Ana Sayfa Blog Sayfa 6274

Alevilerin Zerban Festivali’ne OHAL yasağı

Her yıl Ağustos ayında Semsûr, Meletî ve Mereş Alevilerinin geleneksel olarak düzenledikleri Zerban İnanç ve Kültür Festivali Adıyaman Valiliği OHAL yasasını gerekçe göstererek bu yıl yasakladığını açıkladı.

Semsûr’un (Adıyaman) Çêlikan (Çelikhan) ilçesine bağlı Bulam (Pınarbaşı) beldesinde her yıl Ağustos ayında düzenlenen geleneksel Zerban İnanç ve Kültür Festivali, Çelikhan Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Kaymakamlığın yasaklama kararına gerekçe olarak Adıyaman Valiliği’nin OHAL kapsamında 25 Ağustos’a kadar tüm eylem ve etkinlikleri yasaklamasını gösterdiği belirtildi. 20 ve 21 Ağustos’ta “Hakikat Arayışı Zerban’la Buluşuyor” adıyla düzenlenecek olan festival için izin almadıklarını belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Şube Başkanı Mahmut Yapıcı, Çelikhan Kaymakamlığı’nın yasaklama kararı üzerine valilik yetkilileriyle görüştüklerini, ancak valiliğinde 25 Ağustos’a kadar hiçbir eylem ve etkinliğe izin verilmeyeceği cevabı verdiğini kaydetti. Festivalin tamamıyla Alevilik kültürü ve inancı temelinde yapılacak etkinliklileri kapsadığına dikkat çeken Yapıcı, yasağa anlam veremediklerini ifade etti.

Bulam merkezde ziyaret olarak adlandırılan ve hem Sünni hem de Alevilerin ortak değeri olarak anılan bölgenin tek kadın düşünürünün yattığı söylenen ziyarette düzenlenen festivale, her yıl Mereş (Maraş), Meletî (Malatya) ve Semsûr Alevilerinin katıldığı belirtildi.

Valiliğin yasak kararını dinlemeyeceklerini belirten bölge Alevileri ise, ne pahasına olursa olsun festivali düzenleyeceklerini kaydetti.

Hukuksal eşitlik, barış ve demokrasinin yanında olmaya davet ediyoruz!

Garip Dede Dergahı yönetim kurlu imzasıyla kamuoyuna yazılı bir açıklama yaparak “herkesi duyarlı olmaya, Alevi örgütlenmelerine ve cem evlerine sahip çıkmaya, tüm halkları farklılıkları ile bir arada olmaya, kalıcı, sürdürülebilir etkili mücadele”ye çağırdı. 

“BASIN VE KAMUOYUNA

17.08.2016 Çarşamba günü saat 21.30 civarında Dergâhımıza yönelik olduğunu düşündüğümüz silahlı bir saldırı gerçekleştirilmiştir.

Dergâhımız; Alevi vatandaşlarımızın inanç ve ibadetlerini yaptığı, cenazelerini kaldırdıkları kutsal bir yer, O gün yine kadın, çocuk, yaşlı, gençlerin yoğun olarak bulunduğu yaşam alanına yönelik henüz nedeni ve faali belli olmayan çirkin bir silahlı saldırı gerçekleştirilmiştir. Olay anında yüzlerce canımız inancına yakışır şekilde sağduyu ve ferasetli davranarak kaos, kargaşaya karşı duyarlı dikkatli ve özenli olmayı başarmıştır.

Bizler günlük yaşamda ayrımcılığa, eşitsizliğe maruz kaldık, kimliğimize duyulan rahatsızlık, inancımıza yönelik her türlü asimilasyon, eşit yurttaşlık taleplerimize yaratılan bahaneler, engeller ve yüzleşmeye duyulan nefret biz Alevileri yaygınlaşan mezhepçi, gerici, Fetöcü kuşatmanın hedefine koymuştur. Bu Gergin sosyolojik fay hattının derinleşmesi ve kırılması için yapılan provokasyonlar Çorum, Maraş, Sivas, Gazi ve Gezi ye benzer katliamların bilincimize enjekte etme gayreti olduğunu düşünüyoruz.

15 Temmuz öncesi 40 yıllık bir FETÖ projesi; ezilen, yok sayılan, işçi, emekçi, köylü halkı hedef alarak emelleri için devşirdi, gasp etti çocukların beyinlerini yıkayarak kendilerine biat ettirdi. Bu robotlar ülkemizin tüm kademesine sızdırılarak, kimliksiz, kişiliksiz, gizlenerek Sünnilerin kendilerini gerçek Sünni, Alevilerin kendilerini gerçek Alevi hissetmesine engel olmuşlardır. Morfinli uyuşmuş bir nesil yetiştirmeyi başaran bu proje farklı inançtaki farklı kimlikteki tüm halkları korku bloğuna hapsetmeyi de başarmıştır.

Ve 15 Temmuz 2016 günü tüm ülke vatandaşları olarak Alevilerde işgale dur demiştir. İşte bu tavır ve birlikteliğe zarar verilebilecek provokasyonlara karşı herkesi duyarlı olmaya, Alevi örgütlenmelerine ve cem evlerine sahip çıkmaya, tüm halkları farklılıkları ile bir arada olmaya, kalıcı, sürdürülebilir etkili mücadele ile hukuksal eşitlik, barış ve demokrasinin yanında olmaya davet ediyoruz.

SAYGILARIMIZLA

GARİP DEDE DERGÂHI
YÖNETİM KURULU

 

Levh-i Kalem “Dergâhlarımız sahipsiz değildir”

Levh-i Kalem Alevi Fikir Topluluğu yazılı bir açıklama yaparak Garip Dede Dergahına yapılan saldırıyı kınadı. Dergahlarımız sahipsiz değildir denilen açıklamayı olduğu gibi yayınlıyoruz:

Dergâhlarımız sahipsiz değildir!

15 Temmuz darbe girişimi sonrası, AKP hükümetinin “demokrasi” çağrısı ile başlatılan yürüyüş, eylem ve mitinglerin ardından Türkiye’de zaten kırıntı halinde bulunan demokrasi de süpürülüp atıldı. Türkiye’de darbe dönemlerinde yaşanacak ne varsa, darbenin “milletçe” atlatıldığı bu günlerde yaşanmaktadır.

OHAL ile başlayan KHK ile yönetilen bir ülke olduk.

İşkence görüntülerinin devletin resmi ajansından servis edildiği döneme girdik.

On binlerce kişinin tutuklandığına, görevden alındığına dair uzun listelerin yayınlandığına şahit olduk.

Gazetelerin basılıp, kapatılıp, gazetecilerin tartaklanarak götürüldüğünü gördük.

“Demokrasi Nöbeti” tutanların Alevi mahallerini taciz etmesine şahit olduk. Olmaktayız…

Önceki gün ise Küçükçekmece’de bulunan Alevilerin İstanbul’daki önemli merkezlerinden biri olan Garip Dede Dergâhına “kimliği belirsiz” kişiler tarafından silahlı saldırı düzenlenmiştir.

Daha öncede Garip Dede Dergâhı başkanı Sayın Celal Fırat’a, Gazi Cemevi saldırı altındayken gösterdikleri dayanışma esnasında, polis tarafından ayağına plastik mermi sıkılmak suretiyle saldırı olmuştu.

Alevilerinde sindirilmesi ve susturulmasını hedef alan bu saldırılar, bildik bir merkezden hareketle geliştiği kanaati taşımaktayız. Bu saldırıların sorumlusu Alevilere olan kin ve nefret söylemlerini geliştiren iktidar ve cumhurbaşkanıdır.

Yaşananlar sadece Alevilere ve Kürtlere değil, tüm topluma verilmiş mesajdır. Bu mesajda istenen ise herkesin sessiz kalmasıdır.

Susmayacağız…

Dergâhlarımız bizim varlığımızı tecil eden makamlarımızdır. Sahip çıkmak için canımızın yanmasını beklemeyeceğiz!

Biz, yaratılan korku ikliminin bir parçası olmayacağız.

Birlikte daha güçlü olduğumuzun bilinciyle, Alevilere verilen gözdağına karşı da dergâhlarımıza sahip çıkacağımızın bilinmesi gerekmektedir.

Kamuoyuna duyuyoruz.

Levh-i Kalem
Alevi Fikir Topluluğu

18 Ağustos 2016

Özgür basın susturulamaz

BAKİ DÜZGÜN

AKP iktidarı: emekten, özgürlüklerden, barıştan, gerçek demokrasiden yana olmadığını bir kez daha ispatlamıştır.

Can’lar Yoldaşlar

Her fikrin, her görüşün âdil bir şekilde ifade bulacağı iç ve dış barışı esas alan, çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir yapıyı kapsayan güvenli demokratik ülke, özgür yaşam, adil, eşit yurttaşlıklı bir toplum amacından yana olmadığını maalesef AKP iktidarı bir kez daha ispatlamıştır.

İspatlamanın dışında emekten, özgürlüklerden, barıştan, gerçek demokrasiden yana var olabilecek iyimser yaklaşımları ve buna dair umudu da bitirmektedir. Üstüne üstlük 81 ilde OHAL uygulamasının hayata geçirilmesi ve kanunlara aykırı K.H.K’lerle güçlü bir demokrasinin inşa edileceğine inanmamızı istiyorlar.

MİT ve Genelkurmayın saraya bağlanmasıyla
Sokağa çıkma yasaklarının uygulanmasıyla
Toplantı gösteri ve yürüyüşlerin men edilmesiyle,
Basın, ifade özgürlükleri ve propaganda faaliyetlerinin sınırlandırılması,
Kişi hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması,
Sendikal hak ve özgürlüklerin tasfiyelerini K.H.K kanunsuzluklarıyla meşrulaştırılmıştır.

Can’lar Yoldaşlar

AKP bir Cemaatler koalisyonudur. Bir Cemaati tasfiye ederken “Diğer cemaatler müsterih olsun” diyerek Fetullahçıların yerini diğerlerini dolduracağını açık açık ilan ederlerken adeta cadı avına başlamışlardır. Bu avdan ‘muhalifler’ de nasibini almaktadır.
Bu iktidarın şehitlere saygı, birlik, beraberlik gibi gerekçelerle Yenikapı’da yaptıkları güç gösterisine katılmayı reddetti diye bir ses sanatçısının bütün konserlerini durduruyorlar. Yetmiyor hedef gösterip saldırtıyorlar.
Üniversitelerden “barış bildirileri” imzalamış bilim insanlarını çıkartıyorlar.
Şehir Tiyatroları’ndan “Sendika Üyesi” sanatçıları atıyorlar.
Ve her geçen günde Kamu kuruluşlarında çalışan muhalif isimlerin ‘cadı avı’na kurban edildiği örnekleri artıyor.
Eğitim Sen’li öğretmen, Gezi doktoru, yönetmen tasfiye edilmiştir.
Kürt gazetecileri tutup tutup hapsediyorlar.
Polisin baskın yaptığı Özgür Gündem Gazetesi binasında gazetecilere darp ediyorlar.
İstanbul 8.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından “Terör Örgütü” Propagandası yaptığı iddiasıyla kapatıldı. Özgür Gündem Gazetesini kapatıyorlar.

Daha önce bakanları, başbakan yardımcıları, meclis başkanları, belediye başkanlarıyla “Hoca Efendi, Hoca efendi” diyerek saygıda kusur etmeden devletin her kurumuna taşıyan, yerleştiren ve ortaklık etikleri bir kişi ve cemaati şimdi iblisleştirip gerçek bir bilinçlenmenin yaratılmasını bilinçli bir şekilde engellemek istemektedirler.
Yıllardır gayet planlı, programlı olarak devleti bölüştüler. Son ana kadar dayanışarak olağanüstü güç kazandılar. Kitleleri dinle uyuşturup maddi manevi borçlandırarak biat ettirme formülüyle çalıştılar. Artık tek başına mutlak iktidar olma vakti geldiğinde de doğal olarak çatışma başladı.

Şimdi hepsi “kandırıldık” diyorlar. Peki, biz NİYE KANDIRILMADIK..!

Bir kez daha hatırlatalım ALEVİLİK:
“FETÖ’cü” diye gözaltına alınan sorguda fenalaşıp, hastaneye kaldırılıp, kurtarılamayarak ölen bir öğretmene cenazesi için araba bile verilmeyen cenaze namazını bile kılmayan imamlarınızın bulunduğu bir din’e saygı duyan bir inançtır.
Bu da bilene

Evet, Dostlar Yoldaşlar
BİZ ALEVİLER OLARAK İç ve dış barışı esas alan çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı bir yapıyı kapsayan demokratik ülke, özgür yaşam, adil, eşit yurttaşlık taleplerimizden vazgeçmeyeceğimizi bildirirken herkesi evrensel insan hakları ve hak hukuka uymayı davet ediyoruz.

Özgür basın susturulamaz…//

17.08.2016

Baki DÜZGÜN
ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
GENEL BAŞKAN’ı

Garip Dede Dergahına silahlı saldırı!

17 Ağusto saat 21.30 civarlarında, Garip Dede Dergahı önünden 6-7 el silahla ateş açılmıştır. Emniyetten yapılan açıklamada 7 tane kuru sıkı olduğu sanılan mermi kovanı, bir tanede patlamamaış gerçek tabanca mermisine rastlandığı kaydedilmiştir.

Dergah adına yapılan açıklamada “Dergahımıza yapılan bu Saldırıyı nefretle kınıyor, faillerin biran önce bulunmasını talep ediyoruz” denmiştir.

AABK “Darbecilerin ilk hedefi her zaman özgür basını susturmak olmuştur”

Alevi Birlikleri Konfederasyonu yazılı bir açıkla yaparak Özgür Gündem gazetesinin kapatılmasını protesto etti. O açıklama;

Darbecilerin ilk hedefi her zaman özgür basını susturmak olmuştur…

15 Temmuz 2016 tarihinden bu yana yaşadığımız süreçle ilgili henüz birçok soru cevaplanmamışken, özgür Gündem Gazetesi ile verilen kapatma kararını ‘Sivil Darbe’nin bir yansıması olarak görmekteyiz.

Uluslararası anlaşmalarla güvence altına alınmış olan “basın özgürlüğü- AKP Hükümeti’nin keyfi uygulamalarıyla ayaklar altına alınmıştır. Hiçbir suça bulaşmamış ve kamuoyuna karşı sorumluluğu gereği gazetecilik görevini ifa eden basın emekçilerinin yaka paça gözaltına alınmalarını kabullenmemiz mümkün değildir.

Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin, “sözde” Darbe Girişimi arkasına sığınarak, ülkedeki toplumsal muhalefeti sindirmeye çalışmalarının farkındayız. Ülkemizde daha önce örneklerini yaşadığımız darbe dönemlerinde olduğu gibi darbecilerin ilk hedefinin özgür basını susturmak olduğunu da biliyoruz. Ve yine söz konusu deneyimlerden elde ettiğimiz bir gerçek var ki, bu baskılar egemenlerin saklamaya çalıştıkları gerçeklerin kamuoyuyla buluşmasına asla engel olamayacaktır.

Özgür Gündem Gazetesi’nin kapatılması kararı karşısında tavrımız: basın emekçilerinin yanında olmaktır. Gözaltına alınan gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını ve özgür Gündem Gazetesi ile ilgili alınan kapatma kararının kaldırılmasını talep ediyoruz. Yenikapı’da demokrasi nöbetine koşan muhalefet partilerini de, bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz…

Özgür basın susturulamaz. Halkın haber alma özgürlüğü kısıtlanamaz…

AVRUPA ALEVI BIRLIKLERI KONFEDERASYONU

FEDA “Tüm Halkları, inançları Özgür Gündem ile dayanışmaya direnişe, çağırıyoruz”

Demokratik Alevi Federasyonu yazılı bir açıklama yaparak Özgür Gündem gazetesine yönelik devlet baskısını kınayarak, “Tüm Halkları, inançları Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmaya direnişe, çağırıyoruz” dedi. İşte FEDA’nın açıklaması…

FEDA AÇIKLAMASIDIR..!

Demokratik Alevi Federasyonu FEDA İnançlar topluluğu olarak Tüm ezilen inanç ve halkları, farklılıkları, demokrasi güçlerini, Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmaya çağırıyoruz,

Türkiye ve Kürdistan halkları, özgür basınıyla, demokratik, muhalefetiyle, kadim inançlarıyla, birbir Erdoğan ve Emevi Sarayının darbeleri ve tehditleriyle karşı karşıyadır.Gülen Darbesi adı altında, kendi faşizan ve hegomanyasını kaılıcılaştırmak için, kendisine muhalif olan tüm demokratik güçleri ya susturmak, ya zindanlara atmak, yada, teslim ve suskunluğa itip kendi sucuna ortak etmek istemektedir..

En son Özgür Gündem gazetesine dönük yapılan bu hukuk dışı baskın ve sldırıda ortaya çıktıki, bu saldırgan ve ırkçı ruh halinin geldiği aşamayıda ortaya çıkardı..Kürt basına dönük bu baskının arka planında yatan, özgür kürte düşmanlığını bir kez daha netleşmiş oldu. Emevi sarayının halklara, inançlara, demokrasi güçlerine karşı sürekli sardırı ve kirli planlarını deşifre eden, sürekli teşhir eden Özgür Gündem gazetesini hedef alınarak kapatılmak istendi.

Türk basın tarihinin en karanlık en kirli özel savaş dönemi Emevi sarayının dönemi olan Erdoğan dönemidir.Türkiye basın tarihinde en ahlaksız,dönemine girmiştir. Kendi kalemini satılığa hatta ihanet edecek bir yazarlar ve düşkünler cephesi oluştu Sarayın etrafında. Bunların sarayın yeni özel savaş kalemşörleridir. Kalemlerinde özgür basın ahlakı dışında, en çirkin, en lanetli, “ kan damlamaktadır” her gün “ Demokrasiden, özgürlükten,insan haklarıdan, özgür basından” söz ede ede dillerinde, zehir kalmadı..

Bir kez daha ortaya çıkmış olduki, türkiyede özgür basın ahlakının olmadığı gibi, özgür basın karşıtları ve düşkünleri ve kalemine ihanet edecek, bir avuç işbirlikçi tayfadan başka.Özgür Gündem gazetesi, onurun, ahlakın, direngenliğin ak yüzlü gazeteciliğini hem yapmış hemde bunun bedelini ödeyerek bu günlere gelmiş bir gazetedir. Bu geleneğin ölçüsü ve ahlaki ilkesi, Doğrulardan asla taviz verme, ilke ve amacıyla yola çıkmış bir gazetedir.Ne kendi gazetecilik ilkelerinden nede kendi özgür demokratik, onurlu doğrularından asla taviz vermeyecek onuruna ve ahlakına sahiplik etmiştir.Gerceklerin doğruların,onurlu halkların inançların, özgür muhalif cephenin sesi dili, kulağı,Özgür gündem gazetesi olmuştur. FEDA inançlar toplulukları olarak,Tüm Halkları, inançları Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmaya direnişe, çağırıyoruz.

 

17 Ağustos 1938’de toplu olarak katledilenler anıldı

17 Ağustos 1938’de Pülümür’de toplu bir şekilde kurşuna dizilerek katledilen 16 kişi, aileleri tarafından toplu olarak gömüldükleri yerde anıldı. Anmada mumlar yakılarak gülbanglar okundu. Pir Hasan Ali İçlek’in okuduğu dualar eşliğinde lokmalar dağıtıldı. Katliamın sorumlularının bulunması için girişimlerin devam edeceğine vurguda bulunuldu.

Ne kadar iş, o kadar “dedelik”…

MESUT ÖZCAN

Dersim’de devlet destekli Alevi dedeleri ile toplumsal destek bulan Alevi pirleri arasında başlayan rekabet, Cumhurbaşkanı R. Tayip Erdoğan ile Başbakana kadar uzanan  bir dizi ihbar mektuplarına kadar uzandı. “Rekabet” diyorum, çünkü inanç alanından çıkmış bulunmakta yaşananlar. Siyasal bir dizi eyleme dönüşmüş vaziyette… İnancın, siyasal bir takım kaygılar için nasıl kullanıldığını göreceksiniz aşağıdaki belgede. Dahası, inancının hiçbir yerinde en ufak bir çıkar kırıntısı bulunmayan Aleviliğin, nasıl kişisel çıkar için kullanıldığını da göreceksiniz.

Ali Ekber Yurt, Sarı Saltık ocağından. Tunceli Cemevi’nin başkanı. Hani, devlet büyüklerimizin Dersim’e giderken, uluorta gidip ziyaret ettikleri, bu başkanın da uluorta semah törenleri düzenlediği, ceme katılanlarca ya da katılanlara sorgu ve sualin yapılmadığı, yaptırılmadığı Cemevi var ya, işte onun başkanı. Oysa biliriz ki, her kim gelirse gelsin, bulunursa bulunsun bir cem töreninde, kimse cemi yöneten Pir, topluluğa dönerek her kesin birbirinden razı olup olmadığını, küs olup olmadığını, her kesin barışık olup olmadığını sorar… Ve öncelikle de kendisine bu cemi yönetmek için yetki ister… Benden razı mısınız, diye sorar… Peki ne oldu da, ben niye yazıyorum bunları?

Her şeyden önce şunu söyleyeyim: Bu davranış, bütün Sarı Saltık ocağını bağlamaz, bağlamamalı. Bu ocak, Dersim’in önemli ocaklarından biridir. Sorun, ocağın şimdi kendini tek temsilcisi olarak gören bir kişinin davranışıdır, yazdıkları, tutunduğu durumdur.

İşte bu cemevinin başkanı, başka bir ocağın (Ağuçan Ocağı’nın) pirlerinden birini, bir takım çıkarlarından dolayı, Başbakana şikayet ediyor.  Üstelik bu şikayet edilen pirimizin bir kusuru da yok. Ali Ekber Yurt’un asıl sorunu, metinden anladığımız kadarıyla bu Ağuçanlı pirimizin oğlu ile… Ama o hazını alamıyor, oğlundan giriyor, babasından çıkıyor…Kendisi de zaten babası Ahmet Yurt’tan söz ediyor Başbakana.. Sözkonusu Ağuçan ocağının piri Hasan Genç (Mistik Dede). Dersim’deki inanç önderlerimizden biri…

İyisi mi, ben anlatmayayım. Şimdi siz mektubu okuyun…

Sarısaltuk Ocağı’ndan Ahmet Yurt’un oğlu olan Tunceli Cemevi Başkanı olan Ali Ekber Yurt, bir akrabasının işe yerleştirilmemesi üzerine, sorumlu olarak Ağuçan Ocağı dedesi Hasan Genç (Mistik Dede)’nin oğlunu göstererek Başbakanlığa bir ihbar mektubu gönderdi.

07.04.2016 günlü ve 421883 başvuru sayılı mektup, internet yolu ile gönderilmiş. “Dilekçe Hakkı / İstek” olarak gönderilen metinde şu ifadeler kullanılmış:

“Şahsım Tunceli Cemevi başkanı ve dedesiyim. Bu sıfatla Sayın Cumhurbaşkanımız R. Tayip Erdoğan’ın 2 kez, Sayın Başbakanımızın 1 kez davetlisi olarak programlarına katıldım. Sayın Ahmet Davutoğlu başbakanımızı ve sayın Abdullah Gül’ü cemevimizde ağırlama şerefine nail olmuş biriyim. Devletime ve hükümetime sadakatle bağlılığım, Alevi çalıştaylarına ve Alevilik ile ilgili tüm toplantılara katıldım hemen hemen. Tunceli gibi terörün fazla olduğu bu ilde devlete olan bu sadakatim beni hep o illegal şer yapılara hedef etmiştir. Tek dayanağım önce Allah sonra devletimizdir. Ancak Tunceli’de tüm bu yönlerimize rağmen uğradığımız haksızlıklar ve adaletsizlikler beni bu yazıyı yazmaya mecburi kıldı. Sayın Başbakanım suçumuz ne bilmiyorum. Her vatandaş gibi ekmeğimizin kavgası içindeyiz. Ancak hiçbir şer yapının içinde yer almamamıza rağmen hep haksızlıklara maruz kalıyoruz. Bizler Sarı Saltuk gibi Anadolu’yu ve Balkanları İslamlaştıran ve Türkleştiren bir soyun evladı olarak hala o ceddimizin misyonunu sürdürme çabası içindeyiz. Bu mu acaba kusurumuz.”

Gönderilen metinde bu ifadelerden sonra, “konuya gireyim artık” diye başlayan ve devam eden metinde şu ifadelere yer verilmiş:

“Sayın Başbakanım. Tunceli ili Hozat ilçesi SYDV eleman alıyor. Yeğenim Nazlı ATAŞ başvuruyor. Puan olarak  mülakata giriyor. Gerekli yerlerle görüşüyoruz. Bizi biliyor tanıyorsunuz. Bu yeğenimizin hakkını yemeğin. Biz torpil istemiyoruz haşa. Sadece bilinen bir aile bu ailenin çocuğuna haksızlık etmeyin diyoruz. Mülakat oluyor kız 3. sıradaki başka birini almaları neticesinde eleniyor. Yeğenime soruyorum. Soruların sarıları mı bilmedin. Yok dayı diyor. Beş soruya da cevap verdim. Üstelik kazanan çocuk sınav çıkışı iki soruya cevap veremedim, demiş. Sorup soruşturuyorum. Ne imiş güya eniştemiz oradaki ilçe başkanına hakaret etmiş. Eniştem Kuran-ı Kerim getirin el basayım ki yok öyle bir şey diyor. Kaldı ki Hozat ilçe başkanının babası HDP PKK’nın tüm programlarına dede olarak katılıp Sayın Cumhurbaşkanımıza, Devletimize ve Hükümetimize katil mi, faşist mi her türlü hakaretleri ediyor ve bizleri de kendi deyimi ile AKP’li faşist devlet yanlısı gibi söylemlerle  sürekli örgütlere hedef gösteriyor. Araştırıp sordurabilirsiniz. Tavlacı Mustafa GENÇ dede. Sayın başbakanım bu ilk de değil üstelik. Bundan iki ay evvel de yine eşim Adalet Bakanlığı Hozat Yazı İşleri Müdürlüğünü 1. ile kazandı ama elendi. Taktiri sizlere bırakıyorum.  Yukarıda da bahsettim. Sarı Saltık neslinden gelen ve Alevi Camiasında Hozatlı Ahmet YURT dede olarak tanınan ve o zatın dergahında yetişip pişen biri olarak ve sizlerle Çankaya Köşkünde bizzat kahvaltılı toplantıda ve Tunceli Cemevinde görüşme şerefine nail olan biri olarak bu haksızlıkları sizlere iletmeyi bir görev biliyorum. Tunceli de kapsında onlarca tehdite rağmen Türk bayrağını indirmeyen ve canla başla teröre karşı devletinin ve hükümetinin yanında yer alan bir aile mensupları olarak biz bunları hak ediyor muyuz? Hak etmediğimizi düşünüyor ve kahroluyorum. Tekrar ediyorum. Biz torpil istemiyoruz. Sadece hakkımıza riayet edilsin hakkımız gasp edilmesin. Ayrıca daha önce cemevimizin sıkıntıları ile ilgili bazı isteklerim olmuştu. Valilik ile görüşüldü diye biliyorum. Ama hiçbir gelişme olmadı. Bu konuda da desteklerinizi bekliyorum. Sayın başbakanım siz silahlı terörüstlerden bu toprakları temizleyin lütfen bize de destek sunup bizlerde gönülleri kalpleri beyinleri o şer duygulardan temizleyelim. O beyinlere Yunusun sevgisini, Mevlana hoşgörüsünü yerleştirelim. Eline silah değil bağlama verelim bu gençlerin. Kötü slogan değil deyiş ve türkü söyletelim dillerinde. Saygı ve şükranlarımı sunuyorum.  Sizleri de Tunceli cemevimizde tekrar görmeyi istiyoruz. Özellikle de Muharrem ayının 10. gün bizleri onurlandırırsınız inşallah.”

Gönderilen bu dilekçenin başında adres olarak “Tunceli Cemevi, Tunceli” diye bir ibare var.

Bu tür mektupların ilk değil, onu söyleyeyim. Başka ihbar sayılabilecek mektupların da olduğunu da biliyoruz. Bazı belgeler elimizde mevcut da, şimdilik yukarıdaki ile yetinelim istedim.

Alevi inancında resmi makamlara şikayetlerin, davaların olmadığı dönemden ne yazık ki içinde bulunduğumuz bu duruma geldik. Oysa Aleviler, kendi sorunlarını, toplumsal sorunlarını kendi aralarında dedeleri, pirleri, rayberleri ile çözerlerdi. En büyük makam onlardı. Cemlerinde Pirler, Rayberler, Ocak mensupları “Küs olan var mı?”, “sorunu olan var mı” diye sorarlar, sonra ceme başlarlardı. Varsa bir sorun, mutlaka halledilir, gereği yapılır öyle başlanırdı bu kutsal toplantıya… Çünkü burası, bütün bireysel ve toplumsal sorunların çözüm yeri idi aynı zamanda. Toplumsal barış böyle sağlanıyordu.

Bir Ocak mensubunun başka bir Ocak mensubunu hele de ihbar ederek şikayet etmesi, hem de bir makama şikayet etmesi, siyasi bir merciiye şikayet etmesi Alevi inancında bugüne değin karşılaşılamayan bir örnek. Zaten Alevilikte de yeri olmayan bir örnek. Kendilerini Dede olarak adlandıran bazı Alevi ocağı mensuplarının Alevi inancını kendi kişisel çıkarları için kullandığını, devlette yer alabilmek için inancı bir araç olarak gördüklerini  en açık biçimde bu metinden görüyoruz. Üstelik bunu yapan kişinin de, ne yazık ki Tunceli Cemevi Başkanı sıfatını taşıdığını görüyoruz.  Yani başkanı olduğu o cemevi ki onlarca insanın dualarla geldiği, cenazelerine son görevlerini ifa ettiği bir mekanın başkanı.

Bir şey daha: Tunceli Cemevi, hemen Golê Xızır’ın (Golê Çetu da denir) yanıbaşında, oraya bakar. Hızır burada görüldüğü için, sema döndüğü için Mılu ocağının atalarından Dewres Mılız ile, oraya bu ad verilmiş. Yani orada gelenler Hızır’ın, Dewres Mılız’ın huzuruna çıkarlar ayrıca… Onlar orada birbirlerine ikrar vererek musahip olmuşlardır, anlatılan rivayet böyle…

Dersim’in bu kutsal inanç merkezinin hemen yanıbaşına kurulmuş olan Cemevi’nin başkanının –ki Ali Ekber Dede denir kendisine. O da kendini böyle tanımlar-  davranışlarına, yaptıklarına, yazdıklarına bakınca yazacak bir şey bulamıyoruz ne yazık ki…

Oysa ki, daha 10/15 gün önce, Cemevi’nde birlik yemeği verilmişti. Resmi makamların temsilcileri ile birlikte CHP’li bir milletvekilimiz de katılmıştı bu birlik yemeğine, değil mi? Tunceli üniversitesinin rektörü  Ubeyde İpek, onun üniversitesinden daha başkaları falan… Ne de güzel konuşmuşlardı milletvekilimiz ile cemevi başkanımız; birlikten, beraberlikten dem vurmuşlardı… Uğursuz Darbe girişimini kınamışlardı da, bir süre sonra Ubeyde İpek’in üniversitesinden bir doçent, hem de bağıra çağıra öteden beri kendisinin Marksist olduğunu söyleyen bir doçent önce açığa alınmış, sonra bir geceliğine gözaltına alınmıştı…  Bilim yuvasından ezan sesi yükselmekte Alevi köylerine ve mezralarına… Birlik yemeğine katılan milletvekilimiz ile cemevi başkanımızdan, yani “Alevi Dede”mizden de ses çıkmamıştı, çıkmadı, ne güzel…

Ne diyeyim size: Allah birlik ve beraberliğinizi daim etsin mi, desem, ne desem…

İşte Dersim’de Alevilerin de geldiği nokta bu günümüzde… Bakalım sözkonusu mektubu yazan kişiye Alevilerin, Alevi inanç önderlerinin tepkisi olacak mı, olmayacak mı? Ya da ne olacak?  Her şeyden önce bağlı olduğu ocak, Dersim’in sayılı ocaklarından Sarı Saltık Ocağı ne diyecek bu mektupta yazılanlara ve gösterilen davranışa…

Ey Aleviler, razı mısınız bu duruma… Dargın olan, barışık olmayan var mı? Diye sorulacak mı?

Dahası, Cemevi başkanı, başkanlığını yürütecek mi, sazını çalacak mı, alevi ahlakından, alevi töresinden, kültüründen söz edebilecek mi?

ozgurdersim.com

Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan Özgür Gündeme destek

Özgür Gündem hakkında kapatılma kararı verilmesi sonrası yapılan baskınlarla çalışanların işkence edilerek gözaltına alınmasına ilişkin gelen tepkilere Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan (ABF) da tepki geldi. Federasyon tarafından yapılan yazılı açıklamada, “OHAL ilanıyla birlikte var olan hak ve özgürlüklerin yok edileceğini ifade ederek OHAL yasasına karşı çıkmıştık. Şimdi görüyoruz ki; darbe girişimini bahane ederek diğer muhalif güçleri de tasfiyeye yöneldiler. Askeri darbeye karşı olduğumuz gibi sivil darbeye ülkenin OHAL’la yönetilmesine âmâsız, niçinsiz karşıyız” denildi.

Gazetemiz ile dayanışma mesajının verildiği açıklamanın devamında “Zulme boyun eğmeyeceğiz. Özgür Gündem’in kapatılmasını şiddetle kınıyoruz” vurgusunda bulunuldu.