama yaparak dahil oldu. İşte o açıklama;

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA)
Pirler Meclisinden Basın açıklaması

Kamuoyuna duyurulur

İnancımızın Dersim merkezinde, son aylarda giderek geliştirilen sinsice uygulamalar söz konusudur. Bazı kendini bilmezler, dede, avukat, yazar kimliklerine sığınarak İran eksenli bir Şii misyoneri gibi kendilerine vazife çıkarmakta ve farklı siyasi yelpazede yer alan inanç mensuplarımıza en ağır bir dille hakaretler yağdırmakta, çeşitli ihbarlarda bulunmakta bahis bile görmemektedirler. Zannedersiniz bu türlerin arkasında gizli istihbarat örgütleri, onlar için tetikte beklemekte! Açık bir dille ifade etmek gerekirse, bundan böyle »it ürür, kervan yürür !‘ suskunluğu içinde olmayacağız! Bu tür tipleri kamuoyuna deşifre edip, şikâyet edeceğiz! Fakat ne acıdır ki; bu tipler; Dersim’de yayın yapan en saygın sitelerde bu türden mesnetsiz hakaretlerini, maalesef paylaşmaktadırlar. Bu da apayrı üzücü bir konudur. Sevindirici tarafı ise, bu tiplerin yazıları, sitelerde en az okunan küfürnâmeler arasında yer almaktadır. Bunların içlerinden biri, Cihan Söylemez! Kendi gibi düşünmeyen herkesi Emevilikle, Vahhabilikle suçlamakta, sözde Ehl-i beyt sevgisi altında Şiilik propagandası yapmaktadırlar. Bu toprağın yetiştirdiği solcularına, demokratlarına, mücadele şahadetini tatmışların yoldaşlarına pervasızca hakaretler yağdırmaktadır. Bu kendini bilmez Şii misyoneri, bu kutsal kentimizde avukat, yazar olarak faaliyet göstermektedir. Ne hazindir ki; bazı canlarımız, hala bu misyoneri, bir avukat olarak muhatap almakta ve davalarına vekil tayin etmektedirler! Herkes, aklını başına toplasın! Bundan böyle inancımız bağlamında yürütülecek olan tartışmalar, kardeşlik hukuku çerçevesinde yapılmalıdır. Hele bir de sürekli Ehl-i beyt sevgisini ağzında düşürmeyenler ise bu ilkeye daha çok uymalıdırlar! Ehl-i beyit kavramlarını o kirli ağızlarında sakız yapma hakkına asla sahip olamazlar! Dolayısıyla, bu noktadan itibaren « inancımızla daha fazla oynanmasın !» uyarısında bulunmak, bu yolun ocakzâdeleri olarak elbette bizim asli görevlerimiz arasındadır. Mansur Darı, bütün adaletlerin en üstündedir, bu böyle bilinmelidir!

Bir diğer güncel konu ise son günlerde kamuoyuna yansıyan ve inanç mensuplarımız arasında büyük infiale sebep olan ihbar mektuplarıdır. Söz konusu bu ihbar mektuplarının yazarı olan dede ünvanlı bir Ali Ekber Yurt’a ilişkin bazı uyarı ve hatırlatmalarda bulunmayı, inancımız gereği bir borç bildik!

Bizim inancımızda yalan söylemek, gıybet etmek, ihbarcılıkta/şikâyette bulunmak asla caiz değildir. Bizim inancımızda bir ocakzâde, başka bir ocakzâdeyi kendisini katliamlardan geçirmiş bir Emevi zihniyetli adalete teslim etmez! Bizim inancımızda bir Ocakzâde, bir bütün olarak talipler topluluğuna, örnek bir insanı-i kâmil edasıyla yaklaşır.

Pir Sultan’ı Osmanlı kadılarına şikâyet eden, Pir Sultan’ın ekmeğini yemiş Xızır Paşa değil miydi? Bizim inancımızda ve hem de bu 21.yüzyılda o hangi ocak mensubu bir Dede’dir ki; bir başka ocağın pirini ve hem de Mürşitlik makamında olan bir ocağın pirin Osmanlı kadılarına şikâyet eder? Yaptığı ihbar/şikâyetten kişisel menfaat bekler! Kim bilir daha nice canlarımızı bu yöntemle bazı yerlere gammazlayıp, ekmekleriyle oynamıştır! Kutsal Dersim topraklarımızda hiç bir talibi olmadığı halde, yolumuza uymayan bir şekilde yaptığı yığınla yanlışlıklar vardır! Yallardır haklı eleştirilere maruz kalmış olan bu zat-ı muhteremin ( !), ihbarcılığı, bardağı taşıran son damla olmuştur. Bu Zat’a karşı, artık sabrımız tükenmiştir! Öyle bir noktaya gitmiştir ki bizi ; « Gitsin taliplerinin olduğu mekânlarda dedeliğini layıkıyla yapsın! Aksi halde edep-erkânımıza uygun bir şekilde davransın! » deme noktasına geldiğimiz artık anlayışla karşılanmalıdır! Tavsiyemiz odur ki; bundan böyle taliplerimiz arasına fitne-fesat ekmekten, insanlarımızı ağa-babalarına şikâyet etmekten vazgeçsin! Tanınmış bir şahsiyet olan babaları, bu yol düşkünü olan evladını derhal ıslah etmeli ve artık gemlemelidir! Tez elden halk huzurunda, Pirler divanında dara çekmeli ve düşkünler ocağına göndermelidir. Yani yolun gereğini yerine getirmelidir! Aksi halde kendi saygın konumunu da yitireceği gibi, bundan böyle kutsal topraklarımızda söz konusu bu aile aleyhinde, inancımızın dar hukuku uygulanacaktır. Kişisel bir menfaat sağlamak amacıyla Ocakzâdeleri ihbar etmek, şikâyet de bulunmak, hiç bir Dede’nin ve dahi bir talibin haddine değildir! Zira bizim şikâyet mercilerimiz vardır ve bu türden davaların görüldüğü mekânlarımız, adalet dağıtan Piranlarımız görevleri başındadır.

Son olarak bu zatın başkanı bulunduğu Cemevinin saygın yönetim kurullarını ve üyelerini göreve çağırıyoruz! Bu kutsal topraklarda, kadim inancımızda yalanın, ihbarcılığın, kişisel menfaatin asla ve asla yerinin olmadığı bilinmektedir. Şu an düşkün konumunda olan bu zatı; Cemevi başkanlığından derhal azletmeniz, görevden almanız, yolumuza verdiğiniz değeri hatırlatacaktır. Dahası; dar hukukumuzun hakkaniyetli adaleti, incinen gönüllere bir damla Munzur suyunu tattıracaktır!

Başta yolumuzun mensupları olmak üzere, tüm duyarlı kamuoyuna, saygı ile arz olunur!

Hak ve hakikat aşkıyla gerçeğe Hû!

Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA)
Pirler Meclisi

 

Halk Cemevi dedesini “düşkün” ilan etti

DİHA’nin geçtiği habere göre, Dersim Cemevi Başkanı ve dedesi Ali Ekber Yurt’un, e-posta ile gönderdiği mektupta, yeğeninin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na (SYDV) alınması için dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’na yalvarmasıyla Alevi inancına ters düşen bu davranışını Dersim halkı büyük tepkiyle karşıladı. Olayın üzerine Dersim’deki Alevi kanaat önderleri Yurt’u “düşkün” olarak ilan etti.

Hakkını arıyormuş!
Ali Ekber Yurt, 7 Nisan tarihinde e posta yoluyla Ahmet Davutoğlu’na gönderilen mailde, yeğeninin işe alınması için yalvarmış ve daha sonra da Davutoğlu’nun kente düzenlediği ziyaretlerde en önlerde saf tutmuştu. Mektubun ortaya çıkmasıyla, yerel internet sitesi Özgür Dersim’de söz konusu mektubu kendisinin yazdığını kabul etmiş ve “hakkını aradığını” savunmuştu.

Olayın arkasından tepkiler yağmaya başladı

Atılan mektuba karşı ilk tepkiyi, mektupta kendi ocaklarındaki pirlerinin hakarete uğradığı, Axuçan Ocağı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pir İnanç Dolu’dan geldi. Dolu konuyla ilgili, basından öğrendikleri kadarıyla çıkarları için Axuçan Ocağı pirlerinden Hasan Genç’i hedef alarak şikayet mektubu yazan sözde cemevi başkanının yalanlarına kanmayacaklarını söyleyerek, “Pirimize tavlacı diye hitap eden bu şahıs bilmelidir ki pirimiz halk arasında tavla denilen seyyar tezgahta elbise satarak geçimini sağlamıştır. Bu da para ve mevki için onursuzluk yapanlara ders olmalıdır. Pir Hasan Genç onurlu ve dik duruşundan vazgeçmediği müddetçe bizler de onun yanında olacağız” dedi.

“Ali Ekber yurt düşkündür”

Konuya ilişkin konuşan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Genel Başkanı Dursun Demirtaş Ali Ekber Yurt’u “düşkün” ilan ederek, “Cemevi ibadet yeri mi ihbar ve istihbarat evi mi? Bizim inancımıza göre Cemevi Alevi inancının hakla-hak olmak, hakkın rızası ile demokrasinin, barışın, eşitliğin ve özgürlüklerin yanında olmaktır. Ali Ekber Yurt gibi Muaviye sofrasında oturanların, zalime kulluk edenlerin ve cemevi gibi kutsal mekanları ihbar yeri yapanların yaptıkları hak inancına saldırıdır. Kendi söylemi ile Muaviye sofrasında bağdaş kurmuş biri olan Ali Ekber Yurt bizim inancımıza göre ‘düşkün’dür” dedi ve Alevi inancının özünü de anlattı.

Daha sonra Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Dersim Başkanı Ali Gerçek’de, Ali Ekber Yurt’u “düşkün”olarak kabul ettiklerini söyledi.

Dersim “terör” yuvasıymış

Bahsi geçen e-posta mektubu ise şu şekildeydi,

“Şahsım Tunceli Cemevi başkanı ve dedesiyim. Bu sıfatla Sayın Cumhurbaşkanımız R. Tayip Erdoğan’ın 2 kez, Sayın Başbakanımızın 1 kez davetlisi olarak programlarına katıldım. Sayın Ahmet Davutoğlu başbakanımızı ve Sayın Abdullah Gül’ü cemevimizde ağırlama şerefine nail olmuş biriyim. Devletime ve hükümetime sadakatle bağlılığım, Alevi çalıştaylarına ve Alevilik ile ilgili tüm toplantılara katıldım hemen hemen. Tunceli gibi terörün fazla olduğu bu ilde devlete olan bu sadakatim beni hep o illegal şer yapılara hedef etmiştir. Tek dayanağım önce Allah sonra devletimizdir. Ancak Tunceli’de tüm bu yönlerimize rağmen uğradığımız haksızlıklar ve adaletsizlikler beni bu yazıyı yazmaya mecburi kıldı. Sayın Başbakanım suçumuz ne bilmiyorum. Her vatandaş gibi ekmeğimizin kavgası içindeyiz. Ancak hiçbir şer yapının içinde yer almamamıza rağmen hep haksızlıklara maruz kalıyoruz. Bizler Sarı Saltuk gibi Anadolu’yu ve Balkanları İslamlaştıran ve Türkleştiren bir soyun evladı olarak hala o ceddimizin misyonunu sürdürme çabası içindeyiz. Bu mu acaba kusurumuz. Konuya gireyim artık. Sayın Başbakanım. Tunceli ili Hozat ilçesi SYDV eleman alıyor. Yeğenim N.A. başvuruyor. Puan olarak mülakata giriyor. Gerekli yerlerle görüşüyoruz. Bizi biliyor tanıyorsunuz. Bu yeğenimizin hakkını yemeyin. Biz torpil istemiyoruz haşa. Sadece bilinen bir aile bu ailenin çocuğuna haksızlık etmeyin diyoruz. Mülakat oluyor kız 3. sıradaki başka birini almaları neticesinde eleniyor. Yeğenime soruyorum ‘Soruları mı bilmedin’ ‘Yok dayı’ diyor. ‘Beş soruya da cevap verdim’. Üstelik kazanan çocuk sınav çıkışı ‘İki soruya cevap veremedim’ demiş.”

“Sorup soruşturuyorum. Ne imiş güya eniştemiz oradaki ilçe başkanına hakaret etmiş. Eniştem Kuran-ı Kerim getirin el basayım ki yok öyle bir şey diyor. Kaldı ki Hozat ilçe başkanının babası, HDP ve PKK’nın tüm programlarına dede olarak katılıp Sayın Cumhurbaşkanımıza, devletimize ve hükümetimize katil mi, faşist mi her türlü hakaretleri ediyor ve bizleri de kendi deyimi ile AKP’li faşist devlet yanlısı gibi söylemlerle sürekli örgütlere hedef gösteriyor. Araştırıp sordurabilirsiniz. Tavlacı Mustafa Genç Dede. Sayın başbakanım bu ilk de değil üstelik. Bundan iki ay evvel de yine eşim Adalet Bakanlığı Hozat Yazı İşleri Müdürlüğünü 1.lik ile kazandı ama elendi. Takdiri sizlere bırakıyorum. Yukarıda da bahsettim. Sarı Saltık neslinden gelen ve Alevi Camiasında Hozatlı Ahmet YURT dede olarak tanınan ve o zatın dergahında yetişip pişen biri olarak ve sizlerle Çankaya Köşkünde bizzat kahvaltılı toplantıda ve Tunceli Cemevi’nde görüşme şerefine nail olan biri olarak bu haksızlıkları sizlere iletmeyi bir görev biliyorum. Tunceli de kapsında onlarca tehdite rağmen Türk bayrağını indirmeyen ve canla başla teröre karşı devletinin ve hükümetinin yanında yer alan bir aile mensupları olarak biz bunları hak ediyor muyuz?”

ozgurgelecek.com

“Aleviler, Başbakanlığa bağlı olacak”

Hürses gazetesinden Fehmi Çalmuk Alevilerle ilgili düzenlemede artık son noktaya gelindiğini belirterek, “Hükümetin bu konuda hazırladığı tasarı da hazır. Aleviler Diyanet İşleri Başkanlığı’na değil Başbakanlığa bağlı bir Genel Müdürlüğe bağlı olacak. Tasarı ile Cemevleri’nin cami karşılığı bir ibadethane olmadığı kabul edilerek Kültür evi statüsünde olması karara bağlandı” iddiasında bulundu.

Gazeteci-Yazar Çalmuk Hürses gazetesindeki köşesinde ilginç kulis bilgileri paylaştı.

ÖZERK DİYANET TARTIŞMASI

Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Mehmet Görmez’in bir süredir Türkiye’nin Başkanlık sistemine geçmesi halinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın rolü üzerinde çalışmalar yaptığını hatırlatan Çalmuk, “Cumhurbaşkanının baş danışmanları kendisiyle görüşmüş, önerilerini almıştı. Başkan’ın öngörüsünde etkin, mali/idari özerk bir Diyanet İşleri Başkanlığı vardı” dedi.

Yeni Başkanlık Sistemi ile Diyanet’in, vakıfların yönetimini yeniden kendisinde olmasını istediğini anlatan Çalmuk, Köşeyazısında “Bu önemli bir mali imkanın oluşması demek. İşin önemli tarafı, Din Eğitimi ve Öğretimi de yeni dönemde Diyanet İşleri Başkanlığında olacak. Milli Mücadelede Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl Genelkurmay Başkanlığı ile aynı statüde ise Başkanlık sisteminde de aynı statüde olması diğer önemli bir başlık” dedi.

Gazeteci-Yazar Fehmi Çalmuk, Cumhurbaşkanlığı’nın konuştuğu bazı Başdanışmanlarının ise bu tekliflere şiddetle karşı gelerek “Türkiye Taliban gibi olur” endişelerini ortaya koyduklarını anlattı.

“ALEVİ DEDELERİ, DİYANET YERİNE BAŞBAKANLIĞA BAĞLI OLACAKLAR”

Çalmuk’un köşeyazısından bazı bölümler şöyle:

“-Anadolu Bektaşiliği/Aleviliği Ehli Sünnet’in merkezindedir. Bunun en belirgin adımı ise son Alevi Çalıştayı’nda atıldı. Artık son noktaya gelindi. Hükümetin bu konuda hazırladığı tasarı da hazır.

-Aleviler Diyanet İşleri Başkanlığı’na değil Başbakanlığa bağlı bir Genel Müdürlüğe bağlı olacak.

-Tasarı ile Cemevleri’nin cami karşılığı bir ibadethane olmadığı kabul edilerek Kültür evi statüsünde olması karara bağlandı. Alevi Dedelerinin özellikle 15 Temmuz sonrası Devletin yanında oldukları vurgusu ise dikkat çeken önemli bir husus. 28 Şubat öncesi ve sonrası Kemalizm’in yeni din anlayışı olarak ortaya konulması ve Alevilerin bu anlayışın öncüsü yapılması gibi bir tezgahın bozulmasından en başta ‘Derin millet/devlet aklının’ memnun kaldığını da belirteyim.

-Mustafa Kemal’in Milli Mücadele ve sonrasında ilginç bir Ehli Sünnet müdafaası yaptığını da belirtmeden geçemeyeceğim. Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasına karşın Güroymak, Tillo Aydınlar Medreselerinin neden inadına açık bırakıldığının araştırılması gerekir. Anadolu’ ya Şia’nın yayılmaması için bu medreselerin nasıl bir ‘Savunma hattı yoktur, savunma sathı vardır. O satıh bütün vatandır’ felsefesine sahip olduğunu görülmesi gerekir.”

ERBAKAN DEMİREL’İ TRT YARIŞMASINA BENZETTİ

Köşeyazısında yer alan bir ilginç anektod ise Erbakan’ın Demirel hakkında geçmişte yaptığı bir değerlendirme. Demirel ile görüştüğü gün merhum Başbakan Erbakan’ın özel kalem müdürü beni arayarak akşam namazında Hamidiye Camii’nde olmasını istediğini anlatan Çalmuk şöyle devam etti:

“Namaz bitti. Başbakan Erbakan beni makam arabasına davet etti. Şoförü de ayrılınca Başbakan merakla sordu: Çankaya’da Cumhurbaşkanı ile ne konuştunuz?

Teker teker görüşmeyi anlattım. Raporu, takdim ettiği afişleri gösterdim. Çok hoşuna gitti. Güldü ve şöyle konuştu:

‘İlk önce sizin bu ziyarette bulunmanız, rapor vermeniz, afişlerinizi takdim etmeniz çok isabetli bir hareket olmuştur. Tebrik ederim. Biz mücadelemizi demokratik yoldan yapacağız. Ancak dikkat etmen lazım. Bu Demirel’i en iyi ben bilirim. Kırk yıldır tanırım. Eskiden TRT bir yarışma vardı. Yarışmacılar kare şeklindeki alanda yürüyor, yeşil yanarsa devam ediyor, kırmızı yanarsa eleniyorlardı. Merhum Turgut Bey (Özal) İmani konularda hep yeşile basmaya dikkat etmiştir. Ancak Süleyman Bey inadına hep kırmızıya basar.’ ”

Odatv.com

Alevilerin Zerban Festivali’ne OHAL yasağı

Her yıl Ağustos ayında Semsûr, Meletî ve Mereş Alevilerinin geleneksel olarak düzenledikleri Zerban İnanç ve Kültür Festivali Adıyaman Valiliği OHAL yasasını gerekçe göstererek bu yıl yasakladığını açıkladı.

Semsûr’un (Adıyaman) Çêlikan (Çelikhan) ilçesine bağlı Bulam (Pınarbaşı) beldesinde her yıl Ağustos ayında düzenlenen geleneksel Zerban İnanç ve Kültür Festivali, Çelikhan Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Kaymakamlığın yasaklama kararına gerekçe olarak Adıyaman Valiliği’nin OHAL kapsamında 25 Ağustos’a kadar tüm eylem ve etkinlikleri yasaklamasını gösterdiği belirtildi. 20 ve 21 Ağustos’ta “Hakikat Arayışı Zerban’la Buluşuyor” adıyla düzenlenecek olan festival için izin almadıklarını belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Şube Başkanı Mahmut Yapıcı, Çelikhan Kaymakamlığı’nın yasaklama kararı üzerine valilik yetkilileriyle görüştüklerini, ancak valiliğinde 25 Ağustos’a kadar hiçbir eylem ve etkinliğe izin verilmeyeceği cevabı verdiğini kaydetti. Festivalin tamamıyla Alevilik kültürü ve inancı temelinde yapılacak etkinliklileri kapsadığına dikkat çeken Yapıcı, yasağa anlam veremediklerini ifade etti.

Bulam merkezde ziyaret olarak adlandırılan ve hem Sünni hem de Alevilerin ortak değeri olarak anılan bölgenin tek kadın düşünürünün yattığı söylenen ziyarette düzenlenen festivale, her yıl Mereş (Maraş), Meletî (Malatya) ve Semsûr Alevilerinin katıldığı belirtildi.

Valiliğin yasak kararını dinlemeyeceklerini belirten bölge Alevileri ise, ne pahasına olursa olsun festivali düzenleyeceklerini kaydetti.

Hukuksal eşitlik, barış ve demokrasinin yanında olmaya davet ediyoruz!

Garip Dede Dergahı yönetim kurlu imzasıyla kamuoyuna yazılı bir açıklama yaparak “herkesi duyarlı olmaya, Alevi örgütlenmelerine ve cem evlerine sahip çıkmaya, tüm halkları farklılıkları ile bir arada olmaya, kalıcı, sürdürülebilir etkili mücadele”ye çağırdı. 

“BASIN VE KAMUOYUNA

17.08.2016 Çarşamba günü saat 21.30 civarında Dergâhımıza yönelik olduğunu düşündüğümüz silahlı bir saldırı gerçekleştirilmiştir.

Dergâhımız; Alevi vatandaşlarımızın inanç ve ibadetlerini yaptığı, cenazelerini kaldırdıkları kutsal bir yer, O gün yine kadın, çocuk, yaşlı, gençlerin yoğun olarak bulunduğu yaşam alanına yönelik henüz nedeni ve faali belli olmayan çirkin bir silahlı saldırı gerçekleştirilmiştir. Olay anında yüzlerce canımız inancına yakışır şekilde sağduyu ve ferasetli davranarak kaos, kargaşaya karşı duyarlı dikkatli ve özenli olmayı başarmıştır.

Bizler günlük yaşamda ayrımcılığa, eşitsizliğe maruz kaldık, kimliğimize duyulan rahatsızlık, inancımıza yönelik her türlü asimilasyon, eşit yurttaşlık taleplerimize yaratılan bahaneler, engeller ve yüzleşmeye duyulan nefret biz Alevileri yaygınlaşan mezhepçi, gerici, Fetöcü kuşatmanın hedefine koymuştur. Bu Gergin sosyolojik fay hattının derinleşmesi ve kırılması için yapılan provokasyonlar Çorum, Maraş, Sivas, Gazi ve Gezi ye benzer katliamların bilincimize enjekte etme gayreti olduğunu düşünüyoruz.

15 Temmuz öncesi 40 yıllık bir FETÖ projesi; ezilen, yok sayılan, işçi, emekçi, köylü halkı hedef alarak emelleri için devşirdi, gasp etti çocukların beyinlerini yıkayarak kendilerine biat ettirdi. Bu robotlar ülkemizin tüm kademesine sızdırılarak, kimliksiz, kişiliksiz, gizlenerek Sünnilerin kendilerini gerçek Sünni, Alevilerin kendilerini gerçek Alevi hissetmesine engel olmuşlardır. Morfinli uyuşmuş bir nesil yetiştirmeyi başaran bu proje farklı inançtaki farklı kimlikteki tüm halkları korku bloğuna hapsetmeyi de başarmıştır.

Ve 15 Temmuz 2016 günü tüm ülke vatandaşları olarak Alevilerde işgale dur demiştir. İşte bu tavır ve birlikteliğe zarar verilebilecek provokasyonlara karşı herkesi duyarlı olmaya, Alevi örgütlenmelerine ve cem evlerine sahip çıkmaya, tüm halkları farklılıkları ile bir arada olmaya, kalıcı, sürdürülebilir etkili mücadele ile hukuksal eşitlik, barış ve demokrasinin yanında olmaya davet ediyoruz.

SAYGILARIMIZLA

GARİP DEDE DERGÂHI
YÖNETİM KURULU

 

Levh-i Kalem “Dergâhlarımız sahipsiz değildir”

Levh-i Kalem Alevi Fikir Topluluğu yazılı bir açıklama yaparak Garip Dede Dergahına yapılan saldırıyı kınadı. Dergahlarımız sahipsiz değildir denilen açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz:

Dergâhlarımız sahipsiz değildir!

15 Temmuz darbe girişimi sonrası, AKP hükümetinin “demokrasi” çağrısı ile başlatılan yürüyüş, eylem ve mitinglerin ardından Türkiye’de zaten kırıntı halinde bulunan demokrasi de süpürülüp atıldı. Türkiye’de darbe dönemlerinde yaşanacak ne varsa, darbenin “milletçe” atlatıldığı bu günlerde yaşanmaktadır.

OHAL ile başlayan KHK ile yönetilen bir ülke olduk.

İşkence görüntülerinin devletin resmi ajansından servis edildiği döneme girdik.

On binlerce kişinin tutuklandığına, görevden alındığına dair uzun listelerin yayınlandığına şahit olduk.

Gazetelerin basılıp, kapatılıp, gazetecilerin tartaklanarak götürüldüğünü gördük.

“Demokrasi Nöbeti” tutanların Alevi mahallerini taciz etmesine şahit olduk. Olmaktayız…

Önceki gün ise Küçükçekmece’de bulunan Alevilerin İstanbul’daki önemli merkezlerinden biri olan Garip Dede Dergâhına “kimliği belirsiz” kişiler tarafından silahlı saldırı düzenlenmiştir.

Daha öncede Garip Dede Dergâhı başkanı Sayın Celal Fırat’a, Gazi Cemevi saldırı altındayken gösterdikleri dayanışma esnasında, polis tarafından ayağına plastik mermi sıkılmak suretiyle saldırı olmuştu.

Alevilerinde sindirilmesi ve susturulmasını hedef alan bu saldırılar, bildik bir merkezden hareketle geliştiği kanaati taşımaktayız. Bu saldırıların sorumlusu Alevilere olan kin ve nefret söylemlerini geliştiren iktidar ve cumhurbaşkanıdır.

Yaşananlar sadece Alevilere ve Kürtlere değil, tüm topluma verilmiş mesajdır. Bu mesajda istenen ise herkesin sessiz kalmasıdır.

Susmayacağız…

Dergâhlarımız bizim varlığımızı tecil eden makamlarımızdır. Sahip çıkmak için canımızın yanmasını beklemeyeceğiz!

Biz, yaratılan korku ikliminin bir parçası olmayacağız.

Birlikte daha güçlü olduğumuzun bilinciyle, Alevilere verilen gözdağına karşı da dergâhlarımıza sahip çıkacağımızın bilinmesi gerekmektedir.

Kamuoyuna duyuyoruz.

Levh-i Kalem
Alevi Fikir Topluluğu

18 Ağustos 2016

Özgür basın susturulamaz

BAKİ DÜZGÜN

AKP iktidarı: emekten, özgürlüklerden, barıştan, gerçek demokrasiden yana olmadığını bir kez daha ispatlamıştır.

Can’lar Yoldaşlar

Her fikrin, her görüşün âdil bir şekilde ifade bulacağı iç ve dış barışı esas alan, çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir yapıyı kapsayan güvenli demokratik ülke, özgür yaşam, adil, eşit yurttaşlıklı bir toplum amacından yana olmadığını maalesef AKP iktidarı bir kez daha ispatlamıştır.

İspatlamanın dışında emekten, özgürlüklerden, barıştan, gerçek demokrasiden yana var olabilecek iyimser yaklaşımları ve buna dair umudu da bitirmektedir. Üstüne üstlük 81 ilde OHAL uygulamasının hayata geçirilmesi ve kanunlara aykırı K.H.K’lerle güçlü bir demokrasinin inşa edileceğine inanmamızı istiyorlar.

MİT ve Genelkurmayın saraya bağlanmasıyla
Sokağa çıkma yasaklarının uygulanmasıyla
Toplantı gösteri ve yürüyüşlerin men edilmesiyle,
Basın, ifade özgürlükleri ve propaganda faaliyetlerinin sınırlandırılması,
Kişi hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması,
Sendikal hak ve özgürlüklerin tasfiyelerini K.H.K kanunsuzluklarıyla meşrulaştırılmıştır.

Can’lar Yoldaşlar

AKP bir Cemaatler koalisyonudur. Bir Cemaati tasfiye ederken “Diğer cemaatler müsterih olsun” diyerek Fetullahçıların yerini diğerlerini dolduracağını açık açık ilan ederlerken adeta cadı avına başlamışlardır. Bu avdan ‘muhalifler’ de nasibini almaktadır.
Bu iktidarın şehitlere saygı, birlik, beraberlik gibi gerekçelerle Yenikapı’da yaptıkları güç gösterisine katılmayı reddetti diye bir ses sanatçısının bütün konserlerini durduruyorlar. Yetmiyor hedef gösterip saldırtıyorlar.
Üniversitelerden “barış bildirileri” imzalamış bilim insanlarını çıkartıyorlar.
Şehir Tiyatroları’ndan “Sendika Üyesi” sanatçıları atıyorlar.
Ve her geçen günde Kamu kuruluşlarında çalışan muhalif isimlerin ‘cadı avı’na kurban edildiği örnekleri artıyor.
Eğitim Sen’li öğretmen, Gezi doktoru, yönetmen tasfiye edilmiştir.
Kürt gazetecileri tutup tutup hapsediyorlar.
Polisin baskın yaptığı Özgür Gündem Gazetesi binasında gazetecilere darp ediyorlar.
İstanbul 8.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından “Terör Örgütü” Propagandası yaptığı iddiasıyla kapatıldı. Özgür Gündem Gazetesini kapatıyorlar.

Daha önce bakanları, başbakan yardımcıları, meclis başkanları, belediye başkanlarıyla “Hoca Efendi, Hoca efendi” diyerek saygıda kusur etmeden devletin her kurumuna taşıyan, yerleştiren ve ortaklık etikleri bir kişi ve cemaati şimdi iblisleştirip gerçek bir bilinçlenmenin yaratılmasını bilinçli bir şekilde engellemek istemektedirler.
Yıllardır gayet planlı, programlı olarak devleti bölüştüler. Son ana kadar dayanışarak olağanüstü güç kazandılar. Kitleleri dinle uyuşturup maddi manevi borçlandırarak biat ettirme formülüyle çalıştılar. Artık tek başına mutlak iktidar olma vakti geldiğinde de doğal olarak çatışma başladı.

Şimdi hepsi “kandırıldık” diyorlar. Peki, biz NİYE KANDIRILMADIK..!

Bir kez daha hatırlatalım ALEVİLİK:
“FETÖ’cü” diye gözaltına alınan sorguda fenalaşıp, hastaneye kaldırılıp, kurtarılamayarak ölen bir öğretmene cenazesi için araba bile verilmeyen cenaze namazını bile kılmayan imamlarınızın bulunduğu bir din’e saygı duyan bir inançtır.
Bu da bilene

Evet, Dostlar Yoldaşlar
BİZ ALEVİLER OLARAK İç ve dış barışı esas alan çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir yapıyı kapsayan demokratik ülke, özgür yaşam, adil, eşit yurttaşlık taleplerimizden vazgeçmeyeceğimizi bildirirken herkesi evrensel insan hakları ve hak hukuka uymayı davet ediyoruz.

Özgür basın susturulamaz…//

17.08.2016

Baki DÜZGÜN
ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
GENEL BAŞKAN’ı

Garip Dede Dergahına silahlı saldırı!

17 Ağusto saat 21.30 civarlarında, Garip Dede Dergahı önünden 6-7 el silahla ateş açılmıştır. Emniyetten yapılan açıklamada 7 tane kuru sıkı olduğu sanılan mermi kovanı, bir tanede patlamamaış gerçek tabanca mermisine rastlandığı kaydedilmiştir.

Dergah adına yapılan açıklamada “Dergahımıza yapılan bu Saldırıyı nefretle kınıyor, faillerin biran önce bulunmasını talep ediyoruz” denmiştir.